Polonya’nın Macaristan’a vereceği ‘tarihi hediye’ tepki aldı
Polonya hükümetinin iki ülke arasındaki yakın bağların ifadesi olarak Macaristan Başbakanı Victor Orban’a hediye etmeyi düşündüğü 15. yüzyıldan kalma değerli el yazması vatandaşların tepkisini çekti.

Polonya’nın Torun kentinin ileri gelenleri ve kilise yetkilileri, Floransalı yazar ve ressam Naldus Naldius tarafından yazılan 15. yüzyıldan kalma değerli el yazmasının Macaristan’a verilmemesi için dilekçe imzaladı.
Bölge Valisi Piotr Calbecki de “Bu hediyenin, anayasaya aykırı olduğunu söyleyen uzmanlarla aynı görüşe sahibiz. Bence milletvekillerinin kalplerine ve vicdanlarına dokunmalıyız. Burada siyasete yer yok” dedi.
Polonya’da iktidar partisi milletvekili ve tarihçi Piotr Babinetz de hükümetin el yazmasını Macaristan Başbakanı Viktor Orban hükümetine hediye edebilmesi için 6,2 milyon dolara satın almasını öngören bir yasa teklifi hazırladı.
Torun Halk Kütüphanesi Müdürü Danetta Ryszkowska-Mirowska, el yazmasını “benzersiz ve paha biçilemez” olarak nitelendirerek Polonya’nın kültürel mirasının kaybının parayla telafi edilemeyeceğini söyledi.
Orban’a karşı birleşen muhalefet ders veriyor
Orban’ın iktidara gelmesinden bu yana ilk kez bu kadar yüksek kaybetme riskinin olduğu bir seçime gidilecek. Bu muhalefetin bir araya gelerek ortak aday çıkarmasıyla da yakından ilişkili. Enerji ve gıda fiyatlarındaki patlamanın tetiklediği kaygıları gidermek için Orban, fiyatları sabitledi, gıda maddelerinde fiyat düzenlemesine gitti. Hepsi oy devşirmek uğruna yapıldı.
Macaristan’da 3 Nisan’da kritik bir seçime gidilecek. Muhalefet partilerinin on yıldan fazladır ülkeyi yöneten otoriter sağcı lider Viktor Orban’a karşı birleştiği ülkedeki siyasi iklim Türkiye’yle benzer özellikler barındırıyor. Toplumsal muhalefeti bastıran, medyayı kuşatan, hak ve özgürlükleri budayan Orban’ın baskıcı politikaları altında sandığa gidilecek ülkedeki seçim sürecini Budapeşte’deki Orta Avrupa Üniversitesi’nden Doç. Dr. Anıl Duman ile konuştuk.
Seçime gidilirken mevcut politik duruma dair ne söylenebilir? Malum Macaristan Orban sayesinde nevi şahsına münhasır ülkeye dönüştü?
Sağcı otoriter liderler birçok ülkede güç kazansa da Macaristan hem tarihi hem de coğrafi konumu açısından oldukça ilginç bir örnek. 2000’lerin başından itibaren Avrupa’ya entegrasyon sürecinin başarılı bir şekilde yürüdüğü kanısı hakimdi. Birçok sosyal bilimci Macaristan’ın demokratik kurumlarının ‘sağlam’ olduğunu ve ciddi krizleri fazla zarar görmeden atlatabilmeleri gerektiğini düşünüyordu. Fakat, 2010’da Viktor Orban’ın iktidara gelmesiyle birlikte bağımsız kurumlara saldırılar başladı ve ülkenin demokrasisinin sanıldığı kadar konsolide olmadığı ortaya çıktı. Ve ilk kez Avrupa Birliği’ne üye bir ülke demokratik olmayan sistemler kategorisinde değerlendirildi. Bu bakımdan gerçekten nevi şahsına münhasır denebilir.
Diğer otoriter sağcı liderlerin tahakkümündeki ülkelerle benzerlikleri, farklılıklar neler?
