2026. Temmuz 30.
Türkinfo Blog Oldal 197

Banktaki kadın: “Bir an bakışlarımız kesişti. Bir rakunun mor gözleriydi bunlar”

Eylül’de 15 günü bir arkadaşımızın, o sırada boş olan Dohány utca, 68 numara, ikinci kattaki dairesinde geçirdik. 20. yüzyıl başında yapılmış, ortası geniş avlulu görkemli Budapeşte apartmanlarından biri; hani şu dışı seni yakar içi beni denilen binalardan.

20. yüzyıl başında burjuva aileler için inşa edilmiş geniş dairelermiş, zamanla ufalmışlar. Özellikle İkinci Dünya Savaşı’nda, bir hayli tahrip olan kentte konut sorunu baş gösterdiğinde, komünist rejim bu büyük daireleri ortak banyo-mutfağın olduğu ve her odasında bir ailenin yaşadığı komünal mekanlara dönüştürmüş. O günün şartlarında, insanları sokakta bırakmak yerine sıkış-tıkış da olsa bir çatının altına yerleştirmek hiç de saçma değil. Saçma olan bunu bir ideolojiye dönüştürüp onda ısrar etmek. Sürmemiş zaten ve 1960’lardan sonra (kabaca), yeni bir bölümlemeyle 30 ile 50 metre kare arasında daireler çıkmış ortaya. Ama o aradaki 15 yıl, komünistlerin günah keçisi oldukları bir efsaneye dönüşmüş, bugün hala anlatılıyor: “O canım daireleri, parça pinçik ettiler.”

Geri dönüşü olmayan bir süreçten söz ediyoruz. Miskolc’daki bahçeli evimizi sattık ve Budapeşte’de küçük bir daire almak için mesai harcıyoruz. “ingatlan.com” en yakın arkadaşımız. Gece onunla yatıp sabah onunla uyanıyor, kahvaltıdan sonra emlakçılara mesaj atıyor, hızla toparlanıp VI., VII., IX., XIII. ve XIV. bölgelerde keşif gezilerine çıkıyoruz. Beğendiğimiz sokakların tabelalarını çekiyoruz cep telefonuyla. Sonra eve dönüp sanal alemde kayboluyoruz.

Ne yalan söylemeli, eski ev seviyoruz. Paramız sınırlı, isteklerimiz bir hayli, eski evler pek harap, pek ışıksız, pek küçük. Bizim onca uğraştan sonra bulup gönül indirdiklerimiz ise ya satılmış ya da teklif almış oluyor. Binalar semtine göre alt ya da alt orta sınıfa, çoğunlukla da öğrencilere hitap eden daireler haline gelmiş ve aralarında şaşmaz bir hiyerarşi var: alt ve üst katlar, avluya-caddeye bakanlar, asansörlü ya da asansörsüz olanlar, doğalgaz sobalı ya da kaloriferli olanlar, yenilenmiş ve yenilenmemiş olanlar gibi. Şanslıyız, kaldığımız dairenin sokağa bakan kocaman bir camı var. Sabahları odayı havalandırmak için ilk iş camı açıp, şöyle bir kafamı dışarı uzatıyorum. Gün içinde ışık yavaş yavaş çekildikçe ara sıra gidip camın önünde durmak ve üstünkörü de olsa dışarıya bakmak bir ritüele dönüşüyor kısa sürede; ışığa uzanmaya çalışan bitkiler gibi, evin loşluğundan aydınlık tarafa doğru yavaşça hareketleniyor, etli pervaza bütün üst gövdemle abanarak dışarı sarkıyorum ve bu her seferinde eski İstanbul evlerindeki pencere önü yastıklarını hatırlatıyor; nereden nereye.

