2026. Kasım 4.
Türkinfo Blog Oldal 13

Polonya nasıl başardı?

Bir kuşak önce vatandaşlarına un ve şekeri karneyle dağıtan, işçilerine komşusu Almanya’nın onda biri kadar ücret verebilen Polonya bugün AB’nin lokomotif güçlerinden biri. Polonya nasıl başardı? Hukuk devleti olmak ekonomisini nasıl etkiledi? Bu başarıdan çıkarılması gereken dersler ne?

1990’larda ucuz işgücü deposu olarak görülen, Avrupa Birliği’ne katılım sürecinde Polonyalı tesisatçıların Batı Avrupa iş piyasasını istila edeceği korkularıyla tartışılan Polonya, bugün batarya üretiminden savunma sanayiine, yazılımdan oyun sektörüne kadar yüksek katma değerli alanlarda Avrupa’nın yeni üretim ve teknoloji üslerinden biri haline gelmiş durumda.

2000’lerde Alman ekonomisinin çevresindeki düşük maliyetli taşeron ülke olarak görülen Polonya, bugün büyüme temposuyla durgunlaşan Alman ekonomisine karşı Avrupa’nın yeni dinamolarından biri olarak anılıyor. Hatta satın alma gücü paritesine göre Polonya’nın 2030’ların ortasında Almanya seviyesine yaklaşabileceği öngörülüyor. 

Polonya’nın bu ekonomik başarısının arkasındaki dinamiklere bakmak için onu Macaristan ile karşılaştırmak iyi bir yöntem olabilir. 

Zira, Macaristan’da 12 Nisan tarihinde yapılan seçimlerde Fidesz Partisinin aldığı ağır yenilgiyle Başbakan Orban’ın 16 yıllık iktidarının sona ermesi eski bir soruyu tekrar gündeme getirdi. 2004 yılındaki genişleme dalgasıyla AB üyesi olan, geçmişleriyle birçok açıdan birbirine benzeyen ve orantılı olarak benzer miktarlarda AB fonu alan Polonya bir başarı hikayesi olurken Macaristan neden geride kaldı? Polonya neleri doğru yaptı, Macaristan yapamadı? Ve nihayet buradan çıkarılacak dersler neler? 

Bir zamanlar yoksul bir ülke vardı, bugün İsviçre’nin önünde

Gerçekten de her iki ülkenin kapitalist çağa girdiği 1990 yılına dönüp baktığımızda Dünya Bankası verilerine göre Polonya’nın kişi başına GSMH miktarı 2021 sabit rakamlarıyla 12,8 ABD dolarıydı. Macaristan’ınki ise 21,3 ABD doları.  Yani Macaristan, Polonya’nın çok daha önündeydi.  

2024 yılına geldiğimizde Polonya’da kişi başı GSMH 45,1 dolara yükseldi. Macaristan için ise 40,7 dolarda kaldı.  

Özetle, bir zamanlar Polonya’dan oldukça zengin bir ülke olan Macaristan gelişme kaydetmesine rağmen kıyasen geri kalmış ve kalmaya da devam ediyor. 

Polonya ayrıca 2004 yılından beri koruduğu yıllık ortalama %3,8 büyüme oranıyla 2025 yılında ilk defa bir trilyon dolar GDP hacmini geçti. Böylece İsviçre’nin önünde yer aldı, dünyanın en büyük 20’nci ekonomisi haline geldi. Kişi başına GSMH miktarı AB ortalamasının %85’ine ulaştı. 

AB büyüme ortalamasının %1 dolayında olduğunu, en büyük iki AB ekonomisi olan Fransa ve Almanya’nın 2024 yılında %1 civarında veya altında büyüdüklerini düşünürsek bir kuşak önce vatandaşlarına un ve şekeri karneyle dağıtan, işçilerine komşusu Almanya’nın onda biri kadar ücret verebilen bir ülke için bu ciddi bir başarı. 

Acılı bir hazırlık dönemi

Polonya’nın ekonomik başarısında elbette nüfusu ve fiziki büyüklüğünün etkisi önem taşıyor. 

