2026. Ağustos 3.
Türkinfo Blog Oldal 290

GELLERT TEPESİ’NDE DÜŞ VE GERÇEK (ÇIĞLIK) – ANKARA DT

Oyun, savaş sırasında tesadüfen aynı eve sığınan iki gencin hikayesini anlatır. Nerede, ne zaman ve nasıl çıktığı belli olmayan bir savaş içinde kalan iki insanın, tanıştıkça birbirlerine sığınmalarını, birbirlerinden güç alarak hayata tutunmalarını konu alır. 
Oyun süresince bu iki gencin geleceğe -yaşanması belki de imkânsız olan geleceğe- inanmalarını ve bu yüzden hayaller kurup, hangisinin düş hangisinin gerçek olduğu belli olmayan kurgular içinde hayatta kalmaya çalışmalarını izleriz.

Devamı

Tuna Nehri üzerinde, Orta Avrupa kültürünün peşinde: Macarlar bizi seviyor, bizler de onları…

Tuna Nehri’nden Budapeşte’ye; Türkleri seven bir halk, rüya bir kent…

Yılbaşına Viyana’da girdik. Tek başına Viyana’da değil. Tuna nehri üzerinde bir haftalık bir gemi yolculuğunun parçası olarak…

Böyle bir geziyi, yani bir nehrin üzerinde gemiyle giderek bir ülkeyi, bir coğrafyayı tanıma serüvenini yıllar önce Rusya’yı Volga boyunca kateden bir gemide yapmıştık. Bu kez, Zeugma Turizm ve Mutfak Dostları Derneği’nin (MDD) girişimiyle düzenlenen bir yolculuğa çıktık. Ve sanırımı çok da iyi ettik.

Avrupa’nın nehirleri aslında bizim yaptığımız türden özel yolculuklara çok açık. Tuna’dan sonra Ren, Elbe, Mosel, Main, Dinyeper, Dinyester, Po gibi nehirlerde de geziler yapılıyormuş. Kimi çok uzun nehirlerse sadece Rusya’nın içinde kalıyor. Volga’nın dışında Don, Olea, Belaya gibi. Onlarda ne yapılıp yapılmadığını pek bilmiyorum.

Ama Avrupa suları buna çok açık. En çok da Tuna ve Ren. Bu geziler için özel gemiler yapılmış.  Okyanuslara açılan gemiler kadar büyük ve yüksek değil elbette. Ama görece tevazuları içinde öylesine konforlu ki… Bizim bindiğimiz Robert Burns gemisi bunlardan biriydi. Çok ünlü bir İskoç şairine adanmış: 1759 – 1796 arasında yaşaşan Robert Burns. Rehberimiz Erdinç Canberk Avrupa’da bu tür turizme adanmış 550 kadar gemi olduğunu söylüyor. Ayrıca ticarete yönelik sayısız mavna varmış.

Ve böylece Tuna’yı keşfediyoruz. Unuttuğumuz eşsiz ozan Hasan Mutlucan’ın türküsünü hatırlamanın tam zamanı:

Hasan Mutlucan’ın türküsü

Tuna Nehri akmam diyor
Kenarımı yıkmam diyor
Ünü büyük Osman Paşa
Pilevne’den çıkmam diyor.
Düşman Tuna’yı atladı
Karakolları yokladı
Osman Paşa’nın kolundan
Beş bin top birden patladı

Kılıncımı vurdum taşa
Taş yarıldı baştan başa
Ünü büyük Osman Paşa
Askerinle binler yaşa

Evet, Tuna nehri bizim tarihimizde de önemli rol oynamış bir dev nehir. Avrupa’nın Volga’dan sonraki ikinci büyük nehri: 2 bin 850 kilometre uzunluğuyla… Danimarka’da doğup on ülkeyi aşarak Romanya’da Karadeniz’e dökülüyor. Bu ülkeler arasında Almanya, Avusturya, Slovakya, Macaristan, Hırvatistan, Sırbistan, Bulgaristan, Moldova ve Ukrayna da var.

Budapeşte’yi görmek

Doğrusu bizi en çok çeken Macaristan’dı. Çünkü Avrupa’da görmediğimiz hemen tek ülke, Budapeşte ise ziyaret edemediğimiz hemen tek büyük şehirdi.

