Ankara Esenboğa Havalimanı’ndan Macaristan’nın başkenti Budapeşte’ye düzenlenen uçuşlar başladı. Wizz Air , iki başkent arasında haftanın üç günü karşılıklı direkt sefer gerçekleştirecek.
TAV Havalimanları tarafından işletilen Ankara Esenboğa Havalimanı’nda Wizz Air’in Budapeşte’den Ankara’ya düzenlediği ilk uçuş törenle karşılandı. Dün (29 Nisan) A321neo tipi uçakla gerçekleştirilen ilk seferle Ankara’ya gelen yolcular terminalde çiçeklerle karşılandı. Törene, Ankara Esenboğa Havalimanı Mülki İdare Amiri Cem Afşin Akbay, Macaristan’ın Ankara Büyükelçisi Viktor Matis, Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı Seyit Ardıç, Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Gürsel Baran, Devlet Hava Meydanları İşletmesi (DHMİ) Esenboğa Havalimanı Başmüdürü Yücel Karadavut, TAV Ankara Genel Müdür Yardımcısı Alp Karayalçın ve davetliler katıldı.
Ankara Esenboğa Havalimanı Genel Müdürü Nuray Demirer, “Wizz Air’in Ankara–Budapeşte hattını Ankara Esenboğa Havalimanı’nda ağırlamaktan memnuniyet duyuyoruz. Bu yeni direkt hattın, Ankara’nın uluslararası bağlantılarını güçlendirirken, Türkiye ile Macaristan arasındaki uzun yıllara dayanan turizm, ticaret ve kültürel ilişkilere daha da katkı sağlayacağına inanıyoruz. TAV Havalimanları olarak, havayolu iş ortaklarımızla birlikte yolcularımıza daha geniş bir uçuş ağı ve kesintisiz bir seyahat deneyimi sunmak için çalışmaya devam edeceğiz.” dedi.
Macaristan’ın en büyük profesyonel halk dansı topluluğu Macar Ulusal Dans Topluluğu, izleyiciyi kalbin ritmiyle atan bir gösteriye davet ediyor. Efsanevi “Csárdás” (UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’nde yer alıyor), Transilvanya ve Macar çingenelerinin baş döndüren dansları, cam şişe dansı, el işçiliğiyle bezenmiş çiçekli Kalocsa kostümleri ve geleneksel Türk kökenli ayakkabılarla sahnelenen halk oyunları bu büyüleyici repertuvarda bir araya geliyor.
Sahnede estetik, enerji ve ustalık bir arada; halk geleneği, edebiyat ve klasik müzikle harmanlanarak izleyiciyi Karpat Havzası’nın zengin kültürel dokusunda büyülü bir yolculuğa çıkarıyor.
4 Mayıs 2026, Pazartesi 20.00
Mecidiyeköy Büyük Sahne (TORUN CENTER, Büyükdere Cad. A BLOK No:74A/15, Şişli, İstanbul)
Muhalefetin seçim zaferinin ardından henüz yeni hükümet kurulmadı, ama siyasi gündem neredeyse saat başı değişiyor. Ülkede genel olarak iyimser bir hava hakim ve bu iyimserlik gelen haberlerle birlikte artıyor.
Hafta sonunun en önemli gelişmesi, seçimin ardından ortaya çıkan parlamento aritmetiğinin bir sonucu olarak kesintisiz 16 yıl süren ve bunun önemli bir kısmı da üçte ikilik çoğunluğa sahip olarak geçen iktidar yıllarının ardından Viktor Orban’ın, milletvekilli olarak meclise girmeyeceği haberiydi.
Bu haber FIDESZ taraftarlarını şaşkınlığa uğrattı. Çünkü Orban seçimler öncesinde ne olursa olsun siyasete mecliste devam edeceğini bir soru üzerine kameraların önünde özel olarak da vurgulamıştı.
Taraftarlarını hayal kırıklığına uğratan bu açıklama aslında Orban karşıtlarını şaşırtmadı. Onlar 36 yıllık kesintisiz bir şekilde devam eden parlamenterliğin ardından Orban’ın bu sürece nokta koymasını, hesap vermekten kaçma girişimi olarak algılıyorlar.
Bu görüşe göre yeni dönemde geçmişin ağır skandallar ve yolsuzluklar dosyalarının bir bir meclis gündemine alınacağı kesin ve Viktor Orban bu dosyalara yanıt vermek zorunda kalmak istemiyor.
Orban rotayı ABD’ye mi çevirdi?
Orban’ın meclise girmeme kararının halkta yarattığı şaşkınlık geçmeden Orban hakkında daha ağır bir iddia ortaya atıldı.
