2026. Ağustos 1.
Türkinfo Blog Oldal 261

Dünyanın en modern zırhlı araçlarından Lynx Macaristan’da üretilecek

Alman Rheinmetal tarafından geliştirilen Lynx zırhlı aracı, Macar devletinin NATO kapsamındaki taahhütlerinin bir parçası olarak oluşturulan bir ortaklıkla Macaristan’da üretilecek.

Macaristan savunma bakanlığından yapılan açıklamaya göre, Macar hükümeti bu yatırım için bütçeden 2 milyar Euroluk bir fon ayırdı.

Almanya ile imzalanan ortaklık anlaşması uyarınca Avrupa silah sanayinin en yeni ve önemli ürünü olan Alman Lynex zırhlı askeri aracının üretimine Macaristan’da başlanacak.

Macaristan geçenlerde ABD ile de kara-hava savunma roket sistemi anlaşması imzalamıştı. Bu anlaşma kapsamında Birleşik Amerika Macaristan’a 1 milyar dolar değerinde hava savunma roket sistemi satacak.

Türkinfo

AB vizeleri durduruldu

Türkiye’den Almanya’ya gidenlerin 501’inde Coronavirus tespit edilince, seyahat kısıtlaması süresiz tarihe bırakıldı.

Başta Almanya olmak üzere, Avrupa Birliği üyesi ülkeler ve İsviçre, Türkiyelilere Avrupa turist vizesi ya da ziyaretçi vizesini tamamen durdurdu. Son iki haftada Almanya’ya dönenlerin arasında Kosova’dan sonra en yüksek Covid-19 vaka sayısı ise Türkiye’den oldu.

Kosova’dan gelenlerin 1096’sında Coronavirus’ü çıkarken, Türkiye’den gelenlerin ise 501’inde çıktı. Üçüncü sırası ise 260 pozitif vaka ile Hırvatistan’dan dönenler aldı.

KARARIN NE ZAMAN KALKACAĞI BELİRSİZ

Almanya 01.07.2020 ve Avrupa Konseyi’nin 30.06.2020 tarihli kararları güncellendi, yeniden konsoloslukların sıralarına konuldu. 31 Ağustos’a kadar süreceği belirtilen seyahat yasağı bu kararlarda yer almıyor ve ucu açık. Bu kararların ne zaman kalkacağı da henüz belli değil.

Sözcü’de yer alan habere göre 19 Ağustos ya da 26 Ağustos günü yeni bir değerlendirme toplantısı yapılacak ve “Riskli ülkeler safında olan Türkiye’den gelişlerin mümkün olup olmayacağı” masaya yatırılacak. Almanya ve İsviçre şu anda sadece “D vizesi” için randevu veriyor.

Yeşil pasaportlu sahipleri de seyahat yasağı kapsamında. Onlar da istediği gibi biletini alıp gelemeyecek. Ayrıca gelme olanağı bulanların da mutlaka test sonuçlarının negatif olması gerekiyor.

İsviçre vatandaşları ve yakın aileleri, İsviçre’de geçerli oturma iznine sahip kişiler, geçerli bir ulusal D vizesine sahip olan kişiler ile birlikte Aile birleşimi için D vizesi ve öğrenciler için D vizesi başvuruları da kabul ediliyor.

İSTİSNAİ DURUMLAR

Daha önce iptal edilen D tipi vize randevuları yeniden verilecek. Aile Birleşimi vizeleri kabul edilecek.

Riskli ülkelerden Avrupa Birliği ülkelerine ve Almanya’ya gidebilmek için bu ülkenin İstanbul ve Ankara Başkonsolosluğu’ndan D vizesi ve istisnai durumlar vizeleri randevu alabilecek kişiler şunlar;

Sağlık personeli ve sağlık araştırmacıları, hasta bakım personeli

Mal taşımacılığı ve diğer gerekli sektörlürde çalışan nakliye personeli

Görevlerini icra ediyor olmaları durumunda diplomatlar, uluslar arası kuruluş çalışanları, askeri personel, insanı yardım alanında çalışanlar

İstisnai durumlarda, aile ziyaretleri, ölüm/cenaze, düğün, çocuğunuzun yakın zamanda Almanya’da doğumu

İşveren tarafından Almanya’ya gönderilmiş olan makinelerin/ tesislerin onarımı, bakımı, montajı

Alman vatandaşlarının veya AB ülkesi vatandaşlarının (sadece beraber seyahat etme koşuluyla veya mekânsal ayrılık sonrasında Almanya`da tekrar bir araya gelme söz konusu ise) veya Almanya’da ikamet izni olan üçüncü ülke vatandaşlarının (sadece Almanya`da tekrar bir araya gelme söz konusu ise) uzun süreli hayat arkadaşları

Denizciler/Gemiciler

Uluslararası yük taşımacılığında çalışan TIR şoförleri

İstisna Akdi kapsamında çalışanlar (belirli koşullar altında)

artigercek.com

András Bíró: Gelecekle ilgili vizyonum gerçekçi

Aslında alternatif Nobel-ödülü sahibi  Andras Biro’ya yani, sadece şu dönemde değil, neredeyse 95 yıllık hayatında “yeşil siyaseti” hep ilke edinmiş “yeşil insana” iklim felaketi hakkında sorular sorumak istiyorduk. Ancak araya salgın girdi, iki konu, iklim felaketi ve koronavirus, birbirlerinden bağımsız gözükmemektedir. Tıpkı ülkemizin durumu gibi, tepkiler ve resmi politika da bu ikisinden bağımsız değil, bu nedenle her üç sorun hakkında da yazar, insan hakları savunucusu Andras Biro’dan düşüncelerini sorduk.

Röportaj: İmre Tompa – Népszava

Türkçeye çeviren Salih Çardak

İ.T: Bu ülkeyi çok farklı durumlarda gördünüz, Nyilaslar döneminde (faşist terör ç.n.), Rakosi döneminde (Matyas Rakosi, Stalin döneminin Macar Devlet Başkanı ç.n.), 1956’da… Daha sonra kuşaklar boyunca yurtdışında yaşadıktan sonra 1986’dan itibaren artık rejim değişikliğinin demokratik teşebbüsünü memleketten takip ettiniz. Gerçek şu ki, dünya yeniden istikrarsızlaşmakta ve liberal demokrasi yeniden yenilgiler almaktadır. Ve otoriter yöneticisi tarafından da illiberal devlet olarak adlandırılan Macar modeli buna çok uygun düşmektedir. Çoğu kişi bunu “Parti Devleti”nin yeniden dirilişi olarak yaşamaktadır. Kim bilir kaderimiz bizi  nereye götürecek?

