2026. Ağustos 1.
Türkinfo Blog Oldal 254

Küçük bir kasabanın mucizevi lezzetleri: “Anyukám Mondta”

İlk kez, 2018’deki Miskolci Borangolás Festivali sırasında duymuştum adlarını. Avas tepesindeki büyük kiliseye çıkan merdivenleri tırmanmış, girişteki standdan şarap bardaklarımızı alarak festival alanına girmiştik ki, koku bizi çağırdı. Sağ tarafımızda bir kalabalık birikmişti ve yaklaştıkça da arttı. Ellerinde içi  domuz döneri ve salatayla dolu sıcak pota ekmeklerine yumulmuş insanları gıptayla seyrederek sıramızın gelmesini bekledik. Neyseki şaraplarımız vardı. Açık ara, o güne dek Macaristan’da yediğim en iyi yemekti. Gece boyunca o sihirli ismi tekrarlayarak ve unuttuğumda yanımdakilere sorarak dolaştığımı hatırlıyorum: Anyukám Mondta.

Annem söyledi, diye çevirmişti bir arkadaşımız. Encs’deymiş lokantaları. Miskolc’ten Slovakya sınırına doğru otuz kilometre mesafede, topu topu yedi bin kişinin yaşadığı küçücük, adı sanı duyulmamış bir kasabada. Haliyle insanın merakını gıcıklıyordu. Ama ne yalan söylemeli Macaristan’da çektiğimiz yoksunluk düşünüldüğünde, o sıra iyi yemek arzusu meraktan bir hayli öndeydi.

Nihayet yolu tutup Encs’e geldiğimizde ilk tanışmanın üstünden birkaç ay geçmişti. Kasaba gerçekten küçüktü ve ana caddenin ortalarında bir yerde, GSM’in mekanik ve metalik komutuna uyarak sağa saptığımızda, kendimizi bir süpermarketin arka otoparkını andıran bir alanda bulduk. Yanlış geldiğimize emindik. Ama Anyukám Mondta’nın süprizleri bitmiyordu. Lokanta gerçekten de oracıkta, son derece gösterişsiz biçimde duruyordu. Kapıyı açıp harikalar diyarından içeri girdik.

Şarap kavıyla dolu duvarlar ve bir bar karşıladı bizi, sola doğru yönlendirildik hemen sağda içinde çıtır çıtır odunların yandığı fırını gördük. Tam karşımızdaki tezgahın üzerinde dev bir dilimleme makinesinin çeliği üzerine yerleştirilmiş devasa bir füme domuz butu duruyordu. Adımlarımız kendiliğinden hızlandı ve bir yanı güzel bir bahçeye bakan camekanla kaplı ince uzun salondaki masalardan birine yerleştik. Yediklerimizi anlatmak fazla işgüzarlık olur. Hepsi mükemmeldi. Ne yazık ki kurban vererek yaşanan bir ayindi bu. Macaristan’daki sıfır alkol toleransı yüzünden, şoförün bir kadehçik bile içemediği bir tören. Şarap içmeden yenen iyi bir yemeğin, daima eksik bir şey olmaya mahkum olduğunu ben orada anladım. Ne yalan söylemeli bir sonraki sefer bu kez Ayvalık’tan gelmiş dostlarımızla karlar içindeki bir Tokaj yolculuğundan sonra yine Encs’e geldiğimizde ve ben yine şarap içemediğimde, Anyukám Mondta ile ilişkimi gözden geçirme kararı aldım. Çünkü durumum tam da “Bu ne sevgi ah, bu ne ızdırap” şarkısındaki gibi olmaya başlamıştı.

Neyse ki bir yıl kadar sonra Miskolc’da, ana cadde üzerinde kantin tarzı bir dükkan açtılar: Vilagbeke (Dünya barışı). İlk günden herkes kapıda kuyruk olmaya başladı. Söylendiğine göre Roma usülü olan çok kalın pizza hamurları üzerine envai çeşit malzeme koyarak nefis pizzalar servis ediyorlardı, kendilerine has draft biraları ve nihayet tadabileceğim enfes şarapları da oradaydı. Vilagbeke eve yürüme mesafesinde olduğu için, Miskolc’da olduğumuz dönemler haftanın en az bir günü orada yiyip-içmeyi alışkanlık haline getirdik. Nefsimizi yeterince köreltince, başlangıçta ki merakımızı bıraktığımız yerde bizi bekler bulduk. Kimdi bu insanlar? Bu kadar iyi yemek pişirirken niye küçücük bir kasabada durmayı seçmişlerdi? Anneleri onlara ne söylemişti? Miskolc’a açılmak dünya barışı için atılan bir ilk adım mıydı ve devamı Budapeşte mi gelecekti?

