2026. Ağustos 5.
Türkinfo Blog Oldal 343

Macaristan ve Litvanya Heyetinden Çorum Belediyesi’ne Ziyaret

Avrupa Birliği (AB) üyeliği süreci projeleri kapsamında yapılan “Akıllı Şehir İçin Yol Haritası” projesinin açılış töreni için Çorum’a gelen Projenin AB üyesi ortakları Macaristan’ın Szarvas Belediye Başkanı Mihály Babák ve Litvanya Telsiai Belediye heyeti Çorum Belediyesi’ni ziyaret etti.

 

 

Avrupa Birliği (AB) üyeliği süreci projeleri kapsamında yapılan “Akıllı Şehir İçin Yol Haritası” projesinin açılış töreni için Çorum’a gelen Projenin AB üyesi ortakları Macaristan’ın Szarvas Belediye Başkanı Mihály Babák ve Litvanya Telsiai Belediye heyeti Çorum Belediyesi’ni ziyaret etti.

AB üyeliği sürecinde bulunan ülkelerde değişim ve dönüşümün hızlandırılması ve sürdürülebilir yapılar oluşturması amacıyla yapılan “Türkiye ve AB arasında Şehir Eşleştirme Hibe Programı” kapsamında hazırlanan “Akıllı Şehir İçin Yol Haritası” projesinin açılış programı için Çorum’a gelen AB Üyesi proje ortakları Litvanya ve Macaristan heyeti açılış öncesinde Çorum Belediyesi’ni ziyaret etti.

Devamı

Beşiktaş’ın Macar oyuncusunun milli takım kariyeri golle başladı

Beşiktaş’ın Macaristan uyruklu Türk oyuncu Almos Kaan Kalafat milli takım kariyerine golle başladı.

 

 

 

Beşiktaş’ın genç takımında forma giyen Macaristan uyruklu Türk oyuncu Almos Kaan Kalafat, Macaristan U-18 Milli Takımı ile çıktığı Ermenistan maçında bir gol attı.

Devamı

Zalai-dombok

Tandori Dezső’nün ardından

 

Petőfi Edebiyat Müzesinin o kocaman basamaklarından ilk çıkışım değil bu.  İki yıl kadar önce Macarca çevirmenler buluşmasına ev sahipliği yapan bu mekân o zaman da beni çok etkilemişti.  Dünyanın dört bir yanından Macar edebiyatı çevirenler, ustalar, acemiler; konuşkanlar, ketumlar; somurtkanlar, güleçler bir araya toplanmış ve hep birlikte çevirinin olanakları, sınırları, sınırları aşmanın ne zaman aşk, ne zaman ihanet olacağı üzerine, yazarları da yanımıza (bazen karşımıza) alıp bir güzel söyleşmiştik. Macar edebiyatını Türkçe’ye çeviren Gün Togay’ın konuşmacı olduğu oturumu izlerken nasıl gururlandığımı da dün gibi hatırlıyorum. Emeğe, bilgiye ve birikime saygı duyulduğunu görmek, buna tanıklık  edebilmek günümüzde artık çok daha değerli. Konuştuğumuz dil edebiyatın diliydi. Çevirmence. Dünyanın bütün dillerini birbirine bağlayan, bunu birbirinden farkını ortaya koyarak yapan biricik ortak dilimiz. Nam-ı diğer, “dillerin dili”.

Aynı basamakları bu kez adını koyamadığım bir duyguyla çıkıyorum. Önemli bir edebiyatçı, üretken bir çevirmen göçmüş. Az sonra iki ülke edebiyatına köprü olan bir diğer emektar, değerli Türkolog ve çevirmen Hocam Edit Tasnádi ile buluşup anmaya katılacağız. Garip bir tedirginlik var içimde. Hocam ne hissettiğimi anlamam konusunda bir kez daha “duygularıma tercüman” olacak sanırım. “Bu konuşan kimdir? “Bu sözcük ne demek?” “Peki bu hissin adı nedir?”

