Rus enerji devi Gazprom ve Macaristan yönetiminin 2036’nın sonuna kadar ülkeye gaz tedariki konusunda anlaştıkları bildirildi.
Sputnik muhabirinin aktardığı üzere Gazprom ve Macaristan, 2036’nın sonuna kadar ülkeye gaz tedariki konusunda mutabık kalarak anlaşma imzaladı.
Macaristan’ın başkenti Budapeşte’de düzenlenen imza töreninde Gazprom Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Gazprom Eksport Genel Müdürü Yelena Burmistrova ile Macaristan Dışişleri ve Dış Ticaret Bakanı Peter Siyarto hazır bulundu.
Muhabirin aktardığına göre Siyarto daha önce ‘Macaristan’ın sözleşmenin yürürlükte kalacağı süre boyunca yılda 4.5 milyar metreküp gaz alacağı, bunun 3.5 milyar metreküpünün Sırbistan, 1 milyar metreküpünün ise Avusturya üzerinden sevk edileceğini’ açıkladı.
Macaristan, Rusya ile imzaladığı sözleşmeye Ukrayna’nın tepkisini müdahale olarak nitelendirdi
Macaristan Dışişleri ve Dış Ticaret Bakanı Peter Siyarto, Moskova ile gaz tedarikine ilişkin sözleşme imzalanmasının ülkenin iç meselesi olduğunu belirtti.
Macaristan’ın başkenti Budapeşte’de düzenlenen Dünya Avcılık ve Doğa Fuarı’nda, Türkiye’nin ve Türk Konseyi’nin standı büyük ilgi görüyor.
Macaristan’ın başkenti Budapeşte’de düzenlenen Dünya Avcılık ve Doğa Fuarı’nda, Türkiye’nin ve Türk Konseyi’nin standı büyük ilgi görüyor.
Hungexpo Fuar Merkezi’nde düzenlenen fuara, Tarım ve Orman Bakanlığı Doğa ve Milli Parklar Genel Müdürü İsmail Üzmez, Orman Genel Müdürü Bekir Karacabey ve Türkiye’nin Budapeşte Büyükelçisi Ahmet Akif Oktay katıldı. Heyet, Türkiye ve Türk Konseyi’nin standını ziyaret etti.
Üzmez, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye’nin biyoçeşitlilik ve endemik tür açısından zengin bir ülke olduğunu anımsatarak, birçok devletin katıldığı fuarda yer almanın önemine değindi.
Türkiye’nin doğa turizmini, biyoçeşitliliğini, sulak alanlarını ve genel olarak bu alandaki tanınırlığını artırmak için çalıştıklarını kaydeden Üzmez, Türk standına gösterilen ilgiden memnun olduklarını da sözlerine ekledi.
Türk Konseyi Macaristan Temsilcilik Ofisi Direktörü Büyükelçi Prof. Dr. Janos Hovari ise Türk Konseyi olarak katıldıkları fuarda doğayı koruma konusunu ön plana çıkardıklarını ve Türk dünyası ile Macaristan arasında bu alanda da iş birliği yapmak için adımlar atacaklarını aktardı.
Toplam 50 ülke katıldığı Dünya Avcılık ve Doğa Fuarı, 25 Eylül-14 Ekim’de ziyaretçileri ağırlayacak.
Soğuk savaş sonrası dönemde Transatlantik ilişkilerde ve Avrupa Birliği içinde yaşanan krizler neticesinde uluslararası ilişkilerde de popülist yaklaşımların etkisi görülmeye başlandı. Ancak “popülist dış politika” diye bütüncül bir akımdan bahsetmek mümkün değil. Popülistlerin dış politika vizyonları popülizm ile birlikte benimsedikleri ideolojik yaklaşımlarla şekillenmektedir. Bu politika raporunda Edit Zgut, popülistlerin iktidarda olduğu iki Avrupa Birliği üye ülkesi Macaristan ve Polonya’nın dış politikalarındaki popülist yaklaşımları incelemektedir.
Macaristan Başbakanı Viktor Orban, Afganistan’dan gelen göç akınına karşı tek başlarına mücadele ettiklerini ifade ederek, Avrupa Birliği’ni ihanet etmekle suçladı.
