2026. Mayıs 18.
Türkinfo Blog Oldal 3

Macaristan’da Magyar’dan ‘rejim değişikliği’ vurgusu: ‘Bürokratlar 31 Mayıs’a kadar istifa etmeli’

Macaristan’da 12 Nisan’da yapılan genel seçimde büyük bir zafer kazanan ve 16 yıllık Viktor Orban dönemine son vererek parlamentoda üçte iki çoğunluk sağlayan TISZA (Saygı ve Özgürlük) Partisi’nin lideri Peter Magyar, “rejim değişikliği” vaadini aynen yerine getireceğinin işaretlerini veriyor.

Peter Magyar’ın seçim kampanyasındaki en önemli vaatlerinden biri, devletin temel kurumlarında uzun süreli olarak göreve atanan iktidar partisi FIDESZ’in (Macar Yurttaş Birliği) kadrolarını ve bürokratları, görev sürelerinin dolmasını beklemeden görevden almaktı.

Macaristan’ın 1990’da çoğulcuya demokrasiye geçmesinden bu yana en yüksek halk desteğine sahip siyasetçisi olan Magyar, 20 Nisan’da düzenlediği basın toplantısında bir kez daha bu vaadini her koşulda hayata geçireceğini vurguladı.

Magyar, Cumhurbaşkanı Tamas Sulyok dahil tüm üst düzey devlet kadrolarına ve bürokratlara, kendi istekleriyle görevlerinden istifa etmeleri 31 Mayıs’a kadar süre verdi.

Magyar, bu süre zarfında gönüllü olarak görevi bırakmamaları halinde, her türlü yasal yolu deneyeceğini ve bu kişileri gerekirse anayasada değişiklik yaparak görevden alacağını vurguladı.

TISZA’nın başkan yardımcısı Agnes Forsthoffer (solda), TISZA lideri Peter Magyar (ortada) ve partinin yeni parlamento grup lideri Andrea Bujdosó (sağda) Budapeşte’de düzenlenen ve partinin yakın zamanda parlamento grubunun ilk toplantısı olan buluşmanın ardından gazetecilere açıklama yaptı

Önemli görevlere kadınlar getiriliyor

Macaristan’da yeni dönemde kadınlar ülke siyasetinde önemli görevler üstlenecek.

Parlamento başkanlığına ve TISZA’nın parlamento grubu başkanlığına kadın siyasetçiler getirilecek.

Ülkenin yeni dışişleri bakanı da bir kadın siyasetçi, Anita Orban, olacak.

Yeni hükümet 16 bakandan oluşacak.

Bakanlardan altısı kamuoyuna açıklandı.

Bu isimler arasında en tanınmış isim, 10 yıl boyunca Shell’de CEO’luk yapan Istvan Kapitany.

Diğer bakanların da önümüzdeki günlerde açıklanması bekleniyor.

Ülkede yeni eğitim bakanının kim olacağı ise daha bakan açıklanmadan beklenmedik şekilde tartışma yarattı.

Siyasi kulislerde, bu göreve geçmişte Katolik Okullar Birliği başkanlığı da yapan Rita Rubovsky’nin getirileceği konuşuluyordu.

Ancak Rubovsky’ye TİSZA partisinin destekçilerinden sert tepki gösterenler oldu.

Eğitim uzmanları tarafından iyi bir eğitimci olarak nitelendirilmiş olsa da, Katolik kimliğinin ön plana çıkması ve din kurumlarıyla üst düzey ilişkileri nedeniyle Rubovsky’ye yönelik eleştiriler arttı.

Macaristan’ın en elit 16 lisesinin müdürü ortak bir bildiriyle Peter Magyar’a, yeni eğitim bakanını seçmeden önce, öğretmen sendikalarıyla ve kurumlarıyla görüşmeler yapma çağrısında bulundu.

Hükümet ne zaman kurulacak?

Macaristan’da yeni hükümetin kurulabilmesi için önce yeni parlamentonun ilk toplantısını yapması gerekiyor.

Parlamentoyu toplantıya çağırma yetkisi ise cumhurbaşkanında.

Cumhurbaşkanı, ilk toplantı sonrası, parlamentoda çoğunluğu oluşturan partinin liderine hükümeti kurma görevini veriyor.

Bu sürecin Mayıs ayının ilk haftasında tamamlanması ve yeni hükümetin ayın ilk yarısında resmen göreve başlaması bekleniyor.

Ancak Macaristan Avrupa Birliği’nde (AB) dondurulan fon ve yardımları alabilmek için zamana karşı yarışıyor.

