2026. Haziran 15.
Türkinfo Blog Oldal 165

Macaristan seçimleri: AB, Orban yönetimine karşı ‘hukuk devleti kurallarının ihlali’ nedeniyle yaptırım işlemlerine başlandığını açıkladı

Macaristan’da Başbakan Viktor Orban’ın seçim zaferinin yankıları daha dinmeden Avrupa Birliği (AB) beklenen adımı attı. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen Salı günü Macaristan’a karşı hukuk devleti kurallarının ihlal edilmesi nedeniyle yaptırım işlemlerine başlandığını açıkladı. Komisyon, AB’nin yürütme organı.

Avrupa Parlamentosu’nda konuşan Ursula von der Leyen bir soru üzerine, AB’nin Macaristan ile pek çok konuda ihtilafları bulunduğunu ama en önemli konunun da ülkedeki yolsuzluk iddiaları olduğunu söyledi.

Macaristan’a verilen AB yardımlarının ödenmesi, hukuk devleti ihlalleri iddiaları üzerinde geçen yıl durdurulmuştu.

Von der Leyen, sorumlu komisyon üyesi Johannes Hahn’ın Macar hükümeti yetkilileri ile resmen görüştüğünü ve komisyonun işlemlerinin başlatıldığına dair belgeleri de Budapeşte’ye gönderdiğini söyledi.

Von der Leyen’in bu açıklaması üzerine Macar ulusal para birimi forint %5 değer kaybetti.

Bu gelişme elbette akla iki gün önce Macaristan’da seçimleri kazanan Viktor Orban’ın, seçim zaferini kutlarken yaptığı konuşmada, sözlerine Brüksel’e meydan okuyan şu cümlelerle başlamasını getirdi:

“Öyle bir zafer kazandık ki, değil Brüksel’den, Ay’dan bile görülür”

Macaristan Başbakanı Viktor Orban, 12 yıllık iktidarı süresince pek çok kez Avrupa Birliği’ni karşısına almaktan çekinmemişti. Budapeşte ve Brüksel arasında yaşanan atışmalar, elbette her iki taraf açısından da farklı açılardan değerlendiriliyordu.

AB, Macaristan’da Orban iktidarı dönemine ait uygulamaları çoğu kez kaygıyla izliyor ve bunların bir kısmının AB’nin temel mevzuatıyla çelişkiler oluşturduğunu, AB’nin temelini teşkil eden sözleşmedeki hukuk devleti ilkelerinin çiğnendiği kaygıları yarattığını söylüyordu.

Şaibeli fon dağıtımı

Avrupa Birliği özellikle AB fonlarının Macar hükümeti tarafından şaibeli bir şekilde dağıtıldığı iddiaları üzerinde duruyordu. Bu konuda hazırlanan bazı raporlar (OLAF raporu), bu iddiaları doğruluyordu.

Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün (Transparency International) 2022 araştırmasına göre Macaristan AB içinde yolsuzlukların en fazla olduğu ikinci ülkeydi. Avrupa Birliği iddiaların daha iyi bir şekilde soruşturulabilmesini öneriyordu.

Bunun yolu ise Macaristan’ın AB tarafından kurulan ve ülkeler bazında soruşturma yetkilerine de sahip olan Avrupa Savcılığı’nı kabul etmesi ve bu kuruma Macaristan topraklarında da soruşturma izni vermesiydi.

Macaristan hükümeti bu talebi reddetti. Bu kuruma katılmadı. Macaristan hükümeti Brüksel’in yetkilerini ulusal egemenlik koşullarını ihlal edecek şekilde genişletmek istediğini öne sürüyordu. Budapeşte “Brüksel bürokratlarının” hamiliğini reddettiğini açık açık ifade etti ve geçtiğimiz yıllar içinde Brüksel karşıtı kampanyalar başlattı.

Ancak bütün bunlar olurken, Budapeşte AB yardımlarını almaya da devam ediyordu. Sonunda ipler gerildi, ve 2021 yılı sonlarında Avrupa Birliği hem Macaristan ve hem de Polonya ile ilgili olarak hukuk devleti kurallarının ihlali prosedürünü başlattı. İlk önlem olarak da her iki ülkeye verilen yardımların ödenmesinin, sorunlar ortadan kaldırılıncaya kadar durdurulmasına karar verdi.

Budapeşte, Brüksel karşısında yalnız mı kaldı?

AB’nin uzun bir tereddüt döneminin ardından 2021 yılının sonbaharında Macaristan ve Polonya karşısında ihlal prosedürünü başlatmasının nasıl bir yol haritası izleyeceği o zaman henüz çok net belli değildi.

Vişegrad Ülkeleri olarak adlandırılan dört doğu Avrupa ülkesi, Polonya ve Macaristan’ın liderliğinde AB içinde ciddi bir lobi grubu olarak seslerini duyurabiliyor ve AB’nin diğer üyelerini gerekirse bu tartışmada tarafsız konumlara çekebiliyordu.

Ancak aradan geçen birkaç ay Avrupa’da çok şeyi değiştirdi. Rusya’nın Ukrayna’yı istila etmesi, 2. Dünya Savaşı’nı anımsatan korkunç savaş sahneleri ve Batı Avrupa ülkelerinin Rusya’nın yayılmacı politikasıyla yüzleştiklerinde içine düştükleri şaşkınlığın ve çaresizliğin ardından, hızlı ve kesin adımlar atılacağının ilk işaretleri de geldi.

AB’nin, Fransa ile birlikte merkez gücü konumunda olan Almanya, bir yandan Rusya’ya karşı hızlı önlemler almaya başladı, diğer yandan da o tarihe kadar elden bırakmadığı Doğu Avrupa ülkelerine karşı takındığı hoşgörüye son vereceğinin sinyallerini duyurdu.

