2026. Ağustos 6.
Türkinfo Blog Oldal 385

Avrupa’nın En Çekici Ülkeleri Sıralaması: Türkiye ‘en ucuz ülkeler’ arasında

Avrupa merkezli yükseköğretim platformu ‘Study.EU’, Avrupa’nın yükseköğretimde en çekici ülkelerini belirledi. İlk sırada Almanya yer alırken, onu İngiltere ve Fransa takip etti. Türkiye ise yaşam maliyetlerine göre yapılan sıralamada 5’inci oldu.

 

Study.EU Avrupa ülkelerini; eğitim kalitesi, yaşam maliyetleri ve kariyere katkıları ile yaşam kalitesi şeklindeki üç kritere göre değerlendirdi. Buna göre, birinci sıraya Almanya yerleşti. ABD’nin ardından en büyük uluslararası öğrenci pazarına sahip İngiltere ikinci, Fransa ise üçüncü oldu. Türkiye, yabancı öğrenciler için en çekici 15 ülke arasına giremedi. Almanya ise kaliteli üniversiteleriyle ücretsiz yükseköğretimi başarılı şekilde bir arada sunabilmesi nedeniyle öne çıktı.

YAŞAM MALİYETLERİNDE İLK 5
Türkiye, yaşam maliyetleri sıralamasında ‘en makul’ 10 ülke arasında 5’inci oldu. Avrupa’nın uluslararası öğrenciler için en hesaplı ekonomisi Polonya oldu. İkinciliğe Sırbistan yerleşirken, Macaristan üçüncü sırada temsil edildi.

KARİYERE EN BÜYÜK KATKI İNGİLTERE’DEN
Avrupa ülkeleri arasında uluslararası öğrencilere en iyi yaşam kalitesi ile kariyeri geliştirme fırsatı sunan ülke koktuğuna ise İngiltere oturdu. Ancak İngiltere’nin Brexit süreci nedeniyle uluslararası öğrencilerde endişelere neden olduğu da vurgulandı. Bu ülkeyi İrlanda ve İzlanda takip etti. Türkiye, bu listede ilk 10’da yer almadı. İngiltere ayrıca eğitim kalitesinde de Avrupa’nın en iyisi oldu.

Devamı

Tizenkét hónap az erdőn. Április. 1. rész

SKORPIÓ : Igy szólt hozzám a dédapám

Macaristan’da 85 yıl sonra mecliste Alman azınlığı temsil edecek olan Imre Ritter kimdir?

Macaristan’da Alman azınlığı temsilen seçimlere katılan Imre Ritter meclise girmeyi başardı. Vergi müşaviri olan 1952 doğumlu Imre Ritter mecliste tek başına ülkedeki Alman azınlığı temsil edecek.

Macaristan’da 2011 yılında yapılan oy sayımına göre ülkede 130 bini aşkın Alman kökenli azınlık yaşıyor. Macaristan’daki Almanca konuşan azınlığa genel olarak Swabians deniliyor. Macarlar, kendi ülkelerinde yaşayan Almanca konuşan farklı azınlık gruplarının tamamına bu ismi veriyor.

Macaristan’da aktif olan ve kültürlerini koruma mücadelesi veren Alman azınlık temsilcileri uzun yıllardır parlamentoya girmenin uğraşını vermiş ancak bu sonuç vermemişti. 1933 yılından bu yan ilk kez ülkedeki Alman azınlığı temsilen bir aday yeterli oy sayısını elde ederek meclise girebilmeyi başardı.

Bu mücadeleyi verenlerden biri olan Imre Ritter Macaristan’da zaman zaman kendisini Alman azınlığın sözcüsü konumunda buldu. Komünizmin çökmesinden sonra ülkede Alman azınlık gruplarının faaliyetlerine katılan Ritter, 1994 yılında azınlık yönetiminin lideri oldu.

1998 yılında yapılan parlamento seçimlerine katılan Ritter meclise girmeyi başaramadı. 2010 yılında Budaörs belediye başkanı oldu. 2014 genel seçimlerinde Alman azınlık yönetiminin seçim listesinde ikinci sırada seçimlere girdi ancak yine başarılı olamadı. Daha sonra belediye başkanlığı görevini bırakan Ritter, 8 Nisan 2018 tarihinde Viktor Orban’ın üçüncü kez zaferle ayrıldığı seçimlerde azınlık yönetiminin liste başı adayı olarak katıldı ve kazandı. Böylece Alman azınlık yönetimi 85 yıl sonra mecliste bir milletvekili ile temsil edilme fırsatı yakalamış oldu.