Macaristan’ın genç ve iddialı araştırmacı gazetecilerinden Szabolcs Pany, Orban’ın sadece meclisi değil, Macaristan’ı da terk etmeye hazırlandığını iddia etti.
Pany istihbarat kaynakları çok güçlü bir gazeteci olarak tanınıyor. Seçim öncesinde Macaristan ve Rusya dışişleri bakanları arasındaki telefon görüşmelerinin gizli kayıtları da Pany tarafından basına yansıtılmıştı.
Szabolcs Pany tarafından gündeme getirilen bu iddia Orban’a yakın çevreler tarafından tümden reddedilmese de, Orban’ın dünya kupası maçlarını izlemek için ABD’de olacağı açıklamasıyla yumuşatıldı.
Ancak Orban’ın sadece geçici bir süreyle değil, daimi olarak Macaristan’dan ayrılacağı iddiası FIDESZ iktidarında parlamentoda bağımsız milletvekili olan ve yolsuzlukları ortaya çıkaran dosyalarıyla ün salan Akos Hadhazy tarafından da destekleniyor.
Hadhazy, Viktor Orban’ın milletvekilliğini kabul etmeyerek dokunulmazlığını kaybedeceğini ve dolayısıyla yeni parlamentonun görev döneminin başlamasıyla birlikte kendisinden tüm yolsuzluk iddiaları nedeniyle hesap sorulabileceğini söylüyor.
Hadhazy savcılıkları göreve çağırıyor, Viktor Orban’ın kaçmasına müsaade edilmemesini ve dokunulmazlık zırhı geçersiz olur olmaz Orban’ın gözaltına alınmasını talep ediyor.
Viktor Orban’ın ABD’de yerleşebileceği iddialarını güçlendiren bir diğer etken de Orban’ın damadı Istvan Tiborcz ve kızı Rahel Orban’ın tam seçimler öncesi bütün varlıklarını da taşıyarak Amerika’ya yerleşmiş olmaları.
Istan Tiborcz devlet ihalelerini ve devlet tarafından dağıtılan Avrupa Birliği yatırım destek fonlarını kullanarak on yıl içinde Macaristan’ın en zengin yatırımcılarından biri haline gelmişti.
‘Yandaşlar batan gemiyi terk ediyorlar’
“Ülkeyi terk ediyorlar” iddiaları sadece “rejimin başındaki” Viktor Orban ve akrabaları için değil, son on yıldır Ulusal İşbirliği Sistemi (NER) adı verilen ekonomik ve siyasi programdan zengin olan yatırımcıların tümünü kapsayan bir iddia.
Bu siyasi ve ekonomik program kapsamında “ulusal yatırımcıları destekleme” iddiasıyla partililerden, yandaşlardan, ve akrabalardan oluşan yeni bir elit yaratılmıştı.
Henüz hükümeti kurup devlet kurumlarını idare etmeye başlamayan Peter Magyar dün savcılıkları ve yargıyı göreve çağırdı:
“Bize gelen istihbaratlara göre günlerdir Viyana’dan özel uçaklar Amerika Birleşik Devletleri’ne, Uruguay’a, Orta Doğu’ya Macar milli servetini, altın ve para taşıyorlar” dedi.
Orban yanlısı elitin, seçim yenilgisinden sonra yolsuzluklar nedeniyle kendilerinden hesap sorulacağı ve paraların bloke edileceği kaygısıyla şirket sermayelerini, banka hesaplarını kaçırmaya çalıştıklarını vurgulayan Magyar, bankaları ve Vergi Dairelerini de hızlı hareket etmeleri ve milli servetin yurt dışına kaçırılmasını engellemeleri için uyardı.
Henüz yeni hükümet kurulmamış olmakla birlikte savcılıkların da FIDESZ’le ilgili olarak geçmişteki umursamazlığı atlatıp, bazı yolsuzluklara karşı harekete geçtiği dikkat çekiyor.
Bunlardan biri, Orban’ın çok yakın çalışma arkadaşı olan eski Merkez Bankası başkanı György Matolcsi döneminde, merkez bankası kaynaklarını özel vakıflara aktararak bir milyar euroya varan zarara neden olduğu iddiaları.
Yıllardır suskunlukla geçiştirilen bu iddialar şimdi artık başsavcılık tarafından soruşturma yapılması için hemen seçimlerin ardından işleme konuldu.
Halk iyimser: ‘Her şey çok güzel olacak’
Sandıktan rejim değişikliği kararlılığının çıkması ve bu dönüşümü savunan Peter Magyar’ın TİSZA partisinin üçte ikilik bir çoğunluğu elde etmesi Macar seçmeninde büyük ümitlerin doğmasına neden olmuştu.
