2026. Ağustos 3.
Türkinfo Blog Oldal 302

Budapeşte’de Berlin Duvarı’nın yıkılışını anma

Alman Dışişleri Bakanı Macaristan’ın başkentinde Almanya’nın ikiye bölünmüşlüğünün 30 yıl önce son bulmasını andı.

Budapeşte (dpa) – Alman Dışişleri Bakanı Heiko Maas Budapeşte’de Berlin Duvarı’nın 30 yıl önce yıkılışını andı ve dönemin Macar tanıklarıyla görüştü. Maas, Macar mevkidaşı Peter Szijjarto’yla ortak basın toplantısında yaptığı konuşmada «Duvar’ın yıkılışı Macaristan’ın dayanışması ve cesareti olmasaydı mümkün olmazdı» dedi. «Almanlar olarak Macarların bu katkısını hiçbir zaman unutmayacağız.»

Macaristan 1989 Güzünde ülkelerini terk etmek isteyen on binlerde Doğu Almanya (DAC) vatandaşını ülkeye kabul etti ve sonunda Batı’ya sınırı açtı. Böylece Doğu Almanya’dan Batı Almanya’ya mümkün hale gelen kitlesel göç DAC rejimini can evinden vurdu ve 9 Kasım 1989’da Berlin Duvarı’nın tarihe karışmasında da belirleyici rol oynadı.

Kaynak: www.deutschland.de/tr

Siyaset, tarih ve sanat nehri: Tuna

Tuna Nehri’nin başlangıcını veya doğuşunu nerede aramalı? Claudio Magris, ‘Tuna Boyunca’da bu soruya yanıt arıyor. Magris, Tuna’nın coğrafi bir oluşumun çok ötesinde konumlandığını gösteriyor. Önemli bir tarihi kavşak bu nehir, akıp giden zamanın, günümüze dek uzanan ve debisi yüksek bir tanığı…

Claudio Magris, ‘Tuna Boyunca’ adlı kitabında farklı boyutlarıyla ele aldığı Tuna Nehri’nin kaynağına ilişkin tartışmalar anlamını yitirince nehrin kimliği, kültürel birikimi ve kapsadığı tarihsel süreçler önem kazanıyor. Örneğin Tuna, çoğunlukla Alman karşıtı bir simgesellik taşır. Bu yönüyle Ren’den de ayrılır. Farklı ırkların karşılaşıp karıştığı bir coğrafyayı sarıp sarmalar.
Tuna, ırkların yüzyıllar boyu karıştığı bir coğrafyanın da simgesi. Bir başka deyişle geçtiği hemen her yöredeki insanlara “Seni anlamıyorum” iletisi gönderirken karmaşıklığın ve bulanıklıktan doğan yeniliğin de göstergesi haline geliyor. Bu karmaşıklığı, karışmış ve öte yandan bütünleşmişliği içinde, isimleri de taşır: Kafka, Laval, Pétain, Céline, Goethe… Céline’e göre “İmparatorluk tarihini barındıran Tuna, evrensel pisliğin ve şiddetin kokuşmuş nehri”dir.
Céline’in söyledikleri dikkate alındığında, Tuna’nın bir imparatorluk boyu olduğu da ortaya çıkar. Alman, Osmanlı ve Roma İmparatorlukları hep Tuna etrafında var olmuş ve hâkimiyetlerini genişletmek için bölgede savaş vermiştir. Almanların ve Napoléon’un denetimindeki Fransa ordularında yer alan askerlerin lahitleri, yaptığı gezi sırasında Magris’in gözüne takılır. Tuna’nın yayıldığı alan, bir anlamda Roma da demek, Roma ise “Her şeyden önce hâkimiyet anlamına da gelir ve öne sürdüğü evrensellik, hâkimiyetinin maskesidir.”
Tuna, içinde tarih kadar siyaset ve sanatı barındırıyor. Örneğin Hitler, Yukarı Avusturya’nın başkenti Linz’i, Tuna’nın en büyük metropolü haline getirmeyi düşünür bir zamanlar. Nehir, akıp gittiği şehirler ve kıyılar boyunca şatoları, büyük hükümdarların saraylarını, onların suretlerini ve bir zamanlar ellerinin altında tuttukları görkemli kentler ile meydanları da selamlar.
Nehrin kültürünün ağırlık noktası olan edebiyat ve şiir, şatoları ve kaleleri, yazar ve ressamlarla birlikte onların ürünler verdiği mekânları da taşıyor beri yandan. Acıları, sevinçleri; savaş ve barışı, toplumsal hareketleri ve yıkılışları da… Tuna kıyılarında dolananların da nehri boydan boya kat edenlerin de aklında şu soru uyanır: “İnsanı, kaynağına götüren Tuna, hayatın başlangıcı mı?” Bu, bir bakıma şairane bir sorudur.
Tuna’nın bir başka özelliği de, sınırlar çizmesi: Örneğin Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ile Sırp Krallığı arasındaki sınırı belirler. Sırp Krallığı’nın başkenti Belgrad, gelecekte Yugoslavya olarak anılacak coğrafyada, Doğu ve Batı’nın, birbirinden ayrı ve aynı zamanda çelişkiliymiş gibi duran dünyalar ve politik bloklar arasındaki arabulucu olacaktır.
Tuna’nın geçtiği topraklar, bir dönemin sosyalist blokunun da mekânıydı. Diğer bir ifadeyle, ‘Demirperde’nin içlerine uzanan nehir, ‘girilmez olan’ bölgeyi de (örneğin Bulgaristan, Romanya, Macaristan, Yugoslavya…) fetheden bir kimliğe sahipti.
Tuna kültürü, ‘diğerleri’ olarak adlandırılanlara (örneğin Türkler, Slavlar…) karşı önemli bir siper işlevi de görüyor tarihte. İtalyan Albay G. Sironi, Tuna için 1873’te şunları kaleme almış: “Tuna, hangi yöne olursa olsun, tüm büyük faaliyetler için kocaman bir karargâhtır, aynı zamanda nereden gelirse gelsin saldırılara karşı koymak için mükemmel bir savunma hattıdır.”
Tuna, Karadeniz’e dökülüp son buluyor mu? Nehrin denize kavuşması, bir sondan öte ‘nostos’ gibi başlangıcı da çağrıştırıyor. Denize ulaşma aynı büyüklükte ve coşkulu bir sonu da içinde barındırıyor.
Magris’in kaleme aldıkları, Tuna’nın coğrafi bir oluşumun çok ötesinde konumlandığını gösteriyor. Önemli bir tarihi kavşak bu nehir. Başka bir deyişle, akıp giden zamanın, günümüze dek uzanan ve debisi yüksek bir tanığı.
Tuna, belleğin unutmaya bıraktığı pek çok ayrıntıyı bugünlere kadar taşıyor. Magris, ‘Tuna Boyunca’da özellikle bu noktaya ağırlık veriyor.

