2026. Temmuz 31.
Türkinfo Blog Oldal 223

“Kadınların Karşılıksız Emeğinin Farkına Varalım” projesi başladı

İşte Kadın Derneği ile Macaristan JOL-LET Derneği ve Adıyaman Genç Kuşak Kadın Girişimciler ve İstihdam Derneği (AKİD) ortaklığıyla Sivil Toplum Diyaloğu VI. Dönem Hibe Programı kapsamında “Kadınların Karşılıksız Emeğinin Farkına Varalım” projesi başladı.

İşte Kadın Derneği ile Macaristan JOL-LET Derneği ve Adıyaman Genç Kuşak Kadın Girişimciler ve İstihdam Derneği (AKİD) ortaklığıyla Sivil Toplum Diyaloğu VI. Dönem Hibe Programı kapsamında “Kadınların Karşılıksız Emeğinin Farkına Varalım” projesi başladı.

İşte Kadın Derneği’nden yapılan açıklamaya göre, kadınların ekonomik ve sosyal konumunu güçlendirmek, girişimcilik yönlerini ortaya çıkararak ülke ekonomisine katkılarını artırmak hedefiyle kurulan İşte Kadın Derneği’nin Dışişleri Bakanlığı Avrupa Birliği Başkanlığı tarafından Avrupa Birliği mali desteğiyle uygulanan Sivil Toplum Diyaloğu Programı’nın altıncı dönemi kapsamındaki “Kadınların Karşılıksız Emeğinin Farkına Varalım” projesi hibe desteği aldı.

Devamı

“Türkiye-Macaristan Çalıştayı“ Tamamlandı

Diplomatik İlişkiler ve Politik Araştırmalar Merkezi (DİPAM) ile Budapeşte merkezli National University of Public Service (NUSP) bünyesinde yer alan The Institute for Strategic and Defence Studies (ISDS) evsahipliğinde Macar ve Türk dış politikası üzerine ilk ortak çalıştay “Yeni Dönemde Karşılıklı İlişkiler” anateması ile 14 Nisan 2021 tarihinde çevrimiçi olarak gerçekleşti.

Açılış konuşmalarını DİPAM Başkanı Tolga SAKMAN ve ISDS Direktörü Dr. Péter TÁLAS’ın yaptığı çalıştayda Ferenc NÉMETH (Institute for Foreign Affairs and Trade (IFAT)), Dr. Tamás BARANYİ (IFAT), Dr. Zoltán EGERESİ, (ISDS) ile Murat JANE (İstanbul Aydın Üniversitesi), Prof. Dr. Esra HATİPOĞLU (DİPAM), Prof. Aylin Ünver NOİ (Haliç Üniversitesi) bilgi ve görüşlerini aktarıp iki kurumun araştırmacılarının sorularını cevaplandırdılar.

Katılımcılar, Macar ve Türk dış politikasının temel özelliklerine genel bir bakış sundu ve Macaristan-Türkiye ilişkilerini detaylandırdılar. Her iki ülkenin de dış politika gerçeklerinde Doğu ile Batı arasında konumlanma olgusunun altını çizdiler. Türkiye ile Macaristan arasındaki ilişkiyi güçlendirme fırsatları bunu yansıtmaktadır. Çünkü Türkiye, Macaristan hükümetinin Doğu’ya açılım politikalarında önemli bir rol oynayabilir ve Macaristan, Avrupa Birliği içerisinde Ankara’ya verdiği destek ile Türkiye’ye bir alternatif sağlayabilir. Üstelik iki ülkenin farklı uluslararası örgütler özelinde ilişkilerini çeşitlendirdiği bir dönem yaşanmaktadır.

Kapalı olarak gerçekleştirilen çalıştayın raporunun hazırlanması ve benzer çalışmaların iki kurum arasında devam etmesi kararı alındı.

Devamı

HINCAL ULUÇ – Kovid’in en büyük savaşçısı!..

“Katalin Kariko ismini daha önce duydun mu” dedi, Dr. Erdoğan Karatay dostum, Frankfurt‘tan aradığında.. “Oysa o kadar önemli bir bilim insanı ki!. Hele de Kovid savaşındaki rolüyle..”

