DOĞU AVRUPA’YA BAKMAK-3
Macaristan’ın doğusunda 3 ülke Romanya, Moldova ve Bulgaristan konumlanıyor. Polonya kuzeyine düşüyor.
Bu ülkeler, Moldova hariç, AB ve NATO üyesi. Hepsinde istikrarlı bir büyüme ve iktisadi bir canlılık var.
Ama seçimlerde hepsi bir ‘’sıkıntı’’ yaşıyor.
Kendisini ‘’halkın sesi’’ olarak kabul eden bir kişi, tüm demokratik değerleri ayaklar alarak Batı dünyasına meydan okuyor.
Bu ‘’neden’’ böyle?
Öncelikle ‘’nasıl’’ sorusunu sormak daha anlamlı…
Bütün bu ülkeler bir ‘’sosyalist tatbikat’’ yaşadı,bilerek ‘’ sosyalizm’’ demiyorum.
Kitaba uygun bir merkezi planlama,tüm işletmelerin kamu mülkiyetine geçmesi, tarımı saymaz isek içinde ‘’ özel’’ sözcüğünün geçtiği her olgunun yasaklanması.
Bu uygulama kuşkusuz ‘’yeknesak’’ değildi. Bulgaristan gibi saatleri ayarlama konusunu bile Moskova’ya soran yönetim anlayışıyla, Romanya gibi Moskova’ya çok mesafeli duruş gösteren örnekler yaşandı.
Ama bir ‘’ortak payda’’ kesindi: Piyasa denilen olgu, merkezden parti yönetimiyle güdülüyordu. Fiyatlar sistemi ‘’gölge’’ olarak oluşmuştu.
Eğitim öyle şekillenmişti ki ‘’kimin nasıl düşüneceği ‘’ konusu parti yönetiminin kararıyla oldu.
Bunun sonucu ‘’demokratik kurumlar’’ oluşmadı. Tek kurum, KP örgütü ve üretilen değerin bölüşümüne karar veren bir ‘’aparatçik’’ (besleme partililer) sınıfıydı.
Sonra 1989’daki ‘’sel’’ hepsinde baraj kapaklarını patlattı, her şey yeniden başladı. Bu ‘’sel’’ in ‘’kendiliğinci’’ bir hareket değildi.Bulgaristan ve Moldova dışındaki 3 ülkenin insanı ‘’sokakta’’, rejimlerin devrilmesinde rol oynadı.

Sonrasında varsayıldı ki, ortada bir ‘’dikotomi’’ hali vardır, ‘’merkez’’in karşıtı ‘’piyasa’’ dır. Nişanyan Sözlüğü ‘’dikotomi’’ için ’’ikiye bölme’’ olarak veriyor, bunlar birbirini dışlayan iki seçenektir.
Her şey ‘’piyasa’’ manivelasına bağlandı. Gölge fiyatlar bir anda ‘’ gerçek fiyata’’ dönüşüverdi. Freiburg Okulu olarak anılan Ordo Liberallerin ‘’piyasa özgürlüğü, sosyal eşitlik gerektirir’’ tesbiti unutuldu.
‘’Unutturuldu’’ demek daha doğru olacak…
Zira, batılı daha doğrusu Anglo-Sakson düşünceye egemen olan ‘’pragmatizm’’ piyasayı ve fiyatların varlığını ‘’yeterli’’ olarak kabul etti.
Başta Merkez Bankası gibi gerekli olan kurumlar ‘’şeklen’’ var edildi. Kamusal mülkiyetin yeni sahipleri ya ‘’besleme aparatçikler’’ ya da yabancı sermaye oldu. Yoğun bir ‘’ işten çıkarma ‘’ uygulandı.
Bu ‘’demokrasi anarşisi’’ döneminde, önce Polonya, Macaristan, sonra da Romanya, Bulgaristan AB üyesi yapıldı. AB siyasetinin fiili lideri Bayan Merkel’in Bulgaristan ve Romanya için ‘’ Onlar bizim arka bahçemiz, üyeliklerine mecburuz ‘’ sözleri akıldadır.
