2026. Ağustos 5.
Türkinfo Blog Oldal 344

A Somló-hegy

ADal2019 : Macaristan’ı Tanıdık Bir İsim Temsil Edecek!

Macaristan Devlet Televizyonu MTVA geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi Eurovision Şarkı Yarışması‘nda yarışacak olan şarkıyı ve temsilciyi ADAL 2019 ile belirledi. Bugün gerçekleşen büyük finalde 8 aday isim kıyasıya yarıştı.

 

 

Ön eleme turlarında ve yarı final turundan başarılı sonuçlar alıp finale yükselmeyi başaran sekiz isim son kez sahne aldı. Bu aday isimlerden Joci Pápai ve András Kállay daha önce ülkesini Eurovision plartformunda temsil etmiş isimler. Joci 2017 yılında olduğu gibi bu sene de solo bir performansla şansını denerken; András Kállay The Middletonz grubunun bir parçası olarak sahnede olacak. András Kállay 2014 yılında elde ettiği beşincilikle Macaristan adına yarışma tarihindeki en başarılı ikinci sonuca ulaşmıştı.

Devamı

2019 Mercedes-Benz CLA-Serisi’nin üretimi Macaristan’da başladı

Bu şık tasarımlı kompakt sedandan beklentiler büyük.

 

 

 

Mercedes-Benz’in CLA-Serisi’nin 2019 yılı için hazırlanan yeni jenerasyonu, bugün itibariyle Alman üreticinin Macaristan’ın Kecskemét şehrindeki fabrikasında üretime girdi. Şık görünümlü ve coupe gövdesini anımsatan tasarıma sahip CLA-Serisi, A-Serisi’ni beğenen fakat biraz daha geniş bagaj veya sedan gövdesi isteyen müşterileri hedef alıyor diyebiliriz.

Devamı

Antalya Dob, “Çardaş Prensesi”Ni Sahneleyecek

Antalya Devlet Opera ve Balesi (DOB), “Çardaş Prensesi” adlı opereti sahneleyecek.

Antalya DOB’dan yapılan açıklamaya göre, Macar besteci Emmerich Kalman’ın en başarılı yapıtı olarak nitelendirilen “Çardaş Prensesi” opereti, 5 Mart’ta sanatseverlerle buluşacak.

 

Haldun Özörten tarafından sahneye konulan ve metni Leo Stein ve Bela Jenbach’a ait olan eser Aydın Gün’ün çevirisiyle Türkçe seslendirilecek.

Eserde Antalya DOB orkestrasını şef Hakan Kalkan yönetirken, koro eser için Mahir Seyrek tarafından çalıştırıldı.

Neşeli ve melankolik karakterleriyle operet repertuvarının başarılı örneklerinden biri olan eserde, dekor tasarımı Gürcan Kubilay’a, kostüm tasarımı Nursun Ünlü’ye, koreografi Serhat Nüfusçu’ya, ışık tasarımı ise Mustafa Eski’ye ait.

İki perde olarak sahnelenen eserde, Sema Çavuşoğlu Suna, Hakan Aysev, Bilge Yılmaz, Fatih Şanal, Onur Alpaslan, Baturalp Bilgili ve Emel Öziş rol alıyor.
Kaynak: AA

Devamı

Zanzibar – Mi van?

Macar Çocuk Kitap İllüstrasyonları sergisi

Macar çocuk edebiyatının gözde illüstrasyonlarını içeren sergi  28 Şubat 2019’da İstanbul’da Macar Kültür Merkezi’nde açılacak.

İnteraktif sergi ziyaretçilere kitap ve resimlerle güzel zaman geçirme fırsatı verecek.

Macar Kültür Merkezi İstanbul’da İmrahor caddesi, no:23 B Blok, Kağıthane adresinde.

