Macaristan bugün Avrupa siyasetinin en dikkatle izlenmesi gereken ülkelerinden biri. Çünkü mesele yalnızca Viktor Orbán sonrası yeni bir iktidar değişimi değil. Mesele, Avrupa’nın ortasında yer alan ama zihinsel olarak hiçbir zaman sadece “Batılı” kalıplara sığmayan bir ülkenin bundan sonra hangi yöne evrileceği.
Nisan 2026 seçimleri Macaristan için önemli bir dönüm noktası oldu. On altı yıl boyunca ülkenin siyasetini, devlet yapısını, dış ilişkilerini ve Avrupa ile gerilimli bağlarını şekillendiren Viktor Orbán dönemi kapandı.
Yerine Péter Magyar liderliğindeki Tisza Partisi geldi.
Avrupa basını bunu büyük ölçüde “Macaristan’ın Avrupa’ya dönüşü” olarak yorumladı. Yeni yönetim gerçekten de Brüksel ile ilişkileri düzeltmek istiyor.
AB fonlarının yeniden açılması, hukukun üstünlüğü konusundaki eleştirilerin giderilmesi, yolsuzlukla mücadele, medya ve kurumlar üzerindeki siyasi baskının azaltılması, Rusya’ya enerji bağımlılığının kademeli olarak düşürülmesi yeni dönemin temel başlıkları arasında.
Macaristan Parlamentosu’nun Uluslararası Ceza Mahkemesi üyeliğini sürdürme yönünde attığı adım da Orbán döneminden belirgin bir kopuş işareti olarak okunuyor.
Ancak burada sık yapılan bir hata var.






























