2026. Ağustos 5.
Türkinfo Blog Oldal 348

Otoriterleşen rejimler ekonomi için kötü müdür? Venezuela, Macaristan veya Türkiye’ye sorun!

“Freedom House” 2018 raporuna göre, dünyanın demokratik sistemle yönetilen 195 ülkesi içinde 71 tanesinde demokrasi geçtiğimiz yıllarda “demokratik gerileme” diye bilinen şekilde kan kaybetti.

 

 

Bu kan kaybının işaretleri olarak seçimle başa gelen liderlerin, ülkelerinde yargı ve yasamanın gücünü zayıflatarak kendi icra güçlerini artırmaları yanı sıra, seçimlerin giderek daha az rekabetçi hale gelmesi ve basın özgürlüğünde aşınma yaratmaları sıralıyor. Devlete ait kurumların gücü erirken bu durum sadece demokrasiye zarar vermekle kalmıyor; yapılan araştırmaya göre söz konusu ülkelerin ekonomilerini de olumsuz etkiliyor.

Demokrasi bugün dünyanın hemen her yerinde tehdit altında. Ve belki ekonomi de öyle.

“Freedom House” 2018 raporuna göre, dünyanın demokratik sistemle yönetilen 195 ülkesi içinde 71 tanesinde demokrasi geçtiğimiz yıllarda “demokratik gerileme” diye bilinen şekilde kan kaybetti. Bu kan kaybının işaretleri olarak seçimle başa gelen liderlerin, ülkelerinde yargı ve yasamanın gücünü zayıflatarak kendi icra güçlerini artırmaları yanı sıra, seçimlerin giderek daha az rekabetçi hale gelmesi ve basın özgürlüğünde aşınma yaratmaları sıralıyor.

Devlete ait kurumların gücü erirken bu durum sadece demokrasiye zarar vermekle kalmıyor; yapılan araştırmaya göre söz konusu ülkelerin ekonomilerini de olumsuz etkiliyor.

Bunun nedenlerini anlamak için son yıllarda değişen ölçeklerde “demokratik gerileme” yaşayan gelişmekte olan ülke kategorisindeki Venezuela, Macaristan ve Türkiye araştırma konusu olarak alınmış.
Otoriter ekonomi problemi

Bahsi geçen her üç ülkenin lideri de son beş senelik zaman diliminde açık açık otoriterleşmeye doğru kayarken, ekonomilerinde zorluklar baş gösterdi.

Türkiye’de Cumhurbaşkanı Erdoğan istikrarlı bir şekilde basın ve akademik özgürlüğü kısıtlarken yasama ve yargının yetkilerini elinde toplayacak şekilde gücü elinde toplamayı başardı.
Liderler de hata yapabilir

Otoriter rejimler her zaman ekonomiler adına kötü sonuçlar doğurmuyorlar. Ekonomik başarı hikayelerini uzun yıllardır çift haneli büyümeyle ispatlayan Çin ve Singapur bunun en net örnekleri.

Fakat bu ülkelerin farkı hiç bir zaman demokrasi amacıyla kurulmamış olmaları.

Bir zamanlar “demokratik” sayılan bir ülke otoriterleştikçe oluşan ekonomik etki genellikle olumsuz oluyor. Bunun en temel nedeni de, demokrasilerde ekonomi politikalarının seçimle gelen yöneticiler arasında ortak akıl yürütme yoluyla belirlenmesi. Ekonomi politikalarını belirlemede ABD merkez bankası Fed gibi kurumlar ise bağımsız yapıları üzerinden ekonomi politikası kararlarına destek vermekteler.

Yapılan araştırmanın sonuçlarına göre kanun yapıcılar başkanların ani kararlarında resmi ya da resmi olmayan yollardan kontrol mekanizması görevini görmekteler. İki taraf arasında yapılan pazarlıklar devlet destekleri, vergi politikaları, harcamalar ve diğer önemli konularda belirleyici oluyor.

