Joe Eszterhas’ın yazdığı, Paul Verhoeven’ın yönettiği 1992 yapımı “Temel İçgüdü” (Basic Instinct) dönemin en çok tartışılan yapımlarından biriydi. Yıllar sonra bile büyük ilgi gören ve ana akım Hollywood sinemasında çığır açan cinsellik tasvirleriyle “neo-noir başyapıtı” olarak tanımlanan filmin nasıl ortaya çıktığını senaristi Joe Eszterhas ile konuştuk.
“Gül Baba Senfonik Şiiri” Dünya Prömiyerini CSO ile yaptı
Türk ve Macar toplumları arasında bir köprü kurmak, iki ülke arasındaki kültürel, ekonomik, turistik ilişki ve faaliyetleri artırmak amacıyla kurulan Gül Baba Türbesi Mirasını Koruma Vakfı, ilk kez özel bir senfonik şiirle izleyici karşısına çıktı.
Gül Baba Mirasını Koruma Vakfı, Türkiye ve Macaristan’ın kalıcı simgelerinden olan Gül Baba Türbesi’ni; yaşayan bir kültür-sanat mekânı haline getirerek iki milletin tarihine, kültürüne ve sosyal yaşamına katkıda bulunma misyonunu sahipleniyor. Bu amaçla İlyas Mirzayev tarafından bestelenen
‘Gül Baba Senfonik Şiiri’nin Dünya Prömiyeri, dünyanın en eski orkestraları arasında yer alan Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası tarafından Ankara’da yapıldı. İlerleyen dönemlerde devam edilecek kültürel, sanatsal ve akademik etkinliklerle iki ülke arasında var olan bağın daha da derinleştirilmesi ve sürdürülebilir kılınması hedefleniyor.
Milli güreşçiler 17 madalya ile Macaristan’da rekor kırdı
Türkiye Güreş Milli Takımı, Macaristan’da düzenlenen Avrupa Şampiyonası’nda tarihi rekorlara imza attı. Milliler erkekler ve kadınlarda toplam 17 madalya ile rekor kırdı. Kadın Milli Takımı ilk kez Avrupa şampiyonu oldu. Erkek Milli Takımı’nda ise serbest stil ve grekoromende Avrupa ikincisi oldu.
Macaristan’da düzenlenen Avrupa Güreş Şampiyonası tamamlandı. Milli Takım; serbest erkekler, kadınlar ve grekoromen olmak üzere üç stilde de kürsüye çıkarak tarihi bir başarılar elde etti. Avrupa’da ilk kez 10 final yapıp, ilk kez 7 altın kazanan, tarihte kadınlarda da ilk kez Avrupa şampiyonu olan milli sporcular bu organizasyonu, tarihinde ilk kez 17 madalya rekoru ile tamamladı.

KADINLARDA İLK AVRUPA ŞAMPİYONU
Başkent Budapeşte’de gerçekleştirilen ve 37 ülkeden toplam 375 sporcunun katıldığı 2022 Avrupa Güreş Şampiyonası’nda Türkiye, 30 sporcu ile madalya mücadelesi verdi. Toplam 85 güreşçinin mindere çıktığı kadınlarda milli sporculardan Yasemin Adar Yiğit (76 kg) ve Evin Demirhan Yavuz (50 kg) ile 2 altın, Buse Tosun Çavuşoğlu (72 kg) ile 1 gümüş ve Bediha Gün (55 kg) ile de bronz 1 bronz madalya kazandı. Türkiye kadınlarda takım halinde ilk kez Avrupa şampiyonu olarak tarihe geçti.

MADALYA SAYISI 338 OLDU
Macaristan’da tamamlanan bu organizasyon sonrasında Türkiye’nin Avrupa Şampiyonaları’nda kazandığı madalya sayısı 338’e yükseldi. Millilerin bugüne dek Avrupa’da kazandığı madalya sayısı serbest stilde; 57 altın, 61 gümüş, 80 bronz, kadınlarda; 7 altın, 3 gümüş, 4 bronz ve grekoromende de 42 altın, 26 gümüş, 48 de bronza ulaştı.
Böylece milliler Avrupa Şampiyonaları tarihinde toplamda 106 altın, 90 gümüş ve 142 de bronz olmak üzere 338 kez kürsüye çıkmış oldu.
