Ünlü Macarlar: Arthur Koestler – “Gün Ortasında Karanlık” adlı romanıyla dünyayı sarsan yazar

Arthur Koestler Macar asıllı gazeteci ve yazardır. “Gün Ortasında Karanlık” adlı romanı bir döneme damgasını vuran Sovyetler Birliği’nin eleştirisi olarak yazılmış olsa da tüm totaliter toplumsal sistemlere yönelik ağır bir edebi yanıttır. 

Arthur Koestler
Arthur Koestler

Yazar 1905 yılında Budapeşte’de Artúr Kösztler adıyla doğdu. Babası Henrik Kösztler sanayici idi ve pek çok icada da imza atmıştı. Kösztler ailesi 1919 yılında  bir süreliğine Viyana’ya taşındı.

Genç Kösztler Viyana’da elektroteknik ve psikoloji eğitimi görmeye başladı. 1926’da bir Yahudi devleti kurulması planlanan Filistin’e gitti. Bir gazeteci olarak o bölgede röportajlar yaptı, gelişmelerle ilgili haberler hazırladı. “Irak Kralıyla röportaj yapan gazeteci” olarak ün saldı.

1929 yılında Paris’e döndü bir dönem Fransa’da yaşadı ve sonra da 1931’de Almanya’ya taşındı. Almanya siyasi çalkantılar yaşıyordu. Güçlü bir sol ve sendikal hareket vardı ve karşısında da faşizm gelişiyordu. Kösztler Alman Komünist Partisine üye oldu.

Kösztler iyi bir muhabir olarak her yeniliğin içinde yer almak ve onunla ilgili izlenimlerini okuyucuya ulaştırmak isteyen mükemmel bir gazeteciydi. 1931’de Zeplin uçağıyla kutuplara gitti. Ardından da o zamana kadar kapalı bir kutu olan Sovyetler Birliğine seyahat etti. Gördüklerini ve izlenimlerini okurlarına anlattı. Ancak gördüğü gerçekler ve kitaplarda olan idealler arasındaki uçurum onu hayal kırıklığına uğrattı.

1933’de Budapeşte’ye döndü. Aradan geçen süre içinde Viyana’dan Budapeşte’ye taşınan anne babasını ziyaret etmek istiyordu. Budapeşte’de ünlü şair Attila József ve yazar Frigyes Karinthy ile tanıştı.

1934-1939 yılları arasında Londra’da ansiklopedi yayınlayan bir kitapevinde çalıştı. Ancak bu süre içinde merkezi Paris’te olan Dünya Anti Faşistler Merkezinde de gizli olarak faaliyette bulundu.

İspanya iç savaşında bir gazeteci olarak General Franco’nun karargâhına girmeyi başardı. Ve yaptığı röportajlarla General Franco’nun Almanlar ve İtalyanlar tarafından nasıl desteklendiğini delilleriyle birlikte ifşa etti. Ancak bu iş ona pahallıya mal oldu. Daha İspanya’da ilen yakalandı ve ölüm cezasına mahkûm edildi.  İspanya zindanlarında üç ay geçirdi. Ve hapis anılarını daha sonra “İspanya’da ölüm” adlı kitabında yayınladı. Bu süreç onun aynı zamanda komünist hareketten uzaklaştığı süreç de oldu. Uluslararası baskılar ve protestolar sonucunda yüz gün sonra serbest bırakıldı.

Arthur Koestler 1938 yılında komünist hareketle tüm bağlarını kopardı ve antikomünizmin en donanımlı düşünsel temsilcisi haline geldi. Bir yazar ve hatip olarak çalışmalarında Bolşevizm karşıtlığını çok açık ve net ifade etti. 1939’da yayınlanan “Gladyatörler” adlı romanında Spartaküs ayaklanmasından yola çıkarak bir devrimin insancıl olup olamayacağı sorularına yanıt aradı.  II. Dünya savaşında İngiliz ordusu saflarında savaşa katıldı.

1945’de yayınlanan “Gün Ortasında Karanlık” romanı dünyaca ün sahibi olmasına neden oldu. Romanda Sovyetler Birliği’nin ilk dönemlerinde Stalin koşullarında devrimin eski tüfeklerinden Rubashov’un hayatı üzerinden anlatılan diktatörlük tasviri büyük ses getirdi. Roman 20. yüzyılın en önemli siyasi romanları arasında yer aldı.

1954 sonrası dünyada ölüm cezasının kaldırılması için başlatılan kampanyaların ön saflarında yer aldı. Daha sonra da 1956 ayaklanmasının ardından Macaristan’daki aydınlar için süren dayanışma hareketlerinin en önündeydi. Batı ülkelerine kaçan Macar aydınlarıyla ilişki kurdu, onlara yardımcı oldu.

Arthur Koestler’in Budapeşte’deki heykeli

Birden fazla lisan konuşur ve bu dillerden edebi olarak da yazardı. İlk üç kitabı aslında  üç ayrı dilde yayınlandı. “Gladyatörler” Macarca, “Gün ortasında karanlık” Almanca  ve “Ulaşma ve yola çıkma” ise yazar tarafından İngilizce olarak kaleme alınmıştı. Ana dili olan Macarcanın dışında İngilizce, Almanca, İbranice, Fransızca da konuşuyor ve yazıyordu.

Hayatının daha ileri aşamalarında politikadan uzaklaştı, esrarengiz ve insani duygularla ulaşılamayan süreçlere ilgi duymaya başladı. Bu nedenle de Hindistan ve  Japonya’ya gitti, doğu felsefelerini araştırdı.

78 yaşında Parkinson ve kan kanseri hastası iken 55 yaşındaki ve bir hastalığı olmayan karısı Cynthia Koestler ile birlikte intihar etti. Yıllardır hastaların ötenazi hakkını savunan  Koestler bu hakkını kullanmıştı. Karısı bıraktığı veda mektubunda Koestler’in olmadığı bir hayatı sürdürmeyi reddettiğini söylüyordu.

Arthur Koestler’in bugün Budapeşte’nin VI. Bölgesinde bir heykeli bulunuyor.

Türkinfo

Macaristan Ankara Büyükelçiliğinin desteğiyle hazırlanmıştır.


LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here