2026. Kasım 4.
Türkinfo Blog Oldal 14

Budapeşte Orban rejiminin sonunu şenlikle kutluyor

9 Mayıs Avrupa Birliği tarafından resmen ilan edilen Birlik ve Barış günü. Avrupa’nın Hitler Faşizminin neden olduğu büyük savaştan ve felaketten kurtulduğu günün yıldönümü.

9 Mayıs şimdi ilginç bir şekilde Macaristan’da Viktor Orban hükümetinin seçimlerle iktidarı kaybettiği ve muhalefetin lideri Peter Magyar’ın, “FİDESZ iktidarını değil, Orban rejimini bitiriyoruz”  sloganıyla yeni hükümeti kurduğu gün olarak anılacak.

Ülke yüzünü Avrupa’ya ve temel hak ve özgürlüklere dönüyor

Seçimlerden sonra Viktor Orban’ın katılmadığı 9 Mayıs Cumartesi gün gerçekleşen yeni parlamentonun ilk oturumunun, cumhurbaşkanının çoğunluk lideri olarak Peter Magyar’a görev vermesinin, hükümetin açıklanmasının ve törenlerin büyük bir özenle hazırlandığı anlaşılıyor. Her adım bir mesaj, her ayrıntı toplumsal anlamda verilen bir güvence içeriyor.

Macar parlamentosunda yeni hükümetin and içme töreninde Macar Ulusal marşını, Transilvanya etnik Macarlarının ulusal marşı takip ediyor. Bu milli değerleri tekeline almaya çalışan Orban’a net bir yanıt. Yeni hükümet komşu ülkelerde yaşayan ve etnik azınlık oluşturan Macarların haklarını korumaya devam edecek.

Ardından Avrupa Birliği marşı geliyor. Orban hükümetinin Budapeşte ve Brüksel arasında yarattığı gerginlikten sonra Avrupa Birliği marşı ve Parlamento gönderine AB bayrağının tekrar çekilecek olması da çok önemli bir mesaj: tartışmasız Avrupalıyız, demek istiyor yeni hükümet.

Ve törenlerdeki son mesaj da, Macaristan’da hep el altta kalan, kısıtlamalardan ve kemer sıkmalardan hep en önce payına düşeni alan Çingenelere yönelik: Bu etnik azınlığın ulusal sembolü olarak bilinen bir türkü de törenlerde okunuyor! Bununla “yeni dönemde sizin de özel bir yeriniz olacak” deniyor.

Viktor Orban ne yapacak?

Seçimlerin ardından birkaç gün ortada görünmeyen Fidesz liderinin ülkeden kaçacağı, kızının ve birkaç yıl içinde ülkenin en zenginlerinden biri haline gelen damadının seçimlerden önce taşındığı Amerika Birleşik Devletleri’ne yerleşeceği dedikoduları almış yürümüştü.

Ancak Orban’a yakın çevreler, ülkede son on altı yılın kaderini tartışmasız bir şekilde belirleyen FIDESZ’in popülist ve otoriter liderinin ABD yolculuğu planlarını yalanlamamakla birlikte, Orban’ın sadece bir süreliğine, dünya kupası maçlarını izlemek için Amerika’da olacağını açıklamışlardı.

Bunun ardından ise Orban’ın parlamentoya girmeyeceği, ancak partisinin yeniden örgütlenmesi sürecine sahada destek vereceği haberleri gelmişti.

Orban’ın geri çekilmesi FİDESZ çevresinde de endişe yaratmadı değil. Çünkü küçük bir parlamenter grupla meclise girecek olan Fidesz üzerinde, ortaya çıkacak yolsuzluk dosyaları nedeniyle büyük bir baskı oluşacağı kesin.

Seçim yenilgisinden hala kalıcı dersler çıkaramayan FİDESZ yöneticilerinin şaşkınlığı, seçmenler arasında da etkisini göstermişe benziyor: seçimden iki hafta sonra yapılan anketlerde bu partiye verilen desteğin % 21’lere indiği ortaya çıktı.

Daha da önemlisi, yine anketlere göre halkın % 64’ü Viktor Orban’ın yargı önünde hesap vermesinin doğru olacağını düşünüyor.

Bu iki veri, seçimlerde “hesap soracağız!” vaadini her fırsatta dile getirerek seçmenden destek isteyen ve alan Peter Magyar’ın icraatlarında da kararlı bir şekilde bu vaadinin arkasında durabileceğini gösteriyor.