AB’nin Macaristan’a karşı Salı günü yapılan açıklamada hissedilen net tavrı alma cesaretini gösterebilmesinde, elbette Polonya’nın da önemli payı vardı. Çünkü Ukrayna’ya olan Rusya müdahalesi, Rusya’yı ulusal güvenliğinin en önemli tehdidi olarak gören Polonya’nın dış politikasında da revizyona neden olmuştu.

Varşova, Ukrayna-Rusya çatışmasında “tarafsız” pozisyon almaya çalışan Macaristan’dan uzaklaştı. V4 ülkelerinin son zirve toplantısına katılmadı ve AB içinde en sıkı müttefiki olan Macaristan’ı yalnız bırakabileceğinin sinyallerini verdi.

Brüksel için bu sinyal anlaşılan yeniden atağa geçmek için yeterli bir işaretti.

AB ve Macaristan arasındaki ilişkilerin geleceği

AB’nin merkezi yapısının güçlenmesinin yolunun “sorun yaratan Doğu Avrupa ülkelerini disiplin altına almaktan” geçtiği açık. Ülkesinde gerekirse nükleer başlıklı Amerikan füzeleri bile yerleştirmeye hazır olduğunu açıklayan Varşova, ulusal güvenliği açısından Brüksel’in taleplerine razı olmuş görünüyor.

Çek ve Slovak siyasetçileri de kendi ulusal güvenliklerinin Batı’ya daha iyi entegre olmaktan geçtiğini Ukrayna savaşı dolayısıyla yaptıkları açıklamalarda dile getirmişlerdi.

Şu anda birincil sorun Macaristan. Genel seçimler öncesi, yani AB ile daha sıkı ilişkiler kurmayı vadeden muhalefetin başarı ihtimalinin henüz var olduğu zaman diliminde sorun dondurulmuştu. AB, yaptırımlarını uygulamak için seçim sonuçlarını beklemeyi tercih etti.

Ancak Viktor Orban’ın büyük zaferiyle hesaplar alt üst oldu. Macar başbakanı seçimlerden seçmenlerden aldığı büyük bir destekle çıktı ve bu desteğe güvenerek de, seçim konuşmasında Brüksel’i açıkça hedef aldı.

Brüksel de Salı günü yaptığı açıklamayla yanıt verdi ve Macaristan ile ilgili ihlal işlemlerinin başlatılacağını açıkladı.

Viktor Orban’ın bugün yüz yüze kaldığı en büyük çelişki, kendisine büyük destek veren Macar seçmenlerin, aynı zamanda AB’ne dört elle sarılmaları.

Şimdiye kadar yapılan kamuoyu araştırmalarının tümünden çıkan sonuç Macar toplumunun en az dörtte üçünün AB’den çıkmayı asla onaylamadığı.

Yani Orban’ın manevra olanakları bu alanda oldukça sınırlı.

Viktor Orban bu dezavantajı avantaja dönüştürebilir mi?

AB ve Macaristan arasındaki tartışmaların geleceği çok bilinmeyenli bir denklemin sonucuna bağlı. Bu denklemde bilinmeyenlerin başında Rusya-Ukrayna savaşı geliyor. Çarpışmaların sonunda olası bir barış sürecinin şekillenmesinde ortaya çıkacak koşullar, AB’nin dış politikasına damga vurabilecek öneme sahip.

AB’nin Rusya’ya karşı çıkarlarını ve pozisyonlarını savunabilmesi için kendi içinde otoritesini sağlamlaştırması, üye ülkelerle daha sıkı ve disiplinli bir ilişki geliştirmesi gerekiyor. Macaristan bugünkü konumu itibarıyla buna engel teşkil ediyor. Ancak Rusya’nın ana sorun haline geldiği bir uluslararası anda Brüksel’in Macaristan üzerinde çok baskı uygulayabilme şansı da yok ve bunu Orban da biliyor.

Arkasında seçimlerden aldığı güçlü bir iç destek olmasına rağmen manevra imkânları kısıtlı olan, ancak uluslararası ilişkilerde stratejik düğümlerin çözümünde büyük deneyime sahip Viktor Orban işte bu dezavantajı avantaja dönüştürebilir.

Rusya ile olan sıkı ve çok yönlü ilişkilerini savaşın başlamasının ardından kademeli bir şekilde terk eden, ve bunu seçimlere bir üstünlük olarak taşıyabilen Orban, aynı taktiği AB ile olan ilişkilerinde de uygulayabilir.

Tarık Demirkan- BBC

Bulanık, bilge ve büyüktü Tuna

BUDAPEŞTE İZLENİMLERİ

Diyar Saraçoğlu

Kış vakti Budapeşte. Kitlesel turizm çılgınlığı yokken şehri arşınlamak için iyi bir zaman. Havalimanından toplu taşımayla şehrin göbeğinde, metro hatlarının kesişim noktası, etrafındaki çimenlikte gençlerin takıldığı Deák Ferenc istasyonunda iniyorum. Metroya atlayıp iki buçuk kilometre doğudaki Keleti mahallesine varıyorum.

Keleti’nin mimarisinin güzelliği insanı şaşkına çeviriyor. Misafir olacağım arkadaş ortak bir avluya bakan dairelerin sıralandığı bir apartmanda oturuyor. Avluya girince insan ister istemez müşterek alana sahip bu güzel mimarinin komün yaşama ne kadar uygun olduğunu düşünüyor. Arkadaşım kooperatifçilik üzerine doktora yapıyor. İlk akşamdan önerilerini heybeye atıp şehri arşınlamaya başlıyorum. Akşam sulu kar yağıyor. Bu mevsimde Budapeşte’de kat kat giyinmek şart. 

