Hindistan lastik üreticisi Apollo, Macaristan’ın kuzeyinde bulunan Gyöngyöshalász’daki fabrikasına 4,4 milyar forint’lik yeni bir (12,4 milyon Euro) yatırım yapıyor.
Dışişleri ve Dış Ticaret bakanı Péter Szijjártó, lastik üreticisinin üretim hatlarını yenilediğini ve ürün yelpazesini genişlettiğini söyledi. Macar hükümetinin bu yatırımı 1,4 milyar forint geri ödemesiz hibe ile desteklediğini belirterek, projenin 1000 kişinin istihdam edilmesine yardımcı olacağını da sözlerine ekledi.
Szijjártó, hükümetin Doğu’ya açılma politikası
olan “başarı öyküsünde” Hintli şirketin kilit bir oyuncu olduğunu söyledi.
Bakan Szijjártó, Macaristan’ın on yıl önce doğuya
açılım politikasını uygulamaya koymasından bu yana Doğu ile ticaret cirosunun
yüzde 25 arttığını ve geçen yıl ilk kez Macaristan’ın Batı’dan aldığı yatırıma
kıyasla Doğu’dan daha fazla yatırım aldığını söyledi.
Pfizer/BioNtech tarafından geliştirilen koronavirüs aşısının temel aldığı mRNA teknolojisini geliştiren Macar asıllı bilim insanı Katalin Kariko, “İnsanların keşfimizi keşfetmeleri uzun zaman aldı. Aşıyı bir paket çikolata kaplı fıstıkla kutladım. Ama asıl kutlamayı yazın bu sıkıntılar sona erince; virüsü, aşıyı unuttuğumuz zaman yapacağım” dedi.
Dr. Özlem Türeci ve Prof. Uğur Şahin’in kurucusu olduğu BioNTech’te yedi yıldır kıdemli başkan yardımcısı olan 65 yaşındaki biyokimya uzmanı Kariko, CNN Televizyonu’na konuk oldu.
“Benim için sürpriz olmadı. Zaten yeterince deneme yapmıştık. İnsanlar başta bize inanmadılar. mRNA’nın (mesajcı ribonükleik asit) bir tedavi şekli olabileceğini düşünmediler. Pennsylvania Üniversitesi’ndeki meslektaşım Drew Weissman’la birlikte RNA’nın bir bileşenini değiştirdiğimiz, birçok tedavide kullanılabilecek bu metodu geliştirdik” dedi.
‘Nobel’i Kariko ve Weissman almalı’
Kariko ve Weissman’la 2005’te mRNA’nın sentetik formüllerini ürettiklerini ve bunların patentini aldıkları belirtiliyor.
ABD Gıda ve İlaç Dairesi’nden onay alma aşamasındaki aşılarında aynı teknoloji kullanan Moderna’nın kurucularından Derek Rossi, “Bana Nobel Tıp Ödülü’nü kim almalı diye sorsalar bu insanları (Kariko ve Weissman) en başa koyardım. Bu temel keşifleri dünyaya katkıda bulunan tıbbi buluşlar arasına girecek” dedi.
Arabalarını satıp 1200 dolarla ABD’ye geldiler
İngiltere’de yayımlanan Guardian gazetesine göre Kariko ve ailesi 1985’te Macaristan’dan ABD’ye göç etti.
Kariyerine 1970’li yıllarda başlayan Kariko, Philadelphia’daki Temple Üniversitesi’nden davet aldığını, kocası ve kızıyla birlikte ABD’ye gidebilmek için arabalarını satmak zorunda kaldıklarını söyledi.
Kariko 1.200 dolara karşılık gelen bu parayı çalınmaması için kızının oyuncak ayısının içine sakladıklarını anlattı.
Katalin Kariko, G7 adlı Macar haber sitesine de “Yeni dairemize taşınmıştık. O zaman kızın iki yaşındaydı. Her şey iyiydi, mutluyduk. Ama gitmeliydik” dedi.