Yani önümüzdeki dönemde Orban’ı, FİDESZ yöneticilerini ve Oligarkları zorlu günler bekliyor.

Devletin kilit noktalarını tutan Bürokratlar ne yapacak?

Bilindiği gibi Peter Magyar, seçim zaferinin ardından cumhurbaşkanı da dahil olmak üzere devletin kilit noktalarındaki bürokratlara 31 Mayıs tarihine kadar istifa etmeleri çağrısında bulunmuştu.  Eğer görevlerini bırakmayacak olurlarsa, gerekirse anayasayı da değiştirerek azledileceklerini açıklamıştı.

Gelinen noktada, FİDESZ’in son yıllardaki özel operasyonlarıyla devletin kilit noktalarına, hem de sekiz on yıllığına beton gibi çakılan FİDESZ’e yakın bu kadroların görevlerini bırakmayacakları anlaşılıyor.

Ülkede yıllardır tozlu raflarda bekletilen yolsuzluk dosyalarının hemen işleme konulması, Avrupa Birliği ile olan anlaşmazlık konularında yeni hükümetin işine gelecek adımların atılması, devletin bu kilit noktalarındaki bürokratların liyakat ilkesini hatırladıklarını ve Peter Magyar’a ve onun hükümet politikasına sadık kalacakları mesajlarını verdiklerini hissettiriyor.

Ancak Peter Magyar’ın bununla yetinmeyeceği açık! Hızla yeni hükümetin yeni politikasına uyum yapacakları mesajı veren Orban döneminin en üst düzey bürokratlarına güvenmediğini ve görevlerinden azledileceğini açıkça söylüyor.

Oligarklar panik içinde

Araştırmacılara göre Orban rejiminin bu kadar hızlı bir şekilde çökmesinin gerisinde devlet kaynaklarının çok da gizli kapaklı olmasına özen gösterilmeden yandaşlara dağıtılması yatıyordu.

On altı yıllık iktidar döneminde giderek daha cüretkâr bir hal alan ve de “ulusal girişimciler yaratıyoruz” sloganıyla yasallaştırılmaya çalışılan bu süreç, milli servetin çok önemli bir kısmının eş, dost, akraba, yandaştan oluşan çok küçük bir azınlığın elinde toplanmasına neden olmuştu.

İşte oligark adı verilen, ve sadece Macaristan ölçülerinde değil, Avrupa düzeyinde de en zenginlerle yarışan bu zümre şimdi bir panik yaşıyor.

Orban hükümetin propaganda işlerini yürüten şirketler grubunun son on yıl içinde Euro üzerinden milyarder olan sahibi geçtiğimiz günlerde muhalif bir kanalda gözyaşları içinde kameraların karşısına çıktı.

Kırklı yaşlarındaki Gyula Balasy ülkeyi terk etmek istemediğini, şirketlerini ve servetinin bir kısmını da devlete bağışladığını, elindeki noter belgesini sallayarak ilan etti.

Ancak oligarkın gözyaşları kimseyi ikna etmedi. Kendi cephesinden çok eleştiri alırken, muhalefet kampı ise, dile getirilen pişmanlık için geç kalındığını söylüyordu.

Yine Forbes listelerine göre ülkenin en zenginleri arasında ilk ona giren ve tam seçimler öncesinde muhalif TISZA partisini destekleyen açıklamalarıyla Orban taraftarları arasında şaşkınlık yaratan György Waberer’e karşı Magyar’ın takındığı tavır da oligarkları endişeye sevk ediyor.

Waberer bir soru üzerine seçimden bir yıl önce TİSZA partisini maddi olarak da desteklediğini açıklamıştı. Bunun üzerine Peter Magyar da, bağış kayıtlarını incelediğini, gerçekten de Waberer’in partisine bağış yaptığını, ancak bunun seçimlerden bir yıl önce değil, dört gün önce gerçekleştiğini ve bu yardımın kendisine iade edileceğini söyledi. Peter Magyar “biz halkın partisiyiz, oligarklarla anılmak istemiyoruz” dedi   

Macaristan Orta ve Doğu Avrupa’daki fabrika ayarlarına dönüyor

Yeni hükümet ülke içinde yurttaşların temel hak ve özgürlüklerini garanti altına alan hukuk devleti kurumlarını tekrar yapılandırmayı hedefliyor. Uluslararası öncelikler arasında ise Avrupa Birliği ile olan dostane ilişkileri ve Batı ülkeleri ile olan kader birliğini kırmızı çizgi olarak ilan etmek var.