Heykeller şehri

Yapılara baka baka üç-dört kilometre yürüdükten sonra Tuna’ya varıyorum. Çok ihtişamlı bir nehir. Avrupa’da pek çok şehrin kıyısına kurulmasına şaşmamalı. Budapeşte için “heykeller şehri” demişti bir arkadaşım. Anında Küçük Prens heykeline rastlıyorum. Antoine de Saint-Exupéry’nin aşina olduğumuz Küçük Prens çizimlerine pek benzemiyor, ama ne gam, yine de tanıdık bir yerlerden. Tuna’nın kenarına konuşlanmış heykelin arkasında Buda Kalesi gözüküyor.

Sonraki günlerde daha pek çok heykelle karşılaşacağım. Kentin meşhur turistik noktası New York Cafe önündeki, Pal Sokağı Çocukları’nın yazarı Ferenc Molnár’ın geceleri kapanmasın diye suya attığı rivayet edilen kafe anahtarını çıkaran minik dalgıç heykeli en çok aklımda kalanlardan.

Macaristan’da “sosyalist dönem”in sona ermesiyle birlikte birçok heykel ya sökülüp atılmış ya da yerlerinden edilmiş. Şehir merkezine uzak Memento Parkı başta Lenin, Marx ve Engels’inkiler, “sürgün heykellerin” sergilendiği bir yer. Parkın web sitesinde şöyle yazıyor: “Komünist Diktatörlüğün Ruhu ve Heykelleri”. Bu tip “ibretlik” sergileme biçimi Berlin’deki Doğu Almanya Müzesi’nde ve Bükreş’te de var. Uzak duralım, eksik kalsın. 

diaan11/ Pixabay

1956 AYAKLANMASININ LIDERLERINDEN IMRE NAGY’NIN YENIDEN DEFIN TÖRENI INFAZ EDILMESINDEN 31 YIL SONRA KAHRAMANLAR MEYDANI’NDA YAPILMIŞ. TÖRENDE KALABALIĞA HITAP EDENLERDEN BIRI OLAN ORBÁN 29 YIL SONRA NAGY HEYKELINI YERINDEN ETMIŞ.

Buda ve Peşte

Budapeşte’de “kesişim” hissi çok hâkim. Eski ile yeninin, Buda ile Peşte’nin kesişimi kent, Tuna’nın iki yakasındaki Buda, Óbuda ve Peşte şehirlerinin 1873’te birleşmesiyle oluşmuş. Günümüzde şehir daha çok varsılların yaşadığı tarihi Buda ve gündelik hayatın aktığı, resmi kurumların yer aldığı Peşte ile anılıyor.

Andrea Piacquadio / Pexels 

İlk birkaç günde saatlerce şehri arşınlamak röportajlar öncesi kentin psiko-coğrafyasını anlamaya yarıyor. Tuna’nın öte yakasında tepelik Buda’da konuşlanmış Buda Kalesi ve Balıkçı Tabyası’ndan Peşte’yi izlemek şahane. II. Dünya Savaşı’nda yerle yeksan olan kent savaş sonrası büyük oranda yeniden inşa edilmiş. Şehir merkezinde bu yenilenmenin izlerini görmek mümkün. Tuna kıyısındaki, 1902 yapımı meşhur neo-gotik parlamento binası şehrin sembol yapısı. Balıkçı Tabyası’nın hemen arkasında yer alan Aziz Matthias Kilisesi’nin kulesine çıkınca tüm şehir ayaklarınızın altına seriliyor.

“Harabe” barlar

Budapeşte, harabe barlarıyla nam salmış. Bu barlar eski, hasarlı yapıların yeniden değerlendirildiği mekânlar. Başlangıçta epey alternatiflermiş, ama şimdilerde çoğu soylulaştırmaya kurban gitmiş. Az sonra ziyaret edeceğimiz Cargamonia Kolektifi’nin koordinatörü, yazar Vincent Liegey bu barları “kültürel olarak harabe” diye tiye alıyor.

Akşam LGBTİ+ topluluğu için bir buluşma ve etkinlik noktası olan Aurora’dayız. Fidesz (Macar Yurttaş Birliği) lideri ve Başbakan Viktor Orbán geçtiğimiz temmuzda LGBTİ+ bireylere görünürlük sağlayan yayın ve eserlere sınırlama getiren, reklamları yasaklayan bir yasayı parlamentodan geçirdi. AB’den gelen itiraz ve yükselen protestolar sonucu mesele hakkında bir referandumun muhtemelen önümüzdeki nisan seçimleriyle eş zamanlı yapılacağını beyan etti.

LGBTİ+ hareketinin kalesi konumundaki Aurora tıklım tıklım. Kapı önünde bir şeyler içip soğuğa yenik düşüyoruz. Neyse ki Budapeşte Avrupa’nın en eski metro ağlarından birinin ev sahibi. Üstelik bir de tramvaylar şehri. Eve ulaşmak kolay.

“Tuna Kıyısındaki Ayakkabılar”

Ve günler yürümeye başlıyor. İkinci gün Avrupa’nın en büyüğü, Dohany Sokağı Sinagogu’yla başlıyor. Yahudiler geçmişte Budapeşte kültürünün önemli bir parçasıymış, 1910’da şehrin nüfusunun yüzde 23’ünü oluşturuyorlarmış. Nazilerin şehri işgal ettiği İkinci Dünya Savaşı’nda kentte yaşayan Yahudilerin çoğu ya öldürülmüş ya da kamplara gönderilmiş. Sovyetler’in şehri ele geçirmesiyle beraber hayatta kalanların çoğu ülkeyi terk etmiş.