Bu iyimserlik devam ediyor. İnsanlarda bir şeylerin değişmeye başladığı, ülkeyi bu hale getirenlerden hesap sorulacağı inancı hakim.
Bunda elbette yeni siyasi elitin çoğunlukla geçmişte ülke politikasına yön veren diğer tüm siyasi partilerin dışından ve tabandan gelen kadrolar olmasının da payı büyük.
İnsanlar önce sokağı ele geçiren bu yeni kadroların kendilerinden biri olduğunu düşünüyor ve destekliyorlar.
Peter Magyar ve ekibi de durumun farkında. Sıradan insanların ve gençlerin ümitlerini ve halkın tekrar kazanmaya başladığı hayat sevincini sürekli kılmak için onların arasında olmaları gerektiğini düşünüyorlar.
Orban iktidarını deviren muhalefetin, ele geçirdiği meydanları ve sokakları bırakarak siyaset yapacağı düşünülmüyor.
Peter Magyar 9 Mayıs’ta hükümetin kurulmasının ardından halkı parlamentonun önündeki büyük meydanda rejim değişikliğini şarkılar söyleyerek ve dans ederek kutlamaya çağırdı.
Kötü yönetimler olumsuz ekonomik yapılar yaratıyor, Macaristan bunu açıklıkla gösteriyor.
Macaristan’da, 2. Dünya Savaşı sonrası Sovyet dönemi başlıyor.
Sovyetler 1947 genel seçimlerine ‘’diğer’’ partilerin de katılmasına ‘’izin’’ veriyor.
Sovyet yönetiminin beklediğinin aksine, Bağımsız Çalışanlar Partisi ( kırsal kesimleri ve şehirlerde orta sınıfları temsil eden muhafazakar) %57 oy alırken, Macaristan Kömünist Partisi’si(KP) sadece %17 oy alıyor.
seçimler yenileniyor: Sonuç farklı olmaz. Macaristan KP’si yine %24 oy alıyor.
1948’de zorlama ve dayatmayla, KP + Sosyal Demokrat beraberliğinden bir hükümet kuruluyor. 1949’daki Sovyet tipi Anayasa ile ödünsüz bir Stalinist Rejim uygulaması başlıyor.
‘’Gulaş Komünizmi’’ olarak anılan uygulama başlıyor. Adını her tür sebzenin yer aldığı kulaşı yemeğinden alan uygulama, işlerin arap saçına dönüşmesine yol açıyor.
Ülkedeki ‘’Sosyalist Yönetim ’’ Doğu Bloku’ndan bir yıl önce, 1988’de çöküyor.
1989’da, 3. Macaristan Cumhuriyeti kuruluyor. Seçimlerde Bağımsız Çalışanlar Partisi ile Hiristiyan Demokratlar %60 oy alıyor.
1994 Seçimleri’nde ibre değişiyor, %45 oy alan sosyalistler yönetime geliyor.
‘’Horn Reformları’’ adıyla, hızlı bir özelleştirme ve sosyal devletin yokedilmesi programı uygulanıyor. Bu program, ‘’WashingtonUzlaşması’’ olarak bilinen ‘’Demokratik cephede yer aldığını ölçüsüz bir piyasacılıkla kanıtla‘’ reçetesine dayalıdır. Kör-topal olsa da ama işleyen bir sistemin parçalanıyor.
Alımgücü kemiriliyor, para değersizleşiyor, sosyal devletin tüm uygulamaları bir karaborsa metaı haline dönüşüyor. Temel eğitim ayrıştırılıyor, herkese eşitlik, gücü olana sunulan bir hizmet oluyor.
Batının tüm büyük şirketleri Macaristan’a gelmiştir! Uygulamalardan memnun, ülke ‘’model‘’ olarak tanıtılmaktadır. Ama ekonominin hali Orhan Veli’nin şiirindeki ‘’Uyuşamayız, yollarımız ayrı; Sen ciğercinin kedisi, ben sokak kedisi; Senin yiyeceğin kalaylı kapta; Benimki aslan ağzında’’ konumundadır.
Demokrasinin ekonomide yaşanmasını bekleyen halk şaşkınlaşıyor ve umudunu tüketiyor.
Bunlar, 2000 Seçimleri’nde ‘’Hak / Adalet / Herkese Refah’’ vaat eden Victor Orban’ın yolunu açıyor.
Ülke, 240 Milyar $ büyüklüğe ve kişi başına 25 bin $’lık gelire ulaşmıştır. Ama 9,8 milyon nüfuslu halkın %20’si yolsulluk çizgisi altındadır. İşsizlik %25’dir ve bu bir AB rekorudur.
