2026. Ekim 13.
Türkinfo Blog Oldal 7

Abdülhamit’in gelininin hayat mücadelesi

II. Abdülhamit’in gelini Macide Mustafa’nın 1927’de Macaristan’da yayımlanan anıları yıllar sonra yeniden kitaplaştı. Kitap bir kadının mücadelesini Osmanlı saray hayatına içeriden bakarak anlatıyor.

Osmanlı tarihine damga vuran birçok kadının yanı sıra sarayda yaşamış, mücadele etmiş ancak adı bugün pek bilinmeyen isimler de var. II. Abdülhamit’in gelini Macide Mustafa da onlardan biri. 

İlk kez 1927’de Ádám Parsian tarafından hazırlanarak Macaristan’da yayımlanan “Macide – II. Abdülhamit’in Gelininin Anıları”, Mundi Kitap tarafından yayımlandı. Kitap, yalnızca Osmanlı sarayının ‘kapalı’ dünyasına içeriden tanıklık sunmuyor; aynı zamanda bir kadının yaşam mücadelesini de hatırlatıyor. 

Sarayda mücadele 

Macide Mustafa’nın hayatı, daha çocuk yaşta yönü belirlenen kaderiyle başlıyor. Henüz 13 yaşındayken, kendisinden 24 yaş büyük olan II. Abdülhamit’in oğlu Şehzade Abdülkadir Efendi ile evlendiriliyor. Saraya gelin olarak girse de bu evlilik onun için bir peri masalı değil, uzun yıllar sürecek mücadelenin başlangıcı oluyor. Abdülkadir Efendi’nin bitmeyen çapkınlıkları, aşkları, hanedan mensuplarının sürgün serüveni, boşanma protokolleri başta olmak üzere yaşanan tüm zorluklar, Macide Hanım’ı pes ettirmiyor.

Güzellik salonu açmış

Dönemin koşulları düşünüldüğünde attığı adımlar son derece sıra dışı. Kocasından ayrılabilmek için mahkemeye başvuruyor, çocuklarının velayeti için mücadele ediyor, ekonomik özgürlüğünü kazanıyor, ticarete atılıyor ve hatta Budapeşte’de güzellik salonu açıyor. Tüm bunlar, 20. yüzyılın başlarında bir Osmanlı hanedan kadını için alışılmışın ötesinde bir yaşam öyküsü demek… Kitabın en dikkat çekici yönlerinden biri ise sarayın gündelik yaşamına dair içeriden gözlemler. II. Abdülhamit’in ailesi, hanedanın günlük düzeni, saray protokolleri ve dönemin sosyal hayatı, tarihe ‘içeriden’ bakış sunuyor.

Aradan yaklaşık bir asır geçtikten sonra yeniden yayımlanan “Macide – II. Abdülhamit’in Gelininin Anıları”, Osmanlı’nın özel yaşamına ilgi duyan okurlar için de önemli bir kaynak niteliğinde.

Film yıldızı olmuş

Budapeşte’de tanınan bir şahıs hâline gelen ve gazetelere röportajlar veren Macide Mustafa, zamanla film yıldızı da olmuş. Macide Hanım, maddi bağımsızlığını elde etme girişimlerinin ardından, gelen bir teklifi kabul ederek, Osmanlı’da saray hayatını anlatan “Doğu’nun Prensesi” filminde başrol oynamış. Kitabın çevirmeni Tarık Demirkan, “Macide Hanım aslında kendi hayatını anlatır. Sultan II. Abdülhamit’in gelini Budapeşte’de film yıldızı olmuştur” ifadelerin kullanıyor.

Sarayın muhbir kadınları

Macide Mustafa’nın, kayınpederi II. Abdülhamit ile son görüşmesini anlattığı bölüm de dikkat çekici ayrıntılar içeriyor. Tahttan indirildikten sonra Beylerbeyi Sarayı’nda gözetim altında tutulan II. Abdülhamit’in, maiyetindeki yaklaşık 100 kişiyle birlikte burada yaşadığını aktaran Macide Hanım, bayram günlerinde aile fertlerinin kendisini ziyaret etmesine izin verildiğini belirtiyor. Ancak bu ziyaretlerin de sıkı bir denetim altında gerçekleştiğini vurgulayan Macide Hanım, görüşmeler sırasında hükümet tarafından güvenilir görülen bazı kadınların da odada bulunduğunu anlatıyor. Anılarında bu kadınların gerçek görevini ise şu sözlerle açıklıyor: “Daha sonra öğreneceğim gibi, bu kadınların görevi, konuşmaları hafızalarına iyice kaydetmek ve siyasetle ilgili hususları bağlı oldukları makama bildirmekti.” II. Abdülhamit için ise “70 yaşına giren sultan ancak ‘50’lerinde görünüyordu” ifadelerini kullanıyor. 

