Schengen vizesi başvurularında neler değişti?

Schengen vizesi başvuruları için bazı kurallarda yapılan değişiklikler 2 Şubat’ta yürürlüğe girdi. Yeni düzenlemeler vize ücretlerinde artışı öngördüğü gibi, elektronik başvuruları ve daha erken başvuru yapmayı da mümkün kılıyor.
Schengen vizesi nedir?
Schengen Bölgesi’ni oluşturan 26 Avrupa ülkesine kısa süreli seyahati mümkün kılan vize. Vize sahibi herhangi bir ülke için vize alması halinde diğer ülkelere de seyahat edebiliyor. Vize başvuruları turizm veya iş amacıyla yapılabiliyor ve başvuru sahibine, 180 günlük bir dönem içinde 90 güne kadar o ülke(ler)de kalma izni veriliyor.

Vize ücretlerinde artış
Schengen vizesi için yapılan ödemeler yetişkinler için 60 euro’dan 80 euro’ya, 6-12 yaş arası çocuklar için de 35’ten 40 euro’ya çıkarıldı.
Avrupa Birliği ile vize kolaylaştırma anlaşması yapmış ülkelerin vatandaşları için vize ücretleri aynı kalacak.
Elektronik başvuru formu
Vize başvuruları basitleştirildi. Schengen üyesi ülkeler elektronik başvuruları kabul edecek ve başvuru formları elektronik olarak imzalanıp bir tıkla gönderilebilecek.
Başvuru süresi uzatıldı
Schengen vizesi için başvurular en erken, öngörülen seyahat tarihinden üç ay öncesinde yapılabiliyordu. Artık başvurular altı ay öncesinden yapılabilecek.

Sık seyahat edenler için kolaylık sağlanıyor
Daha önce Schengen ülkelerini ziyaret etmiş ve vize geçmişinde herhangi bir olumsuzluk bulunmayan kişiler için 1 yıldan 5 yıla kadar çok girişli vize almak kolaylaştırıldı.
Böylece vize sahibi, vize süresi içinde Schengen ülkelerine birçok kez giriş yapabilecek.
Kurallar neden değişti?
Avrupa ekonomisinde turizm ve seyahat önemli bir rol oynuyor. AB ülkeleri, turizm destinasyonları bakımından başta geliyor.
AB’nin resmi sitesinde yer alan bilgilere göre, son 9 yıldır AB üyesi ülkelere vize başvurularında yüzde 57 artış oldu. 2009’da bu sayı 10,2 milyon iken 2018’de 16 milyona ulaştı.
Vize başvurularını aynı ölçüde güvenlik ve kontrol önlemleri içerecek şekilde basitleştirme ihtiyacı doğdu. Vize ücretlerinde de 2006’dan bu yana değişiklik yapılmamıştı.
Başvuru için ne gerekiyor?
İmzalı başvuru formu, son 10 yıl içinde alınmış ve gidilecek Schengen ülkesinden dönüşte en az 3 ay geçerlilik süresi olan pasaport, fotoğraf, sağlık sigortası, gidilecek ülkede kalmaya yetecek kadar gelir sahibi olduğunu kanıtlayan belge, ziyaret sebebiyle ilgili belgeler.
Vize başvurusu ne kadar zamanda sonuçlanıyor?
Başvuruyu işleme koyma süresi maksimum 15 gün olarak veriliyor. Ekstra inceleme gerektiren durumlarda bu süre uzayabliliyor.
AİHM, Macaristan’da aç bırakılan Afgan’a yemek verilmesine hükmetti
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Macaristan hükümetinin düzensiz göçmenlerin iltica başvurusu için Sırbistan sınırında inşa ettiği kampta bir haftadır aç bırakılan Afganistan vatandaşına yemek verilmesine hükmetti.