AB, Macaristan’ın hak ettiği fon ve yardımları kesmişti. Bu kararın gerekçeleri; ülkede birlik mevzuatının uygulanmaması, hukuk devleti ile bağdaşmayacak yasaklama ve kısıtlamalara gidilmesi, AB’nin yürütme organı Avrupa Komisyonu’nun birliğe üye tüm ülkeler tarafından uygulanması gereken kararlarının uygulanmamasıydı.

Dondurulan fon miktarı 17 milyar Euroya ulaşmış, bu durum Macaristan ekonomisini çok zor durumda bırakmıştı.

Mevzuata göre, Brüksel ve Budapeşte arasında temmuz ayı sonuna dek bir anlaşmaya varılamazsa, bu fonların bir kısmı, bir daha ödenmemek üzere yeniden AB bütçesine aktarılacak.

AB yetkilileri, bu konuyu görüşmek üzere önümüzdeki hafta Budapeşte’de temaslarda bulunacak.

Magyar’dan Ukrayna’ya hem müjde hem uyarı

Yeni dönemde Macaristan-Ukrayna ilişkilerinin nasıl bir seyir izleyeceği merak konusu. Zira, seçimi kaybeden Macaristan Başbakanı Viktor Orban AB üyesi ülkeler arasında Rusya’ya en yakın siyasetçi olarak gösteriliyordu.

Ocak ayında Ukrayna, Rusya’dan Orta Avrupa’ya Macaristan üzerinden doğalgaz taşıyan Dostluk Boru Hattı’nı bir Rus hava saldırısında hasar aldığı iddiasıyla kapatmıştı.

Kiev yönetimi, tüm ısrarlara rağmen Macar ve Slovak gözlemcilerin boru hattında incelemeler yapmasına izin vermemişti.

Macaristan hükümeti, Ukrayna’nın doğalgaz hattını kapatmasının nedeninin, AB’nin Kiev’e vereceği 90 milyar Euro tutarındaki kredinin Macaristan ve Slovakya tarafından engellenmesi olduğunu iddia etmişti.

Viktor Orban yönetimi de bunun üzerine Avusturya’da, Ukrayna’ya yönelik para ve altın sevkiyatını “terörle mücadele” operasyonuyla sekteye uğratmış, milyonlarca Euro nakit para ve kilolarca altına el koymuştu.

Ukrayna, Macaristan’daki genel seçimin ardından, boru hattının tamir edildiğini ve önümüzdeki günlerde hat üzerinden doğalgaz akışının yeniden başlayacağını açıkladı.

Peter Magyar ise yeni Macar hükümetinin hattın açılmasıyla birlikte Ukrayna’ya yönelik AB kredisini veto etmekten vazgeçeceğini söyledi.

Ancak Magyar, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’i, boru hattıyla ilgili gelişmeler konusunda daha ciddi ve dikkatli olması yolunda yardı.

Magyar, Ukrayna savaşında Rusya’yı “saldırgan taraf” olarak nitelendiriyor.

Ukrayna’ya AB yardım ve kredilerinin verilmesine karşı çıkmayan Magyar bununla birlikte Ukrayna’nın hızla AB’ye alınmasına ise onay vermiyor.

Magyar: ‘Netanyahu’ya UCM’nin kararlarını uygulayacağımızı söyledim’

Peter Magyar’ın basın toplantısında en çok dikkat çeken sözlerinden biri de İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile ilgiliydi.

Macaristan Başbakanı Viktor Orban özellikle ideolojik yakınlık nedeniyle Netanyahu ile özel bir ilişki geliştirmiş ve AB içinde İsrail’i korumuştu.

Magyar, Ekim ayında başkent Budapeşte’de, Macaristan’da Sovyetler Birliği destekli yönetime karşı başlatılan halk ayaklanmasının 70’inci yıldönümü nedeniyle dünya liderlerini bir araya getirecek büyük bir toplantıya hazırlandıklarını açıkladı.

Magyar, bir gazetecinin, bu toplantıya İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun da gelip gelmeyeceği yönündeki sorusuna yanıt verdi.

Macaristan’ın Orban döneminde çıkmak için resmi başvuru yaptığı Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) geri döneceğini belirten Magyar, mahkemeden çıkma prosedürü tamamlanmadığı için UCM’ye geri dönüşün kolay olacağını söyledi.

Magyar, Ekim ayındaki toplantıya kadar bu süreç tamamlanır ve Macaristan yeniden tam olarak UCM’ye dönerse, mahkemenin verdiği kararların Budapeşte’de uygulanacağını Netanyahu’ya da ilettiğini söyledi.

