2026. Ağustos 7.
Türkinfo Blog Oldal 394

Téli Gemenc

‘Başbuğ’ yerli ama Turancılığımız Macar

Turancılık’ı siyasi ve kültürel bir doktrin haline getirenler aslında Macarlardır. Onlardan esinlenenler arasında “bizimkiler” de yer alıyor

 

 

 

BBC’de yer alan haber medyamızda geniş yer buldu. Macaristan’daki Jobbik Partisi’nin nisan ayında yapılacak seçimlerde ikinci parti olma ihtimali varmış meğer. Yani Macaristan’ın ana muhalefet partisi Jobbik olabilir deniyor.

Bizi ilgilendiren tarafı ise şu; parti kendisini Turancı olarak tanımlıyor. Başındaki zat, Gabor Vona da ilginç biri. Daha önce geldiği Türkiye’de yaptığı Bozkurt işareti ile tanıyoruz muhteremi. Haberlere göre “yanlışa cesurca karşı gelen ve Allah’tan başka hiç kimseden korkmayan Atilla’nın torunlarıyız” demiş. O nedenle medyamızda genişçe yer bulabildi Jobbik ile lideriyle ilgili haberler. Ülke sınırları dışında birileri “Türkçülüğün temel savlarından” birini doktrin haline getirip siyaset sahnesinde söz sahibi olunca, bizde de bundan içten içe gurur duyanlar olmuştur herhalde.

Öncelikle belirtelim ki Jobbik Partisi’nin Macaristan’da ikinci parti olmasının nedenleri arasında Turancı fikirlerinin destek görmesinden çok, yabancı karşıtlığı, Batı’ya düşmanlık noktasına getirdiği milliyetçiliği etkili. Turancılığına verilen büyük bir destek yok aslında. Göçmenlerin geçiş güzergâhı olması, sosyalizm sonrası karşılaşılan sorunların büyüklüğü Macaristan’da “milliyetçilik”i güçlendirdi bir hayli. Jobbik Partisi, Macar milliyetçilerinin radikal sesi olduğu için bir hayli taraftara sahip.

Turancılık’ı ihraç etmedik

Bizdeki Turancılar, fikirlerinin Macar ellerine gittiğini düşünüp bundan gururlanacaklarsa eğer iyi düşünmeliler. Çünkü Turancılık fikrini Macarlara “bizim Turancılar” götürmüş değil. Tam tersine, Macarlar Turancılık’ı keşfederek hem Osmanlı’ya hem Türkistanlılara sunmuş oldular. Yani Turancılık’ı siyasi bir doktrin haline getiren Macarlardır. Onlardan esinlenenler, Macaristan dışındaki Türklerdir, yani “bizimkiler”.

İyi de, neden? Macarlarla tüm Türklerin Birliği olarak tanımlanabilecek olan Turancılık’ın ne ilgisi var? Şu ünlü kavimler göçü malum, dördüncü yüzyılda yaşandı. Bu göçün itici gücü de Hunlar. Hunlara pek bağlı hissederler kendilerini Macarların bir kısmı. İngilizce’deki Hungary sözcüğü, Hunlarla bağı gösteren küçük bir işaret olabilir. Macarlar, iddialara göre aslında Türkistan’dan kalkıp Karpat Ovası’na gitmişlerdir 10. yüzyılda. 17. yüzyılda Avusturya’nın egemenliğine girince “milli bilince” kavuştuklarında kökenlerine dönüş eğilimleri başladı Macar aydınları arasında. Turancılık’la buluşmak için 19. yüzyılı beklemek gerekecektir.

