2026. Haziran 20.
Türkinfo Blog Oldal 196

Viktoria Zeynep Güneş Macaristan’da altın madalya kazandı

Milli yüzücü Viktoria Zeynep Güneş, Macaristan’ın başkenti Budapeşte’de düzenlenen Dünya Yüzme Kupası’nda altın madalya kazandı.

Türkiye Yüzme Federasyonundan yapılan açıklamada, “Milli yüzücümüz Viktoria Zeynep Güneş, Budapeşte’de devam eden organizasyonda 200 metre kurbağalama mesafesindeki 2.22.23’lük derecesiyle altın madalya kazanmıştır. Sporcumuzu tebrik eder, başarılarının devamını dileriz.” denildi.

Milliyet

Serbest Dalış Outdoor Dünya Şampiyonası’nda ikinci gün tamamlandı

Antalya’nın Kaş ilçesinde düzenlenen CMAS Serbest Dalış Outdoor Dünya Şampiyonası’nın ikinci gününde kadınlarda Ukraynalı Natalia Zharkova, erkeklerde Rus Alexsey Malchanov, masterlerda da Danimarkalı Jesper Stechmann altın madalya kazandı.

Kanyak: Fatima Korok Freediver – Facebook

İp destekli sabit disiplini kadınlarda altın madalyayı 91 metreye dalış yapan Ukraynalı sporcu Natalia Zharkova, gümüş madalyayı 88 metreye dalış yapan Macar sporcu Fatima Korok, bronz madalyayı da 86 metreye dalış yapan Çekyalı sporcu Alena Konecha kazandı.

Devamı sondakika.com

Arzum Uluslararası Perakende Zirvesi’nde dünya teknoloji devleriyle yan yana

Arzum, dünya teknoloji devlerinin de yer alacağı Budapeşte’de gerçekleştirilecek Uluslararası TCG Perakende Zirvesine katılacak.

İSTANBUL (AA) – Arzum, dünya teknoloji devlerinin de yer alacağı Budapeşte’de gerçekleştirilecek Uluslararası TCG Perakende Zirvesine katılacak.

Arzum açıklamasına göre, Arzum, Avrupa teknoloji devleri ve perakendecilerinin liderlerini buluşturan 7. Uluslararası TCG Perakende Zirvesi’nde yerini alacak.

Salgın nedeniyle 1,5 yıllık aranın ardından ilk kez yüz yüze gerçekleştirilecek olan zirveye Arzum’un yanı sıra Avrupa’dan ve dünyanın pek çok ülkesinden teknoloji devleri katılacak. Macaristan’ın başkenti Budapeşte’de, 5-7 Ekim tarihleri arasında yapılacak zirvede, salgının ardından dev endüstrinin nasıl yeniden inşa edilip yoluna devam edebileceği masaya yatırılacak.

Arzum, Uluslararası TCG Perakende Zirvesi’nde kuracağı özel stantta, birçok farklı kategoriden inovatif Arzum ürününün yanı sıra Arzum OKKA ailesi ve bu ailenin yeni üyeleriyle yerini alacak.

Yoğun program boyunca Arzum standına uğrayan katılımcılar, Arzum OKKA ürünleriyle yapılmış tam kıvamında, bol küpüklü ve eşsiz lezzetteki Türk kahvesinin tadına varma fırsatı elde edecek.

Devamı

Tartolet kutusundaki kedi ile genç kız mayosu arasındaki ilişki

Son Günler belgeselindeki konuşmacılardan tarihçi Randolph Braham “iki savaş vardı,” diyor, “biri askeri savaştı, bununla el ele, bir de SS’in Yahudilere karşı yürüttüğü ikinci bir savaş vardı.”

Arabayı yolun ortasında durdurdum, el frenini çektim, öylece kalakaldım.

Kabaca bir hesapla, beş yüz metre gittiğimi düşündüm.

Arabanın içinden bir yerden “vik-vik” diye bir ses geliyordu.

Ölümle burun buruna gelmiş, belki yaralanmış, belki kolu-bacağı kopmuş, sıkışmış, acı içindeki bir kedi yavrusunun sesi.