Venezuela ve Türkiye’de olduğu gibi yasama kenara itilerek ya da Macaristan’da olduğu gibi iktidar partisi yasamaya domine edince ve yasama görevini yerine getiremeyince de, otoriter liderleri ekonomiye zarar verecek kararlar almaktan alıkoyabilecek kimse kalmıyor. Açıdan çok

Türkiye bu açılardan çok güzel bir örnek.

Temmuz 2018’de yapılan seçimle icra yetkisini elinde toplayarak cumhurbaşkanı olan Erdoğan, merkez bankası başkanını atama yetkisine de sahip olduğu gibi, ilk iş olarak damadını Türkiye’de ekonomiden sorumlu bakan ilan etti. Merkez bankasının yükselen enflasyonu kontrol altına almakta araç olacak faiz artışlarına engel olmaya çalışan Erdoğan, ekonomistlerden gelen uyarıları dikkate almayarak kur krizinin tetikleyicisi olmuştu.
Sosyal patlamalar ekonomiler için kötüdür!

Kanun yapıcıların ekonomi politikalarını belirlemede önemli bir başka rolü de, değişik partilerin temsilcilerinin değişik sosyal grupların isteklerini bir araya getirerek yansıtan politikalar yapılmasını sağlamak. Sağlıklı demokrasilerde yapılan tartışmalar muhalefet partilerinin de ekonomi politikalarını oluşturmaya katkı sağlamalarını sağlar. Diğer yandan temsil ettikleri grupların çıkarlarına zarar verecek kanunların da çıkmasına engel olurlar.

Otoriter liderler muhalefet partilerini kenara itip de yasamayı kendi yandaşlarıyla doldurunca, ortaya çıkan politikalardan mutsuz olan grupların seslerini duyurmalarının tek yolu olarak da sokak eylemleri kalır.

Venezuela’ya dönersek, 2017’de Başkan Maduro muhalefet ağırlıklı parlamentoyu yetkilerinden arındırınca, sokaklar aylarca protesto gösterilerine sahne olmuştu. Şimdi aynı gruplar Maduro’nun gitmesi için yine sokaklardalar.

Sosyal patlamalar ise özellikle protestolar şiddet içerdiğinde ekonomik endişeleri artırıcı rol oynar. İsyanlar sonucunda petrol boru hatları, otobanlar gibi ülkenin altyapısına verilen zarar ekonominin normal akışını engeller doğal olarak. Ya da ülke halkı güvenlik için bulundukları şehirden kaçıp, işlerini terk ettiklerinde; kritik pozisyonlar boş kaldığında ekonomi zarar görür.
Demokraside geriye gidiş yabancı yatırımı azaltır

Uluslararası piyasalar da sosyal patlamalardan hoşlanmazlar. Protestolar uzadıkça, ya da hükümet protestolara sert bir şekilde müdahale ettikçe yatırımcılar genellikle söz konusu ülkeden kaçmaya çalışırlar.

Yapılan çalışmanın önemli sonuçlarından bir tanesi de, parlamentoda çok az ya da zayıf muhalefetin olduğu ülkelerde icra makamının denetiminden endişe duyan uluslararası yatırımcılar yine o ülkeden kaçmaya bakarlar.

Özellikle demokrasi yoluyla seçilen liderlerin otokratikleşmesi yatırımcı güvenini zedeleyerek fonların azaltılmasına yatırımları geri çekilmesine neden olur.

2013’ten bu yana Macaristan, Venezuela ve Türkiye, Dünya Bankası’nın küresel güven ölçeği olarak baktığı yabancı yatırım miktarında ele tutulur düşüşler yaşadı. Demokrasi aşındıkça yatırımların düşmesinin bir nedeni, yatırımcılar hükümetin iş hayatına da müdahale ederek kar oranlarını azaltacağı korkusu.