 “Duydun mu? Tandori Dezső ölmüş!” 

Çevirmen arkadaşım Tähti Berlin’den arayıp haberi paylaşıyor. O sırada Ankara’da, Budapeşte yolları için son hazırlıkları tamamlamakla meşgulüm.

“Duymamıştım” diyorum. Tanışmadığım, yalnızca yazdıklarından bildiğim biri ölünce, İçime yerleşen ilk hüzün geride kalan metinlerin öksüzlüğünden olur. Karamsarlık ve iyimserlik arasında gider gelirim. Yazgısı artık okurlara emanettir. Metinleri okundukça yaşayacak, her bir metin okurun zihninde yeni baştan yazılacak, böylece yeniden hayata katılacaktır. Sonra bu hissim yerini “yaşasa kim bilir daha neler neler yazacaktı?” sorusuna bırakır. Peş peşe eklenen ve biriktikçe yüreğe çöken soruları ise her defasında Cemal Süreya sonlandırır:

“Her ölüm erken ölümdür.”

Bazı ölümlere “erken” demek de yetmiyor. Bazı ölümler “gereksiz” kanımca.

Tandori Dezső, 1938 doğumlu Macar şair, çevirmen, yazar. 80 yaşında aramızdan ayrıldı. 1977’den beri evinde kuş yetiştirirmiş. Kuşlardan aldığı ilhamın eserlerinde sıkça yer aldığı biliniyor. Onlarca şiir kitabı, roman, mahlas ile yazdığı eser, bir o kadar da edebi ve felsefi denemesi yayımlanmış.  Birçok da ödül sahibi. Bunlar içinde Kossuh, József Attila, Milan Füst ödülleri de var.

Gelelim benim onu tanıdığım ilk kimliğine… Çevirmenliğine… Çevirilerine… Burada işaretsiz bir parantez açayım, Macar edebiyatının büyük yazarları arasında, özellikle eski kuşaklarda, çeviri yapmayanına, hatta yazma macerasına çeviri ile başlamayanına pek rastlamadım desem yeridir. Parantezi kapatıp Tandori çevirilerinin gözümü döndüren upuzun listesinden aklımda kalanları kısaca sıralamaya çalışayım.

Söze Fazıl Hüsnü Dağlarca ile başlayalım. Necil Togay ve Vas István’ın derlediği kitabın çevirmeni Tandori Dezső (1974).  Adorno, Salinger, Lukács, Sylvia Plath, Mark Twain, Virginia Woolf, Beckett, Kafka, Hegel, Kant, Robert Musil, Walter Benjamin, Bloch, Jung, Schopenhauer, Arthur Herzog, Tolkien, M Frisch… Uzayıp gidiyor. Ortalama bir okurun ya da iyi okuduğunu iddia eden birinin, ömrü boyunca okuyamayacağı kadarını yazmış, üstüne bir o kadarını da çevirmiş. 80 yıl yalnızca bunun için yaşamış adeta. Bu arada Macarların edebiyat ve çeviri eleştirisi konusundaki titizliklerini, söz sakınmazlıklarını, yetersiz buldukları eserleri, metinleri nasıl tartışmaya açtıklarını da yine burada hatırlatayım.

Petőfi Müzesinin merdivenlerini bu kez onun için çıkarken öğrenciyken çevirmek için kafa patlattığımız Tandori dizelerini anımsamaya çalışıyorum. Sonra gözümün önünde şapkalı bir imge beliriyor. Siyah beyaz. Onun zamanının renklerine boyanmış, parlak bir çift göz.  Zamanın peşinden hiç koşmamış da zamanı şapkasının altında gittiği her yere yanında götürmüş gibi bir hali var. Aynı hal muzır bakışlarında gizli ama bakışları bunu nasıl becerebildiğini asla ele vermiyor.

Fuayeye varınca önümde beliren kuyruğa ekleniyorum. Ortadaki siyah beyaz fotoğrafın etrafı rengarenk çiçek bahçesi. Çiçeğini bırakan fotoğrafı selamlayıp salona geçiyor. Bu bir vedalaşma mı, bir buluşma mı kestirmek zor. Her yer tezat dolu. Öyküyü karşıtlıklar yazıyor.