Arabadan çıktım, kaputu açtım ve “vik-vik” seslerinin sahibi o küçücük kafalı, dünyalar güzeli kediyi motor aksamının aralarında bir yerde gördüm.

O bana bakıyordu, ben ona bakıyordum.

Korkudan titreyen kafasını sabit tutamıyordu.

Ama hiçbir yerine bir şey olmamıştı, kerata beni geceler, belki de aylar boyunca kahredebilirdi yaralansaydı, oysa iyi görünüyordu, bir şekilde minimini bedenini güvenli bir yerde tutmayı becermişti.

Bitten hallice bir boyu, endişeli gözleri, yeni büyümekte bıyıkları vardı, tekir bir sokak kedisi, galiba iki saat sürdü onu motordan çıkarmamız.

İtfaiye geldikten kısa bir süre sonra, itfaiyecinin kalın eldivenli elinde gördüm benim biti, çok korkuyor, etine buduna, küçücüklüğüne ve tatlılığına bakmadan herkesi ısırmaya çalışıyordu.

Derken, sanırım daha önce tartolet falan konan bir pastane kutusunun içinde kucağıma koydular kediyi.

Belki itfaiyecilere verilen bir hediyenin artakalanıydı, belki başka bir şey, ama arabaya bindiğimde, kucağımda, tartolet kutusu içinde bir yavru kedi oturuyordu.

Viklemesi geçmişti ama hâlâ korkuyordu, yaşadığını atlatması biraz zaman alacaktı.

Yol boyu, onu alıp eve götürmeyi düşündüm ama yapamadım, götürüp, arabayı park ettiğim yere, annesi olduğunu düşündüğüm bir kedinin yanına bıraktım.

Biraz mama ve su koydum yanına.

Eve götüremedim çünkü insanlar daha uzun yaşıyorlar ve benim ölümlere pek tahammülüm yoktur.

Tartoletin bir de fotoğrafını çektim.

Böylece, ben o fotoğrafı silmediğim müddetçe, aramızda kimselerin bilmediği bir bağ olacak hep.

Tartolette kedi görmek, belki beni çok daha şaşırtabilirdi ama o gün arabaya bindiğimde bir belgeselin özel gösteriminden yeni çıkmıştım ve orada da hayatta kalmayı başarmış bir Macar Yahudisi kızın, toplama kampına götürülürken yanına sadece mayosunu aldığını görmüştüm.

MACARİSTAN’IN İŞGALİ

Macaristan işgal edildiğinde tarih 19 Mart 1944’tü, yani savaşın bitmesine gün sayılıyordu.

Güneyden ve doğudan ilerleyen ordulara karşı duramıyordu Almanlar, Afrika’dan da sökülüp atılmışlardı ama yakıp yıkmaktan vazgeçmemişlerdi.

Avrupa’nın en kalabalık Yahudi nüfusu Macaristan’daydı ve girdiklerinde, onlar için bu büyük bir hazineydi.

Birkaç ay içinde Macaristan’ı tarumar ettiler.

Naziler, beğenmediklerini tıklım tıkış vagonlara doldurup Auschwitz’e yollarken cephe cephe geri çekiliyorlardı.

Ellerini çabuk tutmaları gerekiyordu öte yandan, zira öyle öldüreceklerdi ki bu insanları, savaşı kaybetseler bile onlar bellerini bir daha asla doğrultamayacaklardı.

Dörtyüzkırkbin kişi…

Son Günler belgeselindeki konuşmacılardan tarihçi Randolph Braham “iki savaş vardı,” diyor, “biri askeri savaştı, bununla el ele, bir de SS’in Yahudilere karşı yürüttüğü ikinci bir savaş vardı.”

Auschwitz’e yollananlar, etraflarında olan bitenin farkındaydılar aslında.

Polonya’dakilerin, Litvanya’dakilerin, Belçika’dakilerin başına gelenler biliniyordu çünkü özellikle doğudaki ülkelerden kaçanlar için ilk sığınak Macaristan’dı ve her gelen haberleriyle birlikte geliyordu.