Ve buradan direkt Budapeşte’ye uçuyoruz: gece yarısı 4’te uyanıp ‘dünyanın en büyük havaalanı’na gitmekle başlayan bir serüvende (ki o ayrı bir konu), uykulu gözlerle ziyaret ettiğimiz ilk yer orası oldu.

Ama fark etmedi. Bu kenti öylesine sevdik, öylesine hayran kaldık ki… O günün ve genelde uzun yürüyüşlere dayanan tüm gezinin verdiği büyük yorgunluğa karşın, bu seyahat bir şölendi. Budapeşte ise pastanın kreması. İlber Ortaylı’nın bir kitabında dediği gibi “Budapeşte müzeleri ve kafeleriyle insanın ruhunu tazeleyen eski bir dünya“.

Mohaç’tan beteri olabilir mi?

Tuna’nın İncisi lafını gerçek biçimde hak eden Budapeşte, bir zamanlar Buda, Peşte ve Obuda adını taşıyan üç ayrı yerleşimin 1873 yılında birleşmesiyle oluşmuş. Burada daha önce bir Roma kenti varmış. Sonra Asya’dan gelen Magyarlar (Macarlar) yerleşmiş. 93 bin kilometre karelik ve üç saatte katedilebilen Macaristan’ın başkenti olan kent, iki milyonluk nüfusuyla Avrupa’nın on büyük şehri arasında.

Elbette tarihi çok karmaşık. Benim alanım değil, ama çok özetle Magyarların Hun kökenli olduğu tezi var. Zaten ülkenin Avrupa dillerinde Hungary olması bu ilişkiye işaret etmiyor mu? Bilinen yedi Hun boyundan biri ve Attila’nın soydaşı olabilirler!..

890’larda ilk kez birleşmişler. 10. yüzyılda ise Hıristiyanlığı kabul etmişler. 1240’larda Moğol istilasına direnmiş ve başkent Buda’yı tepedeki ünlü Estergon kalesine taşımışlar.

Türkler ise 1526’daki Mohaç savaşıyla buraya gelip yerleşmiş: Kanuni’nin kazandığı, iki saatte bitmesiyle ‘tarihin en kısa savaşı’ ünvanını alan bir zafer. Ve o günden beri halkın diline yerleşmiş bir deyim var, üzüntülü birine söylenen: “Üzülme, bu Mohaç’tan beter olabilir mi?!”

Türkleri seven bir halk

Daha sonra, yani 1670’lerde Orta Avrupa’da Osmanlı egemenliği bitiyor. Türkler Viyana kuşatmalarıyla bunu yeniden kazanmak isteseler de başaramıyorlar. Avrupa’da hiçbir dil grubuna girmeyen özgür ve özgün dilleri, kültürleri ve cesaretleriyle, Macarlar bağımsızlıklarını koruyorlar. Ve 1867’de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’na katılıyorlar. 1918’e dek sürecek olan bir beraberlik…

Sonrasında yine hep kargaşa… İki büyük dünya savaşı… İkincisinde önemli Yahudi azınlıklarından on binlercesi toplama kamplarında can veriyor. Savaştan sonra gelen Rus istilası… Ve 1956’da komünizme karşı başlayan isyan, bunu bastıran Rus tankları… Yıllar sonra, ancak komünizmin gerçek çöküşünden sonra, yani 1990’da yeniden kavuştukları özgürlük…

Ama Macarlar bizi gerçekten seviyorlar. Belki tüm Avrupa’da en çok sevenler… Öylesine ki 20. yüzyılın başlarının ünlü şairi Attila Jozef tam bir Türk hayranı olarak biliniyor. Ve örneğin 2005 yılındaki 100. doğum yılı bizde  bile anılıyor. Rehberimiz bize 2010’dan beri başkan olan Viktor Orban’ın hep bizi tuttuğunu, bunu son Suriye olaylarında da gösterdiğini söylüyor.  

Macarların paraları bile hâlâ Macar forinti. Euro’ya geçmeyen sayılı birkaç ülkeden biri. Ve dillerine öyle sadık ki, tüm dillerde aynı olan kimi kavramları bile, hâlâ bize çözülmez gelen kendi sözcükleriyle anlatıyorlar: metro için rendosek, polis için földatti diyerek!..