İsteyenler sırayla mikrofona geçip Tandori’den dizeler okuyor. Kimisi de ona yazdığı dizeleri. Tanınmış Macar tiyatrocular, müzisyenler, edebiyatçı tanıdıklar koşup gelmiş. Birbirinden oldukça farklı insan tipleri ortalıkta salınıyor. Aynı “çevre”den olduklarına inanmak zor. Herkes heyecanlı ve özenli. Titreyen eller, titreyen sesler, ona duyulan sevgiyi ortaya koyuyor.  Bu görkemli salonda samimi bir hüzün var bu kez. Aktarılanların her birinden, gözümün önünde yaşamına dair bir fotoğraf beliriyor. İçimdeki kasvet bir anda yaşantısının yazanlarda, okurlarda, çevirmenlerde bıraktığı izlerle ışıldamaya başlıyor. Hakkında muzip bir şey duyduğumda, salon kahkahayı patlattığında gözlerimi sahnenin tepesinden salona bakan gözlerine dikiyorum. Onu gülerken sobelemeye çalışıyorum sanki.

Biri çıkmış (bu “biri” adını aklımda tutamamış olsam da anonstan anımsadığım kadarıyla Almanca’ya Macarcadan 50 eser çevirmiş usta bir çevirmen) Tandori ile Tandori metinleri çevirmeyi anlatıyor. Bir diğeri tek sözcükten ibaret şiiri üzerine yürüyen felsefi tartışmalardan söz ediyor. Sonra müzisyenler çıkıyor sahneye. Önce bir kaval sesi, kulağımın aşina olduğu yanık tınılar… araya giren sözcükler, sözcükler… Sonra gitar, şiirlerinin besteleri ve Hobo… Onu tanıyorum, evet. Bu sesini nerede duysam tanırım.

“Böyle anılmak ne güzel” diyorum. Ölümün yaşamın içinde, yaşamış olanın yerini alamayan bir ayrıntıdan ibaret halini gördüğümde, kalemiyle bunu mümkün kılıp “gidenler”e ve onlardan hak ettikleri sevgiyi, saygıyı esirgemeyen “kalanlara” şükran duyuyorum.

“Kuşlardan neler neler öğrenmiştir kim bilir” diye düşünüyorum. Sonra aklıma haiku sevdiği geliyor.  Taigi’nin  Ayrılık haikusunu sever miydi acaba? Cevat Çapan da ne güzel çevirmiştir:

Giden bana/Ve kalan sana/ İki ayrı güz.

Tanışabilmiş olsaydım sorardım.

Not: Yazarların, şairlerin, çevirmenlerin göçerken yanlarına sevdikleri harfleri de götürdüklerine inanırım.   Hemen oracıkta gözlerine baka baka ben de bir haiku yazmayı denedim. Bir kuşun kanadında yükselip buluta kondurulan sessiz bir harfle ilgili… Bir türlü bitiremedim.  Zamanı gelince içimdeki esintiyle birlikte Tandori’ye doğru kanatlanır umarım.

 

Sevgi Can Yağcı Aksel- Budapeşte

sevgicanyagci@gmail.com

 

 

Rahip Brunson’dan sürpriz karar!

Andrew Brunson bir dönem Türkiye’de en çok merak edilen isimlerden biri oldu. Casusluk suçlamasıyla hapis yattı. Serbest kalınca ABD’ye döndü. Yeni rotasının Macaristan olduğu iddia edilen Brunson geçtiğimiz günlerde Macar vatandaşlığına geçti.

 

 

Terör örgütleri PKK ve FETÖ bağlantıları nedeniyle terör örgütü adına suç işlemek ve casusluk suçlamasıyla hapse atılan ve hem Türkiye hem ABD’nin gündemine oturan ABD’li rahip Andrew Brunson şaşırtıcı bir hamlede bulundu.

