2026. Haziran 30.
Türkinfo Blog Oldal 3

“Mephisto” 45. yılında Alsancak Karaca Sineması’nda

Macar yönetmen István Szabó’nun, En İyi Yabancı Film dalında Oscar kazanan ve sinema tarihinde özel bir yere sahip başyapıtı “Mephisto” 45. yılında 25 Mayıs Pazartesi ve 1 Haziran Pazartesi 19:30 seansında Alsancak Karaca Sineması’nda!

Hendrik Höfgen, 1920’ların karanlık ve çalkantılı Almanya’sında yıldızı hızla parlayan bir tiyatro oyuncusudur. Salonları dolduran oyunlarının gölgesinde Nazi rejimi yükselirken, Hendrik kariyerini korumak adına politik duruşunu giderek iktidarın çizgisine uyarlar. Ancak rejimin soğuk sahnesine ulaştığında, sanatçının özgürlüğü tehlikeye girer ve Hendrik kendini Faustvari bir pazarlığın içinde bulur.

Başarı uğruna ruhunu teslim etmeye ne kadar hazırdır?

Biletler ve kaynak

Attila József: Güzellik Dilencisi

Günümüzde artık bir tür performansa dönüşmüş bulunan şiirin geçen yüzyıldaki en gümrah evlatlarından Attila József, “İyiydi, şen şakraktı, ama yok saydılar mı / doğru bildiklerini, orda belki dikbaşlı.” dizeleriyle tanıttığı Özgüvarlığının bedelini trajik bir yaşam ve ölümle ödedi; ancak müesses kötülük nizamıyla mücadelesinin semeresi olan alışılmadık yoğunluk ve özgünlükteki şiiri hâlâ dipdiri. Tıpkı Hölderlin gibi uçurumun kenarında, hatta Lenz misali “ellerinin üstünde yürümeye” çalışarak en parıltılı ve yürek parçalayıcı şiirlerini yazarken bir yük treni altında tükenen son nefesine kadar özgürlük, sevgi, akıl ve insanca yaşam uğruna haykıran Attila József’in trajedisi, aslında gizli bir zaferi muştuluyor hepimize. Şairin umudunun nabzı, durmadan yankılanan sesini ölümünden neredeyse yüz yıl sonra keşfedecek olanlar için “Biraz Nefes” başlıklı şiirinin son dizelerinde atıyor:


Büyüdüm artık. Birikiyor gitgide
dişlerimde yabancı maddeler,
ölümün kalbime çöreklenmesi gibi. Ama haklarım var hâlâ
ne ruh ne de balçığım henüz
gerçi postum da pek öyle kıymetli değil ki
tek laf etmeden vakarla katlanayım,
özgür olmayışıma!”

  • Yazar: Attila Jozsef
  • Yayınevi: Everest Yayınları
  • Basım Tarihi: 2025-04-22
  • Çevirmen: Cem Yavuz
  • Editör: Levent Alarslan
  • Grafiker: Hamdi Akçay

Kaynak

Polonya nasıl başardı?

Bir kuşak önce vatandaşlarına un ve şekeri karneyle dağıtan, işçilerine komşusu Almanya’nın onda biri kadar ücret verebilen Polonya bugün AB’nin lokomotif güçlerinden biri. Polonya nasıl başardı? Hukuk devleti olmak ekonomisini nasıl etkiledi? Bu başarıdan çıkarılması gereken dersler ne?

1990’larda ucuz işgücü deposu olarak görülen, Avrupa Birliği’ne katılım sürecinde Polonyalı tesisatçıların Batı Avrupa iş piyasasını istila edeceği korkularıyla tartışılan Polonya, bugün batarya üretiminden savunma sanayiine, yazılımdan oyun sektörüne kadar yüksek katma değerli alanlarda Avrupa’nın yeni üretim ve teknoloji üslerinden biri haline gelmiş durumda.

2000’lerde Alman ekonomisinin çevresindeki düşük maliyetli taşeron ülke olarak görülen Polonya, bugün büyüme temposuyla durgunlaşan Alman ekonomisine karşı Avrupa’nın yeni dinamolarından biri olarak anılıyor. Hatta satın alma gücü paritesine göre Polonya’nın 2030’ların ortasında Almanya seviyesine yaklaşabileceği öngörülüyor. 

Polonya’nın bu ekonomik başarısının arkasındaki dinamiklere bakmak için onu Macaristan ile karşılaştırmak iyi bir yöntem olabilir. 