Bu 35 yıl boyunca kendisini ‘’ortada kalmış’’ hisseden halkın ‘’deli fişek’’ gibi ne idüğü belirsizlere oy vermesine hiç şaşırmamak gerek…
Bir Bulgaristan bu yolda 5 yıl boyunca 8 seçim yaptı. Nisan’da %45 oy alan Radev’in temel sloganı ’’rüşvet+çıkar karşıtlığı’’üstüne kuruluydu. Ağır da olsa yol alınıyordu…
‘’Demokrasi Takvimi’’ işliyor: Macaristan’da çeteci zenginlerin ülkeden kaçısı sürerken, seçimin galibi Magyar, AB yönetiminden 17 Milyar Euro’lık blokajı ‘’kaldırtma’’ sözünü aldı.
Doğu Avrupa, demokrasiyi inşa etmenin sancısız olmadığını anlatıyor, bu yönüyle izlenmeye çok değer.
Kenan Mortan
Ankara Esenboğa’dan Budapeşte’ye direkt uçuşlar başladı
Ankara Esenboğa Havalimanı’ndan Macaristan’nın başkenti Budapeşte’ye düzenlenen uçuşlar başladı. Wizz Air , iki başkent arasında haftanın üç günü karşılıklı direkt sefer gerçekleştirecek.
TAV Havalimanları tarafından işletilen Ankara Esenboğa Havalimanı’nda Wizz Air’in Budapeşte’den Ankara’ya düzenlediği ilk uçuş törenle karşılandı. Dün (29 Nisan) A321neo tipi uçakla gerçekleştirilen ilk seferle Ankara’ya gelen yolcular terminalde çiçeklerle karşılandı. Törene, Ankara Esenboğa Havalimanı Mülki İdare Amiri Cem Afşin Akbay, Macaristan’ın Ankara Büyükelçisi Viktor Matis, Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı Seyit Ardıç, Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Gürsel Baran, Devlet Hava Meydanları İşletmesi (DHMİ) Esenboğa Havalimanı Başmüdürü Yücel Karadavut, TAV Ankara Genel Müdür Yardımcısı Alp Karayalçın ve davetliler katıldı.
Ankara Esenboğa Havalimanı Genel Müdürü Nuray Demirer, “Wizz Air’in Ankara–Budapeşte hattını Ankara Esenboğa Havalimanı’nda ağırlamaktan memnuniyet duyuyoruz. Bu yeni direkt hattın, Ankara’nın uluslararası bağlantılarını güçlendirirken, Türkiye ile Macaristan arasındaki uzun yıllara dayanan turizm, ticaret ve kültürel ilişkilere daha da katkı sağlayacağına inanıyoruz. TAV Havalimanları olarak, havayolu iş ortaklarımızla birlikte yolcularımıza daha geniş bir uçuş ağı ve kesintisiz bir seyahat deneyimi sunmak için çalışmaya devam edeceğiz.” dedi.

Macar Ulusal Dans Topluluğu – Şişli, İstanbul
Macaristan’ın en büyük profesyonel halk dansı topluluğu Macar Ulusal Dans Topluluğu, izleyiciyi kalbin ritmiyle atan bir gösteriye davet ediyor. Efsanevi “Csárdás” (UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’nde yer alıyor), Transilvanya ve Macar çingenelerinin baş döndüren dansları, cam şişe dansı, el işçiliğiyle bezenmiş çiçekli Kalocsa kostümleri ve geleneksel Türk kökenli ayakkabılarla sahnelenen halk oyunları bu büyüleyici repertuvarda bir araya geliyor.
Sahnede estetik, enerji ve ustalık bir arada; halk geleneği, edebiyat ve klasik müzikle harmanlanarak izleyiciyi Karpat Havzası’nın zengin kültürel dokusunda büyülü bir yolculuğa çıkarıyor.
4 Mayıs 2026, Pazartesi 20.00
Mecidiyeköy Büyük Sahne (TORUN CENTER, Büyükdere Cad. A BLOK No:74A/15, Şişli, İstanbul)
Etkinlik ücretsiz kapasites sınırlıdır. Rezervasyon için: IDTTopluSatis@gmail.com
İktidarı kaybeden Viktor Orban Macaristan’ı terk etmeye mi hazırlanıyor?
Muhalefetin seçim zaferinin ardından henüz yeni hükümet kurulmadı, ama siyasi gündem neredeyse saat başı değişiyor. Ülkede genel olarak iyimser bir hava hakim ve bu iyimserlik gelen haberlerle birlikte artıyor.