Macaristan Helsinki İnsan Hakları Komisyonunun sosyal medya hesabı Facebook üzerinden yapılan açıklamada, Macaristan’da yetkili kurumların, iltica başvurusunda bulunan düzensiz göçmenleri sistematik olarak aç bıraktığı belirtildi.
Açıklamada, ”AİHM, Macaristan yetkili kurumlarına, Macaristan Helsinki İnsan Hakları Komisyonunun temsil ettiği Afganistan vatandaşına hemen yemek verilmesi çağrısı yaptı. Kendisine aç bırakılmasının yedinci gününde sonunda yemek verdiler. Eşi hamile ve ağır hasta. Kendisi 7 gün boyunca eşinden ve küçük kızından kalan artıklarla karnını doyurmaya
Açıklamada ayrıca, Macar hükümetinin 2018 Ağustos’tan beri düzensiz göçmenleri aç bıraktığı ve bu yüzden Avrupa Birliği’nin (AB) Macaristan hakkında soruşturma açtığı bilgisine yer verildi.
Macaristan’ın düzensiz göçmenlere karşı aldığı önlemler
Macaristan, düzensiz göçmenlere karşı alınan önlemler kapsamında Vişegrad Grubu’ndaki ortakları Çekya, Polonya ve Slovakya’nın desteğiyle sınırlarına asker ve polis takviyesi yapmıştı. Macaristan, düzensiz göçmen akınını durdurmak amacıyla Sırbistan ve Hırvatistan sınırlarına dikenli tel örgü çekmiş, sınır bölgelerinde olağanüstü hal ilan ederek yasa dışı geçişler için uygulanan cezaları artırmıştı.
Parlamentoda kabul edilen yasayla aralarında çocukların da olduğu düzensiz göçmenlerin, iltica başvurusu süresince sınırda oluşturulacak kamplarda tutulması zorunlu kılınmış, ülke genelinde yakalanan düzensiz göçmenlerin de tel örgülerle çevrili sınırdan Macaristan dışına çıkarılacağı duyurulmuştu.
István Szabó’nun Oscar Ödüllü Filmi Mephisto’nun Restore Edilmiş Versiyonu 2020’de Gösterilecek
Sunshine, Meeting Venus, Taking Sides gibi filmlere imza atan István Szabó’nun, Yabancı Dilde En İyi Film Oscarı’nı kazandığı başyapıtı Mephisto’nun restore edilmiş versiyonu 2020’de gösterilecek.
Sunshine, Meeting Venus, Taking Sides gibi filmlere imza atan usta yönetmen István Szabó, Yabancı Dilde En İyi Film Oscarı’nı kazanan 1981 yapımı Mephisto filmiyle dikkatleri üzerine çekmiş ve başyapıt statüsündeki bu filmiyle sinemaseverlerin hafızasına kazınmıştı. Klaus Maria Brandauer, Krystyna Janda ve Ildiko Bansagi‘nin başrollerinde yer aldığı film, Goethe’nin Faust’undaki Mefisto-Faust ilişkisinden etkilenerek hikâyesini oluşturuyor. Ayrıca film, Macaristan’ın Yabancı Dide En İyi Film Oscarı’nı kazandığı ilk yapım olma özelliğini taşıyor.
Film, sürekli kariyerinde yükselmek isteyen, bencil ve oyunculuğuna hayran tiyatro sanatçısı Hendrik Höfgen’i odak noktasına alıyor. Dönemin en ünlü tiyatro sanatçılarından biri olan Hendrik Hoefgen, Nazi rejimi altında şiddete ve baskıya maruz kalan onlarca sanatçı arkadaşının aksine Almanya’yı terk etmez ve politik davranarak kariyerini zedelememek uğruna her şeyi yapar. Buradan hareketle film, sanat-sanatçı, sanat-politika, sanatçı-toplum ilişkilerine dair önemli şeyler söylemekte ve bugün bile izleyicileri etkisi altına almaktadır.
István Szabó İmzalı Confidence ve Colonel Redl Filmlerinin Restore Edilmiş Versiyonu da 2020’de Gösterilecek
Schengen vizesine 20 euro zam geldi
AB ülkelerine vize başvurularında alınan 60 avroluk ücret, 80 avroya çıkartıldı.

