2026. Ağustos 5.
Türkinfo Blog Oldal 345

Macaristan Venezuela’dan 300 sığınmacı kabul etti; Orban ‘Onlar Macar asıllı’ dedi

Macaristan’ın Venezuela’dan 300’e yakın sığınmacıyı kabul ederek ülkeye getirdiği iddia edildi. Avrupa’ya ‘yığınlar halinde göçmen alınmasına’ karşı bir politika savunan Macar hükümeti ülkeye getirilen sığınmacıların Macaristan kökenli olduğunu savundu.

 

Macaristan Başbakanı Viktor Orban’ın özel kalemi Gergely Gulyas, “Burada Macarlardan bahsediyoruz ve Macarları göçmen olarak görmüyoruz. ” dedi.

Macaristan’da Index isimli haber sitesi yerel bir vakıf aracılığıyla yürütülen programın bir yıl önce başlatıldığını ve ülkeye Venezuela’dan getirilen sığınmacıların transfer masrafının karşılandığını yazdı.

Devamı

Demirören ile Turkcell kavgası büyüyor: Devlete yetersiz diye şikayet etti!

“İtiraz dilekçesinde Demirören’in ortağı Scientific Games’in Las Vegaslı değil Macar olduğu da öne sürüldü.

 

 

 

Turkcell, İddaa ihalesini kazanan Şans Ortak Girişim Grubu’nun şartnamede aranan iş deneyimine sahip olmadığını iddia ederek Spor Toto’ya başvurdu. İtiraz dilekçesinde Demirören’in ortağı Scientific Games’in Las Vegaslı değil Macar olduğu da öne sürüldü.

Yakın oldukları bilinen Turkcell ve Demirören Grubu, 17 milyar liralık hasılat gaıantisi istenen İddaa için karşı karşıya geldi. Spor Toto Teşkilat Başkanlığı tarafından 13 Şubat 2019’da gerçekleştirilen İddaa ihalesini Demirören Grubu’nun kazanmasına Turkcell’den itiraz geldi.

Sözcü’de yer alan habere göre, Turkcell çatısı altındaki Inteltek, Spor Toto Teşkilat Başkanlığı’na sunduğu itiraz dilekçesinde Demirören Grubu’nun içinde olduğu Şans Ortak Giıişim Grubu’nun (OGG) şartnamede aranan iş deneyimine sahip olup olmadığının araştırılmasını talep etti. İnteltek’in itirazında önemli bir iddia da göze çarptı. OGG’de Demirören’in ABDli (Las Vegas) Scientific Games olduğu belirtilen ortağının da aslında Macaristan menşeli Scientific Games Szerencsejatek Szolgaltatasok Korlatolt Felelössegü Tarsasag adlı şirket olduğu ortaya çıktı.

Devamı

Nargile dumanı altında piyano çalan Liszt

19’uncu yüzyılın en büyük piyanist ve bestecilerinden biri olan Macar asıllı Franz Liszt, senfonik şiir tarzının yaratıcısıydı. Liszt, Macarlara kucak açarak; onların iadesini talep eden ülkelere sert bir tavırla karşı çıkan Sultan Abdülmecid’in büyük bir hayranıydı. Ünlü besteci, yıllar boyu İstanbul’a gelmenin hayalini kurmuş, nihayet 1847 yılında şehre ayak basabilmişti. Liszt, 171 yıl önce bugün Abdülmecid’e Çırağan Sarayı’nda verdiği konseri, nargile dumanı altında mı gerçekleştirmişti?

“Bazı haberlere göre, piyano ustalarının meşhurlarından, Avrupa’nın bütün hükümet merkezlerinde nam kazanmış olan Mösyö Liszt, bu aralık İstanbul’a gelmek üzereymiş.”

Takvim-i Vekayi gazetesinin 2 Aralık 1846 tarihli nüshasını o gün okuyan İstanbullular, bir haberle müjdeleniyorlardı. Gazetenin aylar öncesinden duyurduğu bu haber ile dünyaca ünlü bir sanatçı İstanbul’da ağırlanacaktı.
SARAY’DA LİSZT HEYECANI

12 yaşından beri Avrupa’nın başkentlerinde konserler veren, tüm dünyada adından söz ettiren ve dünya çapında büyük bir şöhrete sahip olan Franz Liszt, tarihteki en yetenekli piyanistlerden biri sayılıyor ve onun bu ziyareti İstanbullular arasında heyecan yaratıyordu.