Devamı

Popülizmin zaferi

MACARİSTAN seçimleri popülist lider Viktor Orban’ın zaferiyle, hukuk devleti fikrini savunanların hezimetiyle sonuçlandı.

Yüzde 48.4 oy alan Orban, müttefiki Hıristiyan Demokratlar’la birlikte ve adaletsiz seçim sistemi sayesinde parlamentoda üçte iki çoğunluğu sağladı; anayasayı değiştirebilecekler.

Komünist rejime karşı mücadele etmiş olan solcu Macar filozof Gaspar Tamas, “Macar parlamentosu içi boş bir kabuk haline geldi” diyor.

HUKUKSUZ DEMOKRASİ!

10 milyon nüfuslu Macaristan’da Orban’ın üçüncü kez seçim kazanması çok önemlidir, Avrupa’daki diğer popülist akımlara doping etkisi yapabilir.

Orban, popülizmin tipik bir örneğidir. Göçmen (ve Müslüman) düşmanlığı, Avrupa kimliğini Hıristiyanlık’la tanımlamak ve Batı’nın özgürlükçü değerlerini reddetmek popülist akımların ortak özelliğidir, Orban en pervasızlardan biridir.

Batı siyasi literatüründe ‘illiberal’ (özgürlükçü olmayan, özgürlük karşıtı) kavramı olumsuz bir kavramdır. Orban ise kendisini “illiberal demokrasi” yanlısı olarak tanımlıyor!

Devamı

Macaristan’da seçimlerin ardından muhalif gazete ve radyo kapandı

Genel seçimlerde Başbakan Viktor Orban’ın büyük bir destekle iktidarını korumasının ardından Macar medyasının iki muhalif organı Magyar Nemzet gazetesi ve Lanchid radyosu yayın hayatına son verdiğini açıkladı.

Günlük gazete ve radyonun yayın hayatına son vermesi kararı derhal uygulamaya konuldu.

Çarşamba gününden itibaren gazete yayınlanmayacak ve radyonun da mikrofonları kapanacak.

Gazete ve dergi, Macar iş dünyasının önemli isimlerinden Lajos Simicska’nın mülkiyetinde.

Simicska ise Viktor Orban’ın eski “silah arkadaşlarından”.

Eski “dost” muhalif oldu

Macaristan’da Pazar günü yapılan genel seçimleri, tüm oyların neredeyse yarısını alan Orban’ın sağcı iktidar partisi FİDESZ kazanmıştı.

FİDESZ partisinin kuruluş kadrosunda da yer alan Simicska, partinin ekonomi hayatındaki girişimlerinde dizginleri elinde tutan isimdi.

FİDESZ daha muhalefetteyken Simicska partinin medya desteği için de önemli girişimlerde bulunmuştu.

80 yıllık Magyar Nemzet gazetesini satın alan, Lanchid radyoyu ve Hir TV adındaki Macaristan’ın ilk haber kanalını kuran Lajos Simicska, Viktor Orban’ın iktidara geldiği ilk dönemde kurduğu inşaat ve altyapı şirketleri üzerinden çok sayıda devlet ihalesi almıştı.

Bu dönemde muhalefetin iddialarına göre devlet kurum ve şirketlerinin reklamları da hep bu medya kanallarına akıtılmıştı.

Daha sonra 2015 yılında gündeme gelen ekonomi politikası ve parti içi hesaplaşmalar nedeniyle Viktor Orban ile bozuşan Lajos Simicska açıkça Orban’a karşı savaş ilan etmiş ve elindeki tüm medya imkânlarıyla hükümeti ve Orban’ı eleştirmeye başlamıştı.

 

 

 

 

 

 

 

Geleneksel olarak sosyalist partiyi destekleyen ve ülkenin en büyük günlük gazetesi olan muhalif Nepszabadsag gazetesinin 2016 yılında yine reklam gelirlerinin düşmesine dayanan mali nedenlerle kapanmasının ardından da Simicska grubunun elindeki medya organları tek ciddi muhalif yayın organları haline gelmişti.