Kariko, bir süredir yürüttüğü mRNA çalışmalarına Pennsylvania Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde devam etti. Ama o dönem mRNA araştırmalarına duyulan ilgi azalmıştı. Kariko’nun bu teknolojinin hastalıklara karşı kullanılabileceği fikri fazla radikal ve finansal açıdan çok riskli bulunmuştu.
Kaynak bulabilmek için yaptığı başvurular geri çevrildi. 1995’te “rütbe tenziline” uğradı ve üniversitede daha düşük bir seviyedeki göreve atandı. Bu sırada Kariko’ya kanser teşhisi kondu.
Katalin Kariko “Normalde insanlar ‘artık yeter’ deyip her şeyi bırakır. Başka bir yere gitmeyi, başka bir şey yapmayı düşündüm. Hatta yeterince zeki olmadığımı düşündüm” diyor.
Kariko her şeye rağmen yoluna devam ettiğimi ve Weissman’la birlikte bu yöntemi geliştirdiklerini söylüyor.
Macar futbolunun genç yıldızı Dominik Szoboszlai, Alman ekibi RB Leipzig’e transfer oldu. FC Red Bull Salzburg’tan takıma katılan 20 yaşındaki oyuncu ile Haziran 2025’e dek 4,5 yıllık bir sözleşme yapıldı.
Skor odaklı teknik orta saha Dominik
Szoboszlai çok yönlü bir oyuncudur, ancak en çok orta sahanın ortasında veya
sol tarafta oynar. Vizyonu ve pas yeteneğinin yanı sıra, Macaristan milli
takımının da vazgeçilmez bir oyuncusudur.
Szoboszlai, Mart 2019’da Macaristan milli
takımı formasını ilk defa giydi ve ülkesi için çıktığı 12 uluslararası
müsabakada 3 gol kaydetti. Bu sezon Szoboszlai, Salzburg formasıyla 20 maça
çıktı, 8 gol attı ve 10 asist yaptı.
Szoboszlai, RB Leipzig’te 17 numaralı forma
giyecek ve yeni takımındaki ilk maçına 09 Ocak 2021 tarihindeki iç sahadaki Borussia
Dortmund karşılaşmasıyla çıkacak.
Dominik Szoboszlai yeni transferi sonrası
duygularını şöyle açıkladı:
“Bu transferin tamamlanmasından çok memnunum. Kulüp olağanüstü gelişti. RB Leipzig Bundesliga’nın en iyi takımları arasında yer alıyor ve Şampiyonlar Ligi’nde de iyi gidiyor. Bu adım gelişimim için mükemmel. Leipzig’e üst düzey bir teknik direktörün altında ve çok genç, ancak aynı zamanda çok fazla deneyime sahip ve başarıyı kutlayabilen son derece hırslı bir takımda çalışmak için geliyorum. Burada gelişimime inanılmaz bir şekilde devam edeceğim ve kulübün 2021’de başarısını sürdürmesine yardımcı olmak istiyorum.”
Red Bull Salzburg formasıyla Avrupa’nın dev ekiplerini peşine takan Szoboszlai, RB Leipzig yolunda.
AvusturyaBundesliga ekiplerinden Red Bull Salzburg‘da ortaya koyduğu başarılı performansla pek çok dev kulübün transfer listesine giren Dominik Szoboszlai, aynı grubun Almanya‘daki takımı RB Leipzig‘e transfer olmaya hazırlanıyor.
Kicker‘de yer alan habere göre 20 yaşındaki oyuncu için Leipzig, 20 milyon avro bonservis bedeli ödeyecek. Bu sezon özellikle Şampiyonlar Ligi’nde gösterdiği performansla dikkatleri üzerine çeken Szoboszlai’nin adı uzun süredir Liverpool ve Real Madrid‘le de anılıyordu.
Salzburg formasıyla bu sezon 20 maça çıkan Macar yıldız, 20 maçta 8 gol ve 6 asistlik performans sergiledi.
