Umudumuzu da akıl sağlığımızı da kaybettik
30 ülkede yapılan bir araştırmada insanlara, “Korona öncesine göre akıl ve ruh sağlığınız ne durumda?” diye soruldu. “Daha kötü” diyenlerin oranı en çok Türkiye’de çıktı. Türklerin yüzde 61’i akıl ve ruh sağlığının bozulduğunu söyledi.
Türkiye’de yaşayan 5 kişiden 3’ünün akıl sağlığı pandemi döneminde bozuldu. Bu veri, Ipsos’un Dünya Ekonomik Forumu (WEF) için global çapta yaptığı araştırmada ortaya çıktı. Araştırmaya göre Türkiye, pandemide vatandaşlarının akıl ve ruh sağlığı en çok bozulan ülke.
AÇIK ARA ÖNDEYİZ
Türkiye’de katılımcıların yüzde 61’i “pandemi döneminde akıl ve ruh sağlığımı kaybettim” dedi. Global ortalamada bunu söyleyenlerin oranı yüzde 45. Yani Türkiye listede açık ara ile birinci. Türkiye’yi bozulan akıl sağlığında Şili ve Macaristan takip etti. Türkiye, 30 ülkeyi kapsayan araştırmada “2021 başından beri akıl ve ruh sağlığınız nasıl?” sorusunda da en fazla “daha kötü” denilen ülke.
Araştırmada katılımcılara pandeminin ne zaman sona ereceğine dair beklentileri de soruldu. Türkiye’de yüzde 44, 12 aydan önce coronavirüs öncesine dönülmeyeceğini belirtirken, yüzde 5 “asla eski günlere dönemeyeceğiz” dedi. 30 ülkenin yer aldığı araştırmada ortalamada yüzde 59, 1 yıl içinde pandemi öncesindeki hayatına dönebileceğini düşünüyor.
Korona öncesi normal hayatımıza ne zaman dönebileceğimize dair tahminler tüm dünyada farklılık gösteriyor. Ortalamada 5 kişiden 3’ü, pandeminin bir yıl içinde kontrol altına alınabileceğini düşünüyor. Hindistan, Çin ve Suudi Arabistan’da yaşayanlar çok daha iyimser. En kötümserler ise Japonlar. 5 Japon’dan 4’ü pandeminin 1 yıldan önce kontrol altına alınamayacağını belirtiyor.
Budapeşte Büyükelçiliği Türk uyruklu sözleşmeli sekreter alacak
Budapeşte Büyükelçiliğinde münhal bulunan 1 (bir) adet Sözleşmeli Sekreter pozisyonuna sınavla personel alınacaktır.
T.C. Budapeşte Büyükelçiliği Türk Uyruklu Sözleşmeli Sekreter Sınav Duyurusu
I) ADAYLARDA ARANAN NİTELİKLER:
1. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak,
2. Sınav tarihi itibarıyla 46 yaşından gün almamış olmak,
3. En az lise veya dengi okulları ile bu okullarla eşdeğer olduğu Milli Eğitim Bakanlığınca onaylanmış yabancı okullardan mezun olmak,
4. Kamu haklarından yoksun bulunmamak,
5. Ağır hapis veya 6 aydan fazla hapis veya affa uğramış olsalar dahi zimmet, ihtilas, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanmak, dolaylı iflas gibi yüz kızartıcı bir fiilden dolayı hapis cezasından hükümlü bulunmamak,
6. Erkekler için askerliğini yapmış olmak veya yapmış sayılmak,
7. Her türlü iklim koşullarında görev yapmaya engel durumu bulunmadığını sağlık kurulu raporu ile belgelemek (Sağlık Kurulu Raporu istihdam edilecek adaylardan istenir),
8. Çok iyi derecede Macarca ve Türkçe bilmek (Macarcanın yanında İngilizce bilmek tercih sebebidir),