“O zaman yaz” dedim.. “Yaz ki, hepimiz öğrenelim..” Kliniğinde, günde ortalama 14-15 saat çalışıyor.. Dinlenmek değil, sadece birkaç bişey atıştırmaya ve ertesi güne dinç başlamak için uyumaya ihtiyacı var. Ama isteğimi ikiletmedi.. Yazdı..

Ben de aldım, bu tatil gününe koydum işte..

Katalin Kariko hiçbir zaman başkaları ne düşünür, ne yapar konusuna takılmadı ve biz bugün ona çok şey borçluyuz.

Biraz Madam Curie’yi (Marie Curie) andırdığını söyleyebiliriz, hani radyoaktiviteyi bulup Nobel Ödülü’nü alan (Hem de Fizik ve Kimya dalında ayrı ayrı) ilk kadın.

KatalinKariko, 1955yılında, yaniMadam Curie‘den88 yıl sonra Macaristan‘da dünyaya geliyor. Küçük bir kızken zamanının büyük bir bölümünü kasap olan babasının dükkânında geçiriyor.. Kesilen hayvanların kalp, akciğer, pankreas gibi “sakatat” dediğimiz organlarını inceliyor.

Onun bu araştırma arzusu ve merakı o kadar büyüyor ki, sonunda Katalin Kariko’yu Szeged Üniversitesi‘ne taşıyor.

Burada günlerini, ilerde bir gün tıp alanında büyük bir atılım olacağına inandığı, birçok hastalığın tedavisinde de devrim yaratacağını düşündüğü bir biyomoleküle adıyor, bu molekülün adını artık herkes biliyor..

RNA yani Ribo Nükleik Asit. İnsan vücudunun yapısında çok önemli bir yer tutan proteinlerin yapım planlarını elinde tutan, bu planları hücrelere yollayıp orada proteinlerin, yani insan vücudunun temel maddesinin inşasının tam istediği gibi yapılmasını sağlayan RNA!.

Kariko’nun büyük hayali, günün birinde bu yapı planlarını vücut dışında inşa edip, istenen proteinlerin vücutta yapılmasını, örneğin ölmüş olan kalp kasının yeniden inşası için üreme faktörleri ya da enfeksiyonlara karşı antikor oluşmasını sağlamak.

YANİ BUGÜN KOVİD-19 AŞISI YAPIMINDA KULLANILAN mRNATEKNOLOJİSİ, işte bu!

Bu seviyeye gelebilmek için öncelikle bu molekülü çok iyi tanıması gerekiyordu, bu uğurda yıllarca çalışması gerekti Kariko’nun. Bu çok pahalı araştırmanın maddi yükü de ayrı bir sorun oldu, Szeged Üniversitesi, araştırma bütçesini kesince, 1985 yılında kocası ve 2.5 yaşındaki kızıyla Amerika’ya gitme kararı verdi. Arabasını karaborsada bin 200 dolara satıp, parayı kızının oyuncak ayısının içine sakladı ve Amerika’nın doğu kıyısına kapağı attılar.

Önce Philadelphia, ardından Pennsylvania Üniversitesi’nde çalışmalarına devam etti.
Meslektaşlarının büyük çoğunluğu için, araştırdığı şey delilikti ve boşuna zaman kaybıydı. Yani, dışarda, savaşılacak nesnenin, örneğin bir virüsün küçük bir parçasının yapım planları insan vücuduna verilecek, orada yapımı sağlanacak ve vücut bu düşmana karşı hemen savunma reaksiyonu, antikor oluşturacaktı.

Peki bu nasıl olacaktı, insan vücuduna dışardan bu yabancı maddeyi verip nasıl kabul ettirecekti?

Kimse ama kimse buna inanmadı. Defalarca denenip başarılamaması da bu inanmayanları haklı çıkarıyor gibiydi sanki. Her seferinde bu ‘yabancı madde’ vücudun savunma sistemi tarafından daha hücrelere varamadan yok ediliyordu.