Mevcut politik iklim Türkiye, Brezilya, Hindistan, Filipinler gibi sağcı otoriter liderlerin hüküm sürdüğü coğrafyalardan pek farklı değil. Mesela, Orbán aynı diğer ülkelerde deneyimlendiği gibi parçalanmış merkez sağ oluşumları birleştirerek iktidarı ele geçirdi ve muhafazakâr üst ve orta sınıflar bugün hala Orbán’a destek vermeye devam ediyorlar. Ama Macaristan’ı Türkiye, Brezilya ve Hindistan’tan ayıran en temel özellik ise (reel) sosyalizm sonrası oluşturulan piyasa ekonomisi sisteminden duyulan rahatsızlık. Hem ülkedeki varlıkların çoğunun yabancılara satılması hem de sosyal politika kapsamının daraltılması ve harcamaların kısılması vatandaşlar arasında büyük memnuniyetsizlikler yarattı. Orbán ve partisi siyasal hayatlarının başından beri ekonomik milliyetçilik adı altında ‘milli sermaye’yi ve Macarlar için sosyal politika ve yardımların iyileştirilmesini savunuyor. Özellikle bankacılık, medya, enerji ve perakende sektörlerinde yerel mülkiyetin artırılması gerekliliğini dillendirirken merkez sağı da bu eksen etrafında birleştirmeyi başarıyor. Her ne kadar ‘yerli ve milli’ retoriği Türkiye’de de sıkça kullanılsa da Macaristan’da bariz bir karşılığı da var. Mesela, bankacılık sektöründe yabancı mülkiyet 2010’dan bu yana yüzde 60’lardan yüzde 40’lara gerilerken enerji sektöründe aynı dönemde yüzde 70’ten yüzde 50’nin altına indi. Elbette, bu Orbán’ın gerçekten rekabetçi yerel sermaye yaratma peşinde olduğu anlamına gelmiyor ve diğer otoriter rejimlerde olduğu gibi ‘milli sermayedarlar’ genellikle ya güvenilir Fidesz kadrolarından ya da önde gelen politikacıların arkadaşları ya da akrabaları arasından seçiliyor. Yine de ekonomik milliyetçilik Macaristan’daki çok etkili bir diskur ve rejim değişimin üzerinden 30 yıl geçmesine rağmen hala kliklerin en önemli temellerinden biri.
Orban’a karşı 6 muhalefet partisi güçlerini birleştirdi. Bir çatı altında toplanan partiler tek adayla yarışa katılacak. Muhalefetin şansı nedir?
Belki de Orbán’ın 2010’da iktidara gelmesinden bu yana ilk kez bu kadar yüksek sesle kaybetme riskinin olduğu ve önceki yılların aksine genel seçimlerin zorlu geçeceği hem ülke hem de uluslararası basında dile getiriliyor. Elbette bu muhalefetin bir araya gelerek ortak aday çıkarması ile yakından ilişkili. Ancak, henüz ortak aday Peter Márki-Zay’in yeterli desteği sağlayamadığı ve anketlere göre yarışın çok sıkı geçeceği de söyleniyor. Fidesz hükümetinin ilk döneminde geleneksel olarak sola oy veren seçim bölgelerini ayırıp kendisinin oyunun yüksek olduğu komşu bölgelerle birleştirerek önemli bir avantaj sağladı. Bu yüzden birleşik muhalefetin ulusal parlamentoda çoğunluğu elde etmek için Fidesz’den en az yüzde 3 ila 5 daha fazla oy alması gerekiyor. Ve anketlerde şu ana kadar muhalefetin lehinde böyle bir fark yok. Ayrıca, 6 partinin seçimlere kadar belli konularda ayrışması da kazanma şanslarını olumsuz etkiliyor. Örneğin Jobbik geçtiğimiz haziranda Parlamento’daki LGBT yasa tasarısına onay vererek iktidarın yanında yer aldı. Her ne kadar Birleşik İttifak’ın seçime kadar dağılacağına kimse ihtimal vermese de partiler arasındaki özellikle kültürel meselelerdeki görüş ayrılıkları ve ortak adayın muhafazakâr kimliği seçmenlerde yılgınlığa yol açabilir.