UCM, 21 Kasım 2024’te İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve eski İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında “savaş suçları” ve “insanlığa karşı suçlar” işledikleri gerekçesiyle tutuklama emri çıkarmıştı.

Aralık 2025’te UCM Temyiz Dairesi, İsrail’in bu kararlara yaptığı itirazı reddetmişti.

Tarık Demirkan – BBC

MACARİSTAN NE YAPTI?

Saat 20:00.  Budapeşte’de Tuna Nehri’ne kıyıdaş Bathtyany Meydanına  kümelenmiş onbinlerce kadınlı-erkekli Macar seçim sonucunun açıklanmasını  bekliyor.

20:25’de ilk sandık sonuçları… Diktatör Orban gidici… 

Saat 22:35. Seçimin galibi Peter Magyar meydana insanların elini sıka sıka, yürüyerek geliyor. İlk sözleri:

Ülkemizi adım adım, tuğlaya tuğla ekleyerek geri alacağız.Kuklaları ve yaslandıkları sütünları yıkacağız.

Sonra yeni dönemin manifestosunu okuyor:

Bir: Yerimiz Avrupa’dır. Avrupa’lı olmanın tüm yükümlülüklerini yerine getirecek, AB Savcılığını yeniden kurarak saydamlaşlacağız.

İki: Beslemeleri işten çıkaracağız. Onları görevlerinden ayrılmaya çağırıyorum.  Tarafsızlığını yitiren Cumhubaşkanı Sulyok  gidecek.

Üç:Başbakanlık sadece 2 dönem olacak.   

Dört:Yolsuzluklarla Mücadele Bakanlığı kurulacak.

Beş:Kamu ihaleleri tek tek soruşturulacak.

Altı:Yandaşlara aktarılan servetler son kuruşuna dek geri alınacak.

’Manifesto’’ Latince bir sözcük, ‘’gözle görülür’’ demek. Bu altı madde ise bir ‘’taahhütname’’, yeni bir dönemin koşullarını anlatıyor.  ‘’Babalar ve Damatlar Çetesi’’nin yarattığı Orbanizm’e açılmış mücadele bayrağının renkleri.

16 yıl, en uzun süreli Avrupa’da başbakanlık yapan Orban sistemine ‘’Liberal Olmayan Demokrasi’’ adını vermişti.Tek karar vericinin kendisi olduğu bir besleme  ve zengin yapma düzeni, bir nepotizm.

Magyar için ‘’Orban’ın gençliği gibi…’’ sözcüklerini sıkça duymak olası. Kuşku Çağı’nda bu sözler çok olağan. Orban’ın geçmişi açlığa / yoksunluğa dayanıyor, Magyar’ın ise tersi. Orban, yılanın gömlek değiştirmesini andırırcasına ‘’talan imparatorluğu’’nu 20 yılda kurabildi. İdeolojiler tezgahında duran tüm ‘’izm’’leri, tek tek tattı ve tüketti. Komünist gençlik örgütünden  başlayarak  diktacılığa kadar geldi. Tanrıtanımazdı, inançlı bir katolik oldu, 40’ından sonra kendini vaftiz  ettirdi. Kendini vaftiz eden rahibi bakan yaptı. 

45 yaşındaki Peter Magyar için durum çok farklı, onunki  bir katarsis (arınma) ve o kendi özüne geri döndü. İktidara gelişi için 2 yıl yetti… Toplumun her katını, her katmanını nerdeyse tek tek ikna eden bir siyaset  dönemi geçirdi.

Programında ekonominin ‘’dirhemi’’ yok. Oysa Macaristan Avrupa’nın ‘’En Yolsuz Ülkesi’’. İşsizlik dizboyu. Büyümüyor, küçülüyor. Gençler ülkelerinden kaçıyor. Florin, dolara karşı 10 yılda %34 değer kaybetmiş.

Magyar’ın ağzından tek bir kez  ‘’enkaz’’ sözcüğü çıkmıyor… Çünkü o, fakirleşmenin sadece bir nedene, yandaş üretme ve her şeyi denetleme yönetimine dayandığını biliyor.

Sözü saydam, yükümlülükleri açık Magyar populist paradoksu(PP) yaşar mı?

Ionesco’nun Gergedan’ı gibi herkesin tanınmaz, ölçülemez olduğu şu ortamda ona  ‘’kefalet belgesi’’ verilebilir mi?