Avrupa Birliği’nin (AB) vize kurallarında yapılan değişiklikle Schengen vize ücretlerine 20 avro zam yapıldı.
AB Komisyonu, geçen yıl AB Konseyi ve Avrupa Parlamentosu (AP) tarafından onaylanan Schengen vize ücretlerinin güncellenmesine ilişkin düzenlemenin yürürlüğe girdiğini açıkladı.
Buna göre, AB’nin 105 ülke vatandaşına uygulamakta olduğu Schengen vizesi ücretleri arttı. AB ülkelerine vize başvurularında alınmakta olan 60 avroluk ücret, 80 avroya çıkartıldı. 6-12 yaşındaki çocuklardan alınacak vize ücreti ise 35 avrodan 40 avroya yükseltildi.
Sık seyahat edenler için 1 ila 5 yıl arasında geçerli çoklu giriş vizeleri ile vize başvurularının seyahatten 3 ay yerine 6 ay öncesine kadar yapılabilmesi imkanı sağlandı.
Schengen bölgesi; Almanya, Avusturya, Belçika, Çekya, Danimarka, Estonya, Finlandiya, Fransa, Yunanistan, Macaristan, İtalya, Letonya, Litvanya, Lüksemburg, Malta, Hollanda, Polon
Macaristan’da tarih yazdık
Avrupa’da ilk 2 maçını kaybeden Belediyespor, olmaz denileni oldurdu ve çeyrek finale adını yazdırdı
Macaristan’da tarih yazdık
ALTIN Kızlar, Macaristan’da tarih yazdı. Avrupa Hentbol Federasyonu (EHF) Kupası’nda kader maçına çıkan temsilcimiz Kastamonu Belediyespor, Macaristan ekibi Schaefller’i seyircisinin önünde 34-32 mağlup ederek, adını çeyrek finale yazdırmayı başardı. Avrupa Kupası gruplarındaki ilk iki maçını kaybetmesine rağmen son 3 maçını kazanarak çeyrek finali garantileyen Belediyespor, ilk maçta sahasında 1 farkla kaybettiği rakibi, sahasında yenerek rövanşı aldı.
Kastamonu Belediyespor Kadın Hentbol Takımı, Avrupa Hentbol Federasyonu (EHF) Kupası A Grubu 5. hafta maçında Macaristan temsilcisi Schaeffler’e konuk oldu. Debrecen kentindeki Imre Hodos Spor Salonu’nda oynanan maçın ilk yarısı 20-20 beraberlikle sonuçlandı. Çekişmeli geçen müsabakayı Kastamonu Belediyespor 34-32 kazandı.
Geyiğin Rüyası: Teströl Es Lelekröl

Yazıma bir tümdengelimle başlamak istiyorum. İnsanların yaşadıkları yer Dünya. Dünya’nın üzerinde karalar, birbirinden ayrı büyük kara parçalarının her birine kıta, kıtaların belirlenen sınırlarla parçalanıyor ve her parçasına ülke diyoruz. Bu parçaların üzerinde yaşayan insanlar topluluğuna millet diyoruz. Milletlerin her birinin o çizilen sınırlar içerisinde uyguladıkları toplumsal kuralların, coğrafi ve beşeri koşulların etkisiyle oluşan bir yaşam biçimleri var. Buna da kültür diyoruz. İşte bu kültürler günümüzde dünyanın “global köy” e dönüşmesiyle birbirleriyle çok fazla etkileşir oldu. Fakat bazı kültürler hala bir şekilde kendilerini bu etkiden koruyabiliyorlar. Kültürlerini başka milletlere sadece anlatmakla veya başka kültürleri görmekle yetiniyorlar. İşte o kültürlerin en başında da İskandinav kültürü geliyor. Dünyanın en ari kültürü diyebilirim. Dünyanın her yerine etki etmelerine rağmen coğrafi koşulların da verdiği avantajla kültürlerini izole ediyorlar. Çünkü kültürleri sadelik sakinlik ve modernizm üzerine kurulu. Hal böyle olunca da kendi kültürlerini olduğu gibi anlatıyorlar. Soğuk iklimin ve soğukkanlı insanların kültürü (bilimsel olarak da 0 kan grubu soğuk insanların kan grubu olarak söylenir J İskandinavya’da en çok bulunan kan grubu 0’dır J ) olan İskandinav kültürü bu kültürün dışında birini bu yüzden çok kolay etkileyebiliyor. Çünkü farklı. Kendi kültürümüze ve yaşantımıza baktığımızda ne kadar hayal ettiğimiz şey varsa hepsi “İskandinav kültüründe”. Burada biraz reklam yapar gibi oldum ama neyse. Hal böyle olunca da yaptıkları sanatsal faaliyetlerde ilgi çekici oluyor. Sanatın her türlüsünde başarılılar. Tabii benim için ise en önemlisi sinema. Sinemalarında kendilerine ait bir tarzları var. Buna “İskandinav sineması” diyoruz. Bu bir tür değil. Türler ağacının toplamda çıktığı nokta. Bu ağaçta İskandinav sineması oluyor. Belli başlı durumlarla net bir şekilde anlayabiliyoruz. Dünya sineması üzerinde son yıllarda bayağı etkililer aynı zamanda. Özellikle kara mizah türünün dünyadaki öncülerinden kendileri. Harika şekilde kullanıyorlar. “Film Macar yapımı konuyla ne alakası var?” derseniz, buyurun başlayalım.
Evet filmimiz bir Macar yapımı. Hem de bir kadın yönetmenin elinden çıkma: Ildiko Enyedi. Kendisinin bu filmden önce herhangi bir filmini seyretmedim. Künyesine baktığımda 90’ların başından beri film yapıyor fakat bir süre ara vermiş. Sonrasında belgesele yönelmiş. 2008’de tekrar bir kısa film çekmiş, sonrasında ise bu filme kadar nadastaymış. Bu filmle tekrardan piyasaya dönmüş. Durağan bir kariyere sahip. Macar sineması her zaman Avrupa’da saygı duyulan bir sinema olmuştur. Bela Tarr – Lazslo Nemes gibi dikkat çeken yönetmenleri, “Torino Atı, Beyaz Tanrı ve Saul’un Oğlu ” gibi filmleri çıkaran sinemadan bahsediyorum. Hali hazırda günümüzde altın çağını yaşayan bir sinemadan bahsediyorum. Durum böyle olunca her sene bir şekilde dikkatleri üzerlerine toplar oldular. 2014’te “White God” ile 2015’te “Son of Saul” ile bu sene de “ Testeröl es Lelekröl” ile bize yine “ Biz buradayız!” dediler. Farklı işler yapıyorlar ve güzel işler çıkarabiliyorlar. Her sene festivallerde ön plana çıkıyorlar ve bizi artık kendilerini merak takip etmeye zerk ediyorlar.