Bunun bir gereği olarak da Peter Magyar daha resmen başbakan olarak göreve başlamadan Brüksel’i ziyaret etti ve yetkililerle görüştü. Bu görüşmelerden çıkan sonuç, Macaristan’ın hakkı olan, ancak Orban dönemindeki bazı uygulamalar nedeniyle kesilen fon ve yardımların hepsini değilse de önemli br kısmını geri alabileceği yolunda. Çünkü Avrupa Birliği Macaristan’daki yeni rejimin güçlenmesi için elinden gelen yapacak.

Viktor Orban AB yönetimi ile olan ilişkisini anlatırken bir benzetme yapmış kendisini “Brüksel’in tekerlerine çomak sokan siyasetçi” olarak tanımlamıştı. Brüksel elbette onu uzaklaştıran Peter Magyar’dan memnun.

Ama Peter Magyar’ın Brüksel’in her dileğine onay verip baş sallayan bir lider olmayacağı da açık. Magyar, Ukrayna’nın hızlandırılmış AB üyeliği için görüşmelere açık olacağını, ancak Macaristan’ının onayının alınabilmesi için Kiev’in Ukrayna’da yaşayan Macarlar için çok önemli reformlar gündeme getirmesinin gerekli olacağını söyledi. Bu ise Budapeşte’deki yeni yönetimin de ancak önemli müzakerelerden sonra Ukrayna’ya onay verebileceğini ortaya koyuyor.

Tarık Demirkan – Türkinfo

DOĞU AVRUPA’YA BAKMAK-3

Macaristan’ın doğusunda 3 ülke Romanya, Moldova ve Bulgaristan konumlanıyor. Polonya kuzeyine düşüyor.

Bu ülkeler, Moldova hariç, AB ve NATO üyesi. Hepsinde istikrarlı bir büyüme ve iktisadi bir canlılık var.    

Ama seçimlerde hepsi bir ‘’sıkıntı’’ yaşıyor.

Kendisini ‘’halkın sesi’’ olarak kabul eden bir kişi, tüm demokratik değerleri ayaklar alarak Batı dünyasına  meydan okuyor.

Bu ‘’neden’’ böyle?

Öncelikle ‘’nasıl’’ sorusunu sormak daha anlamlı…

Bütün bu ülkeler bir ‘’sosyalist tatbikat’’ yaşadı,bilerek ‘’ sosyalizm’’ demiyorum.

Kitaba uygun bir merkezi planlama,tüm işletmelerin  kamu mülkiyetine geçmesi, tarımı saymaz isek içinde ‘’ özel’’ sözcüğünün  geçtiği her olgunun yasaklanması.      

Bu uygulama kuşkusuz ‘’yeknesak’’ değildi. Bulgaristan gibi saatleri ayarlama konusunu bile Moskova’ya soran yönetim anlayışıyla, Romanya gibi Moskova’ya çok mesafeli duruş gösteren örnekler yaşandı.

Ama bir ‘’ortak payda’’ kesindi: Piyasa denilen olgu, merkezden parti yönetimiyle güdülüyordu. Fiyatlar sistemi ‘’gölge’’ olarak oluşmuştu.

Eğitim öyle şekillenmişti ki ‘’kimin nasıl düşüneceği ‘’ konusu parti yönetiminin  kararıyla oldu.

Bunun sonucu ‘’demokratik kurumlar’’ oluşmadı. Tek kurum, KP örgütü ve üretilen değerin bölüşümüne karar veren bir ‘’aparatçik’’ (besleme partililer) sınıfıydı.

Sonra 1989’daki ‘’sel’’ hepsinde baraj kapaklarını patlattı, her şey yeniden başladı. Bu ‘’sel’’ in ‘’kendiliğinci’’ bir hareket değildi.Bulgaristan   ve Moldova dışındaki 3 ülkenin insanı  ‘’sokakta’’,  rejimlerin devrilmesinde rol oynadı.

Sonrasında varsayıldı ki, ortada bir ‘’dikotomi’’ hali vardır, ‘’merkez’’in karşıtı ‘’piyasa’’ dır. Nişanyan Sözlüğü ‘’dikotomi’’ için ’’ikiye bölme’’ olarak veriyor, bunlar birbirini dışlayan iki seçenektir.