Yüzücülerimizden Macaristan’da başarılı sonuçlar
Macaristan’ın Budapeşte kentinde bu yıl 30.’su düzenlenen U12 Artistik Yüzme Yarışlarında mücadele eden yüzücülerimiz başarılı sonuçlara imza attı.
Dune Arena’da 7 ülkeden 266 sporcunun madalya mücadelesi verdiği organizasyonda 12 Yaş Düet Senkronize kategorisinde yarışan Fenerbahçeli yüzücüler İda Doğrayan ve Ayça Boru, yarışlarını ilk sırada tamamladı ve altın madalyanın sahibi oldu.
U12 figür ve U12 solo kategorilerinde de Ayça Boru altın, Nil Trakman bronz madalya kazandı.
Macaristan’da seçimler: Viktor Orban için tamam mı, devam mı?
Macaristan 3 Nisan Pazar günü son dönemin en kritik seçimlerine gidiyor. Yüzde onu yurtdışından olmak üzere yaklaşık sekiz milyon seçmen Macaristan’ın önümüzdeki dört yıl boyunca kimler tarafından yönetileceğine karar verecek.
Üç seçim kazanan ve 12 yıldır kesintisiz iktidarda olan Viktor Orban için 2022 yılı seçimlerini “kritik seçim” haline getiren en önemli gelişme geçtiğimiz yıllarda Orban muhalefetinin en sağdan en sol partilere kadar bir seçim ittifakı kurarak bir araya gelmesi olmuştu.
Muhalefetin seçimlere ortak adaylarla katılması hamlesi, iktidar değişikliği isteyen kamuoyunun ölçülebilir desteğiyle karşılaşmıştı
Ancak muhalefetin ittifak girişimiyle kamuoyu önünde sağladığı bu avantaj Rusya Ukrayna savaşının başlamasının ardından gelen Orban’ın hamleleriyle ve büyük seçim kampanyasıyla dengelendi. Son seçim anketlerine göre iktidar partisi FİDESZ 3 Nisan seçimlerinde 2-3 puan önde görünüyor.
Viktor Orban: Ulusal kahraman mı? Demokrasiyi tasfiye eden otoriter bir lider mi?
Macaristan başbakanı Orban tartışılan ve halkı bölen bir lider. Kendi taraftarları arasında Macaristan’a şahsiyet kazandıran, ulusal kültürü, gururu geliştiren bir siyaset dehası olarak görülüyor.
Ülkenin yaklaşık diğer yarısı açısından ise Orban ilkelere, programlara önem vermeyen, iktidar için en tehlikeli manevralara, kampanyalara bile girişmekten çekinmeyen, yolsuzluklara göz yuman popülist baskıcı bir lider.
Şurası bir gerçek ki, Viktor Orban iktidarda geçirdiği on iki yıl içinde sadece Macaristan kamuoyunu bölmekle kalmadı, Avrupa Birliği siyaset sahnesinde de önerdiği program ve önlemlerle tartışma yarattı. Orban karşısında kayıtsız kalınamadı, Avrupa kamuoyu da Orban karşıtları ve taraftarları olarak ikiye bölündü.
“Liberal” demokrasilerden “otoriter” demokrasilere giden yol
Her ne kadar Orban on milyon nüfusa sahip küçük bir ülkenin üzerinde çok konuşulup tartışılan siyasi lideri olsa da aslında onun tarafından savunulan görüşler Soğuk Savaş’ın ardından dünyanın pek çok yöresinde destek gören popülist siyasetlerin bir modeli olarak değerlendirilmeli.
Bu popülist siyasetler açısından liberal demokrasilerin, Batı uygarlığının XX. yüzyılda yarattığı kurumsal işleyişe dayanan modeli artık iflas etmiştir. İki kutuplu dünyadan çok merkezli dünyaya geçişin sancıları, ülkeler açısından ulusal değerlerin ve ulusal güvenliğin ön plana çıkarılmasıyla aşılabilir.
Bu görüşlere göre ulusal güvenlik ise pek çok durumda demokrasinin bilinen modeliyle çelişebilir.
Yani ulusal güvenliğin sağlanması açısından gerekirse bir kısım demokratik temel haklardan bir süreliğine vazgeçilebilir.