TUNA BOYUNCA
Claudio Magris
Çeviren: Leyla Tonguç Basmacı
Yapı Kredi Yayınları, 2019
416 sayfa, 36 TL.

Kaynak: www.hurriyet.com.tr

Macar MOL Azerbaycan’ın en büyük petrol sahasına ortak oluyor Kaynak: Macar MOL Azerbaycan’ın en büyük petrol sahasına ortak oluyor

Macar MOL Grubu, Azerbaycan’ın en büyük petrol sahasın AÇG’den ABDli Chevron’un % 9,57 hissesinin tamamını alarak sahadaki üçüncü en büyük ortak oldu.

Enerji Günlüğü – Macar MOL Grubu, Azerbaycan’ın en büyük petrol sahasın AÇG’den ABDli Chevron’un % 9,57 hissesinin tamamını alarak sahadaki üçüncü en büyük ortak oldu.

Macar MOL Grubu, Chevron Global Ventures Ltd ve Chevron BTC Pipeline ile Azerbaycan’da işletilemeyen arama ve üretim ve iletim faaliyetlerinde hisse satın alımı için anlaşma imzaladığını duyurdu.

Bu çerçevede MOL ABDli şirketin Azerbaycan’ın en büyük petrol havzası Azeri-Çırak-Güneşli petrol sahasındaki % 9,57 hissesi ile Azeri petrolünün ihracında kritik bir role sahip olan Bakü-Tiflis-Ceyhan BTC Boru Hattı’ndaki % 8,9’luk hissesini 1,57 milyar dolara satın alacak. Satın alma işlemlerinin 2020 yılının ilk çeyreğine kadar tamamlanması planlanıyor.

MOL TPAO’YA DA ORTAK OLUYOR

Anlaşma ile MOL sahanın en büyük üçüncü ortağı olurken, grubun günlük petrol üretim kapasitesi 200 bin varil artacak. MOL sahada yüzde 5,7 hisseye sahip olan Türkiye Petrolleri A.Ş.’nin yanında BP (% 30.4), ExxonMobil (%6.8), INPEX (%9.3), Equinor (%7.3)ve SOCAR (%25), Itochu (%3.7), ONGC (%2.3) ile ortak olacak.