 

“ORHAN VELi 105 YAŞINDA” : Popüler 20. Yüzyıl Türk Şâiri Orhan Veli’den Seçmeler

         

Otuz altı yıl, evet, ama ne otuz altı yıl.. Birinci ve ikinci dünya ‘paylaşım’ savaşlarının tam ortası, dünya (ve hâliyle Türkiye) en büyük değişim ve dönüşüm sürecinde, imparatorluklar yıkılıp parçalanır ve yeni devletler, yeni sistemler ortaya çıkarken; o da kendi hayatı içinde, yüzlerce yıldır süregelen şiir geleneğine yeni bir soluk getirmiş; kısaltmış, ‘Tanrı katı’ndan alelâde halkın arasına indirmiş, vezin, kafiye, âhengi kaldırmış, gündelik konuşma dilinde yazmış vs. Belki bunu ilk yapan o ‘DEĞİL’ ama estirdiği ‘GARiP’ rüzgârı ile ‘tartışmasız en tartışmalı’ şâirimiz olmuştur. Ve elbet en meşhur.”

 

Popüler 20. Yüzyıl Türk Şâiri Orhan Veli’den Seçmeler

Tarih:  28 Şubat 2019

Yer: Budapeşte, Magnet Közössegi Haz

Onur Toparlak ile röportaj

Türkinfo : Sayın Toparlak; klasik bir sual olacak ama, şiir neden bestelenir, ve neden Orhan Veli şiirleri?

Onur Toparlak : Bir değil iki soru oldu ama neticede bir yerden başlamalı. “Şiir neden bestelenir?” sorusunun, “şiir neden yazılır?” sorusundan çok da farklı bir cevabı yok aslında. Hattâ iyice gerilere gidip, “mağara duvarına neden geyik çizdiler ki?” sorusundan.. Kısaca (ve kabaca) düşünecek olursak, bu ‘acaip’ insanlar, diğerlerine bir şey anlatmak, onlarla bir şey paylaşmak, onlara ‘üzülüp sevinme arzuları vermek’ istediler. Bir şiiri müzik ile ‘beslemek’ de bu çabanın neticesinin bir neticesidir neticede. 🙂

“Neden Orhan Veli?” klasiğine gelirsek; okuduk, sevdik, ezberledik, kendimiz bir müzikle söyledik, ortaya bir şarkı çıktı. Haddimiz olmayarak, karınca kararınca (Hadi bakalım çevirin Macarcaya karınca kararını..) Ayrıca şâir yüz yıl öncesinden yazmış; “Benden bir mısra mırıldanacak / Şarkı hâlinde”. Bunu bir vasiyet kabul etmiş olduk belki de..

Türkinfo : Peki, Orhan Veli için en sık dile getirilen eleştiri ‘apolitik’ olması. Ya buna ne dersiniz?

Onur Toparlak : ‘Politik şiir’den kastınız nedir bilmem. Ama şâirin açık, net, gündelik dil kullanmasına karşın ‘slogan şiiri’ de yazmadığı ortada. Öte yandan; Neler yapmadık şu vatan için / Kimimiz öldük / Kimimiz nutuk söyledik (Vatan İçin) şiirinden daha politik bir metin olabilir mi, sorarım size. Bir de şu var, bu şiir bana nedense 19.yüzyılın büyük Macar şâiri, 26 yaşında harp meydanında ölen Petőfi ile yine 19.yüzyılın büyük Macar hatip ve politikacısı Kossuth’ u hatırlatır hep. (Ki 92 yaşında ölmüştür)

Türkinfo : Şâir bilhassa yeni biçimli şiirlerinde minimalist bir tavır tutturup hayli kısa ürünler vermiş. Bu şiirleri de bestelediniz mi, nasıl hareket ettiniz?

Onur Toparlak: Evet, bu tespitiniz doğru. Şiirler kısacık. Birkaç satır içinde diyeceğini deyip bitiveriyor. Aynı havadaki şiirleri ard arda eklemek suretiyle farklı bölümleri olan bir şarkı ya da fasıl gibi düşündük. Türk Sanat Musikisinde makam akış geleneği vardır. Örnek olarak “İstanbul’dan ayva da gelir nar gelir” diye başlayan ve curcuna, semâî, sofyan, nim sofyan, vahde gibi usullerle devam eden bir seri var. Altı kısa şiir. Ama bütünüyle düpedüz bir hicaz faslı oldu. (Ki hicaz şâirin de en sevdiği makamlardan biriydi).

Türkinfo: Biraz da sizi tanıyalım, konsere hangi şiirle başlayıp bitiriyorsunuz?