A.B. Macaristan dünyanın burnunda çıkan bir sivilce oldu …

İ.T: Tanrının şapkasında çiçek demeti değil mi? (Ünlü Macar Şairi Sandor Petöfi’nin (“Ha a föld isten kalapja, hazank a bokreta rajta!” Şayet dünya tanrının şapkası ise vatanımız onun üzerindeki bir bukettir!  Dizesine atıf ç.n.)

A.B. Böyle olması bizim düşümüzdü. Ancak „buket” toplumumuz Bibo’ya özgü (İstvan Bibo, macar demokrat politikacı, Toplumbilimci) özü kavrama yeteneğine sahip olmadıkça ve (Freud’dan alıntılarsak) baba figürlerinin „üstesinden gelmedikçe” ister istemez çocuk kalacaktır. Belki de farklılığımız budur. Bence toplumlar süt şişesi gibidirler, dıştan bakınca içi görünmüyor. Toplumların gerçek hareketlerini görmüyoruz, kimse görmüyor. 1956’da Kossuth Meydanında 400 bin kişi gösteri yaptığımızda kimse birkaç saat sonra Devlet Güvenlik Örgütü elemanlarının ateş açmaları sonucunda devrimin patlak vereceğini aklından dahi geçirmedi. Polis Floyd George’nin boynuna diziyle bastırdığında ABD’de bundan ötürü alevlerin yükseleceğini kimse düşünmedi: 2000 yerleşim biriminde #BlackLivesMatter sloganıyla gösteriler devam ediyor. Geçen yıl sonbahardaki yerel seçimlerin sonucunun bu olacağını kimse beklemiyordu. Ne olacağını bilemiyoruz, ama bir şeyden eminim: memleketimizdeki olaylar, dünya politikası, küresel dünya ekonomisi ve iklim değişikliklerinin bir sonucu olarak değişecektir. Şayet NER (Orban rejimine verilen ad) kaçınılmaz ve önemli orandaki işsizlikle yüzleşmek zorunda kaldığında veya otomobil üretimimiz çöktüğünde sözde istişareler buna yanıt veremeyecektir. Gerçi hâlihazırdaki iktidar seçmenlerin önemli kısmının güvenini kazanmayı başarmıştır, kanımca küresel kriz adına da tehlike çanları çalmaya başlamıştır. Şayet dramatik biçimde ifade edecek olursam: bu sistemin artık günleri sayılı. Yalnız daha bundan sonra kimin ve neyin geleceğini bilmiyorum… Home-Offıce modelinin ortaya çıkması aslında bir yönüyle özgürlük duygusunu kendisiyle birlikte getirdi: ne zaman istersen o zaman çalışır, işini bitirirsin. Bu ise büroda geçirilen sekiz saatlik zorunlu iş günü anlamına gelen günlük köleliğe oranla, radikal biçimde yeni bir deneyim. Bu artık gelecekteki yapısal değişimlerin bir unsuru olabilir, çünkü artık arabaya dahi oturmak gerekmiyor, her sabah şehirlerdeki hava daha temiz olacaktır. Diğer yönüyle bu değişim iş hanlarının, kiracıların eksikliğinden dolayı gereksiz hale gelmesine kadar gidecektir, oysa domino-etkisi 20-30’lu yılların dünya buhranını duvara resmetmektedir. Küreselleşen ekonominin karmaşıklığından dolayı krizler katlanarak büyümektedirler. Dünya genelinde oldukça fırtınalı bir dönem beklentisindeyim.

András Bíró

I.T: Takdir edilen tarihçilerden Harari krizden kurtuluş yolunun yalnızca işbirliği ve demokrasi olacağı yolunda bir şeyler söyledi.

A.B. Ben artık temsilci demokrasinin küreselleşmenin bu aşamasında toplumlara uygun bir koruma sağlayamayacağı inancındayım ki bu görüşüm giderek güçleniyor. Politik sınıfın inandırıcılığını yitirmesinden dolayı seçmenler dünya ülkelerinde iktidarı Trump, Bolsonaro, Boris Johnson veya Salvini gibi figürlere teslim ediyorlar. Beyaz üstünlük söylemleri tehlikeli biçimde tekrar duyulmaya başladı. Trump’ın “Make Amerika Great Again” biçimindeki seçim sloganını çoğu “Make America WHİTE Again” olarak algıladı veya Nigel Farage “We want our country back” sloganıyla kampanya yürüttüğünde çoğu bundan şunu algıladı: “We want our EMPIRE back”. Bu nasyonalist, otokratik eğilimin daha da güçleneceğini düşünüyorum, azalan GDP ve yükselen işsizlik, gerginlikleri sonuna kadar keskinleştirecektir, bu da şiddet sarmalını başlatacaktır.

İ.T: Bizim başbakanımız da bu dalga üzerinde sörf yapmakta.

A.B. Dehşetle duyuyorum. Başbakan tamamen başka telden çalıyor, muhalefet insan haklarının ortadan kalkmasından dolayı şikayet ediyor, elbette bu en asgari talep dile getirilmeli. Fakat muhalefet seçmenlere nasıl bir gelecek vaat etmektedir? Tavırlarıyla duruma çok hâkim lider imajına destek veriyor. Oysa bunun yerine orta oyununu göz önüne sermelidir. Hep pasif kalıyor, sadece tepki veriyor, oysa inisiyatifi ele almalı, girişimlerde bulunmalı. Oysa karantina altında geçen aylar insanları dünya sorunları, kaygı verici gelecek hakkında düşünmeye sevk etti. Şimdi artık sadece oligarkların yağmalarını değil, ki artık halk bundan bıkmıştır, başka şeyler hakkında da konuşma zamanıdır. Yanıtlarla öne çıkmaları gerekir.

İ.T: Yaygın bir biçimde paylaşılan çarpıcı bir görüş var: buna göre artık çok geç, ve eğer şimdi bir anda davranışlarımızı değiştirsek bile (ki bu, kardan başka bir şey gözetmeyen kapitalizmin amansız çevre tahribatını durdurmak ve CO2 emisyonlarını sıfıra indirmek anlamına gelebilir) yine de geç kalınmış olacaktır. Acaba gerçekten artık çok mu geç? Durum düzelme sürecine girebilir mi?