“İskandinav kültürü ne alaka” kısmını unutturmadan hemen geçelim. Sinemalar, sinemalardan etkilenir. Hatta sinema içerisinde direkt olarak kopyalama bile vardır. Bunu saygı duruşu olarak yaparsınız ve belli edersiniz. Buna “Hommage” denir. Ama bir de kodları, tarzları kopyalama vardır. Bu da yönetmenlerin tarzlarını belirlerken etkilendikleri yönetmenler ve sinemalarla alakalıdır. Macar sinemasında özellikle son yıllarda bu şekilde bir “İskandinav kültürü ve sineması”ndan etkilenme mevcut. Kültürel olarak pek benzememelerine rağmen sinemada neredeyse aynı imge ve kodları kullanıyorlar. Tarz olarak da birbirlerine yakın tarzlar sergiliyorlar. Bunu “Torino Atı’nda” da hissetmiştim. “Son Of Saul” u da benzer Nazi hikayelerinden ayıran en önemli özelliklerden biri filmin propaganda yerine sade bir şekilde olayları olduğu gibi tüm gerçekliğiyle anlatmasıydı. Bu kötü bir durum asla değil. Hatta bir mucize. Düşünsenize. Bir kişiyi veya durumu ait olmadıkları kültürlerin imgeleriyle anlatıyorsunuz. Bu ciddi bir fark yaratır. Yönetmenler bunu iyi yaptıklarında harika işler çıkıyor. O harika işlerden biri de bu sene Berlin’de Altın Ayı’yı alan, Oscar’da “Yabancı Dilde En İyi Film” kategorisinde son beşe kalan nadide film “ Testeröl es lelekröl – On Body and Soul – Ruh ve Beden.”

