Özgürlük Meydanı: Szabadság tér, Budapeşte
Özgürlük Meydanı (Szabadság tér), Budapeşte’nin Lipótváros semtinde bulunan halka açık bir meydan. Uzun yıllar Habsburg hakimiyeti altında yaşayan Macar ulusunun özgürlük mücadelesinin simge noktalarından birisi. Zincir Köprü ve Margit Adası arasında, Tuna Nehri kıyısındaki Budapeşte Parlamento Binası‘nın arka taraflarında kalıyor.
Uğurda ağır bedellerin ödendiği, büyük mücadelelerin verildiği, ancak bu büyük mücadelelere karşın hüsranla sonuçlanan ulusal direnişin sembolü meydan görmeye değer. Sahilden Parlamento binasına yürüyenler bu meydanı göz ardı edebilir belki.

BUDAPEŞTE, PANDEMİ SÜRESİNCE GEÇİCİ BİSİKLET YOLLARI OLUŞTURUYOR

Macaristan’ın başkenti Budapeşte’de şehirdeki birçok önemli rota için geçici bisiklet yolları oluşturulmasına karar verildi. Bu sayede koronavirüs salgını süresince alternatif ve güvenli bir ulaşım biçimi sunulacağını belirten Budapeşte Ulaşım Merkezi, Budapeşte Belediyesi ve Budapeşte Kamu Yolları yetkilileri, önümüzdeki günlerde hayata geçirilecek planların kesinleştiğini bildirdi.
Koronavirüs süresince trafikteki hareketlilikte yaşanan sert düşüş yetkilileri, yeni ve güvenli bir ulaşım modeli arayışına soktu. Şehirde son dönemde toplu taşıma kullanan yolcu sayısı %90 civarında azalma gösterirken araç trafiği de neredeyse yarı yarıya azaldı. Yetkililer, geçici ulaşım modları ararken başkaları ile teması en aza indirecek ulaşım biçimleri üzerine yoğunlaştıklarını belirtti. Bu kapsamda şehirde bisikletli ulaşıma yönelenlerin sayısı artarken Budapeşte’nin paylaşımlı bisiklet sistemi MOL Bubi’de indirim yapılması da trafikte bisiklet kullanımını artırdı.
Devamı‘Saul’un Oğlu’nun Oyuncusu, New York’ta Gönüllü Ambulans Çalışanı Oldu
Oscarlı Saul’un Oğlu’nun başrol oyuncusu olarak tanıdığımız, Terrence Malick’in yeni filminde İsa’yı canlandıran Géza Röhrig, eski patronu yardıma çağırınca New York’ta yedi yıl önce bıraktığı işine geri döndü: Ambulans asistanlığı ve ceset yıkayıcılığı.
Dünya Géza Röhrig’i Yabancı Dilde En İyi Film Oscar’ını kazanan Macar yapımı Saul’un Oğlu’nun (Saul fia, 2015) yürek parçalayan baş kahramanı olarak tanıdı. László Nemes’in yönettiği filmde Röhrig, Auschwitz toplama kampında gaz odalarına gönderilen diğer esirlere eşlik etmeye mecbur bırakılan Yahudi mahkûm Saul’u canlandırıyordu. Saul, oğlu olduğunu iddia ettiği küçük bir çocuğun Yahudi usulünce gömülebilmesi için çırpınıyordu.
Anlaşılan o ki, Röhrig gerçek hayatta da böylesine ölüme yakın ve zorlu görevleri üstlenen birisi. 53 yaşındaki aktör, geçtiğimiz günlerde Macar yazar Krisztián Nyáry’nin kendisiyle gerçekleştirdiği röportajda karantina günlerini nasıl geçirdiği sorusu sorulunca, karantinada olmadığını, New York’ta gönüllü sağlık görevlisi olarak çalıştığını açıkladı. Röhrig daha önce ambulans servisinde çalışmış olduğunu, ama trafiğin en sıkışık olduğu saatte birisini hayata döndürmeye ilişkin romantik fikrinin çabucak söndüğünü, kendisini “IKEA kargocusu gibi” hissetmeye başladığı için işi altı ay sonra bıraktığını anlattı.
Corona virüsü salgını New York’ta oldukça kötü bir hal alınca, eski patronu Röhrig’i arayıp yardıma ihtiyacı olduğunu söylemiş. Aktör bunu, kentteki durumun ne kadar kötü olduğuna dair bir kanıt olarak görüyor. Röhrig altı saatlik bir kurs alıp bir de sınava girdikten sonra, ambulans görevine yedi yıl sonra yeniden başlamış. Oyuncu röportajda ayrıca, New York’ta yıllarca ceset yıkayıcılığı yaptığını, pandemi günlerinde de bu işin çok daha kısıtlı koşullarda (Müslümanlar ve Yahudiler için törensel bir çerçevede) olsa da devam ettiğini, önceki gün Corona virüsünden ölen üç kişiyi yıkadıklarını anlatıyor.