Finlandiyalı bir dilbilimci olan Matthias Alexander Castrén yaptığı çalışmalarla, özellikle Ural-Altay dilleri üzerinde, Orta Asya kökenli toplulukların birbirine akraba olduğu tezini ortaya atınca buna ilk sarılanlar Macarlar oldu. Bu nedenle Castren’i Tuırancılık fikrinin “babası” kabul edenler de vardır. Bu fikirlerini Turan adıyla ifade etti mi bilinmez ama Turan adına başka bir bilginde rastlıyoruz. Miksa Müller adlı bir dil bilginleri vardı Macarların. Bu zat, yazdığı bilimsel bir makalede söz etmiştir ilk kez Turancılık’tan. Turancılık düşüncesinin gelişimi böyle böyle oluştu Macarlarda. “Bizimkilere” sirayet etmesi daha sonradır.

“Bizimkiler” hoşlanır mıydı bilmem ama Macar Turancılığı’nda amaç bütün Türk kökenli ulusları Macarlar liderliğinde bir araya getirmekti. “Bir Türk dünyaya bedeldir” diyenlerin bu liderliği kabul edeceklerinden kuşkuluyum. Bu amaçla 1910’da Budapeşte’de Turan Cemiyeti kurdular. Aynı adla dergi de yayımladılar. Macaristan’daki bu gelişmelerin Osmanlı’ya yansıması uzun sürmediğinden iki ülkede aynı anda örgütlenmesinden yola çıkılarak önce kimin başlattığı konusu da tartışılır Turancı çevrelerde.

Yine şu Almanlar

Rusya’ya olan düşmanlıklarında (Çarlık Rusyası, Sovyet Rusyası fark etmiyor) Turancıları da kullandılar tabii. Macaristan’da da Osmanlı’da da Birinci Dünya Savaşı’nda da, İkinci Dünya Savaşı’nda da.

Macar Turan Cemiyeti’nin Başkanı olan Kont Pal Teleki 1941’de Başbakanlığa getirildi, Nazi Almanyası’nın lideri Hitler tarafından hem de. Hitler, işine yarayacak kuklayı, Yahudi düşmanlığıyla, yabancılara hoşgörüsüzlükleriyle, ırkçılıklarıyla bilinen Turancılar arasından bulabilmişti yani. Tarihçiler sıkı bir coğrafya bilgini olduğunu söylerler bu Turancı Teleki’nin. Başbakan olunca Hitler’in hoşuna gidecek ne varsa yaptı. Yahudi karşıtı ne kadar yasa varsa aynen yürürlükte bıraktı. Bazı faşist partileri kapatmasına bakıp, “iyi adammış” diyecekler varsa belirteyim, Hitler’in gözdesi olma yarışında onları saf dışı bırakma amaçlıydı bu kapatmalar. Hitler’e yakınlığını Macaristan’ın kaybettiği toprakları Hitler sayesinde yeniden kazanacağı fikrine bağlarlar. Hitler’e yakın olmanın, onun kuklası olmanın ülkesine zarar getireceğini anladığında iş işten geçmişti. Teleki’nin Polonya’ya özel bir yakınlığı vardı. Hitler’in Macaristan’ı Polonya üzerine sürmesine karşı çıkabildi bu nedenle. Çekoslovakya’nın Hitler tarafından işgalini destekledi ama. Romanya’nın parçalanmasına göz yumdu. Türklerin birliğini sağlayayım derken başka ulusları parçalayan berbat bir kukla oldu Teleki. Sonra ne oldu? Ne olacak, günahlarının büyüklüğü altında ezilince kafasına kurşun sıkarak öldürdü kendini. Turan yolunda Hitler aşkına gitti anlayacağınız.

Neyse. “Bizim” Turancılar, aslında Macar Turancılığını bazı açılardan yanlış bulurlar. Macar Turancılar, Türklüğü o kadar yayarlar ki, içine Japonları, Çinlileri de dahil ederler. Bu “bizimkiler”ce kabul edilmez.