9. Bilgisayar ve daktilo kullanabilmek.
II) BAŞVURU İÇİN ADAYLARDAN İSTENEN BELGELER:
1. Sınava katılma isteğini belirten başvuru dilekçesi (dilekçede, adres, telefon numarası, e-mail adresi gibi temas bilgilerine de yer verilmelidir),
2. Özgeçmiş (CV),
3. Türk pasaportunun aslı veya onaylı sureti ile işlem görmüş sayfaların fotokopileri,
4. Nüfus cüzdanının aslı veya onaylı sureti,
5. Son mezun olunan okuldan alınan diplomanın aslı veya onaylı sureti (Yurtdışında eğitim görmüş lise mezunları için Eğitim Müşavirliklerinden/Ataşeliklerinden alınacak “denklik belgesi”),
6. Erkekler için askerlik kesin terhis belgesi veya askerlikle ilişiği olmadığına dair belge,
7. Son 6 ay içinde çekilmiş 2 adet renkli vesikalık fotoğraf.
Postayla başvurularda, asılları yazılı sınav öncesinde ibraz edilmek kaydıyla, 3, 4, 5 ve 6. sıradaki belgelerin fotokopileri gönderilebilir.
III) SINAV:
Sınava girerken pasaport veya kimlik kartının aslının ibraz edilmesi gerekmektedir.
a) Yazılı Yeterlilik Sınavı:
Yazılı eleme sınavı 25 Mayıs 2021, Salı günü saat 10.00-16.00 saatleri arasında T.C. Budapeşte Büyükelçiliğinde yapılacaktır.
Sınav konuları:
Türkçeden Macarcaya çeviri (1 saat)
Macarcadan Türkçeye çeviri (1 saat)
Türkçe Kompozisyon (1 saat)
Macar Kültür Merkezi’nden kahraman kadınların sergisi
Macar Kültür Merkezi 1. Dünya Savaşı döneminde kadınların yaptığı kahramanlıkları bir sergiyle anıyor
Macar Kültür Merkezi, 1. Dünya Savaşı zamanında erkeklerin savaştığı esnada kadınların yaptığı “kahramanlıkları” bir sergide bir araya getiriyor. Kadınların Macaristan’da hayata geçirdiği faaliyetlerin yanında Türkiye’deki çalışmalarına da yer veren sergi 18 Nisan – 28 Mayıs 2021 tarihleri arasında gezilebilecek.
1. Dünya Savaşı, sadece orduların savaşması sebebiyle değil, aynı zamanda tarafların kazanmak uğruna tüm toplumu seferber etmesi nedeniyle yaşanan ilk modern savaştı. Bu durum Macaristan için de geçerliydi ve savaşa sadece yetişkin erkekler değil, o zamanlar sayısı 11 milyon civarında olan kadınlar da katıldı.
Silahlı mücadelelere, bazı dikkat çekici ama çok nadir istisnalar hariç, sadece erkekler dahil olduysa da kadınlar çok önemli görevler üstlendi. Erkeklere moral vermek ve yaralılara bakmak zaten geleneksel bir durumdu. Buna ek olarak, cepheye gönderilen milyonlarca erkeğin yerine ekonomik alanda birilerinin çalışması gerekiyordu. Çünkü gittikçe uzayan savaş sırasında üretimin devamlılığı kritik rol alıyor ve üretilen ürünlerin çoğu orduya yollanırken cephe gerisindeki temini zorlaşıyordu. Doğal olarak bu durum kadınların ailelerinin ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmasına sebep oldu.
Fakat cephe gerisi sadece maddi sıkıntılarla değil, manevi anlamda da acılarla doluydu; oğul, ağabey, eş veya sevgili için endişe taşınıyordu. Kadınlar sevdikleri için, sağlam dönmesini ümit etmek, esir düştüğüne üzülmek, yaralı, sakat veya hasta olarak gelir diye korkmak gibi karmaşık duygular içindeydi. Şehit olanlar içinse yüzbinlerce kişi yas tutuyordu. Kadınların savaş için yaptığı fedakarlık, ülkeleri için kanlarını döken erkeklerden farklıydı fakat savaşın özelliklerine bakılırsa bunun kadar gerekliydi.
Sergi kadınların bu çabalarını çoğu daha önce sergilenmeyen arşiv fotoğrafları ve objeler üzerinden anlatıyor. Serginin küratörleri; Viyana Macar Tarih Enstitüsü Başkanı Iván Bertényi, Paris Macar Kültür Merkezi Direktörü Zita Bodnár, fotoğraf sanatçısı ve tarihçi Károly Kincses.