Orban tarafından “illiberal” yani liberal olmayan demokrasi olarak tanımlanan bu model, egemenlik hakkını bir kez seçmenden alan lidere geniş yetkiler tanımakta ve gerekli görürse demokratik hakları, muhalefetin imkanlarını, söz ve kanaat özgürlüklerini kısıtlamayı serbest bırakmakta.
Kuvvetler ayrılığı
Orban rejiminin en karakteristik özelliklerinden biri, klasik demokrasilerde seçimlerle gelip giden siyasi hükümetlere karşı devlet kurumunun tarafsız kalabilmesini, süreklilik taşımasını sağlayan ve toplumsal denge yaratan kuvvetler ayrılığının ortadan kaldırılmasıydı.
Viktor Orban genel seçimlerde eline geçirdiği üçte ikilik parlamento çoğunluğuyla hemen anayasayı değiştirdi. En yakın çalışma arkadaşlarından birini devlet başkanı seçtirdi. Parlamento’yu da pek çok alanda işlevsizleştirdi.
Ardından da kademe kademe devlet kurumlarının tarafsızlığını ortadan kaldırdı. Anayasa Mahkemesi, Danıştay, Sayıştay, Başsavcılık, Hakimler Yüksek Kurulu gibi önemli kurumların başına kendi taraftarlarını getirdi.
Radyo ve televizyonu denetleyen üst kurum da ilk etapta sıkı disiplin altına alındı.
Ardından devlet radyo ve televizyonlarının sıkı denetim altına alınması geldi.
Bunu ise muhalif basının susturulması izledi. Ancak bu, yasaklamalarla, kapatma ve hapis cezalarıyla değil, vergi yaptırımlarıyla, devlet ilanlarının kesilmesiyle ya da bazı durumlarda kuruma mahsus yasal sorunlar yaratarak gerçekleşti.
İhalelerin yandaşlara dağıtılması yolsuzluk mu? Yoksa ulusal sermayenin güçlendirilmesi mi?
Orban rejiminin en çok tartışılan uygulamalarından biri devlet ihalelerinin başta utangaç bir şekilde, sonra da giderek daha cüretkar bir şekilde FİDESZ yanlısı yatırımcı ve girişimcilere dağıtılmasıydı ki bunlar arasında Viktor Orban’ın damadı da vardı.
Söz konusu yatırımların çoğunda ihale genellikle adrese teslim hazırlanıyordu. Yani son anda açıklanan ihalede ancak tek bir girişimcinin koşulları ihale şartlarına uyuyordu.
Bu yöntemle, Viktor Orban’ın çocukluk arkadaşı olan sıradan bir tesisat ustası on yıl içinde ülkenin en zengin iş adamı haline geldi.
Yeni türeyen yatırımcıların çoğu geri planda offshore şirketlerle varlıklarını oradan oraya aktaran, önemli FİDESZ bağlantıları olan yeni zenginlerdi. Zaman zaman ortaya çıkan yasal sorunlar ve açık yolsuzluklar da mahkemeler tarafından önemli bulunmuyordu.
Muhalefetin diline doladığı örnekler, eleştiriler pek etkili olmuyordu, çünkü bu işin ideolojik açıklaması da hazırdı: hükümet, yeni bir ekonomik döneme girildiğini vurguluyor, bu yeni dönemde Macar ulusal sermayesinin yaratılmasının zorunluluğundan bahsediyordu. Tamamen denetim altına alınan medya yardımıyla da kamuoyu etkisizleştiriliyordu.
Kamuoyunun duyarsızlığında elbette önemli faktörlerden biri de daha önce, yani muhalefetin iktidarda olduğu dönemlerde de örnekleri görünen yolsuzluklardı.
“Bal tutan parmağını yalar” düşüncesi insanların tepki vermesini engelliyordu.
Macaristan ve Avrupa Birliği
Avrupa Birliği Macaristan’daki Orban rejimi tarafından on iki yıl içinde gündeme getirilen, ve liberal demokrasiler tarafından “hukuk devletinin tırpanlanması”, Orban taraftarları açısından ise “ulusal egemenliğin güçlendirilmesi” olarak tanımlanan pek çok uygulamaya karşı çıktı.