Son aylarda, Afganistan’da meydana gelen gelişmelerden sonra birçok ülke, göçmen akınına karşı önlem programı hazırlamıştı. Bunlardan biri olan Macaristan’da Başbakan Orban, AB ülkelerine karşı sarf ettiği sert sözlerle gündeme geldi.
“Bu bir ihanettir”
Çekya Başbakanı Andrej Babiş ile göçmenlerini girişini engellemek amacıyla Macaristan-Sırbistan sınırına çekilen tel örgünün olduğu bölgeyi ziyaret eden Orban, daha sonra gazetecilere açıklamalarda bulundu.
Önümüzdeki süreçte Afganistan’ı terk edenlerin Macaristan’a girmek isteyeceğini ifade eden Orban, bu sebeple sınırlarda sığınmacı baskısının artacağını öne sürdü.
Ülke sınırına yerleştirilen tel örgülerin güçlü olduğunu belirten Orban, ihtiyaç olması durumunda daha çok insan gücünün bölgeye aktarılacağını belirterek, “Zayıf nokta Brüksel. Çünkü AB, Afganistan’dan gelen kişilerin girişine izin verilmesini istiyor. Bu bir ihanet.” şeklinde konuştu.
“Biz tüm Avrupa’yı koruyoruz”
Avrupa’da herkes daha güvenli bir şekilde yaşayabilsin diye binlerce kişinin sınırda çalıştığını ifade eden Orban, “Brüksel ise Avrupalılara ve Macaristan’a ihanet ediyor. Burada, biz bütün Avrupa’yı koruyoruz ve Afganistan’dan buraya insanların getirilmesi planını umarım durdurmayı başarırız.” açıklamasını yaptı.
“AB, insan kaçakçılarıyla mücadele etmeli”
Çekya Başbakanı Andrej Babiş de konuya ilişkin açıklamasında, AB’nin, insan kaçakçılarıyla mücadele etmesi ve göçmen akınını Avrupa’nın dışında durdurması gerektiğine dikkat çekti.
Avrupa’da göçmenler konusunda genel duruşun değiştiğini vurgu yapan Babiş, deniz sınırlarının korunmasına da daha çok önem verilmesi gerektiğini aktardı.
“Güney” coğrafyasında Brezilya, Türkiye, Hindistan’daki neo-faşist iktidarlara Doğu Avrupa’dan da katılımlar var.
En uzun süreli deneyim Macaristan’dadır: Fidesz Partisi lideri Viktor Orban on bir yıldan beri iktidardadır. Polonya’da aşırı sağcı Jaroslaw Kaczynsky’nin partisi, Kanun ve Adalet’in iktidar dönemi ise 2015’te başlamıştır.
Liberal çevrelerde “popülizm” yaftası yakıştırılan, tedirginlik yaratan bir akım… Neo-faşist iktidarların ortak özelliklerini zaman zaman bu köşede tartıştım. Ülkelere özgü farklılıklar ihmal edilmemeli. Doğu Avrupa örnekleri, reel sosyalizmlerin kapitalizme dönüşmesinin izlerini taşımıştır. Bu dönüşümler, 2004 sonrasında AB üyeliğinden kaynaklanan neoliberal modelin kısıtlamaları ile bütünleşmiştir.
Bugün Orban yönetimindeki Macaristan üzerinde duracağım. Türkiye ile benzerlikler ve ayrışmalar dikkat çekicidir.
Liberal eleştiri: ‘Macaristan’ı değiştiren on yıl’
Liberal eleştiri ile başlayalım: Tipik örnek, Financial Times’ın yukarıdaki ara-başlığı taşıyan 21 Mayıs 2020 tarihli yazısıdır. Yazı, Viktor Orban’ın siyasal kimliği ve on yıllık “popülist” iktidarı üzerinde odaklanıyor.
Öğreniyoruz ki 1989’da 26 yaşındaki Orban, Genç Demokratlar Birliği’nin (sonraki adıyla Fidesz’in) kurucularından biridir. Doğu Avrupa’da anti-komünizmin bayraktarlarından George Soros’un bursu ile bir yıllığına Oxford Üniversitesi’ne gider. Komünistleri iktidardan uzaklaştıran 1990 seçimlerinde parlamentoya girer.