Evdeki ikinci pazar sabahı karga bokunu yemeden kalkıp camı açtıktan sonra, kahvaltılık bir şeyler almak için Blaha Lujza metro istasyonundaki fırına gittiğimde, merdivenlerden inerken önce meydana sonra metro istasyonuna adını veren ve zamanında “ulusun bülbülü” olarak nitelenen Lujza’nın kemikleri sızlıyor mudur acaba, diye düşünüyordum. Burası sabahın erken ve gecenin ilerleyen saatlerinde sarhoşların, evsizlerin ve yurt dışından dağıtmaya gelmiş gençlerin arenası hanidir. Rákóczi caddesi ile József Körút’ün birleşme noktasında duran meydan komünist dönem Budapeşte’sinin en gözde yeriymiş. Keza insanda sonsuzmuş izlenimi bırakan Rákóczi caddesi de… İntikam bir şuursuzluk ifadesidir. Bu düzeyde olanına askeriyede sık sık rastlanır. Ateş almamış bir tankı, patlamamış mayını, komutanın ayağını vuran postalı ya da rejimi eleştiren yazının yazıldığı daktiloyu cezalandırırlar. Koca bir meydanı ve şehrin en parlak caddesini otuz yıl boyunca unutuluşa terk etmek, bunları da aşan bir fenomen.

O sabah Blaha Lujza metrosunda uyuyanlar kadar, son içkilerini bitirmeye çalışanlar ve arkadaşlarını beklerken birbirine uçan tekme atarak eğlenen gençler vardı. Fazla göze batmamaya çalışarak, merdivene yakın fırından kruvasan ve pogácsa alıp caddeye döndüm. Sabah serinliğinde durup, karşıdaki New York Cafe’nin giderek yitik bir kalyonu andıran binasına baktım ama aklımda devasa lambaları sırtlamış silenosların vadettiği dünyevi nimetler vardı. Sola döndüm, yol boştu, yine de doğrudan karşıya geçmek yerine 74 numaralı troleybüs durağına kadar ilerledim. İşte o zaman gördüm banktaki kadını. Sabahın bu saatinde sokakta başka kimsecikler olmadığı için bir an bakışlarımız kesişti. Bir rakunun mor gözleriydi bunlar. O kısacık anda görebildiğim kadarıyla elinde, içinde teneke bira kutuları olan bir naylon poşet tutuyordu. Aceleyle karşıya geçip, apartman kapısının şifresini tuşladım. Ağır kapı ardımdan kapınca girişte, asırlık küf kokusu sinmiş loşlukta durdum ve bu bana çok daha eski bir apartman boşluğunu hatırlattığı için derin bir nefes alıp sakinleşmeyi bekledim. Onu görmeye başlamam tam olarak ne zaman gerçekleşmiştir, bilmek imkansız. Çünkü eve girip çıkarken, bazen günde birkaç kez, onu görmeden gelip geçtiğim zamanlar olmuş olmalı. Görmüşümdür ama bakışım üzerinde oyalanmamıştır. Tıpkı cadde boyunca gördüğüm birçok şey gibi: Çöp tenekeleri, banklar, boş bira kutuları, sidik lekeleriyle bezeli kapı eşikleri ki bu Peşte’nin merkezine sirayet etmiş durumda.

Sadece kentin turistik VII. bölgesinin değil, Dohány sokağının da açık ara en gürültülü noktası burası, çünkü bankın hemen arkasında sabaha kadar açık bir Nemzeti Dohánybolt (tekel büfesi) var ve gece insanlarını sinek gibi kendine çekiyor. Pencere açık uyumak neredeyse imkansız. Ama gün genellikle sakin. Ta ki çingene elektro gitarcı gelip 74 numaralı troleybüs durağının sağ arka çaprazında, duvar dibindeki yerini alana kadar. Elektro gitar severiz, aslında çoğu klasik parçayı da severiz ama öyle bir gürültü çıkartıyor ve öylesine tarzdan yoksun ki. Sibel “Herhalde daha önce bir orkestrada çalıyormuş” diye akıl yürütüyor. Genellikle camı kapatmak kesmiyor, dolaşmak ve bir-iki akşam birası içmek için çıkıyoruz. Kapıdan çıkarken bakıyorum, banktaki kadının gitarcıdan şikayeti yok. Hatta sanırım en derin uykularını o gürültüye borçlu. Uyumadığında ise şaşmaz biçimde, bankın sağ köşesinde oturuyor.