Hafta sonunun en önemli gelişmesi, seçimin ardından ortaya çıkan parlamento aritmetiğinin bir sonucu olarak kesintisiz 16 yıl süren ve bunun önemli bir kısmı da üçte ikilik çoğunluğa sahip olarak geçen iktidar yıllarının ardından Viktor Orban’ın, milletvekilli olarak meclise girmeyeceği haberiydi.
Bu haber FIDESZ taraftarlarını şaşkınlığa uğrattı. Çünkü Orban seçimler öncesinde ne olursa olsun siyasete mecliste devam edeceğini bir soru üzerine kameraların önünde özel olarak da vurgulamıştı.
Taraftarlarını hayal kırıklığına uğratan bu açıklama aslında Orban karşıtlarını şaşırtmadı. Onlar 36 yıllık kesintisiz bir şekilde devam eden parlamenterliğin ardından Orban’ın bu sürece nokta koymasını, hesap vermekten kaçma girişimi olarak algılıyorlar.
Bu görüşe göre yeni dönemde geçmişin ağır skandallar ve yolsuzluklar dosyalarının bir bir meclis gündemine alınacağı kesin ve Viktor Orban bu dosyalara yanıt vermek zorunda kalmak istemiyor.

Orban rotayı ABD’ye mi çevirdi?
Orban’ın meclise girmeme kararının halkta yarattığı şaşkınlık geçmeden Orban hakkında daha ağır bir iddia ortaya atıldı.
Macaristan’ın genç ve iddialı araştırmacı gazetecilerinden Szabolcs Pany, Orban’ın sadece meclisi değil, Macaristan’ı da terk etmeye hazırlandığını iddia etti.
Pany istihbarat kaynakları çok güçlü bir gazeteci olarak tanınıyor. Seçim öncesinde Macaristan ve Rusya dışişleri bakanları arasındaki telefon görüşmelerinin gizli kayıtları da Pany tarafından basına yansıtılmıştı.
Szabolcs Pany tarafından gündeme getirilen bu iddia Orban’a yakın çevreler tarafından tümden reddedilmese de, Orban’ın dünya kupası maçlarını izlemek için ABD’de olacağı açıklamasıyla yumuşatıldı.
Ancak Orban’ın sadece geçici bir süreyle değil, daimi olarak Macaristan’dan ayrılacağı iddiası FIDESZ iktidarında parlamentoda bağımsız milletvekili olan ve yolsuzlukları ortaya çıkaran dosyalarıyla ün salan Akos Hadhazy tarafından da destekleniyor.
Hadhazy, Viktor Orban’ın milletvekilliğini kabul etmeyerek dokunulmazlığını kaybedeceğini ve dolayısıyla yeni parlamentonun görev döneminin başlamasıyla birlikte kendisinden tüm yolsuzluk iddiaları nedeniyle hesap sorulabileceğini söylüyor.
Hadhazy savcılıkları göreve çağırıyor, Viktor Orban’ın kaçmasına müsaade edilmemesini ve dokunulmazlık zırhı geçersiz olur olmaz Orban’ın gözaltına alınmasını talep ediyor.
Viktor Orban’ın ABD’de yerleşebileceği iddialarını güçlendiren bir diğer etken de Orban’ın damadı Istvan Tiborcz ve kızı Rahel Orban’ın tam seçimler öncesi bütün varlıklarını da taşıyarak Amerika’ya yerleşmiş olmaları.
Istan Tiborcz devlet ihalelerini ve devlet tarafından dağıtılan Avrupa Birliği yatırım destek fonlarını kullanarak on yıl içinde Macaristan’ın en zengin yatırımcılarından biri haline gelmişti.
‘Yandaşlar batan gemiyi terk ediyorlar’
“Ülkeyi terk ediyorlar” iddiaları sadece “rejimin başındaki” Viktor Orban ve akrabaları için değil, son on yıldır Ulusal İşbirliği Sistemi (NER) adı verilen ekonomik ve siyasi programdan zengin olan yatırımcıların tümünü kapsayan bir iddia.
Bu siyasi ve ekonomik program kapsamında “ulusal yatırımcıları destekleme” iddiasıyla partililerden, yandaşlardan, ve akrabalardan oluşan yeni bir elit yaratılmıştı.