Her şey ‘’piyasa’’ manivelasına bağlandı. Gölge fiyatlar bir anda ‘’ gerçek fiyata’’ dönüşüverdi. Freiburg Okulu olarak anılan Ordo Liberallerin ‘’piyasa özgürlüğü, sosyal eşitlik gerektirir’’ tesbiti unutuldu.

‘’Unutturuldu’’ demek daha doğru olacak…

Zira, batılı daha doğrusu Anglo-Sakson düşünceye egemen olan ‘’pragmatizm’’ piyasayı ve fiyatların varlığını ‘’yeterli’’ olarak kabul etti.

Başta Merkez Bankası gibi gerekli olan kurumlar ‘’şeklen’’ var edildi. Kamusal mülkiyetin yeni sahipleri ya ‘’besleme aparatçikler’’ ya da yabancı sermaye oldu. Yoğun  bir ‘’ işten çıkarma ‘’ uygulandı.

Bu ‘’demokrasi anarşisi’’ döneminde, önce Polonya, Macaristan, sonra da  Romanya, Bulgaristan AB üyesi yapıldı. AB siyasetinin fiili lideri Bayan Merkel’in Bulgaristan ve Romanya için ‘’ Onlar bizim arka bahçemiz, üyeliklerine mecburuz ‘’ sözleri akıldadır.

Bu 35 yıl boyunca kendisini ‘’ortada kalmış’’ hisseden  halkın ‘’deli fişek’’  gibi  ne idüğü belirsizlere oy vermesine hiç şaşırmamak gerek…

Bir Bulgaristan bu yolda 5 yıl boyunca 8 seçim yaptı. Nisan’da  %45 oy alan Radev’in temel sloganı ’’rüşvet+çıkar karşıtlığı’’üstüne kuruluydu. Ağır da olsa yol alınıyordu… 

‘’Demokrasi Takvimi’’ işliyor: Macaristan’da çeteci zenginlerin ülkeden kaçısı sürerken, seçimin galibi Magyar, AB yönetiminden 17 Milyar Euro’lık blokajı ‘’kaldırtma’’ sözünü aldı.

Doğu Avrupa, demokrasiyi inşa etmenin sancısız olmadığını anlatıyor, bu yönüyle izlenmeye çok değer.  

Kenan Mortan

Ankara Esenboğa’dan Budapeşte’ye direkt uçuşlar başladı

Ankara Esenboğa Havalimanı’ndan Macaristan’nın başkenti Budapeşte’ye düzenlenen uçuşlar başladı. Wizz Air , iki başkent arasında haftanın üç günü karşılıklı direkt sefer gerçekleştirecek.

TAV Havalimanları tarafından işletilen Ankara Esenboğa Havalimanı’nda Wizz Air’in Budapeşte’den Ankara’ya düzenlediği ilk uçuş törenle karşılandı. Dün (29 Nisan) A321neo tipi uçakla gerçekleştirilen ilk seferle Ankara’ya gelen yolcular terminalde çiçeklerle karşılandı. Törene, Ankara Esenboğa Havalimanı Mülki İdare Amiri Cem Afşin Akbay, Macaristan’ın Ankara Büyükelçisi Viktor Matis, Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı Seyit Ardıç, Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Gürsel Baran, Devlet Hava Meydanları İşletmesi (DHMİ) Esenboğa Havalimanı Başmüdürü Yücel Karadavut, TAV Ankara Genel Müdür Yardımcısı Alp Karayalçın ve davetliler katıldı.

Ankara Esenboğa Havalimanı Genel Müdürü Nuray Demirer, “Wizz Air’in Ankara–Budapeşte hattını Ankara Esenboğa Havalimanı’nda ağırlamaktan memnuniyet duyuyoruz. Bu yeni direkt hattın, Ankara’nın uluslararası bağlantılarını güçlendirirken, Türkiye ile Macaristan arasındaki uzun yıllara dayanan turizm, ticaret ve kültürel ilişkilere daha da katkı sağlayacağına inanıyoruz. TAV Havalimanları olarak, havayolu iş ortaklarımızla birlikte yolcularımıza daha geniş bir uçuş ağı ve kesintisiz bir seyahat deneyimi sunmak için çalışmaya devam edeceğiz.” dedi.