Zira, Macaristan’da 12 Nisan tarihinde yapılan seçimlerde Fidesz Partisinin aldığı ağır yenilgiyle Başbakan Orban’ın 16 yıllık iktidarının sona ermesi eski bir soruyu tekrar gündeme getirdi. 2004 yılındaki genişleme dalgasıyla AB üyesi olan, geçmişleriyle birçok açıdan birbirine benzeyen ve orantılı olarak benzer miktarlarda AB fonu alan Polonya bir başarı hikayesi olurken Macaristan neden geride kaldı? Polonya neleri doğru yaptı, Macaristan yapamadı? Ve nihayet buradan çıkarılacak dersler neler? 

Bir zamanlar yoksul bir ülke vardı, bugün İsviçre’nin önünde

Gerçekten de her iki ülkenin kapitalist çağa girdiği 1990 yılına dönüp baktığımızda Dünya Bankası verilerine göre Polonya’nın kişi başına GSMH miktarı 2021 sabit rakamlarıyla 12,8 ABD dolarıydı. Macaristan’ınki ise 21,3 ABD doları.  Yani Macaristan, Polonya’nın çok daha önündeydi.  

2024 yılına geldiğimizde Polonya’da kişi başı GSMH 45,1 dolara yükseldi. Macaristan için ise 40,7 dolarda kaldı.  

Özetle, bir zamanlar Polonya’dan oldukça zengin bir ülke olan Macaristan gelişme kaydetmesine rağmen kıyasen geri kalmış ve kalmaya da devam ediyor. 

Polonya ayrıca 2004 yılından beri koruduğu yıllık ortalama %3,8 büyüme oranıyla 2025 yılında ilk defa bir trilyon dolar GDP hacmini geçti. Böylece İsviçre’nin önünde yer aldı, dünyanın en büyük 20’nci ekonomisi haline geldi. Kişi başına GSMH miktarı AB ortalamasının %85’ine ulaştı. 

AB büyüme ortalamasının %1 dolayında olduğunu, en büyük iki AB ekonomisi olan Fransa ve Almanya’nın 2024 yılında %1 civarında veya altında büyüdüklerini düşünürsek bir kuşak önce vatandaşlarına un ve şekeri karneyle dağıtan, işçilerine komşusu Almanya’nın onda biri kadar ücret verebilen bir ülke için bu ciddi bir başarı. 

Acılı bir hazırlık dönemi

Polonya’nın ekonomik başarısında elbette nüfusu ve fiziki büyüklüğünün etkisi önem taşıyor. 

Polonya 37 milyonluk nüfusu ve 312 bin kilometrekarelik yüzölçümüyle AB’nin beşinci büyük ülkesi. Macaristan’ın nüfusu ise 9,5 milyon. Yüzölçümü de 93 bin kilometrekare. Böyle olunca Polonya Macaristan’a ve diğer komşularına göre kaçınılmaz olarak siyasi ve ekonomik ağırlık taşıyor. Zira tüketim eğilimi güçlü bir iç pazar, ihracat odaklı daha küçük ekonomilere göre dış etkilere karşı dayanıklı oluyor, üretim temelini koruyor. 

Devamı>>>

Kőbe zárt múlt

Macaristan’da 6 Yıllık Olağanüstü Hal Sona Erdi

Kararnamelerle Yönetim Devri Resmen Kapandı

Macaristan siyasetinde 16 yıllık Viktor Orban hegemonyasının çöküşü, sadece bir iktidar değişimiyle kalmadı; ülkenin yönetim DNA’sı da kökten değişiyor. 12 Nisan seçimlerinde sandıktan çıkan ezici sonuçların ardından başbakanlık koltuğuna oturan Peter Magyar, ilk büyük hamlesini yaparak Macaristan’da tam 6 yıldır devam eden ‘kararnameye dayalı yönetim’ sistemine son verdi. Magyar, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, 2020 yılından bu yana farklı gerekçelerle uzatılan olağanüstü hal (OHAL) uygulamasının bugün itibarıyla bittiğini duyurdu. Bu adım, Avrupa’nın göbeğinde ‘olağanüstü’ durumları bir yönetim biçimi haline getiren eski sistemin fiilen tasfiyesi anlamına geliyor.