“Niye bir şeyler yapmadınız? Niye saklanmadınız? Niye kaçmadınız?” diye soranlar olmuş ama hiçbir şeyin bir anda olmadığını, faşizmin çok yavaş geldiğini ama bu gelişin hepsini kapana kıstırdığını söylüyor bir başkası.

Çember yavaş yavaş daralmış ve Naziler iki motosikletle kasabaları işgal edebilecek üstünlüğe ulaşmış.

Sonrası, çok zaman gördüğümüz bir filmin benzer sahnelerinden ibaret.

Çocukluk arkadaşlarının, komşularının, geçen hafta taziyeye veya pikniğe gittiğin, güvendiğin insanların sana gösterdikleri gaddar tutum, geride kalan malları yağmalamayı beklerken birer akbabaya dönüşmeleri hepsinin.

İşte o günlerde, yani yerlerini yurtlarını terk ederken yanlarına sadece yirmi beş kilo ile eşya alabilecekleri söylendiğinde, “bana iyi zamanları hatırlatacak bir şey almak istedim,” deyip verdiği tuhaf kararın gerekçesini de açıklıyor.

“Çok depresif ve endişeliydim. Ben de bir mayo buldum. Onu bana babam getirmişti…”

Ve, gözleri doluyor aradan geçen elli küsur seneye rağmen.

“Sonra akşamüstü, merdivenden çıkan asker botlarının sesini duyunca koştum ve bu mayoyu elbisemin altına sakladım. Evi de öyle terk ettim.”

Mayoyu toplama kamına götürmüş ama orada el koymuşlar tabii, onu çıkardığında, adeta güzel olan son şeyi de geride bıraktığını duyumsamış.

Çıplak kalmak, kötülüğe açık, kötülüğe korumasız kalmak olmuş.

Bir başkası, annesinin son anda elbisesinin içine iliştirdiği ve “bunlarla ekmek alırsın,” dediği birkaç parça mücevheri meşhur rampaya geldiğinde yutmuş, derken, kurtuluşa kadar bu “oyun” devam etmiş.

Naziler o birkaç ışıltılı taş parçasını bulmasın diye yutmak, sonra bulmak, temizlemek, sonra yeniden yutmak, sonra yeniden…

Ama belgeselin çekildiği 1998’de o taşlar hâlâ duruyor.

Naziler yok oldu ama direnişin simgesi taşlar duruyor.

Son Günler, beş Macar Yahudisinin yaşadıklarını anlatırken neler yaşandığını da kimi zaman fotoğraf ve videolar eşliğinde gösteriyor.

MENGELE’NİN İNSANLAR ÜSTÜNDEKİ MANYAK DENEYLERİ

El ele tutuştuğu annesinin elini bırakıyor, onun gaz odasına gönderileceğini hiç bilmeden…

Bir diğeri babasını görüyor, tıraşlı başı, çizgili kıyafetleriyle…

Üzülmesin diye saklanıyor ondan ama başaramıyor, son hatıra, bir küçük veda.

Mengele’nin manyak deneylerine maruz kalmışlar.

Ama bu belgeselin en çarpıcı konuşmacısı bence Dr. Hans Münch’tü…

Münch tıp doktoru bir Nazi, aynı zamanda Auschwitz’in de doktoru.

Mengele’nin yanında çalışmış, birlikte çeşitli “insan deneyleri” yapmışlar.

Ama Münch, Auschwitz’de yaptıklarından ötürü yargılandığı halde beraat edenlerden biri.

Peki, nasıl oluyor da insanlar üzerinde deneyler yapan bir toplama kampı doktoru beraat edebiliyor?

Hans Münch, bu belgeselde de neler yaptığına kısaca değiniyor.

Mesela, Irene Zisblatt’tan öğrendiğimize göre, Auschwitz’in doktorları, onun da arasında olduğu insanları su basmış karanlık bir zindana atıp hiçbir şey vermemişler ve birkaç gün sonra, kapkaranlıkta dışkıyla beslenen bu insanların gözlerinin renginin değişip değişmeyeceği deneyinin sonucu belli olmuş.

Bunlar Mengele’nin meşhur insan deneyleri.