Onur Toparlak : Lise arkadaşım Cihan Terlan ile birlikte 70’li yıllardan bu yana bu şiirlerle haşır neşiriz. İlk konserimizi 84 yılında ODTÜ’de verdik. Konserin adı ve açılış parçası GÜN DOĞUYOR (Orhan Veli 70 yaşında) idi. Kapanış parçası ise, bir Cihan Terlan klasiği olan HÜRRİYETE DOĞRU. (Ki bu isim dahi o cunta yıllarında ‘politik’ bulunmuştu. 94 yılında bu kez İstanbul’da ANLATAMIYORUM (Orhan Veli  80 yaşında), 2004 yılında Çorlu’da ESKİLER ALIYORUM (Orhan Veli 90 yaşında), 2014 yılında Peşte’de YAZIK OLDU SÜLEYMAN EFENDİYE  (Orhan Veli 100 yaşında) gibi başlıklarla tekrarlandı. İki, dört, altı, yedi hattâ tek kişi olarak. Şimdi ise üç kişilik bir grup hâlinde, Cihan-Onur ikilisine Akustika grubundan perküsyonist Müge Terlan’ın katılımıyla seslendireceğiz şarkılarımızı.

Türkinfo: Son olarak okurlarımıza ne söylemek istersiniz?

Onur Toparlak; Bir röportajın daha sonuna geldik. Ne şiirsiz kalın ne şarkısız.

etkinliğimize katılmak için lütfen şu link üzerinden kayıt yapınız>>>

 

İstanbullu bir Macar ailenin hatıratı: Attila Ürmenyhazi

1927 ve 1957 yılları arasında İstanbul’da yaşayan rahmetli babam Jozef Ürmenyhazi mümtaz ve itibar sahibi bir Macar idi. Kendisi, artık hiçbir aile bağının kalmadığı Macaristan’da şapka ustası ve bekar bir imalatçı iken, Budapeşte’den İstanbul’a 1927 yılında gelmişti.

Türkiye’deki erkek şapka sanayinin kurucu olan babam, 1957’deki acı ve erken vefatına kadar, ardında yardımsever ve örnek bir nam bıraktı.

1920 yılları Macaristan’da muazzam bir işsizlik, kriz ve geleceğe güvensizlik yıllarıydı. O yıllarda kendilerine Macaristan dışında bir istikbal kurmak isteyen genç kuşaklar arasında babam da vardı. İşte babamın Türkiye’ye gidişinin nedeni ne doğunun egzotik çekiciliği ve ne de tesadüf eseriydi. O, sanayileşme ve Batı medeniyetlerine yakınlaşma amacı güden devrin cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ün davetine icabet eden gençler arasındaydı.

Atatürk devri Türkiye’si hukuki ve sosyal alanlarda büyük bir atılım içindeydi. Bu nedenle de yurtdışından usta elemanlar, imalatçılar, mühendis ve inşaat teknikerleri ülkeye geliyordu. Bu uzmanlar arasında Macarlar da vardı.

Bu yenilikler arasında belki en önemlileri  Türkiye’de Latin alfabesine geçiş, ve şapka devrimiydi. 1927’de ülkede Arapça harfler yerine Latin harflerine dayalı alfabeye geçilmiş ve yine fes, sarık ve her çeşit kavuk yasaklanarak şapka giyilmesi öngörülmüştü.

Budapeşte’de Şapka İmalatçıları Derneğinin ilan tabelasında Türkiye’den gelen bir davet mektubunu gören babam, bunun kendisi için altın bir fırsat olduğunu düşünmüştü. Hem kendisi için ve hem de ilerde ailesine daha rahat bir hayat kurabilmek için bu fırsatı değerlendirmeye karar verdi ve İstanbul’a geldi.

Geçmişte fes imal eden üreticilerle ve de şapka ithal eden ithalatçılarla bir ortaklık kurup ardından tavşan tüyünden şapka imalat işine başlayarak Türkiye’de ilk yerli şapka ve fötr fabrikasını kurmayı başardı.

1920 ve 1950 yılları arasında özellikle batı ülkelerinde fötr şapka çok modaydı. Erkekler neredeyse ayakkabı sayısı kadar şapkaya da sahip olurlardı.

 

Babamın hayatı

Budapeşte’de 1899 yılında doğan babam, hemen doğumunun ardından öksüz kalmıştı. Kendini evlatlığa kabul eden aile de bir süre sonra zor durumda kalınca, onu mecburen yetimhaneye bırakmak zorunda kalmışlardı.