Ünlü sanatçının bu ziyaretinden en çok heyecan duyan, ünlü piyanisti tanıyabilmek ve kendisini dinleyebilmek için sabırsızlanan isim, Batı müziğine ve operaya karşı tutku derecesinde ilgi duyan Sultan Abdülmecid’di.

 

 

LİSZT, ABDÜLMECİD’E HAYRANLIK DUYUYORDU

İstanbul’u görme isteği çok eskilere dayanan Liszt, bu kutlu şehre ziyaretini Sultan’a kendisi önermişti. Doğu’nun merkezi İstanbul’a ve çevresindeki antik şehirlere karşı büyük bir merak besleyen Franz Liszt’in bu arzusunu artıran başka sebepler de bulunuyordu.

Bunların başında, 1838 devriminden kaçan Macar asilzadelerine ve subaylarına Rusya’nın ve Avusturya’nın tüm baskılarına rağmen kucak açan Sultan Abdülmecid’e duyduğu sempati geliyordu.

Avusturya ve Rusya, Osmanlı’ya sığınan Macar mültecilerin iadesini talep etmiş ve birçok diplomatik tehditte bulunmuşlardı. Sultan Abdülmecid’in tavrı ise bu konuda oldukça netti: “Tacımı veririm, tahtımı veririm ama devletime sığınanları asla vermem!” Böylesine onurlu bir davranış, Liszt’in gönlünde İstanbul ve Abdülmecid’in yerini farklı kılıyordu.

 

 

TÜM HAZIRLIKLARINA RAĞMEN İSTANBUL’A GELEMEDİ

O dönem, dünyaca ünlü müzik adamı Gaetano Donizetti’nin ağabeyi Giuseppe Donizetti, Osmanlı Mızıka-ı Hümayun Kumandanı olarak görev yapıyordu. Donizetti ile tanışma isteği de, İstanbul’a gelecek olan Franz Liszt’in heyecanını artırıyordu.

1838 yılında bu arzusunu yerine getirmeye karar veren Franz Liszt, sevgilisi Marie d’Agoult ile İstanbul’a seyahat için tüm hazırlıklarını ve ayarlamalarını yapmış fakat her şeye rağmen büyük piyanist, Doğu’nun merkezi İstanbul’a gelememişti. Bu seyahatin gerçekleşememesinin sebeplerini Franz Liszt, o tarihlerde Paris’teki yakın dostu Victor Schoelcher’e yazdığı bir mektubunda şu satırlarla anlatıyordu:

“Evet dostum, sadece planlarımdan, İstanbul’a gitmekteki arzumdan ve kesinlik kazanmış niyetimden bahsetmiyorum. İzmir, İstanbul ve Atina için imzalı kredi mektuplarına, aynı şehirler için Prens Metternich’ten almış olduğum takdim mektuplarına, aynı derecede önemli ve kati diğer bazı olaylara rağmen gitmiyorum. Ve sebep, … Görüştüğümüz zaman söylerim.”
İLK SEYAHAT NEDEN İPTAL EDİLDİ?

Franz Liszt’in İstanbul’u ziyaret arzusunu yerine getirememesinin sebebi, sevgilisi Marie d’Agoult’un hamile olduğunun anlaşılmasıydı. Bu haliyle d’Agoult’u böylesine uzun ve yorucu bir seyahate çıkaramayacak olan Liszt, bütün planlarını iptal etmek zorunda kalmıştı.

Ancak Liszt, İstanbul’a gitme arzusundan hiçbir zaman vazgeçmedi. Farklı tarihlerde, farklı şehirlerde defterine aldığı notlarında da büyük usta, devamlı bu arzusunu dile getiriyordu.

“Muhtemelen bu sonbahar İstanbul ve Atina rüyam gerçek olacak.”