Bir İzmirli, üstelik Karşıyakalı ile tanışmak…

Ve Budapeşte… Sonunda görebildiğimiz o görkemli, benzersiz, rakipsiz Avrupa başkenti. Önce Kahramanlar Meydanı’na gidiyoruz: 1896’da ülkenin 10. kuruluş yılı için gerçekleştirilmiş görkemli meydan. Her yerde geniş parklar, zarif köprüler…

Sonra Londra’nın ünlü parlamentosunu örnek alarak yapılmış Parlamento binası. Ülkenin medar-ı iftiharı. Hem anlamı, hem mimarisiyle… St. Matthias kilisesi… Budapeşte Sarayı… Kenti boylu boyunca kateden 2300 metrelik Andrass bulvarı. Üzerinde irili ufaklı birçok meydan, açık lokantalar, dükkanlar ve pazarlar bulunan çok canlı bir yer. Ortalığın turist kaynadığını da söylemek gerek…

Bunlardan birinin önünde bir Türk bayrağı var. Hep mi var, yoksa bu mevsimde gelen Türkler için mi koydular, bilemiyorum. Ama sonra dükkanın içinde de koca bir KARŞIYAKA levhası görmez miyim?

Dükkanın önünde resmini çektiğim Esin hanımla konuşuyorum. Gerçekten İzmirli, hatta Karşıyakalıymış. Yıllar önce buraya göç etmiş. Ve halinden memnun gözüküyor. Biraz sonra bir de Kemal Atatürk’lü yolu görünce şuna inanıyorum: Bu insanlar bizi seviyor: Török deseler de… Ve bu sevgi karşılıksız değil!..

Estergon kalesi be aman aman

Ünlü  Gerbeaud Café’de biraz dinleniyoruz. Ve sonra Estergon’a çıkıyoruz. Estergon Bazilikası görmeye değer bir mabet. Her şeyiyle: mimarisi, freskleri ve mozaikleri, ışıkları ve atmosferiyle… Sonra şimdi müze olan eski kaleyi geziyoruz: Kanuni’nin 1543’te fethettiği, sonradan birçok kez el değiştiren ve Türkülere konu olan o efsane yapı; Ki bizdeki ünlü türküsü şöyle başlar:

Estergon kalesi subaşı durak      
Kemirir gönlümü bir sinsi firak      
Gönül yar peşinde yar ondan ırak      
Akma Tuna akma, ben bir dertliyim      
Yar peşinde koşan kara bahtlıyım
.

Devamı

Mohaç Savaşı Nedir? Mohaç Meydan Muharebesi tarihi, önemi, nedenleri ve sonuçları

Mohaç Savaşı veya Mohaç Meydan Muharebesi, Osmanlı Devleti İle Macar Krallığı arasında yapılan ve 2 saat gibi kısa bir sürede Macar Krallığı’nı yıkan bir savaştır. Mohaç Savaşı tarihi, özeti, önemi, neden ve sonuçları hakkında aradığınız tüm soruların cevaplarına ulaşabilirsiniz.

Tarihe en kısa süren savaş olarak geçmiş, dönemin padişahı Kanuni Sultan Süleyman komutasında Osmanlı Devleti zafer kazanmıştır.

Mohaç Savaşı Tarihi

Mohaç Meydan Savaşı, 29 Ağustos 1526 yılında Osmanlı İmparatorluğu ile Macar Krallığı arasında yapılmıştır. Savaşın tarihi önemi tüm Avrupa’nın etkilenmiş olmasıdır. Macaristan’ın çok önemli bir bölümü Osmanlı İmparatorluğu’nun hâkimiyeti altına girmiştir.

Mohaç Savaşı Özeti

Osmanlı padişahı Kanuni Sultan Süleyman ile Macar Karalı arasında yapılan savaş sadece iki saat sürmüştür. Tarihin en farklı savaşlarından birisi olmuştur. Macarlar Belgrad’ı kaybetmelerine karşın Osmanlı İmparatorluğuna karşı tehditkâr politika izliyordu. 

Fransa Kralı Fransuva’nın annesi, oğlunun Almanlara esir düştüğünü Kanuni Sultan Süleyman’a bildirmişti. Macarlara ders vermeyi ve bunun da Avrupa’ya gözdağı olmasını isteyen Kanuni, bunu fırsat bilerek sefer başlattı. 29 Ağustos 1526 tarihinde başlayan sefer yalnızca iki saat sürmüş ve Macaristan’ın büyük bölümü ele geçirilmiştir.

Mohaç Savaşı, Osmanlı İmparatorluğu’nun gücünü hem Avrupa’ya hem dünyaya göstermiştir. Tarihçilerin bazıları tarihin en kısa sürede biten savaşı dedikleri Mohaç Savaşı için Osmanlı-Avusturya çekişmesinin nedenidir demektedir.

