Prof. Osman Karatay şöyle diyor:“Bu bir tarih kitabı değil. Adı öyle gibi görünse de yazarının alışıldık siyasi tarih metinleri yazmayı sevmediği biliniyor. Yazar eskiden beri her Türk’ün ilgisini çeken bir konuda, Macar-Türk birlikteliği meselesinde çokça okuma yaptı. Bu okumalara başlamadan önce, o da her Türk gibi Macarların uluslararası ismi olan ‘Hungar’da Hun isminin saklı olduğunu sanıyordu. Bulgarlar ve Hazarlar gibi esas çalışma alanlarında çırpınıp dururken, her kademede ve her anda Macar gerçeğiyle karşılaştı”.
Zoltán Fábri’nin “Macarlar” filmini izleyişimin üzerinden 30 yıldan çok geçmiş olmalı. Geriye dönüp bakınca, bir kitabın arka kapak yazısı kadar hatırladıklarım. Sevmiştim, ama neden? O konuda fazla bir fikrim yok. O yıllarda Türkiye’de gösterilen filmler içinde sıra dışı bir örnek olduğu için olabilir. Yoksa toplu olarak hareket eden o küçük ve birbirine kenetlenmiş grubun koreografisine mi tav olmuştum? Şiddet ile kırsal peyzajın dinginliği arasındaki kontrast mıydı beni çarpan? Hatırlamıyorum ama hatırlasam da bana çok fazla faydası dokunmazdı, çünkü kafa kağıdında ne yazarsa yazsın, o günkü adamla bugünkü adam aynı kişi değil.
Zoltán Fábri
Hayatımızın
kayda değer bölümü film izlemekle geçiyor zamanımızda ve bir gün geriye dönüp
baktığımızda, savaşta ölmüşlerin postallarından oluşmuş bir tepeciğini anımsatıyor,
seyredip unuttuğumuz filmler. Eğer doğrudan sinemayla uğraşmıyorsanız ya da bir
yönetmenin, bir oyuncunun vs. tutkulu takipçisi değilseniz; dönüp dönüp
seyretmiyorsanız eğer o filmleri…
Macaristan’a
gelmemiş olsaydım ve Türkinfo bir sinema gösterimine girişip, bu filmler arasına
Macarlar’ı da almasaydı, bir daha seyretmezdim herhalde bu sıra dışı filmi.
Sonuç olarak benim için hoş ve tatminkar bir yeniden karşılaşma oldu.
Nedir Fábri’nin sihri? Öncelikle doğru dürüst bir hikaye anlatmak herhalde. Sıradan bir hikaye, ama asla basit değil. Bunu ancak senaryonun ve karakterlerin sağlamlığıyla gerçekleştirebilirsiniz. Bana sorarsanız, Fábri sinemasının büyük gücü buradan gelir. Senaryo tıkır tıkır işler ve karakterler, ışıklar yanıp da salondan çıktığınızda bir süre daha sizinle beraber yürümeye devam ederler. Bütün bunları o zaman da düşünmüşümdür herhalde diye avutuyorum kendimi, ama bu kez filmi seyrederken ilk kez fark ettiğim bir şey oldu. Macarlar, birbirine paralel iki tren hattı gibi işliyor. İlk ve görünen hat, tabii ki filmin isminin de büyük harflerle belirttiği gibi Macarlar ya da Macarlıkla ilgili.
Bir gurbet
hikayesi film. Almanya’nın kuzeyindeki bir çiftlikte ve 2. Dünya Savaşı’nın en
civcivli yıllarında çalışmaya giden bir grup Macar’ın hikayesi. Duvar fotoğrafları
ve duvar halılarıyla açılıyor -ki bunlar kahraman asker görüntüleridir-, sonra barda oturmuş pálinka içerken, kendi
aralarında gurbete gidip gitmemeyi konuşan erkekler dünyasıyla devam ediyor.