Estergon Bazilikası’nın haçından 176 yıllık zaman kapsülü çıktı
Macaristan’daki en büyük kilise olan Estergon Bazilikası’nın tepesindeki haçın içinden zaman kapsülü çıktı.
Bu yıl yapılan yenileme çalışmalarında, 100 metre yüksekliğindeki kubbe üzerinde yer alan haçın içinde mühürlenmiş, bakırdan yapılma ve silindir şeklinde bir kapsül bulundu.
II. Dünya Savaşı sırasındaki hava saldırıları ve bombardımanlardan sağ çıkmayı başaran yapıdaki kapsül, üzerine isabet eden şarapnel nedeniyle epey hasar görmüştü.
Buna rağmen, 176 yıl önce haçın içine yerleştirilen kapsülde yer alan belgeler neredeyse hiç zarar görmemişti.
Kapsül, Başpiskopos Jozsef Kopacsy ve baş mimar Jozsef Hild tarafından 1845’te haça yerleştirilmişti.
Sirkin eski oyuncuları
On yıl önce Cirque du Soleil’in İstanbul’daki gösterisini izlemeye gitmiştik. Çocukken bir çok sirk gördüğüm, üzerine hayli Fellini filmi de izlediğim için, yeni bir şeyle karşılaşma ihtimalimin olmadığını düşünüyordum. Yanılmışım. Müthiş bir gösteriydi. Dünyanın çeşitli köşelerinden gelmiş insanların becerilerini izlerken büyülendim. Türümüzün ne kadar yetenekli olduğunu unutmuşum, onu hatırladım ama daha fazlası da vardı; o tekil egoların bir araya gelip ortaya çıkardıkları bütün, göz kamaştırıcıydı. Demek ki diye düşünmüştüm, 19. yüzyıl ütopistleri gibi, bir ada mümkün.
Mümkün mü gerçekten? Başka bir tartışma konusu. Ama salondan çıktığımda mutluydum. Ekim sonu olmalı. Marmara Denizi’nde gümrük işlemleri için bekleyen gemilerin ışıkları parlıyordu. Bir sigara yaktım ve sanki seyredilmeye değer bir şeymiş gibi, arabalarına varıp bir an evvel eve gitmeye çalışan insanların çalkantısına baktım. Aynı gösteriden mi çıkmıştık gerçekten?
Ne zaman eski dönemlerden bir oryantalistin filmini izlesem ya da anılarını okusam, hep o sirk gecesini anımsarım. Benim gözümde bu oryantalistler muazzam yetenekleri olan birer sirk yaratığıdır aslında, ne yazık ki bir araya geldiklerinde, Cirque du Soleil’dekinin aksine birer kuklaya dönüşürler.
Şimdi düşünüyorum da, sirk ile oryantalistler arasında kurduğum bağlantıda, John Le Carré’nin de payı olsa gerek. Romanlarında İngiliz istihbaratından “Sirk” diye söz eder. Oryantalizmle casusluk arasında sıkı bağlar olduğu ise kimsenin meçhulü değil. 20. yüzyıl başında hayatları filmelere de konu olmuş Arabistanlı Lawrence, Gertrude Bell gibi… Meğer Macarların da (belki de Macar Yahudileri demeliyim) bunlarla aşık atacak oryantalist casusları varmış.
Gyula Germanus’un “Hilalin Solgun Işığında Doğu’nun Büyüsü” kitabıyla karşılaşmam, bir dizi başka Macar oryantalistle tanışmamın yolunu açtı. İlk Tibetçe-İngilizce sözlüğü hazırlayan Sándor Körösi Csoma (1784-1842), Avrupa’da modern İslami ilimlerin kurucu babalarından olan ama Budapeşte Üniversitesi’nde Yahudi olduğu için dışlanan Ignác Goldziher (1850-1921), “Kastamonu Ağzı” üzerine kitap yayımlayan Macar Türkolog Jozsef Thury (1861-1906), Türk halk bilimi üzerine çalışan Ignác Kúnos (1860-1945).