13 Ekim 2018’de yargılandığı davanın dördüncü duruşmasında 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası alan Brunson hakkındaki adli kontrol ve yurt dışı çıkış yasağı kaldırılmış ve cezaevinde kaldığı süre bu cezaya sayılarak serbest bırakılmıştı.

1990’ların ortasından beri Türkiye’de yaşayan. Özellikle PKK yanlısı gruplarla yakın ilişkisi olduğu iddia edilen, FETÖ üyeleriyle de temasları da tespit edilen 50 yaşındaki Brunson, ABD yönetiminin de en önemli gündem maddelerinden birisi olmuştu.

ABD Başkanı Donald Trump “Pastor Brunson için çok sıkı çalışıyoruz” tweetleri atarken Baikan Yardımcısı Mike Pence de sık sık konuşmalarında Brunson’dan bahsediyor ve “Harika bir Hristiyan, harika bir ABD vatandaşı ve harika bir baba” ifadeleri kullanmıştı. Brunson ise ABD’ye döndükten sadece beş ay sonra ilginç bir karar aldı.

Eşi Norine’nin Macar asıllı olduğu bilinen Brunson ve ailesi Macar vatandaşlığına geçti. Washington’daki Macaristan Büyükelçiliği’ne giden Brunson ailesi burada Macar pasaportlarını aldı. Andrew Brunson, konuyla ilgili olarak “Eşimin Macar kökenleri var. Çocuklarım da kendilerinin Macar olarak görüyor. Orada birçok akrabamız var. Ben de artık Macar olmaktan mutluluk duyuyorum” ifadelerini kullandı.

Devamı

Macar Kaptan Pilot, Göklere Veda Etti

Son uçuşunu Ankara’dan Sabiha Gökçen Havalimanı’na icra eden Pegasus Hava Yollarının Macar Kaptan Pilotu Jozsef Janosi için emeklilik töreni yapıldı.

Son uçuşunu Ankara’dan Sabiha Gökçen Havalimanı’na icra eden Pegasus Hava Yollarının Macar Kaptan Pilotu Jozsef Janosi için emeklilik töreni yapıldı.

Kaptan Pilot Janosi, Pegasus Hava Yollarında 13 yıl, toplam meslek yaşamında 21 yıl çalışarak emeklilik kararı aldı.

Ankara Esenboğa Havalimanından Sabiha Gökçen Havalimanına hareket ederek, son seferini yapan Janosi için emeklilik töreni düzenlendi.

Toplam 24 bin 838 uçuş saatine sahip olduğu belirtilen Janosi için yapılan törene Pegasus Hava Yolları Genel Müdürü Mehmet Nane, şirket yöneticileri, çalışma arkadaşları ve ailesi katıldı.

Törende Konuşan Nane, Pegasus’un tarihinde önemli milatlardan bir tanesinin yaşandığını belirtti.

Türkiye’deki pilot açığı nedeniyle dönem dönem yabancı pilotlar ile çalışma ihtiyacı duyduklarını ifade eden Nane, şöyle konuştu:

“Bugün emekliliği gelen Jozsef Janosi kaptanımız, toplamda kesintili olarak 21 yıl, kesintisiz olarak 13 yıl Pegasus Hava Yollarında hizmet vererek 65 yaş sınırını doldurdu ve bugün emekli oldu. Kendisi bizim ilk emekli olan yabancı pilotumuzdur. O yüzden bugün kendi ailesi ve Pegasus ailesi olarak kendisine çok güzel bir veda yaptık. Kaptanımızı uçaktan karşıladık. Ankara-İstanbul uçuşu son uçuşuydu kendisinin. Kendisini karşıladık ve çok güzel bir kutlama ile yeni hayatına uğurladık.”

Emekli Kaptan Pilot Janosi ise duygusal bir şok yaşadığını ve çok mutlu olduğunu belirtti.