Cahil demek yetmez, zır cahil insanlar bunlar. Hitler’in kim olduğundan haberleri
yok. Çalışmaya gittikleri çitliğin yakınındaki kasabayı Paris, orada gördükleri
nehri Seine zannediyorlar; çünkü çalıştıkları çiftliğin köşesindeki bir kampta
Fransız esirler var. Üstelik salt onların kuşağıyla ilgili bir sorun da değil,
ebedi bir cehalet durumu söz konusu. Köylerine geri döndüklerinde, bir çocuk bağırarak
koşuşturmaya başlıyor: “Amerikalılar geldi! Amerikalılar döndü!”
Filmin ana karakteri genç, güçlü ve öfkeli András, köklerine bağlı biri. Gurbete gitmek niyetinde de değil, oturup pálinka içerek sürdürebilir yoksul hayatını, ama hırslı bir karısı var. “Sen de baban gibisin, buradan kımıldamak istemiyorsun” diye dürtüyor önce. András tınmayınca, ona acı gerçeği hatırlatıyor: “Kalırsan, askere götürürler.” András daha önce katıldığı savaşta bir İtalyan askerini öldürmüş, hatırlıyor. Tıpkı 1. Dünya Savaşı’na katılıp, 43 yaşında kendini asan babasını hatırladığı gibi.
Sonunda
Gastarbeiter (misafir işçi) olarak o kara trene biniyorlar. Gittikleri dünya
geldikleri dünya gibi patriarkal sistemin yürürlükte olduğu bir yer. 20. yüzyılın
ortasında bir feodal düzen. Toprak sahibi efendi, onun Macar asıllı ve tıynetsiz
tercüman-kahyası (Brainer) ve çalışmaya gelmiş serfler. Yine de sırf yer değiştirmiş
olmanın getirdiği farklılıklar da var hayatlarında: Polonyalı esir kadınlar, kırda
gözlerinin önünde öldürülen esirler, kilisesizlik, ilk kez gördükleri deniz
gibi.
Bütün bunlar
var ama gurbette her zaman dip dibe, içine büzüşmüş bir halde yaşarsın. Daha
trenden indikleri andan itibaren, yürüyen topluluğun görüntüsüyle anlatıyor
bunu Fábri. En ilkel örgütlenme biçimi üzerine kurulu bir topluluk nüvesi bu,
iri ve güçlü başı çeker, diğerleri adımlarını onun adımlarına uydururlar. Soru
sormak yasaktır: Arabacı Anton kaybolduğunda -ki geldiklerinde içkisini paylaşmıştır
onlarla-, ona ne olduğunu öğrenmek ister ve Brainer’den azar işitirler: “Sormayın
ve gözünüzü kapatın!” Ama diklenip sormaya devam ettikleri zaman da sordukları
sorularla ne yapacaklarını bilemezler. András savaştan, savaşmaktan söz ettiğinde
Brainer ile aralarında şu konuşma geçer:
Brainer:
Bir gün savaşırsan ne için savaşacağını biliyor musun?
András: İnsanlar
için.
Brainer: İnsanlar mı? Ne insanları?
Sadece kişisel değil, Macarlığın toplumsal bilinçaltıyla ilgili müstehzi sahneler de eksik değildir filmde. Grubun en yaşlısı konuşur önce: “Atalarımız Arpad’ların ruhuna dönmedikçe, Macarlar hiçbir yerde kazanamaz.” Çok bildik bir milliyetçi teranedir bu. Deyim yerindeyse teranelerin teranesi. Sonra gurubun en genç ve en zayıf halkası, duyarlı Ábris, gördüğü rüyayı anlatır hasta yatağının çevresine toplananlara: Bir ormanda kaybolmuştur. Saatlerce “Macarlar! Macarlar!. Neredesiniz Macarlar!” diye bağırarak dolaşır. Kimse yoktur. Neden sonra bir kulübenin önünde oturmuş yaşlı adama rastlar. Ona Macarlar’ı sorar. Yaşlı adam “Dünyada kalan son Macar benim. Benden başkası kalmadı.” der. Ona inanmaz Ábris ve azimle Macarlar’ı aramaya devam eder.
Ancak,
Ábris’in rüyada temsil ettiği o gelecek hayali, gerçek yaşamdaki ölümüyle dağılır.