Bunların içinden iki Yahudinin, Csoma’nın ayak izlerini takip eden Arminius Vámbéry (1832-1913) ile Vámbéry’nin öğrencisi Germanus’un (1884-1979) olağanüstü yetenekleri ve seyahatleriyle, sirk insanlarını çağrıştıklarını söylemek abartı olmaz.

Vámbéry, 1857 yılında 25 yaşındayken İstanbul’a gelmiş, kısa sürede paşa konaklarının aranan öğretmenlerinden birine dönüşmüş ve Hariciye Nezareti’nde çevirmenlik görevine kadar yükselmişti. Dört yıl sürecek bu ilk maceradan sonra 1862’de 40 yaşındayken yeniden İstanbul’a gelecek ve derviş kılığında Orta Asya içlerine giden olağanüstü yolculuğuna çıkacaktı. O güne dek hiçbir Batılının girmediği topraklar ve görmediği kavimlerin hikayesiyle dönecekti Avrupa’ya. Siyonizmin kurucusu Theodor Herzl, “Bir Sahte Dervişin Orta Asya Gezisi” kitabının yazarı Vámbéry’le karşılaşmasını şöyle anlatmıştı:
“Yetmiş yaşını aşkın bu topal Macar Musevisinin şahsında dünyanın en ilginç insanlarından birini tanıdım. Kendisinin Türk mü yoksa İngiliz mi olduğuna bir türlü karar veremeyen bu insan, Almanca kitap yazmakta, on iki dili aynı akıcılıkta konuşmaktadır; ayrıca ikisine ruhban olarak bağlandığı beş din değiştirdiğini iddia etmektedir. Bana Şark’ın binbir muammasını ve Padişah’la olan ilişkisini anlattı. Bana tümüyle güvenerek kendisinin Türkiye’nin ve İngiltere’nin gizli ajanı olduğunu söyledi. Musevilere düşman olan bir toplumda çektiği sıkıntıları anlatarak Macaristan’daki öğretim üyeliğinin göstermelik olduğundan söz etti.”
Vámbéry’nin diğer niteliklerini de şöyle sayar Herzl: 33 dereceli masonluk, Siyonizm’in sadık hizmetkarlığı, sahte dervişlik, gezginlik, kaşiflik, Türk-Macar soy birliği savunuculuğu, Türk hayranlığı ve dostluğu, Jön Türklerin akıl hocalığı, devletlerarası arabuluculuk…
Germanus’un (1884-1979) hikayesinin de ustasından aşağı kalır yanı yoktur. Macaristan’da üniversiteye yazıldığında Latin dili ve tarih bölümünü seçer. Türkçe derslerini dünyaca ünlü Vámbéry vermektedir. 1903’te henüz 19 yaşındayken İstanbul’a gelir. Jön Türklerle tanışır, onlarla Selanik’te toplantılara katılır. Yakalanıp hapse atılır. Yabancı kimliği sayesinde kurtulduktan sonra da Jön Türkler’in kuryesi olarak Anadolu seyahatine çıkar. 1915’te ikinci kez İstanbul’a gelişinde, Çanakkale cephesine giderek savaşı bizzat yerinde görür. Daha sonra anılarında şöyle yazacaktır: “Cephelerde katliam devam ediyordu, ama Çanakkale’de nispeten bir sükunet hakimdi. İngilizler boş yere kurbanlar verdiklerini ve antlaşma gereği Çarlık Rusya’sına verilmek üzere Konstantinopolis’i işgal etmenin anlamsızlığını fark etmişti. Muhtemelen galibiyet halinde anlaşmanın gereğini yerine getiremeyeceklerdi. Bu koşullarda başarısızlık belki de en büyük başarı anlamına geliyordu. Cephenin yarılmasını müteakiben İngiliz Lancashire Tugayı ve İskoç Sur Alayı’nın geri çekilme emri aldığını ancak yıllar sonra öğrenebildim. General Ian Hamilton galibiyet durumundan istifade etmek isteyen bir askerdi, ancak Londra’daki politikacılar bu ihtimali uzak görmüş ve durma emri vermişlerdi.”