PP, popülistlerin ilk yıllarında adil, sonra da despot olduğu, verdiğini geri aldığı uygulamaya verilen ad.

Magyar için de bu olası…

Ama bir anımsatma: O, popülist değil, vaatlerini çuvalına yüklemiş Noel Baba ise hiç değil…

Macar seçmeninin %80 rekor katılımıyla oluşan ‘’süper çoğunluk’’, sonuçsuz kalan 1956 Macaristan Ayaklanması’nın tamamlayacısıdır.

Şimdi gençler artık ülkelerinde özgürce ve kendine uyan insanla yaşayabilir.

Herkesi Ferenc Molnar’ın Pal Sokağı Çocukları‘nı (YKY, 68.baskı) Tarık Demirkan’ın enfes Türkçesinden okumaya davet  ediyorum. 50’yi aşkın dile çevrildi, Türkçe’de 1 milyon baskıyı yakaladı. Eser, doğruluğun ve dayanışmanın erdemini anlatıyor. ‘’Çocuk Romanı’’ diyorlarsa da yetişkinler için yazıldığı kesin. Siyasetçi çok ders alabilir. Orban okudu mu bilemem, ama bu eserdekilerin tersini yaptığı kesin.

Macar halkına teşekkür ederim, bize ‘’umutsuzluktan umut doğurmayı’’ öğretti.

                                                           

Kenan Mortan

Türkiye-Macaristan ilişkilerinde Orban sonrası neler bekleniyor?

Macaristan’da Viktor Orban dönemini bitiren seçimlerin, Ankara ve Budapeşte arasında son dönemde giderek güçlenen ve “özel” bir niteliğe bürünen ilişkileri nasıl etkileyeceği merak konusu.

Macaristan’da başbakan seçilen Peter Magyar’ın “Doğu” yerine “Batı” odaklı bir politika izlemesi ve ülkesini Türk Devletleri Teşkilatı’ndan (TDT) uzaklaştırması bekleniyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bugün Magyar’ı telefonla arayarak seçimlerde elde ettiği başarı dolayısıyla tebrik etti.Seçimler sonrası Türkiye’den yapılan ilk açıklamada da, Macar halkının iradesine saygı duyulduğu vurgulanmıştı.

Devamı

Fotoğraf: beyzahzah: https://www.pexels.com/tr-tr/fotograf/insanlar-el-bayrak-tutmak-18925708/

Kaybeden sadece Orban mı?

Macaristan’daki otokratik yönetimi desteklemek çabası Rusya ve ABD’yi bir araya getirdi. İki süper güç de Avrupa Birliği’nin zayıflamasını istiyordu. Macaristan seçimlerinde sadece Orban ve Magyar değil, bir tarafta Rusya-ABD, diğer tarafta AB vardı. Meydan savaşı çok sert geçti.

12 Nisan Pazar günü gerçekleşen Macaristan seçimleri büyük bir ilgiyle izlendi ama öncelikle de 16 yıldır iktidarda olan, demokratik seçimlerle işbaşına gelmesine rağmen giderek ülkede otoriter bir yapı kuran Viktor Orban’ın iktidarını koruyup koruyamayacağı açısından ele alındı, tartışıldı.

Oysa olayın öyle bir yanı var ki, mutlaka derin bir şekilde analiz edilmeli ve sadece Macaristan için değil, diğer ülkeler açısından da dersler çıkarılmalı. Çünkü Macaristan bu seçim sürecinden her şekilde derin yaralar aldı.

Macaristan sosyalist sistemin çöküşünün, demir perdenin yıkılışının ardından, diğer orta ve doğu Avrupa ülkeleri ile birlikte batı ülkelerinin izlediği çoğulcu demokratik bir rejim kuracağını ilan etti. Hem NATO üyesi oldu ve hem de Avrupa Birliği’ne girdi.

Bu aslında net bir tercihti. Egemen bir ülke olarak yönünü saptamış, stratejik ve uzun vadeli uluslararası ortaklarını belirlemişti. Bu yön batı medeniyetleriydi, ki 1945 öncesi Macaristan’ın dahil olduğu yer de zaten orasıydı. Yani Macaristan aslında 50 yıllık bir aradan sonra batıya, Avrupalı aile topluluğuna geri dönüyordu.

Ancak işler beklendiği gibi yürümedi. Viktor Orban’ın 16 yıllık iktidarı döneminde liberal demokrasiye karşı olma iddiasıyla Macaristan, Barack Obama döneminde önce ABD’den uzaklaştı, ülkenin egemenliğine tehdit oluşturuyor diye de Avrupa Birliği ile arasına mesafe soktu.