Filmimizin konusu “Macaristan’da bir mezbahada müdür olan Endre, yeni gelen denetçi Maria’yı fark eder. Bir gün iş yerinde bir hırsızlık olayı olur. Soruşturma başlatılır. Sorgu sırasında polisin sorularına cevap veren Endre ve Maria polisin sorusu üzerine rüyalarını anlatırlar. Aynı rüyayı gördüklerini fark eden ikilinin arasında bu rüya bir bağ olacak ve ikilinin birbirlerini tanımasına yardımcı olacaktır.” İlgi çekici bir konusu olan film, tam olarak bir türe ait değil. Filmimiz her ne kadar dram ağırlıklı olsa da içerisinde kara mizah – romantik – trajedi türlerini de barındırıyor. Birkaç türün bir arada olduğu melez bir film. Böyle olması da aslında filmi ilginç kılıyor. Çünkü hali hazırda filmi hangi türün içerisine koyarsanız koyun sırıtmıyor ve türe iyi bir şekilde hizmet ediyor. Bu konuda tebrik edilecek bir duruşa sahip. Sinematografik açıdan baktığımızda ise adeta kusursuz işçiliğe sahip bir eser. Görüntülerin harikalığı, anlatıya hizmet edişi, karakter anlatımındaki açı kullanımı, ışık kullanımı gibi konularda yönetmen harika bir iş çıkarmış. Ama filmi öne çıkaran en büyük unsur senaryo ve oyunculuklar. Senaryo açısından baktığımızda harika bir hikayeye sahip yönetmen yolunu çok güzel belirlemiş. Bu filmi diyaloglar üzerine kurup durumu açıklama misyonunu üstlenip sıradanlığı aşamayacak bir film olarak da sunabilirdi. Lakin yönetmenimiz “Sinema görselliktir” ilkesini benimseyerek harika görüntülerle karakterlerini anlatmayı tercih etmiş. İhtiyaç olmadıkça konuşmayan karakterlerimizin bedenleri bile kendileri anlatmaları için harika dizayn edilmiş. İki öteki – eksik – farklı gibi sıfatlara sığdırabileceğimiz karakterlerimiz var. Maria üstün bir hafızaya ve zekaya sahip olmasına rağmen sosyal yönden eksik hatta hasta diyebileceğimiz biri. Endre ise çalıştığı mezbahada kabul görmüş ve sevilen ama sebebini bilmemekle birlikte sağ kolunda felç olan biri. Yani aslında hayatta var olmaları için bir şekilde desteğe ihtiyacı olan iki karakter. Bu ikili rüyalar sayesinde bir noktada buluşuyorlar. Bu rüyalar bu ikiliyi bir araya getiriyor. Ama ayırıyor da. Bu rüyalar bu ikilinin birbirlerine yazdığı birer mektup gibi.

Her gün rüyalarını kıyasladıklarında aslında rüyaları kendileri kontrol edememelerinden birbirlerini sorumlu tutuyorlar. Durum böyleyken aslında bir alt dünya – üst dünya çatışması dönüşüyor. Üst dünya dediğim, var olan yaşadığımız dünya. Burada kendimizi bir şekilde toplumsal kalıplar ve kurallara sokuyoruz. Ve maalesef buna ayak uydurmak zorundayız. Egomuza sahip çıkmak zorundayız. Dürtülerimiz ve içgüdülerimize de öyle. Ama alt dünya sadece kişinin kendine ait olduğunu düşünürsek, burada tabiri caizse “en hayvani” halimizi sergilememiz, bizim bir şeye karşı kendimizi sorumlu hissetmemize neden olmuyor. Bu çatışmayı en iyi Maria üzerinde görüyoruz. Toplumsal bir birey olamamış Maria kendi alt dünyasına dahil olan bir üst dünya karakterini kabullenmekte zorlanıyor. Aylarca rüyasında gördüğü “erkek geyiği” bir anda reel dünyasında karşısında insan olarak bulmuş olması onu kendi dünyasında da kurallar kurmaya zorluyor. Çünkü var olan reel dünyada sosyal olarak eksik olduğundan her hareketi garipsenen, bir türlü kendini o topluma ait hissetmeyen ve kendini kurallara uyarak koruma altına almış bir karakter. Adeta kuralları kendine kabuk olarak kullanıyor ve bu kabuk onun toplumsallaşmasını ve özgürleşmesini engelliyor. Özgür olduğu hayal dünyasında da yeni bir karakter olması onu yine korunmak zorundaymış gibi hissettiriyor. Kendi dünyasına da yabancılaşıyor. Endre’de ise durum tam tersi. Reel dünyanın bütünü kalıplarını yıkmış olan Endre, hayal dünyası gibi özgürlüklerle bezenmiş bir dünyanın varlığına gerek duymuyor. Bu farklılık ikisini de bir şekilde bir arada tutuyor. Birlikte iki farklı dünyayı keşfediyorlar. Alter egoları olan geyiklerle Endre’nin, normal yaşantılarında ise Maria’nın alışma süreçlerini görüyoruz. Her duygu geçişi aslında karakterlerin hayatlarında büyük değişimlere sebep oluyor. Yaşadıkları her güzel şey onları yabancı oldukları dünyaya bağlasa da en ufak bir pürüzde de bir anda birbirlerinden soyutlanıyorlar. İkilinin tepkileri de ait oldukları dünyalara göre değişiyor. Duyguları gösterme veya aktarma konusunda sıkıntılı olan Maria’nın Endre ile ters düştüklerinde davranışları bunun en büyük göstergesi. Önce doğayla bütünleşip kendini serbest bırakmaya çalışsa da sonrasında ait olmadığı bir dünyada var olmak istemiyor ve intihara kalkışıyor. Rüyalarda ölemediği için ölümü tanımıyor. Bu yüzden de ölümden korkmayan bir tavır sergiliyor. Küvetin içindeki soğukkanlılığı da bunu kanıtlar nitelikte. Endre ise daha normal insanlar gibi tepkiler verip uzun süredir hissetmediği belki de aşkı hissetmesiyle gençliğine dönüyor ve tepkileri ona göre şekilleniyor. Ve filmin sonunda tamamlanan karakterler ve yaşanan birleşimle artık birbirlerinin dünyalarına ait oluyorlar. Yani aslında ruhu temsil eden Maria ve bedeni temsil eden Endre bir vücut oluyorlar ve hayat buluyorlar. Karlar ve orman geride kalıyor. Yalnızlık ve sevgisizlik de.