Çünkü bu yaklaşım, ister sağ ister sol partilerden olsun, otoriter liderlerin ortak stratejisi oluyor zaten.

2018 yılında Macaristan parlamentonsun tamamına hakim olan Orban’ın sağ tandanslı partisi Fidesz devletin büyük enerji firmaları üzerindeki kontrolünü artırırken, yabancı firmaların ülkedeki operasyonlarına da kontrolleri artırdı. Venezuela’da sol merkezli Maduro 2015’te Nestle ve Pepsi’den fabrikalarını terk etmelerini emretmesinin ardından ülkenin gıda üretimini devletin kontrolüne aldı.
Her şey yasamada bitiyor!

Yapılan çalışmanın diğer önemli sonuçlarından bir tanesi de, eğer parlamentoda fonksiyon gösterebilen bağımsız yasa yapıcılar varsa demokrasideki gerilemelere rağmen ekonominin olumsuz etkilenmediği.

Buna örnek de Filipinler. Aşırı sağ başkan Duterte, “uyuşturucuya açtığı savaş” üzerinden binlerce Filipinliyi hapse tıkmakla kalmadı öldürdü de. Politikalarını eleştiren güçlü isimleri hapse attı. Fakat buna rağmen Filipin parlamentosunun halen aktif çalışabilmekte oluşu, muhalefet partilerinin serbestçe çalışabilmeleri Filipin ekonomisini Duterte’nin otoriter eğilimlerinden koruyabilmiş durumda. 2012’den bu yana ortalama %7 büyüyen Filipin ekonomisi yabancı yatırımcı çekmekte de başarılı.

Son söz olarak belirtmek gerek. Otokratikleşen liderlerin pozisyonlarını korumak için mutlaka bir aşamada ellerindeki gücü paylaşmaları gerekir; yoksa ekonomik zorluklar onları koltuklarından edecektir.

www.paraanaliz.com

Budapeşte Avrupa kıtasının en iyi destinasyonu seçildi

Avrupa’nın En İyi Destinasyonu (European Best Destination) oylamasında Budapeşte birinci oldu. 62 bin kişinin Budapeşte’ye oy verdiği yarışmada Budapeşte Atina’dan Londra’ya, Paris’ten Floransa’ya Avrupa’nın pek çok  ünlü şehrini geride bıraktı.

Budapeşte’ye oy verenlerin % 77’si Macaristan dışından. Yani oylama başka ülkelerden, Budapeşte’yi ziyaret eden turistlerin görüşlerini yansıtıyor.

Yarışma 153 ülkeden yaklaşık 500 bin kişinin katılımıyla gerçekleşti.

European Best Destination yarışması turizm sektöründe önemli ve bu sektördeki uzmanların önem verdiği bir ölçüm olarak kabul ediliyor.

 

Türk-Macar Ortaklığının Arka Planı

Dr. Erjada Progonati

Türk-Macar Ortaklığının Arka Planı

Devletler dış politika uygulamalarında dikkat çekmemek, dirençle karşılaşmamak veya hedef ülkede siyasi, kültürel, dini vb. gibi nedenlerden oluşan olumsuz algıyı aşmak için öteki devletlerle ortaklıklar kurar. Bu ortaklıklar, kurulan ekonomik, siyasi ve kültürel mekanizmalarla ortak çıkar alanlarına yönelik rol paylaşımı şeklindedir. Örneğin, İsrail’in Türk şirketleri ile ortaklıklar kurarak Kuzey Irak’ta yatırımlar yaptığı iddiaları bulunmaktadır.