Burada büyüyen babam, 1916 yılında, daha lise diplomasını bile almamışken Birinci Dünya Harbinde askere alınmıştı.

Vatan hizmetini Avusturya Macar İmparatorluğu ordusunda 17 yaşında bir er olarak yapmaya başlayan babam, daha sonra Macar devletinin hizmetinde çalışmaya devam etti. Çalkantılı yılların ve uzun bir askerlik döneminin ardından, şansı yaver giderek sağ salim  1922 yılında terhis olan babam, artık itibarlı bir genç olmuştu.

Babam geç başlayan mesleki eğitimi neticesinde bu yıllar içinde diplomalı şapka imalatçısı sıfatını da kazanmıştı. Bu ise ona bu alanda bir istikbal vaat ediyordu.

1934 yılında İstanbul’da evlenen babamın genç eşi, 21 yaşındaki Budapeşteli bir hanım kız olan Magdolna Sebö idi. Ardından da ailemiz hemen genişlemeye başladı: 1934 yılında ağabeyim Laszlo doğdu. Bir yıl sonra ablam Zsuzsanna (Suzan) ve en son olarak da 1938 yılında bendeniz Attila dünyaya geldim.

Istanbul, Karaköy meydanı, Ürmenyhazi kardeşler, 1942

Babamın çocukluğunda sevgiden çok mahrum kalması ve mutsuz geçen gençliği, muhtemelen onun çok alçak gönüllü, derin bir insan severlik ve hep yardıma hazır biri olmasının nedenleri arasındadır.

Babam İstanbul’da Macarları hep bir araya getiren insanlardan biriydi. İster Hıristiyan olsun, ister Yahudi olsun Macar asıllı insanlarla münasebetleri hep sıkı idi. Macar cemaati fertlerinin her birini eşit görürdü.  Zor durumda olan Macarlara yardım eder, maddi imkanlar sunar ve hatta çoğu kez onlara iş bulurdu. Bu da Macar hükümetinin gözünden kaçmadı. 1936’da babam Macar Kraliyet Liyakat madalyasına layık görüldü.

 

İstanbul yılları

Babamın, yani ona hitap edildiği şekilde söylersek “Bay Ürmenyhazi’nin” maddi yardımlarıyla Türkiye’de yaşayan Macar gençleri için deniz kıyısındaki Mudanya’da ve Bursa’nın Uludağ yöresinde gençlik kampları kurulurdu. Bu kamplarda 12 yaşın üzerindeki Macar gençleri için her yaz programlar düzenlenirdi.

Ürmenyhazi kardeşler, Istanbul, 1943

Bu kampların tek organizatörü Macar toplumun ruhani lideri olan din adamı Pater Janos Vendel idi. Katolik papaz Pater Vendel hakkında bu yazımda ilerde daha ayrıntılı bilgi de vereceğim.

Babam Macar toplumunun menfaatini iyi gözetirdi. Bu uğurda hizmetlerde bulunurdu. Toplam 16 sene boyunca İstanbul’daki Macar cemiyetinde Asbaşkan sıfatıyla ve İdare Heyeti üyesi olarak hizmetlerde bulundu.

Bu arada annemin Macar cemaati içindeki kültürel faaliyetlerine katkısına değinmeden de geçemeyeceğim.

Cemiyetin düzenlediği kutlamalarda annem konuşmalar hazırlar, bazen de koreografi gerektiren bazı etkinliklerin düzenlenmesinde yer alırdı. Macar halk danslarını yönetir, Noel esnasındaki bazı temsilleri hazırlardı.

Macar cemiyetinde çok seneler devam eden bir bale kursu da vardı. Annem hem bu bale kursunun yöneticisi ve hem de konserlerde piyano refakatini yapan sanatçı idi.  Budapeşte’deki Liszt Ferenc Müzik Akademisini bitiren “Madam Ürmenyhazi” son derece yetkin bir müzisyen idi. Hayatı ne yazık ki 78 yaşında İstanbul’da hunharca işlenen bir cinayetle sona erdi.

 

Hristiyan ve Müslümanlar arasındaki hoşgörü

Biz Hıristiyan yabancılar olarak büyük bir hoşgörüye sahip Türk Müslüman çevre içinde büyüdük. Macar çevrenin dışındaki sosyal münasebetlerimiz aydın, batılı ve iyi terbiye görmüş Türklerle olurdu.