Hans Münch, kendi ifadesine göre neler yapıldığını gördükten sonra bu insanları ölümden kurtarmak için harekete geçmeye karar vermiş ama yapabileceği çok bir şey de yokmuş.

O da Mangele’nin zayıf noktasını bularak, mahkûmlara zarar vermeyen, hileli testler yapmaya başlamış.

Böylece, zaman kazanmaya çalışıyormuş.

Ammavelakin, şu sözler de belgeselde, Münch’ün ağzından dökülüyor: “İnsanlar üstünde deney yapmak isteyenler için burası uygun bir çalışma yeriydi.”

Kız kardeşi Auschwitz’de öldürülen Renee Firestone, Hans Münch’le buluşup ona Auschwitz’den aldığı klinik raporlarını gösteriyor.

Ve, soruyor: “Kız kardeşime hangi deneyleri yaptınız?”

Hans Münch beklenen cevapları vermiyor ve Renee, “medeni kalmaya çalıştığını” ama verilen kaçamak cevaplar karşısında da çok sinirlendiğini söylüyor.

Binlerce insanın Münch’ün kliniğinde öldüğü bir hakikat.

Ama mahkemeden biliyoruz ki, mahkûmlar arasında Münch lehine tanıklık yapanlar var.

HER ŞEYİ BİLDİĞİMİZİ SANIYORUZ AMA HİÇBİR ZAMAN BİLEMEYECEĞİZ

New York Times’in Pulitzer sahibi genel yayın müdürü A. M. Rosenthal, bu belgesel üstüne yazdığı yazıda “Holokost hakkında her şeyi bildiğimizi sanıyoruz ama hiçbir zaman bilemeyeceğiz,” diyor.

500 bin kadar insan sürülmüş Macaristan’dan, her biri tekil, milyonlarca hikâye demek bu.

Ve her biri, bize gerçeğin bir başka yanını gösterecek.

Toplama kampına mayosuyla giden Irene gibi…

O mayoya kim bilir ne oldu, onu bulan Nazi subayı acaba ne düşündü, nereye kondu, sonra ne yapıldı ondan…

Son Günler’in içimde yarattığı acıya, Tartolet’i bırakmanın acısı eklendi.

Onu ölüme bırakmadığımı düşünerek kendimi avutmaya çalışıyorum.

Annesini bulduğuna, birlikte olduklarına, kardeşleriyle eğlendiğine…

Ara ara oraya gidip Tartolet’e bakacağım.

Tartolet kutusunda vik-vikleyen bir yavru kedi ile toplama kampında güzel bir genç kız mayosu…

Bu ikisinin arasında çok yakın bir bağ vardır.

Eskiden bir tek ben biliyordum, artık siz de biliyorsunuz.

Bilgehan Uçak

www.politikyol.com

Almanya seçimleri: Aşırı sağcı AfD, ülkenin doğusunda en güçlü partiye dönüşmesi sonrası radikalleşiyor

Almanya’da genel seçimler sonrasında dikkatler koalisyon görüşmelerine çevrilmiş olsa da, siyaset dünyasının bugünlerde konuştuğu bir diğer önemli konu, aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) Partisi’nin radikalleşmesi ve doğu eyaletlerinde birinci parti olması.

2013 yılında Euro krizine tepki hareketi olarak doğan, 2015 yılındaki sığınmacı krizi sonrasında aşırı sağcı, İslam ve göçmen karşıtı söylemle çok ciddi olarak yükselişe geçen AfD, artık Almanya siyasetinin temel aktörlerinden biri haline gelmiş durumda.

Çoğulcu, çok kültürlü liberal demokratik sisteme meydan okumakla eleştirilen AfD, özellikle eski Doğu Almanya eyaletlerinde seçmen tabanını güçlendirmiş görünüyor.

Aşırı sağcı parti, Thüringen’de yüzde 24, Saksonya’da ise yüzde 24,6’lık oy oranıyla sandıktan birinci parti olarak çıktı.

AfD; Brandenburg, Saksonya Anhalt ve Mecklenburg-Vorpommern eyaletlerinde de üçüncü parti olarak çok sayıda milletvekili çıkardı.