Henüz hükümeti kurup devlet kurumlarını idare etmeye başlamayan Peter Magyar dün savcılıkları ve yargıyı göreve çağırdı:
“Bize gelen istihbaratlara göre günlerdir Viyana’dan özel uçaklar Amerika Birleşik Devletleri’ne, Uruguay’a, Orta Doğu’ya Macar milli servetini, altın ve para taşıyorlar” dedi.
Orban yanlısı elitin, seçim yenilgisinden sonra yolsuzluklar nedeniyle kendilerinden hesap sorulacağı ve paraların bloke edileceği kaygısıyla şirket sermayelerini, banka hesaplarını kaçırmaya çalıştıklarını vurgulayan Magyar, bankaları ve Vergi Dairelerini de hızlı hareket etmeleri ve milli servetin yurt dışına kaçırılmasını engellemeleri için uyardı.
Henüz yeni hükümet kurulmamış olmakla birlikte savcılıkların da FIDESZ’le ilgili olarak geçmişteki umursamazlığı atlatıp, bazı yolsuzluklara karşı harekete geçtiği dikkat çekiyor.
Bunlardan biri, Orban’ın çok yakın çalışma arkadaşı olan eski Merkez Bankası başkanı György Matolcsi döneminde, merkez bankası kaynaklarını özel vakıflara aktararak bir milyar euroya varan zarara neden olduğu iddiaları.
Yıllardır suskunlukla geçiştirilen bu iddialar şimdi artık başsavcılık tarafından soruşturma yapılması için hemen seçimlerin ardından işleme konuldu.
Halk iyimser: ‘Her şey çok güzel olacak’
Sandıktan rejim değişikliği kararlılığının çıkması ve bu dönüşümü savunan Peter Magyar’ın TİSZA partisinin üçte ikilik bir çoğunluğu elde etmesi Macar seçmeninde büyük ümitlerin doğmasına neden olmuştu.
Bu iyimserlik devam ediyor. İnsanlarda bir şeylerin değişmeye başladığı, ülkeyi bu hale getirenlerden hesap sorulacağı inancı hakim.
Bunda elbette yeni siyasi elitin çoğunlukla geçmişte ülke politikasına yön veren diğer tüm siyasi partilerin dışından ve tabandan gelen kadrolar olmasının da payı büyük.
İnsanlar önce sokağı ele geçiren bu yeni kadroların kendilerinden biri olduğunu düşünüyor ve destekliyorlar.
Peter Magyar ve ekibi de durumun farkında. Sıradan insanların ve gençlerin ümitlerini ve halkın tekrar kazanmaya başladığı hayat sevincini sürekli kılmak için onların arasında olmaları gerektiğini düşünüyorlar.
Orban iktidarını deviren muhalefetin, ele geçirdiği meydanları ve sokakları bırakarak siyaset yapacağı düşünülmüyor.
Peter Magyar 9 Mayıs’ta hükümetin kurulmasının ardından halkı parlamentonun önündeki büyük meydanda rejim değişikliğini şarkılar söyleyerek ve dans ederek kutlamaya çağırdı.
Tarık Demirkan BBC
MACARİSTAN’IN DERİNLİKLERİ-2
Kötü yönetimler olumsuz ekonomik yapılar yaratıyor, Macaristan bunu açıklıkla gösteriyor.
Macaristan’da, 2. Dünya Savaşı sonrası Sovyet dönemi başlıyor.
Sovyetler 1947 genel seçimlerine ‘’diğer’’ partilerin de katılmasına ‘’izin’’ veriyor.
Sovyet yönetiminin beklediğinin aksine, Bağımsız Çalışanlar Partisi ( kırsal kesimleri ve şehirlerde orta sınıfları temsil eden muhafazakar) %57 oy alırken, Macaristan Kömünist Partisi’si(KP) sadece %17 oy alıyor.
seçimler yenileniyor: Sonuç farklı olmaz. Macaristan KP’si yine %24 oy alıyor.
1948’de zorlama ve dayatmayla, KP + Sosyal Demokrat beraberliğinden bir hükümet kuruluyor. 1949’daki Sovyet tipi Anayasa ile ödünsüz bir Stalinist Rejim uygulaması başlıyor.