Kaynak ve devamı

Kaynak Ankara Esenboga Airport – ESB Facebook

Macar Ulusal Dans Topluluğu – Şişli, İstanbul

Macaristan’ın en büyük profesyonel halk dansı topluluğu Macar Ulusal Dans Topluluğu, izleyiciyi kalbin ritmiyle atan bir gösteriye davet ediyor. Efsanevi “Csárdás” (UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’nde yer alıyor), Transilvanya ve Macar çingenelerinin baş döndüren dansları, cam şişe dansı, el işçiliğiyle bezenmiş çiçekli Kalocsa kostümleri ve geleneksel Türk kökenli ayakkabılarla sahnelenen halk oyunları bu büyüleyici repertuvarda bir araya geliyor.

Sahnede estetik, enerji ve ustalık bir arada; halk geleneği, edebiyat ve klasik müzikle harmanlanarak izleyiciyi Karpat Havzası’nın zengin kültürel dokusunda büyülü bir yolculuğa çıkarıyor.

4 Mayıs 2026, Pazartesi 20.00

Mecidiyeköy Büyük Sahne (TORUN CENTER, Büyükdere Cad. A BLOK No:74A/15, Şişli, İstanbul)

Etkinlik ücretsiz kapasites sınırlıdır. Rezervasyon için: IDTTopluSatis@gmail.com

Kaynak

İktidarı kaybeden Viktor Orban Macaristan’ı terk etmeye mi hazırlanıyor?

Muhalefetin seçim zaferinin ardından henüz yeni hükümet kurulmadı, ama siyasi gündem neredeyse saat başı değişiyor. Ülkede genel olarak iyimser bir hava hakim ve bu iyimserlik gelen haberlerle birlikte artıyor.

Hafta sonunun en önemli gelişmesi, seçimin ardından ortaya çıkan parlamento aritmetiğinin bir sonucu olarak kesintisiz 16 yıl süren ve bunun önemli bir kısmı da üçte ikilik çoğunluğa sahip olarak geçen iktidar yıllarının ardından Viktor Orban’ın, milletvekilli olarak meclise girmeyeceği haberiydi.

Bu haber FIDESZ taraftarlarını şaşkınlığa uğrattı. Çünkü Orban seçimler öncesinde ne olursa olsun siyasete mecliste devam edeceğini bir soru üzerine kameraların önünde özel olarak da vurgulamıştı.

Taraftarlarını hayal kırıklığına uğratan bu açıklama aslında Orban karşıtlarını şaşırtmadı. Onlar 36 yıllık kesintisiz bir şekilde devam eden parlamenterliğin ardından Orban’ın bu sürece nokta koymasını, hesap vermekten kaçma girişimi olarak algılıyorlar.

Bu görüşe göre yeni dönemde geçmişin ağır skandallar ve yolsuzluklar dosyalarının bir bir meclis gündemine alınacağı kesin ve Viktor Orban bu dosyalara yanıt vermek zorunda kalmak istemiyor.

Orban rotayı ABD’ye mi çevirdi?

Orban’ın meclise girmeme kararının halkta yarattığı şaşkınlık geçmeden Orban hakkında daha ağır bir iddia ortaya atıldı.

Macaristan’ın genç ve iddialı araştırmacı gazetecilerinden Szabolcs Pany, Orban’ın sadece meclisi değil, Macaristan’ı da terk etmeye hazırlandığını iddia etti.

Pany istihbarat kaynakları çok güçlü bir gazeteci olarak tanınıyor. Seçim öncesinde Macaristan ve Rusya dışişleri bakanları arasındaki telefon görüşmelerinin gizli kayıtları da Pany tarafından basına yansıtılmıştı.

Szabolcs Pany tarafından gündeme getirilen bu iddia Orban’a yakın çevreler tarafından tümden reddedilmese de, Orban’ın dünya kupası maçlarını izlemek için ABD’de olacağı açıklamasıyla yumuşatıldı.

Ancak Orban’ın sadece geçici bir süreyle değil, daimi olarak Macaristan’dan ayrılacağı iddiası FIDESZ iktidarında parlamentoda bağımsız milletvekili olan ve yolsuzlukları ortaya çıkaran dosyalarıyla ün salan Akos Hadhazy tarafından da destekleniyor.

Hadhazy, Viktor Orban’ın milletvekilliğini kabul etmeyerek dokunulmazlığını kaybedeceğini ve dolayısıyla yeni parlamentonun görev döneminin başlamasıyla birlikte kendisinden tüm yolsuzluk iddiaları nedeniyle hesap sorulabileceğini söylüyor.