A.B: COVID-19’a neden olan korona virus dünyamızın durumunun bir metaforu. Şiirsel olmam gerekirse:  Gaia, toprak ana bizi cezalandırmaya geldi. Soru şu, acaba zamanında bizleri uyarmamış mıydı? Ya da artık çok geç mi kalındı? Bunu bilemem ama yine de bazı sezgilerim var. Korkarım ki gerçekten çok geç artık. Benim için temel sorun: acaba 7,5 milyar insan tüketim alışkanlıklarını radikal biçimde değiştirmeye istekli olacak mı? Big Data sahipleri kendi kendilerini sınırlandırmaya yahut ta üretimin çevreyi tahrip edici özelliğini değiştirmeye muktedir olacaklar mı? Big Brother yani siyasal denetimin sahibi ise sivil alan üzerindeki yükselen hâkimiyetinden vazgeçmeyi kabul edecek mi? Korkarım status quo’nun bu iki cerberusu „business as usual” geleneğine sadık kalacaktır. Karantinanın sona ermesinden sonraki Çin buna bir örnek, ayrıca Kore de. Bu iki ülkede hükümetler,  dünyada ilk olarak, sanki hiç bir şey olmamış gibi derhal ekonomik” reset” tuşuna bastılar. Diğerleri de bunu örnek aldılar. Koronavirus salgının ibresi ABD’de düşmeye başladığında Trump’ın ekonominin yeniden canlandırılmasına yönelik saldırgan talepleri üzerine bazı hükümetler zamanından önce karantinaya son verdiler ve bu da ibrenin tekrar yükselişine neden oldu. Öyle görünüyor ki, seçimi tekrar kazanmak için her şeyi yapmaya hazırlar.

İ.T: Geçtiğimiz günlerde çözümü, yolu,  virus ve krizin şekillendireceğini yazmıştınız, bu açıkça Yeşil New Deal olabilir. Bu görüşün köşe taşları nelerdir?

A.B. Alternatif teknolojilerin, AI’nın (Artificial Intelligence – Yapay Zeka), dijitalizasyon ve robotik gelişimi yalnızca tüketimin daha da fazlalaştırılması için değil, yeni bir paradigma aracı olarak ta kullanılmalıdırlar. Çünkü ekonominin, eğitimin ve sağlık sisteminin radikal biçimde değiştirilmesi gerekir, şayet kurtulmak istiyorsak. Eski yeşil slogan: „think globally and act locally” şu anlama gelmektedir, bu teknolojilerin yerel topluluklara dayanarak kullanılmasına başlanmalıdır. Şöyleki, yalnızca hükümetlerin kararlarına dayanarak değil, hizmette yerellik adına, aşağıdan gelen girişimlerin entegrasyonuyla değişim açısından yol alınabilir. İlke olarak şayet karar vericiler de farklı olanın kaçınılmazlığını kabul ettiklerinde iki istek te birbirine bağlanabilir. Üzgünüm ama tepedekilerin hümanizmine ve misyonerlik yetisine pek güvenmiyorum. Ve acaba alttan gelen enerjiler ve Yeşil New Deal planı, yaşamın anlamını tüketimde gören toplumda derin kökleri bulunan paradigmayı değiştirmeye yetecek midir, bundan da emin değilim.

Önceden de belirttiğim gibi, Big Data ve Big Brother mutlu bir anlaşma içersinde yaşıyorlar. Bana kendisini piyasa zorlamadığı sürece şimdiye kadar yaptıklarını üretmemekle ilgilenen öyle bir dünya şirketi gösterin. Kanımca radikal bir değişiklik çizgisi gerçekleşti. Bu yerkürede şimdiye kadar 7,5 milyar insan, 193 devlet, çılgınca hızlanan AI ve innovasyon ritmi; derinleşen toplumsal polarizasyon, Croesus’u utandıran zenginleşme-konsentrasyonu aynı anda var olmamıştı. Mega krizlerden bahsetmiyorum bile: iklim değişimi, göç, terör, nükleer savaş tehdidi, toplumların yapısının dağılması. Dünya bugünküne benzer bir tehdit karmaşasıyla karşılaşmadı.

İ.T: Geleceğe temkinli bir karamsarlıkla bakmaktasınız.

A.B. Ben bunu ne temkinli bir bakış olarak ve ne de karamsarlık olarak adlandırmazdım. Korkarım gelecekle ilgili vizyonum realist. Yine de bazen kararsız kalıyorum,  dünyadaki şeyleri bana karanlık renklerde gösteren acaba Methuselah’taki yaşım mı, değil mi diye. Paris anısı: bir gazeteci dostum kararlı iyimserleri „chers imbéciles”, sevgili aptallar olarak betimledi, kendimi o zamanlar öyle gördüğüm gibi. Fakat yine öyle olmak istiyorum…

András Bíró kimdir:

 1925’te Sofya’da doğdu, yani bu yıl 95 yaşında. 1957’de Yugoslavya sınırı üzerinden Macaristan’ı terk etti, kuşaklar boyunca yurtdışında kaldı, Oxford’tan Kenya’ya, Benin’den Roma’ya, Yeni-Delhi’den Mljet adasına kadar dünyayı dolaştı. Üçünü dünyada FAO adına, gazeteci ve danışman olarak çalıştı. En fazla belki de Roma ve Meksika’da yaşadı, burada kurmuş olduğu, bugün de faaliyette olan balıkçılık kooperatifini yaşamının en önemli projesi olarak görmektedir. Alternatif Nobel ödülü aslında Doğru Yaşam Biçimi Ödülüdür (Right Livelihood Award), bu ödülü günümüz dünya sorunlarına gerçek alternatif yanıtlar veren ve gerçekleşmesinde de önemli ve uzun vadeli sonuçlar elde eden kişi ve kurumlar almaktadır. András Bíró özellikle çevre koruma, insan haklarına, güncel yaşamın kolaylaştırılması ve yaşam kalitesinin düzeltilmesine yönelik çabalarından dolayı bu ödüle layık görülmüştür.

Avrupa’da maske yasağına uymamanın cezası ağır

MACARİSTAN

Macaristan’da yaz başından beri mağazalarda ve toplu taşıma araçlarında 6 yaşından büyük herkesin maske takması gerekiyor. Restoranlarda sadece garsonların maske takması isteniyor.

Polisin maske takmayanlara 5 bin (14,5 Euro) ila 500 bin (1450 Euro) forint ceza yazma yetkisi bulunuyor. Temmuz sonu itibarıyla 312 kişiye kişi başı ortalama 70 Euro ceza yazıldı.

Macaristan’da toplam vaka sayısı 4597, ölü sayısı ise 600 oldu.