Underground Grup Solisti Bir Hasidi…
Oyunculuk yapmanın yanı sıra aynı zamanda bir şair ve şarkıcı olan Röhrig, Saul’un Oğlu’ndan sonra Matthew Broderick’in To Dust’ı (2018) dahil birkaç filmde daha rol aldı. Onu, şimdilerde post-prodüksiyonu süren Terrence Malick filmi The Last Planet’ta ise, İsa rolünde izleyeceğiz.
Géza Röhrig 1967’de Budapeşte’de doğduktan kısa bir süre sonra annesi aileyi terk etmiş; babası ise o dört yaşındayken ölmüş. Çocukluğunu esirgeme kurumunda geçiren Röhrig, 12 yaşındayken Yahudi bir aile tarafından evlat edinilmiş. 1980’lerde, konserleri daima komünist otoriteler tarafından baskına uğrayan underground müzik grubu Huckleberry’nin solistliğini yapmış. Auschwitz’i ziyaret ettikten sonra ise New York’ta Hasidik Yahudi olmaya karar vermiş. Sinema eğitimi aldığını ve hocalarından birinin usta Macar yönetmen István Szábo olduğunu da ekleyelim.
Röhrig’in Saul’un Oğlu’ndaki unutulmaz performansını, yaptığı farklı işleri ve hayat öyküsünü düşününce, Terrence Malick’in The Last Planet’ta tam olarak ‘doğru casting’ yapmış olduğunu, en azından oyuncunun mutlaka ‘özel’ bir şeyler yapmak için doğmuş olduğunu düşünmemek çok zor…
Altyazi.net
Unutulmuş bir hikâye: Merseyside’da bir yardım maçında Ferenc Puskás
Ferenc Puskás’ı genelde unutulmaz golleri, zaferleri ve eşsiz futbol anlayışıyla hatırlıyoruz. Fakat bir de işin gölgelerde kalan kısmına bakmaya ne dersiniz? Bengi Yıldırım’ın çevirisi…
Garston’daki Bankfield House halkevi 1967 yılında hedefin yüksek tutulduğu bir bağış toplama etkinliği düzenledi.
Bankfield House, Garston, Merseyside’da bir halkeviydi. 1974 yılında Guardian’a verdikleri iş ilanı faaliyetlerini çok iyi anlatıyor: “Halkevi, sosyal yoksunluk yaşayan bir bölgenin tipik problemlerinin görüldüğü bir mahalle olan Garston’ın tersane bölgesinde yaşayanlara hizmet ediyor. Gençler, yaşlılar, zihinsel engelliler ve okul öncesi oyun grubu için programlar düzenlenmekte, yerel halkın gelişimi için yoğun çaba gösterilmektedir.”
Garston henüz sosyal yoksunluktan kurtulabilmiş değil. İstatistiki sebeplerden ötürü komşusu Speke’le birleşen mahalle, hala Liverpool‘un en çok ezilen bölgelerinden biri. Son yıllarda hatırı sayılır miktarda yatırıma rağmen, rakamlar çalışma çağındaki Speke Garston sakinlerinin yüzde 30’unun, ülke ortalaması yüzde 12,4’ken, işsiz olduğunu gösteriyor. Erkeklerin ortalama yaşam süresiyse ülke ortalamasından altı yıl daha düşük: 71,5 yıl. İngilizce ve matematik dersleri de dâhil olmak üzere, ülke ortalaması yüzde 53,4 iken öğrencilerin yalnızca yüzde 30,7’si GCSE sınavlarında A ile C arası not alabiliyor. Speke Garston sağlık, eğitim ve işsizlikle ilgili tüm yoksunluk göstergelerinde Liverpool ortalamasının altında kalıyor. Kısaca, Garston düzgün bir halkevine ihtiyacı olan bir yerdi diyebiliriz ve Bankfield House’ta tam olarak bu vardı (mal sahibi olan İngiltere Kilisesi tarafından 2007’de kapatılıncaya dek).
Kapanana kadar halkevinin müdürlüğünü yapmış olan Brian Taylor, “Oranın tarihi kısaca öncülük kelimesiyle özetlenebilir.” diyor ve sözlerine, “Bir şeyleri değiştirebilmek için elimizden geleni yapıyorduk. 1961 yılında ki bu şimdi çok sıradışı gelmeyebilir ancak o zamanlarda uzun yaz tatilleri boyunca çocukların zaman geçirebilecekleri hiçbir şey yoku, Liverpool’da çocuklar için ilk yaz tatil programını faaliyete geçirdik. Günümüzde çok fazla var ancak o zamanda bizim programımız ilkti.” şeklinde devam ediyor.
Devamı






