Avrupa Birliği’nin tepkisi sadece ilkesel değildi. Brüksel Avrupa Birliği tarafından Macaristan’a akıtılan büyük yatırım fonlarının, şaibeli bir şekilde eşe dosta dağıtıldığı iddialarından da rahatsızdı. Bu konuda hazırlanan bazı raporlar da bu iddiaları doğruluyordu
Ancak Avrupa Birliği’nin tepkileri uzun bir dönem etkili olmadı. Bunun belki en önemli nedeni AB’nin kendi iç sorunları ve AB işleyişini ve karar mekanizmalarının çalışmasını belirleyen mevzuatın işi sürüncemeye bırakan yavaşlığıydı.
Ancak AB’nin ataletinde burada iki önemli unsuru daha hatırlatmak gerekir. Bunlardan biri Macaristan ve Polonya’nın başını çektiği ve V4 ülkeleri olarak anılan dört Doğu Avrupa ülkesinin Brüksel’e karşı savunma amaçlı başarılı bir lobi çalışması yürütmüş olmasıydı.
İkinci önemli unsur ise, AB idaresinde ağırlığı tartışılmaz olan Almanya’nın gösterdiği hoşgörüydü. Başta Macaristan ve Polonya olmak üzere Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri ile çok ciddi ekonomik ilişkiler geliştirmiş olan Almanya bu ülkeleri katı AB yaptırımlarıyla karşısına almak istemiyordu.
Seçim sonuçları ne olur?
Anketler 3 Nisan seçimlerinde Viktor Orban’ın kazanma ihtimalinin yüksek olduğuna işaret ediyor. Büyük bir ihtimalle bu seçimlerin de sonucunu, diğer iki seçimde de Orban’a üçte iki çoğunluk getiren yurt dışı oylar belirleyecek.
Macar seçmenlerinin yüzde onu komşu ülkelerdeki etnik vatandaşlardan ve Batı Avrupa ülkelerinde çalışan Macarlardan oluşuyor.
Macaristan’a komşu ülkelerde yaşayan yaklaşık bir buçuk milyon etnik Macar’a FİDESZ iktidarı döneminde vatandaşlık hakları verildi.
Muhalefetin karşı çıktığı referandumla sağlanan vatandaşlık ve oy kullanma hakkıyla, etnik Macarlar seçim sonuçlarını belirliyor denilebilir.
Çünkü yurt dışı oyların % 92’si Orban’ı destekliyor.
Batı Avrupa’da çalışan göçmen Macarlar arasında Orban desteği düşük.
Muhalefete göre Orban hükümeti bu nedenle de yurt dışı seçmenlerin oy kullanma hakkını farklı değerlendiriyor: Etnik Macarlara posta yoluyla oy kullanma hakkı verilirken, batıda yaşayan göçmen işçi Macarlara ise oy kullanmak için büyükelçiliklere ya da konsolosluklara gitmeleri öneriliyor.
Seçim sonrasında Macaristan’ı neler bekliyor?
Seçim sonuçları henüz bilinmese de seçimin ardından Macaristan’ı neler beklediği konusunda neredeyse bir görüş birliği var.
Seçimleri Orban da kazansa, muhalefet de kazansa Macaristan’ın gündemi ekonomik ve siyasi sıkıntılar olacak.
Bunun birinci nedeni önce salgın sonra da savaş nedeniyle dünyayı da egemenliği altına alan ekonomik daralma, artan enflasyon ve ulusal para birimlerindeki değer kaybı.
Ancak herkesin hemfikir oldu bir diğer husus da Orban hükümeti tarafından uygulanan seçim bütçesinin ekonomide yarattığı hasar.
Macar hükümeti bir yıldır vatandaşlarına para dağıtıyor. Asgari ücrete ve emeklilik maaşlarına yapılan zamlar, artırılan sosyal ve aile yardımları, akaryakıtta ve temel bazı gıda maddelerinde altı aydır uygulanan zam yasağı, elektrik ve doğalgaz zamlarının ertelenmesi ve son olarak da yatırımların seçim nedeniyle yön değiştirmesinin faturası seçimler sonrasında etkisini gösterecek.
Ancak unutulmaması gereken bir diğer önemli durum da AB’nin artık kendi içindeki dağınıklığa son verme kararlılığı.