Krizlerden Beslenen Eski Düzenin Sonu

Peki, Macaristan neden bu kadar uzun süre OHAL ile yönetildi? Veriler ve kronoloji, eski yönetimin krizleri birer siyasi kaldıraç olarak kullandığını net bir şekilde gösteriyor. Her şey 2020 yılında Kovid-19 pandemisiyle başladı. Orban hükümeti, sağlık krizini gerekçe göstererek meclisi devre dışı bırakan bir yetki alanı oluşturdu. 2022 yılına gelindiğinde ise Ukrayna’daki savaş, OHAL’in ‘savaş dönemi’ adı altında uzatılması için yeni bir zemin sundu. Ancak seçmen, 12 Nisan’da bu kalıcı ‘istisnai durum’ siyasetine noktayı koydu. Peter Magyar’ın ‘Olağan hale dönüyoruz’ çıkışı, Macar halkına vaat edilen demokratik standartların ilk somut göstergesi olarak kayıtlara geçti.

141 Sandalyelik Güç: İşte Bu Yüzden Kazandılar

Analitik bir bakış açısıyla seçim sonuçlarını incelediğimizde, Tisza Partisi’nin başarısının tesadüf olmadığı görülüyor. 199 sandalyeli parlamentoda 141 koltuk kazanan Peter Magyar, anayasal çoğunluğu elde ederek Orban’ın 16 yıllık kalesini yerle bir etti. Fidesz’in 52 sandalyeye kadar gerilemesi, Macar seçmeninin artık ‘korku ve kriz’ odaklı siyaset yerine ‘şeffaflık ve hukuk’ odaklı bir yönetimi tercih ettiğini kanıtlıyor. 9 Mayıs’taki yemin töreninden hemen sonra, OHAL kararnamelerini standart hukuk sistemine entegre eden yasanın kabul edilmesi, yeni iktidarın hız kesmeden kurumsal restorasyona başladığını teyit ediyor.

Vatandaşı Neler Bekliyor?

OHAL’in sona ermesi, Macaristan’da sadece siyasi bir zafer değil, aynı zamanda ekonomik ve sosyal bir normalleşme sinyali. Kararnamelerle yönetilen bir ülkede hukuk güvenliğinin zayıflaması, doğrudan yabancı yatırımcıyı ve yerel piyasayı tedirgin ediyordu. Şimdi, meclisin yeniden denetim kazandığı, tek bir kişinin imzasıyla mülkiyet haklarının veya ifade özgürlüğünün sınırlandırılamadığı bir döneme giriliyor. Macaristan için 14 Mayıs, ‘olağanüstü’ olanın ‘olağan’ hale geldiği bir milat olarak tarihe geçecek gibi görünüyor.

Özlem Kocabaş

Macaristan’da 6 Yıllık Olağanüstü Hal Sona Erdi

Kararnamelerle Yönetim Devri Resmen Kapandı

Macaristan siyasetinde 16 yıllık Viktor Orban hegemonyasının çöküşü, sadece bir iktidar değişimiyle kalmadı; ülkenin yönetim DNA’sı da kökten değişiyor. 12 Nisan seçimlerinde sandıktan çıkan ezici sonuçların ardından başbakanlık koltuğuna oturan Peter Magyar, ilk büyük hamlesini yaparak Macaristan’da tam 6 yıldır devam eden ‘kararnameye dayalı yönetim’ sistemine son verdi. Magyar, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, 2020 yılından bu yana farklı gerekçelerle uzatılan olağanüstü hal (OHAL) uygulamasının bugün itibarıyla bittiğini duyurdu. Bu adım, Avrupa’nın göbeğinde ‘olağanüstü’ durumları bir yönetim biçimi haline getiren eski sistemin fiilen tasfiyesi anlamına geliyor.

Krizlerden Beslenen Eski Düzenin Sonu

Peki, Macaristan neden bu kadar uzun süre OHAL ile yönetildi? Veriler ve kronoloji, eski yönetimin krizleri birer siyasi kaldıraç olarak kullandığını net bir şekilde gösteriyor. Her şey 2020 yılında Kovid-19 pandemisiyle başladı. Orban hükümeti, sağlık krizini gerekçe göstererek meclisi devre dışı bırakan bir yetki alanı oluşturdu. 2022 yılına gelindiğinde ise Ukrayna’daki savaş, OHAL’in ‘savaş dönemi’ adı altında uzatılması için yeni bir zemin sundu. Ancak seçmen, 12 Nisan’da bu kalıcı ‘istisnai durum’ siyasetine noktayı koydu. Peter Magyar’ın ‘Olağan hale dönüyoruz’ çıkışı, Macar halkına vaat edilen demokratik standartların ilk somut göstergesi olarak kayıtlara geçti.

Kaynak ve devamı

Fotoğraf: Oscar M: https://www.pexels.com/tr-tr/fotograf/kent-sehir-kent-simgesi-gorulecek-yer-15879933/

Egy év a bozótosban

16,474FansLike
639FollowersFollow