Türk-Macar kültürel ilişkilerinin gelişmesine uzun yıllardır değerli katkılarda bulunan Edit Tasnadi Türkoloji çalışmalarıyla ve Türk edebiyatından yaptığı çevirilerle tanınıyor.
Budapeşte merkezli Macar- Türk Dostluk Derneği’nin kurucularından olan Tasnadi, uzun yıllar Budapeşte Radyosu Türkçe yayınlarında ve ardından da ELTE Üniversitesi’nde ve Ankara Üniversitesi Hungaroloji kürsüsünde çalışmıştı.
Edit Tasnadi’yi Türkinfo olarak gönülden kutluyor, sağlıklı yıllar ve çalışmalarında başarılar diliyoruz.
Dünya çapında başarılı projelere imza atan Yapı Merkezi, çok uluslu lüks araç ve motosiklet üretimindeki dev markalardan BMW Group’un Macaristan’da faaliyet gösterecek üretim tesislerinde inşaat projelerini üstlendi.
Yapı Merkezi’nin TOGG üretim tesisindeki olağanüstü çalışma kalitesinden son derece etkilenen dünya devi BMW Group, Macaristan’ın Debrecen şehrinde faaliyet gösterecek olan araba üretim tesislerinin inşaası için Yapı Merkezi ile çalışmaya karar verdi. BMW Group’un Macaristan’da faaliyete geçecek olan araba üretim tesislerinin Body Shop (TKB) ve Press Shop (TU) binalarının anahtar teslim yapım işleri, Yapı Merkezi’nin bir Avrupa Birliği ülkesinde lüks segmentte dünyanın en büyük otomotiv devlerinden biri için üstlendiği bu proje, endüstriyel binalardaki tecrübesinin ve kalitesinin tescil simgesi olması açısından da ayrı bir önem de taşıyor.
Çok uluslu lüks araç ve motosiklet üreticisi BMW Group ve Yapı Merkezi bu önemli projenin imzalarını 17 Ağustos 2022 tarihinde Budapeşte’de gerçekleştirilen törenle attılar. Tören, Yapı Merkezi Holding CEO’su Aslan Uzun, Teklif Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Saatçi, Nitelikli Binalar Uygulama Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Demirer, Teklif Direktörü Erkut Karagöz ve Proje Koordinatörü Koray Karahasanoğlu’nun katılımıyla gerçekleşti.
Tuna Nehri’nin Macaristan’ın kuzeybatısındaki Vámosszabadi köyünden geçen bölümünde kuraklığın etkisiyle su seviyesinin düşmesi sonucu İkinci Dünya Savaşı sırasında batan bir geminin enkazı ortaya çıktı.
Avrupa, rekor kıran sıcakların yol açtığı kuraklıkla boğuşuyor. Aşırı sıcak hava dalgasının etkisini sürdürmesi ve yağmur yağmaması sonucu nehir ve göllerin su seviyelerinde ciddi oranda düşüş yaşandı. Toplam 10 ülkeden geçen Tuna Nehri’nin su seviyesinde yaşanan düşüş, kuraklığın boyutunu gözler önüne serdi. Nehrin Macaristan’ın kuzeybatısındaki Vámosszabadi köyünden geçen bölümünde, suların çekilmesinin ardından İkinci Dünya Savaşı sırasında batan bir geminin enkazı ortaya çıktı. Budapeşte’deki ELTE üniversitesinden araştırmacılar, iklim değişikliğine karşı önlemler alınmadığı takdirde Macaristan’ın önümüzdeki birkaç yılda kalıcı kuraklıklarla karşı karşıya kalacağı konusunda uyarıda bulundu.