Tehlikeyi sezen Orban seçime gidilirken ne tür hamleler yapıyor?
Muhalefetin şansı ve Macar halkının 10 yıldan sonra Fidesz iktidarından kurtulması tabi ki sadece ortak adaya ve seçim stratejisine bağlı değil. Orbán da yarışın zorlu olduğunun farkında ve kazanmak için iktidar gücünün tüm olanaklarından faydalanıyor. Mesela, 2021 sonlarında pandeminin de etkisiyle yükselen enflasyon ve Forint’teki değer kaybıyla daha da hızlanan enerji veya gıda fiyatlarındaki patlamanın tetiklediği sosyo-ekonomik kaygıları gidermek için hükümet bir takım önlemler aldı. Tüketiciler için enerji fiyatlarını dondurmaktan altı temel gıda maddesi için fiyat düzenlemesine gidilmesi gibi farklı adımları içeren bu paketlerin seçimlerde oy devşirmek için yapıldığı aşikar. Fidesz iktidarı boyunca böyle programları kriz zamanlarında demokratik süreçleri de görmezden gelerek yerli oligarkların çıkarlarını güçlendirmek ve korumak için yürürlüğe koydu. Örneğin, devletin kontrolündeki petrol şirketi MOL enerji fiyatları tavan uygulamasından önce hisselerini sattı ve temel gıda maddelerindeki düzenlemeler de Orbán’ın damadının Coop perakende zincir marketlerinin başına gelmesinden sonra hayata geçti. Yani vatandaşın yararına gibi görünen düzenlemeler dahi aslında ekonomik milliyetçilik amacına ve yerli sermayeye hizmet ediyor. Yine de bu önlemler, en azından kısa dönemde, Macar halkının salgın sonrası ekonomik zorluklarla başa çıkmasına yardımcı olabilir ve artan kamu harcamaları ile beraber iktidar partisinin lehine işleyebilir.
Orban’dan Erdoğan’a hepsi sallantıda
Orban Macaristan’ı fena halde Erdoğan Türkiyesi’sine benziyor. Bizde de 6 parti Erdoğan’a karşı birleşti. Benzerlikler, farklılıklar nedir?
Fidesz’in üst üste kazandığı seçimlerden ve özellikle 2018’deki süper çoğunluk zaferinden sonra, Macaristan’daki muhalif partiler koalisyon olmaksızın iktidarı değiştirme şansları olmadığını fark ettiler ve bu yolda bir araya gelmeye çalışıyorlar. Bu bakımdan Türkiye’de 6 partinin Erdoğan ve AKP rejimine karşı birleşmesine paralel bir seyir izliyor aslında. Her iki ülkedeki muhalif koalisyon politik yelpaze açısından da bir hayli benzer ve sosyal demokrat partilerden aşırı sağa kadar tüm tarafları kapsıyor. Bizde CHP ve İyi Parti Millet İttifakı’nın omurgasını oluştururken, Macaristan’daki yerel seçimlerde koalisyon yapan partiler şehirlere göre değişti. Budapeşte’de bir araya gelen 5 parti Yeşil hareketten solcu ve sosyal liberallere kadar uzanıyordu. Şimdilerde merkez sağ olarak tanımlanan Jobbik de aday çıkarmayarak ittifaka destek verdi. Ve aynı Türkiye’deki gibi Macaristan’ın birçok şehrinde de muhalefet tek bir adayın arkasında durarak önemli maddi kaynaklara ve çoğu medya kuruluşunun koşulsuz desteğine sahip olan iktidar partisine mensup görevdeki belediye başkanlarını yenmeyi başardı. Aslında, Macaristan’da 2019 yerel seçimlerinde birleşen ve başkent Budapeşte de dahil olmak üzere birçok zafer elde eden muhalefet adayları için Türkiye ve özellikle İstanbul’un örnek olduğu sık sık dile getirildi. Mesela, Karácsony ve İmamoğlu’nun seçimler öncesinde görüştükleri ve İmamoğlu’nun kampanya tavsiyelerinde bulunduğu biliniyor.