Harika iki karakter çizen yönetmen, verdiği karakter derinlikleri ile harikalar yaratmış. Öyle ölçülü ki edindiğimiz hiçbir bilgi bizi yormuyor, rahatsız etmiyor, hikayeyi tamamlamaktan öteye geçmiyor. Filmde hikayenin ötesine geçen tek şey görüntüler. Ciddi güzellikler sunan film her karesi ile adeta şölene dönüşüyor. Özellikle rüya sahnelerindeki soğuk ve doğa. Kar – orman. Ve tabii bu ikisi en estetik hayvanlardan biri olan geyikle de birleşince tadından yenmez bir hal almış.

Filmi çok beğendim. Kolay kolay böyle şeyler söyleyemiyorum maalesef. Ama bu film için söylüyorum. Hem türünün melezliği, hem sinemasının melezliği olsun ciddi anlamda harikulade tatlar bıraktı bende. İzlemeyenler “Kesinliklee izleyin, bayağı şey kaçırırsınız” izleyenlere ise “Afiyet olsun”lar diliyorum. Hepimiz Maria’yız, hepimiz Endre’yiz.
Avrupa’da gazetecilere yönelik tehditler artışta

Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) gazetecilerin korunması konusunda Avrupa devletlerini uyaran bir karar aldı. Kararda özellikle Azerbaycan, Macaristan, Malta, Rusya ve Türkiye’deki duruma dikkat çekildi.
AKPM Sosyalist Grup üyesi İngiliz parlamenter Lord George Foulkes tarafından kaleme alınan “Avrupa’da Gazetecilerin Güvenliği ve Medya Özgürlüğü Üzerindeki Tehditler” başlıklı rapor ve beraberindeki karar tasarısı bugün Strasbourg’da düzenlenen genel kurul oturumunda 19’a karşı 83 oyla kabul edildi. Oylamada 7 parlamenter çekimser kaldı. Türk heyetinde AKP ve MHP’li üyeler karar aleyhinde, CHP’li üyeler ise lehte oy kullandı. İyi Partili üye çekimser oy kullanırken, HDP’li üyeler oylamaya katılmadı.
Oturumda konuşan raportör Foulkes, gazetecilere yönelik tehditlerin Avrupa genelinde artışta olduğunu belirtip Avrupa Konseyi tarafından oluşturulan Gazeteciler Platformu’nun yetkilerinin kuvvetlendirilmesini önerdi. Avrupa Konseyi üyesi ülkelerde medya ve gazetecilere yönelik tehdit ve ifade özgürlüğüyle bağdaşmayan uygulamalar basın örgütleri tarafından bu platforma şikayet edilebiliyor.
Oturumda söz alan AKPM Türk heyeti başkanı Akif Çağatay Kılıç, “basın ve ifade özgürlüğünden yana olduğunu”, ancak Avrupa Konseyi Gazeteciler Platformu’nda adı geçen gazetecilerin “hangi suçları işledikleri için hapiste olduklarına bakılmamış olmasını” eleştirdi. Kılıç, raporda, gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayetine yer verilmemiş olmasına ise “Kaşıkçı bu raporda yer almayı hak etmiyor mu?” şeklinde tepki gösterdi.
AKPM’nin CHP’li üyeleri Ahmet Ünal Çeviköz ve Selin Sayek Böke ise rapor ve beraberindeki karar tasarısını destekleyen konuşmalar yaptılar.
Gazetecilere şiddet artışta