Böylece Encs’deki lokantaya telefon açtık, meramımızı anlattık, ben onlar hakkında bir Türkinfo yazısı yazmak istiyordum. Büyük kardeş Szabi birkaç gün sonra aradı, Miskolc’e geldiği bir gün Vilagbeke’de buluştuk. Gözlüklü, kıvırcık saçlı, hoş sohbet, elli yaşlarında bir adam. Uzun ve yüksek tahta masanın iki yanındaki yüksek taburelere tünedik. Şahane bir şurup ikram etti. Framboğazları sıkıp içine biraz sitrik asit koyuyor ve az miktarda şekerle tatlandırıyorlarmış.

Szabi ve kardeşi Szili, liseyi Miskolc’daki Aşçılık Okulu’nda bitirmişler. Berlin Duvarı’nın yıkılmasından iki yıl sonra, 1991’de, Szabi 19 yaşındayken iki kardeş basıp kuzey İtalya’ya gitmişler ve orada üç yıl kalıp pizza yapmayı öğrenmişler. 1994’de büyük dünyadan küçük Encs’e geri dönmüşler. Gençlikleri boyunca gittikleri kasabanın tek kafe-barı, sahibi yeni döneme ayak uyduramadığı için kapanmış o sırada. İki kardeş hava parası verip dükkanı devralmışlar ve bu küçük kafe-barı tam da günün ihtiyacına uygun bir yer haline getirmişler. Gündüz kahve ve içki satmayı sürdüren dükkan, geceleri gençlerin parti mekanına dönüşüyormuş.

Bu minvalde epey bir gittikten sonra Szabi Victoria’la evlenmiş ve bir süre sonra mekanı küçük kardeşe bırakarak basıp New York’a gitmişler. İtalya’da olduğu gibi orada da üç yıl kalmış Szabi. Aşçılık ve işletmecilik yeteneklerini geliştirmiş.

“Belki daha da kalırdık” diyor gülerek. “Ama üç yılın sonunda Szili’den bir mektup aldım. Barın eski hızının kesildiğini, New York’ta devam etmeyi düşünüyorsak, dükkandan kurtulup kendi yoluna gitmek istediğini yazıyordu. Döndük tabii.”

Barın arkasına bir pizzacı eklemeleri böyle olmuş. Birkaç yıl bu minvalde devam ettikten sonra, Anyukám Mondta adını verdikleri restoranı açmışlar. Pizzacıyken yerel halkla birlikte Tokaj’den, Miskolc’dan, Kösice’den (ki burada çok sayıda Macar yaşıyor ve Macarlar oraya hala Kassa diyorlar) müşteriler eklenmiş, şimdi Budapeşte’den (200 kilometre uzakta) kalkıp gelenler bile var. Adım adım ilerleyen mucizevi bir öykü. Bir aile işletmesi her şeyden önce. Eskiden çok vardı bu hikayelerden, günümüzde nadir bulunuyor. Yunanistan’da bir tavernada değilseniz elbette.
Yazık ki Anyukám Mondta’ya dönüştükten sonra Encs’in yerlileri yavaş yavaş çekilmek zorunda kalmışlar. Her ne kadar fiyatları Budapeşte ve Miskolc restoranlarının altında, yemekler ve hizmet onlarla kıyaslanmayacak kalitede olsa da, Macaristan’ın en yoksul kasabalarından biri olan Encs sakinleri için yine de pahalı burası.

Vilagbeke’nin bütün malzemesi Encs’deki restoranın mutfağında hazırlanıyor ve gece boyunca hazırlanan yiyecekler sabah beş gibi arabayla naklediliyor. Miskolc’da ikinci ve son pişirimi yapılıyor sadece. Encs’deki restoranın mutfağı demişken, burası bir mutfak olduğu kadar yemek, kurabiye, tatlı vs. araştırmalarının yapıldığı bir laborotuar aynı zamanda. Kendi damak tadlarına uygun draft biraları var. Şarapların bir kısmı kendi markalarını taşıyor ve onlar için özel olarak üretiliyor. Victoria’nın hazırladığı tatlılar muazzam, kahveleri bile farkını hemen hissettiriyor.