Dünyanın bir yakasından uzaklaşırken, diğer yakasındaki kamplarla yakınlaşmak belki de kaçınılmazdı! Yani Rusya ve menzil uzaklığına rağmen Çin’in stratejik öneme sahip ülkeler sınıfına alınması ve sıkı ilişkiler geliştirilmesi de bu dönemde gerçekleşti.

21. yüzyılda ülkelerin savunmasızlığı belki de böyle başlıyor: küreselleşen dünyada ittifaklara kuşkuyla yaklaşmak, süper güçlerle araya aynı uzaklığı koyamaya çalışmak bir yere kadar gerçekleşiyor ve ardından ülke herkesin hedefi haline geliyor! 

Küçük bir ülkenin ulusal egemenliğini herkese ve her şeye rağmen koruyabilme kaygısı, o küçük ülkeyi büyük devletlerin ve süper güçlerin hedefi ve oyun sahası haline getirebiliyor!  İşte Macaristan bunun tipik bir örneği. 

Budapeşte’de Doğu-Batı çarpışması

Yıllardır Avrupa Birliği ile sorunlar yaşayan, Brüksel’in merkezi politikalarını kendi egemenliğine müdahale olarak algılayan Macaristan bu sürece paralel olarak Rusya’ya yakınlaşmıştı. 

Rusya ise Avrupa Birliği’nde köprübaşı gibi gördüğü Macaristan’ı kendi saflarında tutabilmek için büyük çaba harcıyordu.

Hem ekonomik yatırımlarıyla, hem de Macaristan’a diğer ülkelerden daha avantajlı fiyatlarla sattığı doğalgaz ve petrol ürünleriyle Budapeşte hükümetinin ülke içinde manevra alanını genişletmeye ve ona olan desteği güçlendirmeye çalışıyordu.

Viktor Orban da bunun karşılığını veriyordu elbette! AB’nin Rusya’ya karşı aldığı ambargo kararlarının veto edilmesinde ya da Putin yandaşı oligarklara karşı uygulanan yaptırımların delinmesinde inat ediyor ve böylece AB’nin Rusya’ya karşı tedbirlerini sabote etmekten çekinmiyordu.

Bu çaba Rusya için paha biçilmez derecede önemliydi ve bu nedenle Viktor Orban’ın iktidarda kalması Rusya için çok can alıcı bir sorundu.

İlginç bir paradoksla, Macaristan’daki otokratik yönetimi desteklemek çabası iki hasım devlet olan Rusya ve Trump döneminde ABD’yi bir araya getirmişti. Farklı noktalardan yola çıkıyor olsalar da,  iki süper gücün çıkarı Avrupa Birliği’nin zayıflaması, Avrupa’da ulusal sınırların da ötesinde güçlü ve merkezi bir yapının ortaya çıkmamasıydı. 

Orban’ın Avrupa Birliği’ni zayıflatma görevi

Ve Macaristan, bu politikayı destekleyen bir iki doğu Avrupa ülkesi ile birlikte AB’yi zayıflatma görevini başarıyla yerine getiriyordu.

Macaristan ABD ve Rusya ile yakınlaşırken Budapeşte Brüksel ilişkilerinde ise tam tersi bir süreç yaşanıyordu.

Macaristan’ın hukuk devletinden uzaklaşması, demokratik hakların birer birer devre dışı bırakılması elbette AB mevzuatına aykırıydı. Avrupa Birliği bu hak ihlallerine karşı Budapeşte’yi önce uyarıyor, sonra da mahkemeler yoluyla cezalandırıyordu.

Ancak mevzuat da belliydi! Avrupa Birliği mutabakatlar üzerine kurulmuştu. Önemli kararların alınması tüm üye ülkelerin onayını gerektiriyordu. Bu nedenle Brüksel’in eli kolu bağlıydı!  Bürokratik işleyişin çok yavaş olması nedeniyle cezalar bile zamanında uygulanamıyor, Budapeşte aykırı yoluna devam ediyordu.

Macaristan ise bu cezalara karşı farklı direnme yöntemleri geliştirmişti. Brüksel’in çaresizliğini fark eden Viktor Orban eli büyütmüş, artık Brüksel yönetimini içeriden fethetme söylemlerini geliştirmişti: “Biz Avrupa Birliği’nden çıkmayacağız! Avrupa Birliği’ni biz yöneteceğiz” diyordu.