Uzun yıllar sonra büyük bir tadilat gören sinagog, bahçesindeki mezarlar ve anıtlarla Nazi faşizminin sergilendiği bir yer haline gelmiş. Kentte kalan Yahudilerin büyük kısmı hâlâ sinagogun yer aldığı, merkezdeki Erzsébetváros ilçesi ve civarında yaşıyor. Sinagogu gezdiren bir rehbere kulak kabartıyoruz: “Aynı bölgede başka sinagoglar da var, ama Dohany Sokağı Sinagogu ve cemaati daha reformcu bir çizgiye sahip. Kiliseyi andıran iç mimarisi, içerdeki minber ve org gibi detaylardan da bunu görebilmek mümkün.

Şehirde sosyalist dönemin izlerine bakınırken, insanların 1956 ayaklanmasıyla ilgili neler düşündüğü akla geliyor. Eskinin izlerini mimari haricinde sürmek kolay değil. Antika ürünler satan birkaç dükkânda sohbet çabası sonuç vermiyor, muhabbet birkaç cümleyle sınırlı kalıyor. Öte yandan, sol mekânlarda 1956 ayaklanması capcanlı yaşıyor.

Peşte tarafından Buda’yı seyrederek Tuna kıyısında yürürken güneş kış soğuğuna rağmen ısıtmak için elinden geleni yapıyor. İnsanlar sert rüzgâra inat yürüyüşe çıkmış. Az ileride II. Dünya Savaşı sırasında Tuna boyunca ayakkabıları çıkartıldıktan sonra katledilen Yahudiler için Nisan 2005’te dikilen, sinema yönetmeni Can Togay ve heykeltraş Gyula Pauaer’in eseri “Tuna Kıyısındaki Ayakkabılar” anıtı beliriyor. Ayakkabıların içi, etrafı mumlarla örtülü. İnsanlar sessizlik içinde izliyor, çıt çıkmıyor.


Nikodem Nijaki
/ wikimedia

“Yedinci Adam”

Tuna kıyısında yürümeye devam edince Parlamento binası tüm ihtişamıyla karşıda beliriyor. 1956 ayaklanmasının liderlerinden, 1958’de infaz edilen Imre Nagy’nin parlamentoya bakan heykeli 2018’de Orbán tarafından kaldırılmış. Macar şiiri deyince akla gelen ilk isim olan Attila József’in (1905-1937) heykeli ise Tuna’yı seyrediyor. Şairin Margaret adası dahil, şehirde pek çok başka heykeli var.

József’le kim olduğunu bilmeden selfie çeken birkaç turiste onu anlatma isteği doğuyor. “Tuna Kıyısında” dizeleri akla düşüyor: “Oturdum alt basamağına rıhtımın / baktım nasıl yüzüyor karpuz kabuğu / Yazgımla baş başa, dalgın / yüzeyin konuştuğunu duymadım, dibinse sustuğunu / Akıyor gibiydi sanki yüreğimden çıkıp da / bulanık, bilge ve büyüktü Tuna.”

Ve John Berger’ın Yedinci Adam kitabına adını veren şiirinin dizeleri: “Canını kurtarmak için dövüşeceksen / Karşısında yedi kişi görmeli düşmanın / Biri, pazar günü dinlenen bir işçi olmalı / Biri, pazartesi sabahı işe başlayan / Biri, para düşünmeden bir şey öğreten / Biri, boğularak yüzme öğrenen / Biri, koca bir ormanın tohumu olan / Biri de yiğit atalarının koruduğu bir torun / Ama onların bu hünerleri de yetmez / Sen kendin yedinci olmaya bak.

Kooperatifler: Dün ve bugün

Peşte’den içerilere yürümeye başladıkça sokaklar kalabalıklaşıyor. Aziz Stephen Bazilikası’nın önünde yer alan geniş meydana yakın açlığımı pişiye benzer bir hamurun üzerine konan sebze, et, peynir ya da yumurta ile servis edilen lángos’la bastırıp bazilikanın kulesine tırmanıyorum. Şehrin çeperleri kuleden rahatça gözüküyor. Avrupa için “dev vinçler diyarı” desek yeridir. Kuleden bakılan tüm kadrajlarda onlar beliriyor.

Akşam harabe barların en bilineni Szimpla Kert’e gidiyoruz. 2004’te açılan Szimpla aslında yan yana farklı havaya sahip barların yer aldığı bir “bar yerleşkesi”. Burası alternatif niteliğini büyük ölçüde kaybedip soylulaşmasının ardından turistlerin uğrak yeri olmuş. Neyse ki kış vakti ve hafta içi, ortam görece sakin, yer bulmakta zorlanmıyoruz. Duvarlar odadan odaya değişiyor. Kimisi sergi alanı, kimisinin duvarlarında yüzlerce çıkartma.

Ertesi gün sabah kahvesinin ardından Gólya Kooperatifi ve Cargonomia Kolektifi ile röportaj yapmak için 24 numaralı tramvayla Gólya’ya doğru yolculuk başlıyor. Sarı tramvaylardan dışarıyı seyretmek çok keyifli. Eski yerlerinden çıkmak zorunda kalınca, Gólya bir dayanışma kampanyasıyla merkeze dört kilometre uzaklıktaki bu büyük mekânı satın almış. Kooperatiften Gergó kargo bisikletiyle varınca içeri geçiyoruz.

