2026. Ağustos 2.
Türkinfo Blog Oldal 276

Macaristan’dan getirilen 123 Türk vatandaşı, Bingöl’de karantinaya alındı

Corona virüsü salgını nedeniyle Macaristan’dan tahliye edilen 123 Türk vatandaşı, uçakla havayoluyla Bingöl’e getirilerek karantinaya alındı.

Corona virüsü salgını nedeniyle Türk vatandaşlarının yurda getirilme çalışmaları sürüyor. Bu kapsamanda Macaristan’da yaşayan 123 Türk vatandaşı, gece saatlerinde uçakla Bingöl’e getirildi.

Bingöl’e havayoluyla getirilen Türk vatandaşları, havalimanındaki işlemlerin ardından kentteki yurtlara yerleştirildi.

Kredi Yurtlar Kurumu bünyesindeki yurtlara yerleştirilen 123 kişi, 14 gün boyunca gözlem altında tutulacak. (DHA)

Devamı

Füvészkert Botanik Bahçesi, Budapeşte

Füvészkert Botanik Bahçesi, Budapeşte 🌿

Macaristan’ın başkenti Budapeşte, sahip olduğu zengin kültürel ve tarihi yapıların yanı sıra Avrupa’nın en yeşil başkentlerinden biri. Şehrin dört bir yanında insanların soluk alıp, vakit geçirebileceği geniş yeşil alanlar, park ve bahçeler var. Şehrin en önemli yeşil alanlarından biri olan Füveszkert Botanik Bahçesi, kente gelen doğa meraklılarının uğrak noktalarından

Devamı

Göçmen ve yabancı

Üç gündür sıkı bir poyraz fırtınası vardı. Bahçe çalışmanın da, yürüyüş yapmanın da imkanı yoktu. Sosyal medya sadece sinir bozucu haberlerle dolu. Bütün dünyada öyle ama Türkiye’de onu beşle onla çarpabilirsiniz. Kanepenin üzerine kıvrılıp, eski zamanlara kaçmış, Musa Gümüş’ün “Osmanlı Modernleşmesinde Yabancılar: Leh ve Macar Mülteciler” kitabını okuyordum. Ufuk açıcı bir çalışma, özellikle göçmenlerin Corona ile birlikte dünyanın başına gelmiş en büyük felaket olarak düşünüldüğü şu tuhaf zamanlarda. Kitapta, başarısız 1848 kalkışmasından sonra Avusturya’nın ve Rusya’nın şerrinden kaçarak Osmanlı’ya sığınan, Macar ve Leh (Polonyalı) göçmenlerin hikayeleri anlatılıyor.

Şaşırtıcı olan, kitaptaki hikayelerde göçmelerden, “Nerden çıktı şimdi başımıza bu bela?” diye değil de, övgüyle söz edilmesi. İlk bakışta şaşırtıcı tabii, yoksa Osmanlı’nın Batılılaşma serüveni içinde son derece önemli roller oynamış bu insanlardan sitayişle söz edilmesinde bir gariplik yok.

Kitaba sonra döneceğim, ama okurken eskiden beri bildiğim, tarih sahnemizde boy göstermiş Macar göçmenlerin hikayelerini düşündüm bir an. Şu İstanbul’un fethinde kullanılan şahi topların dökümcüsü Urban Usta vardı. Bildiğim kadarıyla o da önce Bizans’a, sonra Osmanlı’ya sığınmış bir göçmendi. Sonra İbrahim Müteferrika vardı. Osmanlı’da matbaanın kurucusu, Koloşvarlı (bugünkü Cluj) bir Macardı. İstanbul’a esir olarak geldiği, köle olarak satılıp uzun yıllar sonra özgürlüğüne kavuştuğu söylenen, entelektüel bir adam. O bir yolunu bulup Sadrazam Damat İbrahim Paşa’ya kadar ulaşmış, böylece 270 yılcık bir gecikmeyle matbaa tarihimizi başlatmıştı.