Ve maddi manevi açık bir şekilde desteklediği Avrupa Birliği içindeki radikal milliyetçileri ve aşırı sağı güçlendiren destek ve organizasyonlarıyla Brüksel’de egemen olan sol liberal AB yönetimini zor durumda bırakmaya çalışıyordu.

Viktor Orban bu çabalarında başarılı da olmuş, ve onun girişimleriyle Temmuz 2024’de Avrupa Parlamentosu içinde 12 ülkeden 86 parlamenteri bir araya getiren Avrupa İçin Yurtseverler  (Patriots for Europe) grubu oluşturulmuştu. Radikal sağ ve miiliyetçi unsurları bir araya getiren bu grup AP’de üçüncü en kalabalık siyasi gruptu.

Öte yandan Avrupa Birliği Rusya’nın emperyalist girişimlerine karşı kendini korumak amacıyla her ne pahasına olursa olsun Ukrayna’yı destekleme yanlısıydı! Bu Avrupa’nın kırmızı çizgisiydi ve ABD’nin Trump döneminde Rusya ile ona taviz vererek uzlaşma fikrine de şiddetle karşı çıkılıyordu.

Tarafların ellerinden gelen her çabayı kullanmaktan çekinmediği bu süreçte, alttan alta geri planda süren çatışmalar seçimlerin yaklaşmasıyla herkesin gözü önünde açık olarak cereyan eden operasyonlara dönüştü.

İstihbarat savaşları

Seçime birkaç hafta kala ilk hamle Batı’dan geldi! Avrupa’da araştırmacı gazetecilik yapan bir grup basın organının, Batılı istihbarata dayandırdığı bir bilgiye göre, Rusya seçim sürecinde Orban hükümetini desteklemeleri için Budapeşte Rusya Büyükelçiliğine askerî istihbarat örgütü GRU’ya bağlı uzman bir ekip göndermişti.

Bu bilgi hem Moskova ve hem de Budapeşte yetkilileri tarafından anında yalanlandı. Ancak Rusya’nın batı ülkelerindeki seçimlere internet, sosyal medya ve trollar ordusu ile müdahale etmeye çalışmasının daha önceki örnekleri hafızalardaydı. Bu nedenle bu iddia kafalarda yer etti.

Karşı hamle gecikmedi: Macaristan istihbaratı ve terörle mücadele merkezi Avusturya’dan Oschadbank üzerinden karayoluyla Ukrayna’ya para ve altın taşıyan iki minibüsü durdurdu, araçlardaki Ukrayna görevlileri tutuklandı, milyonlarca Euro’ya ve kilolarca altına el konuldu.

Ukrayna yetkililerinin bu paraların Ukrayna’ya gönderilen resmî AB yardımı olduğunu belgelemeleri bir işe yaramadı. Paralar Kiev’e iade edilmedi. Konu Macar kamuoyuna Ukrayna’nın kara para faaliyeti olarak lanse edildi. Hatta devlet medyasında bu paraların muhalif Tisza Parti’ye verilmek üzere ülkeye sokulduğu haberler de yayıldı.

Bir sonraki hamle Macar istihbaratını zor durumda bırakan bir ifşa oldu.

Macar Emniyet Teşkilatı İnternet Suçları Özel Takip Bürosu uzmanlarından Bence Szabo, özel araştırma haberleriyle tanınan Direkt36 adındaki bir haber sitesinin kameraları önünde, adını, rütbesini, bu çok özel ve gizli polis dairesindeki görevini de söyleyerek çok önemli bir operasyonu ifşa etmişti.

Anlattıkları endişe vericiydi: buna göre, Anayasa Koruma Örgütü adı verilen Macaristan İstihbarat servisi (Macar MİT’i) kimlikleri belirlenemeyen özel bir ekibe kurumsal destek vererek o dönem artık giderek güçlenen muhalif Tisza Parti’nin bilgi işlem merkezine sızmaya, bilgi işlem sorumlularını kendileri için çalışmaya ikna etmeye uğraşmışlardı.

Para vaatleri ve tehditler sonuç vermeyince Anayasayı Koruma Örgütü bu kişilerin dosyalarını “bu insanlar çocuk pornosu suçu işliyorlar” iddiasıyla İstihbarat Suçları Özel Takip Bürosu’na devretmiş, işlem başlatılmasını talep etmişlerdi.

Muhalif Tisza Parti görevlileri çocuk pornosu gibi, Macar kamuoyunda da asla hoşgörü gösterilmeyen bir töhmet altında bırakılmak isteniyordu.