Katalin Kariko yenik ayrılıyordu her denemeden. Artık üniversiteler bu umutsuz araştırmaya para yatırmak da istemiyordu. Hatta Pennsylvania Üniversitesi, bu araştırmaya devam edecekse, profesör kadrosunun elinden alınacağını söylüyordu.

Kariko inanmaktan vazgeçmedi, profesör kadrosunu terk etti, maaşı azaldı.

Zaman zaman ümitsizliğe kapılsa da, inancından vazgeçmedi, 16 yaşından beri kendini adadığı bu davada sonuca varacağını düşünüyordu. Her başarısız deneyinden sonra kendisine hep “Neyi farklı yapmalıyım” diye soruyordu.
1998 yılında, üniversite kampüsünde kendisi gibi mRNA’ya inanan HIV’e karşı aşı geliştirmeye çalışan biyokimyacı Drew Weisman’a rastlaması araştırmanın gidişatını değiştirdi. Aynı laboratuvarda çalışıp sürekli fikirlerini ve sonuçlarını paylaştılar. Sonunda problemin ne olduğunu da buldular..

Problemi yaratan mRNA’daki dört molekülden biriydi. Bu molekül vücuda girdiğinde savunma sistemi hemen harekete geçiyor ve her şeyi mahvediyordu.
2005 yılında, bunun yerine, aynı görevi görecek, ancak vücutta problem yaratmayacak yalancı bir protein üretmeyi başardılar.

Bu teknoloji hemen alıcı buldu. Ancak..

Üniversite, bu buluşun patentini bir biyoteknoloji firmasına sattı, oysa bu patent, bulucularına verilmeliydi. Sonuçta bu teknolojiyi bulanlar en fazla bilgi ve deneyime sahipti.

mRNA teknolojisine en az Kariko kadar inanan ve onu çok takdir eden biri daha vardı.. Kanadalı hücre biyolojisi uzmanı Derick Rossi.. O zamanlar Standford Üniversitesi’nde önemli bir konumdaydı, teknolojiye sahip çıktı, büyük destek alarak bunu ilerletti.

Kendisi şu an Alman BioNTech firmasınınen büyük rakibi MODERNAşirketinin kurucularından birisi olarakgörevine devam ediyor. Moderna’nınKOVİD-19 aşısı şu ankullanımda..

Katalin Kariko’ya ne olduğunu merak ediyorsunuz tabii.
2013 yılında Alman BioNTech firmasına katıldı ve bugün kullanımda olan KOVİD- 19 aşısının mucitlerinden birisi.

Kariko, kendisine Nobel ödülünün verilmesini şiddetle savunanların aksine bir ödül beklemediğini söylüyor ve ekliyor:

“Madam Curie’nin dediği gibi, ‘Bireyler daha iyi olmadıkça, dünyayı daha iyi bir hale getirebileceğimizi düşünmemeliyiz.’ Bu anlamda hepimiz, kendimizi geliştirmeye odaklanmalı ve bize yüklenen görev ve sorumluluğu üstlenip, görev bilinciyle en çok faydamız olacak insanlara yönelmeliyiz.”

www.sabah.com.tr/yazarlar/uluc/2021/04/17/kovidin-en-buyuk-savascisi

Kayıp ressamın günlüğü

John Berger, 1958 tarihli ilk romanı ‘Zamanımızın Bir Ressamı’nda, Londra’da sürgün hayatı yaşarken ortadan kaybolan Macar bir ressamın hikâyesi üzerinden toplumcu sanat anlayışını, sanat-hayat ilişkisini ve dönemin sanat dünyasını anlatıyor.