İsrail’in bu davranışının temel sebebi, hedef bölgede başka rakip devletlerin husumetini çekmemek ve faaliyetlerini rahatça yapabilmek için olumlu imaja sahip bir devletin etkinliğini kullanmak olduğu söylenebilir. Türkiye ve Macaristan arasındaki ilişkiler bu şekilde değerlendirilebilir. Macaristan, Türkiye’nin Avrupa’ya yönelik politikalarında, ekonomik, siyasi ve kültürel konularda katalizör görevi görebileceğini söylemek mümkündür. Bu tarz ortaklıklar kurmanın diğer sebebi ise orta ölçekli bir ülkenin dış politika kapasitesi aşmasın durumunda bunun getireceği ekonomik maliyetleri tek başına taşıyamayacak olmasıdır. Örneğin, İran’ın Ortadoğu’da aşırı genişlemesinin İran ekonomisine ağır maliyetleri olmuştur ve bu maliyetler İran’da yaşanan son sokak olaylarında sloganlar şeklinde kendini göstermiştir.

Orta ölçekli bir ülke olan Türkiye’nin geniş Osmanlı coğrafyasında etkili bir dış politika izleme amacına sahiptir. Ancak kapasite ile hedefler arasında yer yer boşluklar oluşmaktadır. Türkiye, stratejik işbirliği geliştirdiği Macaristan ile imkânlarını birleştirmek suretiyle dış politika hedeflerine ulaşmaya çalıştığını söylemek mümkün. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Macaristan dönüşü yaptığı açıklamada bu niyet açıkça görülmektedir. “NATO müttefikimiz, Macaristan ile bölgesel meselelerdeki işbirliğimizi ve Macaristan’ın, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğine vermiş olduğu desteği önemsiyoruz. Uluslararası alandaki işbirliğimizi Avrupa sınırlarının ötesine taşıyor. Afrika ve Orta Asya’da da imkânlarımızı birleştiriyoruz. Afrika’nın kalkınma çabalarına katkı sağlamak amacıyla Macaristan ile birlikte çalışmaya devam edecek, Asya ile Macaristan arasındaki ilişkilerin daha da güçlenip çeşitlenmesi konusundaki desteğimizi sürdüreceğiz.”

Türkiye ve Macaristan arasında güçlü tarihi ve kültürel bağlara sahiptir. Macaristan ve Türkiye aynı zamanda uluslararası arenada birçok ortak vizyonu paylaşmaktadırlar. NATO ittifakı ve Avrupa Konseyi gibi uluslararası örgütlerde yer almaları ve Macaristan’ın Türkiye’nin AB üyeliğine verdiği destek, iki ülke arasındaki yakın işbirliğinin birer göstergeleridir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Başbakanlığı sırasında, Şubat 2013’te Macaristan’ı ziyaret ettiğinde iki ülkenin lideri Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi’nin (YDSİK) kurulmasına karar verdi. Başbakan Viktor Orban’ın Aralık 2013’te Türkiye’ye yaptığı ziyaret sırasında YDSİK’nin de ilk toplantısı yapıldı. Yüksek Düzeyli Stratejik işbirliği konseyi, ekonomik anjagman politikaları vasıtasıyla iki ülke arasındaki ilişkilerin derinleştirilmesi hedeflenmektedir. YDSİK’nin ikinci toplantısı, Şubat 2015’te Budapeşte’de, üçüncüsü ise Türkiye Başbakanı Binali Yıldırım ve Macaristan Başbakanı Viktor Orban başkanlığında Mayıs 2017 yılında Ankara’da gerçekleştirildi. Dördüncü YDSİK toplantısı, 2019’da Budapeşte’de yapılması beklenmektedir.

Türkiye, Viktor Orbán’ın kalbinde özel bir yer tutuyor gibi görünüyor. 2010 yılında ikinci kez başbakanlığa gelmesinden bu yana, Orbán dünya siyasetinde önemli aktör haline gelmek için yola çıktı. En başından beri Türkiye’nin özellikle Avrupa Birliğine üyeliğini desteklemiştir. 2013 yılına gelindiğinde, Orbán iki ülke arasında güçlü bir ikili ilişki kurmayı başarmıştır ve O yıl Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 125 Türk işadamıyla Budapeşte’yi ziyaret etti. 2012 yılında, iki ülke arasındaki ticaret hacmi sadece 1.7 milyar dolardı. Orbán’ın iki ülke arasındaki ekonomik hacmin 2015 yılına kadar 5 milyar dolara yükselmek istediğini söyledi. 2013 yılının Aralık ayında ise Viktor Orbán Ankara’yı ziyaret etti.