Nyíregyháza

Tuna Nehri’nin Budapeşte’deki su seviyesi rekor düzeyde düştü

Avrupa’nın en uzun ikinci nehri olan ve 10 ülkenin sınırlarından geçerek Karadeniz’e dökülen Tuna Nehri’nin su seviyesi, Macaristan’ın başkenti Budapeşte’de 30 santimetreye düşerek şehirde şimdiye kadar ölçülen en düşük seviyeye geriledi.

viyesi, Macaristan’ın başkenti Budapeşte’de 30 santimetreye düşerek şehirde şimdiye kadar ölçülen en düşük seviyeye geriledi.Macaristan basınındaki haberlere göre, Ulusal Su İdaresi, Budapeşte’de su seviyesinin yerel saatle 09.00’da 30 santimetreye düştüğünü bildirdi.Böylece Budapeşte’de 25 Ekim 2018’de kaydedilen 33 santimetrelik önceki en düşük seviye geride bırakıldı.Düşük su seviyesi nedeniyle nehrin bazı kesimlerinde yük ve yolcu gemilerinin seyri mümkün olmazken, Budapeşte’deki kesiminde de kısıtlamalar uygulanıyor.
Tuna Havzası’nda gelecek günlerde önemli yağış beklenmediği için su seviyesinde de yükseliş beklenmiyor.Rekor düzeyde düşük su seviyesi nedeniyle Macaristan’daki Paks Nükleer Santrali’nin üretim kapasitesi de çevre koruma kurallarına uyulması amacıyla azaltıldı.Ulusal basındaki haberlerde, Velence Gölü’nde de su seviyesinde peş peşe negatif rekorlar kırıldığı, birkaç hafta önce gölün üzerinden yürüyerek geçmenin mümkün olduğu belirtildi.Haberlerde ayrıca yeni bir sıcak hava dalgasının yaklaşmasıyla gelecek haftalarda Orta Avrupa’da en yüksek sıcaklıkların Macaristan’da görülmesinin beklendiği, önceki sıcak hava dalgası sırasında da içme suyu tedarikinde sorunlar yaşandığı aktarıldı.

Devlet işlerine F1 molası: Çek Cumhurbaşkanı, Macaristan GP’sine foto muhabiri olarak katıldı

Motor sporlarına olan ilgisiyle tanınan Çek Cumhurbaşkanı Petr Pavel, geçtiğimiz hafta sonu düzenlenen Macaristan Grand Prix’sine protokol konuğu olarak değil, FIA akreditasyonuna sahip bir foto muhabiri olarak katıldı.

26 Temmuz Pazar günü gerçekleştirilen ve 2026 Forumla 1 sezonunun yaz arasından önceki son yarışı olan Macaristan Grand Prix, üç farklı takımdan pilotun podyumu paylaşmasıyla sonlanan mücadelelere sahne oldu. Motor sporlarına yönelik tutkusuyla ve fotoğrafçılık hobisiyle tanınan Çek Cumhurbaşkanı Petr Pavel, Macaristan GP heyecanını yerinde takip etti.

Veszprém

Garbo – So Insane

Macaristan kritik oylamada, eski lider Orban dünya şampiyonasında

Macar Parlamentosu, Viktor Orban döneminin mirasını silmeyi hedefleyen 17. anayasa değişikliğini kabul etti. Eski başbakan Orban ise “demokrasinin sonu” olarak nitelediği bu değişikliğin yapıldığı gün, Dünya Kupası finalini izlemek için ABD’ye gitti. Peki bu yeni değişiklikler ne anlama geliyor?

“Herkesin yası farklıdır: Orban da Dünya Şampiyonası’nda finali seyrederek yas tutuyor.”

Seçimlerden bu yana en kritik günlerini yaşayan Macaristan’daki durumu ifade eden bu alaycı cümleler, ülkenin önemli mizahçılarından Edina Pottyondy’ye ait.

Haftalardır beklenen ve Péter Magyar’ın vaatlerini gerçekleştirebilmesi için zorunlu ön adım sayılan ünlü 17. anayasa değişikliği teklifi 13 Temmuz Pazartesi günü Macar parlamentosunda oylanarak kabul edildi. 

Ve aynı gün sosyal medyada “Macaristan’da demokrasi 2026’da sona ermiştir” paylaşımı yapan eski başbakan Viktor Orban, “Dünya Kupası finallerini seyredeceğim” açıklamasıyla Macaristan’ı terk etti, New York’a uçtu.