Farklılıklara gelecek olursak?
Fakat Macaristan ve Türkiye arasında farklılıklar da mevcut. Örneğin, Budapeşte gibi birçok şehirde ortak muhalefet adayları partiler tarafından değil halk tarafından belirlendi. 2022 seçiminden önce de ülkede ön seçim yapıldı ve küçük bir şehrin belediye başkanı olan Peter Márki-Zay muhalefetin ortak adayı oldu. Ne yazık ki Türkiye’de aday belirleme süreçleri sadece iktidar değil muhalefet partilerinde de oldukça anti-demokratik. 6 partinin hiçbirisi Cumhurbaşkanlığına aday gösterilecek isim için ön seçimden bahsetmiyor ve bu sürecin liderler arasındaki görüşmelerle sonuca bağlanması gayet normal karşılanıyor. Hatta solda kurulması tasarlanan üçüncü ittifak bileşenleri arasında dahi böyle bir tartışma olmaması şaşırtıcı. Türkiye ve Macaristan arasındaki bir önemli fark da ittifakın hedef aldığı seçmen kitlesi. Her ne kadar Orbán ve partisi Fidesz yıllardır dini değerleri ve göçmen karşıtlığını öne çıkarsa da toplumdaki esas ayrım hâlâ rejimin tüm güçleri elinde toplamasından ve ekonomik avantajlar üzerindeki tekelinden hoşnutsuz olan metropolitan ve kentsel orta sınıflar ile Orbán’ın kurduğu patronaj ağlarından ve ‘milli ekonomi’ sisteminden beslenenler arasında. Kimlik siyaseti Türkiye kadar günlük hayata nüfuz etmiş durumda değil, oy verme eğilimleri ekonomik göstergelerle yakından ilgili. Macaristan’daki muhalefet ortak aday olarak muhafazakâr ve Hristiyan bir ismi seçti ama Orbán karşısında böyle bir kimliğin avantaj mı dezavantaj mı sağlayacağı net değil.
Orban, Duterte, Trump, Modi, Erdoğan. Birbirlerine benzeyen sağ-muhafazakâr “otoriter” liderler. Trump gitti, Duterte bırakıyor, Modi gidebilir, Erdoğan sallantıda. Otoriter liderlerin sonuna mı geliyoruz?
Biraz tekrara kaçsa da burada da ekonomi başat etmen. Pandeminin de etkisiyle değişen yerel ve küresel ekonomik koşullar otoriter liderlerin zayıflamasına katkıda bulunuyor. Türkiye’ye, Macaristan’a ve diğer otoriter sistemlere baktığımızda iktidarların büyüme odaklı bir iktisadi program izledikleri ve son yıllara kadar da bu amaçlarını küresel sermaye akışları ya da Avrupa Birliği’nden gelen fonlar sayesinde kısmen de olsa başardıklarını görüyoruz. Fakat salgınla beraber yükselen enflasyon ve artan enerji ve gıda fiyatları otoriter liderleri daha önceden görmedikleri kadar derin bir krize soktu. Yaşam standartları kötüleştikçe bu liderlerin sosyal ve siyasi ayrıştırma odaklı politikaları seçmenler üzerindeki etkisini yitirecek ve özellikle Erdoğan ya da Orban gibi uzun dönemler görevde olan otoriter hükümetlerin ekonominin durumu için suçlamaktan kaçınmalarını zorlaştıracaktır. Muhalefetin de birleşmesi ve geçmişteki bölünmeleri bir kenara atarak geçim sıkıntısı, yaşam koşulları ve sosyal adaletsizlikleri esas olan kampanyalar yürüterek otoriter liderlere karşı ortak bir cephe oluşturmaları da bu dönemin sonuna gelebileceğine dair bir işaret. Aslında, Macaristan, Türkiye ve Brezilya’daki seçim sonuçları demokrasisi tehdit altında olan diğer ülkeler için de belirleyici olabilir.