Jobbik: Irkçı ve Turancı

 

Macaristan’daki Turancı parti Jobbik (Türkçede, Daha İyi anlamına gelen bir sözcük. Bizde de İYİ Parti var, rastlantıdır tabii ), kesinlikle ırkçı bir parti. Göçmenlere, özellikle Macar çingenelerine yönelik şiddet eylemleriyle çok kötü bir şöhreti var. İşsiz gençlerden oluşturulmuş paramiliter bir güce sahip olduğu da söyleniyor ki, bunun tehlikeli olduğunu dile getirenlerin sayısı az değil. Partinin seçimlerde kullandığı slogan “Kanımızı emdirmeyeceğiz!” Sloganda hedeflenenler yabancılar, göçmenler, Macar olmayanlar tabii ki.

Gabor Vona, 1978 doğumlu genç bir tarih öğretmeni. Dedesi Kızılordu’ya karşı savaşırken ölmüş. İflah olmaz bir antikomünist. “Son nefesimize kadar Macaristan Macarlar içindir diyeceğiz” sloganını hemen her konuşmasında dile getiriyor.

“Türkler de biz de Atilla’nın torunlarıyız” derken aslında Türklere Turancılığı öğreten bir ülkenin politikacısı olarak pek bir mütevazı davranıyor. “Bizimkiler”in Turancılığı da ithal, kabul etmeliler. Gabor Vona, tüm dünyayı sadece Türklerden ibaret sanıyor ama “Macaristan sadece Macarlarındır” diyerek kendisini küçücük bir coğrafyaya mahkûm ettiğini bile fark etmiyor. Olsun “Bizimkiler” Bozkurt işareti yapınca çok sevdiler Gabor’u.

Gabor Vona yanlış bir zamanda geldi Türkiye’ye. “Bir kısım” Türkler Atilla’nın mı Abdülhamid’in mi torunları olduğu konusunda kafa karışıklığı yaşıyorlar. Turancıyla-Ümmetçi kavgasında Abdülhamidçiler daha baskın şu sıralar.

Turancılar, en iyisi mi Macaristan’da yapsın ne yapacaksa!

 

www.birgun.net

 

 

Macaristan’da ilk Frida Kahlo sergisi

Index.hu’nun haberine göre, Macar Ulusal Galerisi bu yıl gerçekleşmesi beklenen sergileri duyurdu. Bunlar sergiler arasında ziyaretçilerin hayran kalacağı Frida Kahlo, Francis Bacon, Lucian Freud and Dezső Korniss’in sergileri de var.

Sergiler arasında belki de en heyecan verici olanı Frida Kahlo sergisi.

Doğumun 111.yılında temmuz ayında Meksikalı ressamın karakteristik tablolarını görebilirsiniz. Tabloların büyük bir kısmı Meksika şehrindeki Museo Dolores Olmedo’dan geliyor.

Ekim ayında Ulusal galeri ziyaretçilerine “Bacon, Freud ve Londra Okulu” isimli sergiyle kapılarını açacak.

Sergi ziyaretçilere İngiliz resim sanatının en etkili dönemlerinden birini sunuyor. Sergide yer alacak eserler İngiliz ulusal modern sanat müzesi Tate’den geliyor.

Yılın son sergisinde 110. doğum yıl dönümünde Dezső Korniss anılacak.

Ayrıca Mayıs ayında yapımcılığını ve yönetmenliğini Julian Rosefeldt’in üslendiği başrolünde Cate Blanchett’in oynadığı “Manifesto” isimli  video enstalasyonuyla iyi bir zaman geçirebilirsiniz.

Son olarak, Güzel Sanatlar Müzesinin aylardır süren yenileme çalışmalarından sonra Ekim ayında tekrar ziyarete açılacağı da duyuruldu. 3 yıl süren  yenileme ve yeniden inşa için 15 milyar Macar Forint’i (yaklaşık 48 milyon Avro harcandı).

 

Alptekin Atik

Türkinfo Mohaç Buşo Festivalini sizin için izledi

Bu yıl Mohaç Buşo Festivalinde hava çok güzeldi.

Mükemmel bir bahar havası içinde insanlar baharı karşılama festivali yaşadılar.