1929’da bu kez Hindistan’da Kültür Tarihi kürsüsünün başkanı olarak görürüz Germanus’u. Delhi’deki Büyük Camii’de binlerce kişinin önünde Müslümanlığı seçer. 1934 yılında ise Mısır üzerinden Mekke’ye hac yolculuğuna girişir. 1955’te Cidde’de ortaya çıkar, Kral Abdülaziz’in misafiridir. Yine bir kervanla Mekke’den hareket eder. Bedir üzerinden çölde geniş bir tur atarak Riyad’a gidecektir. Yolda kaybolurlar. Bu iki maceralı çöl geçişinde de Harp kabilesine mensup bir Bedevi olan devecisi olan Mahmut eşlik eder ona.
Cerbezeli insanlardır bunlar. Onunla yaşarlar. Germanus’un kitabında bol bol var bu anlardan. Örneğin Konya’da İttihatçıların adamı Nuri Bey’e misafir olur. Yemekte, sohbet sırasında Nuri Bey, “Söyler misin bana, kim bu sosyalistler ve ne istiyorlar?” diye sorar. Germanus öyle ateşli bir sosyalizm savunucusudur ki, sözünü bitirdiğinde Nuri Bey “Bu muazzam bir fikir” diye haykırarak ellerine sarılır. “Bu insanların değil bizzat Allahın emrettiği en yüce dindir. Ben de sosyalist olmak istiyorum!” Delhinin Büyük Camii’ne, bir kafir olarak Müslümanlığı seçmeye geldiğinde de benzer bir halet-i ruhiyeye bürünecektir. Mimbere çıkar ve aşağı bakar: “Canlı insan dalgası, hareketli bir deniz gibi önümde hışırdıyordu. Adeta üzerime akan sel gibiydiler. Siyah, ak ve kızıl renkli kınayla boyanmış sakallar ormanı üzerime doğru gitgide yaklaşıyordu. Allah! Allah! diye şaşkınlıkla iç çekiyorlardı. Ben ise minberin tepesinde zevkle dikilmiştim ve kalabalığın kör taassubunun beni paramparça etmesi için tek bir söz yahut işaretin yeterli olacağının farkındaydım.” Kabe’de de benzer bir hal yaşayacaktır ama uzatmanın manası yok.
Doğulu’lardan ve Doğu yaşantısından söz etmenin dilsel kodları vardır. Germanus’da bunların hepsini görürüz: “Tam bir masal alemi bu Doğu.” diye yazar. Sonra İstanbul’a ikinci gelişinde onu değişmiş bulur ve kederlenir: “Sokaklarda üzüntüyle geziniyordum. Bu benim rüyalarımın Doğu’su değil artık.” Hindistan’da bulunduğu sırada Hintli hizmetçileri vardır. Bu hizmetçiler ev sahiplerinin ayak yıkamaya ne kadar önem verdiklerini fark edince, kendi ayaklarını da yıkamaya karar verirler ve bunun için mutfakta süt kaynatılan tencereleri kullanırlar. Germanus bunu öğrendiğinde şöyle yazar: “Avrupa medeniyeti ve Hindistan’ın bozulmamış çocuklarının ihtilafa düştükleri bu tür ufak ayrıntılara önceleri kızıyorduk ama daha sonra bu durumlardan keyif almaya başladık.” Ve Medine civarındaki harabeleri gezerken yaşadıklarını hatırladığında bir misyonu olduğunu itiraf eder: “Benden başka hiçkimse Arabistan’ın kutsal arazilerine ilişemez.”
İnsan egosu bu kadar yükseldiğinde, şuursuzluğunun gözler önüne serildiği kırılma anları da kaçınılmazdır. İki çöl geçişinde de kendisini ölümden kurtaran Mahmud’la, Riyad’da vedalaşmaktadırlar. Mahmud’un eline sadakatinin karşılığı olarak birkaç altın sıkıştırmaya çalışır. Mahmud’un cevabı tokat gibidir: “Ayıptır. Ya Seyyidi! Sen bizim bir parçamızsın, senin hayatın için kendi hayatımı ortaya koydum.”
Fakat insan bir deveciden, kendinden aşağı gördüğü birinden utanabilir mi?