Rusya’ya karşı alınan önlemler, bu önlemlere Macar hükümetinin ayak sürüyerek uyması ve buna karşı gösterilen tepki artık Brüksel’in Avrupa’nın doğusundaki “haylazlıklara” hoşgörü göstermeyeceğini işaret ediyor.
Bu nedenle AB yardımlarının azalması, hatta kesilmesi de söz konusu olabilir.
Macaristan’ın Rusya ile denge politikasına şiddetle karşı çıkan Polonya’nın tavrı nedeniyle Macaristan’ın V4 ülkeleri desteğini kaybetmesine de kesin gözüyle bakılıyor.
İlkbahar seçimlerinden kim zaferle çıkarsa çıksın, Macaristan’ı zor bir sonbahar bekliyor.
Tarık Demirkan – BBC
Macaristan sandık başında
Macaristan halkı, Ulusal Meclisin yeni üyelerini belirlemek ve referandum için sandık başına gitti. 12 yıldır iktidarda olan Viktor Orban, 6 partinin birleşerek oluşturduğu muhalefet ittifakına karşı yarışıyor.
Yaklaşık 9,7 milyon nüfusa sahip Macaristan’da 8 milyon 200 bin seçmen, hükümeti belirlemek ve referandum için oy kullanmaya başladı.
Yerel saatle 06.00’da başlayan oy verme işlemi 19.00’a kadar devam edecek.
Toplam 199 sandalyeli Macaristan Parlamentosu’nda 106 milletvekilli, en çok oy alan adayın kazandığı “dar bölge sistemi”ne göre belirleniyor.
Dar bölge sisteminde, ilk turda en yüksek oyu alan aday milletvekili oluyor. Geri kalan 93 milletvekili ise partilerin listesinden oy oranına göre belirleniyor.
Yapılan son kamuoyu araştırmalarına göre, seçmenlerin yüzde 41’i Macar Yurttaş Birliği (Fidesz) ve Hristiyan Demokrat Halk Partisi (KDNP) ittifakını, yüzde 39’u Demokratik Koalisyonu (DK), Jobbik, Momentum, Macaristan Sosyalist Partisi (MSZP), Macaristan Yeşiller Partisi (LMP) ve Macaristan için Diyalog Partisi’nin (PM) oluşturduğu çatı oluşumu “Macaristan için Birlik”i desteklerken yüzde 16’sı ise kararsız.
Parlamentoya giriş barajı olan yüzde 5’i, sadece Fidesz-KDNP ittifakı ve Macaristan İçin Birlik’in aşması öngörülüyor.
HALK, REFERANDUM İÇİN DE OY KULLANIYOR
Seçmenler ayrıca, muhalefet tarafından “homofobik yasa”, hükümet tarafından ise “çocukları koruma yasası” olarak nitelendirilen ve birçok Avrupa Birliği (AB) ülkesinin sert tepki gösterdiği, 18 yaşından küçükleri eş cinselliğe ve cinsiyet değişikliğine “teşvik etmeyi” yasaklayan yasal düzenlemeye ilişkin referandh0da oy kullanıyor.
Halk oylamasında cevap verilmesi istenen sorular şöyle:
“Ebeveynlerin rızası olmadan reşit olmayan çocuklara okullarda cinsel yönelim dersleri verilmesini destekliyor musunuz?
Reşit olmayan çocuklara cinsiyet değiştirme operasyonu tanıtımı yapılmasını destekliyor musunuz?
Çocukların gelişimini etkileyen cinsel içeriklerin herhangi bir kısıtlama olmadan medyada gösterilmesini destekliyor musunuz?
Cinsiyet değiştirme tanıtımı yapan görüntülerin medyada yayınlanmasını destekliyor musunuz?”
Yapılan kamuoyu araştırmalarına göre, muhalefetin çağrısı üzerine halk oylamasında birçok kişinin geçersiz oy kullanacağı ve bu yüzden oylamanın yüzde 50’nin altında kalarak referandumun geçersiz olacağı öngörülüyor.
NTV
Ankara’nın gözü kulağı Macaristan’da
Macaristan pazar günü yapılacak seçimlerle yeni parlamentosunu belirleyecek.