Macaristan 10 milyonluk bir nüfusa sahip olmasına rağmen yıllık ihracat rakamı 110 milyar dolar iken, 81 milyonluk nufüsa sahip Türkiye’nin ise 145 milyar dolarlık ihracat hacmi var. Ayrıca, Türkiye’nin iş imkanları ve ekonomik başarıları, Macaristan’la kıyaslandığında daha düşüktür. Orbán’a göre Macaristan’ın ekonomik büyümesinde, yatırımcılara verilen % 15’ten daha düşük vergi oranının ve devlet teşviklerinin rolü büyüktür. Diğer bir neden ise Macaristan Avrupa Birliği’nin bir parçası olmasıdır.. Macaristan’ın AB üyeliği, onula işbirliği yapacak ülkelerin 500 milyonluk bir pazara da girmesini sağlamaktadır. Bu bakımdan Türkiye’nin Macaristan ile yakın ilişkisi Türkiye’ye Avrupa pazarında etkili olmasını sağlamaktadır.

Türk Başbakanı Yıldırım’ın 2017 yılında yaptığı Macaristan ziyaretinde, 500 Türk iş adamının Macaristan’da yaklaşık 100 milyon yatırımı olduğunu, 40 Macar iş adamının ise Türkiye’de 10 milyar dolar yatımı olduğunu vurgulamıştır. Türk Başbakanı, durumun iyileştirilmesi konusunda iyimser olmadığına yönelik bir izlenimim bırakmış, Türk ve Macar işadamlarının üçüncü ülkelerde işbirliği yapmalarını önermişti. Bu durum, iki ülkenin farklı bölgelerde işbirliği yapmasının iki ülke için önemini göstermektedir.

Sonuç olarak iki ülke ortak alanlarda işbirliği yaparak, Avrupa içinde ve küresel anlamda süreçleri etkilemek istemekte ve bunu yapabilmek için iki ülkenin ulusal güç kapasitelerini birleştirmek zorunda olduklarının farkındadır.

SoDip Uyarı: Yazılar kişisel görüşleri yansıtır; kurumları bağlamaz.

www.sodip.org

Türkiye ve Macaristan Afrika’da yatırımlar alanında işbirliği yapıyor

 

Türkiye ve Macaristan arasında Afrika kıtasında yatırımlarda işbirliği konusunda II. Zirve toplantısı 13 Şubatta İstanbul’da gerçekleşecek.

İki ülkenin dışişleri bakanlarının da katılacağı bu toplantıya özel ve devlet sektörü temsilcileri de ilgi gösteriyor.

Toplantının amacı, özellikle inşaat, tarım ve su arıtma sektörlerinde iki ülke yatırımcılarının Afrika ülkelerinde koordineli çalışmalarının sağlanması olacak.

İş forumu toplantısı 13 Şubat 2019 tarihinde İstanbul Ceylan İntercontinental Hotel’de gerçekleşecek.

 

 

 

Antalya Hastalıklara Dayanıklı Levrek Balığı Üretilecek

Hastalıklara dayanıklı levrek balığı üretilecekAntalya’nın Demre ilçesindeki Akdeniz Su Ürünleri Üretim, Araştırma ve Eğitim Enstitüsü’nde Türk ve Macar bilim insanlarının katılımıyla hastalıklara dayanıklı, hızlı büyüyen, az yem tüketen yeni bir levrek balığı türü geliştirilmesi amacıyla…

Hastalıklara dayanıklı levrek balığı üretilecek

Antalya’nın Demre ilçesindeki Akdeniz Su Ürünleri Üretim, Araştırma ve Eğitim Enstitüsü’nde Türk ve Macar bilim insanlarının katılımıyla hastalıklara dayanıklı, hızlı büyüyen, az yem tüketen yeni bir levrek balığı türü geliştirilmesi amacıyla çalışma başlatıldı.