Germanus Gyula Park, Budapeşte’deki Margeret Köprüsü’nün Buda çıkışına yakın, aynı adı taşıyan sokağın üzerinde ince uzun bir mekan. Bir kısmı otopark olarak kullanılan, evlerle Tuna arasında küçük soluklanma alanı oluşturan bu parkta; dinlenen, ayakkabısını bağlayan ya da bütün ömrünü o parkın karşısındaki binalarda geçirmiş kaç kişi merak etmiştir Germanus’u? Bilmiyorum. Varoluşsal açıdan bakıldığında, belki bazı soruları sormamak daha iyidir!
Hikayeleri büyüleyici, yetenekleri muazzam, arzuları sınırsızdır bu insanların. Neredeyse bir çırpıda onca dil öğrenmek, deve kervanlarıyla çöl geçmek, ölümle köşe kapmaca oynamak, iktidar sahipleriyle düşüp kalkmak ve ne olursa olsun ona göre pozisyon almayı bilmek. Hiçbiri kolay işler değildir.
Sorunun çetrefilleştiği yer bellidir öte yandan. Onların serüvenlerinden devşirdikleri ve akademik olduğuna kendilerini inandırdıkları bilgi, doğrudan siyasetin kullanımına amadedir. Suriye, Irak ve Ürdün nasıl oluştu? Hikaye daima bireysel ikbal ve tatmin arayışı olarak başlar; Bell, Germanus fark etmez. Hepsinin ortak bir metni vardır aslında, kaçış çocuklarıdır bunlar. Arzularını biçimlendiren gerekçeler ya da sosyal statüleri farklı olabilir, ama sonuçlar büyük ölçüde benzerdir. Çünkü sonuçları onlar değil daha yüksek bir otorite, adına şarkiyatçılık denilen bir akademik-bürokratik sistem dikte eder. Maceralardan sonra yorgun, tatmin olmuş biçimde eve döndüklerinde, hepsi otoritenin şemsiyesi altına girmeye hazırdırlar. “Arzu tramvayında bir kurum es’i” diyordu Foucault, yoksa Mustafa Irgat mıydı?

Edward Said, hepimiz için çığır açan kitabında “Şark’a ilişkin bir düşünce dizgesi olarak Şarkiyatçılık, özel insani ayrıntılardan genel insan ötesi ayrıntılara çıktı hep; onuncu yüzyıl Arap şiirine ilişkin bir gözlem, katlana katlana, Mısır, Irak ya da Arabistan’daki Şark zihniyetine yönelik (ayrıca, bu zihniyete dair) bir siyasa üretti kendinden” diye yazmıştı.
Belki şunu ekleyebiliriz. Şarkın bir düşünce dizgesi olarak aşağılanması şarkiyatçılarla ya da siyasi bürokrasiyle sınırlı değildir. İnanmayan D.H. Lawrence’ın Sicilyalılar hakkında yazdıklarına, Michaux’nun Asya üzerine abuklamalarına bakabilir. Bütün bunları da, “Katip Bartleby”in üzerine yıkmak haksızlık olur.
Serhat Öztürk – Türkinfo
Szalai golden sonra Altay Bayındır’ı unutmadı
Fenerbahçe’nin Başakşehir deplasmanındaki ilk golünü atan stoper Szalai, fileleri havalandırdıktan sonra yedek kulübesine gitti ve sakatlanan Altay’ı unutmadı.
Süper Lig’in 35. haftasının son maçında Başakşehir ile Fenerbahçe karşı karşıya geldi. Başakşehir Fatih Terim Stadı’ndaki mücadelede sarı-lacivertli takım 40. dakikada Attila Szalai ile 1-1’lik beraberliği yakaladı.
Sol kanattan kazanılan korneri kullanan Caner Erkin’in ceza alanına gönderdiği ortasında, ön direkte Ozan Tufan’ın kafayla indirdiği topa hareketlenen Attila Szalai arka direkte gelişine yaptığı vuruşla meşin yuvarlağı ağlarla buluşturdu.
Macar stoper, golden sonra yedek kulübesine giderek antrenmanda elinden sakatlanarak ameliyat olan takımından bir süre uzak kalacak takım arkadaşı Altay Bayındır’ın formasını hava kaldırarak başarılı file bekçisine moral verdi.