“Devam
edemem. Hala zayıfım ve hiçbir şey değişmezse kısa süre içinde hastaneye
götürülmem gerekecek. Bunu önlemek için her türlü çabayı gösteriyorum,” diye
yazmıştı Sándor Márai günlüğüne. San Diego Kaliforniya, Márai çiftinin 1980’de
geldikleri son duraktı. İtalya’daki kaostan kaçarak sığınmışlardı buraya. Marai,
buranın ışığına ve ufkuna bayılmış, ayrıca Amerikan sağlık hizmetlerinin yüksek
standartının da kendileri için önemli olduğunu düşünmüşlerdi.
Belli ki,
geçen zaman zarfında hastanelerle ilgili fikrini değiştirmişti Márai. Uzun süre
evde bakmaya çalıştığı 63 yıllık hayat arkadaşı Lola, altı ay yattıktan sonra
hastanede ölmüş; evlatlık oğulları ertesi yıl, daha 46 yaşında kalp
enfeksiyonuna yenik düşmüştü. Sürgünde, yaşlı ve büyük ölçüde unutulmuş bir
yazardı. Son üç yılı karısının, ancak ölümünden
sonra bulduğu günlüklerini okuyarak ve halüsinasyonlar içinde geçirmiş, sonunda
bir tabanca satın alarak banliyöde, ateşli silah eğitimi veren bir kursa katılmış
ve yaklaşık bir ay sonra evinin kapısını açık bırakıp, 911’i aradıktan sonra
intihar etmişti. Bedenin yazgısı burada noktalanmıştı ama yazarın hikayesi tıpkı
Márai romanlarında geçmişi kurcalayıp, küllenmeye yüz tutmuş olayları ve
duyguları yeniden canlandıran roman kahramanlarında olduğu gibi, ölümünden
dokuz yıl sonra başka bir boyuta evrilmişti.
Sándor Márai
1998’de İtalyan
yazar ve yayımcı Roberto Calasso, Paris’te unutulmuş klasikler kataloğunu karıştırarak,
yayımlanmaya değer kitap ararken, Embers’e (Köz) rast gelmişti. Orijinal adı “A
gyertyák csonkig égnek” (Mumlar Sonuna Kadar Yanar) olan 1942 tarihli kitabı
okumaya başlamış ve bunun kayıp başyapıtlardan biri olduğuna kanaat getirmişti.
O yılki Frankfurt Kitap Fuarı açıldığında, “Embers” adı dillerde dolaşmaya başlamıştı
bile. İskoç-Amerikan editör ve çevirmen Carol Brown Janeway daha sonra
kendisiyle yapılan bir söyleşide “kitabı bütün gece elimden bırakmadan okudum
ve bu sırada 20. yüzyıl edebiyat tarihini kafamın içinde yeniden düzenlemekle
meşguldüm” demişti. Ona göre, Sándor Márai ismi Musil, Joseph Roth, Thomas Mann
ve Kafka’yla birlikte anılmayı hak ediyordu. Kitap kısa sürede Almanya, İtalya
ve Amerika’da en çok satanlar listelerinin zirvesine çıktı ve akla gelebilecek
bütün ülkelerde yayımlandı. Bu Márai’nin üçüncü ve şimdilik son dönemiydi.
İlk dönemi
1900 yılında, o zaman Macaristan’a dahil olan kuzeydeki Kassa’da (Bugün Kösice-
Slovakya) başlamıştı. Hukukçu bir babanın oğlu olarak hayata adım atmıştı.
Belki de mükemmel bir burjuva olmaya heves etmiş hukukçu bir babanın oğlu
olarak demeliyiz. Babasının yolundan gidip bir hukukçu olmamıştı ama onun
burjuvazi ve ahlak kurallarıyla ilgili takıntısını bütün hayatı boyunca taşımış
görünüyordu. Denilebilir ki kaçarken yanına aldığı tek şey bu olmuştu. Evet,
bir kaçış ustasıydı. 1934 yılında yayımlanan ve Márai’yi Macaristan’ın büyük
yazarları arasına sokan “Bir Burjuvanın İtirafları” kitabında, ömrü boyunca
sürecek kaçış hikayelerinden ilkini, 14 yaşındaki kaçışını şöyle anlatıyordu:
“Bir öğleden
sonra eniştemin şatosundan kaçtım, bir daha hiçbirine, hiçbir yere evim
dememecesine! (…) Her tür aileden, kendi ailemden ve daha genişinden,
ötekinden, soy ve sınıfın geniş ailesinden kaçıyordum.”