Yıkılan Macar topraklarının bir kısmını Osmanlı diğer tarafını Avusturya istiyordu. Tarihi açıdan savaş Avrupa’nın gidişat yönünü de değiştirmiştir. Macar Krallığının çok kısa sürede yıkılması Kanuni Sultan Süleyman’ın ve Osmanlı İmparatorluğu’nun gücünü ortaya koymaktadır

 – Osmanlı Devleti çok güçlü imparatorluk olduğunu dünyaya kanıtlamıştır.

 – Osmanlı açısından Avrupa’ya açılma senaryoları doğmuş, sonrasında bu gerçekleşmemiştir.

 – Kanuni Sultan Süleyman toprakları çok daha fazla genişletme imkânı bulmuştur.

Mohaç Savaşı Nedenleri ve Sonuçları

Savaşın Nedenleri

 – Macar Kralı Almanya Kralı Şarklen’ı destekliyordu. Alman Kralının da aynı şekilde karşılık vermesi Macar Kralının güvenini artırmıştı. Buna güvenen Macar Kralı Osmanlıya karşı saldırgan bir tutumla yaklaşmıştır.

 – Fransa Kralı Fransuva Almanlara esir düşmüştü. Fransuva’nın hem annesi hem kendisi Kanuni Sultan Süleyman’a mektup yazmış ve yardım talebinde bulunmuştur.

 – Kanuni Sultan Süleyman’ın niyeti Orta Avrupa’da fetihler yapmaktı. Bunun için gözdağı vermeyi amaçlayan padişah bu fırsatı yakalamıştır.

 – Kanuni Sultan Süleyman’ın diğer amacı Hristiyan birliğini bozmaktı. Bunun en iyi yolunun, Fransa’yı yanına çekmek olduğunu düşünüyordu. Fransa Kralının kendisinden yardım istemesi bunun için bir nevi zemin hazırlamıştı.

 – Osmanlı İmparatorluğu’nun fetih politikalarını artık tüm dünyaya yayma hedefi gelişmişti. Tarihin en büyük toprak parçalarına Kanuni döneminde ulaşan Osmanlı bunu daha fazla genişletiyordu.

Savaşın Sonuçları

 – Savaşın çekişmeli geçilmesi bekleniyordu. Ancak Osmanlının gücünün sanılandan daha fazla olduğu anlaşılmış, Macar Krallığı sadece 2 saat içerisinde yıkıma uğratılmıştır.

 – Mağlubiyetten sonra Macar Kralı değişmiş, yeni kral Jon Zapola olmuştur.

 – Macaristan Krallığı Osmanlının himayesine girdi. Dönemin Macar Krallığının başkenti Budin bir süre sonra Osmanlının eline geçmiştir.

 – Osmanlının gücünün arttığı anlaşılmıştır. Osmanlı İmparatorluğu’nun Orta Avrupa’ya olan hâkimiyeti başlamıştır.

 – Macaristan Krallığının alınmasından sonra yeni büyük bir rakip ortaya çıkmıştır. Macaristan Krallığının hemen yanı başında olan Avusturya, Osmanlının düşmanı haline gelmiştir. Sonraki dönemde Osmanlı ile Avusturya arasında büyük çekişmeler yaşanmaya başlamıştır.

 – Macar Krallığı kısa süre sonra yıkılmış, topraklarının bir bölümü Osmanlıya, öbür tarafı Avusturya’ya kalmıştır.

 – Kanuni Sultan Süleyman amacına ulaşmış, fetih politikasını sürdürmeye devam etmiştir. Osmanlının kara parçaları Orta Avrupa’ya uzanmaya başlamıştır.

 – Osmanlı yaklaşık 150 yıl kadar (2. Viyana Kuşatması – 1683) Orta Avrupa’ya hâkim olmayı başarmıştır.

 – Macar Kralı Layoş ve beraberinde olan komutanlar savaş esnasında hayatlarını kaybetmişlerdir.