Polonya 37 milyonluk nüfusu ve 312 bin kilometrekarelik yüzölçümüyle AB’nin beşinci büyük ülkesi. Macaristan’ın nüfusu ise 9,5 milyon. Yüzölçümü de 93 bin kilometrekare. Böyle olunca Polonya Macaristan’a ve diğer komşularına göre kaçınılmaz olarak siyasi ve ekonomik ağırlık taşıyor. Zira tüketim eğilimi güçlü bir iç pazar, ihracat odaklı daha küçük ekonomilere göre dış etkilere karşı dayanıklı oluyor, üretim temelini koruyor. 

Devamı>>>

Kőbe zárt múlt

Macaristan’da 6 Yıllık Olağanüstü Hal Sona Erdi

Kararnamelerle Yönetim Devri Resmen Kapandı

Macaristan siyasetinde 16 yıllık Viktor Orban hegemonyasının çöküşü, sadece bir iktidar değişimiyle kalmadı; ülkenin yönetim DNA’sı da kökten değişiyor. 12 Nisan seçimlerinde sandıktan çıkan ezici sonuçların ardından başbakanlık koltuğuna oturan Peter Magyar, ilk büyük hamlesini yaparak Macaristan’da tam 6 yıldır devam eden ‘kararnameye dayalı yönetim’ sistemine son verdi. Magyar, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, 2020 yılından bu yana farklı gerekçelerle uzatılan olağanüstü hal (OHAL) uygulamasının bugün itibarıyla bittiğini duyurdu. Bu adım, Avrupa’nın göbeğinde ‘olağanüstü’ durumları bir yönetim biçimi haline getiren eski sistemin fiilen tasfiyesi anlamına geliyor.

Krizlerden Beslenen Eski Düzenin Sonu

Peki, Macaristan neden bu kadar uzun süre OHAL ile yönetildi? Veriler ve kronoloji, eski yönetimin krizleri birer siyasi kaldıraç olarak kullandığını net bir şekilde gösteriyor. Her şey 2020 yılında Kovid-19 pandemisiyle başladı. Orban hükümeti, sağlık krizini gerekçe göstererek meclisi devre dışı bırakan bir yetki alanı oluşturdu. 2022 yılına gelindiğinde ise Ukrayna’daki savaş, OHAL’in ‘savaş dönemi’ adı altında uzatılması için yeni bir zemin sundu. Ancak seçmen, 12 Nisan’da bu kalıcı ‘istisnai durum’ siyasetine noktayı koydu. Peter Magyar’ın ‘Olağan hale dönüyoruz’ çıkışı, Macar halkına vaat edilen demokratik standartların ilk somut göstergesi olarak kayıtlara geçti.

141 Sandalyelik Güç: İşte Bu Yüzden Kazandılar

Analitik bir bakış açısıyla seçim sonuçlarını incelediğimizde, Tisza Partisi’nin başarısının tesadüf olmadığı görülüyor. 199 sandalyeli parlamentoda 141 koltuk kazanan Peter Magyar, anayasal çoğunluğu elde ederek Orban’ın 16 yıllık kalesini yerle bir etti. Fidesz’in 52 sandalyeye kadar gerilemesi, Macar seçmeninin artık ‘korku ve kriz’ odaklı siyaset yerine ‘şeffaflık ve hukuk’ odaklı bir yönetimi tercih ettiğini kanıtlıyor. 9 Mayıs’taki yemin töreninden hemen sonra, OHAL kararnamelerini standart hukuk sistemine entegre eden yasanın kabul edilmesi, yeni iktidarın hız kesmeden kurumsal restorasyona başladığını teyit ediyor.

Vatandaşı Neler Bekliyor?

OHAL’in sona ermesi, Macaristan’da sadece siyasi bir zafer değil, aynı zamanda ekonomik ve sosyal bir normalleşme sinyali. Kararnamelerle yönetilen bir ülkede hukuk güvenliğinin zayıflaması, doğrudan yabancı yatırımcıyı ve yerel piyasayı tedirgin ediyordu. Şimdi, meclisin yeniden denetim kazandığı, tek bir kişinin imzasıyla mülkiyet haklarının veya ifade özgürlüğünün sınırlandırılamadığı bir döneme giriliyor. Macaristan için 14 Mayıs, ‘olağanüstü’ olanın ‘olağan’ hale geldiği bir milat olarak tarihe geçecek gibi görünüyor.