Hepsi bu kadar. 16. yüzyılın sonundan itibaren, İstanbul Esir Pazarı’na getirilen ve burada satılan binlerce kadın ve erkek Macarın, gerek İstanbul’da gerek Anadolu’da yarattıkları toplumsal dönüşümün sonuçları üzerine herhangi bir bilgiye sahip değiliz ne yazık ki. Ne isimleri var, ne hikayeleri.

17. yüzyılın sonundan ve 18. yüzyılın başından itibaren sayısız yabancı (ekseriyeti Fransız ve Alman) asker ve sivil gelmiş İstanbul’a; raporlar yazmışlar, askeriyede ve eğitim kurumlarında çalışmışlar. Bir kısmı Müslüman olup, Türk adları alıp, Türk kadınlarla evlenerek burada yaşamayı seçmiş. Osmanlı’nın Batılılaşma hamlesi dediğimiz şey, büyük ölçüde göçmenlerin taşıdığı suyla dönmeye çalışan bir değirmen aslında.

Bunlar içinde Macar kökenli olanlar da var. 1784’te Avusturya ordusundan firar ederek Osmanlı’ya sığınan Macar asıllı General Carlo de Kotzi, yeni askeri tekniklere aç Osmanlı ordusunda önemli danışmanlardan biri olmuş örneğin. Sonra Tıphane-i Amire ve Cerrahhane-i Mamúre’de Dimittaşko Morozbeyzade (Mehmet Necati) adlı Macar bir tabibi görüyoruz.

Ama esas büyük dalga bağımsızlıklarını kazanmak için1848’de Habsburg’a başkaldırıp, yenilen Macar ve Lehlerin Osmanlı’ya sığınmalarıyla ortaya çıkmış. Belli ki zorlu bir süreç yaşanmış. Avusturya ve Rusya, isyankarların derhal iade edilmeleri için bastırıyor. Osmanlı Devleti’nin eli güçlü değil, ama hem kuyruğu dik tutmaya çalışıyor hem de belli ki çok arzuladığı o modernleşme hamlesinde bu insanlara ihtiyacı var. Böylece tuhaf bir kedi fare oyunu yaşanıyor. Osmanlı göçmenlerden birini bir göreve atadığında, ya Avusturya ya da Rusya devreye girip onun başka bir yere atanmasını -diyelim Rumeli’den Halep’e gibi- sağlıyorlar.

Gümüş’ün araştırmasından anladığımız kadarıyla “Bunlar çok farklı mesleklere sahip insanlar. Çeşitli rütbelerde subaylar, doktorlar, eczacılar, mühendisler, mimarlar, ekonomistler, eğitimciler, sanatçılar, yazarlar ve sarraflar ile çiftçiler, ayakkabı ustaları, denizciler, marangozlar, baytarlar, lokantacılar, değirmenciler, arabacılar, mücellitler, duvar kağıdı ustaları gibi birçok dalda yetişmiş zanaatkar.”

Kitapta bunların arasından iki Macar ismen öne çıkarılarak anlatılıyor: İlki Macar ve Polonyalı birliklerin efsanevi kumandanı olarak bilinen Murat Paşa yani General Józef Zachariasz Bem. İkincisi ise askeri cerrah Macarlı Doktor Abdullah Bey (Dr. Karl Eduard Hammerschmidt) ki Osmanlı topraklarına geldiğinde 50 yaşındaymış. Gülhane ve Haydarpaşa hastenelerinde hizmet vermiş, 1862’de Mekteb-i Şahane’nin Tarih-i Tabii Müzesi’ni kurmaya memur edilmiş. İstanbul ve çevresinde (Arnavutköy, Büyükdere, Kanlıca, Kartal ve Pendik) yaptığı araştırmalar sırasında topladığı 2000 kadar fosil ve taşları Paris Fuarı’nda sergilemiş ve bu çalışması altın madalya ile ödüllendirilmiş. Ayrıca, yabancı dillerde yaptığı yayınlarla Türkiye jeolojisini Avrupa’da tanıtarak önemli bir hizmet gerçekleştirmiş. Ülkemizde jeoloji ve entomolojiyi tam anlamı ile o kurmuş. Hilal-i Ahmer Cemiyeti’nin kuruluşuna zemin hazırlayan çalışmaları başlatanın da o olduğunu söyleniyor.