Şehri dolduran turistler de birbirinden ürkütücü maske ve kostüm taşıyan “Buşolarla” ve onların yardımcısı “Jankele” ile karşılaştılar

Öğleden sonra şehrin emektar topunun sesinin duyulmasının ardından Buşolar gruplar halinde şehirde dolaşmaya başladılar ve şenlik de başladı.

Kültürel etkinlikler akşama kadar devam etti. Akşam saatlerinde şehir meydanında yakılan büyük ateşin etrafında halk dans etti, eğlendi.

Mohaçlılar Salı günü de şenliğe devam edecekler.

Salı günü meydanda yakılacak ateşte kışı sembolize eden bir tabut yakılacak ve böylece, soğuk kış mevsimi gidecek, yerine sıcak ilkbahar gelecek.

Ica Rékasi

Türkiye-Macaristan dostluğu ekonomik alanda da güçleniyor

Macaristan’ın Ankara Büyükelçisi Gabor Kiss, Türkiye ve Macaristan arasında “mükemmel” olan kültürel ve tarihi iş birliğini son 5 yılda ekonomik alana da yaymayı başardıklarını söyledi.

 

Macaristan’ın Ankara Büyükelçisi Gabor Kiss, AA muhabirine yaptığı açıklamada, iki ülkenin siyasi ve kültürel anlamda çok iyi ilişkilere sahip olduğunu, son dönemde atılan adımlar sayesinde ekonomik alanda da iki ülkenin birbirine yakınlaştığını ifade etti.

İki ülke arasındaki ticaret hacminin sürekli arttığını, Türkiye’den Macaristan’a yatırım konusunda ilginin ciddi şekilde yükseldiğini belirten Kiss, ”Mükemmel olan kültürel ve tarihi iş birliğimizi son 5 yılda ekonomik alana da yaymayı başardık. Bugün Dışişleri ve Dış Ticaret Bakanlığımızda Türk heyetini misafir ettik. Bakan Yardımcımız Levente Magyar, Kayseri Sanayi Odası Başkanı ve beraberindeki heyeti kabul etti. Görüşmemizde Türk-Macar ekonomik iş birliğini ve imkanlarını değerlendirme fırsatı bulduk.” şeklinde konuştu.

”Türk firması Ravaber, Macar hükümetiyle anlaşma imzalayacak”
Gabor Kiss, Macaristan’ın ülkede yatırım yapan şirketlere büyük kolaylıklar sağladığını ve çeşitli destekler verdiğini, Türk firmaların Macaristan’a yatırım yapması için de Türkiye’de ciddi girişimlerde bulunduklarını söyledi.

Macaristan’a daha önce yatırım yapan bir Türk firmasının istihdamı arttırma kararı aldığını belirten Kiss, ”Örneğin, dün Macaristan’da yatırım yapan Türk firması METYX için (Macaristan Dışişleri ve Dış Ticaret Bakanlığı’nda) basın toplantısı düzenlendi. Yakın gelecekte ise benzer şekilde Türk firması olan Ravaber, Macar hükümetiyle anlaşma imzalayacak. Bu şirketlerin diğer Türk firmalarına Macaristan’ın yatırım açısından uygun bir ülke olduğunu göstereceğini ve örnek olacağını düşünüyorum.” ifadelerini kullandı.

Türkiye ve Macaristan’ın olağanüstü iyi ilişkilere sahip iki müttefik ülke olduğunu, iki ülke arasında siyasi iş birliğini zedeleyecek hiçbir sorun bulunmadığını kaydeden Kiss, şöyle devam etti:

”Son dönemde ikili ilişkilerde ciddi adımlar atıldı. İki ülke arasındaki bağların güçlendirilmesi için geçen yıl Macaristan Başbakanı Viktor Orban, Türkiye’yi ziyaret etti. Burada hem mevkidaşı hem de Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüştü. Kendisi burada Macaristan Cumhurbaşkanı Janos Ader’in davetini Sayın Erdoğan’a iletti. Sayın Cumhurbaşkanının 2018 ilkbaharında, nisan ya da mayıs ayında Macaristan’ı ziyaret etmesi bekleniyor.”