En gençlerinin, üstelik gurbette ölmesi, grubun korkusunu depreştirecek ve bir
an evvel eve dönme arzularını kırbaçlayacaktır. Ábris’i Rus steplerinde
kaybolmuş oğlunun yerine koyan ve onun ölümüyle bir daha yıkılan çiftlik
sahibinin cömert teklifi üzerine (her birine toprak ve ev vermek) düşünmezler
bile. Trene binip, kendilerini yoksulluk ve ölümden başka bir şeyin beklemediği
vatanlarının yolunu tutarlar.
Barda erkek
erkeğe başlayan fasit daire yine aynı barda, yine erkek erkeğe kapanır. Sabah o
kapıdan bu kez ellerinde askere alınma
celbi, kendilerini savaşa götürecek bir başka kara trene binmek için, zil zurna
sarhoş çıkacaklardır.
Kar altında, karılarının endişeli bakışları altında, yıkıla yıkıla yürüdükleri, barla gar arasındaki kısa mesafeye bir şarkı düşürmeye çalışırlar. Dani’in şarkısı bir lapsustur: “Bu yuvarlak gökyüzü karanlığa döner, sonra aydınlanır.” András hemen müdahale eder. Günün mana ve önemine uygun şarkı, babasının 1914 yılında 1. Dünya Savaşı’na giderken söylediğidir elbette: Ölüm seni kutsayacak!
Trene
binmeden önce arkadaşlarına dönüp şöyle der: “Sonuçta biz zaten Macar
askerleriyiz.”
Dört
mevsimdir filmin öyküsü. Yılın dönüşü, hayatın dönüşü, bilirsiniz ki o dört
mevsim nasıl geçtiyse bütün bir ömür de öyle geçecektir yoksullar için. Yoksulluğun
Macarlıkla, Türklükle, Almanlıkla fazla bir ilgisi yoktur. Fábri’nin esas
üzerinde durduğu mesele de yoksulluktur. Filmde Macarlıkla ilgili anlatılan her
şey talidir sonuçta, giderek önemini yitirir. Tıpkı Fábri’nin, filminin girişine
aldığı Attila József’in Macarlar şiirindeki pasajında anlatıldığı gibi, önemli
olan Macarlık değil, o umut kapısının bir türlü açılmadığı yoksulluktur. (Şiiri, filmdeki çevrisiyle değil de, Sevgi
Can Yağcı Aksel’in Türkçeleştirdiği biçimiyle aktarıyorum):
Hiç hesaba
katmazsanız aptallığı
Geçmişimizi,
yaşamlarımızı ve midelerimizi
Biz
gerçekten temiziz, hey!
Kapı açsın
umut bize…
Yazık ki o kapı sadece Gastarbeiter olmak ya da savaşa gitmek için açılır, hala da öyle açılmaya devam ediyor. Tamam, filmin adı Macarlar, ama yönetmen kulağımıza şunu fısıldıyor sonunda: Yoksulluk Macarlıkla ilgisi olmayan bir derttir.
Koronavirüs teşhisiyle tedavi altına alınan 70 yaşındaki Macar vatandaşı, ülkede tespit edilen 5. vaka. Ancak daha önce koronavirüs teşhisi konulan hastalar yabancı ülke vatandaşlarıydılar.
Szent Laszlo hastanesi
Budapeşte’de bu hastalığın tedavisi için ayrılan Szent Laszlo hastanesinde kontrol altına alınan Macar vatandaşının başka hastalıklar nedeniyle ortaya çıkan solunum yetmezliği teşhisiyle zaten tedavi altında olduğunu da açıklandı.
İsmi açıklanmayan hastanın, virüsü yurtdışında
yaşayan ve geçen ay kendisini ziyaret eden çocuğundan kapmış olabileceği
vurgulandı
Hükümet yetkilileri tarafından yapılan
açıklamaya göre, ülkede karentin altına alınan şüpheli sayısı da 48’e yükseldi.
Macaristan’ın büyük şehirlerinde insanlar olası koronavirüs salgını nedeniyle evlerine gıda maddesi depolamaya da başladılar. Bazı marketlerde beliren ürün darlığının ardından hükümet yetkilileri halkı sakin olmaya davet eden açıklamalar da yayınladılar.