Hep askerler, bilim adamları değil bir takım “çalgıcılar” da var işin içinde. 1848’den bir yıl önce Franz Liszt  gelmiş İstanbul’a ve beş uzun hafta boyunca, kariyerinin son konserlerini burada vermiş. Sonrasında Liszt ekolünden yetişmiş öğrencilerin bir kısmı şanslarını göçmen olarak gelip kaldıkları Constantinople’de ve İzmir’de denemeye karar vermişler; Saray’da çalışmışlar, konserler vermişler, öğrenci yetiştirmişler, evlenmişler, yerleşik olmuşlar: Alessandro Voltan (Macar Tevfik), Géza Hegyei, Karl Berger gibi…

Bilindiği gibi Osmanlı’nın yetişmiş insan ihtiyacı, Türkiye Cumhuriyet’inin de en temel problemlerinden biriydi. 1930’ların ikinci yarısından itibaren Nazi Almanyası’ndan kaçarak gelen Yahudi akademisyenler olmasaydı üniversitelerimizin hali nice olurdu? Ya da şöyle soralım, sonrasında nice oldu?

“Macaristan Tarihi”nin yazarı F. Eckhart’ın kitabını bir yıldan biraz daha uzun zaman önce, oturma başvurusu yaptığımız göçmen bürosunun, bütün hareket imkanlarımızı askıya aldığı, sonu belirsiz bir Macar kışında okumuştum. Kitap hala Miskolc’daki, gitmemiz yasak olan evimizde duruyor, neyse ki arada bilgisayara notlar almışım. Eckhart kusuruma bakmasın, onun saptamalarını uç uca ekleyerek yazacağım.

12. yüzyılda Ren Bölgesi’nden gelen Almanlar II. Géza tarafından bugün Slovakya sınırları içinde kalan kuzey Macaristan ili Szepes’e yerleştirilmişlerdi. Yukarı Macaristan’da Szakolca’dan Kassa’ya kadar öteye beriye dağılmış bütün şehirleri bunlar kurmuşlardı. 13. yüzyılda Erdel’de, Aşağı-Tuna düzlüğünden gelen Rumenler boy göstermişlerdi. Tokaj’daki bağcılığın kalkınması 16. asırda Macaristan’a gelip burayı vatan belleyen Lorraineli Vallonlar sayesindeydi. Kumanlar Macarlar arasında eritilmişler hatta bir Macar Kral’ı da çıkarmışlardı: Kuman László. 18. yüzyılda Balkanlardan Macaristan’a muhaceret eden Rus, Sırp ve Ermeni tacir ve müteşebbisler memleketi doldurmuşlardı. Bütün ticaret onların kontrolündeydi. 19. yüzyıl sonunda Budapeşte’yi kuran sermaye, büyük ölçüde 1840’ta fabrikalar ve sanayiinin kalkınmasını temin etmek için gelmeleri teşvik edilen Galiçya Yahudileriydi. Macaristan’a gelip yerleşmiş Almanların, milliyetçi duygularla Macarlaşmaları da yine 19. yüzyılın ikinci yarısına rastlıyordu…

Bugünkü Macaristan, en az bütün bu göçmenlerin toplamıdır.

Yine de kimse yabancıları istemiyor işte. Şimdi, salgın gündeminde herkes memleketine, şehrine evine tıkılmışken, kiminle konuşsam hastalığı yayanın, taşıyanın mutlaka yabancılar olduğu konusunda hemfikirler. İnsanın doğasında mı var bu yabancı korkusu, yoksa böyle mi yetiştiriliyoruz? Belki ikisi de doğrudur. Var olanı besleyen sistemdedir sorun.