AA

Pal Sokağı Yolculuğum

Budapeşte’ye uğradığınızda görmeniz gereken yerlerden biri olan Pal Sokağı ününü Macar yazar Ferenc Molnar’ ın ölümsüz eserinden alır. Yani bu romanla ün sahibi olmuştur.

Sokak şehir merkezine çok yakın ve toplu taşımayla erişmeniz oldukça kolay. 4-6 tramvay hattında Corvin durağında indikten sonra 2 dakika yürüme mesafesinde.

Sokağı kolaylıkla buldum ama aradığım şeyler yani çocukların heykelleri Pal sokağında yer almıyor. Roman kahramanlarının heykelleri  Pal sokağının karşısındaki Práter sokağı 11 numaranın önünde sizleri bekliyor.

Kitap, çocukların bir arsasından bahseder.  Ama bu arsa onların oyun alanı, toplanma yerleri, derneklerinin simgesidir. Yani adeta o arsa Pal Sokağı Çocukları’nın vatanı olmuştur.

Her vatanın bir bayrağı olduğu gibi, çocuklar hayal gücüyle dolu zihinlerinin yardımıyla arazilerine kırmızı-yeşil bayrak bile yapmışlardı. Bayraklarına sıkıca bağlı bu çocuklar küçük bedenlerine kıyasla kocaman yürekliydiler. Arazileri için çarpıştılar, direndiler.

Zafere uzandılar, ancak zafer kocaman bir bedelle geldi.

Çocukların heykellerine ulaştığımda onların, heykellerin yanından gelip geçen yetişkinlerden daha cesur, minnet duygusu olan, saf ve inatçı kişiliğe sahip olduklarını düşünüyordum.

Çocukların istekleri basitti. Sadece bir arsaya sahip olmak ve orada huzurla birlikte vakit geçirebilmek.

Ancak tehdide, saldırıya uğradılar ve yılmadılar. Ta ki gelen tehdit yetişkinlerden olana kadar.

Heykellerin hemen çaprazında bir inşaat yükseliyordu.

Kitabın sonunda olduğu gibi içim burkuldu. İnşaat çocukların gözünün önünde oluyordu  ve aklıma kitabının önsözünde kitabı Türkçe’ye kazandıran Tarık Demirkan’ın  “Şimdi artık Pal Sokağı Çocukları’nın arsasında kocaman çok katlı evler var. Ama ne gam: “Dünyanın bütün Çocukları Pal Sokağı’ndandır” satırları geldi.

Siz de bu koca yürekli çocukların dünyasına kısa bir gezi yapıp betonlaşan şehirlerin onlar için ne anlama geldiğin anlayabilirsiniz

Budapeşte’ye yolunuz kitabı okumadan düşerse eğer kitabı kolaylıkla Budapeşte’deki Türkinfo Vakfı’ndan da temin edebilir ve Pal Sokağı yolculuğunu daha unutulmaz kılabilirsiniz.

Keyifli seyahatler

Bülent Balcıgil
Budapeşte Metropolitan Üniversity
İletişim  ve Medya Bilimleri Bölümü

 

Bosna Hersek: Sözleri olmayan bir milli marş olur mu?

Bosna Hersek bugün dünyada milli marşın söz içermediği ender ülkelerden biri.

Geçtiğimiz günlerde Bosna parlamentosunda ülke milli marşının sözleri üzerinde anlaşma çabaları yine başarıya ulaşamadı.

Milli marşın sözlerinin olmamasının nedeni de şu: ülkenin ulusal bağımsızlığını sağlamasının ardından 1995’de Bosna için bir milli marş hazırlandı.

Ancak bu marş, sözlerinde ülkenin bileşenlerinden olan Sırpları ve Hırvatları anmadığı için 1998’de değiştirildi.