Istvan Simicska 2018 genel seçimleri öncesi eski radikal JOBBİK partisini desteklediğini açıklamıştı.

Seçim yenilgisinin ardından da grup, reklamsızlık nedeniyle uzun bir süredir zararda olan gazete ve radyonun yayın hayatına son verdiğini açıkladı. Ancak Hir TV adındaki haber kanalı yayın hayatına devam edecek.

Jobbik lideri siyasetten de çekildi

Seçimde yaklaşık yüzde 20 oy alarak FİDESZ’in ardından ikinci olmasına rağmen, beklentilerin çok altında kalarak büyük bir hayal kırıklığı yaratan eski radikal, yeni merkez sağ çizgideki JOBBİK partisi genel başkanı Gabor Vona seçim öncesi vaadine sadık kalarak istifa etti.

Vona sadece istifa etmekle kalmadı, aynı zamanda aktif siyasetten de çekildiğini, partisi saflarında kazandığı parlamenterlikten de vazgeçtiğini açıkladı.

Vona’nın bu adımı JOBBİK partisinde yeni bir yönetimin iş başına gelmesini kolaylaştıracak bir hamle olarak görülüyor.

Macar medyasında çıkan haberlere göre yeni hükümet parlamentodaki üçte ikilik desteğin de bilincinde olarak işe ‘Soros’u Durdur’ adı verilen yasayı çıkarmakla başlayacak.

Bu yasa Macar asıllı Amerikan milyarderi ve Açık Toplum Vakfı kurucusu George Soros’la bir şekilde bağlantısı olan ya da ondan destek alan sivil kuruluş ve derneklerin faaliyetlerinin yasal olarak sınırlandırılmasını hedefliyor.

BBC – Tarık Demirkan

 

36 saatte Budapeşte

Avrupa’nın en büyük kentlerinden Budapeşte, sanat, tasarım, mutfak açısından önemli merkez. Tekstil ve moda sektörü gelişmiş. Eski Doğu Bloku başkentleri arasında en çok Michelin yıldızlı restorana sahip. Keltlerden başlayan zengin tarihi Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nda zirveye çıkıyor. Çağdaş keyiflerin peşine düşecekler için de pek çok cazip seçenek var. Tuna Nehri’nin doğusundaki Peşt’in, tarihi merkezi, Saray Bölgesi, Yahudi Mahallesi kadar son zamanlarda açılan yeni bar, restoran ve butikleri de görülmeye değer. Nehrin diğer kıyısındaki Buda Kalesi restore edildi. Meşhur Osmanlı hamamları da bol yokuşlu bu bölgede.

CUMA
17.00
Sanat atmosferi

Yıllardır Macar sanatı hak ettiği kadar tanınmaz. Birkaç yeni galeri bu kaderi değiştirmeye çalışıyor. En iyilerinden Art + Text dört yıl önce açıldı. Koleksiyonu, 1903 tarihli Art Nouvea stili binanın mimarisine kontrast oluşturacak kadar modern. Sergilenen eserler her ay değişiyor. Öne çıkanlar yıldızı yeni parlayanlar ve 2. Dünya Savaşı sonrasının önde gelen sanatçıları. Mutlaka saat 18.00’den önce gidin, kentin diğer sanat galeri gibi hafta sonunda kapalı.

Devamı

Macaristan’da genel seçimler Viktor Orban’ın ezici zaferiyle sonuçlandı

Macaristan’da genel seçimleri, tüm oyların neredeyse yarısını alan sağcı iktidar partisi FİDESZ kazandı.

Bazı seçim bölgelerinde seçmenlerin uzun kuyruklar oluşturması nedeniyle oy kullanma süresi uzatıldı ve sonuçlar Pazar gecesi ancak geç saatlerde açıklanabildi.

Buna göre Macaristan için yüksek sayılabilecek % 68 gibi bir katılım oranıyla gerçekleşen genel seçimlerde Başbakan Viktor Orban’ın partisi henüz kesin olmayan sonuçlara göre oyların % 48,41’ini alarak genel seçimlerin tartışmasız galibi oldu.