1870’te İstanbul’da doğan son Budapeşte Şehbenderi Müftüoğlu Ahmet Hikmet Bey ya da bilinen adı ile Ahmet Hikmet Müftüoğlu aslen Moralı olup dedeleri ulemadandır. Dedeleri uzun yıllar müftülük yaptıklarından torunlar “Müftüoğlu” lakabıyla anılır.
II. Meşrutiyet sonrasında yükselen Türkçülük cereyanının savunucuları arasında sayılıp Türk Derneği, Türk Ocakları, Türk Bilgi Derneği ve Türk Yurdu gibi yapılarda fiili görev almış, Türk ve Macar tarihleri ile onların ilişkilerini ilmî bir şekilde inceleyerek bu konuda birçok önemli makaleyi kaleme almıştır.
Ahmet Hikmet’in en önemli görevi, Birinci Dünya Savaşı yılları gibi kritik bir dönemde Osmanlı’nın müttefiki Avusturya-Macaristan’da Budapeşte şehbenderliği olmuştur. Savaş ortamında hem bir ülkeyi temsil etmek hem de bu nazik zamanda vazifeyi hakkıyla yapabilmek Ahmet Hikmet’i hem yormuş hem de ona farklı kapılar açmıştır. Macaristan’da Türk milletini temsil eden Ahmet Hikmet, Türk-Macar dostluğunun gelişmesi için çabalamış; kültür, edebiyat ve tarih sahalarına paha biçilmez çok eser kazandırmıştır.
Ahmet Hikmet’in Budapeşte şehbenderliği yıllarında yaptığı faaliyetleri ve o dönemdeki Türk-Macar ilişkilerinin merkeze alındığı bu çalışmada onun hayatı, sanatı, eserleri, Peşte yılları, ortak mazinin iki evladı Türkler ve Macarların münasebetleri ağırlıklı olarak dönemin kaynakları esas alınarak incelenmiştir. Konuyla ilgili birçok kaynak taranmış, dönemin süreli yayınlarında kalan birçok yazı ve yeni bilgiler gün yüzüne çıkarılmıştır. Bunlar arasında, süreli yayınlarda yer alan ve bugüne bakan kıymetli makaleler tespit edilip Latin harflerine aktarılarak ilk defa okura sunulmuştur.
Kooperatiflerin kendi aralarında kurduğu bir çeşit dayanışma ağı var. Birbirlerinin imkânlarından faydalanmayı fakat bunu sadece parasal anlamda değil, bir nevi “değiş tokuş” diyebileceğimiz karşılıklı ihtiyaçların karşılanmasını amaçlayan alternatif pratikler yaratarak yapmayı da amaçlıyorlar. Bu gibi alternatif ve dayanışmacı pratiklerin yaratılması sanırım kooperatiflerin korona krizinde ayakta kalabilmesinin en önemli sebeplerinden biri
Koronavirüs salgınını her coğrafya üç aşağı beş yukarı benzer şekillerde yaşıyor diye düşünüyoruz. Ancak böyle bir genellemenin pek çok tehlike barındırdığı da ortada. Bugünlerde süregelen aşı tartışmalarından da anlaşıldığı üzere, merkez kapitalist ülkelerle geç kapitalistleşen ülkeler aşı tedarikinde aynı zeminde “yarışamıyor” mesela. Kimisi nüfusunun 5 katı kadar, farklı yöntemlerle geliştirilmiş aşı siparişi için kuyruktayken, kimisi de nüfusunun yarısına yetecek kadar bile aşı sipariş verebilmiş durumda değil.
Tüm bunlar konuşulurken ABD, Rusya, Almanya, Çin gibi ülkelerden bahsederken, “merkez dışındaki” ülkelerden az bahseder olduk. Ben de göçmen karşıtlığıyla bilinen, faşist (kimisine göre neofaşist) Viktor Orbán’ın başbakan olduğu Macaristan’daki durumu merak ettim ve Eötvös Loránd Üniversitesi sosyoloji bölümünde dayanışma ekonomileri üzerine doktora yapan Elif Tuğba Şimşek ile konuşmak istedim.