 Mohaç Meydan Muharebesi 2 saat sürdüğü için tarihin en kısa savaşlarından birisi olarak nitelendirilir.

hurriyet.com

http://www.hurriyet.com.tr/

Vişegrad ülkelerinin liderleri Avusturya Başbakanı Kurz ile Prag’ta bir araya geldi

Macaristan Başbakanı Viktor Orban:- ‘Düzensiz göçmenler Macaristan üzerinden Avusturya’ya ulaştığı takdirde ya orada kalıyorlar ya da Almanya’ya geçiyorlar. Bu yüzden Macar sınır korumasının başarılı olması Avusturya’nın da çıkarına’ – Avusturya Başbakanı Kurz:- ‘Bazı ülkelerin kömüre dayalı enerjiden çevre dostu enerji kaynağına yönelmesini doğru buluyoruz. Avusturya için nükleer enerji yer

Polonya, Çekya, Macaristan ve Slovakya’nın oluşturduğu Vişegrad Grubu Ülkeleri’nin (V4) liderleri, Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz ile Çekya’nın başkenti Prag’ta toplandı.

Toplantıda V4 ülkeleri adına Macaristan Başbakanı Viktor Orban, Polonya Başbakanı Mateusz Morawiecki, Çekya Başbakanı Andrej Babis ve Slovakya Başbakanı Peter Pellegrini yer aldı.

Görüşme sonrası düzenlenen ortak basın toplantısında konuşan Macaristan Başbakanı Orban, Avusturya’nın hem Macaristan hem de diğer V4 ülkeleri ile birçok alanda iş birliği yaptığını söyledi.

Avusturya’nın Orta Avrupa’da önemli bir yatırımcı ve ticari ortak olduğunu vurgulayan Orban, ”Avusturya gelecekte de güvenlik alanında önemli bir ortağımız olacaktır, çünkü göç konusunda da hemfikiriz. Düzensiz göçmenler Macaristan üzerinden Avusturya’ya ulaştığı takdirde ya orada kalıyorlar ya da Almanya’ya geçiyorlar. Bu yüzden Macar sınır korumasının başarılı olması Avusturya’nın da çıkarına.” dedi.

Göç, güvenlik, sınır koruma, rekabet gücü, iklim değişikliği ve Avrupa Birliği’nin (AB) genişlemesi gibi konularda V4 ülkelerinin Avusturya ile benzer duruş sergilediğine dikkati çeken Orban, nükleer enerji konusunda ise farklı düşündüklerini kaydetti.

Avusturya Başbakanı Kurz ise konuşmasında, V4 ülkelerinin, sanayide nükleer enerjinin rolünü artırmak istediğini, Avusturya’nın ise Avrupa genelinde nükleer santrallerin enerji endüstrisinden tamamen çıkarılması taraftarı olduğunu söyledi.

AB’nin, nükleer enerji yerine yenilenebilir enerjiye destek vermesi gerektiğini savunan Kurz, ”Bazı ülkelerin kömüre dayalı enerjiden çevre dostu enerji kaynağına yönelmesini doğru buluyoruz. Avusturya için nükleer enerji yerine yenilenebilir enerji kaynaklarına destek verilmesi çok önemli.” diye konuştu.

Çekya Başbakanı Andrej Babis ise görüşmede, yeni AB Komisyonunun işleyişi, AB’nin iklim ve enerji politikasının yanı sıra göçmen krizinin ele alındığını söyledi.

V4 ülkeleri ile Avusturya’nın birçok konuda ortak çıkarı olduğunu vurgulayan Babis, Avusturya Başbakanı Kurz’a göre AB’nin doğu ve batı üye ülkeleri arasında bazı krizlerin oluştuğunu ve ülkesinin buna karşı mücadele edeceğini söylediğini aktardı.

Kaynak: havadis.at

Sisli, güzel bir hayal içindeydim, en güzel yerinde uyandım belki de

Akıyor gibiydi sanki yüreğimden çıkıp da

Bulanık, bilge ve büyüktü Tuna.”  (Attila József)