Richard Sennett “Yabancı” kitabında, dünyanın ilk gettosu olarak kayıtlara geçmiş, Venedik Yahudi Getto’sunu anlatırken, “Yurttaşlarımız Yahudilerin bu şehirde dükkan tutup ticaret yapmalarını değil, alım satım yaptıktan sonra geldikleri yerlere dönmelerini istemişlerdi. Ama bu Yahudiler artık gitmek değil kalmak istiyorlardı ve bunun bedelini de ödemeye hazırdılar.” diye yazar. Bunun anlamı şudur, iktidar Yahudileri kovamaz, çünkü ekonomik açıdan rasyonal değildir. Ama dini duygularla dolduruşa getirdiği halkın arzularını da görmezden gelemez. Yahudileri tecrit etmek, böyle bir imkansız arzunun ifadesidir.

Ghetto, İtalyancada “dökümhane” demektir; doldurmak, (bir sıvıyı) dökmek anlamındaki gettare fiilinden gelir. Bakmayın siz yüzyıllar geçtiğine, milenyum lafzına, post moderniteye filan, Venedik gettosundan günümüzün toplama kamplarına, göçmen kamplarına olan mesafe sanıldığından daha kısadır.

Milliyetçilik her ne kadar ülkelerini terk etmiş insanları uzuvları kesilmiş hastalar gibi gösterse de, göçmenlik-yabancılık hikayesi, içinde çok daha fazla şey barındırır: Her şeyden önce aynı anda arzu ve nefret nesnesi olmayı başarmıştır yabancı. Yerleşik bakışı kırar, farklılığı ve benzerliği aynı anda göz önüne serer. O yüzden bütün iktidarlar, yerli ile yabancının buluşmasını engellemek, bu bakışların arasına duvar örmek üzere çalışırlar.

Oysa yabancı her yerdedir. Miskolc’lu biri Budapeşte’de ya da Sopron’da yabancı muamelesi görecektir. Sadece mekanla ilgili değildir çünkü yabancılık, kültürel, sınıfsal kodları da oluşturulmuştur.

Zengin bir alan, deşilecek çok şey, uzanacak bir sürü kol var biliyorum ama onlar bu yazının sınırlarını aşar. O yüzden şu tespitle yetineyim. 21. yüzyılda da insanlık, yabancısız kalma endişesiyle yaşamaya devam ediyor.

Serhat Öztürk – Türkinfo

serhatozturkyazilari.com

Karantinadayken 21 ünlü filmi evlerinde yeniden canlandıran çift

Fanni ve Norbert adındaki Macar çift koronavirüs karantinası sırasında, vakitlerini en iyi şekilde değerlendirmek için mükemmel bir yol buldular. Çift, ünlü filmlerdeki bazı sahneleri veya posterlerini yeniden canlandırarak bugünleri atlatmaya çalışıyorlar.

Devamı

Koronavirüs: Avrupa’da hangi ülkeler bugünden itibaren sokağa çıkma kısıtlamalarını gevşetmeye başladı?

Avrupa genelinde koronavirüs nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı 100 bini aşmış olmasına karşın, özellikle salgından en çok etkilenen ülkeler İtalya ve İspanya’da yeni vaka sayıları azalmaya devam ediyor.

Haftalardır sokağa çıkma kısıtlamalarının uygulandığı, okulların ve işyerlerinin kapalı kaldığı bir dizi Avrupa ülkesi bugünden itibaren sınırlamaları kademeli olarak kaldırmaya başlıyor.

Devamı

Felsefenin Başlangıç İlkeleri

Georges Politzer

Dorlion Yayınları

Macar kökenli Fransız marksist yazar ve felsefecidir.´´Kızıl kafalı Filozof ´´ olarak tanınır. Bugünkü Romanya´nın Nagyvarad (Oradea) kentinde doğmuştur.. Politzer daha 1919 yılındaki Macar ayaklanması sırasında aktivist olmuştu. Viyana´da Sgmund Freud ve Sandor Ferenczi ile tanışdıktan sonra 1921 yılında Paris´e yerleşti. 1929 ve 1931 yılları arsında Fransız Konünist Partisi´ne katıldı. 1930 yılının başında Fransız Komünist Partisi 1939´da Alman işgaline kadar faaliyet gösterecek olan Paris İşçi Üniversitesi´ni kurmuştu. Marx ve Lenin´in taraftarı olarak psikolojiyle ilgilendi. Başlarda Freud´un geliştirdiği psikanaliz teorisine ve onun uygulanma olanaklarına büyük ilgi gösterdi.