Muhalefet partisi bilgi işlemcilerine ajanlık teklifi

Kameralara konuşan İnternet Suçları Özel Takip Bürosu uzmanlarından Bence Szabo “Ben vatandaşları korumak için çalışan onurlu bir polis memuruyum! Devletin görevi tüm vatandaşların güvenliğini sağlamaktır, bir siyasi partinin çıkarını kollamak değil! Birilerinin siyasi çıkarları için onurumu kirletmem.” demişti.

Macar Ulusal İstihbarat Teşkilatının kasıtlı bir şekilde, muhalefet partisinin halkın gözündeki itibarını düşürmek için komplolar hazırladığı haberi o günlerde kamuoyuna bir bomba gibi düşmüştü.

Elbette resmî makamlar bu haberi yalanladılar ve Bence Szabo gizli dosyaları açıkladığı için hainlikle suçlandı.

Ama ertesi gün de Tisza Parti bilgi işlem uzmanlarından biri olan 19 yaşındaki Daniel Hraboczki de söz konusu gelişmeleri, kendileriyle kimlerin nasıl ilişki kurmak istediklerini, partiye dair hangi bilgilere ulaşmayı talep ettiklerini, Anayasayı Koruma Örgütü’nün merkez binasında nasıl ifadesinin alındığını ve dahası yalan makinesine nasıl bağlandığını kameraların karşısında anlattı.

Macar hükümeti bu gelişmeleri batılı müttefiklerinin istihbarat çalışmalarının bir sonucu olarak göstermeye çalıştı. Bu iddialarına kanıt olarak da bazı Macar gazetecilerin Avrupa Birliği ülkelerinde, o ülkelerin istihbarat örgütlerine yakın olduğu iddia edilen kişilerle olan telefon görüşmeleri kayıtlarını yayınladı.

İddialar reddedildi. Gazetecilerin haber yapmak amacıyla kim olursa olsun herkesle görüşebileceği savunuldu. Ama bu tartışma sürecinde kesinleşen şuydu: Macar istihbarat servisleri gazetecilerin telefonlarını dinliyor ve kayıt altına alıyorlardı.

Macar ve Rus dışişleri bakanlarının telefon konuşması dinleniyor

Aynı günlerde araştırmacı gazetecilik faaliyetleri sürdüren bazı yayın organlarında, Macar dışişleri bakanı Peter Szijjarto ve Rus meslektaşı Sergey Lavrov’un gizli bir şekilde kaydedilen telefon konuşmaları yayınlandı.

Macar dışişleri bakanı bu konuşmalardan birinde Rusya dışişleri bakanına o gün gerçekleşen AB toplantısı hakkında bilgi veriyor ve toplantının dokümanlarını da Moskova’daki Macar elçiliği yoluyla Lavrov’a göndereceğini söylüyor.

Bir başka telefon konuşmasında ise Macar dışişleri bakanı Rusya dışişleri bakanı Lavrov’dan dönemin Slovakya başbakanının Moskova’ya bir görüşme daveti alması için arabuluculuk yapmasını, Putin’le bu konuyu görüşmesini rica ediyor. Lavrov “Şu aralar zor görünüyor, ama elimden geleni yaparım” diyor.

Macaristan dışişleri bakanı Szijjarto’nun, o dönem seçimlere hazırlanan Slovakya’nın Orban ile yakınlığı herkesçe bilinen başbakanının Moskova ziyaretiyle ülkesinde prim kazanmasını istediği bu telefon konuşmasıyla ortaya çıkmıştı.

Macar hükümeti elbette bu konuşmaların gizlice dinlenmesini sert bir şekilde eleştirerek Brüksel’i suçladı. Yabancı istihbarat örgütlerinin yasa dışı bir şekilde Macar bakanın telefonunu dinlemesini protesto etti.

Uzmanlar ne diyor? 

Ekonomik anlamda da dışa bağımlı ve potansiyel olarak da zedelenmeye çok açık olan ve nüfusu Türkiye’nin dokuzda biri, yüzölçümü sekizde biri kadar küçük bir ülkenin, izlediği iddialı dış siyaset sayesinde dünyanın ilgi odağı haline gelmesi, güçlü ve ürkütücü dış düşmanlar kazanması, uzmanlara göre bu ülkeyi saldırılar karşısında savunmasız bırakabilir.

Bunlara bir de ülkedeki bölünmeyi eklediğimizde tehlikenin büyüklüğü daha kolay anlaşılır hale geliyor. Viktor Orban’ın 16 yıllık iktidarı, halkı karşıt kamplara ayırmaya ve her seçim döneminde bir iç ve dış düşman yaratmaya dayandırıldı.