Merkezi Demre’ye bağlı Beymelek Mahallesi’nde bulunan Akdeniz Su Ürünleri Üretim, Araştırma ve Eğitim Enstitüsü, yerli ve yabancı bilim insanları tarafından başlatılan bir proje çalışması kapsamında, hastalıklara dayanıklı levrek balığı üretilecek. Bu amaçla bilim insanları tarafından bir ön çalışma başlatıldı.

Devamı

Türk Hava Yolları’ndan açıklama: Proje 27 ülkede 73 destinasyona ulaştı.

Türk Hava Yolları, İstanbul’da 20 saati aşan bağlantılı uçuşu olan transit yolcuları için kentte sağladığı ücretsiz konaklama hizmeti ‘stopover'(duraklama) projesinin ağını genişletti.Uygulama ağındaki artış İstanbul’a daha fazla turist çekecek.

 

Türk Hava Yolları Genel Müdürü Bilal Ekşi, projenin 27 ülkede 73 destinasyona ulaştığını söyledi.
Türk Hava Yolları transit yolcu pazarından daha fazla yolcu çekmek ve İstanbul turizmine destek olmak adına ilk olarak Pakistan çıkışlı yolcuları için 2017 Mart ayında başlattığı İstanbul’da ücretsiz konaklama hizmetinin ağını genişletti. Binlerce transit yolcunun yararlandığı uygulama ağının genişlemesiyle daha fazla transit yolcunun İstanbul’a gelmesi bekleniyor. Uygulamada İstanbul’da 20 saatten fazla bağlantı süresi bulunan THY’nin İstanbul aktarmalı transit yolcuları bilet alımlarında düzenlenen otel çeki ile İstanbul Sultanahmet ve Taksim bölgesinde ekonomi sınıfı için 4 yıldızlı otelde 1 gece, busuniss sınıfı için 5 yıldızlı otelde 2 gece ücretsiz konaklayabiliyor.
İSTANBUL’DA ÜCRETSİZ KONAKLAMA 27 ÜLKEDE 73 DESTİNASYONA ULAŞTI

Devamı

Budapeşte Kaplıcaları, Budapeşte

Budapeşte Kaplıcaları, Budapeşte’ye Kaplıcalar Şehri unvanını kazandıran, tarihi Romalılara dek uzanan bir kültür. Tuna Nehri’nin kenti ikiye böldüğü Budapeşte’de, her iki yakada da toplam on beş termal kaplıca yer alıyor.

 

Şüphesiz bu doğal oluşum Macar tasarımı ile birleştiğinde ortaya hem estetik, hem de sağlık yönünden iyi bir iş çıkmış. Hele ki havuz partileri, tüm Avrupa’nın malumu.

Budapeşte Kaplıcaları
İlk kez 1934’te resmi olarak Kaplıcalar Şehri unvanını alan Budapeşte, yüz on sekiz doğal termal su kaynağının günde yetmiş milyon litre su ile beslediği on beş kaplıcaya sahip. Tarihi Roma dönemine dek uzanan bu kültürün kente yerleştiği tarih ise, Budapeşte’nin 160 yıl boyunca Osmanlı himayesinde kalması nedeniyle on altıncı yüzyıla ait.

Türk egemenliği altında bulunduğu dönemde hamam ve medikal amaçlı olarak kullanılan kaplıcalar halen dünyanın en iyi hamamları olarak kabul ediliyor. Rudas, Kiraly, Csaszar ve Rac olmak üzere toplam dört hamamın Türkler zamanından beri faaliyette olduğu Budapeşte’de, spa tesisleri ve havuzlar turistik önem arz ediyor. Diğer yandan Budapeşte’de yedi turistik spa tesisi bulunuyor.