Rapor 2017-2019 döneminde Avrupa’da gazetecilerin güvenliği ve medya özgürlüğüne yönelik tehditlerle ilgili kapsamlı bir bilanço sunuyor. Buna göre, gazetecilere yönelik fiziki tehdit ve şiddet Avrupa genelinde artışta. Avrupa’da gazeteciler “işlerini yaptıkları için” öldürülüyor. Avrupa Konseyi Gazeteciler Platformu’na göre sadece 2018’de 6’sı Rusya, 5’i Ukrayna, 2’si Türkiye, 2’si Azerbaycan, 1’i Karadağ, 1’i de Sırbistan’da olmak üzere Avrupa’da 17 gazeteci öldürüldü. Rapor bu durumu “şok edici yeni bir fenomen” olarak tanımlıyor. Avrupa ülkelerinde gazetecilere yönelik “keyfi tutuklamalar, işkence ve suikastler çoğalıyor”. Gazeteciler internet ve sosyal medyada taciz ediliyor, neo-faşist gruplar ve suç örgütlerinin saldırılarına maruz kalıyor.
Rapora göre gazetecilere karşı işlenen suçları gerçekleştirenlerin çoğu cezalandırılmıyor, bu da devletlerin gazetecileri gerektiği gibi koruyamadığını gösteriyor. “Daha beteri” diyor rapor, “siyaset ve yargı dünyası, gazetecileri korumak yerine, kendileri medya üzerinde tehdit, hatta başlıca ve günlük tehdit oluşturuyor”. Birçok Avrupa ülkesinde hakaret suçu, terörle mücadele, ulusal güvenlik, kamu düzeni, nefret suçu veya tarihle ilgili suçları düzenleyen yasalar “gazetecilerin gözünü korkutmak ve susturmak” için kullanılıyor.
Paralel Gerçeklikler sergisi Macar Kültür Merkezi’nde

Paralel Gerçeklikler sergisi Macar Kültür Merkezi’nde 6 Şubat tarihinde açılıyor. Macar Kültür Merkezi, ‘Paralel Gerçeklikler’ isimli interaktif sergiye ev sahipliği yapıyor.
Serginin küratörlüğünü Andrea Kovács üstlendi. Gerçeklik algımızla oynayan, çevremize ve doğaya farklı bakmamızı sağlayan, ziyaretçinin katılımına açık grup sergisi Paralel Gerçeklikler, Macar Kültür Merkezi, 6 Şubat – 9 Nisan tarihleri arasında…
Paralel Gerçeklikler, doğaya dair kavrayış yelpazesini genişletmeye odaklanıyor. Bunu yüpürken de yaratıcı veri işlemeye ve sosyal ağlara alternatif platformlar sağlayan teknolojik cihazların interaktif kullanımına ve malzemeye yaklaşımlarımızı yeniden keşfetmeye imkan tanıyor.
Enstelasyonlar çeşitli mecra ve malzemelerden oluşuyor. Sezgisel veya öğrenilmiş duyusal deneyimler aracılığıyla doğal ve tarihi olguları, bilgileri ve etkileşimleri araştırırken; bizi mekân, zaman, hayalgücü, tasarım, yüzeyler ve noktalar arasında yeni bağlantılar keşfetmeye davet ediyor.
Sergideki işler, gözle görülür gerçeklik ve doğa parçaları hakkında dünya görüşleri sunuyor.
Bu bireysel yaklaşımların bir araya gelerek gerçekliğe getirdiği paralel tanımlar, güzel sanatlardan medya sanatına, cam ve takı tasarımından oyuna farklı türlerle ve sanatçıların tahayyüllerinin katılımlı, basılı, yansıtılmış veya artırılmış izlenimleriyle gözler önüne seriliyor.
Devamı





