Zamanımızın Bir Ressamı’, John Berger’in ilk romanı. 1958’de, Berger 32 yaşındayken yayımlanmış. Chelsea Sanat Okulu’nda ve Londra Merkezi Sanat ve Tasarım Okulu’nda öğrenim görmüş Berger. Kariyerine ressam olarak başlamış ve 1940’ların sonlarında Londra’daki galerilerde eserlerini sergilemiş. St. Mary’s kolejinde resim dersi vermiş. Daha sonra sanat eleştirmeni olmuş ve sanat üzerine birçok deneme ve incelemesi yayımlanmış. Biyografik bilgileri anımsatmamın nedeni ilk romanıyla doğrudan bağların olduğunu düşünmem.
John Berger, ‘Zamanımızın Bir Ressamı’nda İkinci Dünya Savaşı öncesinde Macaristan’dan kaçarak Londra’da sürgün hayatı yaşayan Macar ressam Janos Lavin’in 1956’da ortadan kayboluşunun ve günlüğünün John adlı sanat eleştirmeni bir arkadaşı tarafından keşfedilmesinin öyküsünü anlatır.
Günlüğü bulan John’la romanın yazarı John Berger arasında birçok benzerlik bulabileceğimizi düşünüyorum. Tabii günlük aracılığıyla öyküsü anlatılan ve sanat ve dünya hakkındaki görüşleri iletilen Janos Lavin’de de John Berger’in yaşamöyküsünün ve düşüncelerinin izleri görülüyor.

Soğuk Savaş’ın tüm hızıyla sürdüğü, antikomünizmin rüzgârlarının çok güçlü bir şekilde estiği bir dönemde yayımlanmış roman. O dönemde hemen her gün sosyalist ülkelerden, Demirperde’den ‘özgür dünya’ya kaçan yazar ve sanatçıların öyküleri anlatılırken Berger’in kahramanı Janos Lavin tamamen ters bir öyküye sahip. Lavin inançlı bir devrimci ve vatanı Macaristan’dan kaçma sebebi Mart 1919’da Béla Kun liderliğinde kurulan Macar Sovyet Cumhuriyeti’nin sağcı güçlerce Ağustos 1919’da yıkılması. Bu ters rüzgârlar yayıncısını olumsuz etkilemiş, roman okunup anlaşılmadan tepkiyle karşılanmış ve yayımlandıktan bir ay sonra yayından geri çekilmiş ve tekrar yayımlanması ancak 1972’de mümkün olmuş.
Janos Lavin, Sovyetler Birliği’ne, Moskova’ya gitmek yerine Londra’ya kaçmış. Kitabın arka kapağına da alınan günlük notunda bu kararını “Hâlâ sosyalizm için mücadele edebileceğim bir yere gitmek istemiştim. Başkalarının uğruna savaştıkları zaferin tadını çıkarmak istemiyordum” diye açıklar.

Lavin’in günlüğü ve John’un günlükte anlatılan olayları açıkladığı bölümlerden oluşan ‘Zamanımızın Bir Ressamı’ iki ana eksen üzerinde gelişiyor. Bir yandan çok önemli bir ressam olmasına rağmen Londra sanat çevrelerinde bilinmediği için hemen hiç tanınmayan Janos Lavin’in yaratım dünyasına girip onun toplumcu sanat anlayışını, bu anlayışla sanata bakışını ve kendi sanatını izah edişini okuyoruz. Londra sanat çevrelerinde etkili olduğu anlaşılan sanat eleştirmeni dostu John’un Lavin’i tanıtma, bir sergi açma girişimleri sayesinde de sanat dünyasındaki ilişkiler ağı, bir ressamın sergi açabilmek için nasıl yollardan geçmesi gerektiği gibi konular da tartışmaya açılıyor. Diğer eksen ise Janos Lavin’in göçmenlik kararıyla, ülkesinde yaşananlara bakarak kendiyle, siyasi inancıyla, yaşam sebebiyle hesaplaşması… Roman günlük şeklinde yazıldığı için yazarın hem sanat hem siyaset hakkındaki görüşlerini uzun uzun anlatmasını kolaylaştırmış. Ama bu tavır, kitabın anlatı ile düzyazı arasındaki salınımı, ortaya türler arası, kolay okunmayan bir eser çıkarmış. İlknur Özdemir’in ustalıklı çevirisiyle okuduğumuz kitaba John Berger’in 1988’de yazdığı sonsöz de eklense iyi olurmuş.
Hem John Berger sevenler hem de sanat-hayat ilişkisi üzerine türlerarası farklı bir anlatı okumak isteyenler için önerilebilecek bir eser ‘Zamanımızın Bir Ressamı’.

www.hurriyet.com.tr/kitap-sanat

Macaristan’da coronayı atlatanlara ve aşı olanlara kısıtlamalar kaldırılıyor

Macaristan Başbakanı Viktor Orban, corona virüsü atlatanlar ile aşı olan vatandaşların önümüzdeki hafta açılacak tiyatro, otel, spor tesisleri gibi birçok hizmetten faydalanabileceklerini bildirdi.