Macaristan’daki kooperatif hareketinin tarihiyle ilgili konuşurken haliyle konu Sovyetler Birliği dönemindeki kooperatiflere geliyor. Gergó anlatıyor:

O dönemde birçok kooperatif vardı, ama çoğu taban hareketlerinden ziyade, doğrudan ya da dolaylı olarak hükümetin kontrolü altındaydı. Bugün kooperatif hareketiyle hayata geçirmeye çalıştığımız demokratik işleyişe sahip değillerdi. Bu yüzden kooperatiflerden bahsetmek insanlarda pek olumlu çağrışım yapmıyor. ‘Ailelerimizin topraklarına el koyanlar kooperatiflerdi’ diyorlar. Oysa bunu diyenlerin bazılarının ailesinin hiç toprağı olmamış.

LGBTİ+ dostu muhafazakâr katolik

Son akşam turistlerin pek uğramadığı tıklım tıkış iki barda, Fekete Kutya (Siyah Köpek) ve ParaNoir’da vakit geçiyoruz. ParaNoir şehrin metalcilerinin buluşma noktası. Herkes herkesi tanıyor. Duvarlarda popüler korku filmlerinden karakterler yer alıyor. Tavanlar örümcek ağlarıyla kaplı. Konu güncel siyasete ve haliyle nisandaki genel seçimlere geliyor. Orbán’a ve partisi Fidesz’e karşı bir araya gelen Macaristan için Birlik ittifakının adayı, geçtiğimiz ekimde yapılan önseçimle Hódmezövásárhely kentinin belediye başkanı Péter Márki-Zay oldu.

49 yaşındaki Márki-Zay kendini muhafazakâr bir Katolik olarak tanımlıyor. Sol cenahtan insanlar Márki-Zay liderliğindeki ittifak seçimleri kazansa dahi radikal bir değişiklik yaşanmayacağını, ittifakın içinde “sol” bileşenler olsa da, sağ fikriyat hâkimiyetinin süreceğini düşünüyor. Yine de bir restorasyon ihtimalinden söz ediliyor. ParaNoir’da bir arkadaş meseleyi şöyle özetliyor: “Bir devrim yaşanmayacak, ancak temel AB standartlarına geri dönülebilir.”

Uzun süredir iktidarda olan Orbán seçim sistemini kendi lehine değiştirmiş, medyayı tektipleştirmiş ve kendisine yakın kadroları devlete yerleştirmişti. Márki-Zay ise, memleketten tanıdık geleceği üzere, genel siyasal hattını yolsuzluk karşıtlığı ve hesap verebilirlik üzerine kuruyor.

Orban’ın göçmen karşıtlığı ve LGBTİ+ düşmanlığı yerini bir nebze müsamahaya bırakıyor. Márki-Zay LGBTİ+ hakları için adımlar atacağını, eşcinsel evliliğin önündeki engelleri kaldıracağını söylüyor. Orbán’ın göçmen karşıtı politikalarını eleştirse de Avrupa sınırlarını korumak için verdiği “mücadeleyi” haklı görüyor. Kimi anketlerde karasızların oyunun yüzde 30’a ulaşması ise memleketle benzerliği perçinliyor. 

Uyumamızı fırsat bilen kar, akşam biraz serpiştirmiş. Son gün kahve için her sabah olduğu gibi iki blok yandaki mahalle kafesine gidiyorum. Kafe çalışanlarıyla vedalaşıp yukarı çıkıyorum. İstanbul’da pek çok uçuşun kar yağışı nedeniyle iptal edildiğini öğrenince arkadaşımla yarım porsiyon vedalaşıyoruz. Keleti İstasyonu’nun önü karla kaplı ayrı bir güzel gözüküyor. Yolum tekrar düştüğünde görüştüğüm güzel insanların Budapeşte’sinin serpildiğini ümit ederek havalimanına giden otobüse biniyorum.

1+1 Express, sayı 179, Bahar 2022

Kaynak: 1+1 Express

Macaristan seçimleri: Viktor Orban karşısında birleşik muhalefet neden başarısız oldu?

Macaristan genel seçimlerinin en büyük sürprizi seçimler öncesi uzun çalışmalar sonucunda bir araya gelen ve ön seçim yoluyla ortak adaylar saptayan muhalefetin büyük bir yenilgiye uğramasıydı.

Yenilgi tanımlamasının kriteri sadece muhalefet ittifakının 12 yıldır devam eden Viktor Orban iktidarına son verememesi değildi.

Viktor Orban, Pazar günü yapılan 2022 seçimlerinden, bir önceki yani 2018 genel seçimlerinde aldığı oyları artırarak çıktı.

Muhalefet ise 2022 yılı genel seçim sonuçlarına göre Orban’ın oy oranını yakalamak şöyle dursun, muhalefet ittifakında yer alan partilerin 2018 yılında aldıkları oy toplamının da altına düştü, parlamentodaki sandalye sayısı da azaldı.

Orban ve cephesinin devlet imkânlarını da kullanarak gündeme getirdikleri “tam saha prese” karşı koyabilecek maddi imkânlara sahip olmayışları da vurgulandı, yalana ve siyasi ahlaktan uzak iddialara dayandırılan karalama kampanyalarının etkisinden de söz edildi.

Elbette bunların her biri bir miktar doğruluk içeriyor. Ancak acaba sorun bunlardan mı ibaret? Muhalefetin kendi iç işleyişi, ittifak süreci, seçim kampanyasının idaresi hatasız mıydı?

Bu yenilgi yanıt bulunması gereken bir dizi ağır soruyu muhalefetin önüne koymuş durumda.

Elbette yanıtlar seçimin yarattığı hayal kırıklığının ardından süreç içinde bulunacak, yenilginin kodları çözülmeye çalışılacak.

Seçim aritmetiğinde 5+1 her durumda 6 eder mi?