Anne babamız önem verdikleri Macar Hıristiyan değerlerini bize aktarmayı başarmışlardı. İyi ve ahlaklı yaşam tarzını ilke ederek büyüdük. Anne ve babamızla olduğu gibi dışarıdaki Macar cemaatiyle de ana dil olarak Macarca konuşurduk.

Aile fotoğrafı, Istanbul, 1950

Ama buna rağmen büyüdükçe içinde yaşadığımız Türk çevre okul ve toplum etkisiyle Türkçemiz de gelişecekti.  Öyle ki zaman içinde Türkçe olarak kendimizi daha iyi ifade etmeye başladık. Çocukken kendi aramızda Türkçe konuşmak daha kolayımıza gelirdi.  Uzun yıllar boyunca Fransız liselerinde tahsil yaptığımız için çok lisanlı olduk.

Değişik Türk ve Macar kültürleri etkisi altında çocukluğumuzdan beri gördüğümüz farklar aleyhimize olmadı.  Aksine doğma büyüme İstanbullu olduğumuzdan yerel yaşantı ve adetlere iyice intibak etmiştik.  Kendi vaziyetimi misal gösterecek olursam, 10 yaşından 21 yaşına kadar en yakın ve candan arkadaşım, aramızdaki irtibatın hala devam ettiği bir Türk’tür.

İçten Macar ve Hıristiyan idik. Sükut içinde kimliğimizden iftihar duyardık, buna rağmen vatandaşlara mahsus birtakım umumi haklar peşinde iken  bizlere “ecnebi” diye ayırım sıfatı verilmesiyle  bu yolların kapalı tutulması bizlere pek dokunurdu.

 

II dünya harbi  yılları ve sonrası

Ailemiz İstanbul’da yaşayan diğer Avrupalı aileler gibi II dünya harbinin tahrip edici etkilerinden esirgenmişti. Tarafsız Türkiye bize güvenli ve barış içinde bir hayat sağlamıştı. Bundan dolayı Türkiye’ye minnettardık. Harpten evvelki yıllarda velilerimizin niyeti Macaristan’a geri dönmekti.

Ancak Macaristan’da savaştan sonra özel teşebbüsün ortadan kaldırıldığı komünist bir rejimin kurulması ve ülkenin istila edilmiş bir Sovyet Bloğuna dönüştürülmesi bu planları suya düşürmüştü.

İkinci Dünya Savaşının ardından başlayan “Soğuk Savaş” döneminde koyu antikomünist Türkiye yalnız komünist devletler vatandaşlarına mahsus “tabiiyet durumu gayrimuntazam – Vatansız” nitelemesiyle yeni bir siyasi sınıflandırma yarattı. Mülteci haklarına eşit haklar yaratan bu yeni sınıfa verilen “Vatansız Macar” sıfatı İstanbul’da yerleşmiş Macarlar arasında da ikiliğe neden olacaktı.

Totaliter vatanlarına karşı samimi protestolarının resmen kayıtlanması uğruna kimi Macar vatandaşlığından resmen çıkmış, kimisi de işlerinin ve refahlı hayatlarının devamı için Türk makamlarına yararlanabilmek amacıyla bu niteliğe geçmişti.

Bunların yanında, Macaristan’dan ayrıldığından beri değişen politik durumlara rağmen babam ölümüne kadar Macar uyruğunu muhafaza etti.

Bizler dahil her tür yabancının senede bir olmak üzere “ikamet teskeresinin” uzatılması kuralı vardı.

18 yaşımıza varmamızla birlikte ilk evvel Laszlo ağabeyim ve 4 sene sonra da ben kanunen Türk vatandaşlığını talep etmeye hak kazandık. Usule göre  Türk vatandaşlığını istida yolu ile talep ettiğimizde, aynı anda artık “vatandaşlık durumu gayrı muntazam- Vatansız” sıfatı altında resmi kayıtlarımızın da düzeltilmesini istemiştik. Bundan amacımız hem o zamanki komünist Macaristan rejimini kınamak ve hem de Türk vatandaşlığına geçebilmemizi kolaylaştırmaktı. Başvurumuzla ilgili olarak işlemler uzun senelerce sürdü. Neticede yetkili makamlar bize doğal hak sandığımız Türk vatandaşlığını vermediler.  Bunun üzerine kendi geleceğimizi de düşünerek ister istemez Türkiye’den göç etmeyi tasarlamaya başladık.