Bir süre sonra kadın hep oradaymış, bankın sağ köşesinden hiç ayrılmıyormuş gibi geliyor bana. Ama bir hikayeye ortasından daldığınızda böyle kafa karışılıkları kaçınılmazdır. En azından son birkaç gündür orada, biliyorum; geceyarısı gidip sabahın körü dönmüyorsa eğer. Budapeşte’de bu zamanda ender rastlanan ılık bir yaz havası da destekliyor bu fikrimi. Sıcaklık geceyarısı bile 18-19 derecelerde seyrediyor. Belki, diyorum kendi kendime bunca kıpırtısız olmasının sebebi gözlerindeki morluklardır. Belki şu anda gitmek istemediği daha korunaklı bir yeri vardır. Evsiz olmasından ya da bir bankta yaşıyor olmasından daha çok, bütün gün orada kıpırdaman durması büyülüyor beni. Halbuki çok da üzerinde durulacak bir şey değil düşününce. Küçük esnaf dediğimiz tür de gün boyu tezgahın arkasında oturup duruyor ve para alıp vermekten başka bir şey yapmıyor. Kadın da belli ki elinde tuttuğu o plastik bardakla para talep ediyor. Sonra o parayı verip bira ve sigara alıyor. Bardakta bira oluyor -kısa bir süre- ve bankın altında boş bir teneke kutu. Sonra bardak ve kadın, yeni bir bira için içine düşecek metelikleri beklemeye başlıyorlar. Hep o aynı bardak mı acaba? Yoksa iki bardağı mı var?

Hangi gün bilmiyorum artık. Bir öğleden sonra camdan baktığımda, bankın sol tarafında şişman beyaz saçlı bir adam oturuyordu. “Aa, misafiri var,” diye seslendim odaya. Adam elindeki torbaları karıştırıp, kadına bir kutu bira ikram etti. İçkilerini yudumlarken birer sigara tüttürdüler. Sonra kadının kafası önüne düştü ve sohbetin ortasında uyuklamaya başladı. İlk kez o zaman, aklıma fotoğraf çekmek geldi. Bu aynı zamanda banktaki kadına olan ilgimin daha profesyonel bir hal almaya başladığının da göstergesiydi. Çünkü fotoğraf çekme edimini, genellikle çantamdan pek ayırmadığım bir deftere notlar alma faslı izledi. Bir şeye uzun süre, çevresinden ayırarak, dikkatle bakmanın böyle yan etkileri oluyor. Bu durumda evsiz kavramı üzerine düşünürken buldum kendimi. Dolaptaki soğuk Çek biralarından birini açtım, masaya oturdum ve kimi başka notlar aldım:

Kent içindeki dolaşmalarımızda başka evsizlere de rastlıyoruz. Bazılarının sadece “yatakları” duruyor bir girintinin içinde. Adamı ya da kadını biraz ileride çöpleri karıştırıp, teneke kutuları toplarken görüyoruz. “Evsiz” daha çok postmodern çağa özgü bir niteleme. Eskiden işsiz, parasız, dilenci, serseri, ipsiz sapsız gibi sıfatlar vardı. Küreselleşmeyle birlikte, bütün bunları kapsayan tek bir sözcük üzerinde mutabık kalındı: Homeless. Ama adres meselsinden daha derin bir şey var burada. Yoksa, banktaki kadının adresi resmi olarak şöyle kayıt altına alınabilirdi. Dohany utca, VII. kerület, 74 numaralı tramvay durağının yanındaki bankın sağ köşesi. Postacı evrakları getirdiğinde onu eliyle koymuş gibi oracıkta bulurdu; üstelik evi olanlardan çok daha garantili biçimde. Çalışma saatleri birebir örtüşüyor ne de olsa. Homeless’in bence tam karşılığı, kayıt altına alınmaya değer bulunmayan kişi. İnsanın ıskartası. Oysa Saint Simon’un tüneğinde durduğu zamanlarda, banktaki kadın da rahatça azize payesiyle taçlandırılabilirdi.