Fidesz 1998 seçimlerini kazanır; Orban başbakan olur; ama bir sonraki seçimleri kaybeder. “Ulusal kimliğe, aileye ve Hristiyan değerlere” öncelik veren bir programa ve kadrolaşmaya geçer; bu sayede 2010 seçimlerini kazanır.
Orban’ın Macaristan rejimini biçimlendiren uygulamaları Türkiye’dekileri andırır: Parlamento çoğunluğu sayesinde seçim sistemi, anayasa değiştirilir. Yürütme erki fazlasıyla güçlendirilir.
Macar Bilimler Akademisi, üniversiteler, tiyatrolar, yüksek yargı hükümetin denetimine girecektir. İlk ve orta eğitim müfredatı, Fidesz ideolojisi doğrultusunda değişecek; Soros Vakfı’nın kurduğu prestijli bir üniversite kapatılacaktır.
Fidesz’e yakınlık, yükselen şirketleri, istihdam olanaklarını belirler. Dış kaynak alan derneklerin “yabancı kuruluş” olarak tescili zorunlu kılınır. Göçmen karşıtlığı, “ulusun safiyeti önceliği” ile bütünleşir; ülke dışında yaşayan etnik Macarlardan bir milyonu vatandaşlığa alınır. Yüzde 90’ı seçimlerde Fidesz’e oy vermektedir.
Orban’a bir alternatif: Gergely Karacsony
Ekim 2019’da bazı muhalif partilerin ittifakı sonunda Budapeşte Belediye Başkanlığı’na Gergely Karacsony seçiliyor.
Yeni başkan, Fidesz iktidarına karşı “liberal bir alternatif” olma iddiasındadır. Karacsony, Project Syndicate’te 15 Şubat 2021’de “Demokrasi nasıl yeniden kazanacak?” başlığı altında yayımlanan makalesinde bu durumu açıklıyor: “2022 parlamento seçimlerinde Orban’a karşı aday olacağım.”
Makaleden anlıyoruz ki Karacsony’nin dünya görüşünü anti-komünizm belirlemiştir: “Siyasal bilinçlenmem 1989’da komünizmin çöküşü ile başladı. Ülkemin hızla demokratikleşmesi beni büyülüyordu.”
Bu ilk biçimlenme günümüze taşınıyor: “Bugünkü ana tehlike ulusalcı popülizmdir (“nativist populism”). Bunlar da eski komünistler gibi ‘yabancı ajanlar ve devlet düşmanları’ndan yakınır; Batı’ya saldırır; demokratik standartları yıpratırlar. Tek amaçları vardır: Devlet gücünü ve varlıklarını tekellerinde tutmak.”
Yazı 2021’de kaleme alınmıştır: Davos’taki büyük patronlar dahi özeleştiri yapmakta; kapitalizmin “yeniden ayarlanma” gereksinimini vurgulamaktadır. Bu söyleme Karacsony de uyum göstermektedir: “Piyasa köktenciliğinin sonuçları bugün ortaya çıkıyor. Ekonomik büyüme ile toplumsal refah arasındaki kopukluk liberalizm-karşıtlığını besledi.” Bu “sözde eleştiri” yetersizdir. Macaristan’da kapitalizme geçişin ve sonrasının yarattığı toplumsal yıkımı umursamadığı için…
Makaledeki anti-komünizmin Budapeşte Belediyesi’nin uygulamalarına da yansıdığını Wikipedia’dan öğreniyoruz. Yeni hedef Çin komünizmidir. George Soros’un üniversitesini yasaklayan Orban, Çin Halk Cumhuriyeti’nin Fudan Üniversitesi ile bir anlaşma yapmış; Karacsony “uygun tepki” göstermiştir: Budapeşte’deki kimi caddeler “Özgür Hong Kong”, “Uygur Şehitleri” ve “Dalai Lama” olarak adlandırılmıştır.
Böylece Karacsony, Orban’ın neo-faşizmine anti-komünist bir söylemle karşı çıkıyor. Emperyalizmin Çin’e karşı açtığı soğuk savaşı da alkışlayarak…
Eski kuşak solcu Macarlar ise bilmektedir ki II’nci Dünya Savaşı arifesinde fanatik anti-komünizm ülkelerine demokrasiyi değil, kaba faşizmi getirmişti.