Burada olduğu sürece çok güzel anılar biriktirdiğini dile getiren Janosi, “Bugün yapılan törenden çok keyif aldım. Emeklilik hayatımda biraz dinleneceğim. 20 yıldan beri yurt dışında çalışıyorum. Evimi çok özledim. Kaybettiğim 20 yılı telafi edeceğim. Evimde arkadaşlarım ile olup sosyal hayatıma geri döneceğim. Herkese Türkiye’de çalışmayı tavsiye ediyorum.” ifadelerini kullandı.

Tören, Janosi’ye hediye verilmesi ve plaket takdimi ile so
na erdi.

Haber kaynağı: www.haberler.com

Türkoloji camiasından bir yıldız kaydı: Beatrix Caner

Macar asıllı Beatrix Patai (Caner) Romanya’da Macar azınlığının yaşadığı Oradea (Grosswardein) bölgesinde 1954 yılında dünyaya geldi. 1973 yılında yaşamaya başladığı Almanya’da Türkoloji eğitimi gördü. Kendine Türk edebiyatını Almanya’da tanıtma görevini verdi.

Çalışmalar yaptı, konferanslarda konuşmacı, panellerde katılımcıydı. Dersler verdi, kitaplar ve makaleler yazdı, onlarca önemli ve değerli Türkçe eseri Almanca’ya çevirdi, Almanya’da Türk edebiyatı ve tarihini konu edinen Literaturca adlı yayınevini kurdu.

Almanya yaşamında sonradan Mesut Caner’le evlenerek “Caner” soyadını alacak ve hep Türkiye ile iç içe yaşayacaktır. Edebiyat bilimci ve çevirmen Beatrix Caner’i 17 Şubat Pazar günü kaybettik. 21 Şubat Perşembe günü Frankfurt’ta toprağa verildi.

Çok dil bilen Caner’in kurduğu Literaturca Verlag, aralarında Namık Kemal, Ahmet Mithat, Recaizade Ekrem, Sami Paşazade Sezai, Ömer Seyfettin, Ahmet Haşim, Memduh Şevket Esendal, Şemsettin Sami, Mehmet Rauf, Ahmet Hamdi Tanpınar, Ayla Kutlu, Tomris Uyar, Pınar Kür, Bilge Karasu, Demir Özlü, Nezihe Meriç, Erendüz Atasü, Feyza Hepçilingirler, Nermin Abadan Unat, İlber Ortaylı, Çetin Öner, Elif Şafak, Kriton Dinçmen, Küçük İskender, Füsun Akatlı, Cemil Kavukçu, Murat Gülsoy vb gibi yazarların bulunduğu Almanca’ya çevrilmiş onlarca kitap yayımladı. Seçkiler yaptı. İçinde Şevket Süreyya Aydemir, Zekeriya Sertel, Mina Urgan, Mıgırdıç Margosyan, Süreyya Ağaoğlu gibi önemli kişilikleri ele alan bir de antoloji hazırladı.

VERİMLİ ARAŞTIRMACI

En önemli, kapsamlı ve dikkate değer eseri, esasta genel Türk edebiyatı olmakla birlikte ağırlıklı olarak Cumhuriyet dönemimizin edebiyatının tarihini ele aldığı ve genel Türk edebiyatıyla Cumhuriyet edebiyatımızı değerlendirdiği “Türkische Literatur-Klassiker der Moderne” başlıklı çalışmasıdır (Georg Olms Verlag AG, Hildesheim 1998, 432 sayfa). Bu kitap, Türk edebiyatını Almancada ilk kez geniş bir şekilde ele alan çalışma olduğu gibi, Türk edebiyatı alanında da bir kılavuz başvuru eser rolünü üstlenmiş durumdadır.

Türk edebiyatıyla ilgili olarak ABD’de ve Avrupa ülkelerinde bütün önemli kütüphanelerde bulundurulan eseri, Türkçe’de yayımlanmak üzere çevirmenini ve yayıncısını bekliyor.