Hizmet sektörüne eleman bulmak Macaristan’daki en zor şeylerden biri. Gördüğümüz kadarıyla Macarların pek bilmedikleri ama daha kötüsü önemsemedikleri bir alan. Anyukám Mondta bu konuda da bir okul niteliğinde. Szabi’nin söylediğine göre şu an 50 kişi çalışıyormuş yanlarında. Bunlar çoğunluk onlar gibi mutfak sanatları eğitimi gören gençler. Daha okurken Anyukám Mondta’da çalışmaya başlıyorlar ve aynı zamanda restoranın eğitiminden geçiyorlar. Bir kısmı mezun olduktan sonra da burada kalıyor ve daimi eleman olarak çalışmayı sürdürüyor.

Vilagbeke’deki görüşmeden sonra bir kez daha Anyukám Mondta’nın yolunu tutmak kaçınılmazdı. Bu kez arabasız gitmekte kararlıydık. Önce Busza Tér’den otobüs saatlerine baktım. Neden sonra tren geldi aklıma. Ekim 2019’da güneşli bir sonbahar sabahı evden çıktık, Szinva deresi yanındaki kestirmeden yürüyerek Tiszai garına vardık. Tiszai, Tuna’yla birlikte Macaristan’ın iki büyük nehrinden biri, ancak gar adını nehirden değil 19. yüzyılda aynı adla kurulmuş demiryolu şirketinden almış. Eklektik stildeki gar binası 1901’de mimar Ferenc Pfaff tarafından yapılmış.

Birkaç basamak merdiveni çıkarak iki kanatlı kapıyı açtık ve 1999’da restore ve 2003’de modernize edilen gardan içeri girdik. Bütün bu işler yapılmadan önceki hali nasıldı kestirmek imkansız. Gişeden gidiş dönüş Encs biletlerimizi aldık ve dışarı çıkıp güneşli banklardan birine oturarak etrafı seyretmeye başladık.

Orada otururken aklıma, birgün gelip sabahtan akşama kadar bütün günü garda geçirmek fikri düştü. Çünkü garlar gelip geçenlerin olduğu kadar sabit insanların da mekanıdır. Salt gişe memurlarından, kafelerdeki elemanlardan, yerleri süpüren adamdan, kondüktör ve vatmanlardan söz etmiyorum. Resmi bir görevi olmayan, kayda geçmemiş ama bütün günü o garın çeperinde yaşayan görünmez insanlar vardır. Bir bira parası çıkartmak için uygun insanları kollayanlar, yaşlı birinin bavulunu taşımasına yardım etmek için aportta bekleyenler, kışları ısınmak yazları serinlemek için gelenler, yarı meczuplar, ufak tefek kapkaççılar, emekli tren yolu çalışanları ve daha kim bilir kimler. Miskolc’daki kadar ufak bir garda bile bunlardan bir çoğunu bulabilirsiniz. Benim derdim onları tespit etmekten çok, garın görünmez dünyasında bıraktıkları salyangoz izlerini takip edebilmekti.

Yol çok eğlenceliydi. Bir sürü kasabadan ve ağaçlık alandan geçtik, su kenarlarından dolaştık. 1 saat 20 dakikalık yolucukta bulut, güneş ve yağmur vardı. Işık değişip durdu ve bu da bol bol fotoğraf anlamına geliyordu.

13:30’da Encs istasyonuna indik. Kasabanın ana caddesini dik olarak kesen geniş yol boyunca yürümeye başladık. Önce devasa bir salkım söğüt karşıladı, iki sıra ağaçlıklı yolun bir yanı top sahası, diğer tarafı ise okul binası ve bahçesiydi. Anladığım kadarıyla öğle tatiliydi ve bütün Encs gençliği oradaydı. Ana caddeye varınca sola saptık ve 500 metre kadar yürüdükten sonra restorana vardık.

Aynı yolu yemekten ve şaraptan ağırlaşmış adımlarımızla geri yürüdüğümüzde aradan iki saat geçmişti bile. Açık havadaki banka yayılmış akşam alacasında, güneşin son anda yarattığı ışık mucizelerini seyrederken, Szabi’yle yaptığımız söyleşiyi düşünüyordum. Bundan sonraki hedef neresi diye sorduğumda. “Başka bir yer düşünmüyoruz. Bu işi geliştirmek bizim için yeterli” diye yanıtlamıştı. “Franchising de mi yok?”, diye sormuştum. “Yok” demişti gülerek.