İhracat 150 Milyar $’a ulaşsa da değer zinciri yaratmadığından, ithalat da aynı boyuttadır.Ülke, ihracat yapmak için tüm girdiyi, üstelik döviz cinsinden ithal etmek zorundadır. Rüşvet o denli yaygındır ki, iş görebilmek için şirket sahiplerinin üçte birinin politikayı beslediği kanıtlıdır. Başını kaldıranlar, iktidarın emrindeki yargının kılıcından geçirilmektedir.
Bu yüzden tarihçi Prof. Guido Knopp’un DieNeuen Despoten eserindeki kavramla ‘’Orbanizm Demokratik Dünyanın Anti-Demokratik Model Örneği’’ dir.
Macaristan’ı sorgulayan Dr. Mahfi Eğilmez’in sorusu yaşamsaldır:
–Yeni yönetim sistemi değiştirebilecek mi?Uygulamalar, benzer ülkelerin geleceğine ışık tutacaktır…
BBC Budapeşte Temsicisi Tarık Demirkan’ın haber-analiziyle üst düzey memurlara 31 Mayıs’a dek ‘’istifa et!’’ buyruğu, yeni yönetimin ‘’şimdilik’’ kararlı olduğunu gösteriyor.
Macaristan tarihine daha yakından bakmak isteyenlere de Nobel 2002 sahibi Imre Kertesz’in Polisiye Bir Öykü (Can yay) romanını da önereceğim.
Macaristan’ın yeni lideri Péter Magyar, iktidara geldikten sonra devlet medyasının haber yayınlarını geçici olarak durduracağını ve medya bağımsızlığını yeniden tesis edecek reformlar yapacağını açıkladı.
Magyar, devlet medyasının haber yayınlarını geçici olarak askıya alacaklarını duyurdu.
Yeni medya yasası ve bağımsız düzenleyici kurum kurulması planlanıyor.
Orban döneminde medyanın hükümet yanlısı bir yapıya dönüştüğü eleştirileri öne çıkıyor.
Seçim zaferi, Avrupa’da “illiberal model”in gerilemesi olarak değerlendiriliyor.
Macaristan’da seçimleri kazanan Péter Magyar, devlet medyasının mevcut haliyle “kamu hizmeti yayıncılığı” yapmadığını belirterek dikkat çeken bir karar açıkladı.
Macar Kültür Merkezi, Macaristan Milli Arşivi’nde yer alan tarihi İstanbul manzara fotoğraflarının bir araya geldiği sergiye ev sahipliği yapıyor. “Festetics Ailesi’nin İstanbul Albümü” başlıklı sergi 31 Ağustos’a kadar ziyaretçilerini bekliyor.
Liszt Enstitüsü Macar Kültür Merkezi, Macaristan tarihinin önde gelen ailelerinden Festeticslerin bir dönem aile arşivinde bulunan İstanbul temalı albümünde yer alan manzara fotoğrafları sergisine ev sahipliği yapıyor. Osmanlı İmparatorluğu’nun ünlü stüdyosu Abdullah Biraderler’e ait albüm günümüzde Macaristan Milli Arşivi’nde yer alıyor. Albüm dışında sergide, Macaristan’daki başka arşivlerde bulunan İstanbul fotoğraflarından da bir seçki sunuluyor. Sergi açılışı 28 Nisan Salı 2026, 19.00’da gerçekleşecek olup, 31 Ağustos 2026’ya kadar ziyaretçilerini bekliyor.
Constantinople (İstanbul) adlı albüm, neredeyse tüm Avrupa kraliyet ailesiyle akraba olan ve Monako Veliaht Prensinden boşanan ve II. Taszilo Festetics (1850-1933) ile evlenen Mary Hamilton (1850-1922) sayesinde Festeticslerin eline geçtiği düşünülüyor. 1880’de Festetics Ailesi’yle sıhriyet bağı kuran Mary, baba tarafından İskoçya’nın en soylu ve zengin ailelerinden biri olan Hamilton Düklerinin soyundan geliyordu ve annesi aracılığıyla Baden Büyük Dükü Charles’ın torunuydu. Bu nedenle bu evlilik, Festeticsler için en itibarlı hanedanlarla temasların başlaması anlamına da geliyordu. Albüm de onun sayesinde önce Festetics ailesinin mirasına, sonra da aile mirasından Macaristan Ulusal Arşivleri’nin mülkiyetine geçti.
A weboldalon cookie-kat használunk, amik segítenek minket a lehető legjobb szolgáltatások nyújtásában. Weboldalunk további használatával jóváhagyja, hogy cookie-kat használjunk.