Üzerinde en çok tartışılan konu, seçim ittifakında bir araya gelen ve ortak noktası sadece Orban’ı iktidardan indirmek olan “sağ” ve “sol” partilerin kendi doğal tabanlarına ne kadar hakim olabildikleri, ve seçimlerde kendi seçmen kitlelerini ortak adaylara oy vermeleri konusunda ne kadar yönlendirebildikleri.

Yorumcular özellikle radikal sağ “Jobbik” Partisi üzerinde duruyorlar. Milliyetçi Jobbik Partisi 2018 seçimlerinde %20 gibi çok yüksek bir oy alarak Fidesz’in ardından ikinci büyük parti olarak meclise girmişti.

Ancak seçim sonrası parti içinde yaşanan iç çatışmalar, Orban’a karşı ittifak konusunun da gündeme gelmesiyle derinleşmiş ve parti içinde radikal bir grubun partiden ayrılmasını beraberinde getirmişti.

Daha sonraki süreçte Jobbik tabanının sol partilerle iş birliğine sıcak bakmadığı sinyalleri parti üst yönetimi tarafından çok ciddiye alınmadı ve sonuçta 3 Nisan’da sandıktan çıkan büyük hezimet, Jobbik tabanının parti yönetimini cezalandırdığını ortaya koydu; Jobbik partisinin güçlü olduğu bölgelerden ortak muhalefete yeteri kadar destek gelmemişti.

Dahası Jobbik’ten ayrılan bir grubun oluşturduğu yeni radikal sağ parti %5’lik barajı aşarak parlamentoya girmeyi başardı. Bu da önümüzdeki dönemde Jobbik partisinin doğal tabanındaki erozyonun devam edeceğinin bir işareti.

Elbette partiler arasındaki “kan uyuşmazlığı” tartışması sadece Jobbik seçmeni ile sınırlı değil. Sol partilerin seçmenleri arasından da ortak listelerdeki Jobbik adaylarına oy çıkmadığı kanısı çok yaygın.

Sonuçta muhalefet partileri bir önceki seçimlerde tek tek aldıkları oy miktarı ile karşılaştırıldığında 2022 seçimlerinde ittifak olarak tam bir milyon daha az oy aldı.

Yani siyaset aritmetiğinde 5+1=6 sonucunu vermedi, partilerin tabanlarının hazımsızlığı toplam oyları artırmadı, tersine azalttı.

Ön seçim başarı şansını mutlaka artırır mı?

Macar muhalefet ittifakı tek turlu dar bölge seçim sistemi uygulaması nedeniyle seçim bölgelerinde FİDESZ adayı karşısına tek adayla çıkmak için ön seçimlere gitti. Ön seçimin amacı söz konusu seçim bölgesinde en güçlü adayın hangi partiden olacağının tespitiydi.

Ancak ön seçimlere isteyen herkes katılabildiğinden, belki de demokratik olma çabası nedeniyle tamamen denetimsiz bir aday belirleme süreci yaşandı. Pek çok yörede güçlü gibi görünen partinin önerdiği adayın, aslında tüm seçmenlerin oyunu alabilmekten hayli uzak bir profil çizdiği sonra anlaşıldı.

Bazı yerlerde milletvekili aday adayı seçilen kişilerin yolsuzluklarda adı geçtiği, ya da geçmişte savunulamayacak ırkçı açıklamalar yaptığı anlaşıldı. Her ne kadar bu kişiler daha sonra geri çekilseler de bu, seçmenler nezdindeki güveni azalttı.

Ön seçim, milletvekili adaylıklarında olduğu gibi ortak başbakan adayının kim olacağının tespitinde de sakatlıklar içeriyordu.

Beş adayın arasından aday sayısını önce üçe, sonra bire indiren ve tamamen kamuoyuna açık yapılan ön seçim sistemindeki boşluklar, sürpriz bir şekilde aslında arkasında bir parti bile bulunmayan küçük bir şehrin muhafazakâr belediye başkanının öne çıkmasını sağladı.

Bu yöntemle muhalefetin ortak adayı haline gelen Peter Marki-Zay’ın ülke genelinde bir kampanyayı kaldırabilecek kapasitede olup olmadığı çok tartışıldı. Kampanya sürecindeki hataları, yanlış açıklamaları nedeniyle birçok kez seçmenden özür dilemesi, muhalefetin Orban karşısındaki başbakan adayının ağırlığını azalttı.

Muhalefet liderleri arasındaki uyumsuzluk, muhalefetin toplam etkisini ne kadar azalttı?

Muhalefet liderleri ön seçim sürecinden başlayarak, seçim kampanyası boyunca bir türlü kendi aralarında bir koordinasyon oluşturamadılar. Pek çok kez aynı konuda farklı görüşler dile getirildi.

Elbette bu farklılıkların temelinde partilerin farklı ideolojilere dayalı politikalarının birbirinden hayli uzak olması yatıyordu. Ama muhalefet liderlerinin seçim gafları sadece bunlarla açıklanabilecek türden değil.

Ülkeyi birlikte yönetmeye, ağır memleket sorunlarını çözmeye aday liderlerin belli bir konuda birbirinden farklılıklar içeren açıklamalar yapması seçmende elbette güvensizlik yarattı.

Muhalefet liderleri bunun farkına vardıklarında tamamen geri plana çekilip kampanyanın görünürdeki temsil yüzünü sadece Peter Marki-Zay’a bıraktılar, ancak muhalefetin ortak başbakan adayının her konuda bol bol açıklama yapması ve bunların bir kısmının muhalefetin bileşenleri tarafından savunulamaması sorunlara neden oldu.