Elif merhaba, koronavirüs salgını sırasında bir ara Türkiye’ye geldin ama sanırım uzunca süredir Budapeşte’desin. Budapeşte deyince akla hemen turizm geliyor. İstersen oradan başlayalım. Koronavirüs nedeniyle Macaristan’da sınırların bir ara kapatıldığını okumuştum. Oralarda son durumlar nasıl?
Evet, burada sınırlar bir ara tamamıyla kapandı. Önlemler diğer ülkelere göre ya da Türkiye’ye göre diyelim daha erken alınmaya başlandı denebilir. Bu tabii Türkiye’de vaka sayılarının geç açıklanmasıyla da alakalı. Koronavirüs kendini Macaristan’da göstermeye başladığından itibaren ilk olarak sınırlar kimi istisnalar olmak üzere herkese kapandı ve üniversiteler çevrimiçi eğitime geçti. Bir süre sonra da kafeler ve barlar kapatıldı, marketlere belli saat aralıklarıyla gidilir oldu. Burada Türkiye’den farklı olarak sadece hafta sonları değil, her gün sokağa çıkma yasağı vardı. Fakat bunu çok hissetmiyorduk çünkü kalabalık olmamak şartıyla yürüyüşe çıkabilir, bisiklete binebilir ya da belli saatlerde markete gidebilirdin.
Bu sürecin bizim için, yani benim gibi eğitimine burada ve burslu devam edenler için kimi zorlukları oldu tabii. Salgının ilk aşamasında öğrencilere ülkelerine dönmemeleri tavsiye edildi. Dönüş yapılırsa bir daha uzun bir süre Macaristan’a giriş yapamama ya da kimi hakların kaybedilme olasılığı vardı. Bu durumda tabii elimiz kolumuz bağlandı. Birçok öğrenci burada hiç bilmediği bir durumla ülkesinden ve ailesinde uzak baş etmek durumunda kaldı. Genel olarak ise şu anda her gün akşam sekiz sonrası sokağa çıkma yasağı devam ediyor. Kafeler ve restoranlar kapalı. Tabii bunun bir sonucu olarak kapanan birçok işyeri var ve işsizlik artışı söz konusu.
Macaristan’da milliyetçi (hatta faşist) Viktor Orbán liderliğindeki sağ parti FİDESZ koronavirüs sürecini nasıl yönetiyor? Önlemler konusunda mesela neler yaptılar, süreç şeffaf işliyor mu sence?
Süreci iyi yönetiyorlar diyemem. Bu durum buradaki muhalif parti söylemlerinden ve çevremdeki insanların tepkilerinden de gözlemlediğim bir şey. Özellikle Viktor Orbán ve diğer FİDESZ parti üyelerinin virüsün ilk yayılmaya başladığı dönemdeki söylemleri bizi, yabancı öğrencileri ve göçmenleri, olumsuz etkiledi. Hatırladığım bir diyalog var mesela, Orbán ile yapılan bir röportajdı. Orbán, neden üniversiteleri kapatıyorsunuz (çevrimiçi eğitime geçiyorsunuz) fakat ilkokulları kapatmıyorsunuz, gibi bir soruya, “çünkü üniversitelerde bir sürü yabancı var”, diye yanıt vermişti. Aslında bir nevi yabancı öğrenciler ve göçmenler Macaristan’da virüsün yayılmasından sorumlu tutulmuş oldu. Bu söylemler tabii sokağa da yansıdı. Ben dahil kimi arkadaşlarım olumsuz durumlarla karşılaştık. Kendi deneyimimden bir örnek vereyim. Bir gün tramvayda, sırf kendi aramızda yabancı bir dil konuşmamızdan ötürü olsa gerek, direkt potansiyel virüs taşıyıcısı muamelesi görmüştük. Bir adam sert bir bakışla ve sinirli bir ses tonuyla İtalyan mısın demişti bana. Yani o an durumu anlamamıştım çünkü süreç daha çok yeniydi benim için. Neden İtalyan olup olmadığımı merak ediyor ya da olsam ne olacak ya da neden dövecek gibi bakıyor gibi soru işaretleri vardı tabii kafamda… Sonrasında ise, evet, virüsün İtalya’daki müthiş yayılımı ve bizim bir yabancı olarak potansiyel “virüs yayıcısı” olma gerçeğiyle yüzleşmiştik… Bu tabii sadece İtalyan olma durumuyla da alakalı değil, genel olarak yabancılar üzerinde böyle bir baskı oluşmuştu. Macaristan’da ilk korona virüsünün İranlı bir öğrencide görülmesi özellikle İranlılara karşı bir antipatinin yükselmesine neden oldu mesela.