Türkiye ise, Macaristan’daki seçimlerle hiç olmadığı kadar ilgili bu kez;
Başbakan Victor Orban’ın partisine karşı altı muhalefet partisinin birleşip, seçimlere ortak Başbakan adayı ve ortak listelerle girmesi, Türkiye’de de oluşmakta olan “muhalefet bloğu” için örnek niteliğinde.
Macaristan, 2010 yılından bu yana Orban ve milliyetçi-muhafazakâr çizgide duran partisi Macar Yurttaş Birliği (Fidesz) tarafından yönetiliyor. Orban’ın kesintisiz 12 yıldır tüm seçimlerde parlamentoda çoğunluğu –üstelik Anayasa’yı değiştirecek çoğunluğu elde ederek- kazanması, ülkedeki birbirinden çok farklı 6 muhalefet partisinin de birleşerek, ortak bir milletvekili aday listesi ve ortak bir Başbakan adayı belirlemelerini sağladı.
MUHALEFET ADAYI DA MUHAFAZAKÂR
Türkiye’de çok tartışılan, 2001’den bu yana kesintisiz iktidarda olan AK Parti ve lideri Erdoğan’a karşı “nasıl bir adayın başarılı olabileceği” uzun süre Macaristan’da da tartışıldı. Sonuçta 6 muhalefet partisi “Macaristan için birlik” adı altında bir araya geldi ve ön seçim yaparak Başbakan adayının kim olacağını belirledi.
Yapılan ön seçim sonucunda belirlenen Macar muhalefetinin ortak Başbakan adayının da siyasi duruş olarak Orban’a çok benzemesi ilginç;
Muhalefetin adayı Peter Marki-Zay da tıpkı Orban gibi muhafazakâr bir siyasetçi. Mevcut Başbakan ile muhalefetin adayının ayrıldıkları konu, Orban’ın inandığı dinin manevi değerlerini Macar toplumunun tümüne yayma eğilimine karşılık, Marki-Zay’ın daha laik, bireysel özgürlükçü ve Avrupa Birliği’ne daha yakın bir çizgide durması.
VEKİL LİSTESİNDE EN GÜÇLÜ ADAY LİSTE BAŞI
Macar muhalefeti milletvekili listelerini de yine bloğu oluşturan tüm partilerin katıldığı bir ön seçimle belirledi. Her partinin güçlü olduğu seçim çevresinde en başa o partinin adayını koyarak vekil aday listeleri oluşturuldu.
Bu açıdan bakınca, Macaristan’daki muhalefet bloğu sisteminin başarılı olup olmadığı, AK Parti- MHP’nin Türkiye’deki seçim yasasına getirdiği değişiklik çerçevesinde muhalefetin oluşturduğu “6’lı masanın” yol haritası açısından da ilginç bir örnek oluşturacak.
TBMM’de görüşülmekte olan seçim yasa değişikliği İttifak içinde yer alıp, oy oranı yüzde 7’nin altında kalan siyasi partilerin vekil çıkarmasını engelliyor. Bunun aşılması için Türkiye’deki muhalefet bloğunun da ortak liste ile milletvekili seçimlerine girmeleri üzerinde tartışılmakta olan bir yöntem.
SEÇİMDE MACARİSTAN, SEÇİM SONRASI İSRAİL MODELİ OLUR MU?
Macaristan’da altı muhalefet partisine karşı yarışan Başbakan Orban, seçimlere artık saatler kala kamuoyu yoklamalarında hala önde görünüyor. Ancak aradaki fark çok az ve yoklamalarda seçmenlerin neredeyse yüzde 16’sı “kararsız olduklarını” ifade ediyor. Yani seçim bıçak sırtında.
Ancak 3 Nisan seçimlerinden Orban ve partisi Fidesz birinci parti olarak çıksa da, oy oranının çok düşeceğine ve artık Anayasa’yı değiştirecek çoğunluğa sahip olamayacağına kesin gözüyle bakılıyor.
Türkiye’de 2023’te yapılacak Cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimleri öncesinde muhalefetin “6’lı masa” adı altında birleşmesi, ortak Cumhurbaşkanı adayından bahsetmesi, hatta milletvekili listelerinin hazırlanmasında bile ortaklık ihtimali, Macaristan’da Pazar günü yapılacak seçimlerin daha dikkatli izlenmesini de beraberinde getirdi.