Nerede doğup nerede denize kavuştuğunu coğrafya kitaplarından öğrendiğimiz, kendisini şaraba, doğduğu masalsı diyarları üzüm bağlarına, aldığı yolu zamana, Budapeşte’yi de yıllanmış halinin saklandığı mahzene benzetirsek en çok Budapeşte’de güzel bu nehir. Ve Tuna’nın daha çok yolu var. Sınırlar insanlar için, doğa sınır tanımıyor. Attila İlhan’ın “Budapeşte’den Kartpostal” şiirindeki gibi ne Macar sınırında kalıyor ne de Tibor Dery’i soruyor. Şehre gelirken yolculuk yaptığım uçağın alçalmasıyla uzaklardan attığım kısa bir bakışı saymazsak bir şubat akşamı Kossuth Lajos caddesinin kalabalığından sıyrılıp ulaştığım apak Elizabeth Köprüsünde selamlaşıyoruz ilk kez Tuna’yla. Sarı mı, yeşil mi, mavi mi? Melodisiyle dinleyeni arındıran, izleyeni kendine aşık eden nehir. Üzerine şiirler, türküler yazılmış Tuna Macarlara verilmiş bir hediye gibi. Macarlar da onu köprülerle, ışıklarla süslemiş. Bölgedeki tarihin en eski ve en güvenilir tanığı Tuna. Kaleler, kiliseler, heykeller, müzeler hepsi bir dönemi anlatıyor oysa Tuna hep vardı. Kışın donan suyu üzerinde Macar krallarının taç giyme törenleri yapıldı, kıyısında aşıkları ağırladı, kanlı savaşların hüznünü ve çaresizliğini içinde sakladı. Bin yıllardır. Bundandır ağlaması, taşıp yolları kapatınca efkarlanmıştır Tuna. Tuna’yı ilk kez üzerinde gördüğüm Elisabeth köprüsü, 1898’de Cenevre’de İtalyan bir anarşist tarafından suikasta kurban giden Avusturya –Macaristan imparatoriçesi Elisabeth Bavaria’ya (Kraliçe Sissi) ithaf edilmiş.

Buda tarafından Peşte ve Tuna nehri

Budapeşte beni uzun süredir görmediğim yakın bir akraba, eski bir arkadaş sıcaklığıyla karşıladı. Hostelde ranzalarda geçen ilk bir hafta, Türkiye’de unuttuğum telefonum, şubat soğuğu ve uzun süren ev arayışım dahi şehre hemen ısınmama engel olamadı.

Budapeşte,  küçük bir yerleşim yeri olan tarihi Obuda, dağlık Buda (tepelik daha uygun olur aslında, en yüksek noktası Janos tepesi 527 metre), düzlük Peşte’den ve ortada akan Tuna’dan ibaret. Macarlar sanata, estetiğe, müziğe, bilime önem veren asil ve biraz içine kapanık bir halk. Sokaklarına caddelerine bilim adamlarının, şairlerinin ve kahramanlarının isimlerini vermişler. Budapeşte sokakları Sovyet döneminde inşa edilen panelhaz denilenlerden, dışardan bakıldığında biraz kasvetli, boyasız, içerisinde avlulara sahip genelde asansörlü çok katlı binalardan oluşuyor. Asansörler genelde iki kapılı, içteki kapı biraz açık kalırsa veya benim yaptığım gibi içteki ikinci kapıyı tam olarak kapatmazsanız asansör aniden durabilir ve içeride kaldım korkusu yaşayabilirsiniz. Bu anda asansörde yalnızsanız, bir de kalp sorununuz varsa çok güzel bir şehrin çok anlamsız bir yerinde, çok anlamsız bir şekilde hayatla vedalaşabilirsiniz. Neyse ki asansörün içinde mahsur kalanlara yardım eden merkeze asansörün içinden bir tuşla bağlanabiliyorsunuz veya yardımsever Macar komşular imdadınıza yetişebiliyor.

Uzun uğraşlar sonrası kiraladığım Hegedüs Utca’daki (Macarca Utca sokak demek) evin avluya bakan odası yazın serindi kışın ise soğuktu. Petersburg’un beyaz geceleri değil ama Budapeşte’nin soğuk gecelerini iliklerime kadar yaşadım. Ana caddeye yürüme mesafesindeki bu sokak 24 saat çalışan, beni okula taşıyan meşhur 4-6 tramvayına çok yakındı. Ulaşım araçlarında bilet kontrollerine denk gelmeniz çok olası. Tramvay hatlarında hiç ummadığınız bir anda hiç ummadığınız bir kişi yolcu gibi bindiği ulaşım aracında çantasından kola takılan resmi görevli bandını çıkarıp harekete geçebilir veya herhangi bir duraktan binip bilet kontrolü yapabilir. Metro çıkışında öğrenci kartımı unuttuğum için ödediğim on bin forint kadar bir ceza konunun ciddiyetini bana net olarak ifade etmişti. Başka bir seferde ödediğim cezanın yürek sızlatan acısı geçmiş olacak ki aylık kartımın süresi bitince yenisini hemen almayıp tramvaya biletsiz binince tramvayda kontrolör ile köşe kapmaca yaşamış, görevli bana ulaşana kadar ilk durakta inip, tehlikeyi savuşturmuştum. Dönüş tarihime yakın bir başka olayda ise tramvayda benimle Macarca konuşmaya çalışan pejmürde kılıklı kontrolörü Budapeşte’de çokça bulunan evsizlerden sanıp cevap vermemiş, ısrarcı görevliye Macarca anlamadığımı belirtince aksanlı İngilizceye geçiş yapmasıyla kim olduğunu anlayıp biletimi gösterip yeni bir cezadan kurtulmuştum.