Dün sabah yedi sularında baktım ve neredeyse bir haftadan sonra bank ilk kez boştu. Toparlanmış olmalı diye düşündüm. Ya da dün gece on derecenin altına düşen hava sıcaklığıydı buna sebep. Yine de evden biri eksilmiş gibi hissettim kendimi. Neyse ki çok uzun sürmedi. Kahvaltıdan sonra baktığımda mutat tahtına kurulmuştu. Sabah 11’e doğru ise bağırtısıyla sokağı inletmeye başladı. Meğer başka biri, otuzlu yaşlarının başında genç bir oğlan gelmiş ve tekel dükkanının hemen bitişiğindeki kaldırıma serdiği yeşil bir örtünün üzerine, çantasından çıkardığı kimi ıvır-zıvırı dizerek satış hazırlığına geçmiş. Vay, sen misin burada mal satmaya kalkan. Banktaki kadın delirmişti. Rakunun karşılığında, “yırtıcı bir memeli cinsi” diye yazıyordu wikipedia’da. Uzun uzun söylendi önce, daha sonra bayağı sövme faslına geçti -öyle anlıyordum- kurmalı bir oyuncak gibiydi ve zembereği boşalmadan durmayacaktı besbelli. Buna karşın tezgahını yerleştiren adam hiç tınmıyor, dönüp ondan yana bakmıyordu bile. Bu banktaki kadını daha da çileden çıkartıyordu. Hemen koşup birkaç fotoğraflarını çektim. O sırada biri polis, biri asker üniformalı, bilemedin 20-22 yaşında iki genç geldi. Kadın yere tezgah kuran adamı göstererek uzun uzun şikayetçi oldu. Ne diyor olabilirdi ki, yukarıdan nutkum tutularak izledim bu sahneyi. Zaten üniformalı tipler de söyleyecek bir şey bulamadan rahatsızca dikildiler bir süre. Sonra hiçbir şey demeden karşıya geçerek olay mahallinden uzaklaştılar. Banktaki kadın için bir evsel aidiyetten söz edilebilir mi, diye düşünüyordum hanidir. Böylece sorumun yanıtı almış oldum.

Son olarak pencereden aşağı bakmak için eğildiğimde, tam o sırada banktaki kadın da neredeyse içgüdüsel diyebileceğim bir biçimde eşzamanlı kafasını kaldırıp yukarı doğru baktı. Bu belki de benim bir vehmimden ibaretti. Yine de sonuç değişmedi. Çünkü gözetleme ediminin olmazsa olmazı, gizliliktir. Yoksa işin bütün esprisi kaçar. Büyü bozulur. Tam da öyle oldu, bir daha pencereden aşağı bakmak gelmedi içimden. Zaten bu arada, aradığımız daireyi bulup almış, dönüş hazırlıklarına başlamıştık.

Serhat Öztürk – Türkinfo

Winter in Hungary

İngiltere-Macaristan maçında tribünler karıştı

Dünya Kupası Elemeleri maçı için Londra’ya giden Macar taraftarlar, İngiltere-Macaristan karşılaşmasından önce polisle çatıştı.

Wembley’de oynanan İngiltere-Macaristan maçına tribünde çıkan olaylar damga vurdu. Dünya Kupası Elemeleri’nde oynanan maçı izlemek için yüzlerce Macar taraftar İngiltere’ye akın etti. Macaristan taraftarlarının Eylül ayında Budapeşte’de oynanan maçta İngiliz oyuncuları ırkçı şekilde taciz etmesi nedeniyle, İngiltere’deki yetkililer bu maç öncesinde de teyakkuz halindeydi. Ve korkulan olayların Wembley’de de gerçekleşmesi fazla uzun sürmedi.

Devamı

Genç çiftçi Avrupa’da gördüğü çiftliği memleketinde uyguladı

Genç çiftçi Avrupa’da gördüğü çiftliği memleketinde uyguladı Genomik Damızlık Düve Çiftliği’nde günde 3 bin 800 litre süt üretiyor Niğdeli genç girişimci Gökhan Tuğrul Avrupa’da gördüğü çiftliklerden etkilenerek memleketi Niğde’de benzer standartlarda çiftlik kurdu.