2017 seçimlerinde ilk kez barajı geçerek Federal Meclis’e girmeyi başaran AfD’nin son seçimlerde yeni bir rüzgar yakalayamamasına rağmen, yine de yüzde 10’un üzerinde oy toplaması dikkat çekti.

Uzmanlar, AfD’nin artık bir tepki hareketi olmaktan çıktığını belirtirken, son seçimler bu partinin siyaset sahnesindeki yerini sağlamlaştırdığının göstergesi olarak görülüyor.

Yeni meclisteki radikal isimler

AfD hakkında endişeleri arttıran bir diğer neden, son seçimde Federal Meclis’e giren milletvekillerinin radikal görüşleriyle bilinen isimler olmaları.

83 AfD’li milletvekili arasında, neo-Nazi gruplarla bağlantıları bulunan, Adolf Hitler liderliğindeki Nasyonal Sosyalizm dönemini savunan, orduda görevinden açığa alınmış isimler bulunuyor.

Bu milletvekilleri arasında, İslam karşıtı hareketleri destekleyenler, tehlikeli aşırı sağcı gruplardan biri olarak görülen Kimlik Hareketi’yle yakın bağları olanlar da dikkat çekiyor.

Seçim sonrasında büyük kriz

AfD’li yeni milletvekilleri arasında en dikkat çeken isimlerden biri Matthias Helferich.

33 yaşındaki avukat Helferich’in kendisini “Nasyonal Sosyalizm’in gülen yüzü” olarak tanımladığı yazışmaları bir süre önce basına sızmış kamuoyunda tepkiye yol açmıştı.

Ancak seçimlerinden hemen sonra Federal Meclis’teki tüm milletvekillerine gönderilen bir e-posta, AfD içinde yeni bir krize yol açtı.

Helferich’in aslında bir “Nazi” olduğu belirtilen e-postada, milletvekillerinden bu isme karşı çok dikkatli olmaları istendi. E-posta’nın ekinde Helferich’in yakın geçmişte Hitler’den alıntı yaptığı, Nazi dönemini olumladığı sohbet yazışmalarına da yer verildi. Ayrıca bu milletvekilinin, Dortmund kentindeki neo-Nazi çevrelerle yakın bağlantıları olduğu da kaydedildi.

Bu kentte 2006 yılında, Türkiye kökenli Mehmet Kubaşık, aşırı sağcı Nasyonal Sosyalist Yeraltı Örgütü (NSU) tarafından öldürülmüştü.

AfD meclis grubunun ilk toplantısında yaşanan hararetli tartışmalar üzerine Helferich’in şimdilik gruba üye olmama kararı aldığı duyuruldu. Aşırı sağcı milletvekilinin bir süre misafir üye statüsünde toplantılara katılabileceği belirtiliyor.

Kışlaya adım atması yasaklanan eski asker artık milletvekili

AfD’li yeni milletvekilleri arasında radikal görüşleri nedeniyle dikkatlerin çevrildiği bir diğer isim de Alman ordusunda hakkında soruşturma başlatılan Hannes Gnauck.

29 yaşındaki Gnauck, askeri istihbarat kurumu olan MAD tarafından Anayasa’ya bağlılığı olmayan, çok tehlikeli bir aşırı sağcı olarak sınıflandırılmış, açığa alınmış, üniforma giymesi yasaklanmıştı.

Geçen seneden bu yana kışlaya adım atması yasaklanan Gnauck, artık Federal Meclis milletvekili.

Nazi söylemlerini kullanan emekli hakim

AfD’nin yeni milletvekillerinden Gereon Bollmann ise emekli bir hakim. Seçim kampanyası sırasında, Nazilerin söylemlerine atıfta bulunması, “sistem partileri” kavramını kullanması, büyük tepki toplamıştı. Bollman daha önce Schleswig-Holstein’da yüksek mahkeme tarafından da kınama cezası almıştı.