Özlem Kocabaş

Macaristan’da 6 Yıllık Olağanüstü Hal Sona Erdi

Kararnamelerle Yönetim Devri Resmen Kapandı

Macaristan siyasetinde 16 yıllık Viktor Orban hegemonyasının çöküşü, sadece bir iktidar değişimiyle kalmadı; ülkenin yönetim DNA’sı da kökten değişiyor. 12 Nisan seçimlerinde sandıktan çıkan ezici sonuçların ardından başbakanlık koltuğuna oturan Peter Magyar, ilk büyük hamlesini yaparak Macaristan’da tam 6 yıldır devam eden ‘kararnameye dayalı yönetim’ sistemine son verdi. Magyar, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, 2020 yılından bu yana farklı gerekçelerle uzatılan olağanüstü hal (OHAL) uygulamasının bugün itibarıyla bittiğini duyurdu. Bu adım, Avrupa’nın göbeğinde ‘olağanüstü’ durumları bir yönetim biçimi haline getiren eski sistemin fiilen tasfiyesi anlamına geliyor.

Krizlerden Beslenen Eski Düzenin Sonu

Peki, Macaristan neden bu kadar uzun süre OHAL ile yönetildi? Veriler ve kronoloji, eski yönetimin krizleri birer siyasi kaldıraç olarak kullandığını net bir şekilde gösteriyor. Her şey 2020 yılında Kovid-19 pandemisiyle başladı. Orban hükümeti, sağlık krizini gerekçe göstererek meclisi devre dışı bırakan bir yetki alanı oluşturdu. 2022 yılına gelindiğinde ise Ukrayna’daki savaş, OHAL’in ‘savaş dönemi’ adı altında uzatılması için yeni bir zemin sundu. Ancak seçmen, 12 Nisan’da bu kalıcı ‘istisnai durum’ siyasetine noktayı koydu. Peter Magyar’ın ‘Olağan hale dönüyoruz’ çıkışı, Macar halkına vaat edilen demokratik standartların ilk somut göstergesi olarak kayıtlara geçti.

Kaynak ve devamı

Fotoğraf: Oscar M: https://www.pexels.com/tr-tr/fotograf/kent-sehir-kent-simgesi-gorulecek-yer-15879933/

Egy év a bozótosban

Bu Romanya’nın ilk ‘’krizi’’ değil

Mayıs’ın ilk günlerinde 4 parrtişen oluşan Ilie Bolojan  Hükümeti 281 oyla ‘’ Güvensizlik’’ oyu aldı  ve devrildi. Oysa Bolojan Hükümeti Haziran 2025’de ‘’ güven oyu’’ almasının  üstünden henüz 10 ay geçmişti.

‘’Şimdi ne olur?’’ bizim sorunumuz değil…

Konu daha derin.

Türk İNFO’ya yakın günlerde yaptığım bir yorumda 1989 sonrası Doğu Avrupa’nın konumunu şöyle yorumladım:

– Her şey ‘’piyasa’’ manivelasına bağlandı. Gölge fiyatlar bir anda ‘’ gerçek fiyata’’ dönüşüverdi. Freiburg Okulu olarak anılan Ordo Liberallerin ‘’piyasa özgürlüğü, sosyal eşitlik gerektirir’’ tesbiti unutuldu.

‘’Unutturuldu’’ demek daha doğru olacak…

Zira, batılı daha doğrusu Anglo-Sakson düşünceye egemen olan ‘’pragmatizm’’ piyasayı ve fiyatların varlığını ‘’yeterli’’ olarak kabul etti.

Başta Merkez Bankası gibi gerekli olan kurumlar ‘’şeklen’’ var edildi. Kamusal mülkiyetin yeni sahipleri ya ‘’besleme aparatçikler’’ ya da yabancı sermaye oldu. Yoğun  bir ‘’ işten çıkarma ‘’ uygulandı.

Bu ‘’demokrasi anarşisi’’ döneminde, önce Polonya, Macaristan, sonra da  Romanya, Bulgaristan AB üyesi yapıldı. AB siyasetinin fiili lideri Bayan Merkel’in Bulgaristan ve Romanya için ‘’ Onlar bizim arka bahçemiz, üyeliklerine mecburuz ‘’ sözleri akıldadır.