Genç çiftçi Avrupa’da gördüğü çiftliği memleketinde uyguladı

Genomik Damızlık Düve Çiftliği’nde günde 3 bin 800 litre süt üretiyor

NİĞDE – Niğdeli genç girişimci Gökhan Tuğrul Avrupa’da gördüğü çiftliklerden etkilenerek memleketi Niğde’de benzer standartlarda çiftlik kurdu. 7,5 milyon liraya genomik damızlık düve ve süt çiftliği kuran genç girişimci, modern hayvancılık yapmaya başladı

Devamı

Son dakika haberleri | Türk Konseyi üye ülkelerinin ulaştırma bakanları, Macaristan’da bir araya gelecek

Son dakika haber: Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyinin (Türk Konseyi) Ulaştırma Bakanları 5. Toplantısı 14 Ekim tarihinde Macaristan’ın başkenti Budapeşte’de düzenlenecek.

Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyinin (Türk Konseyi) Ulaştırma Bakanları 5. Toplantısı 14 Ekim tarihinde Macaristan‘ın başkenti Budapeşte’de düzenlenecek.

Konsey’den yapılan açıklamaya göre Macaristan İnovasyon ve Teknoloji Bakanlığının ev sahipliğinde düzenlenecek toplantıya Türk Konseyi üye ve gözlemci devletlerinin ulaştırmadan sorumlu bakanlarının yanı sıra onur konuğu olarak Türk Konseyi Aksakallar Keneşinin Türkiye Üyesi Binali Yıldırım katılacak.

Toplantıda salgın sonrası dönemde Trans-Hazar Uluslararası Doğu-Batı Orta Ulaştırma Koridoru boyunca ulaşım ve transit operasyonlarının kolaylaştırılması için alınması gereken önlemler, Orta Koridor üzerinden gerçekleştirilmesi planlanan Karavan Tanıtım Turu, eTIR, ePermit ve eCMR uygulamalarının hayata geçirilmesi konuları görüşülecek.

Üye devletler arasında taşıma ve transit prosedürlerinin dijitalleştirilmesi konusu da toplantı kapsamında ele alınacak.

Devamı

Ayrıcalıklı Rotalar Budapeşte’de

Tarihçi, seyahat yazarı, profesyonel rehber Saffet Emre Tonguç’un @hepaturkey ile gerçekleştirdiği Macaristan keşfi ekranlarınıza geliyor.
Buda Kalesi’nden Kahramanlar Meydanı’na, Osmanlı’dan günümüze uzanan izler Ayrıcalıklı Rotalar ile 13 Ekim 22.15’te NTV ekranlarında.

Devamı

Yönetmen Marta Meszaros, ‘Yaşam Boyu Başarı Ödülü’ alacak

Avrupa Film Akademisi, yönetmen Marta Meszaros’a “Yaşam Boyu Başarı Ödülü” verecek. Yaşam Boyu Başarı Ödülü, Orta ve Doğu Avrupa’dan ilk defa bir yönetmen kadına verilecek.

DUVAR – Macar yönetmen Marta Meszaros, Avrupa Film Akademisi tarafından “Yaşam Boyu Başarı Ödülü”ne layık görüldü. Avrupa Film Akademisi yaptığı açıklamada, Meszaros’un Avrupa sinemasının en önemli yönetmen kadınlarından biri olduğunu belirtti. 

Akademi ayrıca, Yaşam Boyu Başarı Ödülü’nün Orta ve Doğu Avrupa’dan ilk defa bir yönetmen kadına verileceği aktardı. Meszaros ödülünü, 34. Avrupa Film Festivali çerçevesinde 11 Aralık’ta düzenlenecek törende alacak.

MACARİSTAN’DA BİR KADIN TARAFINDAN YÖNETİLEN İLK FİLMİ ÇEKTİ

Meszaros’un 1968 yapımı ilk filmi “The Girl”, Macaristan’da bir kadın tarafından yönetilen ilk film olma özelliği taşıyor. Filmlerinde kadın dünyasına odaklanan yönetmen, uluslararası çıkışını ise 1975’te “Adoption” filmiyle yaptı. Film, Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı Ödülü aldı. Meszaros, festivalde filmiyle bu ödülü alan ilk yönetmen kadın unvanının da sahibi oldu.