Devamı

Ödüllü Tuna Nehri Ülkeleri Kitap Okuma Yarışması

Yarışmanın detayları ve duyurusu yine İTEF’nin Instagram sayfasından yapıldı.

Kültürlerarası Diyalog Projesi kapsamında Kalem Kültür Derneği ve İstanbul’daki Macar Kültür Merkezi tarafından ortaklaşa Tuna Nehrinin geçtiği ülkelerin edebiyatlarını Türkiye’de tanıtmak amacıyla kitap okuma yarışması düzenliyor. Yarışma kapsamında kazanan 10 kişiye 10 farklı ülkeden 10 kitap hediye edilirken birinciye ise 100 Euro para ödülü vereceğiz.

Koronavirüs salgını nedeniyle etkinliklerini erteleyen Kalem Kültür Derneği ve İstanbul’daki Macar Kültür Merkezi ortaklaşa Instagram’dan kitap okuma yarışması düzenleniyor. Kültürlerarası Diyalog Projesi kapsamında düzenlenen yarışmada kazanan 10 kişiye 10 farklı ülkeden 10 kitap hediye edilirken birinciye ise 100 Euro para ödülü verileceği duyuruldu.

Okuyucuların yarışmaya katılım şartı olarak ise Tuna nehrinin geçtiği ülkelerin edebiyatlarına ait eserlerin video ya da fotoğrafa eşliğinde yarışmacı jürilerinin hesaplarının da etiketlenerek kendi hesaplarından paylaşılması olarak açıklandı.

Yarışmanın detayları ve duyurusu yine İTEF’nin Instagram sayfasından yapıldı. “Kalem Kültür Derneği’nin 11 yıldır düzenlediği İTEF- İstanbul Uluslararası Edebiyat Festivali’nin en önemli iki amacı Türk edebiyatının dünya dillerine ulaşması için köprü olmak, bunu yaparken de farklı farklı dillerde yazılmış edebiyat eserlerinin Türkiye’de tanınmasına ve okunmasına yardımcı olmaktır.” yapılan açıklama şu şekilde devam etti:

“2019’da İstanbul’daki Macar Kültür Merkezi ile bir hayal kurduk, Tuna nehrinin geçtiği ülkelerin edebiyatlarını (Almanya, Avusturya, Slovakya, Macaristan, Hırvatistan, Sırbistan, Bulgaristan, Romanya, Moldova, Ukrayna) Türkiye’de tanıtmak ve yazarlarımızı o ülkelerdeki fuar ve festivallere götürmek için fon oluşturduk. Korona’dan dolayı etkinliklerimizi sonbahara erteledik. Peki bu evlerde geçen zamanda Tuna’nın 10 ülkesi için ne yapabiliriz diye düşünürken aklımıza yarışma yapmak geldi, böylece sizlerin ilgisini de Tuna nehrinin dalgalarına çekmeyi amaçladık.

Eminim kitaplığında bu ülkelerden kitap bulunduranlar vardır. Olmayanlar yeni okuma listelerini bu yönde şekillendirebilirler. Video ya da fotoğrafa eşlik eden kitapla ilgili yorumlarınızı jürimizin Instagram hesaplarını da gönderiye etiketleyip hesabınızda paylaşırsanız yarışmaya katılmış olursunuz. İstediğiniz kez katılabilirsiniz. Yaş sınırlamamız yok. Kazanan 10 kişiye 10 farklı ülkeden 10 kitap hediye edeceğiz. Birinciye de 100 Euro para ödülü vereceğiz.

Sorularınız olursa info@itef.com.tr adresinden İTEF koordinatörümüz Karin Tellioğlu’na ulaşabilirsiniz.

Yarışmaya katılmak istemiyorsanız yine de Tuna dalgalarından okuduklarınızı paylaşırken bu etiketleri kullanırsanız çok seviniriz. Sadece jüri hesaplarını eklediğiniz paylaşımlar yarışma için değerlendirilir.”

Devamı

16,474FansLike
639FollowersFollow