İktidar partisinin bu kadar yüksek oy alması, ülkede seçim öncesi yapılan tüm kamuoyu araştırmalarının da büyük oranda yanıldığını ortaya koyuyor.

Seçmenler ana muhalefet görevini % 19 oyla merkez sağın diğer partisi olan JOBBİK’e verdi.

Seçim öncesi dönemde radikal sağ çizgiden merkez sağa doğru pozisyon alan JOBBİK oylarını arttırarak Macar parlamentosunda ikinci parti haline gelmiş olsa da, seçimlerde aldığı oy oranı beklenenin çok altında kaldı.

JOBBİK Genel Başkanı Gabor Vona, eğer seçim sonuçları partisi açısından başarısız olursa istifa edeceğini açıklamıştı. Gece yarısı bu vaadini yerine getirdi ve genel başkanlıktan istifa etti.

Çok değil sekiz yıl önce iktidarda olan ve en güçlü parti konumunda bulunan Sosyalist Parti (MSZP) ise erime sürecinde olduğunu kanıtladı.

Sosyalist Parti 3’üncü olmayı başarmış olsa da seçmenin ancak % 12’sinin desteğini alabildi ve hem FİDESZ’in ve hem de JOBBİK’in oy oranının bir hayli gerisinde kaldı.

Ülkedeki % 5’lik barajı aşabilen iki parti daha parlamentoya girmeyi başardı. Bunlar da çevre konularına duyarlı LMP ve eski başbakanlardan Ferenc Gyurcsany’ın partisi olan Demokratik Koalisyon Partisi.

Viktor Orban’ın zaferi ne anlama geliyor?

Viktor Orban bu zaferiyle 2010 genel seçimlerinden sonra elde ettiği ama 2014 seçimlerinde zayıflayan pozisyonları yeniden eline geçirmiş oldu.

2018 seçimlerinde kazandığı sandalye sayısı FİDESZ için parlamentoda üçte ikilik çoğunluk anlamına geliyor.

Bu ise anayasa değişikliğinden, yargı sistemi ve medya gibi temel kurumların yeniden yapılandırılmasına kadar pek çok konuda Viktor Orban’ın tam yetki sahibi olması demek.

Öte yandan Macaristan’daki seçim sonuçları sadece ülke açısından değil, öncelikle Orta Avrupa, hatta pek çok konuda tüm Avrupa Birliği açısından da etkili olabilir.

V4 ülkeleri olarak tanınan Doğu Avrupa ülkeleri açısından Viktor Orban’ın Macaristan’ı bir model olarak sunması da dikkatleri çekiyor. Seçimlerdeki yüksek destek oranı ise modelin başarısı olarak değerlendirilebilir.

Öte yandan yine Orban tarafından savunulan mülteci ve yabancı karşıtı, kendi içine kapanmış ve Hristiyan değerler üzerine inşa edilmiş bir Avrupa Birliği de Avrupa kamuoyunda giderek daha fazla taraftar buluyor.

Viktor Orban’ın seçim zaferi Avrupa’da bu eğilimin güçlenmesine de katkıda bulunabilir.

 

AB’nin eleştirilerine hedef olan Macaristan “mülteci korkusu” gölgesinde sandığa gidiyor

Macaristan son dönemlerin en hızlı geçen seçim kampanyasının ardından yarın sandık başına gidiyor.

Kamuoyu yoklamalarına göre, sekiz yıldır iktidarda olan ve seçimlere yine küçük Hristiyan Demokrat Parti’yle ittifak içinde giren FIDESZ’in bu kez de seçmenin çoğunluğunun desteğini alması bekleniyor.

Bununla birlikte esas merak edilen ise FIDESZ’in alacağı oy oranı ve parlamentodaki sandalye sayısı.

Avrupa’nın en karmaşık seçim sistemlerinden birine sahip olan Macaristan’da oy kullanma oranının artıp azalmasına ve oyların dağılımına bağlı olarak parlamento aritmetiğinin de çok değişebileceği belirtiliyor.

Seçimlerde oy kullanma oranı belirleyici olabilir

Yapılan bir ankete göre, seçime katılım oranının yüzde 65’in altında kalması halinde FIDESZ’in parlamentoda üçte iki çoğunluğu yakalama şansı yüksek görülüyor.