1960’da Avustralya’ya geldim ve o zamandan beri burada kökler saldım.1967’de de Laszlo ağabeyim küçük çocuklu ailesi ile birlikte ABD’ye yerleşti. 1992’den bu yana da dul ablam Budapeşte’de yaşamaktadır.

 

İstanbul’daki Macar camiası

İstanbul’daki Macar toplumu 1945-1950 yılları arasında en yüksek mertebeye ulaşmıştı. Harpten yaralı çıkmış Macaristan’dan gelenler o dönem çoğunluğu oluşturuyordu.

Bu yeni göç eden Macarların asıl amacı aslında daha iyi bir yaşam ve daha yüksek bir hayat standardı vaad eden Amerika’ya gidebilmekti.  Ama yine de Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda ve hatta İsrail gibi ülkeler de bu göçlerden pay aldı.

Oysa 1920 ve 1930’lu yıllarda Türkiye’ye gelenler o tarihe kadar artık iyice yerleşmişlerdi. Genellikle çoluk çocuklu bu ailelerin arasında işleri gayet iyi gidenler olduğu gibi, gayrı menkul edinenler de az değildi. Bu kesim Türkiye’den göç etmeyi aklına bile getirmiyordu elbet. Ama yeni gelenler, kaybedecek malı mülkü olmayan, bir riziko üstlenmeyen ve iyi de mesleği olan insanlar Yeni Dünya’da şanlarını aramaya kararlıydılar. Bu nedenle de 1956 Macar ayaklanmasının ardından Türkiye’ye gelen 500 aile, iki istisna dışında zamanlar Türkiye’den ayrılanların yolunu tuttular.

Tahminlerime göre Savaş sonrasında 400 kadar Macar İstanbul’a gelmişti. Ama 200 kadar da Türkiye’nin başka şehirlerine gelen vardı.

İstanbul’daki Macar Cemiyeti’nin salonları milli bayramlarda tıklım tıklım dolardı. Ayakta duracak yerin bile zor bulunduğu bu toplantılara 200-250 kişinin gelmesi hiç de olağanüstü sayılmazdı.

 

İstanbul Macar Cemiyeti

Macar Cemiyeti, diğer adıyla Macar Kulübü büyük ve zarif bir apartmanın birinci katında idi. Bu büyük binanın cephesi İstanbul’un merkezi sayılan Beyoğlu’ndaki İstiklal Caddesine bakardı. Avrupalılar tarafından Pera diye bilinen o zamanların bu seçkin semti, şık mağaza ve sinemalarıyla tam Avrupai bir atmosfere sahipti.

Cadde hizasındaki giriş katını büyük bir avize aydınlatırken, bir üst kattaki cemiyete ulaşmak isteyenler ister antik asansörle çıkar ya da geniş mermer merdivenleri kullanırlardı.

Bu zarif binanın giriş katının hemen bitişiğinde İstanbul’un en nefis profiterol pastalarının yapıldığı Baylan pastanesi bulunurdu.

Kulüp katında biri büyük diğeri orta büyüklükte iki salon bulunurdu. Ağır kadife kumaştan perdelere haiz büyük pencerelerin olduğu her iki salonda da büyükçe masalar ve döşemeli sandalyeler vardı.  Büyük salonun bir ucunda ustaca inşa edilmiş ve perdelerle ayrılabilen ufak bir tiyatro sahnesi de bulunurdu. Diğer uçta ise kesin bakışları ile olup biteni seyreden ve sütunlu bir kaide üzerine oturtulmuş bir Rakoczi büst heykeli vardı.

Istanbul, Beyoğlundaki Macar Cemiyetinde çocukların 15 Mart millî bayramda, sahnede şarkı ve söylevle kutlamaları

Cemiyetin iyi akort edilmiş bir piyanosu, o zamanlar için ciddi bir emtia sayılacak radyo mikrofon ve pikap içeren bir cihazı ve iyi rağbet gören bir ping pong masası da bulunurdu. Cemiyette yaklaşık 250 – 300 kitap içeren bir küçük bir kütüphane de vardı. Macar amcabeyler arasında satranç pek popüler bir oyundu. İdare heyetinin faaliyet sürdürdüğü ufak bir yazıhane ve Cemiyetin yemekli programlarında tam faaliyetle çalışabilmesi için iyi teçhiz edilmiş bir mutfak bu cemiyetin tasvirini az çok tamamlar.