Günümüzde birçok genç onların bu tavrını gabilik olarak yorumlar bundan eminim, dünya barışını sağlayacak güçleri olduğunu sanmıyorum, yine de var olduklarını bilmek hayatı daha çekilir hale getiriyor.

Encs tren istasyonunda oturmuş çevreyi seyrettiğimiz kısa zaman dilimi, tersine dünya gibiydi. her yer ağaçlarla kaplıydı ve dalları arasından tek katlı ya da iki katlı bahçeli evlerin siluetleri görülüyordu. Çayıra yayılmış sessizce geceyi bekleyen köpekler, patikada bebek arabasını süren anne, bisikletle gezen iki çocuk, garın akşamın son mavilikleri içinde yanan kırmızılı yeşilli dur kalk spotları. Kuşların günü uğurlayan feryatlarından başka da bir ses yoktu.

Burada yaşayabilir miydim?

Gönül indirmek, derdi eskiler.
Kolay iş değildir.

Serhat Öztürk – Türkinfo

serhatozturkyazilari.com

Macaristan doktorlar için zam konusunda anlaştı

macaristan COVID-19 vakalarındaki artış karşısında doktor maaşlarına zam konusunda anlaştı.

Macaristan hükümeti, ülke sağlık sistemini zorlayabilecek olan COVID-19 vakalarında daha fazla artışa hazırlanırken Cumartesi günü doktorlar için önemli bir maaş zammı konusunda Macar Tabip Odası ile anlaştı.

Macaristan’ın yeni COVID-19 vakaları cumartesi günü 1.086 kişi olurken, şimdiye kadarki toplam vaka sayısı 812 ölümle 29 bin 717’ye ulaştı.

Diğer birçok Doğu Avrupa ülkesi gibi, Macaristan da, yerel maaşların Batı Avrupa düzeylerine kıyasla çok düşük olması sebebiyle, doktor ve sağlık çalışanı eksikliğiyle mücadele ediyor.

Macaristan Tabipler Odası Başkanı Gyula Kincses, hükümetin tıp doktorları ve doktorlar için taban maaşlarını mevcut seviyelerin kabaca iki katına çıkaracak doktorlar için önerilen bir maaş düzenlemesini kabul ettiğini söyledi.

Kincses,”En sonunda uğruna mücadele ettiğimiz şeyi, armağan ödemeleri olmadan, uygun maaşlarla bir sağlık sisteminde çalışabileceğimizi ıspatladık” dedi.

Kincses, yaşa ve deneyim seviyesine bağlı olarak, tıp pratisyenlerinin 700 bin ila 800 bin forint kazanacağını, yaşlı doktorların ise 2.4 milyon forint alacağını söyledi.

Kincses’in ocak ayından itibaren önden yükleneceğini söylediği ücret artışları iki yıl içinde uygulanacak ve 2023 yılına kadar yeni kararlaştırılan seviyelere yükselecek.

Macaristan Başbakanı Victor Orban, hükümetinin ücret artışlarıyla ilgili yasayı Pazartesi günü parlamentoya sunacağını ifade ederek, “Hastanelerimiz önümüzdeki yedi ila sekiz ay içinde muazzam bir baskı altına girecek,” dedi ve önümüzdeki yılın ikinci yarısından önce bir COVID-19 aşısının beklenmediğini de sözlerine ekledi.

Kincses, tarafların hediye verme uygulamasını kısma kararı verdiklerini ve hem hastaların hem de doktorların tıbbi hizmetler karşılığında bu tür ödemeleri kabul etmeleri durumlarına yönelik için olası cezalar sağladığını söyledi.

Devamı

Macaristan, Polonya ve Çekya’da günlük koronavirüs vakaları rekor kırdı

Macaristan, Polonya ve Çekya’da günlük koronavirüs vaka sayısı rekor seviyeye ulaştı. Çekya’da son 24 saatte 3 bin 493, Polonya’da 2 bin 292, Macaristan’da ise 1322 koronavirüs vakası tespit edildi.

Yeni tip koronavirüs (Covid-19) vakaları, Macaristan, Polonya ve Çekya’da son 24 saatte rekor seviyeye ulaştı.

Çekya Sağlık Bakanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre, ülkede son 24 saatte 3 bin 493 ile rekor sayıda yeni vaka tespit edildi. Ülkedeki toplam vaka sayısı 74 bin 255, hayatını kaybedenlerin sayısı 678’e yükseldi.

Hastanede tedavi gören hasta sayısı, ilk kez bini aştı. Ayrıca hastaların 198’inin durumunun ağır olduğu kaydedildi.