Almanya’nın AB üyeliğini eleştiren, göçmen karşıtı açıklamalar yapan Bollmann, Alman annelerin doğum oranlarının düştüğünü, “Almanların bu yüzyılın ikinci yarısında kendi ülkelerinde azınlık konuma geleceğini” iddia ediyor. AfD’li milletvekili, hükümetin Alman ailelerin daha fazla çocuk yapmalarının teşvik edecek adımlar atmasını talep ediyor.

En tehlikeli gruplar

Daha önce Saksonya-Anhalt’ta eyalet milletvekili olan, aşırı sağcı gruplarla bağlantıları tartışma konusu olan Jan Wenzel Schmidt de AfD listesinden federal milletvekili seçilen radikal isimler arasında.

Schmidt, Almanya’daki en tehlikeli aşırı sağ gruplardan biri olarak görülen ve iç istihbarat tarafından izlenen Kimlik Hareketi’nin çeşitli etkinliklerine konuşmacı olarak katılmasıyla biliniyor. AfD’li milletvekilinin çalışma ekibinde tanınmış aşırı sağcı isimler de bulunuyor.

Aras’ı hedef alan isim de mecliste

AfD’nin yeni federal milletvekillerinden Christina Baum da, partinin en radikal isimlerinden biri olarak görülüyor. Göçmen karşıtı görüşleriyle tanınan Baum, Başbakan Merkel’in Almanya’nın kapılarını sığınmacılara açmasını, Almanlara karşı bir komplo olarak nitelendirmişti. AfD’li siyasetçi, bu yolla gizli bir planın devreye sokulduğunu, büyük bir “nüfus değişiminin” amaçlandığını iddia etmişti.

Baum’un, Baden-Württemberg’in ilk göçmen kökenli eyalet meclisi başkanı Muhterem Aras’a yönelik sözleri de büyük tepki toplamıştı. Müslüman bir kişinin eyalet meclisi başkanı olmasını eleştiren AfD’li siyasetçi, bunun “Almanya’nın büyük bir hızla İslamlaştığının açık bir göstergesi” olduğunu iddia etmişti. Christina Baum seçim kampanyasında, aşırı sağcı QAnon gibi grupların komplo teorilerine sıklıkla yer vermişti.

Seçilen yeni milletvekilleri ile AfD içindeki radikal kanat daha güçlenmiş görünüyor. Bu gelişme Almanya’daki demokratik kitle partileri için de zorlu bir döneme işaret ediyor.

Son yasama döneminde Federal Meclis, AfD ile diğer partiler arasında gerginliklere, sert tartışmalara sahne olmuştu. AfD’yi, Almanya’daki demokratik sistemi baltalamaya çalışmakla suçlayan diğer siyasi partiler, AfD’liler ile herhangi bir işbirliğini reddediyor, mücadeleye devam edecekleri mesajını veriyorlar.

Duvar yıkıldı ama…

Seçim sonuçları; Berlin Duvarı’nın yıkılmasının ve Almanya’nın birleşmesinin üzerinden 31 yıl geçmesine rağmen, toplumlar arasındaki kopukluğun, derin siyasi görüş farklılıklarının sürdüğünü de göstermiş oldu.

AfD her ne kadar batıdaki eyaletlerde de ciddi oy almış olsa da, en büyük desteği doğu eyaletlerinde görmeye devam ediyor. Üstelik sadece yaşlı seçmenler arasında da değil. İki Almanya’nın birleştiği 1990 yılından sonra doğan, demokratik bir sistemde yetişen gençler arasında da, aşırı sağcı, göçmen karşıtı AfD’ye ilgi büyük.

Seçimler öncesinde gençlerin katılımıyla yapılan anketlerde AfD, hem Saksonya hem de Thüringen eyaletlerinde birinci parti oldu.

Merkel’den demokrasi mesajı

Aşırı sağ, Angela Merkel’in başbakanlığı döneminde en büyük iç güvenlik tehdidi ilan edildi.

Siyasete yakında veda etmeye hazırlanan Merkel, Almanya’nın birleşmesinin yıl dönümü olan 3 Ekim’de yaptığı konuşmada, bir kez daha tüm vatandaşları demokrasiye sahip çıkmaya çağırdı, isim vermeden AfD’yi sert ifadelerle eleştirdi.