Katılım oranının yüzde 65-70 arasında olması durumunda da FIDESZ’in iktidarını koruyacağı ancak parlamentoda ezici bir çoğunluğa sahip olamayacağı tahmin ediliyor.

Ancak yine tahminlere göre, ülke çapında oy kullanma oranı yüzde 70’in üzerine çıkarsa ve muhalefet partilerinin son haftalardaki atağı etkili olursa bu durumda parlamentodaki sandalye dağılımında muhalefet partilerinin bir koalisyon hükümeti oluşturma şansı bile doğabilir.

Muhalefet ise halkın bu seçimde Avrupa’nın parçası bir demokrasi ile otokratik bir sistem arasında tercih yapacağını savunuyor

Tahminlere göre, FIDESZ’i bir zamanlar radikal sağ siyaset izleyen, ancak son dönemlerde siyasetin merkezine doğru pozisyon almaya çalışan JOBBİK izliyor.

Ana muhalefet partisi haline gelen JOBBİK seçim sonuçlarına göre gerekirse sol partilerle bile koalisyona hazır olduğunu açıkladı.

Parlamentoda üçüncü partinin de MSZP (Sosyalist Parti) olması bekleniyor.

Sosyalist partiyi yine sol ve liberal çizgilerde olan iki parti izliyor.

Macar hükümetinin mülteci kartı ne kadar etkili oldu?

2010 genel seçimlerinde yüzde 52,7, 2014 seçimlerinde yüzde 44 oy alarak hükümette kalmayı başaran FIDESZ’in oyları aslında 2015 yılında erimeye başlamış ve yüzde 33’lere inmişti. Daha sonra parti yeniden oylarını arttırmaya başladı.

FIDESZ’in 2018 seçimlerinde de şansının olmasının en önemli nedeni olarak Başbakan Viktor Orban hükümetinin Avrupa’ya yönelik mülteci akınının sürdüğü bir dönemde kamuoyunda beliren kaygıları zamanında ve doğu okuyarak, buna göre politika belirlemesi olarak gösteriliyor.

Mültecilerin Avrupa’ya kabul edilmesine karşı çıkan ilk ülke olan Macaristan, zaman geçirmeden sınırlarına çektiği tel örgülerle, Avrupa’ya giden yolu da belirlemişti.

Aradan geçen iki yıl içinde pek çok ülke milliyetçi ve yabancı karşıtı partilerin güçlenmesi ve bu süre içinde yapılan seçimlerden oy oranlarını artırarak çıkmaları nedeniyle Macaristan’ın izlediği siyasete yakın stratejiler uygulamaya başladı.

Bu ise Macaristan’ın Avrupa ve dünya nezdinde diğer nedenlerle azalan prestijini dengelemeye yetti.

Macaristan niçin eleştiriliyordu?

Başta Avrupa Birliği (AB) olmak üzere birçok ülke ve kurum, Macaristan hakkında sert eleştiriler getiriyor.

Hatta AB, ülkenin birlikten ihracına bile neden olabilecek yedinci maddeyi yürürlüğe koydu.

Macaristan’ın Avrupa’da geride kalan yıllarda sürekli eleştirilmesinin ana nedeni ülkede demokratik temel hakların, yargının bağımsızlığının ve medya ve basın özgürlüğünün ihlal edildiği iddialarıydı.

Başbakan Orban’ın “illiberal demokrasi” olarak tanımladığı ve ülkede somutlaştırmaya çalıştığı sistem, güçlü bir hükümet ve güçlü bir lider üzerine kuruyor ve bu sistemde temel hak ve özgürlükler dünyanın liberal demokrasiyle yönetilen ülkelerinde alışılmış olandan farklı bir şekilde tanımlanıyor.

Macar lider, otoriter rejimlerin pek çok bakımdan Batı dünyasına göre daha verimli ve ekonomik açıdan daha yararlı olduğunu savunuyor ve bu politikasına uygun bir yapılanma izliyor.

 

Brüksel’le çatışma politikası hükümeti güçlendirdi

Gerektiğinde Brüksel’le açıkça çatışmaya girmekten de geri kalmayan Macar hükümetinin izlediği politika aslında uzmanlar tarafından, devlet propagandasına dayanan popülist bir politika olarak tanımlanıyor.