Seçim kampanyası boyunca zaman zaman muhalefet liderleri alttan alta diğer liderleri eleştiren açıklamalar da yaptılar. Bu ise seçmenin “kendi arasında bile anlaşamayan” partilere duyduğu güveni azalttı.

“Çok başlılık” gelişmeler karşısındahızlı tavır almayı engelledi mi?

Macaristan’daki seçim süreci savaş süreciyle de iç içe geçti. Aslında Rusya’nın Ukrayna’ya, tüm dünya tarafından mahkûm edilen kanlı bir savaş başlatması muhalefet açısından avantaj olarak değerlendirilebilirdi. Çünkü Viktor Orban iktidardaki özellikle son yıllarını Avrupa Birliği’ne karşı Rusya ile denge politikası inşa etmekte kullanmıştı.

Orban doğalgaz ve ham petrol alabilmek için Rusya’ya belli tavizler de vermişti. Her yıl tekrarlanan Orban ve Putin zirveleri ile iki ülke arasındaki ilişkilerin ulaştığı nokta, AB ve ABD tarafından Orban’ın eleştirilmesine neden oluyordu.

İşte patlayan savaş bu yakınlık nedeniyle Orban’ı zor durumda bıraktı. Ancak Viktor Orban, derhal yeni bir strateji geliştirdi:

“Savaşın dışında kalma, Macaristan’ı barış ve güvenlik içinde tutma” sloganını seçim sloganı haline getirdi. Devlet medyasının propaganda imkânları harekete geçirildi.

Muhalefet ise AB ve NATO çizgisinde kalmaya özen gösterdi. Ancak pratikte neler yapılması gerektiği konusunda kendi aralarında bir mutabakata varıncaya kadar FİDESZ propaganda mekanizması harekete geçmiş ve halkın gözünde muhalefet “ülkeyi savaşa sokmak istiyorlar” damgasını yemişti bile.

Negatif seçim kampanyası mı, program ağırlıklı pozitif kampanya mı?

Muhalefetin başarısızlığında belki de en önemli unsurlardan biri kampanyanın üzerine oturtulduğu ana ilkeydi.

Viktor Orban’ın sadece seçimlerde de değil, yıllardır her fırsatta sürdürdüğü kampanyaların en temel özelliği halkı bölen, düşman yaratan, toplumu kamplara ayıran”negatif” kampanyalar olmasıydı.

Bu kampanyalar karşı tarafı aşağılayan, zan altında bırakan, güvenilmezlik kuşkuları yaratan, farklılıkları dışlayan ve sonuçta kendi taraftarlarının saflarını, yaratılan korku çemberinde sıkılaştırmayı hedefleyen çalışmalardı.

Muhalefet son seçim kampanyasında Orban’ı kendi silahıyla vurmayı denedi. Birleşik muhalefetin tüm seçim faaliyetleri Orban rejiminin olumsuzlukları ve yolsuzluk, hırsızlık iddiaları üzerine kuruldu.

Muhalefet iktidara gelirse neyi nasıl yapacağı üzerine derli toplu bir program ortaya koyamadı. Elbette Orban’ın da sunduğu hiçbir program yoktu ama onun güvencesi, masaya koyduğu yıllardır denenen, sınanan kendi şahsıydı. Muhalefet ise bir kumar oynadı, Orban’ı eleştirmekten başka yapacaklarıyla ilgili masaya somut bir dayanak sunamadı.

Bu ise birbirinden ayrı kamplar halinde, kendi gerçeklerini yaşayan kesimleri birbirine yakınlaştırmaktan, henüz kararsız seçmeni ikna etmekten, toplumu bütünleştirmekten ziyade ayrışmayı derinleştirdi ve bundan kazançlı çıkan da, bu işi çok daha iyi yapan Viktor Orban oldu.

Tarık Demirkan – BBC

Budapeşte’de öğrendi! Kadın girişimci, kenevirden kağıt üretiyor

Malatya’da kadın girişimci Selma Oleş, kenevir ham maddesinden geleneksel yöntemlerle ürettiği kağıtları geleceğe taşımak istiyor. Oleş, yetiştirdiği keneviri kullanarak gıda, hazır boya ve bitki özlerinden çeşitli renklerde kağıtlar üretiyor.

İnönü Üniversitesi Malatya Teknopark’taki atölyede el yapımı kağıt üreten Semra Oleş, 4 yıl önce Budapeşte’de yapılan kağıt festivalinde geleneksel yöntemlerle kağıt üretimiyle tanıştı.

Kağıdın işleniş sürecine hayran kalan Oleş, Malatya’ya dönünce uzun araştırmalar ve denemelerin ardından 2019’da kendisine ait arazide izinli kenevir ekmeye karar verdi.

Oleş, yetiştirdiği keneviri kullanarak gıda, hazır boya ve bitki özlerinden çeşitli renklerde kağıtlar üretiyor.

Selma Oleş, AA muhabirine, görev yaptığı Türkiye’nin Budapeşte Büyükelçiliğinden emekli olduktan sonra memleketi Malatya’ya yerleştiğini anlattı.

devamı>>>

Macaristan’da tren ve kamyon çarpıştı: Ölü ve yaralılar var

Macaristan’da tren ve kamyonun çarpıştığı bir kaza meydana geldi. Polis, başkent Budapeşte’nin 140 kilometre uzağındaki Mindszent yakınlarında gerçekleşen kazada çok sayıda ölü ve yaralı olduğunu bildiriyor.

Macaristan’da bir geçiş noktasında yolcu treni ile bir kamyonet çarpıştı. Macar polisi, kazanın başkent Budapeşte’nin 140 kilometre güneydoğusunda yer alan Mindszent yakınlarında gerçekleştiğini açıkladı.