“Demokrasi saldırı altında” ifadelerini kullanan Merkel, toplumsal birliğin sınamalarla karşı karşıya olduğu uyarısında bulundu ve şöyle devam etti:

“Sınır tanımadan, utanmadan, demagoji, yalanlar ve dezenformasyon yoluyla kin ve nefretin körüklendiğine tanık olduğumuz bir dönem yaşıyoruz. Kökenleri, görünüşleri ya da inançları nedeniyle sadece bireyler ve gruplar karalanmıyor, saldırıya hedef olmuyor, aynı zamanda demokrasiye saldırılıyor.”

Son yıllarda aşırı sağcıların işlediği terör saldırılarını tek tek sıralayan Merkel, demokratik kazanımlarının hafife alınmaması gerektiğini vurguladı.

Merkel, “Demokrasi için, gün be gün, yeniden, birlikte çalışmak zorundayız” sözleriyle, aşırı sağa karşı güçlü tavır alınması çağrısında bulundu.

Bu çağrının Alman toplumunda ne kadar karşılık bulacağını önümüzdeki dönem gösterecek.

bbc.com/turkce/haberler-dunya

Başkan Soyer, Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi için Macaristan’a gidiyor

Kaynak: www.izmir.bel.tr

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi’nin (YBYK) Fransa Strazburg’da yapılacak Genel Kurul toplantısı öncesinde 4-5 Ekim 2021 tarihlerinde Macaristan’ın Vişegrad şehrindeki Büro Toplantısı’na katılacak.

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi’nin (YBYK) 26-28 Ekim 2021 tarihleri arasında Fransa’nın Strazburg kentinde yapılacak Genel Kurul toplantısı öncesi 4-5 Ekim 2021’de Macaristan’ın Vişegrad şehrindeki Büro Toplantısı’na katılacak.
Toplantıda Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi’nin (YBYK) Avrupa Konseyi içindeki konumu, demokratik standartların gelişimindeki rolü, Kongre’nin geleceğine ilişkin görüş alışverişleriyle beraber bütçe değerlendirmesi yapılacak.
Başkan Soyer, Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi (YBYK) Bölgeler Meclisi Başkan Yardımcısı ve Kongre’nin Türkiye’den tek Encümen Üyesi.

Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi (YBYK)
Avrupa Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi (YBYK), Avrupa Konseyi’nin yerel ve bölgesel politikalarını belirlemekle yükümlü organı niteliğini taşıyor. 47 üye devletten 150 binin üzerinde yerel yönetimi temsil eden Kongre, yerel ve bölgesel yönetimlerle ilgili politikaların çerçevesini belirleyen sözleşmeler hazırlayarak bunların uygulanmasını sağlıyor. Kıtadaki yerel ve bölgesel yönetimin seçilmiş temsilcilerinin sorunlarını tartıştıkları, deneyimlerini paylaştıkları ve görüşlerini hükümetlere ifade edebildikleri bir forum ortamı sağlayan Kongre, başta diğer Avrupalı kurumlar olmak üzere ulusal ve uluslararası organizasyonlarla yakın işbirliği içinde.

Kaynak: www.izmir.bel.tr

Serbest Dalış Dünya Şampiyonası Kaş’ta başlıyor

Kaynak: IHA

Türkiye Sualtı Sporları Federasyonu’nun (TSSF) ev sahipliği yaptığı Dünya Sualtı Aktiviteleri Konfederasyonu (CMAS) 5. Serbest Dalış Outdoor Dünya Şampiyonası ve CMAS 1. Master’lar Serbest Dalış Outdoor Dünya Şampiyonası 5-9 Ekim’de Antalya’nın Kaş ilçesinde gerçekleştirilecek.

Türkiye Sualtı Sporları Federasyonu’nun (TSSF) ev sahipliği yaptığı Dünya Sualtı Aktiviteleri Konfederasyonu (CMAS) 5. Serbest Dalış Outdoor Dünya Şampiyonası ve CMAS 1. Master’lar Serbest Dalış Outdoor Dünya Şampiyonası 5-9 Ekim’de Antalya’nın Kaş ilçesinde gerçekleştirilecek.