*Prag-14 Nisan 1846

“Bu temmuzda ne yapacağımı bilmiyorum, haziran sonuna kadar tamamen konserlerle meşgul olacağım. Muhtemelen eylülde Transilvanya, Yaş ve Bükreş’e gideceğim ve sonra İstanbul’a gideceğim.”

*Gratz-26 Mayıs 1846

“Yaklaşık bir ay boyunca Odessa’da olacağım ve sonra gemi ile İstanbul’a gitmek için güzel günler beni bekler…”

*Odessa-10 Şubat 1847

 

 

ABDÜLMECİD, LİSZT’İ İSTANBUL’A DAVET EDİYOR

Franz Liszt, 1847 yılında yakın dostu, ünlü şair Alphonse de Lamartine’e yıllardır hayalini kurduğu bu seyahatin gerçekleşebilmesi için aracılık yapmasını rica eden bir mektup kaleme aldı.

Lamartine, Sadrazam Mustafa Reşid Paşa’yı ünlü piyanistin bu arzusundan haberdar etti ve kısa süre sonra Franz Liszt, bizzat Sultan Abdülmecid ve Sadrazam Mustafa Reşid Paşa tarafından İstanbul’a davet edildi.

Lemberg ve Ukranya’daki konserlerinin ardından İstanbul’a gelmek üzere Galatz’dan gemiye binen Liszt, 8 Haziran 1847 günü nihayetinde yıllardır kurduğu hayallerini gerçekleştirdi ve Osmanlı payitahtı İstanbul’a ayak bastı.
“LİSZT, İSTANBUL’DA TUTUKLANDI!”

Ünlü piyanisti İstanbul Limanı’nda, Sultan’ın baş tercümanı Baron Resta bekliyordu. Sultan Abdülmecid, Franz Liszt’i tanıma ve kendi orkestrasını dünyaca ünlü bir müzisyene gösterme konusunda büyük bir heyecan duyuyor ve sabırsızlanıyordu.

Sultan Abdülmecid, Liszt’in dinlenmesine dahi müsaade etmeden İstanbul’a ayak basar basmaz saraya getirilmesini emretmişti. Bu emir üzerine Liszt, Baron Resta ve saray görevlilerinin refakatinde hemen eski Çırağan Sarayı’na getirildi.

Sultan’ın bu aceleciliğini ve heyecanını anlamlandıramayan bazı gazete ve dergiler Franz Liszt’in İstanbul’a ayak basar basmaz tutuklandığını çünkü kendisinin bir sahtekâr zannedildiğini yazdılar.

 

 

LİSZT Mİ, LİSZTMANN MI?

Bu sahtekârlık hikâyesi ise, Franz Liszt’in şehre gelmesinden bir hafta kadar önce İstanbul’da konserler veren Alman piyanist Eduard Lisztmann’ın soyadı dolayısıyla yaşanan yanlış anlamalardı.

Abdülmecid’in de huzurunda konserler veren Lisztmann, Sultan tarafından ihsan olunan kıymetli hediyeler ve bir nişanla saraydan uğurlanmıştı. Ancak soyadı benzerliğinden dolayı bazı kimseler Lisztmann’ı, ünlü piyanist Liszt zannetmişti.

Bu karışıklıktan dolayı Lisztmann da daha sonra Franz Liszt’e yazdığı mektubunda bu yaşananlardan bahsetmiş ve böyle bir şeye sebep olduğu için ünlü piyanistten özür dilemişti.

Ancak Sultan Abdülmecid’in sabırsızlıkla Liszt’i saray görevlileri nezaretinde limandan aldırmasını anlamlandıramayan bazı gazete ve dergiler, Lisztmann’ın kendisini Liszt olarak tanıttığından Franz Liszt’in kimliğini açıkladığında bir sahtekâr zannedilerek tutuklandığını yazdılar.
ABDÜLMECİD, KENDİ ORKESTRASINI LİSZT’E DİNLETTİ

Baron Resta’nın refakatinde eski Çırağan Sarayı’na gelen Franz Liszt, önce Abdülmecid’in, şerefine düzenlediği konseri dinledi. Zira Sultan Abdülmecid, ünlü piyanistin kendi orkestrası hakkında ne düşündüğünü merak ediyordu.