Yeni milli marş olarak Dusan Sestic’in “intermezzo” adlı parçası kabul edildi, ama milli marşın sözleri daha sonra yazılacaktı

Aradan 20 yıl geçti, ancak milli marşın sözleri üzerinde Bosna Hersek bir türlü anlaşamadı.

2008 yılında milli marşın sözlerinin hazırlanması için bir yarışma yapıldı. Yarışmayı kazanan Dusan Sectic ve Benjamin İsovic milli marşın sözlerini birlikte hazırlayacaklardı. Ama onların hazırladığı sözler de parlamento tarafından kabul edilmedi.

Böylece ülkede resmi törenlerde ve bayramlarda söz içermeyen bir milli marş çalınıyor.

 

 

Finy Petra’nın Kuş Kadın Kitabını Mehmet Akif Öztürk Değerlendirdi

“KUŞLARIN REHBERLİĞİNDE BİR AİLE YOLCULUĞU”

 

Macar Edebiyatı ülkemizde çok bilinen bir edebiyat değil. Belli başlı bazı çevirilerden sonra ancak son yıllarda ülkemizde direkt Macarca’dan çeviri eserler görüyoruz. ‘Kuş Kadın’ da geçtiğimiz yıl dilimize çevrilmiş, Finy Petra’nın ilk romanı. Daha önce çocuk kitapları ve şiirleri yayımlanan yazarın bu ilk romanının ülkemizde yayımlanması, okurlarımız için güzel bir haber. İnşallah daha çok ülkeden daha çok eserler dilimize kazandırılır.

‘Kuş Kadın’, Aylak Adam Yayınları tarafından yayımlanmış bir roman. 235 sayfadan oluşuyor. Konu bakımından bir yönüyle özgün özellikler barındırırken bir yandan daha önce gördüğümüz roman konularıyla bir özdeşlik de gösteriyor. Romanın başkahramanı Lea Linger, annesinin ölümü üzerine aile sırlarını çözmek için bir arayışa, soruşturmaya giriyor ve bu süreçte birçok aile üyesiyle detaylı konuşmalar yapıyor. Bunların içinde babası, babaannesi, amcası, komşu kadın, annesinin ilk kocası, annesinin arkadaşı ve dedesi yer alıyor. Bu arayışın sebebi olarak, annesiyle ilişkisinin normal bir anne-çocuk ilişkisinden çok farklı olmasını ve annesinin trajik ölümünü gösterebiliriz. “Annemle ilişkimize has bir hâldi bu: Ya ondan korktum hep, ya da onun için; annem de ya benden, ya da benim için korkmuştur. Aman korku eksik olmasın.” Annesiyle ilişkisini bu şekilde tanımlıyor Lea Linger fakat hemen söylemek gerekir ki bu korku bildiğimiz tür bir korku değil. Daha çok anne-kız arasındaki samimiyetsizlikten ya da normal bir anne-kız ilişkisi olamamaktan kaynaklanan çekingenlik diyebiliriz bu duruma.

Devamı

1945

2017, Macaristan, 91’, Dram, Siyah Beyaz

Rusça-Macarca Yönetmen: Ferenc Török

Senaryo: Ferenc Török, Gabor T. Szanto

Oyuncular: Peter Rudolf, Bence Tasnadi, Tamas Szabo Kimmel

Görüntü Yönetmeni: Elemer Ragalyi

Kurgu: Bela Barsi

Gelecek vaat eden Macar yönetmen Ferenc Török’den Berlin Film Festivali’nde büyük ilgi gören bir sinema şöleni…

2017 Berlin Film Festivali Panorama Bölümü İzleyici 3.lük Ödülü

Konu: 1945 yılında, Macaristan’da küçük bir kasabadayız. Tüm kasaba halkı kasabanın önde gelenlerinden Istvan’ın oğlunun düğün telaşı içinde.