Hadhazy savcılıkları göreve çağırıyor, Viktor Orban’ın kaçmasına müsaade edilmemesini ve dokunulmazlık zırhı geçersiz olur olmaz Orban’ın gözaltına alınmasını talep ediyor.

Viktor Orban’ın ABD’de yerleşebileceği iddialarını güçlendiren bir diğer etken de Orban’ın damadı Istvan Tiborcz ve kızı Rahel Orban’ın tam seçimler öncesi bütün varlıklarını da taşıyarak Amerika’ya yerleşmiş olmaları.

Istan Tiborcz devlet ihalelerini ve devlet tarafından dağıtılan Avrupa Birliği yatırım destek fonlarını kullanarak on yıl içinde Macaristan’ın en zengin yatırımcılarından biri haline gelmişti.

‘Yandaşlar batan gemiyi terk ediyorlar’

“Ülkeyi terk ediyorlar” iddiaları sadece “rejimin başındaki” Viktor Orban ve akrabaları için değil, son on yıldır Ulusal İşbirliği Sistemi (NER) adı verilen ekonomik ve siyasi programdan zengin olan yatırımcıların tümünü kapsayan bir iddia.

Bu siyasi ve ekonomik program kapsamında “ulusal yatırımcıları destekleme” iddiasıyla partililerden, yandaşlardan, ve akrabalardan oluşan yeni bir elit yaratılmıştı.

Henüz hükümeti kurup devlet kurumlarını idare etmeye başlamayan Peter Magyar dün savcılıkları ve yargıyı göreve çağırdı:

“Bize gelen istihbaratlara göre günlerdir Viyana’dan özel uçaklar Amerika Birleşik Devletleri’ne, Uruguay’a, Orta Doğu’ya Macar milli servetini, altın ve para taşıyorlar” dedi.

Orban yanlısı elitin, seçim yenilgisinden sonra yolsuzluklar nedeniyle kendilerinden hesap sorulacağı ve paraların bloke edileceği kaygısıyla şirket sermayelerini, banka hesaplarını kaçırmaya çalıştıklarını vurgulayan Magyar, bankaları ve Vergi Dairelerini de hızlı hareket etmeleri ve milli servetin yurt dışına kaçırılmasını engellemeleri için uyardı.

Henüz yeni hükümet kurulmamış olmakla birlikte savcılıkların da FIDESZ’le ilgili olarak geçmişteki umursamazlığı atlatıp, bazı yolsuzluklara karşı harekete geçtiği dikkat çekiyor.

Bunlardan biri, Orban’ın çok yakın çalışma arkadaşı olan eski Merkez Bankası başkanı György Matolcsi döneminde, merkez bankası kaynaklarını özel vakıflara aktararak bir milyar euroya varan zarara neden olduğu iddiaları.

Yıllardır suskunlukla geçiştirilen bu iddialar şimdi artık başsavcılık tarafından soruşturma yapılması için hemen seçimlerin ardından işleme konuldu.

Halk iyimser: ‘Her şey çok güzel olacak’

Sandıktan rejim değişikliği kararlılığının çıkması ve bu dönüşümü savunan Peter Magyar’ın TİSZA partisinin üçte ikilik bir çoğunluğu elde etmesi Macar seçmeninde büyük ümitlerin doğmasına neden olmuştu.

Bu iyimserlik devam ediyor. İnsanlarda bir şeylerin değişmeye başladığı, ülkeyi bu hale getirenlerden hesap sorulacağı inancı hakim.

Bunda elbette yeni siyasi elitin çoğunlukla geçmişte ülke politikasına yön veren diğer tüm siyasi partilerin dışından ve tabandan gelen kadrolar olmasının da payı büyük.

İnsanlar önce sokağı ele geçiren bu yeni kadroların kendilerinden biri olduğunu düşünüyor ve destekliyorlar.

Peter Magyar ve ekibi de durumun farkında. Sıradan insanların ve gençlerin ümitlerini ve halkın tekrar kazanmaya başladığı hayat sevincini sürekli kılmak için onların arasında olmaları gerektiğini düşünüyorlar.

Orban iktidarını deviren muhalefetin, ele geçirdiği meydanları ve sokakları bırakarak siyaset yapacağı düşünülmüyor.

Peter Magyar 9 Mayıs’ta hükümetin kurulmasının ardından halkı parlamentonun önündeki büyük meydanda rejim değişikliğini şarkılar söyleyerek ve dans ederek kutlamaya çağırdı.

Tarık Demirkan BBC

16,474FansLike
639FollowersFollow