Macaristan, NATO’nun Afganistan’dan asker çekme kararına uyacağını açıkladı
Macaristan Dışişleri ve Dış Ticaret Bakanı Peter Szijjarto, ülkesinin, Afganistan’dan asker çekme konusunda NATO’nun ortak kararına uyacağını söyledi.
Macaristan Dışişleri ve Dış Ticaret Bakanı Peter Szijjarto, ülkesinin, Afganistan’dan asker çekme konusunda NATO’nun ortak kararına uyacağını söyledi.
Szijjarto, Macar Haber Ajansına (MTI) yaptığı açıklamada, NATO üyelerinin birlikte hareket etmesinin önemli olduğunu vurguladı.
Alınacak kararla, 20 yılda harcanan çabalar ve yapılan fedakarlıkların boşa gitmemesi, ayrılma sonrası Afganistan’da terörizmin tekrar canlanmaması gerektiğini ifade eden Szijjarto, “Afganistan ile komşu olan ve bugüne kadar NATO ile iş birliği yapan Özbekistan, Türkmenistan ve Tacikistan gibi ülkeler sınırlarını korumak için destek almalı.” diye konuştu.
Avrupa’nın güvenliğinin birçok açıdan Afganistan’ın güvenliğiyle bağlantılı olduğunu savunan Szijjarto, sığınmacı konusunda da İran ile bir çeşit iş birliği yapılmasının önem taşıdığını kaydetti.
ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken’in ülkesinin 11 Eylül’e kadar askerlerini Afganistan’dan çekeceğini açıklamasının ardından, Almanya Savunma Bakanı Annegret Kramp-Karrenbauer de ABD ile askerlerini çekeceklerini duyurmuştu.
Kaynak: www.haberler.com
Kadınlar Euroleague’de Final-Four heyecanı… İstanbul’da düzenleniyor

FIBA Kadınlar Euroleague’de Final-Four heyecanı yarın Volkswagen Arena’da oynanacak yarı final müsabakaları ile yaşanacak. Fenerbahçe saat 16.00’da Rus takımı UMMC Ekaterinburg ile karşılaşacak.
FIBA Kadınlar Euroleague’de Final-Four heyecanı yarın İstanbul’da başlayacak. Volkswagen Arena’da gerçekleştirilecek turnuvada Türkiye’den Fenerbahçe’nin yanı sıra Rusya’dan UMMC Ekaterinburg, İspanya’dan Perfumerias Avenida ve Macaristan’dan Sopron Basket takımları yer alacak.
Final-Four’un ilk gününde yarın saat 16.00’da Fenerbahçe ile UMMC Ekaterinburg karşılaşacak. İkinci maçta ise saat 21.00’de Perfumerias Avenida – Sopron Basket takımları karşı karşıya gelecek. Kazanan takımlar 18 Nisan Pazar günü finalde şampiyonluk için mücadele edecek. Kaybeden takımlar ise üçüncülük müsabakasına çıkacak.
İstanbul, 3. kez ev sahipliği yapacak
FIBA Kadınlar Euroleague Final-Four organizasyonuna İstanbul 3. kez ev sahipliği yapacak. Daha önce 2012 ve 2016 yıllarında İstanbul’da yapılmıştı. 2012 yılında Abdi İpekçi Spor Salonu’nda düzenlenen son 8’de İspanya’dan Ros Casares takımı ipi göğüslemişti. 2016 yılında Ülker Spor ve Etkinlik Salonu’nda yapılan Final-Four’da ise UMMC Ekaterinburg şampiyonluğu kazanmıştı.
Fenerbahçe, Kadınlar Euroleague’de bugüne kadar 3 kez final oynadı. Sarı-lacivertliler, 2013’te UMMC Ekaterinburg’a 82-56, 2014’te Galatasaray’a 69-58 ve 2017’de de Dinamo Kursk’a 77-63’lük skorla mağlup olarak sezonu ikinci tamamladı.
Kaynak: www.sozcu.com.tr

