Macaristan Başbakanı Viktor Orban katıldığı bir radyo programında corona virüsü yenerek iyileşenler ile aşı olan vatandaşların önümüzdeki hafta açılacak işletmelerin hizmetlerinden faydalanabileceklerini duyurdu. “4 milyon kişiyi aşıladıktan sonra önümüzdeki Çarşamba-Perşembe günü hastalığı atlattıklarını ya da aşılandıklarını belgeleyen kişiler için geniş hizmet yelpazesini açacağız” diyen Başbakan Orban, tüm yetişkinleri aşıladıktan sonra 16-18 yaş grubunu aşılamaya başlayacaklarını belirtti.

Başbakan Orban’ın açıklamalarına göre corona virüsü atlatan ya da aşı olan Macaristanlılar belgelerini göstermek suretiyle tiyatro, sinema, sirk, fitness salonları, yüzme havuzları, kaplıcalar, hayvanat bahçeleri, lunapark, müzeler, kütüphaneler, otel, restoran ve kafeteryaların da aralarında bulunduğu birçok işletmenin hizmetlerinden faydalanabilecek.

Sokağa çıkma yasağının başlangıcının yerel saatle 21.00’den 22.00’ye alındığı ülkede bugüne kadar en az 3 buçuk milyon kişi corona virüs aşısının birinci dozunu aldı. Üçüncü dalgada vaka, yatan hasta ve ölü sayısının düşüşe geçtiği Macaristan’da salgınının başlangıcından beri 764 bin 394 vaka tespit edilirken, 26 bin 208 kişi de hayatını kaybetti.

ÇEKYA’DA YÜZ YÜZE EĞİTİM BAŞLATILIYOR

Vaka sayısının düşüş gösterdiği bir diğer ülke olan Çekya’da da hükümet kısıtlamaları gevşetme kararı aldı. Andrej Babis hükümetinin aldığı aşamalı gevşeme kararına göre 26 Nisan Pazartesi gününe kadar salgına ilişkin tablonun kötüleşmemesi durumunda 3 Mayıs Pazartesi günü berber, kuaför, güzellik salonları, perakende satış yapan dükkanlar, müze ve galeriler hizmete açılacak.

Sözcü

Yunus Emre Başar gümüş madalya aldı

Avrupa Güreş Şampiyonası’nda grekoromen stil 77 kiloda mücadele eden Yunus Emre Başar, gümüş madalya aldı.

Polonya’nın başkenti Varşova’da düzenlenen Avrupa Güreş Şampiyonası’nda grekoromen stil 77 kiloda mücadele eden Yunus Emre Başar, gümüş madalyanın sahibi oldu.

Milli güreşçi, grekoromen stil 77 kilo finalinde dünya ve Avrupa şampiyonu Macar Tamas Lorincz ile karşılaştı.

Tecrübeli rakibine 8-0 teknik üstünlükle yenilen Yunus Emre, gümüş madalya aldı. Olimpiyat ikincisi Lorincz, kariyerindeki dördüncü Avrupa şampiyonluğunu elde etti.

Milli sporcu Yunus Emre, Avrupa şampiyonalarında büyükler kategorisinde ilk madalyasını kazandı.

Yunus Emre Başar, Polonya’da ilk turda Ermeni Varuzhan Grigoryan’ı 9-0 sayı tuşuyla, çeyrek finalde Avrupa şampiyonu Azerbaycanlı Sanan Suleymanov’u 8-5, yarı finalde de Ukraynalı Dmytro Pyshkov’u 4-0 yenmişti.

NTV

16,474FansLike
639FollowersFollow