Ve ‘’ beklenmeyen’’ oluyor…
Macaristan 1956’da başkaldırıyor.
Halk, ‘’16 Talep’’le KP yönetiminin karşısına çıkıyor.
Stalinist rejim yumuşuyor…
‘’Gulaş Komünizmi’’ olarak anılan uygulama başlıyor. Adını her tür sebzenin yer aldığı kulaşı yemeğinden alan uygulama, işlerin arap saçına dönüşmesine yol açıyor.
Ülkedeki ‘’Sosyalist Yönetim ’’ Doğu Bloku’ndan bir yıl önce, 1988’de çöküyor.
1989’da, 3. Macaristan Cumhuriyeti kuruluyor. Seçimlerde Bağımsız Çalışanlar Partisi ile Hiristiyan Demokratlar %60 oy alıyor.
1994 Seçimleri’nde ibre değişiyor, %45 oy alan sosyalistler yönetime geliyor.
‘’Horn Reformları’’ adıyla, hızlı bir özelleştirme ve sosyal devletin yokedilmesi programı uygulanıyor. Bu program, ‘’Washington Uzlaşması’’ olarak bilinen ‘’Demokratik cephede yer aldığını ölçüsüz bir piyasacılıkla kanıtla‘’ reçetesine dayalıdır. Kör-topal olsa da ama işleyen bir sistemin parçalanıyor.
Alımgücü kemiriliyor, para değersizleşiyor, sosyal devletin tüm uygulamaları bir karaborsa metaı haline dönüşüyor. Temel eğitim ayrıştırılıyor, herkese eşitlik, gücü olana sunulan bir hizmet oluyor.
Batının tüm büyük şirketleri Macaristan’a gelmiştir! Uygulamalardan memnun, ülke ‘’model‘’ olarak tanıtılmaktadır. Ama ekonominin hali Orhan Veli’nin şiirindeki ‘’Uyuşamayız, yollarımız ayrı; Sen ciğercinin kedisi, ben sokak kedisi; Senin yiyeceğin kalaylı kapta; Benimki aslan ağzında’’ konumundadır.
Demokrasinin ekonomide yaşanmasını bekleyen halk şaşkınlaşıyor ve umudunu tüketiyor.
Bunlar, 2000 Seçimleri’nde ‘’Hak / Adalet / Herkese Refah’’ vaat eden Victor Orban’ın yolunu açıyor.
Ülke, 240 Milyar $ büyüklüğe ve kişi başına 25 bin $’lık gelire ulaşmıştır. Ama 9,8 milyon nüfuslu halkın %20’si yolsulluk çizgisi altındadır. İşsizlik %25’dir ve bu bir AB rekorudur.
İhracat 150 Milyar $’a ulaşsa da değer zinciri yaratmadığından, ithalat da aynı boyuttadır.Ülke, ihracat yapmak için tüm girdiyi, üstelik döviz cinsinden ithal etmek zorundadır. Rüşvet o denli yaygındır ki, iş görebilmek için şirket sahiplerinin üçte birinin politikayı beslediği kanıtlıdır. Başını kaldıranlar, iktidarın emrindeki yargının kılıcından geçirilmektedir.
Bu yüzden tarihçi Prof. Guido Knopp’un Die Neuen Despoten eserindeki kavramla ‘’Orbanizm Demokratik Dünyanın Anti-Demokratik Model Örneği’’ dir.
Macaristan’ı sorgulayan Dr. Mahfi Eğilmez’in sorusu yaşamsaldır:
–Yeni yönetim sistemi değiştirebilecek mi? Uygulamalar, benzer ülkelerin geleceğine ışık tutacaktır…
BBC Budapeşte Temsicisi Tarık Demirkan’ın haber-analiziyle üst düzey memurlara 31 Mayıs’a dek ‘’istifa et!’’ buyruğu, yeni yönetimin ‘’şimdilik’’ kararlı olduğunu gösteriyor.
Macaristan tarihine daha yakından bakmak isteyenlere de Nobel 2002 sahibi Imre Kertesz’in Polisiye Bir Öykü (Can yay) romanını da önereceğim.
Kenan Mortan




