Ancak Türk siyasindeki gidişat konusunda tek örnek Macaristan değil; Eğer “6’lı masa” Macaristan muhalefetinin yaptığını yapıp seçime ittifak halinde girer ve başarılı olursa, bu kez gündeme “İsrail modelinin” gelme olasılığı büyük.
İsrail’de yapılan art arda gelen ve aralarındaki süre sadece aylarla ölçülen dört erken seçimde hiçbir siyasi parti parlamentoda hükümeti kurmak için yeterli çoğunluğu bulamadı. Sonunda dört erken seçimin ardından 8 muhalefet partisi bir koalisyon hükümeti oluşturdu.
Bu koalisyon hükümetinin özelliği, görev yapacağı 4 yıl için “dönüşümlü Başbakanlık” sistemini benimsemiş olması. Buna göre, görev süresinin ilk iki yılında bir partinin lideri, ikinci dönemde ise bir başka partinin lideri Başbakanlık görevini üstlenecek.
Bu sistemin -muhalefetin bloğunun Cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinden başarılı çıkması halinde-, Türkiye’de de 2023 seçimleri sonrasında, farklı bir versiyonla uygulanması söz konusu;
Muhalefetin oluşturduğu “6’lı masa”, 2023 seçimlerinden sonra mevcut “Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini”, “güçlendirilmiş parlamenter sisteme” dönüştürmek için anlaşmış durumda. Buna göre seçimlere muhalefet tek Cumhurbaşkanı adayıyla girecek. Bu aday, seçilmesi halinde, 5 yıllık görev süresinin ilk bölümünde yetkilerini sistemin değişmesi yönünde kullanacak. Güçlendirilmiş parlamenter sistem kurulduktan sonra ise, ya yeniden seçim yapılacak, ya da Anayasa değişikliklerine koyulacak geçici maddeler ile Cumhurbaşkanının “sembolik yetkilerle” görevine devam etmesi sağlanacak.
Eğer kurulan muhalefet bloğu hükümeti seçilmiş olduğu 5 yıllık dönemi tamamlamaya karar verir ise, ikinci dönemde asıl yetki ise “Başbakan’a” geçecek. Yani bir anlamda ülke yönetiminde “yetki devri” gerçekleşecek.
İyi Parti Lideri Meral Akşener’in “Ben Başbakan olmak istiyorum” açıklamasını bir de bu açıdan okumak gerek…
Zeynep GÜRCANLI – Dünya
Macaristan’daki altılı ittifak nedir, ne değildir
Önümüzdeki pazar Macaristan genel seçimini Başbakan Orban’a karşı altılı ittifakın kazanması halinde bunun bizim altılı yuvarlak masa açısından moral üstünlük sağlayacağı yorumları yapılıyor.
Başta CHP, muhalefet cephesi Macaristan’daki ittifak modelini yakından izlediğini, 12 yıllık sağ popülist Orban iktidarını bitirebilecek seçim sonucuna dikkat kesildiğini nicedir gizlemiyor. Farklı şartlar ve farklı seçim sistemine rağmen. Bazı anketlere göre medya gücünü elinde bulunduran Viktor Orban’ın FIDESZ partisiyle ittifak kafa kafaya durumda. Kararsız oranı Macaristan’da geleneksel olarak hep yüksektir; bu sefer de yüzde 20’ler bandında. Zavecz Araştırma’nın son anketinde ise iktidar muhalefet ittifakının iki puan önünde görünüyor: Durum yüzde 41’e yüzde 39.
İki ülkedeki bileşimlerin en önemli farkı, seçime ortak listelerle giren Macaristan’daki ittifakın en soldan en sağa geniş bir siyasi yelpazeden oluşması. Benzemezlik katsayısı bizim merkeze yakın altı partiye göre çok daha yüksek ama ortak renkleri Avrupa mavisi. Bu geniş yelpaze bir sistem değişikliğinde değil, sosyal politikalarda ortaklaşıyor. Çünkü Avrupa Birliği içinde Macaristan sosyal adaletsizlikte ilk sırada yer alıyor. Orban iktidarında giderek yükselen bir grafikle.
