Bunun dışında FİDESZ ile alakalı eleştirilerin çoğu süreci iyi yönetememesi, hastane kapasitelerinin yetersizliği, testlerin ücretli yapılması ve işsiz kalan bireyler için herhangi bir önlem alınmaması etrafında dönüyor.
Türkiye ile orayı bir kıyaslamanı istesem, aklına ilk olarak neler gelir? Mesela orada sokağa çıkma yasağı gibi bir uygulama şu anda söz konusu mu?
Evet, hâlâ yasaklar devam ediyor ama ilk zamanlardakinden biraz farklı. Daha önce dediğim gibi tüm gün kısıtlama söz konusuydu ama şimdi sadece akşam sekizden sonra sokağa çıkma yasağı var. Fakat sanki ilk zamanlar daha rahattık. Özellikle işten çıkıp eve giden insanlar için bu durum zor oluyor. Biraz koştur koştur evine gitmek zorundasın gibi. Aksi takdirde yüksek miktarlarda para cezaları var.
İşin ilginç tarafı sokakta bir de silahlı askerlere rastlamak mümkün. Yani bu tamamıyla gereksiz bulduğum bir uygulama. Burada gözlemlediğim kadarıyla halk zaten çoğunlukla kurallara uyuyor. Yani insanlar kurallara sadık burada. Sokakta silahlı askerlerin bulunmasının bir gereği olmamakla beraber hükümet için bir nevi güç gösterisi anlamı taşıması olası tabii.
Bunun dışında Türkiye ile net bir karşılaştırma yapmak zor. Her ne kadar hükümet politikaları benzer olsa da her iki ülke insanlarının yaşam tarzları ve koşulları oldukça farklı. Muhtemelen her iki ülke halkları da kendi içinde süreci çok farklı deneyimliyor.
AB vatandaşı olmayanlar için bu sürecin ekstra zorlukları var mı? Sizlere herhangi bir ekonomik destek oluyor mu?
Ek bir ekonomik destek almıyoruz. Burada birçok yabancı öğrenci bursla geçiniyor. Hani zorluk şöyle oldu benim için, ilk zamanlar Türkiye’ye dönme ve bu süreci orada geçirme isteği doğmuştu. Fakat biraz elimizi kolumuzu bağladılar bu anlamda. Daha önce dediğim gibi eğer Macaristan’dan ayrılırsak uzun bir süre geri dönememe ve çeşitli haklarımızı kaybetme durumu vardı. Sonuç olarak birçoğumuz burada kalmayı ve bir nevi bu süreci yalnız geçirmeyi göze aldı.
Diğer bir sıkıntı da testlerin burada ücretli olması ve Türkiye’de yapılan testlerin kabul edilmemesiydi. Bu durumda iki yol vardı önümüzde; ya on dört gün evde karantinada kalacak ya da Macaristan halkına göre de yüksek diyebileceğimiz bir meblağ ödeyerek test yaptıracaktık. Bu durumdan buranın halkı da şikayetçi.
Peki, salgın sonrasında işsizlik artışıyla ilgili bir gözlemin var mı? Farklı iş kollarının kapanması işsizlik artışını tetikledi mi? İş ya da gelir kayıplarıyla başa çıkabilmek için alternatifler yaratılabildi mi?