Kapitalizme geçişin sancıları…
Doğu Avrupa’daki neo-faşizmin kaynaklarını, 1989-sonrasında kapitalizme geçişte arayan değerlendirmeler var.
Sheri Berman’ın, “Doğu Avrupa’da Neoliberalizmin Sonuçları” başlıklı makalesi (Social Europe, 6 Eylül 2021.) K.Ghodsee ve M.Orenstein’in bir araştırmasının (“Taking Stock of Shock”) ulaştığı sonucu aktarıyor: “Doğu Avrupa’da 1989 sonrasında kapitalizme geçiş, dünyanın herhangi bir bölgesinin modern tarihte yaşadığı en büyük ve en kalıcı ekonomik çöküntüye yol açmıştır.”
Açıklanıyor ki, gelir dağılımı karşılaştırmaları bakımından 1989’da eşitsizliğin en hafif olduğu bölgelerden biri Doğu Avrupa idi. Sonraki yılların kapitalizme geçişi ise, “şok tedavisi” adını taşıyan gaddar neoliberal reçeteler ile gerçekleşecekti.
On yıl sonrasının sonuçları özetleniyor: Bölgede yoksulluk oranları yüzde 49 yükselmiş; nüfusun yüzde 45’i “mutlak yoksulluk” sınırının altına sürüklenmiştir. Doğum oranları düşerken intiharlar, Nobel ödüllü Angus Deaton’un “çaresizlik ölümleri” dediği ölüm türleri tırmanmış; demografik bir kriz patlak vermiştir.
Araştırıcılar daha da çarpıcı bir tespiti ekliyor: Bölgedeki sol partilerin çoğu neoliberal “reformlar”ın hararetli savunucusu oldu; hükümete geçtiklerinde bunları uyguladı. Halkın bunalımına duyarlı tepkiler ise, milliyetçi popülistlerden geldi.
Orban’ın ‘aykırı’ politikaları ve Türkiye
Viktor Orban 2010’da iktidara geldiğinde Macaristan uluslararası finansal krizin ek yansımaları altındaydı. Macar halkının dörtte üçü komünizmin “daha iyi olduğunu” düşünmekteydi (Financial Times, 21 Mayıs 2020).
M. Orenstein ve B.Bugaric’in “Doğu Avrupa’da Popülist Sosyal Politikalar” başlıklı makalesinden (Social Europe, 19 Kasım 2020) anlıyoruz ki 2010’da Macaristan, bir anlamda 2002’deki Türkiye’nin durumundadır: İki ülkede de ekonomik kriz iktidar değişikliğine yol açacaktır. Yeni iktidar (AKP) Türkiye’de neoliberal programa uyumu seçecektir. Macaristan’da ise Orban borç krizi nedeniyle Yunanistan’a uygulanan insafsız neoliberal reçeteden tedirgindir; “aykırı” bir güzergâhı yeğleyecektir.
Orban, ekonomik programını “Doğu rüzgârı” diye adlandıracaktır. Doğu Asya ülkelerini örnek almakta; AB’ye özgü neoliberalizmin sınırlarını zorlamaktadır. Macaristan’ın avro’ya geçmemiş olması belli bir esneklik sağlamaktadır.
Yerli sermayeye öncelik, Fidesz’e yakın sermaye çevrelerinin kayırılması ile bütünleşecektir. Öteye de gidilecek; bazı stratejik sektörlerde yeniden millileştirmeler uygulanacak; istihdam yaratmayan yabancı yatırımcılar, bankalar daha ağır vergilenecektir.
Bu politikaların Macaristan’da işsizlik oranını aşağıya çektiğini öğreniyoruz. 2010-2019’da AB’nin Avro bölgesinin ortalama büyüme temposu %1,9; Macaristan’ınki ise %2,8’dir.
“Kalkınmacı, milliyetçi” (aykırı) uygulamalar, emeği gözeten sosyal politikalarla bütünleşecektir. Kısa vadeli (güvencesiz) istihdam sözleşmelerine son verilecek; asgari ücretler yukarı çekilecek; reel düzeyi güvenceye alınacaktır. Fidesz’in yönettiği belediyeler, yörelerindeki işsizleri hedefleyen istihdam artırıcı programlar uygulayacaktır.