Macar Cemiyetinin bulunduğu yerin bakım ve tutumuyla görevli evli çiftin elindeki mutfaktan çıkan taze pişirilmiş akşam yemekleri sayesinde Cemiyet ailesi olmayan gençler için de aile yerini tutacak bir ocak da olurdu.

Ben o yıllarda kısa pantolonlu küçük bir çocuktum. Benim için Macar  toplumu çok sayıda amca ve teyzeden ibaretti. Bu insanların çoğunun ilk adlarını bilmediğimden şimdi de onları soyadlarıyla zikredebileceğim.

O zamanların Cemiyet başkanlarından, Bay Szamecz, Bay Denes Katona, Bay Hampel’i iyi hatırlıyorum.  Onlar daha sonra Türkiye’den temelli ayrılacaklardı.  Son zamanların saygıdeğer ve yorulmak bilmez Cemiyet Başkanları arasında bilhassa Bay Pal Lukasko ve Bay Fazekas göze çarpardı.

Rastgele hatırladığım itibarlı aileler cümlesinde, Krausz, Köpe, Guth, Princz, Szaszy, Lukacsko, Levai, Revai, Kardos, Kövess, Perenyi, Szatmari, Brauner, Halada, Hadi, Müler ve iki Boronkay aileleri yer alır.

Macar Cemiyetine rağbet gösteren gençlerin ve bilhassa genç erkeklerin büyük çapta ve her yönden gayretleri Cemiyetin sosyal havasını canlandırırdı.  Zikre değerler: Vilmos Lukacsko, Kazmer Halada, Köpe ailesinden Karoly ve Sandor kardeşler, Laszlo Mautner, Albert Szaszy, Tamas Boronkay, Sandor Hadi ve Rafet Gerçek olur.

Geçmişteki günlerde kalan bu genç adamların her biri mesleklerinde büyük başarılar sağladılar. Çoğunluğu da Amerika’da yerleştiler.  Onlar arasından bir tek Rafet Gerçek aynen başarı kazanmış bir iş adamı olarak İstanbul’da yaşamaktadır.

 

Macarlar hangi mesleklerde söz sahibi oldular?

Meslekler ve iş alanında İstanbul’daki Macarlar şaşırtıcı derecede bir mesleki başkalık arz ederlerdi. Misal olacaklar: Profesör Ungvari piyano öğretmen eğitmeni, Bay Waldinger yapı inşaat uzmanı, Tekniker okulu öğretim üyesi, Bay Zombori cam imalat uzmanı, Bay Gergely mobilya fabrikatörü, Bay İstvan Guth atelye sahibi makineci teknik uzman, Bay Karoly Ficzek heykel ve çan döküm ustası, Bay Kajzer otobüs karoseri yapıcı ustası, Bay Szamecz mimar mühendis,  Bay Bela Krausz erkek terzisi, Bay Denes Katona büyük Avrupa firmaları mümessili ve ithalatçı, Bayan Szel pansiyoncu, Bay Karcsi oymacı ve hakkak sanatçisi

Bay Halada mühendis, Boronkay kardeşlerden biri bir Macar restoran sahibi, diğeri ise çelik konstrüksiyon fabrikatörü idiler

Macar toplumunu canlandıran kilit idarecilerden biri, sayın peder Pater Janos Vendel idi. O Cizvit bir papaz ve aynı zamanda büyük çapta bir Macar, bilgili ve saygıdeğer ruhani liderimiz idi.

Pater Vendel’in muntazaman her Pazar günü Macarlar için Ayazpaşa’daki Katolik kilisesindeki ayinleri yalnız ibadet ve vaaz yeri olmazdı. Ayinlerden sonra dışarıdaki büyük avluda Macar toplum fertlerinin sosyal münasebetlerini tazeledikleri yere de dönerdi.