Otoriter siyasal sistemler eşitsizlik ve yoksulluk yaratan ekonomik modellerden ve bu modelleri yeniden üretmek için gerekli kurumsal ırkçılıktan, yabancı düşmanlığından ve ekolojik yıkımdan ayrı düşünülmemeli. Neo liberalizmin doğurduğu tüm bu sosyal problemlerin sosyal yardım ve politikalar aracılığıyla çözülemeyeceği ve aslında sağcı otoriter liderlerin bu uygulamaları benimseme ve genişletme biçimlerinin mevcut hiyerarşik toplumsal düzeni koruma ve ‘cemiyet’ kavramı çerçevesinde ayrımcılığı, dışlamayı ve belli sosyal grupları tabi kılmayı amaç edindiğini unutmamak gerekir. Dolayısıyla, demokrasiye dönmenin ve konsolide etmenin yolu da eşitlikçi ve kapsayıcı ekonomik politikalardan geçiyor. Aksi halde bugün kaybetseler bile bir on yıl sonra farklı lider ve partilerle otoriterizmin geri dönmemesi için bir sebep yok.
Kaynak: www.birgun.net
Avrupa Adalet Divanı Macaristan ve Polonya’ya AB yardımının kesilmesini haklı buldu
Lüksemburg’da bulunan Adalet Divanı , Macaristan ve Polonya tarafından geçtiğimiz yılın Mart ayında yapılan ve Avrupa Birliği’nin kararını sorgulayan başvurusunu geri çevirdi.

Avrupa Birliği Macaristan ve Polonya’ya AB tarafından yapılan yardımların bu ülkelerde hukuk devleti kurallarının işletilmemesi nedeniyle kesilmesine karar vermişti.
Macaristan ve Polonya ise AB’nin eleştirdiği yasaların iç hukukla ilgili olduğunu, dolayısıyla AB yardımının kesilmesinin yasa dışı olduğunu iddia ediyordu.
Adalet Divanı bu tartışmalı konuda Brüksel’e hak verdi.
Adalet Divanı Avrupa Birliği’nin ortak kimliğinin, hukuk devleti ve toplumsal dayanışma gibi göz önünde tutulması zorunlu bazı ortak değerler üzerinde yükseldiğini, bunların ihlal edilmesi halinde ise yardımların kesilmesinin doğal olduğunu tespit etti.
Karara göre dava giderleri de Macaristan ve Polonya tarafından ödenecek.
“PosTerra” isimli afiş sergisi Macar Kültür Merkezi’nde açıldı
Macaristan Sanatlar Akademisi’nin öncülüğünde Vişegrad Dörtlüsü ülkelerinin usta ve genç tasarımcılarının afişlerinden oluşan “PosTerra” sergisi sanatseverlerin beğenisine sunuldu.
Macaristan Sanatlar Akademisi’nin öncülüğünde Vişegrad Dörtlüsü ülkelerinin usta ve genç tasarımcılarının afişlerinden oluşan “PosTerra” sergisi sanatseverlerin beğenisine sunuldu.
İstanbul Macar Kültür Merkezi’ndeki sergide, Macaristan, Polonya, Çekya ve Slovakya’dan 3 usta grafik tasarımcı ve öğrencilerinin projeleri yer alıyor.
AA muhabirine sergiye ilişkin açıklamada bulunan Macaristan Kültür Ataşesi Balazs Szollossy, Vişegrad Dörtlüsü ülkelerinin yüzyıllarca boyunca Orta Avrupa’da ortak kültürü paylaştığını ve Avrupa Birliği’nde de birlikte hareket ettiklerini söyledi.