40 yaşın altında ilk kez evlenen çalışan kadınlara 31.700 avro’luk bir kredi açılacak; her doğum sonrasında kredi borcunun bir bölümü silinecektir. Bu düzenlemenin düşük gelirlileri kapsayan yaygın bir konut programıyla bütünleştiğini öğreniyoruz.
Karşılaştırmayı sürdürelim: Siyaset ve hukuk alanlarında faşizme yöneliş bakımından Macaristan ve Türkiye yarışma halindedir. Emek-karşıtı neoliberal programlar açısından ise Türkiye açık-ara öndedir.
Kıdemli AB diplomatı, üye devletlerin bölgesel yardım parasını alıkoymanın “oyun değiştirici” olacağını söyledi.
Polonya ve Macaristan’ın, üye ülkelere insan hakları standartlarını yükseltmeleri için baskı uygulamak amacıyla AB’den mali yardımlarını geri çekebilecekleri bildirildi.
Avrupa Komisyonu, milyarlarca avroluk bölgesel yardım tahsisi üzerindeki gücünü kullanması için Avrupa parlamentosunun artan baskısı altında.
Polonya ve Macaristan hükümetleri, ülkelerinde yaşayan LGBTQ+ kişilere yönelik muameleleri nedeniyle ağır bir şekilde eleştirildi. Macaristan kısa süre önce, Avrupa Komisyonu başkanı Ursula von der Leyen tarafından “utanç verici” olarak kınanarak 18 yaş altı için kitaplarda ve televizyonda LGBTQ+ kişilerin tasvir edilmesini yasaklayan bir yasayı kabul etti.
Polonya’da 100’den fazla kasaba ve köy “LGBT ideolojisinden arınmış bölgeler” lehine kararlar aldı. AB yürütme organı, davranışları konusunda onlara meydan okumak amacıyla Temmuz ayında her iki üye devlete karşı yasal işlem başlattı.
Şimdi Financial Times, Avrupa Komisyonu’nun uluslardan bölgesel yardımı – veya “uyum fonlarını” – alıkoymaya teşvik edildiğini bildirdi. Böyle bir hareket, iki taraf arasında devam eden mücadelenin önemli bir tırmanışı olacaktır.
Para genellikle Avrupa Birliği’ndeki ekonomik eşitsizlikleri gidermek için tahsis edilir. AB’nin son bütçesinde Polonya’ya 121 milyar Avro, Macaristan’a ise 38 milyar Avro tahsis edildi. Üst düzey bir AB diplomatı, hareketin “tamamen oyunun kurallarını değiştireceğini” söyledi ve şunları ekledi: “Komisyonun, uyum parasını alıkoymak için bu gibi sorunları kullanabilmesi açısından gerçek bir yetkinliğe sahip değil… Rubicon.”
AB komisyonundaki yetkililer, para dağıtımını etkilemek için AB’nin temel haklar tüzüğünü nasıl kullanabileceklerini araştırıyorlar. Fonları dağıtmadan önce zaten tüzüğe uygunluğu kontrol etmeleri gerekiyor.
AB değerlerinden sorumlu komisyon başkan yardımcısı Vera Jourova, FT’ye bu yetkileri “çok ciddiye alacaklarını” söyledi ve şunları ekledi: “Bunun pratikte nasıl çalışacağını sağlamak için şimdi dahili olarak çalışıyoruz.”
“AB vergi mükelleflerinin parasının bu haklara saygı duyulduğu yerde harcanması çok mantıklı. Sadece yetkililerin AB fonlarından kimlerin yararlanabileceği konusunda ayrımcılık yapmamasını sağlamalıyız.”
Ancak Polonya Maliye Bakanı Tadeusz Koscinski, potansiyel hareketin “saçma” olduğunu söyledi. Dedi ki: “[Komisyonun] Polonya kamuoyunu onlara karşı çevirmesi konusunda büyük bir tehlike var. “Siyaset ekonomilere karıştığında, bu asla iyi bitmez. Ne elde edeceklerini sanıyorlar? Polonya onların önünde diz çökecek mi? Saçma.” Macaristan hükümet sözcüsü şunları söyledi: “Macaristan hükümetine, Komisyonun böyle bir soruşturma yürüteceği konusunda resmi veya gayri resmi olarak bilgi verilmedi.