Fevkalade bir konuşmacı ve hatip olarak Pazar günleri verdiği ateşli vaazlar

Hazır bulunanların yürek, vicdan ve hissiyatına da sinerdi.  Derin bilgisi, parlak zekası ile Pater Vendel Hristiyan olmayan yani Musevi dininde olan Macarları da kiliseye çekerdi. Yaşı 12’den yukarı olanların menfaatine Macar okulunu idare eder, orada teferruatlı Macar tarihi öğretirdi. Her yaz gençlik yararına Macar kampı tertipleyerek onları tek başına idare eden Pater, bütün çalışmalarını azimle yürütürdü.

Kendisi her zaman toplantılara ve Macar Cemiyetinin programlarına candan davet edilirdi. Bunun bir nedeni konu üzerine ondan görüşler almak ve hazır bulunanları faydalandırmaktı. Pater emekliye ayrıldıktan sonra Kanada’ya yerleşti ve orada vefat etti.

Macar Cemiyetinin faaliyetler takviminde belli başlı programlar arasında en büyükleri 15 Mart Milli Bayramı, 20 Ağustos Aziz İstan günü, ve 25 Aralık Noel Bayramı idi.

Muntazaman düzenlenmiş kutlamalar arasında “Silvester Gecesini”, Yeni yıl balosunu ve her Ekim ayında pek eğlenceli Bağbozumu balolarını pek iyi hatırlarım. Bu gibi büyük olaylarda İdare Heyeti birçok müzisyen, garsonlar ve gardırop personeli tutardı.  Bu zamanlarda son derece geniş ve faal mutfak da bir arı kovanı gibi çalışırdı.  Sene içinde de her Mart ayında maskeli kıyafet balosu, Cumartesi öğleden sonraları çay ve dans günü, ayriyeten de film ve sinema akşamları program dahilinde olurdu.

Avustralyaya temelli göç etmem sürecinde bir T.C. Devlet Deniz Yolları gemisinde Cenovaya doğru giderken, 1959

Gene de göç ve ölümler sebepleriyle Macar toplumunu teşkil eden fert sayısı giderek azalmakta idi. Kiraya tutulmuş olan Cemiyet de faaliyet için gerekli nakit yokluğunda zor bir duruma düştü.

1959 ortalarında, yaklaşık 30 kadar aktif Macar’dan ibaret bir cemaat varken, Cemiyetimiz de son olarak kapıların ı kapattı. Birkaç ay sonra da ben temelli olarak Avustralya’ya göç ettim.

Avustralya pasaportuna sahip bir turist olarak asıl memleketim olarak telakki ettiğim Macaristan’a ilk kez 1975 yılında gittim. Anne ve babamın büyüdüğü şehir olan Budapeşte’de dolu hislerle bir süre kaldım. Taşrada ufak bazı turlara çıktım. Kısmetime hayatta kalmış son bir akrabamla da karşılaşabildim.  Gördüğüm Macar kültürü beni epeyce etkilemişti.  Macar köklerim, çevre herkesle sohbet edebilmem beni hem sevindirmiş ve hem de gururlandırmıştı.

50 senedir yaşadığım Avustralya’daki hayata mutlulukla intibak edebilmişsem, gene de köken kültürümden ve özümden hayatım boyunca da gurur duyacağım.

Attila Ürmenyhazi

Attila Ürmenyhazi, Ocak 2018

 

 

 

.

 

 

 

“Macaristan’dan Türkiye’ye 29 milyon dolar doğrudan yatırım yapıldı”

Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Uluslararası İlişkiler ve Dış Ticaret Komisyonu Başkanı Zeki Güvercin, “Macaristan’dan Türkiye’ye 2002 – 2018 döneminde yapılan doğrudan yatırımlar 29 milyon dolar.” dedi.

 

 

 

MÜSİAD’ın düzenlediği “Macaristan’da iş ve yatırım fırsatları” panelinde konuşan Güvercin, Türkiye ile ticari ve ekonomik ilişkilerini her zaman güçlü tutan Macaristan’ın, güzel projelere imza attığını söyledi.

Macaristan’dan Türkiye’ye 2002 – 2018 döneminde yapılan doğrudan yatırımların 29 milyon dolar, Türkiye’den Macaristan’a aynı dönemde yapılan doğrudan yatırımların ise 57 milyon dolar olduğunu belirten Güvercin şunları kaydetti:

Devamı

16,474FansLike
639FollowersFollow