Buda tarafı Şehre gelişimden kısa bir süre sonra Macar arkadaşım Rita’nın rehberliğinde yaptığımız şehir turunun Gellért Tepesi noktasında gece yarısına kadar ışıkları sönmeyen Özgürlük Heykeli (Szabadsag Szobor). Elinde palmiye yaprağı tutan kadın heykeli Sovyet döneminden kalan tek yapı, diğerleri Memento Park’a taşınmış. ndan Peşte ve Tuna nehri

Okulum Budapest University Technology and Economics (Műegyetem) Tuna kıyısındaki diğer yapılar gibi  UNESCO tarafında koruma altına alınmış. Nobel ödüllü mezunları ile Orta Avrupa’nın en iyi mühendislik ve Mimarlık okulu bu üniversite. Kampüs içerisinde dolaşırken bölüm bölüm ayrılmış eski tarihi binalar, ağaçlar ve çiçekli bahçeler beni her seferinde kısa süreliğine de olsa zamanın dışına çıkarıp yönümü şaşırmama neden oluyordu. Macarca derslerinde geçen eğlenceli grup çalışmaları, kibar öğretmenimiz Renata derslere dair hatırladığım en somut ve güzel şey. Macarca hocamızın kendisi hakkında diğer sınıflardaki Türk öğrencilerin dönem boyunca yanı başında yaptıkları yorumları dönem sonunda Türkçe bildiğini söyleyerek anladığını açıklaması, fazla girişken bu arkadaşların belleklerinde unutamayacakları bir anı olarak kalacağından hiç şüphem yok.

Tuna boyunca uzanan binalarıyla Budapest University of Technology and Economics (Műegyetem).

Macarlar asya kökenli bir halk. Türklerle Orta Asyada aynı coğrafyada yaşayıp dilsel ve kültürel alışverişte bulunduklarına, aynı kökenden geldiklerine dair araştırmalar yapılmış. İlk Türkoloji Enstitüsü de yine Macaristan’da kurulmuş. Macaristan Parlamentosunda sergilenen Kutsal Macaristan tacının (Szent Korona) Bizans tarafından gönderilen kısmı üzerinde “Türklerin sadık kralı Geza’ya” ifadesi yer almaktadır. Bir zamanlar konar göçer bir halk olan biz Türklerin belki de zaten burada kalıcı değiliz diyerek geliştiremediği çevreye saygı ve estetik anlayış Macarlarda fazlasıyla var. Şehrin tarihi dokusu 2. Dünya savaşında büyük yara alsa da onarılmış, korunmuş, yıkılan köprüler tekrar inşa edilmiş. Şehirdeki en yüksek binalar Tuna kıyısındaki Parlamento binası ve Macaristan’ın ilk kralı (Macarları katolik yapan Aziz Stephen’in sağ elinin saklandığı)  Aziz Stephen Bazilikası. İki yapı da doksan altı metre.  (Macarların bölgeye geldiği 896 yılına atıfta bulunulmuş).  Bu yapılardan daha yüksek binaların inşaası yasaklanmış. 1. Dünya Savaşı sonrası imzalanan Trianon Antlaşmasıyla topraklarının büyük bölümünü kaybedip kalabalık bir macar nüfusu komşu ülkerde bırakmak zorunda kalan Macaristan için bu antlaşma ulusal bir felaket gibi. Bir bakıma yürürlüğe girmiş bir sevr.

Tuna boyunca uzanan fay hattı nedeniyle Budapeşte termal  hamamlarıyla da ünlü. Osmanlı döneminde inşa edilen Kiraly Hamamı ve Rudas Hamamı ilk haliyle korunmuş.  Peşte tarafında açık havuzlara da sahip olan Széchenyi termal hamamı ise daha turistik ve kalabalık.