Avrupa’da, Covid-19’un yayılmasını önlemek için uygulanan birçok önlemin başında maske takma zorunluluğu gelirken, kurala uymayanlara ülkeye göre 95 Euro’dan 6 bin Euro’ya kadar para cezası veriliyor.

Çin’de başladıktan sonra dünyaya yayılan yeni tip Koronavirüs (Covid-19) salgınında birçok ülke seyahat yasağından sokağa çıkma kısıtlamalarına kadar birçok önlem uygulamaya başladı. Vaka sayılarının azalmasıyla bazı ülkelerde tedbirler gevşetildi. Bazıları ise vaka sayıları tekrar artmaya başlayınca ilan edilen önlemleri daha sıkı uygulamaya başladı.

Hemen hemen tüm ülkelerde en başta gelen tedbirler arasında maske takma zorunluluğu bulunuyor. Toplu taşımada, kapalı alanlarda ve hatta açık hava da olsa kalabalık alanlarda maske takmak birçok ülkede zorunlu.

BELÇİKA

Başkentinde Avrupa kurumlarına ve NATO’ya ev sahipliği yapan Belçika’da kamuya açık kapalı alanlarda, toplu taşımada ve alışveriş yapılan bazı kalabalık sokak ve caddelerde maske takmak gerekiyor. Buna uymayanlara 250 Euro para cezası veriliyor.

Belçika’da toplam vaka sayısı 72 bin 16, ölüm sayısı ise 9 bin 861.

FRANSA

Salgının başlangıcında en çok etkilenen ülkelerden Fransa’da da kapalı mekanlarda maske takma zorunluluğu bulunuyor. Bazı şehirlerde ise kalabalık açık alanlarda da maske takılması isteniyor.

Fransa’da maske takmayı reddedenlere 135 Euro ceza uygulanıyor. Bu cezanın yasalara aykırı olduğunu savunanlar da bulunuyor. Bu kişiler özellikle sosyal medyada yasağa karşı çıkıyor.

Fransa’da vaka sayısı 195 bin 633 oldu. Bugüne kadar 30 bin 312 kişi öldü.

İSPANYA

Salgından çok etkilenen bir başka ülke İspanya’da maske takmayanlara uygulanan para cezası 6 bin Euroya kadar çıkabiliyor.

Birçok yerde halkın yoğun olduğu kapalı ve açık alanlarda sağlık sorunu olanlar ve 6 yaşından küçükler dışında herkese maske zorunluluğu bulunuyor. Spor yaparken ise maske mecburiyeti yok. Katalonya, Bask bölgesi, Balear Adaları ve Madrid gibi bazı özerk yönetimlere göre küçük farklılıklar bulunsa da maske zorunluluğu birçok yerde geçerli.

Maske mecburiyetine uymayanlara çoğu yerde 100 Euro ceza kesiliyor. Kendi uygulamalarına karar veren kimi özerk bölgelerde bu ceza artıyor. Örneğin, parklarda ve restoranların bahçelerinde bile maske yasağı uygulanan Extremadura’da buna uymayanlara, halk sağlığı için oluşturdukları riske göre ceza 6 bin Euroya kadar çıkabiliyor.

İspanya’da toplam vaka sayısı 354 bin 530, ölenlerin sayısı ise yaklaşık 28 bin 500.

İTALYA

Salgında en çok kayıp veren ülkelerden İtalya’da da maske uygulaması oldukça sıkı. 249 bin 204 vakanın bulunduğu ve 35 bin 187 kişinin hayatını kaybettiği İtalya’da bölgelere göre para cezası değişebiliyor.

Napoli’nin de bulunduğu Campania bölgesinde para cezası 1000 Euro. Kamu binalarında, süpermarketlerde, toplu taşımada ve restoranlarda maske takmak zorunlu.

İtalya’da en çok ölümün görüldüğü bölge Lombardiya’da nisan başından beri maske zorunlu. Burada yasağa uymayanlara 400 Euro ceza veriliyor, tekrarı halinde ceza 3 bin Euroya çıkıyor.

İNGİLTERE

Covid-19’dan en çok etkilenen Avrupa ülkesi İngiltere oldu. İngiltere’de bugüne kadar 308 bin 134 vaka kaydedildi, 46 bin 413 kişi öldü.

Salgının başında sürü bağışıklığını deneyen ancak vakaların artmasıyla kısa sürede bundan vazgeçilen İngiltere’de mağazalarda, alışveriş merkezlerinde, marketlerde ve toplu taşıma araçlarında maske zorunluluğu bulunuyor. Bunlara uymamanın cezası ise 100 pound.

PORTEKİZ

Bugüne kadar 52 bin 61 vakanın bulunduğu ve 1740 kişinin yaşamını yitirdiği Portekiz’de de toplu taşıma araçlarında, mağazalarda, restoran ve kafelerde, tiyatro ile sinema salonlarında maske takmak zorunlu.

Buna uymayanlara 350 Euro ceza veriliyor.

HOLLANDA

Avrupa ülkeleri arasında maske mecburiyetine uymayanlara verilen en düşük ceza Hollanda’da. Ülkede her yerde maske uygulaması bulunmuyor. Toplu taşıma araçlarını kullanan 13 yaşından büyükler maske takmak zorunda. Uymayanlara 95 Euro ceza kesiliyor. Tekrarlaması halinde ceza 350 Euroya çıkıyor.

Hollanda’da 56 bin 982 vaka görüldü, Covid-19’a yakalananların 6 bin 153’ü hayatını kaybetti.

ALMANYA

215 bin 210 vakanın görüldüğü, 9 bin 252 kişinin öldüğü Almanya’da ise mağazalarda ve topluma taşıma araçlarında maske takma zorunluluğu bulunuyor.

Eyaletlere göre değişmekle birlikte buna uymayanlara 150 Euro civarında ceza kesiliyor.

YUNANİSTAN

Salgının başında nispeten az vaka görülen ancak son haftalarda sayılarda artış kaydedilen Yunanistan’da Covid-19 hasta sayısının yükselmesiyle önlemler sıkılaştırıldı.

Yunanistan’da restoran ve kafeler hariç halka açık neredeyse tüm kapalı mekanlarda maske takmak mecburi. Bunlara taksi, asansör gibi yerler de dahil. Kurala uymamanın cezası ise 150 Euro.

Ülkede bugüne kadar 5 bin 123 vaka görüldü, 210 kişi hayatını kaybetti.