Ardından Franz Liszt, Sultan’a ve saray mensuplarına küçük bir konser verdi. Franz Liszt’in Çırağan Sarayı’ndaki, İstanbul’da verdiği ilk konserde neler yaşandığını 11 Temmuz 1847 tarihli La Revue et Gazette Musicale de Paris isimli Fransız müzik dergisi sayfalarına taşıdı. Sonrasında ise aynı haberi 17 Temmuz 1847 tarihli sayısında The Musical World isimli İngiliz müzik dergisi de yayımladı.

 

 

HABERİ ORYANTAL ÖĞELERLE VEREN İNGİLİZ DERGİSİ

İngiliz dergisi, ilk haberi aynı şekliyle yayımlamaktansa, belki de okuyucuların daha fazla ilgisini çekebilmek için çeşitli oryantal objelerle ve hikâyelerle süsleyerek, şu şekilde sayfalarına taşımıştı:

“Liszt buraya 8 Haziran günü Galatz’dan gemi ile vardı. Yaklaşmakta olan ziyaretinden haberdar edilen Sultan, İstanbul toprağına ayağını basar basmaz, kendisinin derhal Çırağan Sarayı’na getirilmesi için gerekli emri vermişti. Emirleri harfiyen uygulandı. Gemiden inmek için tam adımını atmıştı ki kendisini Majesteleri’nin baş tercümanı M. Le Baron H. Resta’nın refakatinde Sultan’ın sarayına doğru yola çıkmış buldu. Liszt, Sultan tarafından büyük şeref ve iltifatla kabul edildi. Büyük bir kutlama hazırlanmıştı. Şüphesiz ona kendi müzik zevkini, sarayındaki müzisyenleri ve şarkıcıları gösterebilmek düşüncesi ile Sultan, senfonili ve korolu bir konser verdirdi. Bu durumdan son derece etkilenen Liszt, boynu tutuluncaya kadar başını öne eğerek teşekkürlerini belirtti. Aynı zamanda piyanist için daha da şerefli başka bir hazırlık yapılmaktaydı. Erard marka bir kuyruklu piyano hazırlanmıştı, senfoni ve koronun kükremeleri dindikten sonra Liszt’ten Majesteleri’ne parmak gücünü gösteren bazı örnekler vermesi istendi.

Bu ani istek üzerine yüz ifadesi zerre kadar değişmeyen Liszt oturdu ve Türklerin bu büyük müziksever otokratının önünde muazzam kabiliyetini sergilemekten hiç korkmadı. Eminiz ki çaldıkları şu üç parçadan ibaretti, daha fazlası değil: Lucia di Lammermoor üzerine yazmış olduğu fanteziden andante, kendisinin düzenlediği William Tell uvertürü ve Norma.

 

 

“NARGİLE DUMANI ALTINDA PİYANO ÇALDI!”

İlk parçadan sonra Sultan şehvetle, ‘nargile’ dedi ve temsilin geri kalan kısmında çocuksu bir şekilde Etna yanardağı gibi duman çıkartarak nargilesini içti. Liszt, Majesteleri’nin kendisini duman altında bırakacağını hissedince biraz endişelendi ve aşağı doğru inen hızlı kromatik bir pasajda diyez yerine bemol çaldı. Bu durumdan Sultan o kadar hoşnut oldu ki manalı bir şekilde tek gözünü kırptığı ve daha da heyecanla duman çıkartmaya devam ettiği görüldü. Böylesine dumanlı bir atmosfere alışık olmayan Liszt, Majesteleri bu defaya mahsus olmak üzere yeterince müzik işittiğini ve kendisini tekrar saraya beklediğini bildirince çok sevindi ve bir Türk’ün müzik bilgisi karşısında olmasa bile yüce hükümdarın alçak gönüllülüğü karşısında sevinçle saraydan ayrıldı. Saraya ikinci ziyaretinde Majesteleri piyaniste muhteşem pırlantalarla süslü şahane bir enfiye kutusu hediye etti. İstanbul’da herkes bu davranışın büyük bir iltifat olduğunu söylemektedir.”
BEŞ HAFTA BOYUNCA İSTANBUL’DA MÜZİK ZİYAFETİ

Franz Liszt, beş haftalık İstanbul seyahati boyunca, Beyoğlu’nda piyano ve nota ticareti ile uğraşan Alexandr Commendinger’in Nur-i Ziya Sokak’taki evinde kaldı.