Türkiye Sualtı Sporları Federasyonu, Antalya’nın Kaş ilçesinde 2 dünya, 2 Türkiye rekorunun kırıldığı ve 5 madalya kazandığımız CMAS-TSSF 4. “Kaş Başka” Serbest Dalış Outdoor Dünya Kupası’nın hemen ardından CMAS 5. Serbest Dalış Outdoor Dünya Şampiyonası ve CMAS 1. Master’lar Serbest Dalış Outdoor Dünya Şampiyonası yarışmalarını gerçekleştirecek. 5-9 Ekim tarihleri arasında Kaş İnceboğaz Belediye Halk Plajı açıklarında yapılacak CMAS 5. Serbest Dalış Outdoor Dünya Şampiyonası’na Türkiye dahil 26 ülkeden 82 sporcu katılıyor. İlk kez düzenlenen CMAS 1. Master’lar Serbest Dalış Outdoor Dünya Şampiyonası ise 4 ülkeden 6 sporcu ile başlayacak. Dalışlar sabit ağırlık (CWT), paletsiz sabit ağırlık (CNF), çift paletli sabit ağırlık (CWT-BF) ve ip destekli sabit ağırlık (FIM) disiplinlerinde yapılacak.

“AÇILIŞ TÖRENİ KORTEJ YÜRÜYÜŞÜYLE BAŞLAYACAK”

Şampiyonanın açılış töreni 4 Ekim Pazartesi günü CMAS Başkanı Anna Arzhanova, TSSF Başkan Prof. Dr. Şahin Özen, Kaş Kaymakamı Şaban Arda Yazıcı, Kaş Belediye Başkanı Mutlu Ulutaş ve 26 ülkenin sporcularının katılacağı kortej yürüyüşle başlayacak. Kortej yürüyüşünün sona ereceği Kaş Cumhuriyet Meydanı’nda saat 17.00’da saygı duruşu ve açılış konuşmaları yapılacak.

“DÜNYA REKORTMENLERİ KAŞ’TA”

Rusya’dan Alexey Molchanov, Slovenya’dan Alenka Artnik, İtalya’dan Alessia Zecchini gibi dünyanın en iyi sporcularının katılacağı CMAS 5. Serbest Dalış Outdoor Dünya Şampiyonası’nda Cenk Devrim Ulusoy’un antrenörlüğündeki 7 kişilik Serbest Dalış Milli Takımı’mız ülkemizi temsil edecek. Serbest Dalış Türk Milli Takımı şu isimlerden oluşuyor: Şahika Ercümen, Yaren Türk, Fatma Uruk, Birgül Erken, Rüstem Derin, Görkem Gedik ve Serkan Toprak.

“KATILAN ÜLKELER”

Türkiye ile birlikte 4 kıtadan 26 ülke; Avusturya, Danimarka, Slovakya, İsviçre, Ukrayna, Umman, Tunus, Güney Afrika, İsveç, Rusya, Belarus, ABD, Güney Kore, Almanya, Slovenya, Kuveyt, Fransa, Lübnan, Çekya, İtalya, İspanya, Şili, Yunanistan, Macaristan ve Hırvatistan milli takım sporcuları şampiyonluk için mücadele edecek.

“BAŞARILARIN, DÜNYA ŞAMPİYONASI’NDA TAÇLANMASINI UMUYORUM”

TSSF Başkanı Prof. Dr. Şahin Özen yaptığı açıklamada, “2 dünya rekorunun kırıldığı Dünya Kupası’nın hemen ardından Dünya Şampiyonası ve ilk kez düzenlenecek Masterlar Dünya Şampiyonası’nı gerçekleştireceğiz. Serbest dalışta dünyanın en prestijli organizasyonuna bir kez daha ev sahipliği yapmanın mutluluğunu ve heyecanını yaşıyoruz. Dünya Kupası’nda milli sporcularımız 2 altın, 1 gümüş ve 2 bronz madalyaya imza attı. Bu başarıları umuyorum ki Dünya Şampiyonası’nda taçlanır” dedi.

Kaynak: www.sondakika.com

16,474FansLike
639FollowersFollow