Azeri Çırak Güneşli Petrol Sahası Bakü’nün yaklaşık 110–130 km doğusunda Hazar denizinde, tabanın yaklaşık 2000-3500 metre derinlerinde yer alan ve tahminen 432,4 km²’lik alana sahip. BP’nin yüzde 30.4 hisse ile işletmeci şirket olduğu sahadan geçen yıl günde 584,000 varil petrol üretildi. Kaynak: Macar MOL Azerbaycan’ın en büyük petrol sahasına ortak oluyor.

Kaynak: www.enerjigunlugu.net

Macar bakandan Türkiye açıklaması

Macaristan Dışişleri ve Dış Ticaret Bakanı Peter Szijjarto, “Türkiye NATO’nun ikinci büyük askeri gücü. Türkiye NATO’da müttefikimiz. Savunma sanayisinde Türkiye ile iş birliği yapmamız çok doğal. Tabii ki bu iş birliğini gelecekte de devam ettireceğiz.” dedi.

Macaristan Dışişleri ve Dış Ticaret Bakanı Szijjarto ve resmi ziyaret kapsamında başkent Budapeşte’de bulunan Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, görüşmelerinin ardından ortak basın toplantısı düzenledi.

Szijjarto, Türkiye ile Macaristan’ın savunma sanayi alanındaki iş birliğine yönelik soruya, “Lütfen Türkiye hakkında konuşurken onun bir NATO üyesi olduğunu unutmayalım. Sizin farklı çabalar içinde olduğunuzu anlıyorum ama Türkiye bir NATO üyesi. Türkiye NATO’nun ikinci büyük askeri gücü. Türkiye NATO’da müttefikimiz. Savunma sanayisinde Türkiye ile iş birliği yapmamız çok doğal. Tabii ki bu iş birliğini gelecekte de devam ettireceğiz.” cevabını verdi.

Türkiye’nin güney sınırında oluşturulmaya çalışılan terör koridorunu yok etmek, bölgeye barış ve huzur getirmek amacıyla başlattığı Barış Pınarı Harekatı’yla ilgili de duruşlarının net olduğunu söyleyen Szijjarto, bunda herhangi bir ülkenin tavrından etkilenmediklerine vurgu yaptı.

Szijjarto, ”Biz dış politika hakkında duruş belirttiğimiz zaman başkasının duruşuna bakmadan bunu açıklıyoruz. Türklerin Suriye’deki faaliyetleri konusundaki duruşumuzda ne Almanya ne de başka bir ülkenin etkisi var. Bu noktada Macarların çıkarını gözettik. ‘Başkan Erdoğan, ülkesinde yaşayan 4 milyon göçmen için Avrupa kapılarını açsın mı, açmasın mı’ diye sorduk ve cevabımız ‘hayır açmasın’ şeklinde oldu.” değerlendirmesinde bulundu.

Macaristan’ın göçle ilgili duruşunun belli olduğunu ve ülkesinin yasa dışı göçmen istemediğini açık bir şekilde belirttiğini vurgulayan Szijjarto, Avrupa Birliği (AB) üyeleri arasında göçmenlerin dağıtımını öngören hiç bir anlaşmayı da kabul etmeyeceklerinin altını çizdi.

Almanya Dışişleri Bakanı Maas da Almanya’nın Türkiye’ye silah satışına ilişkin, ”Türkiye önemli bir NATO ülkesi ve öyle de kalmalı. Ama aynı zamanda kendisinden NATO üyesi gibi davranmasını da bekliyoruz. Silah ihracatı konusunda ise statükonun üzerinde bazı adımlar atarak 2018’de silah ihracatını durdurduk.” değerlendirmesinde bulundu.

Terör örgütü DEAŞ’a katılmış Alman vatandaşlarının geri alınması hakkında da Maas, ”Yakalanan DEAŞ’lıların sınır dışı edilmesi hakkında Türkiye’den gelen kesin bir bilgi yok. Öncelikle hangi ülke vatandaşı oldukları belirlenmeli. Eğer bu kişiler Alman vatandaşı ise ve geri gelmek istiyorlarsa o zaman geri kabul edilmeli ve yargılanmalı.” ifadelerini kullandı.

Kaynak: www.cnnturk.com

Ölüler Günü nedir ve Macaristan’daki Ölüler Günü’nü nasıl kutlarız?

Ekim ayı sonları cadılar ve cinler, sihir ve yürüyen ölüler, kostümler ve tabii ki çok sayıda parti ile bilinirken hâlâ bir Batı geleneğidir. Doğu Avrupa ülkeleri, 31 Ekim’de giderek daha fazla korku ile kendilerini şımartırken, Halottak napja ya da’ Ölüler Günü ‘çok daha önemli bir tarih. Macaristan’da, 1 Kasım ulusal tatildir. Çalışanlara aileleri ile birlikte olma fırsatını verir.