Liszt’in kaldığı bu ahşap yapı, daha sonra bir yangın neticesinde yok oldu. Fakat yerine yapılan betonarme binanın üzerinde yer alan plakette de ünlü piyanistin İstanbul seyahati boyunca burada kaldığı yazıyor.

Ziyareti boyunca birçok defa saraya davet edilerek burada konserler veren Liszt, şehrin farklı mekânlarında da yine konserler düzenledi. Bunlardan biri Fethi Ahmed Paşa’nın Üsküdar’daki yalısıydı.

Bir diğeri ise, Franz Liszt’i mevkii ve manzarası ile hayran bırakan ve Avrupa kıtası ile Asya kıtasını aynı anda görebilmenin heyecanını yaşatan Beyoğlu’ndaki Rus elçiliğiydi.

 

 

DERVİŞLERDEN ETKİLENEREK BESTE YAPTI

Bu özel konserlerin yanı sıra Franz Liszt, 18 Haziran 1847’de ise Büyükdere’deki Hotel Belle Vue’de biletleri yüz kuruşa satılan halka açık bir konser verdi.

Liszt, bu konser sırasında Büyükdere’deki eski mezarlığın kapısında bekleyen dervişlerden çok etkilenmiş ve “Derviche” adını verdiği yeni bir besteye başlamış fakat hiçbir zaman bu besteyi tamamlayamamıştır.

Franz Liszt’in İstanbul’da vereceği konserler için Donizetti Paşa, ünlü piyanist İstanbul’a gelmeden Paris’teki Erard’dan dört bin frank değerinde bir piyano satın aldırmıştı. Liszt’in konserleri bittikten sonra kendisi henüz İstanbul’dan ayrılmadan bu piyano, M. Boldagi isminde bir kişi tarafından genç nişanlısına hediye edilmek üzere satın alındı.

Franz Liszt, piyanonun imalatçısı Pierre Erard’a yolladığı mektubunda bu durumdan, “Güzel enstrümanın romantik kaderi” diye bahsediyordu.
“SULTAN’IN İLGİSİNE ÇOK ŞAŞIRDIM”

Beş hafta boyunca İstanbul’da kalan ünlü piyanist, 13 Temmuz 1847 günü yine bir gemiyle İstanbul’dan ayrılarak Galatz’a geri döndü.

18 Temmuz günü Galatz’a varan Liszt, buradan Kontes Marie d’Agoult’a gönderdiği mektubunda Sultan Abdülmecid’in kendisini bu kadar yakından tanımasına da şaşırarak İstanbul seyahati hakkında şu satırları yazıyordu:

“Gazetelerden öğrendiğiniz gibi Sultan bana nazik saygısını ve ücret olarak para (100 louis) ile elmas işlemeli bir kutu ile elmaslarla bezenmiş nişan-ı iftihar verdi. Şöhretim hakkında çok şey biliyor olmasına şaşırdığımı itiraf edeceğim. Ben oraya varmadan uzun zaman önce Avusturya elçisine ve kendi müzik direktörü Donizetti’ye beni gemide karşılamalarını ve alıp derhal Çırağan Sarayı’na getirmelerini emretmiş.”

SULTAN ABDÜLMECİD MARŞI

Franz Liszt, İstanbul’la olan bağlarını devam ettirmeyi ve şehri tekrar ziyaret etmeyi istiyordu. İstanbul seyahatinin ardından Donizetti Paşa’nın bestelediği Sultan Abdülmecid Marşı’nın üzerine bir parafraz besteleyen Liszt, bu parçayı Grande Paraphrase de la Marche de J. Donizetti Pour Sa Majeste Sultan Abdul Medjid-Khan başlığıyla ertesi yıl Berlin’deki Schlesinger Yayınevi’ne bastırttı.