Oysa Orban’ın lideri olduğu FIDESZ grubu, “demokrasinin sonu” diye tanımladıkları bu anayasa değişikliğini protesto etmek için neler yapmamıştı: Tüm muhalif parlamenterlerin istifa etmesi alternatifi değerlendirilmiş ama bu adımdan sonra vazgeçilmişti. 

Parlamentonun önünde mumlar yakılmış, anlamlı demokrasi nöbetleri tutulmuştu.

Tüm FİDESZ’li parlamenterlere o gün siyah matem kıyafetleriyle meclise gelmeleri talimatı verilmiş ve herkes de buna uymuştu.

İşte tüm bunlar olurken, son yirmi yıla damga vuran büyük şef “Viktor Orban” ki Peter Magyar onu parlamentoda naklen yayınlanan konuşmalarında kürsüde hep “mafya lideri” olarak anıyordu, ülkeyi terk etmişti.

Çünkü Dünya Kupası yarı final ve final maçlarını yerinde, canlı izlemesi gerekiyordu!

“Bir yandan ülkede demokrasinin sonunu ilan ederken bir yandan da maç izlemeye ta ABD’ye gidemezsiniz,” diyen siyaset bilimci Gabor Török’e göre bu hareket sona eren şeyin aslında demokrasi değil, bizzat Victor Orban’ın siyasi kariyeri olduğunu gösteriyor.

Ünlü “17. anayasa değişikliği” nedir?

Yeni hükümet, ülkede Orban rejiminin iskeletini oluşturan kurumsal çerçevenin bu düzenlemelerle değiştirileceğini ve de Orban hükümetinin devletin değişik mevkilerine özenle yerleştirdiği “mayınların” bu şekilde temizleneceğini söylüyor.

Şimdi bunların neler olduğuna bakalım:

Parlamento’da kabul edilen 17. anayasa değişikliği metninin belki de en önemli maddesi, teklifin yasalaşmasıyla birlikte cumhurbaşkanının görevinin sona ereceği hükmü.

Yani bu değişiklikle Peter Magyar devlet mekanizmasının işlerliğinin sağlanmasında en önemli engel olarak gördüğü ve Viktor Orban’ın kuklası diye tanımladığı cumhurbaşkanı Tamas Sulyok’u görevden almış oluyor.

Cumhurbaşkanı parlamentoda kabul edilen anayasa değişikliği metnini imzalayarak aslında kendi idam hükmünü imzalamış oluyor. Ama elinde karşı çıkmak için başka bir imkân da yok. En fazla görüş istemek için değişiklik metnini Anayasa Mahkemesi’ne gönderebilir. 

Ancak bu da durumu değiştirmiyor, çünkü eğer beş gün içinde anayasa değişikliği yasası imzalanmaz ise hükümet Cumhurbaşkanı hakkında görevi kötüye kullanma soruşturması açacak ve Meclis, cumhurbaşkanını görevden azledip yetkilerini parlamento başkanına devredecek.

Anayasa değişikliğinin ikinci önemli kısmı parlamenter olabilme hakkı ile ilgili. Değişiklik bu süreyi 12 yılla, yani üç seçim dönemiyle kısıtlıyor. Eğer bir Macar vatandaşı üç seçim döneminde parlamentoda görev yapmışsa, dördüncü dönem için artık aday gösterilemiyor. 

Kabul edilen değişiklik metnine göre bu on iki yıllık sınırlama geriye dönük olarak da uygulanıyor. Muhalefet bu yasağın doğrudan Viktor Orban’ı ve 1990 yılından bu yana parlamentoda görev yapan FİDESZ’in ağır toplarını siyaset dışına itmekten başka amacının olmadığını iddia ediyor.

Bu iddiada doğruluk payı var çünkü yasanın yürürlüğe girmesiyle hem FİDESZ’in hem de radikal sağcı Bizim Vatan partisinin lider kadrosu bir sonraki seçimde aday olamayacak pozisyona itilmiş oluyor. Magyar’ın lideri olduğu TİSZA partisi ise tüm kadrolarıyla 2026 seçimlerine kadar siyaset dışında kalan insanlardan oluştuğundan bu risk onlar için geçerli değil.

Mayınlar temizleniyor

Macaristan’da yeniden düzenlenen sadece siyaset sahnesi değil. Anayasa değişikliği on altı yıl boyunca hukuk devletinin “yargının bağımsızlığı ve kuvvetler ayrılığı” ilkesini alttan alta oyan Orban hükümetinin uygulamalarını da düzeltmeyi amaçlıyor.