Kısa süren ve
teröre saplanan 1919 Macar komünist devrimi sırasında, iktidar yanlısı bir
gazetede çalışmış ama belli ki bu ideolojik angajmanı çok kısa sürmüştü. Devrim
başarısızlığa uğrar uğramaz ailesi tarafından okuması için Leipzig’e gönderildi
ve burada uzun sürecek gazetecilik ve yazarlık kariyerini inşa etmeye başladı.
Frankfurt ve Berlin sonraki duraklarıydı. Genç yaşta başladığı gazetecilik
kariyerini, 23 yıl boyunca her hafta yabancı dillerde iki makale yazarak
sürdürecekti. Bir yandan da ana dili Macarca’da edebi eserler veriyordu.
Çevirinin kalitesi tartışmalı olmakla birlikte, Kafka’yı Macarcaya ilk çeviren
kişi de oydu.
1923’te Berlin’de babası ziyaretine geldiğinde, bir akşam gezintisi sırasında Kassa’dan tanıdıkları Yahudi asıllı Lola Matzner (İlona Matzner) ile karşılaşmışlardı. Marai ve Lola kısa süre sonra evlendiler. İkisinin de son derece gergin olduğu zamanlardı, birbirlerine gerçek bir aidiyetle bağlı mıydılar, kestirmesi kolay değil. Ama evlenmişler ve birkaç hafta kalmak için Paris’e doğru yola çıkmışlardı. Çok zor şartlar altında Fransa’nın başkentinde altı yıl yaşadılar ve orada tutunmayı başardıklarında Budapeşte’ye dönmeye karar verdiler, çünkü yazgısı Márai’ye orayı işaret ediyordu.
Lola Matzner ve Sándor Márai
“Lola, yalnızlığıma
ulaşmak için bir yol arayan ilk insandı; inatla kendimi korumaya çalıştım. Bir
yazarın yaşamının anlamı yalnızlıktır” diye yazmıştı Márai, karısıyla ilişkisini
anlatırken. Ama bir yandan kendini Lola’dan sakınmaya çalışırken, diğer yandan
büyük bir merakla farklı cinsi gözlemliyordu. Bu anlama çabasının izleri
romanlarının bir çoğunda görülebilir. Yine de kadınlar konusunda yaptığı
genellemeler sonucun pek de tatmin edici olmadığını düşündürüyor: “Bir kadının
dünya meselelerine duyarlılığı yoktur.” “Kadınlar çıkarsız dostluk duygusunu
bilmezler.” “Kadınlar bunu anlamazlar.” “Bunu bütün kadınlar yapar” gibi…
Yine de ısrarla
bakmayı sürdürüyordu: “Lola’da sezmeye başladığım; kendimde o kadar kaygıyla
saklarken, onun merakla peşine düştüğüm sırrı acaba neydi? İnsanın dışarıya
sergilediği sözlerinin, düşüncelerinin, davranışlarının, sevecenliğinin ve
nefretinin kendisi demek olmadığını öğrenmiştim; bunlar olsa olsa değiştirilemeyecek
birinin ya da bir şeyin yansımasıdır; bu her insanda yedi kat derinlere
gömülüdür, saklıdır. Birden hayranlık ve korku duygusuna kapıldım. O zamana
kadar insanların arasında sorumluluk duymadan yaşamıştım, onlar hakkında bilgi
toplamış, hüküm vermiştim; şimdi onlara
dikkat etmeye başladım, hepsine ayrı ayrı hayranlıkla.”