Franz Liszt, daha sonra bu eserini Bâbıâlî’ye ve Sultan’a takdim edilmek üzere İstanbul’daki Avusturya elçiliğine gönderdi ve bunun karşılığında bir nişanla taltif edilmeyi umduğunu da gayriresmi olarak elçiye bildirdi.

Devrin sadrazamı Mustafa Reşid Paşa da Liszt’in bu beklentisini olumlu bir şekilde karşıladı. Mustafa Reşid Paşa, Sultan Abdülmecid’e gönderdiği 2 Temmuz 1847 tarihli layihasında Padişah’ın da huzurunda çalan Franz Liszt’in dünyaca ünlü bir sanatçı olduğunu ve zaten kendisinin çeşitli devletlerce verilmiş birçok nişana sahip olduğunu hatırlatarak, Franz Liszt’in dördüncü derece bir iftihar nişanı ile onurlandırılmasının uygun olacağını yazıyordu.

Nitekim Sultan Abdülmecid de bu fikirdeydi ve Franz Liszt, Padişah tarafından dördüncü derece iftihar nişanı ve 12 bin 500 kuruş değerinde, üstü değerli taşlarla bezeli bir kutu ile taltif edildi.

 

 

ABDÜLMECİD’İN FIRÇASINDAN LİSZT PORTRESİ

Sultan Abdülmecid’e karşı büyük bir sempati besleyen ve İstanbul’u tekrar ziyaret etmek isteyen Franz Liszt, bu isteğini bir daha gerçekleştiremedi fakat ünlü piyanistin beş haftalık ziyareti boyunca İstanbul’da bıraktığı izler ve anılar hiçbir zaman canlılığını yitirmedi.

Halife Abdülmecid Efendi, 1922 yılında hilafet makamına geldiğinde müşaviri Ahmet Hikmet Bey’e, Liszt’in İstanbul ziyareti sırasında kaldığı Beyoğlu’ndaki evi müze yapmak istediğini söylemişti. Bu evin bir sanat yuvası olarak tanzim edilmesi gerektiğini söyleyen Halife, evin salonlarına da kendi resmedeceği Avrupalı kompozitörlerin portrelerinin asılabileceğini söylüyordu.

Hilafetin lağvedilip Osmanoğlu Hanedanı’nın yurtdışına çıkartılmasıyla birlikte Abdülmecid, bu düşüncesini hiçbir zaman gerçekleştiremedi. Fakat bu fikirden geriye Halife Abdülmecid’in fırçasından çıkmış bir Franz Liszt portresi kaldı.

Derlenmiştir.

Fikriyat

www.fikriyat.com

Avrupa Birliği ve Macaristan arasında “afiş savaşları”

Avrupa Birliği ile, başta mülteciler konusunda olmak üzere yıllardır görüş ayrılıkları devam eden Macaristan, yeni bir hamleye hazırlanıyor.

Macaristan basınında çıkan haberlere göre Macar hükümeti, Brüksel’in mülteci politikasını açıkça eleştiren bir afiş kampanyası başlatıyor.

Örnek olarak basına tanıtılan afişte, Macar hükümetinin Avrupa’daki mülteci yanlısı politikanın “akıl babası” olarak tanıttığı Macar asıllı Amerikalı spekülatör George Soros ve Avrupa Birliği Komisyon başkanı Jean Claude Juncker’in kahkaha atan bir fotoğrafı bulunuyor. Fotoğrafın altında da “Brüksel’in ne yapmak istediğini bilmek sizin de hakkınız” ibaresi bulunuyor.

Afiş, Avrupa Birliği (AB) yönetiminin üye ülkelerin ulusal sınırlar üzerindeki egemenlik haklarını zayıflatmak ve dolayısıyla Avrupa’ya göçmenlerin girişini kolaylaştırmak istediğini öne sürüyor.

Macar hükümetinin AB komisyon başkanını da hedef alarak başlattığı bu kampanya Brüksel tarafından tepkiyle karşılandı.

Komisyon sözcüsü Natasha Bertaud, afişi “böylesi gülünç bir komplo iddiasının kamuoyuna sunulmasını ürküntü verici” diye yorumladı.