AVUSTURYA

Avusturya’da 24 Temmuz’a kadar yalnız toplu taşıma, sağlık merkezleri ve eczanelerde maske takmak zorunluydu. Bu tarihten itibaren vaka sayılarındaki artış nedeniyle market, banka, postane ve fırın gibi kapalı alanlarda da maske zorunlu hale getirildi. Kurala uymayanlara 50 Euro para cezası öngörülüyor.

Ülkede vaka sayısı 21 bin 696, ölü sayısı 719.

BULGARİSTAN

Bulgaristan’da sadece eczane, hastane ve toplu taşıma araçlarında maske zorunluluğu bulunsa da birçok iş yerinin kapısında maske kullanımını talep eden duyurular bulunuyor.

Mecburi yerlerde maske takmayanlara 300 leva (150 Euro) ceza kesilebiliyor.

Ülkede toplam Covid-19 vaka sayısı 13 bin 14, ölü sayısı 435 olarak kaydedildi.

İSKANDİNAV ÜLKELERİ

İskandinav ülkeleri İsveç, Norveç, Danimarka ve Finlandiya’da ise halkın maske takma zorunluluğu bulunmuyor.

Bazı ülkelerde hükümet kural getirmek yerine halka sadece maske kullanmalarını tavsiye ediyor. Bu ülkelerde hükümetin maske mecburiyeti getirmemesi eleştirilere de neden oluyor.

Yine de bazı İskandinav ülkelerinde havalimanları, tren istasyonları gibi yerlerde çalışanlara ve müşterilere buraları işleten şirketler maske dağıtıyor.

İskandinav ülkelerinden İsveç’te bugüne kadar 81 bin 967 vaka ve 5 bin 766 ölüm, Danimarka’da 14 bin 306 vaka ve 617 ölüm, Finlandiya’da 7 bin 532 vaka ve 331 ölüm, Norveç’te ise 9 bin 468 vaka ve 256 ölüm kaydedildi.

londragazete.com/avrupa

Macaristan’ın en büyük ikinci nehri Tisza’da kürek çeken yarışçılar, 9 günde 8 tondan fazla atık topladı

Macaristan’ın en büyük ikinci nehri Tisza’da kürek çeken 150’den fazla yarışçı, 8 ton çöp topladı. Organizatörler, salgın nedeniyle azalan katılımcı sayısına rağmen nehir yatağının yaklaşık 80 kilometrelik bir bölümünü plastik şişe, araba lastiği ve teneke kutu gibi çöplerden temizlediklerini söyledi. 

Macaristan’ın kuzeyinde Ukrayna sınırından başlayıp, güney komşusu Sırbistan’a kadar uzanan Tisza, Tuna nehrinden sonra ülkenin en büyük ikinci akarsuyu. Bu yıl sekizincisi düzenlenen Upper Tisza Plastic Cup (Yukarı Tisza Plastik Kupası) etkinliğinin amacı Tisza’yı atıklardan arındırmak. “Bir macera olarak çöp toplamak: Temiz su için ilham verici bir inisiyatif” sloganıyla yola çıkan etkinliğin düzenleyicisi Attila Molnár, “2013’ten beri her yıl, bir önceki sezon nerede bıraktıysak atıkları toplamaya o noktadan devam ediyoruz” diyor.

Bu yıl da Tisza nehrindeki atıkları toplamak için bir araya gelen 150’den fazla katılımcı, bir tekne yarışında görmeye pek alışık olmadığımız ekipmanlar taşıdı. Koruyucu eldivenler, plastik çizmeler ve büyük çöp poşetleriyle, atıklardan inşa ettikleri sallarında dokuz gün boyunca kürek çektiler. Hedefleri, bu süre içinde nehirdeki atıkların toplayabildikleri kadarını toplamak, suyu kirden biraz olsun arındırmaktı. Koronavirüs salgını nedeniyle geçtiğimiz yıllara göre önemli oranda azalan katılımcı sayısına rağmen, organizatörler nehir yatağının yaklaşık 80 kilometrelik bir kısmını temizlemeyi başardıklarını belirtiyor. Yarış boyunca nehirden toplanan çöp yığını içinde plastik şişe, araba lastiği ve teneke kutu gibi pek çok atık madde yer alıyor. 

Devamı

Bir dostluk öyküsü: Normafa’da Macarlarla Rakı sohbetleri

Bu korona bizi darma duman etti. Üniversiteyi, yurdu bırakıp apar topar memlekete gittik gitmesine, ama biraz uzun kaldım sanki. Bir iki üç derken, bir de baktım beş aya yakın kalmışım. Bunu da konuşurken sıkça bizim oraları  örnek göstermeye başlarken anladım. Demek ki benim Macaristan’a gidesim gelmiş.

O zaman yolcudur Abbas, gidem, görem ama maalesef şu an öyle şıp deyince Macaristan’a gidemiyorsun. Gitsen karantinadan kaçamıyorsun. Biz de kaçmıyoruz ya sadece alternatif arıyoruz. Avusturya üzerinden gidiliyormuş, ama onda da karantina var. Nasıl olacak bu işler?

Tamam, bir yol buldum galiba hemen denemem lazım. İlk uçağa atlayıp Viyana iniyorum, Karantinadan kaçmak için elimde çok büyük bir koz var ve o koz yakalanmamak değil, 10 Euro’ya aldığım Macaristan otobüs bileti. Bu altın mahiyetindeki otobüs bileti beni transit yolcu yapıyor ve bütün prosedürden muaf tutuyor. Oradan hop Macaristan’dayım.

Ertesi gün arkamdan aynı yolu izleyen kadim dostum Fatih de geldi, ama Fatih benim yapmadığım bir şey yapıp yanında rakı da getirmiş. Rakı burada bulunmaz nimet, biri rakı getirdim dediği zaman içim kıpı kıpır oluyor.

“Budapeşte tepelerinde Aslan Sütü”

Macaristan’da bir rakı rutinimiz var, bu değerli aslan sütünü bulduğumuz zaman mezemizi hazırlayıp hava karardıktan sonra Normafa’ya demlenmeye gideriz. Normafa Budapeşte’nin eski avlanma tepelerinden biri, günümüzde bisikletliler, yürüyüşçüler, piknikçiler ve doğa içinde dinlenmek isteyen herkes tarafından sıkça ziyaret edilen bir yer. Her saat ulaşım var, gün içinde dişli trenle (fogaskerekű) ve otobüsle ulaşım sağlanabiliyor, akşamları ise gece otobüsleri seferde.