“2021-27 uyum fonlarının kullanımının planlanması, Komisyon ile sürekli görüşmeler de dahil olmak üzere şu anda devam etmektedir. Profesyonel ve yapıcı bir şekilde devam etmelerini ve Macar planlarının en kısa sürede kabul edilmesini umuyoruz” dedi.
Orta Avrupa ülkeleri, göçün Avrupa Birliği’nin azalan doğum oranına yanıt olmaması gerektiğini belirten ortak bildiriye imza attı.
Macaristan, Polonya, Çek Cumhuriyeti, Slovenya başbakanları ve Sırbistan Cumhurbaşkanı tarafından imzalanan bildiride, “Avrupa’nın Hıristiyan kültürünü ve diğer dini geleneklerini gelecek nesiller için koruması adına Avrupalı çocukların sayısını artırmak şart” denildi.
Liderler ayrıca Brüksel’e, aile politikasını ulusal yargı yetkisi altında tutma çağrısında bulundu.
Bu ülkeler, AB’nin eşcinsel hakları gibi sosyal konulardaki politikalarına yönelik eleştirilerine de karşı çıkıyor.
Macaristan Başbakanı Viktor Orban, Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic, Çekya Başbakanı Andrej Babiş, Slovenya Başbakanı Janez Jansa ve eski ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence’in de katıldığı Budapeşte Demografi Zirvesi’nde bir araya geldi.
“Göç bizim için bir kimlik meselesidir”
Orban, hükümetinin, demografi sorununu göçle değil nüfusu artırarak çözmek istediğini söyledi. Avrupa’ya Müslüman göçünü kıtanın kültürel kimliğine bir tehdit olarak gören Orban, “Göç bizim için bir kimlik meselesidir. Avrupa’da bir ülke ancak orada yaşan insanların temel konularda aşağı yukarı aynı değerleri paylaşması durumunda hayatta kalabilir. Aksi takdirde, bu ülke, bu millet dağılacaktır.” diye konuştu.
“Hükümetin yeni aile dostu politikası olmasaydı ve her şey eskisi gibi kalsaydı son 10 yılda 120 bin daha az çocuk doğmuş olacaktı.” diyen Orban, ülkede 2010’dan bugüne evliliklerin sayısının iki katına çıktığına ve kürtaj oranının da yüzde 41 azaldığına dikkat çekti.
Orban’ın, “geleneksel Hıristiyan değerleri Batı liberalizminden korumak için” sosyal politikada giderek daha radikalleştiği eleştirileri yapılıyor. Macaristan Başbakanı, Afganistan’da Taliban’ın iktidarı ele geçirmesinin ardından son haftalarda göçmenlik karşıtı kampanyasını da hızlandırdı.
“Göç yerine doğumu oranını artırmalıyız”
Zirvede konuşan Çekya Başbakanı Babiş, “Avrupa’nın yok olmasına karşı tek sürdürülebilir çözüm doğum oranını artırmaktır.” dedi.
Slovenya Başbakanı Jansa, Avrupa’da doğum oranlarının 1950’lere nispeten yüzde 40-70 azaldığını belirtip, gençlerin aile kurmasının kolaylaştırılması gerektiğini kaydetti.
Sırbistan Cumhurbaşkanı Vucic de günümüzde demografi sorununun, en önemli siyasi sorunlardan birisi olduğunu ve Sırp hükümetinin de bu konuda adımlar attığını ifade etti.
Avrupa’da doğum oranı düşüyor
Eurostat rakamlarına göre, Avrupa Birliği’nin doğum oranı 2000’den beri düşüyor. 2019’da kadın başına 1.53 doğum, nüfus sayılarındaki düşüşü önlemek için yeterli kabul edilen 2.1 işaretinin altında bulunuyor.
Orta Avrupa ekonomileri pandemiden toparlanırken, bölgedeki şirketler işçi bulmakta zorlanıyor.
A weboldalon cookie-kat használunk, amik segítenek minket a lehető legjobb szolgáltatások nyújtásában. Weboldalunk további használatával jóváhagyja, hogy cookie-kat használjunk.