Sözcü, Brüksel’in böylesi bir gelişmeye sessiz kalamayacağını da belirterek Avrupa Birliği’nin ilk etapta afişe afişle karşılık vereceğini duyurdu. Ardından Avrupa Birliği’nin afişlerini tanıttı.

Söz konusu afişler, “ileri sürüldüğü gibi biz onlar ayrımının olmadığını, Macaristan’ın da karar alınan masada oturduğunu ve Avrupa Birliği’nin hiçbir şekilde üye ülkelerin sınır güvenliğine zarar vermek gibi bir niyetinin olmadığını” vurguluyor.

Salı günü Brüksel’de yapılan AB Bakanları toplantısında, Macaristan’a karşı yaptırımları içeren ünlü yedinci maddenin uygulanması konusu da ele alındı.

Toplantının ardından bir basın toplantısı düzenleyen AB Komisyon Başkan Yardımcısı Frans Timmermans, Macar hükümetinin bu yeni propaganda kampanyasının “Durum bu kadar ciddi olmasa son derece gülünç olarak tanımlanabileceğini” söyledi.

Uzmanlar, Macar hükümetinin bu yeni kampanyasının mayıs sonunda yapılacak olan Avrupa Parlamentosu seçimlerine yönelik bir çalışma olduğu kanısındalar.

Seçmenlerdeki milliyetçi duyguları körüklemeye yönelik kampanyanın AP seçimlerinde mülteci karşıtı Macar hükümetine birkaç puan getirebileceği görüşünü vurgulayan uluslararası siyaset uzmanları, bu seçimlerde Avrupa’nın tüm ülkelerinde mülteci karşıtı ve milliyetçi partilerin güçleneceğini öngörüyorlar.

BBC

Şiirlerinde yaşayan ozan

Bu yazımızın konuğu, ünlü Macar ozanı Endre Ady’nin kısaca özyaşamı:

 

 

 

Günümüzün de büyük ozanlarından sayılan Macar uyruklu Endre Ady, 1877-1919 yılları arasında yaşadı. Hukuk eğitimini bitirir bitirmez de, gazeteciliğe başladı.

Yukarıdaki fotoğrafta görüldüğü gibi,sevgilisi Adel; onun yazarlık ve ozanlık sürecinde en yakın yoldaşı oldu ve Leda adıyla ölümsüzleşti.

Endre Ady; ilk başlarda Fransız sembolist akımının etkisinde kaldı.

Devamı

18’lik Macar Zsori’den müthiş röveşata

Macaristan Ligi ekiplerinden Debrecen’de forma giyen 18 yaşındaki Daniel Zsori, çıktığı ilk maçta attığı röveşata golüyle takımına galibiyeti getirdi. 81’de oyuna giren oyuncu, uzatmalarda maçı 2-1 kazandoran golü kaydetti.

Video

Halil İnalcık kimdir diye sorarsanız…

Türk-Osmanlı tarihine sağladığı katkılarla dünyanın sayılı tarihçileri arasında yer alan Prof. Dr. Halil İnalcık, Macar Kültür Merkezi tarafından düzenlenen programla anıldı.

 

 

Programda aynı zamanda İnalcık’ın son eseri “Fatih Sultan Mehmet Döneminde Tuna Boyunda Osmanlı Düzeni” adlı kitabın tanıtımı yapıldı.

“‘Halil İnalcık kim?’ diye sorarsanız…”

Etkinliğe konuk olan tarihçi Prof. Dr. İlber Ortaylı, “‘Halil İnalcık kim?’ diye sorarsanız Batı’daki, Doğu’daki, Balkanlar’daki insanların ilk söyleyecekleri şey ‘Balkan tarihini Türk vesikalarından ciddi olarak ele alan, inceleyen, nakleden, yayınlayan hoca’dır derler.” dedi.

Ortaylı, İnalcık’ın yayına hazırladığı “Suret-i Defter-i Sancak-i Arvanid”in Türk tarihinin en eski defterlerinden biri olduğuna dikkati çekerek, şöyle devam etti:

Devamı

16,474FansLike
639FollowersFollow