Önce Amerikan milyarderi liberal Soros, sonra kaçak göçmenler, ardından Brüksel ve son olarak da Zelenski Macaristan’ı yok etmek, ulusal egemenliği ve milli kültürü ortadan kaldırmak isteyen dış düşman olarak tasvir edildi.

Külliyen sol, liberal ve sivil girişimler, ulusu ve bin yıllık din kültürünü parçalayıp yok etmeyi amaçlayan iç düşmanlar olarak damgalandı. Viktor Orban bir seçim konuşmasında sol, liberal ve sivil hareketlerin temsilcilerini ezilmesi gereken tahtakuruları olarak tanımladı. 

Dışarıda kültürel ve tarihsel süreç içinde oluşan doğal müttefiklere, yani Batı dünyasına sırt çevrilirken, ülke kamplara bölündü! Ulusal değer ve simgeler bir partiye mal edildi, o partinin dışında kalanlar, farklı görüşten olanlar ulusun bir parçası sayılmadı.

Gelinen nokta Macaristan açından, ülke ve Macar ulusu açısından son derece tehlikeli ve zedelenmeye açık bir ortam yarattı. 

Uzmanlar, seçimlerden zaferle çıkan liderin görevinin içerde yeni bir toplumsal mutabakat yaratmak, Orban’ın şimdiye kadarki siyasetinin açtığı halkı ikiye bölen derin hendekleri kapatmak ve dışarıda da kalıcı, anlaşılabilir, Batılı tarihsel müttefiklerine sadık bir dış politika izlemek olduğu konusunda hemfikirler.

Tarık Demirkan – Fayn

Avrupa’nın kaderini etkileyecek seçim… Orban gidiyor mu

Macaristan’da yarın yapılacak seçimler, yalnızca ülkenin yeni liderini değil, Avrupa’nın siyasi yönünü de belirleyecek dönemeç olarak görülüyor. Anketler, Orban’ın 16 yıllık iktidarının, sona erebileceğine işaret ederken; sonuçlar AB, ABD ve Rusya arasındaki dengeleri de doğrudan etkileyecek.

Macaristan’da halk yaın sandığa giderken, 2010 yılından bu yana koltuğunu koruyan Başbakan Viktor Orban son 16 yılın “en zorlu” yarışına hazırlanıyor. Anketler, iki yıl önce kurduğu Tisza Partisi ile siyaset sahnesine çıkan ve geçmişte Orban destekçisi olduğu bilinen Peter Magyar’ın Orban’ı geride bırakarak ülkenin yeni lideri olacağını gösteriyor. Avrupa Birliği, Ukrayna konusunda Rus işgaline karşı ‘çatlak ses’ olarak gördüğü Orban’ın kaybetmesini, ABD ve Rusya ise Orban’ın koltuğunu korumasını istiyor.10 milyon Macarın tercihinin yeni başbakanı seçmenin ötesinde Avrupa’nın Washington ve Moskova ile ilişkilerinde de belirleyici olması bekleniyor.

Avrupa’nın geleceği açısından kritik seçimin arefesinde Magyar’ın yüzde 57 civarında oy alacağını gösteriyor. Aynı ankete göre Orban’ın alması beklenen oy oranı ise yüzde 40 seviyelerinde. Anket sonuçlarının sandık tarafından da doğrulanması halinde, Macaristan’ın 199 sandalyeli parlamentosunda muhalefet yaklaşık 140, Orban’ın partisi ise 50 sandalye kazanmış olacak.

ABD VE RUSYA ORBAN’IN SAFINDA

Macaristan seçimi sadece ülke halkını değil, dünyaya yön vermek isteyen devletleri de harekete geçirmiş durumda. ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, hafta içi Budapeşte’ye giderek Orban’ın düzenlediği “Macar-Amerikan Dostluk Günü” mitingine katılmış, ABD olarak Orban’ın kazanması için ellerinden geleni yapacaklarını söylemişti. Orban’ın kazanmasını isteyen ikinci önemli güç ise Rusya. Kremlin yönetimi, Orban’ın kazanması halinde Macaristan’ı Avrupa’nın enerji dağıtım merkezi yapacaklarının ve Ukrayna üzerinden geçecek petrol boru hatlarının açılmasıyla ucuz enerji sağlayacaklarının sözünü vermiş durumda.

Kaynak ve devamı hurriyet.com.tr

16,474FansLike
639FollowersFollow