Bu 35 yıl boyunca kendisini ‘’ortada kalmış’’ hisseden  halkın ‘’deli fişek’’  gibi  ne idüğü belirsizlere oy vermesine hiç şaşırmamak gerek…

Romanya’nın ekonomik çukuru çok büyük… Üstelik  Bolojan Hükümeti’nin koalisyon ortağı  sosyal demokratlar (PDS) aslında  eski komünistler. Burada şaşırtıcı olan, PDS’nin radikal aşırı sağcılarla işbirliği  yaparak hükümeti devirmeleri.

Gerekçe?

Romanya’da  bütçe açığı %9.  Büyüme var(% 0.9) ama yetersiz ve oran düşüşte Devlet makinesi çok büyük ve çok pahalı çalışıyor.

Hükümet bunun için önce 141 no’lu yasayla Tüketim Vergi oranını(KDV) arttırdı, gene loran %19’dan 21’e çıktı.  Ama başta  gıda bir çok ürünün KDV oranı sabit kaldı. Devlet makinesini  ‘’reforme etmeye’’  başladı. Özel emeklilikleri budadı. Ortalama emekli maaşı 500-600 Euro arasında değişirken, yargı mensupları 5,000 Euro alabiliyordu, bunu önledi.

Bütün bunlar, 423 Milyar $’lık bir milli gelir büyüklüğüne ulaşmış  bir ülkede bir hükümetin devrilmesi için yeterli neden değildi….

Ama ülkede fiyatlar almış yürümüş ve nerdeyse % 10’a ulaşmıştı ( %9.6).  Bununla ‘’AB’nin En Yükseği ‘’ konumundaydı.  İşte bu konumda  ülkenin  yönetimi spekülasyona ve olumsuz bilgilenmeye( dezenformasyon)  açıktı..

Bitmedi: Romanya’da Meclis’de temsilcisi olan 9 siyasi parti var. 4’ü hükümeti oluşturuyor. 4’ü ise muhafette. Hükümet sadece küçük bir partinin (PUSL) dış desteği ile ayakta duruyor.

Bu yıl 20.yaşına basan anlamlı edebiyat dergisi Sözcükler ‘de  Prof. Cevat Çapan hocanın anlamlı bir kavramıyla karşılaştım: Yalnız Kalabalık… Hoca bu kavramı  Prof.D.Riesman’ın kitabından uyarlamış. Buna göre 2 türlü insan var:  Kendi içinden yönlenebilen  insan, bir de  dıştan yönlendirilen insan. Çapan hoca buradan hareketle ‘’Denebilir ki,dünya  nüfusunun büyük bir çoğunluğunun, hep başkalarının yönlendirdiği , başkasının değerlerine, başkasının değerlerine, başkalarının kalıplarına  göre düşünen, değer yargıları  kendi öznel değer yargıları olmayan insanlar.

Cevat hoca çok yaşa… Bu kavram, günümüz insanını o denli iyi anlatıyor ki…    

Böylesi bir durumda ‘’iletişim siyaseti’’ nin yeri büyük. Hükümeti oluşturan güç (erk) ne yapıp / ne yapmadığını  açıklıkla ve bıkmadan anlatmak zorunda.

Bu da kuşkusuz siyasetçinin  hem donanımlı / hem de ahlaken yeterli olmasını gerektiriyor.

Bunlar bir yana itilip, o veya bu çıkar grubuyla ‘’kliantelist’’ ( çıkar esaslı ) siyaset  yaparsa,  işin beklenen ‘’son’’ u bu oluyor.

Romanya Cumhurbaşkanı  Dan’ın ‘’Romanya er-geç bir Batı yanlısı hükümet kuracaktır ‘’ sözlerini bir  yeni siyasete  ‘’davetiye’’ olarak anlamak istiyorum.

Benzeri bir tehlikenin Macaristan için de geçerli olduğunu ‘’ Adalet Bakan Adayı’’ için anladık.

Doğu Avrupa hükümet oluşturmadan önce,  demokrasinin temel değerlerinde buluşmuş bir siyaset sistemi kurmaları gerekiyor.       

 Kenan Mortan

16,474FansLike
639FollowersFollow