Polis açıklamasına göre, yerel saatle sabah 07.00 sularında gerçekleşen çarpışmada çok sayıda ölü ve yaralı var. Kaza kamyonetin aksi yönde uyarıya rağmen hemzemin geçide girmesi sonucu meydana geldi.

Polis, trendeki 22 yolcudan ikisinin ciddi şekilde yaralandığını, sekizinin ise hafif yaralarla kazayı atlattığını aktardı. Kamyonettekilerin çoğu ise olay yerinde hayatını kaybetti. Macar medyası, kazada yedi kişinin yaşamını yitirdiğini yazdı.

PASSENGER Çağdaş Macar sanatçılar János Korodi ve András Szigeti’nin sergisi

Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar MerkeziFüreya Koral Sergi Salonu

1-19 Nisan 2022 

János Korodi ve András Szigeti’nin, 1990’larda Macaristan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde başlayan dostlukları yıllar içerisinde sanatsal bir işbirliğine dönüştü. “Passenger” ismini verdikleri bu sergiyle, tıpkı kendi hayatlarında olduğu gibi hareket halindeki kalıpları takip etmek üzerine bir tema geliştirdiler. Son birkaç yıldır yurtdışında yaşayan ve çalışan her iki sanatçı da, bu uzak-yakın çekim mevzusu üzerine düşünüp eserler ürettiler. Sergideki iç içe geçen hikayeler, aslında kesişen şahsi yolların bir yansıması olduğunu göstermekte.

Her iki sanatçı da desenler üzerine çalışmakta, ressam olan Korodi bunu ileri dönüşümlü kontrplak ve peyzajın temsili ile yapmaktadır. Grafik sanatçısı Szigeti ise, desenin kişiliklerin koruyucusu olduğu portreler çıkartmaktadır. Portrelerinde hareket vardır, yakınlaştıkça desenler ortaya çıkar, tıpkı kişiliklerin yaklaştıkça ortaya çıkması gibi.

Devamı

Toto – Georgy Porgy

Macaristan’da seçim: 12 yıldır iktidarda olan Viktor Orban seçimin galibi

Macaristan’da dün yapılan genel seçimlerinde 12 yıldır kesintisiz iktidarda olan Viktor Orban büyük bir zafer kazandı.

Sonuçlar henüz resmi olarak kesinleşmiş olmasa da, iktidardaki FİDESZ- Hristiyan Demokrat ittifakı 199 sandalyeli parlamentoda 135 milletvekili kazanarak, şimdiye kadar sahip olduğu üçte ikilik parlamento çoğunluğunu korumayı da başardı.

Altı muhalefet partisinin oluşturduğu muhalefet ittifakı ise seçmenden beklenen desteği göremedi. Muhalefet blokunun aldığı oy oranı, ittifakta yer alan partilerin ayrı ayrı katıldıkları 2018 genel seçimlerinde aldıkları oy toplamının da altında kaldı. Muhalefet ittifakı parlamentoda sadece 56 sandalye kazanabildi.

Kamuoyu araştırma şirketlerinin seçim araştırmaları, seçim öncesi gerçekleştirilen son yoklamalarda iktidar partisinin birkaç puan avantaja sahip olduğuna işaret ediyordu, ancak Viktor Orban’ın seçimleri bu kadar büyük bir farkla kazanabileceği beklenmiyordu.

Viktor Orban gayriresmi sonuçların ortaya çıkmasının ardından yaptığı ve taraftarlarının alkışlarıyla sık sık kesilen konuşmasında partisinin en zor koşullarda, tarihindeki en büyük zaferi kazandığını vurguladı. Orban taraftarlarına teşekkür konuşmasında sözlerine Avrupa Birliği’ne gönderdiği mesajla başladı. Orban “Öyle büyük bir zafer kazandık ki, bu zafer Ay’dan bile göründü, ama en azından Brüksel’den bu muazzam zaferin çok net görüldüğüne eminim, bu zafer yürekli Macar ulusunun zaferidir” dedi.

Muhalefetin adayı: Yenilgimiz ülkedeki demokrasi eksikliğinin sonucu

Muhalefet ittifakının ortak başbakan adayı olan Peter Marki-Zay ise seçim yenilgisini kabul ettiği konuşmasında kürsüye sadece aile üyeleriyle birlikte çıktı. Marki-Zay, muhalefetin yenilgisini ülkede demokrasinin eksikliği ile, iktidar ve muhalefetin sahip oldukları maddi imkânlar arasındaki farklarla ve Orban’ın yalana dayalı olduğunu iddia ettiği kampanyasıyla açıkladı. Taraftarlarına mücadeleyi bırakmama sözü verdi.

Muhalefet ittifakı içindeki diğer partilerin liderlerinin, ortak başbakan adayları olan Peter Marki-Zay’ın seçim sonrasındaki konuşmasında kürsüde yer almamaları ise dikkat çekti.

Seçim sonuçlarının ele alındığı ilk değerlendirmeler, Orban karşıtı partileri en sağdan en sola kadar çok farklı görüşlere ve programlara sahip olmalarına rağmen bir araya getiren ittifakın, bu partilerin tabanlarında gerektiği gibi hazmedilmediğine işaret ediyor.

Muhalefet blokunda yer alan aşırı sağ Jobbik partisinden, sol partilerle yapılan iş birliğine karşı olduğu için ayrılan radikal bir grup tarafından kurulan ve seçimlere katılan Memleket Partisi’nin, yüzde beşlik barajı aşarak sürpriz bir şekilde parlamentoya girmiş olması da bunun kanıtı olarak gösteriliyor.

Tarık Demirkan – BBC

16,474FansLike
639FollowersFollow