Bu kez biraz daha erken gittik, her yer ana baba günü. İnsanlar gruplar halinde toplanmışlar barbekü yapıyorlar ya da kazanda yemek pişiriyorlar. Barbeküye mangal kültüründen alışkınız ama kazanda yemek pişirmek garibimize gidiyor. Parkın en sonunda ateş yakma yerlerinin yanında boş bir masa bulduk.

Masamızın sol tarafında kalabalık bir Macar grubu var sağ tarafında ise birkaç metre ebatlarında ufak bir dini yapı, tam ne olduğunu anlayamadık ama sanırım anıt gibi bir şey. Biz oturunca bisikletli bir genç kandil şeklinde dini mumlardan yaktı ve ufak yapının yanına bıraktı.

“Normafa’da Zeki Müren dinlemek”

Solumuzdaki grup ateşlerinin üstüne metal üçgen koymuşlar ve kazanlarını da bu üçgene asmışlar. Kazanları ağzına kadar dolu nasıl pişirecekler bilemiyorum, neyse biz kendi masamıza dönelim arka fonda Zeki Müren eşliğinde soframızı kurmaya başladık ama sesi çok açmıyoruz, malum etrafı rahatsız etmemek lazım. Ufaktan rakılarımızı koymaya başladık, ufaktan derken lafın gelişi, yoksa bir büyüğümüz var.

İkinci dublelerimizi tatlı tatlı yudumlarken karanlık bastırmaya başladı, aksilik ya her zaman mum alırız yanımıza ama bu sefer yanan bir çakmağımız bile yok, rakı tedarikçimiz can dostum Fatih “Sakin olun ben halledeceğim.” dedi, fırladı ayağa yaklaşık bir dakika sonra elinde kandil şeklindeki bir mumla geri geldi. Mumu görünce Fatih’in bunu nerden aldığını anladık ve gülmeye başladık. Teşekkürler bisikletli dostum, bıraktığın kandili masamıza ışık oldu helal et!

Bir anda ormana dikkat kesiliyoruz, ateş böcekleri uçuşuyormuş gibi, hareketli ışıklar beliriyor. Çok geçmeden 20 kişilik bir koşu grubu kafalarında lambalarla yanımızdan geçip alt ormana doğru koşuyorlar, hepsi sağlıklı fit ablalar, abiler. Biz üçümüz “karantina göbeğimizle” mutlu mutlu otururken yapılır mı bu şimdi?

Neyse ki koşucular hızlıca hemen gözden kayboldular, içimize çektiğimiz göbeklerimizi bırakabiliriz artık. Çok geçmeden arkadan yine koşucular geliyor ama bunlar yol ayrımında afallayıp sol tarafa doğru koşuyorlar, biz de adeta trafik polisi edasıyla ıslıklar ve Macarcamızla “ide, ide” (burası, burası) diyerek bu ters yöne girmiş kafileyi doğru yola sokuyoruz. Kim demiş rakı yoldan çıkartır diye, biz çıkana da doğru yolu gösterdik.

“Türkçe seslenen Macar”

Artık beşinci dublelerimizi içiyoruz müzik listemiz Müzeyyen Senar ağırlıklı, çakır keyif sapağını göremeden geçmişiz, hızlı mı içiyoruz yoksa?

Etraftaki herkes gitmiş sadece yan masadaki Macarlar duruyor ama onların da çoğu dağılmış, bir avuç kalmışlar. Kendi aramızda “Artık siz de gidin, geç oldu.” deyip gülüşüyoruz. Masamızdaki mum son demlerini oynuyor, birbirimizin yüzünü bile zor seçiyoruz artık.

Bir anda masamızın dibinde bir adam beliriyor, adamın edası “Gençler şu müziği biraz kısın.” diyecek gibi, ama akıcı bir Türkçeyle “Affedersiniz, iyi akşamlar. Biz bu şarabı içemeyeceğiz, size bırakmak istiyorum dostlarım.” diyor ve elindeki şarap şişesini masamıza koyuyor. Meraklı gözlerimizden anlamış olacak ki “Ben Zonguldak’ta ilk okula gittim.” diye ekliyor.

Ufak bir tanışma faslından sonra bu jesti karşılıksız bırakmamak için rakımızın kalanını ikram ediyoruz. Bu arkadaşın ismi András, 1991 yılında babası mühendis olarak Zonguldak’ta çalıştığı için Türkiye’de ailecek yıllarca yaşamışlar, hatta ablası Amerika’da yaşıyor ve yıllarca Google’da Türkolog olarak çalışmış.

András rakı şişesini yan masaya götürürken bize bir anda hatamızı fark ediyoruz:  András’a rakıyı nasıl içeceğini söylemedik. Ya pálinka gibi içerlerlerse? Vah rakının haline o zaman. Hemen rakı bardağımı kapıp yanlarına koşuyorum, rakı böyle içilir diyeceğim, yanlarına gittiğimde gruptaki en genç oğlan rakı şişesini eline almış içmeye hazırlanıyor, bu sefer herkes anlasın diye İngilizce konuşuyorum.

“Rakı nasıl içilir”

 “Arkadaşlar rakı sert bir içecektir, içine su eklemeniz gerekir.” Genç oğlan sözümü bitirmeden kafasına dikiyor rakı şişesini, sonra da demesin mi “This is not strong, it is like a candy.” (Sert değil, şeker gibi.). Macarlar yemekten önce yüksek alkollü pálinkayı fondip yaptıkları için, rakımız pek sert gelmedi bu gence herhalde. Herkese bir yudum alıyor rakıdan ama bu sefer usulüyle. Rakıyı beğendiklerini söylüyorlar, András “Babam her akşam içerdi, oradan hatırlıyorum diyor.”

Herkes çok sıcakkanlı, bana koca kazanda pişirdikleri paprikás krumpliden (kırmızı biberli patates yemeği) ikram ediyorlar, ben de masamıza davet ediyorum, 3 Türk 4 Macar birlikte içmeye devam ediyoruz onlar biralarıyla ve şaraplarıyla geliyor, biz zaten rakıcıyız.

András ve arkadaşları Macaristan’ın ünlü bir nükleer fizik araştırma enstitüsünde bilim insanı olarak çalışıyorlar. Bugün de yılda bir kere yaptıkları ortak etkinliği düzenlemişler.

Kendi aramızda “hadi kalkın gidin artık!” diye eğlendiğimiz adamlarla can ciğer olup sabaha kadar oturup sohbet ediyoruz. Tabii bu samimiyette Türk rakısıyla Macar şarabının etkisi de yok değil. Sabaha karşı son iki masayı temizleyip arta kalanları András’ın arabasına dolduruyoruz, sonra da hep birlikte otobüse binip, evlerimize dağılıyoruz.