Evet, kesinlikle işsizlik arttı diyebilirim. Kendi araştırmamla da alakalı olarak az çok takip ediyorum işsizlik oranlarını. Özellikle 2020 yılının Mart ayından itibaren ciddi bir işsizlik artışı yaşanmaya başlandı ve Haziran ayında tavan yaptı diyebilirim. Temmuz, Ağustos ayları belki önlemlerin biraz hafiflemesiyle işsizlik tekrar düşüşe geçse de Eylül ayından itibaren tekrar bir artış yaşandı. Bunun tabii senin de daha önce dediğin gibi Budapeşte’nin bir çeşit turizm başkenti olmasıyla da alakası var. Burada kafelerin, barların kapanması en çok orada çalışan insanları olumsuz etkiledi. Bu durum hava yolu şirketlerinde çalışanlar için de geçerli. Mesela Macaristan’ın kısmen ucuz diyebileceğimiz ve burada yaygın kullanılan Wizz Air hava yolu şirketi kimi çalışanlarını işten çıkardı ve ücretlerde kesintiye gitti. Tabii örnekleri artırmak mümkün. Fakat kendi araştırmamla da alakalı olacak şekilde olumlu örneklerden de bahsetmek isterim. Budapeşte’de yeni kooperatifler ve dayanışma ekonomileri üzerine çalışıyorum. Bu süreçte birçoğumuz ister istemez araştırmalarına yeni sorular ekledi. Mesela benim açımdan kooperatiflerin koronavirüs krizine nasıl bir tepki verdiği önemli bir mesele. Örneğin işsizlik ülke genelinde artarken ya da işyerleri işçi çıkarma yollarına başvururken, kooperatifler bu süreci nasıl atlattı/atlatıyor sorusu önemli. Teker teker ayrıntıya girmem belki şu an mümkün değil ama genel olarak gözlemlediğim kadarıyla kooperatifler hızlı bir adaptasyon yeteneğine sahip diyebilirim. Kooperatif üyeleriyle yaptığım görüşmelerden anladığım kadarıyla aldıkları önlemler tamamıyla her üyenin bu süreci mümkün olduğunca kayıpsız bir şekilde atlatmasına yönelik. Mesela bir kooperatiften örnek vereyim, Gólya, Budapeşte’de bir çeşit topluluk evi ve aynı zamanda bar ve kafe olarak hizmet veriyor. Pandemi sürecinde alınan önlemler gereği kooperatif üyeleri bar ve kafe kısımlarını kapatmak durumunda kaldı. Bu durumda orada çalışan kooperatif üyeleri ve üye adayları kooperatiften uzaklaştırılmak ya da boşta bırakılmak yerine kooperatifin başka alanlarına yönlendirildiler ve bu insanlar başka görevler üstlendiler.
Yine kooperatiflerin kendi aralarında kurduğu bir çeşit dayanışma ağı da söz konusu. Birbirlerinin imkânlarından faydalanmayı fakat bunu sadece parasal anlamda değil, bir nevi “değiş tokuş” diyebileceğimiz karşılıklı ihtiyaçların karşılanmasını amaçlayan alternatif pratikler yaratarak yapmayı da amaçlıyorlar. Bu gibi alternatif ve dayanışmacı pratiklerin yaratılması sanırım kooperatiflerin korona krizinde ayakta kalabilmesinin en önemli sebeplerinden biri.
Eğitim konusunda da merak ettiklerim var. Üniversiteler eğitime ara verdi mi, ya da uzaktan eğitimle mi devam ediyorlar?
Eğitime hiç ara verilmedi. Üniversiteler kısa süre içinde çevrimiçi eğitime geçti ve bu süreç iyi işledi diyebilirim. Yeni sürece adapte olmakta zorlanmadık galiba. Derslerin kalitesinde gözle görülür bir düşüş yaşandı diyemem. En azından kendi deneyimimden yola çıkarak bunu söyleyemem. Üniversite çalışanları kesinlikle çevrimiçi dersleri sanki sınıftaymış gibi bir ciddiyetle hazırlanarak yürüttüler. Ben mesela doktora yeterlilik sınavımı bu süreçte çevrimiçi vermek durumunda kaldım. Zorlandım ya da beni olumsuz etkiledi bu durum diyemem.