Macar sinemasının en başarılı klasik filmlerini Türkçe alt yazılı olarak sunmayı amaçlayan İlkbahar Macar Film Günleri 12 Mart 2020’de ilk gösterimle seyircilerin karşısına çıkıyor.
Türkinfo Genç Kolektif tarafından organize
edilen İlkbahar Macar Film Günleri kapsamında 3 film gösterime sunulacak.
Budapeşte’nin önemli kültür merkezlerinden Premier Kult Cafe’nin ( Budapest, Üllői út 2-4, 1085 ) ev sahipliği yapacağı film şenliğinde klasik Macar sinemasının önemli yapıtları tanıtılacak. Film gösterimi öncesinde film, yönetmeni ve filmde ele alınan dönemle ilgili olarak katılımcılara Türkçe bilgiler verilecek.
İlk gösterim 12 Mart 2020 tarihinde ünlü yönetmen Zoltan Fabri’nin Macarlar filmi.Bu film II. Dünya savaşını, cephe gerisinden bir grup Macar köylüsünün penceresinden anlatıyor.
Macarlar
1943 yılında bir grup Macar, çalışmak amacıyla Almanya’ya gider. Görevleri, savaşta cepheye asker göndermekten boş kalan köylerde tarım alanında işçi olarak çalışmaktır. Macarlar, kendi memleketlerinden yüzlerce kilometre uzakta bir başlarına kalır, etraflarında olup biteni görmemeye gayret ederler. Bu film 1979’da Oscar’a aday gösterildi.
26 Mart tarihinde gösterilecek ikinci film ise : Géza Bereményi’nin Eldorado filmi. Bu film de yine II dünya savaşı sonrasından itibaren, 1956 ayaklanmasına kadar olan dönemi, sıradan insanların yaşadığı bir Pazar yeri öyküsüyle ele alıyor.
Eldorado
1945’de savaşın ardından Budapeşte’nin çoğunlukla yoksulların ve Romanların yaşadığı Teleki Meydanındaki pazara, Monori, yani “pazarın efendisi” geri döner. Altına sahip olan her şeye sahiptir ve onun da altını vardır. Monori ve ailesi pazarı yine ele geçirir. 1950’lerin yoksulluğunun ardından 1956’da Monori sokaklardaki tankların arasından, sırt çantasına attığı bir külçe altınla ülkeden kaçmaya çalışır.
İlkbahar Macar Film Günleri’nin son gösterimi ise 9 Nisan’da. Film şöleni gerçek bir klasikle, Pál Sokağı Çocuklarıyla son bulacak. Macar çocuk edebiyatının en gözde yapıtlarından olan Pál Sokağı Çocukları’nın filmi de gerçek bir klasik. Türkiye’de de çok sevilen romanın film uyarlaması Fábri Zoltán’dan
Pál Sokağı Çocukları
Budapeşte’nin Pál sokağında, evler arasında sıkışmış boş arsa mahalle çocuklarının oyun sahasıdır. Ancak buraya komşu mahallenin çocukları da göz koyarlar. Pál Sokaklılar liderleri Boka’nın öncülüğünde bunu engellemeye çalışırlar. Küçük Nemecsek’in cesaret öyküsü Pal Sokağı çocuklarına örnek olur. Masum çocukluk dönemi, sevgi, ihanet, sadakat ve dayanışma duygularının öğrenilmesiyle sona erer.
Klasik Macar gilmlerini Türkçe olarak seyircilere sunan film festivali Budapeşte’de bir ilki oluşturuyor. Güçlü Macar sinemasını Türkçe alt yazılı olarak izlemek isteyen sinemaseverler için gösterimler devam edecek.
Türkinfo Genç Kolektif şenliğin “Sonbahar Macar Film Günleri” olarak yaz sonundan itibaren sürdürüleceğini haber verdi.
Macaristan asıllı Amerikalı milyarder spekülatör George Soros, Financial Times için kaleme aldığı yazıda, “Avrupa’nın Rusya lideri Putin’in savaş suçlarına karşı Türkiye’nin yanında durması gerektiğini” söyledi.