 Hayat sürprizlerle dolu diye düşünüyoruz, çakır keyif: Karantinadan bunalırken Budapeşte tepelerinde Türkçe bilen Macarlarla dostluk kuruyoruz.  Tesadüfler, bizleri, yani Zonguldak’ta ilkokula giden Macarla, Budapeşte’de üniversite okuyan Türkleri bir araya getiriyor. Dünya artık ne kadar küçük.

Senhür Yüksel – Türkinfo

Macarların En Ünlü Kanun Kaçağı: Sándor Rózsa

Sándor Rózsa kadar efsanelere, baladlara ve halk şarkılarına konu olan başka bir Macar”kanun kaçağı” yoktur. Büyük Macar Ovası’nın bu korkunç kanun kaçağı, yetkililer tarafından dar ağacını hak eden çok tehlikeli bir adam olarak kabul edildi, ancak halk içinse kuralları kendi koyan bir kişi, bir tür Macar Robin Hood‘du. 1848-49 yılları arasındaki Macar Devrimi sırasında, 150 kişilik bir kanun kaçağı grubu ile Avusturyalılar arasında tahribat ve dehşet yarattı. Öyle bir üne kavuştu ki, Avusturya Kufstein’de hapsedildiğinde onu para karşılığında meraktan ziyaret edenler oluyordu. Efsanevi kanun kaçağı lideri Sándor RózsaMacar folklorunun bir parçası oldu ve eylemleri adeta efsaneleşti.

Sándor Rózsa

Ünlü kanun kaçağının babası András Rózsa‘nın da yasa ile ilgili sorunları vardı. Sándor Rózsa 10 Temmuz 1813 tarihinde Büyük Macar Ovası’ndaki Röszke‘de doğdu. Çocukken babasını kaybetti. Kötü aile geçmişinin Sándor’un hayatı üzerinde ciddi bir etkisi oldu. Resmi kayıtlara göre ilk işlediği suç, 23 yaşındayken, Kiskunhalas yakınlarında bir çiftlikten iki düve çalmasıydı. Sándor Rózsa bu hırsızlık sebebiyle yakalandı ve Szeged‘de hapsedildi. Hapisten çıktıktan sonra “kanun kaçağı” olmaya karar verdi. 19. yüzyılın ilk yarısında, Büyük Macar Ovası Amerika Birleşik Devletleri’nin Vahşi Batı’sına çok benziyordu: her türlü otoriteden uzak, geniş ve açık bir alan ve bu nedenle burası eşkiyalar için adeta bir cennetti. Pervasızlığı, kurnaz oluşu ve acımasızlığı ile Sándor Rózsa kısa süre içinde diğer kanun kaçaklarının arasından sıyrılarak dikkatleri üzerine çekti ve kötü şöhretli maceraları sayesinde adı kısa sürede ülke çapında tanındı. Kavuştuğu bu şöhret nedeniyle, Büyük Macar Ovası’ndan birkaç başka kanun kaçağı da Sándor Rózsa’nın çetesine katıldı. O ve çetesi sayısız malikaneyi ve bir dizi ev sahibini soydu, atları ve sürüleri ele geçirdi, posta arabalarını yağmaladı ve tüm bunlar olurken o ve çetesi karşı koyan kişilere de silah kullanmaktan çekinmediler.Toplam altmış suç ve otuz cinayetin Sándor Rózsa tarafından gerçekleştirildiği ispatlanmıştır ancak gerçek sayının bundan çok daha fazla olması muhtemeldir. Kurbanları arasında çok sayıda soylu ve varlıklı çiftçi vardı, ancak onu yakalamaya çalışan birçok jandarma da Sándor Rózsa’nın silahlarıyla tanıştı.

Sándor Rózsa

1848 Macar Devrimi Sándor Rózsa’nın hayatını önemli ölçüde değiştirdi

1840’ların başlarında, meşhur “kanun kaçağı” kraliyet jandarmasının listesindeki en çok aranan suçlulardan biri oldu. Ancak Sándor Rózsa, kendisini yakalamaya çalışanları her zaman atlatmayı başarıyor ve neredeyse aniden ortadan kayboluyordu. Çevik atları sayesinde her zaman kaçıyordu ve asla uzun süre aynı yerde kalmıyordu. En sevdiği saklanma yerleri Ludaš Gölü‘ndeki (Günümüzde Macaristan-Sırbistan sınırının çok yakınında bulunan ve Sırbistan topraklarında bir göl) adacıklardı. İlginç bir şekilde, Veszelka ailesi gibi sık sık kanun kaçağı liderini saklayan destekçileri bile vardı.Sürekli kaçma ve saklanma nedeniyle, 1845 yılında okur-yazar olmadığı için birisinin yardımıyla Avusturya-Macaristan İmparatoru V. Ferdinand’a hitaben bundan sonra sakin bir hayat yaşamak istediğini ve suçlarının affedilmesini isteyen bir mektup yazdırdı. Ancak bu talebi kral tarafından reddedildi.

15 Mart 1848 tarihinde Peşte’de patlak veren devrim ve onu izleyen Macaristan Bağımsızlık Savaşı da Sándor Rózsa’nın hayatı üzerinde büyük bir etkiye sahipti. 13 Ekim 1848 tarihinde Savunma Komitesi tarafından alınan bir kararla ‘kanun kaçağı’ lideri Sándor affedildi ve kendisine serbest bir askeri grubu örgütleme yetkisi verildi. Sándor Rózsa, kendi komutasında 150 kişilik bir süvari birliği oluşturdu.

Kufstein’de cezasını çektiği hapishane hücresi

Sándor Rózsa’nın süvari biriminin alışılmadık görünümü ve dövüş tarzı, düşman safları arasında hasara yol açtı. Bol pantolon ve yelekler giymişlerdi ve bir sürü alışılmadık silahlarla donatılmışlardı. Tabanca ve tüfeklere ek olarak, ‘fokos’ adı verilen özel baltalar ve kement benzeri bir ip olan ‘pányva’ ve bir kamaraya benzeyen ‘karikás ostor’ gibi diğer araçları da kullandılar. Gerilla taktikleri kullandılar ve genellikle şüphe uyandırmadan Avusturyalı atlı piyadeleri pusuya düşürdüler. Düşmanı kementler ile eyerlerinden çıkardılar ve acımasızca onları kestiler. Sándor’un adamları saldırıya uğradıkları anda ortadan kayboluyorlar, bu vuruş ve kaçış taktiği sayesinde uzun çarpışmalardan kaçınıyorlar ve düşmanın yedek kuvvetleri gelene kadar çoktan gitmiş oluyorlardı.