Ne kasaba halkı ne de damat, gelinin kalbinin gerçek sahibini bilmemekte. Bilmedikleri bir şey daha var o da kasabaya trenle gelen esrarengiz iki adamın kim olduğu. Ağır adımlarla kasabaya giren ve at arabaları ile kasabayı boydan boya geçen bu iki yabancı, başta Istvan ve ailesi olmak üzere tüm kasaba halkının yıllar önce toprağa gömdükleri vicdanlarını gün yüzüne çıkaracaktır.

IMDb

Devamı

Macaristan’da seçimler öncesi ‘Türkiye, İslam ve Allah’ tartışması

“Yanlışa cesurca karşı gelen ve Allah’tan başka hiç kimseden korkmayan Atilla’nın torunlarıyız.” Macar milliyetçiliğini savunan Jobbik partisi lideri tarafından bundan dört yıl önce Türkiye’de ve Türkçe olarak söylenen bu cümleler Macaristan’da son dönemlerin en büyük seçim kampanyası malzemesi oldu.

Jobbik partisi, 2018 yılının Nisan ayında gerçekleşecek olan genel seçimlerde kamuoyu yoklamalarına göre sandıktan ikinci parti olarak çıkacak ve ana muhalefet partisi konumuna yükselecek.

Bu da Jobbik’in iktidardaki Fidesz’in en büyük rakibi haline geldiğini gösteriyor ve işte bu nedenle de hükümete yakın medya, seçim kampanyasının ilk maddesine Jobbik ile ilgili iddiaları oturtuyor.

Hükümete yakın görsel ve yazılı medya son zamanlarda şu iddiayla yankılanıyor:

“Jobbik lideri Gabor Vona, aslında Müslümanlığa geçti. Allah’a inanır oldu. Müslüman dünyanın daha iyi bir geleceğe sahip olduğunu düşünüyor ve Macaristan’ın yüzünü Batı’dan Doğu’ya çevirip Türkiye ile stratejik ortaklık kurmasını öneriyor.”

İddialar ne kadar gerçekçi?

Milliyetçi Jobbik partisi Türkiye ile ve Türk ulusu ile sıkı ilişkilerde olduğunu hiç saklamadı. Türk milliyetçileri gibi “Turancı” bir parti olan ve yine Hunları, Türklerle birlikte ortak ata olarak gören Gabor Vona çok kez Türkiye’ye gitti ve hem hükümet çevreleriyle ve hem de ideolojik olarak çok yakın olduğu MHP çevreleriyle toplantı ve görüşmeler yaptı.

Dört yıl önceki toplantılardan birinde Gabor Vona yukarıdaki ‘meşhur’ cümleleri söyledi ve hatta daha sonra katılımcılarla birlikte ‘bozkurt selamı’ da verdi.

Gabor Vona, Türkiye’yi uzun vadeli dostluğun inşa edilebileceği bir ülke olarak görüyor ve Türklerle Macarların ortak tarihinin değerini vurguluyor.

Müslüman toplumları öven ifadeler kullandığını da inkar etmiyor. Ancak Vona, bunların Amerika Birleşik Devletleri’nin ve Batı’nın Orta Doğu’da hegemonyasını açık bir şekilde hissettirdiği şu dönemde bir siyasi stratejinin yansıması olarak görülmesi gerektiğini söylüyor.

Jobbik liderine karşı iddialar sadece basında yer almıyor. Seçim kampanyası döneminde bu iddialar insanlara telefon mesajlarıyla iletilir hale geldi.

Jobbik ise iddiaların “kasıtlı” olduğunu söyleyip mahkemeye başvurdu.

Geçtiğimiz günlerde sonuçlanan davada mahkeme Jobbik’e hak verdi. Haksız ve mesnetsiz bulduğu iddiaları gündeme getiren basın organları para cezasına çarptırıldı.

Tarık Demirkan

Budapeşte

16,474FansLike
639FollowersFollow