1928 yılında,
popüler bir çift olarak Budapeşte’ye döndüklerinde Márai tanınmış bir
gazeteciydi. 1930’larda edebi üretimi de zirve yaptı. Öyle ki 1948’de
Macaristan’ı son kez terk etmeden önce, çoğu kurgu 46 kitabı yayımlanmıştı. Bu
arada kişisel dramları da sürüyordu. 1939’da Lola, hamileliği sırasında geçirdiği
bir iç kanamanın ardından birkaç haftadan fazla yaşamayacak oğulları Kristof’u
doğurmuş, bir daha çocuk sahibi olamayacaklarını öğrenmişler ve bir erkek çocuğu
evlat edinmişlerdi.
İkinci Dünya
Savaşı sırasında 1943’de, Budapeşte’deki dairelerini bırakıp küçük bir köye,
elektriği olmayan bir eve taşındılar. 1944’te Rus askerleri kapıyı dipçikle kırıp
içeri girdiklerinde Márai onlara bir yazar olduğunu söylemiş ve taze kahve
yapmayı teklif etmişti. Kısa süre sonra Budapeşte’ye döndüler; bombalanmış bir
daire, enkazın içinde kaybolmuş eşyalar ve kitaplarla karşılaştılar.
Naziler
Macaristan’ı işgal ettiklerinde Márai bir daha asla yazmayacağını açıklamıştı.
1948’de Ruslar Macaristan’a yerleştiğinde ise ülkeyi terk etmeye karar verdi.
Gerçi kitle kapitalizmi onda kitle totalitarizmi kadar kusma isteği uyandırıyordu,
en azından İsviçre’ye gittikten kısa süre sonra böyle düşündüğünü
söyleyebiliriz. 1949’da yayımlanan “İşin Aslı, Judith…” kitabında konuşan yazarın
kahince sözleri, Ortega Y. Gasset’nin
1930’larda “Kütlelerin İsyanı”nında söylediklerini andırmaktadır:
“Güzel olan
herkesin şüpheli sayılacağı bir dünya geliyor ve yetenekli olan herkesin ve
karakter sahibi olan herkesin. Anlamıyor musunuz? Güzellik bir hakaret olacak.
Yetenek bir kışkırtma. Karakter ise bir suikast. Çünkü şimdi onlar geliyor,
sürüne sürüne dört bir yandan ortaya çıkıyorlar, yüz binlercesi, belki daha da
fazlası. Her taraftan geliyorlar. At hırsızı tipliler. Yeteneksizler. Karakter
fukaraları. Ve güzel olanın üzerine
vitriol (bir tür zehir) dökecekler. Yeteneğe zift, kükürt ve iğrenç iftiralarla
zulmedecekler. Ve karakter sahibi olanı bıçaklayacaklar. Geldiler bile ve sayıları
gittikçe artıyor. Dikkatli olun.”
Márai’ye göre
20. yüzyıl başında ilerici liberallerin yaşadığı ve burjuvazinin burjuvazi,
ahlakın ahlak olduğu (!) hümanist bir altın çağ yaşanmış ve geri dönmemecesine
yitip gitmişti. (O güzel insanlar, o güzel atlara hikayesi…) Kendi misyonunu o
çağı ve onun ahlakını anlatmak olarak belirlemişti: “Bazen dağılan bir sınıfın
köksüzlüğünün içimde giderek büyüdüğünü düşünüyorum.” Bütün bunlar hayatının
ilk dönemiydi.
Hayatının
ikinci döneminin, okuyucularıyla iletişimini kaybettiği 1944 yılında başladığını
savlamıştı. 1984’te “Olduğum adam 40 yıl önce öldü ve şimdiye kadar dönüştüğüm
diğeri doğdu. Gerçi bu sonuncusu da şimdi dağılıyor”, diye yazmıştı. 1948’de
Macaristan’dan göç ettikten sonra rotalarını İsviçre’ye kırmışlar, orada birkaç
ay geçirdikten sonra İtalya’da, Napoli’nin Posilippo tepesindeki bir eve yerleşmişlerdi.