Devamı

İttifakın kadın lideri

Dobrev, Macaristan’ın ilk kadın başbakanı olabilir. İronik biçimde, Akşener’in de hedefi de, “Türkiye’nin başbakanı” olmak. Bakalım, her iki ülkede de 2022’den itibaren siyasetin rotasını kadın liderler mi belirleyecek?

12 Ekim Salı 2021   Saat: 00:02

Bu başlığı okuyanların aklına hemen Meral Akşener gelmiştir; ancak bahsettiğim başka bir kadın siyasetçi: Klára Dobrev.

Dobrev’in ülkesi Macaristan’da Türkiye’ye çok benzeyen bir siyasi tablo var. Orada da ittifakların, ülke siyasetinin yıllardır süren statükoyu bozarak iktidara gelmesi ihtimali giderek artıyor. 2022 Nisan’ında gerçekleşmesi beklenen genel seçimler bu açıdan oldukça kritik. Şu an, Başbakan Viktor Orbán’ın partisi Fidesz ve muhalefetin 7 partisinin oy oranı yaklaşık olarak aynı seviyede. Son kamuoyu yoklamalarına göre Fidesz yüzde 49 ve muhalefet ittifakı da yüzde 48 seviyesinde.

Macaristan’da ittifakın bu aralar hummalı bir hazırlığı var: Ortak başbakan adaylarını önseçimle belirlemek. Dobrev de, önseçimlerin birinci turundan en yüksek oyu alarak çıktıktan sonra, ikinci turun da şu an için en şanslı adayı.

Burada bir duralım ve bir daha vurgulayalım:

Macaristan’da muhalefet ittifakı, ortak adayını önseçimle belirliyor.

Mayıs 2021’de “Ortak Aday Belirleyebilmek” başlıklı yazıda şöyle yazmıştım.

“Macaristan’da muhalefetin ortak adayları için gerçekleştireceği önseçimler, hakikaten ortaklaşma ve demokrasi vurgusu açısından bir dönüm noktası olacak. Bakalım, Türkiye’de ortak ittifak adayı belirleme süreci nasıl ilerleyecek? Ankara’da bir yerlerde, liderler arasında müzakere ile bu karar alınacağına önseçimler yapılabilseydi keşke…Neticede, sonuç kadar süreç de önemli ve süreç, asıl sonucun da belirleyeni…”

O nedenle Türkiye’de muhalefetin ortak aday belirleme sürecini özellikle dikkatle izlememiz gerekiyor. Türkiye şartlarında önseçim beklememiz mümkün değil-ancak, cumhurbaşkanı adayı ve aslında tüm adayların belirlenme süreçlerinde şeffaflık beklemek zorundayız.

Şimdiden, olası adaylar hakkında konuşurken, kimin seçileceği değil; kimin kendini aday kabul ettirebileceğini tartışıyoruz aslında. O nedenle de şu an Macaristan, Türkiye’ye göre 1-0 önde diyebiliriz.

BUDAPEŞTE BELEDİYE BAŞKANI ADAYLIKTAN ÇEKİLDİ

Macaristan politikasında Başbakan Viktor Orbán dışında kimin olduğu Türkiye’de pek de bilinmiyor. Ancak, bir isim var ki; Türkiye’de bilinir tanınır olmuştu: 13 Ekim 2019’da gerçekleşen yerel seçimlerde Budapeşte’nin yeni Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen Gergely Karácsony.

Kendisiyle ilgili şu satırları kaleme almıştım:

“1975 doğumlu, yeşil-sol-liberal görüşteki, siyaset bilimi kökenli bir siyasetçi. Açıkçası, Karácsony’ye seçimler öncesinde fazla bir şans verilmiyordu ve kazanması da hakikaten sürpriz oldu. Karácsony’nin seçimler öncesi İstanbul’a gelerek o dönem yeni İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçilmiş Ekrem İmamoğlu’nu ziyaret ettiğini ve akıl danıştığını da hatırlayalım.”