Szollossy, Vişegrad adının da 14. yüzyıldaki Macaristan Krallığı’nın başkentinden geldiğini belirterek “4 ülke birlikte hareket ediyoruz, bazı ufak farklılıklar olsa da kültür olarak birbirimize yakınız. Her zaman birlikte hareket etmeyi düşünüyoruz. Macar Kültür Merkezi olarak biz de özellikle Macar kültürünün tanıtımını yapıyoruz. Ayrıca diğer ülkelerin de kültürünü tanıtmaya çabalıyoruz.” dedi.
“Afişlerin insanların dikkati çekmesi gerekir”
Şennur Demir, Macaristan’dan altın madalya ile dönüyor
Bartın Üniversitesi mezunu milli sporcu Şennur Demir, Macaristan’da düzenlenen 66.
Bartın Üniversitesi mezunu milli sporcu Şennur Demir, Macaristan’da düzenlenen 66. Bocskai Istvan Memorial Uluslararası Boks Turnuvasında +81 kiloda altın madalya almayı başardı.
Bartın Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesinden mezun olduktan sonra Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Beden Eğitimi ve Spor Anabilim Dalında yüksek lisans programını bitiren Şennur Demir, Macaristan’ın Debrecen kentinde düzenlenen 66. Bocskai Istvan Memorial Uluslararası Boks Turnuvasında ringe çıktı.
Tüm rakiplerini geçerek finalde Macar rakibi Hoffmann Reka ile karşılaşan Şennur Demir, ikinci rauntta nakavt ile birincilik kürsüsüne çıktı. +81 kiloda mücadele eden Şennur Demir’e düzenlenen tören ile altın madalya verildi.
Aldığı başarılardan dolayı Şennur Demir’i tebrik eden Bartın Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Orhan Uzun, “Bartın Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi mezunlarımız ulusal başarıların yanında uluslararası başarılarla da bizleri gururlandırmaya devam ediyor” dedi.
Macaristan, vatandaşlarına Ukrayna’ya seyahat etmemeleri uyarısı yaptı
Macaristan, vatandaşlarına Rusya-Ukrayna sınırındaki gerilimin yol açtığı güvenlik durumu nedeniyle Ukrayna’ya seyahatlerini erteleme tavsiyesinde bulundu.
Budapeşte
Dışişleri ve Dış Ticaret Bakanlığından yapılan açıklamada, vatandaşlara, Rusya–Ukrayna sınırındaki gerilim nedeniyle zorunlu olmadıkça Ukrayna’ya seyahat etmemeleri ve planlanan seyahatlerini ertelemeleri çağrısı yapıldı.
Açıklamada, tüm uyarılara rağmen Ukrayna’ya seyahat eden veya orada kalmaya karar veren vatandaşlara, güvenlik durumu nedeniyle konsolosluğun yardım sağlayamayabileceği kaydedildi.
Macaristan maliye bakanı: “Ekonomimiz Cristiano Ronaldo’dan daha hızlı koşuyor”
Macaristan ekonomisi 2021 yılı verileri açıklandı. Buna göre geçtiğimiz yıl Macar ekonomisi beklentileri de aşarak % 7,1 oranında büyüdü.
Yıllık büyüme rakamlarını açıklayan maliye bakanı Mihaly Varga, 2021 yılının Macar ekonomi tarihindeki en büyük büyüme oranı olduğunun altını çizdi. Varga, açıklamasında “Macar ekonomisi Cristiano Ronaldo’dan daha hızlı koşuyor” dedi.

Macaristan ekonomisinin motorunu geçen yıl da temposunu kaybetmeyen inşaat sektörü ve özellikle de konut inşaatları oluşturuyor.
AB içinde en yüksek büyüme oranını gerçekleştiren Macar ekonomisi Standard & Poor tarafından yatırım için önerilen ülkeler arasında gösteriliyor.