Dört yıllık İtalya macerasından sonra New York’a taşındılar. Márai burada
romanlarını İngilizce olarak yayımlamayı planlamıştı ama evdeki hesap çarşıya
uymadı, üslubu Amerikalı editörlere göre bir hayli demodeydi. Geçinmek için bir
şeyler yapması gerekiyordu ve o da Özgür Avrupa Radyosu’ndan gelen teklifi değerlendirerek
yeniden gazeteciliğe döndü. Her hafta yazdığı yorumlarda politikayla yakından
ilgilenen hatta yönlendirici bir figüre dönüşmeye
başlamıştı. Deyim yerindeyse kendini kaptırmış gidiyordu. 1956 Macar ayaklanmasında
Batı dünyasının tavrı bu heyecanını örselediyse de, 1967 yılına kadar çalışmayı
sürdürdü. Bu arada Amerikan vatandaşı olmuşlar ve Márai emeklilik hakkı kazanmıştı.
Tekrar Napoli’ye döndüler ve 13 yıl boyunca İtalya’yı üs olarak kullanıp dünyanın
çeşitli yerlerine seyahat ettiler. 70’ler İtalya’da komünizmin ön aldığı
dönemdi ve derin devlet bunu önlemek için var gücüyle çalışıyordu. Ülke giderek
bir kaosa sürükleniyordu. Márai buna tahammül edemezdi, Reagan Amerika’sına,
San Diego’ya döndü. Sonun başlangıcı buydu.
2003’ten beri
tüm dünyada olduğu gibi Türkçe’de de okurlarıyla buluştu Sándor Márai kitapları.
Bu dönemde altı yapıtı dilimize çevrildi. “Yürek Yangını” (2003, çevirmeni
belirsiz), “Parma Kontesi” (2004, Özgür Pozan),
“Eszter’in Mirası” (2009, Hilmi Ortaç), “Bir Burjuvanın İtirafları”
(2010, Sevgi Can Yağcı Aksel), “Buda’da Bir Boşanma” (2011, Tarık Demirkan), “İşin
Aslı, Judith ve Sonrası” (2019, Esen Tezel).
Bütün bu
kitaplara baktığımızda, Márai’nin yazınsal dünyasını ele veren temalarla karşılaşırız.
Kendini bağlayan şeylerden (aile, din, ırk, toplum vs.) kaçtığını söyleyip
dursa da, aslında kaçtığı o dünyayı her kitabında yeniden ve yeniden kurmak
için didinir. Her büyük ahlakçı gibi bir tabula rasa arayışındadır ve her
seferinde bunun olamayacağını gördüğü için, Sisyphos gibi aynı kayayı yeniden
yeniden sırtlar: “Yazmak sonuçta davranıştan başka bir şey değildir. Biraz
abartılı olacak belki ama ahlaki bir davranış da denilebilir.”
Çok uzun yıllar
bu tavrını korumuştur ama artık ölümden başka bir şey beklemediği zaman günlüğüne
şöyle not düşecektir: “Tanrı, merhamet, lütuf, rahipler, filozoflar… Her şey
yalan. Anlam yok, sadece acımasız gerçekler var.”