Devamını oku

Haber kaynağı: www.aydinlik.com.tr

Budapeşte’nin mutlaka görülmesi gereken 7 adresi

Gezmek için bir nedene ihtiyacımız yoktur aslında… Gezmek, her zaman tutkudur. Budapeşte, manzaraları, tepeleri, lezzeti ve tarihi yapılarıyla bu isteğimizi bir tık arttıran şehirden birisi. İşte Budapeşte’ye gitmek için yedi neden…

 

1- Gellért Tepesi’ne çıkıp tuna manzarası izleyin

Gellert Tepesi, Tuna Nehri’ni de içine alan, Budapeşte’yi boydan boya izleyebileceğiniz nefes kesen bir manzaraya sahip… Budapeşte’nin en ünlü tepesi… Birçok romantik ana şahitlik yapan bir tepe olduğu için ‘Aşıklar Tepesi’ unvanını almış. Tepede aynı zamanda hediyelik eşya alışverişi ve geleneksel yemeklerinin bir kısmını bulabileceğiniz küçük stantlar yer alıyor.

Devamı

Abdülhamit, Kanuni’nin Macaristan seferinde, Corvina Kütüphanesi’nden getirdiği kitaplardan bir kısmını jest olarak Macaristan’a iade etti

RS FM’de yayınlanan Gündem Dışı programına konuk olan yazar Can Orhun, “Kanuni Sultan Süleyman, Macaristan seferini yaptığında, Corvina Kütüphanesindeki çok sayıda kitabı alıp İstanbul’a getirdi. Bir jest olarak Abdülhamit bu kitaplardan bir kısmını iade etti” diye konuştu.

Gündem Dışı’na bu hafta bir teknoloji şirketinin CEO’su olmakla yazdığı ikinci romanı ile edebiyat dünyasına giriş yapan Can Orhun katıldı.
Can Orhun, ‘Ex-libris ya da Pertev Efendi’nin Olağanüstü Yolculuğu’nda Osmanlı Sarayı’nın kütüphanesinden çalınan bir yazma, gizemli bir beddua, kitaplara âşık bir mücellit Pertev Efendi ve onun, sonunun nereye varacağını bilmeden çıkmayı göze aldığı tutkulu yolculuğunu anlattı.

Ex Libris, bir kitabın sahipsiz olmadığını ve kimin kitaplığına ait olduğunu söyleyen; kitabin yitirilmesini engellemeyi, ödünç verildiğinde evine dönmesini sağlamayı amaçlayan resimli veya resimsiz etiket anlamına geliyor.

Romandaki öyküyü bize aktaran kişiye Pertev’in el yazmasını okutan olay, New York’ta, New York Times’ta okuduğu arşivlerde de olan gerçek bir makale. Bu makalede özetle Sultan Abdülhamit’in, Sultan Süleyman’ın Macaristan seferinde İstanbul’a götürdüğü kitapların bir kısmının (35 tanesinin) iade edileceği yazıyor.

‘KANUNİ’NİN KİTAPLARI İSTANBUL’A GETİRMESİ, KİTABA VERDİĞİ ÖNEMDEN KAYNAKLANIYOR’

“Kanuni Sultan Süleyman, Macaristan seferini yaptığında Corvina Kütüphanesi’ndeki çok sayıda kitabı alıp İstanbul’a getiriyor. O dönem Corvina Kütüphanesi, Vatikan Kütüphanesi’yle birlikte dünyadaki en önemli eserlere sahip. O dönem Kanuni’nin kitapları İstanbul’a getirmesi, kitaba verdiği önemden kaynaklanıyor. Bunların içinde tıp, astronomi, matematik kitapları var, bu kitaplar sadece dini kitaplar değil. İçinde bir çok bilimsel kitap da var. Bu kitaplar Sultan Abdülhamit, Macaristan’a iade edene kadar yüzlerce yıl Osmanlı Kütüphanesi’nde kalmış. Bir jest olarak Abdülhamit bu kitaplardan 35 adedini iade ediyor. Bu olay tamamen gerçek.”

tr.sputniknews.com

16,474FansLike
639FollowersFollow