Viktor Orban bu süreçte propagandasında önce Brüksel’i hedef aldı. Sonra da sıra Avrupa’nın “mülteci yanlısı politikasının fikir babası” olarak tanıtılmaya çalışılan Macar asıllı ABD’li iş adamı George Soros’a geldi.

Halkın çoğunluğu için bu siyaset ülkenin egemenliğinin korunması yolunda atılan cesur bir adım olarak değerlendirildi.

Muhalefet ise bu politikanın sadece milliyetçiliği körükleyen ve insanların ilkel korku ve içgüdülerini harekete geçiren kötü niyetli bir politika olduğunu öne sürüyor.

Muhalefete göre, Brüksel’in zorlamasıyla tek bir mültecinin bile kabul edilmediği Macaristan açısından mülteciler gerçek bir tehlike oluşturmuyor.

Muhalefete göre hükümetin korkutma politikası neyi amaçlıyor?

Macar siyaset arenasının sağından soluna tüm muhalif partileri Macar hükümetinin bu korkutma politikasının aslında Macaristan’da son zamanlarda artık ayyuka çıkan yolsuzluk ve rüşvet ortamını gözlerden gizlemeyi amaçladığını öne sürüyor.

AB’nin Yolsuzluklarla Mücadele (OLAF) kurumunun raporları da aslında Macaristan’da pek çok Avrupa fonunun gerekli kriterler yerine getirilmeden hükümete yakın isimlere dağıtıldığına dikkat çekiyor.

Macaristan’ın son yıllarda yolsuzluk ve rüşvet çizelgesinde ve basın özgürlüğü sıralamasında Avrupa’da sonlarda yer alması da bu endişeleri güçlendiren kanıtlar olarak değerlendiriliyor.

Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RFS) tarafından hazırlanan 2017 yılı basın özgürlüğü ülkeler endeksinde Macaristan 27 ülke arasında sondan ikinci durumda.

Macaristan Avrupa ülkeleri Yolsuzluk çizelgesinde de 24’üncü sırada.

Nasıl bir gelecek?

Son açıklamalarda hükümet bu seçimin Macaristan’ın uzun vadede geleceğini belirleyeceğini vurguluyor. Başbakan seçmene “Bu ülke Macarların ülkesi olarak mı kalacak, yoksa ülkemizin başkalarının eline geçmesine izin mi vereceğiz, karar sizin” diyor.

Ortak özellikleri hükümeti iktidardan uzaklaştırmak olan muhalefet partileri de bu seçimlerin yaşamsal öneme sahip olduğunda hemfikir.

Muhalefet ise kampanyasını, seçimin ülkenin “demokratik bir Avrupa” ülkesi olarak kalıp kalmayacağına ilişkin bir tercih olduğu tezinin üstüne kuruyor.



 

 

Macaristan’da devletten para alabilmek için sahte partiler türedi

Macaristan’da 8 Nisan Pazar günü yapılacak genel seçimler öncesi devlet ödeneğinden hibe edilen yardımları alabilmek için sahte partiler kurulduğu ifade edildi. Yaklaşık 15 küçük çaplı parti kurulduğu ve devlet kasasından bu teşkilatlara 9.5 milyon Euro ödendiği belirtildi.

 

Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün (Transparency International) araştırmasına göre söz konusu partiler kurulduktan sonra öncelikle yeterli aday sayısına ulaşıyor, hiçbir fatura ve harcama göstermeden kampanya için ayrılan meblağı nakit olarak alabiliyor.

Uluslararası Şeffaflık Örgütü Macaristan Sorumlusu Miklos Ligeti şimdiye kadar bu şekilde kurulan 14 parti tespit ettiklerini açıkladı.

Bu tarz siyasi partilerin devlet ödeneği alabilmeleri için en az 27 milletvekili adayı göstermeleri gerekiyor. Bu adaylar için de en az 500 imza gerekiyor. Uzmanlar, bu imzaların toplanması ve taklit edilmesinin oldukça kolay olduğunu belirtiyor.

2014 yılındaki seçimlerde sahte partiler 500 bin Euro’ya yakın devlet desteği aldı.

Sahte partiler nasıl bir politika izliyor?

Devamı

16,474FansLike
639FollowersFollow