Romanlarında
hep uzun monologlara eğilim gösterir; bir fikri, tıpkı bir heykelin etrafında
dolaşırcasına, bütün açılarıyla tartmaya çalışır ama bu sırada sık sık yan
sokaklara sapmaktan alıkoyamaz kendini. Biçimsel olarak bu uzun monologlara ihtiyacı
vardır, çünkü karakterlerinin yazgılarına baştan karar vermiştir ve hem
karakterleri hem de okuru oraya sürüklemek için aklına gelen bütün imkanları
kullanır. Eszter’in Mirası’ında örneğin… Eszter, kendini dolandıran, sonra kız
kardeşiyle evlenen eski kocası yıllar sonra kapısını çaldığında, sabırla adamın
bütün argümanlarını dinler ve kendisini yine dolandırdığını bile bile elinde
kalan son şey olan evini ona altın tepside sunar. Biz okurken buna isyan
ederiz. Márai’nin amacı da budur zaten. Eski koca rolünde, okuru olmayacak bir
hikayeyi kabul etmeye zorlar, çünkü her şeyin ardında yatan yazgısal bir gerçek
vardır ve ancak Márai, o bitip tükenmez
monologlarıyla ve bir Hercul Poirot edasıyla bunu ortaya çıkarmaktadır.
Türkçe’deki
romanlarını arka arkaya okuduğunuz zaman şaşırtıcı biçimde hepsinde üçgenler
kurduğunu görürsünüz. Arzu üçgenleridir bunlar. Fransız filozof, antropolog ve
yazar Rene Girard, 1960’larda kaleme aldığı “Romantik Yalan ve Romansal
Hakikat” kitabında, edebiyatta arzu üçgeni üzerine bir teori geliştirmişti. O
kitabın önsözünde Orhan Koçak, yazarın teorisini şöyle özetliyordu: “Üçgenin köşelerinde
arzulanan nesne, arzulayan özne
ve arzunun dolayımlayıcısı (médiateur)
vardır. “Safdil” anlayış için, esas olan nesnedir; öznenin arzusunun sebebi ve kaynağı o
nesnedir. Bir sonraki (daha az “safdil”)
anlayışa göre, her şey özneden kaynaklanıyordur; nesne önemsiz değildir ama arzunun kendisi (ve öznesi) nesneden bile önce gelir: Arzu, nesnesini arayıp bulacak,
yoksa yaratacaktır. Bu iki anlayışta
da üçüncü köşe (dolayımlayıcı) silinmiştir; bir üçgen değil, bir düz çizgi vardır ortada. Girard’ın yaptığı, bu
gizli, üstü örtülmüş “kışkırtıcıyı” ön plana çıkarmaktır: Özne, bir başkası
tarafından arzulandığı için
arzuluyordur nesnesini; ona arzusunu veren, o arzuyu “dölleyen” ve kışkırtan (başka bir deyişle
dolayımlayan) başka biri vardır hep. Bu başkası arzunun modelini verir
özneye.“
Márai’nin
romanları bu bakış açısıyla okunmayı fazlasıyla hak eden yapıtlardır.
Başyapıtı
olarak nitelenen “Bir Burjuvanın İtiraflarına” gelince… Burada anlatılanın
Márai’nin kendi yaşantısının yaklaşık ilk otuz yılı olduğu çok yazılıp çizildi.
Bundan kimsenin kuşkusu yok elbette. 20. yüzyıl başında yaşanmış liberal
burjuva “idilini” gerçekten de olağanüstü güzellikte anlatır.
Ama belki de
sorulması gereken doğru soru şu olmalıdır: Kim kendi gerçeğini bütünüyle
anlayabilir ve anlatabilir ki?
20. yüzyılın bir başka önemli Fransız filozofu Gaston Bachelard’ın saptaması eşliğinde düşünebiliriz bu soruyu: “Saf anıyı, yalnızca bize ait olan anıyı başkalarına anlatmak istemeyiz. Onun pitoresk ayrıntılarını veririz yalnızca. Onun asıl varlığı bize aittir ve onu ne olursa olsun bütünüyle açığa vurmayız.”
Macaristan Sanayi ve Teknoloji Bakanı Laszlo Palkovics’in Ankara ziyareti, iki ülke arasında silah sanayinde kapsamlı bir iş birliğine gidileceğinin işaretlerini verdi.