Aşı konusunda bir gelişme var mı? Burada takip ediyorsundur her gün farklı bir tartışma yürüyor. Orada aşı konusunda nasıl bir yaklaşım söz konusu?
Burada da aşı konusunda kafa karışıklığı var tabii. İlk olarak Rusya’da üretilen aşıların Macaristan’a getirilmesi tartışılıyordu. Sanırım az bir miktar denendi. Sonra Çin, Amerika ve Avrupa ülkelerinden de aşı tedarik edileceği açıklaması yapıldı. Sanırım bu yıl sonu ve 2021 başı aşıların ülkeye girişi planlanıyor. Kimileri için aşı ücretsiz olacak, kimileri için ücretli olacak gibi duyumlar var. Tabii şu an için her şey çok karışık. Bunun dışında aşı konusunda halk arasında Türkiye’dekine benzer bir kafa karışıklığı söz konusu. İnsanlarda hükümete güvensizlik ve çok yeni bir aşının yaratacağı olası etkilerden kaynaklı bir tedirginlik var. İnsanlar, en azından çevremde gözlemlediklerim, aşı yaptırıp yaptırmama konusunda oldukça kararsız. Sanırım bu durumda sürecin daha şeffaf yürütülmesi ve bizlerin daha ayrıntılı ve etkin şekilde bilgilendirilmesi gerekiyor.
Osmanlı Cephelerindeki Avusturya-Macaristan Askerî Birlikleri 1914-1918
BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI CEPHELERİNDE
TÜRKLERLE OMUZ OMUZA SAVAŞANLAR…
Birinci Dünya Savaşı denince hemen akıllara gelen “savaşta Almanlar yenilince biz de yenilmiş sayıldık” sözü, sadece Türkleri mi kapsıyor? Çanakkale, Sina-Filistin, Suriye gibi Türk cephelerinde Türk ordusuyla birlikte yalnızca Alman birlikleri mi savaştı? Avusturyalılar, Macarlar ya da Bulgarlar savaşın neticesinden hiç mi etkilenmediler? Avusturya-Macaristan birlikleriyle Türk ordusu arasında nasıl bir ilgi vardı?
Birinci Dünya Savaşı’nın üzerinden yüz yılı aşkın bir süre geçti. Savaşın başından itibaren, yüzyıllardır aralarında soğukluk bulunan Avusturya ve Türk devletlerinin müttefik olmalarıyla ilişkilerde yeni bir devir başladı. Bu yakınlaşmada “Macar kardeşler”in de yadsınmaz paylarının olduğunu ifade etmek gerekir. Her ne kadar perde arkasında siyasî ve ekonomik çıkarlar söz konusu olsa da Avusturya-Macaristan İmparatorluk Ordusu’nun askerleri bu savaşta Türk topraklarında “seve seve ve kemalî cesaretle” dövüşmüşler ve canlarını feda etmişlerdir. Elinizdeki çalışma, savaşın işte bu pek az bilinen konusuna, Avusturya-Macaristan birlikleriyle Türk ordusu arasındaki ilişkiye değiniyor.
Alman üretici Macaristan’a yüklü bir yatırım yapacak.
Bundan birkaç ay önce Mercedes‘in küçülmeye gideceği haberi, markanın CEO’su Ola Källenius’tan gelmişti. Manuel şanzımanlara veda edecek olan üretici, geleceğini tamamen elektrikli otomobillere teslim edecek.
Bu proje kapsamında hareketli bir 2021 yılı geçirecek olan üretici, EQ ailesinin üretime geçeceği fabrikaları belirlemeye başladı. Bu fabrikaların ilki, EQB üretimi yapacak ve Macaristan’da konumlanacak.
A weboldalon cookie-kat használunk, amik segítenek minket a lehető legjobb szolgáltatások nyújtásában. Weboldalunk további használatával jóváhagyja, hogy cookie-kat használjunk.