Şehir merkezinden M1 metro hattı ile ulaşılabilen ve içerisinden uzun süre çıkmak istemediğim Széchenyi Spa Merkezinin açık havuzlarından biri. Cumartesi akşamları partilere de ev sahipliği yapan merkez hem eğlence hem de tedavi amaçlı ziyaret edilebilir.

Tuna’nın üzerindeki adalardan biri olan Margaret adası haftasonları sık sık ziyaret ettiğim yerlerden biri oldu. Tuna kenarında yürüyüş ve bisiklet yolları, bahçeleri, tarihi yapıları, botanik bahçesi, müzikli çeşmesi, yaz aylarında festivallere ev sahipliği yapan bu terapi merkezi gibi adayı Nazım Hikmet de Budapeşte’de kaldığı günlerde ziyaret etmiş, şiirler yazmış.

Haftasonları bisiklet kiralayıp gezdiğimiz Margaret Adası

Budapeşte’de geçirdiğim günler bir rüya gibi uzak geliyor şimdi. Güzel Tuna bensiz de akıyor, kaldığım apartmanın avlusundan kimler izliyordur şimdi gökyüzünü, 4-6 tramvayı yine durmadan insan taşıyor, kapısı kapanmadan yetişemeyen yolcuları geri çevirmiyor merhametli tramvay şöförleri, durakları anons eden dış ses hala kulaklarımda, sabahları bulvarda yürürken yüzüme vuran bahar güneşi kamaştırıyordur başka başka milletlerden insanların gözlerini yine her nisan sabahı. Ders çalışmak için kullandığım Tunanın kenarındaki heybetli Mimarlık Binası, Potkulcsta Macar arkadaşlarımla el ele tutuşup yaptığımız Macar halk dansları, sokaklarda, metrolarda birkaç çift kalın battaniye ile yaşayan evsizler, Nyugati tren istasyonunda ellerinde bavulları yorgun gözleriyle yolcular, sekizinci bölgenin çingeneleri…Gerçeklik algısını yok eden bohem Peşte akşamları aklını başından alıyor mudur birilerinin yine.

Sisli, güzel bir hayal içindeydim, en güzel yerinde uyandım belki de .

Barış Öztürk

Macaristan’da kuş gribi nedeniyle 115 bin ördek itlaf edildi

Macaristan Gıda Güvenliği Ofisi, ülkede kuş gribi dolayısıyla 115 bin ördeğin itlaf edildiğini bildirdi.

Ofis tarafından yapılan açıklamada, Macaristan-Romanya sınırında bulunan Letavertes kentindeki çiftlikte kuş gribi virüsüne (H5N8) rastlandığı kaydedildi.

Kuş gribi virüsünün yayılmasının engellenmesi amacıyla 115 bin ördeğin itlaf edildiği belirtilen açıklamada ayrıca virüsün tespit edildiği çiftliğin 10 kilometrelik bölgesinin gözetim altına alındığı aktarıldı.

H5N8 virüsü dolayısıyla önceki günlerde Macaristan’da 50 bin, Polonya’da ise 100 binden fazla kümes hayvanı itlaf edilmiş, birçok ülke Polonya’dan kümes hayvanı ve yumurta ithalatını durdurmuştu.
GÜNÜN ÖZETİ

Devamı

Macaristan Kısa Dönem Gönüllü Hizmeti – EVS

Macaristan Hortobágy bölgesinde 01/06/2020 – 30/06/2020 arasında Avrupa Gönüllü Hizmeti projesinde uzun dönem Avrupa Gönüllü Hizmeti faaliyetinde bulunacak katılımcılar aranmaktadır!

PROJECT DESCRIPTION

Venue: Hortobágy, Hungary (a village in the middle of the Hortobágy National Park) Dates: 1-30 June 2020 Topic: Empowered by Nature – nature as a source of self-development, creativity and cooperation Age of participants: 18-30 years Volunteering activities: The following works will be done on location in smaller groups – following a preparation: Maintaining the Bird Park resort: cutting grass (huge territory), painting the wooden gates, the fences, the bike stands, re-painting some of the recovery rooms, building the walking-path of the park. Helping with the recovery of the injured birds: feeding 4-times a day the little birds, helping with the preparation for examination, moving birds from cages to other cages (because of cleaning or examination), helping with the cleaning of cages, changing water, feeding, releasing birds back to nature

Devamı

16,474FansLike
639FollowersFollow