Palkovics geçtiğimiz günlerde gerçekleşen Ankara’daki görüşmeleri sonrasında Anadolu Ajansına verdiği demeçte Macaristan ve Türkiye arasında savunma alanında devam eden bir iş birliği olduğunu işaret ederek “Macar ordusu, Türk sanayi ürünleri almaya karar verdi. Zırhlı personel taşıyıcı alanında önde gelen bir firmadan ürün alacağız. Macaristan’da üretme anlaşması da yaptık” demişti.
Laszlo Palkovics Macar Haber Ajansına da benzer bir demeç verdi ve üretimin başlama tarihini de açıkladı. Palkovics isim vermeden yabancı bir ortakla birlikte zırhlı araç üretiminin hazırlıklarında epey yol alındığını, gelecek Ekim ayında üretime başlanacağını vurguladı.
facebook: Sanayı ve teknolojı bakanlığı
Bakan Palkovics tarafından bahsedilen yabancı ortak, zırhlı araçlar üreten Nurol Makina A.Ş. Kuruluşu 1976’ya uzansa da 1992 yılından bu yana savunma sanayine yönelik çalışmalarıyla tanınan Nurol Makina özellikle de 4×4 taktik tekerlekli zırhlı araçlarıyla dikkat çekiyor.
‘Nurol Makina, Macaristan ile AB pazarına girdi’
Macaristan, Nurol Makina tarafından imal edilen zırhlı araçlara ilk kez 2020 yılında ilgi göstermiş ve bu araçlardan Ejder Yalçın modelinden on adet sipariş etmişti.
Macaristan tarafından sipariş edilen araçlar 2021 yılının Şubat ayında Budapeşte’de düzenlenen bir törenle Macar ordusu temsilcilerine teslim edilmiş ve hemen ardından bu araçlar sınır güvenliğinde kullanılmaya başlanmıştı.
Tata, 2021. február 11.
Az elsõ tíz Gidrán típusú, támogató feladatú páncélozott jármû átadása a 25. Klapka György Lövészdandár laktanyájában 2021. február 11-én. A török gyártótól hamarosan további negyven jármû érkezik Tatára.
MTI/Illyés Tibor
Araçların teslim edildiği törende bir konuşma yapan Nurol Makina Genel Müdürü Engin Akyol, şirketinin Macaristan’a savunma aracı satarak ilk kez bir Avrupa Birliği ülkesine girdiğini, Macaristan’ın bu 10 aracın dışında 40 araç daha sipariş verdiğini vurgulamış ve Macar bakan tarafından işaret edilen ortak üretim hakkında ilk mesaj da o zaman verilmişti.
İlk siparişlerin teslim töreninde o dönemde Macaristan Savunma Bakanı olan Tibor Benkö, Nurol Makina ile ortak üretim planladıklarını açıklamış ve Nurol Makina A.Ş. Genel Müdürü Engin Akyol da Macaristan’da ortak üretim için ortak bir şirket kurma hazırlıklarına başlandığını belirtmişti.
Macaristan’ın Kaposvar şehrinde 300 zırhlı araç üretilecek
Macaristan’ın Kaposvar şehrinde kurulan ortak Macar-Türk Ejder zırhlı araç merkezinde, ilk etapta ana parçaların Türkiye’de imal edileceği ve montajının Macaristan’da yapılacağına dair haberler çıkmıştı.
Daha sonra üretim de kademli olarak Macaristan’a kaydırılacak ve bir AB ülkesinde gerçekleşen üretimle 3. ülke pazarları hedef alınacaktı.
Kaposvar şehrinde üretim bantlarından inen ilk 300 zırhlı aracın, Macar ordusunun modernizasyonu planlarına önemli bir katkı yapması bekleniyordu.
Macar-Türk zırhlı araç üretim projesi geçen yıl Macar parlamentosunda tartışmalara da neden olmuştu. Muhalefetten bir milletvekili hükümete projenin mali çerçevesi üzerine bilgi talep eden soru yöneltmiş, bu soru Savunma Bakanı tarafından yanıtsız bırakılmıştı.