Karácsony, önseçimlerin birinci turunda yüzde 34 destek alan Dobrev’in ardından yüzde 27 seviyesinde oy toplayarak 2. olmuştu. Ancak, 10-16 Ekim’de gerçekleşecek 2. turda, Dobrev’in ardından en şanslı aday olmasına rağmen çekilmeyi tercih etti. Karácsony, çekilirken de üçüncü sıradaki aday Péter Márki-Zay’a destek verdi.

Karácsony, yeşil-sol çizgide olmasına karşılık Márki-Zay, muhafazakâr -ama ülkenin genç siyasetini temsil eden ve bağımsız çizgide bir isim.

2018 Şubat’ında, Orbán’ın partisi Fidesz’in “kalesi” olarak bilinen Hódmezővásárhely’de gerçekleşen ara seçimlerde belediye başkanı seçilen Márki-Zay, ülkede değişim ümidini ilk ateşleyen siyasetçi olmuştu. Márki-Zay beyin göçünün yoğun biçimde yaşandığı Macaristan’da, Kanada’da rahat bir hayat kurduğu halde ülkesine “bir şeyleri düzeltmek uğruna siyasete girmek için dönen aile babası” imajıyla heyecan da yaratmıştı.

Karácsony’nin Márki-Zay’a ön seçimlerdeki jesti Türkiye’de yaşansa, Ekrem İmamoğlu’nun adaylık sürecinden çekilip Mansur Yavaş’a destek vermesi gibi bir tablo söz konusu olurdu.

Ve tabii, Dobrev’i de Meral Akşener rolüne koyabiliriz; zira, Macaristan’ın olası kadın adayı, “siyasetin eski topraklarının” çizgisini temsil ediyor. Dobrev’in çizgisi merkez sol ve 1972 doğumlu -dolayısıyla “eski toprakları” temsil etmesinin sebebi yaşı veya ideolojisi değil. Eşi Ferenc Gyurcsány, 2004’te başbakan seçilmişti. Komünizm sonrası dönemde hızla yükselen ve ülkenin en zengin insanlarından biri haline gelen Gyurcsány, eski dönemin elitleriyle bağlantılı varsayılıyordu. Kendisi fakir bir aileden gelen Gyurcsány, aslında babası komünist dönemin önde gelen siyasetçilerinden olan eşi Dobrev sayesinde zenginleşmiş ve “seçkinleşmiş” varsayılıyor. Gyurcsány’nin üzerine yapışan “halktan uzak” algısının üzerine, bir de başbakan seçildikten sonra, “Kampanya esnasında halka sabah akşam yalan söyledik” dediği bir ses kaydının sızdırılması imajını iyice sarsmıştı. Sızdırılan konuşmasında Gyurcsány’nin, “beyefendi” görüntüsüne tamamen ters düşen, çok ağır küfürler kullandığını da belirtelim. Buna karşılık Gyurcsány, başbakanlığı ertesi Demokratik Koalisyon (Demokratikus Koalíció-DK) adlı bir parti kurarak siyasete devam etti -ancak, partisinin ciddi başarılara imza attığı söylenemez. Parti, varlığını daha çok Avrupa Parlamentosu seçimlerinde gösterdi.

İttifak’ın ortak adayı olması muhtemel Dobrev, avukat ve ekonomist -ve de Avrupa Parlamentosu’nun da başkan yardımcısı. Seçimlere yönelik “ya Avrupa, ya Orbán” söylemini benimsemesi de şaşırtıcı değil. Dobrev, eğer Orbán iktidarda kalmaya devam ederse, ülkenin Avrupa Birliği ile bağlarının kopacağını öne sürüyor. Ve bu kopuşla da ilgili özellikle, AB’den gelen fonların kesileceğine vurgu yapıyor.

Dobrev, Macaristan’ın ilk kadın başbakanı olabilir. İronik biçimde, Akşener’in de hedefi de, “Türkiye’nin başbakanı” olmak. Bakalım, her iki ülkede de 2022’den itibaren siyasetin rotasını kadın liderler mi belirleyecek?

Sezin Öney

soney@gazeteduvar.com.tr

16,474FansLike
639FollowersFollow