Bu on altı yıl boyunca, Viktor Orban parlamentodaki üçte ikilik çoğunluk sayesinde tam 16 anayasa değişikliği yapmış ve devletin temel kurumlarının başına uzun görev süreleriyle FIDESZ kadroları yerleştirilmişti.

Yeni değişiklikle Anayasa Mahkemesi üyeliğine yaş haddi getiriliyor, üyelik 70 yaşla sınırlandırılıyor. Böylece bu kurumlara Orban tarafından tayinle dokuz yıllığına atanan dört Anayasa Mahkemesi üyesi devre dışı bırakılmış oluyor.

Anayasa Mahkemesi’ne, Orban rejim döneminde elinden alınan bütçe ve vergi ihlalleri konusunda soruşturma izni geri veriliyor.

Aynı değişiklikler en üst yargı organlarından olan Danıştay’ı ve Hâkimler Yüksek Kurulu’nu da ilgilendiriyor. 70 yaş sınırı orada da gençleşmenin yolunu açıyor. Hakimler Yüksek Kurulu üyeliği dokuz yıldan altı yıla indiriliyor ve başkanı seçme hakkı da siyasilerden alınıp mahkeme üyelerine hak olarak tanınıyor.

“Temizlik Ateşi” daha ne kadar körüklenecek?

Peter Magyar’ın geçen ay parlamentoda “Temizlik Ateşi Harekâtı başlamıştır” mesajıyla duyurduğu operasyon, şimdi işte bu değişikliklerle birlikte yasal bir temele de oturdu. Şimdi yasal mevzuatın değiştirilmesiyle, hükümet eski rejimin yolsuzluklarını bulup sorumlulardan hesap sormaya başlayacak.

Bu iş için Ulusal Varlıkları Geri Alma ve Koruma Kurumu gibi süper yetkilerle donatılmış bir devlet soruşturma organı kuruluyor.

Doğrudan başbakana bağlı çalışacak bu kurum, savcılık yetkilerine de sahip olacak. Yani savcılık makamı gibi resmî soruşturma hakkıyla istediği yerde, uygun gördüğü şekilde dosya açabilecek, evrakları inceleyebilecek.

Anayasa değişikliği ile yasalaşan mevzuata göre devletin tüm makamları, toplumun tüm özel ya da  kamu kurumları bu yeni oluşturulan süper yetkili kurum müfettişlerinin istediği her bilgiyi vermek zorundalar.

Bu kurumun başkan ve başkan yardımcısı altı yıllığına parlamento tarafından, üçte ikilik çoğunlukla seçilebilecek. Kurumun başkan ve başkan yardımcısının siyasi bağımsız olması gerekiyor. Yani parti üyeliği ya da siyasi geçmişi olan bir kadro bu çok önemli soruşturma organında görev yapamayacak.

Süper yetkilerle donatılmış bu kurumun Orban’ın karşı çıktığı ama Magyar hükümeti döneminde Macaristan’ın resmen tanıdığı Avrupa Savcılığı kurumuyla eşgüdüm içinde çalışması bekleniyor. Bu iki kurum elbirliği ile son yıllarda toplumu bir ahtapot gibi saran yolsuzlukları ortaya çıkarıp, devlet varlıklarını geri alacak ve yolsuzlukların sorumlularından da hesap soracak.

Toplumun beklentileri çok yüksek

Şurası bir gerçek ki toplum, seçimlerden bu yana giderek artan bir oranda, Peter Magyar hükümetinden, artık bir an önce hesap sormaya başlamasını bekliyor.

Geçmişte yandaşlara oluk oluk akıtılan para musluklarının seçimlerle birlikte kapatılması artık kimse için yeterli değil. İnsanlar artık hesap sorulmasını, Orban yandaş elitinin kasalarına indirdiği kamu varlıklarının geri alınmasını talep ediyor ve birilerini demir parmaklıkların ardından görmek istiyor.

Toplumun beklentileri ve giderek artan “hesap sorulsun” talebi, bir yandan Peter Magyar hükümetine olan desteğin artması gibi algılanabilir. Fakat diğer yandan da kamuoyunun bu sabırsızlığı ve bir an önce sorumluların ortaya çıkarılması talebinin yarattığı baskı, hükümetin hatalar yapmasına ya da demokratik olmayan adımlar atmasına neden olabilir. Bunu zaman gösterecek.

Ancak şu an görünen, toplumun Peter Magyar hükümetine verdiği açık çekin hâlâ yürürlükte olduğu ve kredinin kolay kolay da tükenmeyeceği şeklinde.

Tarık Demirkan

16,474FansLike
639FollowersFollow