Savunma Bakanı “projenin ayrıntılarının kamuoyuna açıklanmasının 30 yıllık bir süre için yasaklandığı” söylemiş ve muhalefet milletvekilinin sorusuna ancak parlamento savunma komisyonunun kapalı oturumunda yanıt verilebileceğini de vurgulamıştı.
Macaristan İHA ve SİHA üretimine de talip
Macaristan Sanayi ve Teknoloji Bakanı Palkovics, Ankara’daki görüşmelerde Türkiye’nin başarılı bir şekilde ürettiği İHA ve SİHA türü araçların Macaristan’da üretilmesinin de gündeme geldiğini, bu konuda da görüşmeler yapıldığını vurguladı.
Bakan Palkovics’e göre Türk-Macar savunma sanayindeki iş birliği, zırhlı arazi araçlarından İHA, SİHA gibi araçlara, hatta bu araçlarda kullanılan roket ve diğer silahlardan, doğrudan zırh üretimine kadar pek çok alanı da kapsayabilir.
Macaristan 2019 yılından bu yana ordusunun modernizasyonuna bütçeden önemli paylar ayırıyor. 2019 yılında Almanya’ya 44 Leopard 2A4 siparişi verilmişti. Ayrıca adedi açıklanmamakla birlikte Almanya’ya Boxer ve Puma tipi tank paletli nakliyat aracı sipariş edildiği de gazetelere yansımıştı. Macaristan 2019 yılında Almanya’ya verdiği toplam 1,77 milyar euro tutarında silah siparişiyle o yıl Almanya savunma sanayi ihracatında ilk sıraya oturmuştu.
Macaristan’ın Bacs-Kiskun bölgesindeki Bugac kasabasında Hun-Türk milletlerini yakınlaştırmak amacıyla iki yılda bir düzenlenen ‘Büyük Kurultay’ bu yıl da çok sayıda davetliyi ağırladı.
Türk kökenli milletleri buluşturmak için gerçekleştirilen ‘Büyük Kurultay’ bu yıl da çok sayıda davetliyi ağırladı.
Macaristan‘ın Bacs-Kiskun bölgesindeki Bugac kasabasında, Macar Turan Vakfı tarafından düzenlenen program, Hun-Türk milletlerini yakınlaştırmak amacıyla iki yılda bir düzenleniyor.
Romanya’nın Crişana eyaletinin Bihor ilçesinde bulunan Biharia Komününün yakınında ortaya çıkarılan M. Ö. 4500 yılına ait bir kadına ait mezar içerisinde 169 altın yüzük bulundu.
İlginç arkeolojik keşif, Oradea şehrini A3 otoyoluna bağlayan yeni yolun inşaat çalışmaları sırasında yapıldı.
Kazılar, Roman ve Macar uzmanlardan oluşan çok uluslu bir ekip tarafından Mart ayından Haziran ayının sonuna kadar yürütüldü. Kazılarda, Neolitik Dönem’den üç, orta ve geç Tunç Çağı’ndan iki, Roma Dönemi’nden iki ve Orta Çağ’dan iki alan ortaya çıkarıldı.
Tarii Crisurilor Müzesi tarafından yayınlanan basın açıklamasında, Biharia yakınlarında kazı yapan arkeologlar, Tiszapolgár kültürüne ait bir kadının mezarını buldular.
Tiszapolgár kültürü (M.Ö. 4500-4000), Büyük Macar Ovası, Banat, Crișana ve Transilvanya, Doğu Slovakya ve Orta Avrupa’daki Ukrayna Zakarpattia Oblastı’nın Neolitik bir arkeolojik kültürüdür.
A weboldalon cookie-kat használunk, amik segítenek minket a lehető legjobb szolgáltatások nyújtásában. Weboldalunk további használatával jóváhagyja, hogy cookie-kat használjunk.