Havuz partileri ve suyun içinde satranç oynayan Budapeştelilerle akıllara yer eden kaplıcaların en ünlüsü şüphesiz Szechenyi Kaplıcası. Ardından önem ve büyüklük sırasına göre Gellert, Király, Lukács, Rudas, Dagaly ve Dandar Kaplıcaları geliyor.

Devamı

Atatürk ve Macar Dostluğuna Verdiği Önem.

Milli mücadelenin başarıya ulaşmasıyla birlikte anavatan düşman işgalinden kurtulmuş, Lozan Barış Anlaşmasıyla birlikte de Yeni Türkiye Cumhuriyeti rüştünü ispat etmişti. Şimdi savaşlarla harap olmuş bir devleti yeniden ayağa kaldırmak gerekiyordu; yani, modern, çağa ayak uyduran, bilim ve teknolojiyi kendine ışık edinen bir devlet inşa edilmeliydi.

Bu modern devleti inşa ederken Milli Mücadelenin kahraman lideri ve başkomutanı Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk ile çalışma arkadaşları yabancı eserler ile devlet sistemlerini yakinen incelemiş, yabancı bilim adamları, doktor ve hatta mimarlardan ilmi konularda yardım almıştır. İki bölümden oluşan bu çalışmanın birinci bölümünde, Atatürk’ün yeni devletin inşası sırasında Türk Devleti’ne hizmet eden Macarlara duyduğu dostluk ele alınırken; ikinci bölümde Macarların, Atatürk’e karşı gösterdikleri sevgi ve hürmet ele alınacaktır.

Atatürk’ün Macarlara Bakışı

Atatürk, diğer milletlerden farklı olarak Macar ulusuna çok derin bir muhabbet beslemiştir. Atatürk’ün Macarlara gösterdiği sevgi, saygı ve muhabbeti birçok resmi belge, yazışma veya konuşma metni ile açıklamak mümkündür. Atatürk’ün, Macar Kralı Naibi Amiral Horthy’ye 30 Mayıs 1924 tarihinde gönderdiği mektup ile Macarlar hakkındaki temel düşüncesini ortaya koyduğunu kabul etmek mümkündür. Ulu Önder mektubunda; “ Manevi ve fikri meziyetlerini ziyadesiyle takdir ettiğim Macar milletinin samimi bir hayranıyım. Memleketlerimiz arasında mevcut olan asırlık dostluk münasebetlerini bir kat daha takviye etmek için hiçbir şeyden kaçınmayacağım1” ifadelerine yer vererek hem Macar milletine duyduğu samimi hayranlığa işaret etmiş hem de Macar ve Türk Devletleri arasındaki dostluk münasebetlerini daha da arttırmak için elinden geleni yapmaktan kaçınmayacağını vurgulamıştır.

Birinci Dünya Savaşını kaybeden Macarlar, bünyesinde ağır şartlar barındıran Trianon Barış Antlaşmasını imzalamak zorunda kalmıştır. Bu anlaşmayla Macar toprakları bölünmüş ve tam bir buçuk milyon Macar, Macaristan sınırlarının dışında kalarak azınlık statüsünü almıştır.

Atatürk, Trianon Antlaşmasını imzalayarak zor günler geçiren Macar ulusuna hitaben bir mektup kaleme almıştır. Ulu Önder, Macar Parlamentosunda da okunan bu mektubunda Macarlara karşı beslediği sevgi ve muhabbeti dile getirerek, Trianon Antlaşmasından sonra düşülen durumdan kurtulacaklarına samimiyetle inandığını ve ümitsizliğe düşmemeleri gerektiğini dile getirmiştir.

Devamı

16,474FansLike
639FollowersFollow