Macar “Kanun Kaçakları” (Sol ve orta)

Ne yazık ki, 17 Kasım 1848 tarihinde Sándor Rózsa ve süvarileri Ezeres köyünü (Günümüzde Romanya’nın Ezeriş köyü) silahsızlandırmak üzere görevlendirildi, ancak kanun kaçakları köye saldırdı, 36 köylünün tümünü katletti ve köyü de yağmaladılar. Bu acımasız olay nedeniyle Sándor Rózsa‘nın süvari birliği dağıtıldı.

Süvari birliğinin dağılmasından sonra Sándor Rózsa, Szeged yakınlarında bir ‘csikós’ (atlı çoban) oldu ve evlendi. Macaristan’ın yenilgisinden sonra, imparatorluk görevlileri daha önce de defalarca olduğu üzere birçok kez tekrar kaçmayı başaran ancak uzun süre gizli kalmaya zorlanan Sándor Rózsa‘yı yakalamak istedi.

Sándor Rózsa Kufstein’de

Avusturya kuvvetleri ‘kanun kaçağı‘ liderinin Macaristan‘la olan çatışma sırasında onlara ne kadar kayıp verdirdiğini unutmadılar ve Sándor Rózsa için oldukça yüksek bir yakalama ödülü teklif ettiler: 10.000 gümüş forint. Olağanüstü yüksek ödüle rağmen, kimse onu uzun süre teslim etmedi, ancak 1857 yılında Sándor Rózsa’nın körü körüne güvendiği eski bir arkadaşı olan Pál Katona ona ihanet etti. Bu kez Sándor Rózsa’nın şansı onu terk etti ve yakalandı.

Sándor Rózsa’yı Yakalama Ödülü

1859 yılında mahkeme onu idama mahkum etti. Avusturyalılara karşı düzenlediği baskınlar sayesinde Macarlar arasında büyük popülerlik kazanan Sándor Rózsa, çoğu Macar tarafından Habsburg‘lara karşı direnişinin sembollerinden biri olarak kabul edildi. Hassas siyasi durum göz önüne alındığında, Viyana mahkemesi bu idam kararından vazgeçti ve İmparator Franz Joseph Sándor Rózsa’nın ölüm cezasını ömür boyu hapse çevirdi. Sándor, meşhur Kufstein kalesi hapishanesine nakledildi. Macar ‘kanun kaçağı’ Avusturya’da da öyle bir şöhrete sahipti ki, hapishanede gardiyanlar onu Pazar günleri insanlara sirk hayvanı gibi para karşılığında gösteriyordu. 9 yıl boyunca KufsteinMaria-Theresiopel (şimdiki Subotica) ve Petrovaradin’de hapis yattı. 1868 yılındaki uzlaşmanın ardından İmparator Franz Joseph, Sándor Rózsa’yı affetti. Serbest bırakıldıktan kısa bir süre sonra kaldığı yerden devam etti; Ferenc Csonka‘nın “kanun kaçağı” çetesine katıldı. Csonka ve beraberindekiler posta arabalarını soymada uzmanlaştı. Sándor Rózsa, araba yerine tren yağmalama fikrine sahip olan ilk kişi oldu. Vahşi Batı’nın aksine, Macaristan’da tren soygunu gibi bir gelenek yoktu. Ne yazık ki onlar için, bir treni tam hızda durdurmak kolay bir iş değildi ve birkaç de başarısız oldular. Uzlaşma sonrasında iç politikadaki değişiklik, kamu güvenliğinin yeniden tesis edilmesini gerektirdi, bu nedenle Büyük Macar Ovası’nın “kanun kaçağı” çetelerinin bir an önce tamamının yakalanması gerekiyordu. Bu zor görev Macaristan Kraliyet İçişleri Bakanlığı danışmanı Kont Gedeon Ráday’e verildi. Kont Ráday, kanun kaçaklarını demir yumruklu acımasızlıkla vurdu. Kanun kaçakları arasında saygın bir üne sahip olan hakim Máté Laucsik ve doğrudan komutasının altındaki küçük güç sayesinde kendisine verilen görevi tamamladı. Kont, ilk önce Sándor Rózsa’nın grubunu dağıttı ve 12 Ocak 1869 tarihinde ‘kanun kaçağı’ efsanesini bizzat tutukladı.

Sándor Rózsa Subotica’daki hapishanede

1872 yılında başlayan ceza davası sırasında Sándor Rózsa, 21 soygun9 hırsızlık ve 1 cinayetten suçlu bulundu. Mahkeme tarafından ömür boyu hapse mahkum edildi. Sándor Rózsa, 5 Mayıs 1873 tarihinde Szamosújvár‘daki (Günümüzde Romanya’nın Gherla şehri) hapishaneye gitti. İlk başta, onu bir terzi olarak çalıştırdılar, ancak sağlığı hızla kötüleşmeye başladı ve en ünlü Macar “kanun kaçağı”22 Kasım 1878 tarihinde 65 yaşında Gherla şehrindeki hapishanede hayatını kaybetti. Hatırası, filmlerde ve edebi eserlerde olduğu gibi birçok balad ve halk masalında yaşatılmaktadır. Yaşamı başta Zsigmond Móricz ve Gyula Krúdy olmak üzere pek çok yazara ilham verdi. 1971 yılında Macaristan‘da kendisini anlatan bir mini dizi yayınlandı.

Sándor Rózsa’nın Gherla şehrindeki mezarı…
Devamı

hungarologonursahin.blogspot.com

Almanya’nın ardından 7 Avrupa ülkesi daha Türkiye’ye ‘tatil vizesi’ne yeşil ışık yaktı!

Almanya’nın kararının ardından Avrupa’dan 7 ülke daha vatandaşlarının Türkiye’de tatil yapmaları için harekete geçti. Türkiye’ye yönelik seyahat kısıtlamaları kaldırılıyor.

Almanya’nın Türkiye’ye yönelik seyahat kısıtlamasını kaldırmasının ardından, diğer Avrupa ülkeleri de aynı kararı almak için harekete geçti. Vatandaşlarının Türkiye’de tatillerini geçirme taleplerini dikkate alan Fransa, Hollanda, Belçika, Polonya, Macaristan, Çekya ve Slovakya, Türkiye’ye yönelik seyahat kısıtlamalarının kaldırılması için yeşil ışık yaktı.

Devamı

16,474FansLike
639FollowersFollow