Azizler Günü’nün kökeni, Pentekost’u izleyen Pazar günü azizleri ve şehitleri onurlandırmak için düzenlenen festival ile birlikte 4. yüzyıldan kalma bir Yunan Hıristiyan geleneğine dayanır.

İlk Azizler Günü, 13 Mayıs 609 tarihinde, Papa Boniface IV’ün Roma’da Panteon’u İmparator Phocas’tan hediye olarak kabul etmesiyle gerçekleşti. Papa, günü Kutsal Bakire ve tüm şehitleri onurlandırmak için bir tatil olarak adadı.

MS 835’de Papa Gregory III döneminde, festival 1 Kasım’a taşındı ve tüm azizlerin onurunu içerecek şekilde genişletildi. Muhtemelen 1 Kasım’ın kasıtlı olarak ölülerin pagan bayramı olan Samhain’in yerine seçildi. Samhain’den önceki gece, kötü ruhların insanları arayan topraklarda dolaştığı bir zamandı. Ruhları karıştırmak için insanlar yaratıklar gibi giyinirlerdi.

1 Kasım, şehit ve azizlere saygılarını sunmak için belirlenmiş bir gündü, ancak yıllar geçtikçe dini figürler yerine sevdiklerini anmak ön plana geçti.

Bu nedenle, şimdi artık Macarlar tarafından daha ziyade  ölülerin günü olarak adlandırılmaktadır.

Tüm azizlerin ve tüm ölü ruhların günü bir arada kutlanıyor

Kasım ayının ilk günü, ulusal bayram olan tek gün iken, 2001’den beridir – kutlama aslında iki gün boyunca, ilk önce Azizler Günü ve ardından Tümü Ruhlar Günü olarak yapılıyor.

Ulusal tatil, Macarların evlerine seyahat etmelerini sağlar, genellikle aileleri ile vakit geçirirler ve kaybettikleri kişileri anmak için mezarlık ziyaretleri yaparlar. Bu ziyaretler aile mezarları üzerinde veya etrafında bir mum yakmak, ardından bir sessizlik ânı demektir. Eski bir batıl inanç, ilk önce mumları sönen kişinin bir sonraki ölen alacağını söyler.

Ayrıca mezarlar takılıp temizlenir, çiçekler ekilebilir ve kilise çanları çalar. Ülkenin bazı kesimlerinde, aile kiliseye giderken evde ışık açık bırakılır ve böylelikle ölülerin ruhlarına kimse yokken evlerine bakma fırsatı verilir.

Vesilesiyle katılmak nasıl?

Budapeşte’de şehir merkezinde turistlerin dahi ilgisini çeken iki büyük ve gösterili mezarlıklar varken küçük mezarlıkları ancak ziyaret ediyorsanız fark edebilirsiniz. Peşte tarafında birçok ünlü Macar ve bir Sovyet anıtı ile dolu büyük ve büyük bir mezarlık olan Kerepesi Mezarlığı’na (Budapeşte, Fiumei út 16-18, 1086) gitmelisiniz.

Buda tarafında en iyi seçenek, aynı zamanda pek çok önemli Macar şahsiyetlerinin de defnedilmiş olduğu Farkasréti Mezarlığı’dır (Budapeşte, Németvölgyi út 99, 1124.) Bu mezarlıktan şehrin güzel bir manzarası vardır, bu nedenle sevdiklerimizi anmak için ailece gitmeye uygun bir yerdir.

Kaynak: tur.worldtourismgroup.com ve tr.tocelebrateeverything.com

Kata Kollar – Türkinfo

”TÜRK-MACAR İLİŞKİLERİ/MOHAÇ’TAN BUGÜNE”

YENİ BELGESELİMİZ…
7 KASIM 2019 SAAT 20:00 TRT TÜRK’TE

MACAR TOPRAĞI
………….
Hoşça kal
layık olmadığım kadar ağırladın beni.

Hoşça kal,
götürüp koydum Gelert Tepesi’ne
senin kır çiçeklerini Macar toprağı
kendi halkım adına.

Hoşça kal,
başaklarına tane,
hayvanlarına besi,
çeliğine kuvvet,
insanlarına bahtiyarlık dilerim.

Hoşça kal.
Belki yine gelirim.
Belki ömür vefa etmez.
Ama bilirim, gün olacak, bilirim,
senden bize, bizden sana misafir gidilip gelinecek,
bir bahçeden bir bahçeye geçer gibi.
NAZIM HİKMET

Kaynak: Facebook

16,474FansLike
639FollowersFollow