Aynı zamanda Açık Toplum Vakfı’nın başkanı olan Soros, Rusya’nın Eylül 2015’te başlattığı Suriye müdahalesiyle sadece “en sadık Arap müttefiki” diye tanımladığı Beşar Esad’ı ayakta tutmayı değil, Sovyetler Birliği’nin çöküşünden bu yana yitirdiği bölgesel ve küresel nüfuzu yeinden ele geçirmeye çalıştığını” söylüyor.
“6 milyon Suriyeli’nin mülteci durumuna düşmesi, Rus liderin Suriye stratejisinin bir yan ürünü değil, amaçlarından biri” olduğunu savunan Soros, “Esad’ın Joseph Stalin’den sonra dünyanın gördüğü en barbar lider olduğunu” iddia ediyor.
‘Siviller için askeri gücü sadece Türkiye kullandı’
Rusya’nın sağladığı hava desteğiyle Suriye hükümetinin işlediğini iddia ettiği savaş suçlarını sıralayan Soros daha sonra, “Esad ve Rus müttefikleri tarafından İdlib’de sıkıştırılan sivilleri savunmak için askeri güç kullanan tek ülkenin Türkiye olduğunu” ifade ediyor.
Soros ayrıca, “Moskova’nın oynadığı rolü reddetmesine karşın, Rus uçaklarının bombardımanı sonucu 34 Türk askerinin hayatını kaybettiğini” belirtiyor.
Orta Avrupa,birkaç günlük açışla baharın gelişini kutlamak için muhteşem bir rota. Sıkı durun, birlikte rüya gibi bir bahar turuna çıkıyoruz.
Budapeşte’de Muhteşem Final Viyana ve Bratislava’dan sonra Budapeşte siziufak çaplı bir kültür şokuna uğratabilir. Tren istasyonundan çıkıp şehri gezmeye başlayınca göreceksiniz ki, bir film setinden çıkmış gibi görünen bu şehir bildiğimiz Avrupa şehirlerinden çok farklı.Sadece Eski Sovyet ve Art Nouveau mimarisini birleştirmiş kendine has binalarıyla ve eski saraylarıyla değil, eğlence ve sanat anlayışıyla da diğer kentlerden ayrılıyor.Biz her yıl nisan ayında yapılan meşhur Budapeşte Bahar Festivali nedeniyleburadayız. Bu yıl 3-19 Nisan arasında yapılacak bu festival kapsamında şehirde bulunan kırktan fazla alanda operadan popüler müziğe, modern danstan caza yüz yirmiden fazla gösterinin yanı sıra şehir meydanları da sokak gösterileriyle kutlama havasına bürünüyor.Bahar Festivali’nin bu yılki konuklarından bazıları,3 Nisan’da festivali açacak Félix Lajkó ve Győr Bale Grubu, 7 Nisan’da dünyaca ünlü trompetçi Sergei Nakariakov, 16 Nisan’da Almanya’nın en önemli senfoni orkestralarından Staatskapelle Weimar ve 9 Nisan’da üç yıl önce Uluslararası Opera Ödülleri’nde “Yılın Şarkıcısı” seçilen tenor Lawrece Brownlee.Gösterilere gitmeseniz bile meydanlarda dans edenler ve geleneksel karnavalıyla Budapeşte, baharın gelişini kutlamaya en çok yakışan şehir. Şehrin görkemli tarihine ve eğlencesine bırakın kendinizi, keyfini çıkarın.
UEFA’dan yapılan açıklamaya göre, Hollanda’nın başkenti Amsterdam’da toplanan icra kurulu, 2022 Avrupa Ligi finalinin Macaristan’ın başkenti Budapeşte’deki Puskas Arena’da düzenlenmesine karar verdi.
Ayrıca 2022 Süper Kupa’nın, Finlandiya’nın başkentindeki Helsinki Olimpiyat Stadı’nda, 2023 Süper Kupa’nın ise Rusya’nın Kazan kentiyle aynı adı taşıyan statta oynanacağı belirtildi.
A weboldalon cookie-kat használunk, amik segítenek minket a lehető legjobb szolgáltatások nyújtásában. Weboldalunk további használatával jóváhagyja, hogy cookie-kat használjunk.