POLONYA’DA 2 BİN 292 YENİ VAKA

Polonya Sağlık Bakanlığının açıklamasına göre, ülkede son 24 saatte 2 bin 292 ile rekor seviyede yeni vaka görüldü.

Ülkede toplam vaka sayısı 95 bin 773, ölenlerin sayısı ise 2 bin 570’e yükseldi.

Polonya Sağlık Bakanı Adam Niedzielski, yaptığı açıklamada, günlük vaka sayısının gelecek günlerde daha da artabileceğini söyledi.

MACARİSTAN’DA 1322 VAKA TESPİT EDİLDİ

Macaristan’da da vaka sayısı rekor seviyeye ulaştı. Ülkede son 24 saatte 1322 yeni vaka tespit edildi.

Toplam vaka sayısı 28 bin 631, toplam ölü sayısı 798’e yükseldi.

Devamı

Macaristan’da, Osmanlı dönemine ait kalıntılar bulundu

Macaristan’ın Szeged kentinde yapılan kazılarda Osmanlı dönemine ait tabakhane kalıntıları bulunduğu açıklandı.

Mora Ferenc Müzesi yetkilisi Csilla Molnar yaptığı açıklamada, bölgede yapılan kazı çalışmaları neticesinde Osmanlı dönemine ait tabakhane binası ve derilerin ıslatılmasında kullanılan havuz kalıntılarının ortaya çıkarıldığını belirtti.

Molnar, bölgede 1999 yılından beri arkeolojik kazıların devam ettiğini, bu yıl tekrar başlayan kazılarda ilk defa hakkında bilgi olmayan yapıların keşfedildiğini söyledi.

NTV

Macaristan ve Polonya’dan AB’ye tepki

Macaristan ve Polonya adalet bakanlıkları, Avrupa Birliği (AB) Komisyonunun ilk kez hazırladığı “hukukun üstünlüğü” konulu rapora tepki gösterdi.

Macaristan ve Polonya adalet bakanlıkları tarafından yapılan ortak açıklamada, AB Komisyonunun hazırladığı raporun, metodolojisi, kullandığı kaynaklar ve içeriği noktasında ciddi endişeler barındığı, bu yüzden söz konusu raporun AB’de hukukun üstünlüğü konulu herhangi bir tartışmada temel alınmaması gerektiği savunuldu.

Raporun tüm üye devletlere eşit şekilde uygulanabilecek nesnel ölçütler içermediği belirtilen açıklamada, “Raporun kaynaklarının seçimi şeffaf değil ve ön yargılı.” ifadesine yer verildi.

Açıklamada, komisyonun hazırladığı raporun, AB üyesi ve demokratik yollarla seçilen hükümetlere karşı kampanya yürüten uluslararası kuruluşların desteğiyle hazırlanmasının kabul edilemez olduğu kaydedildi.

Hürriyet

Avrupa Birliği’nin Truva atları

Macaristan ve Polonya’nın, AB’nin maddi kalbini oluşturan bütçe ile Koronavirüs Yardım Paketi’ni ve/veya bütçeye esneklik veren Öz Kaynaklar Kararı’nın onaylanmasını engellemesi, AB’nin de “kalp krizi” geçirmesi demek.

Macaristan Başbakanı Viktor Orbán’ın adını, “normal şartlar altında”, hiç duymayabilirdik. Neticede Macaristan, 10 milyonluk ve dünya genelinde de ancak yakından ilgisi olanın takip ettiği bir ülke. Ancak Orbán, sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada bilinen, takip edilen biri haline dönüştü.

Kendi ülkesinde de, kendisini hayranlıkla destekleyen ve her yaptığını doğru bulan seçmenleri; ona bizzat tanıdıkları bir yakınlarıymışçasına adeta şefkatle “Viktor” diye hitap ediyor. Macaristan’a asırlar boyu yapıldığını düşündükleri haksızlıklara karşı ülkenin ulusal gururunu kurtardığını; Macaristan’ı sözü dinlenen bir ülke haline getirdiğini düşünüyorlar.

Bu nedenle de, Macaristan’ın Avrupa Birliği ile yaşadığı polemikler de, Orbán’ın destekçilerine göre, ülkeyi güçlendiren ve dik durmasını sağlayan çıkışlar.

Devamı

Salgın nedeniyle “bir bahçeden bir bahçeye” geçemeyen Hasan Şimşek’in öyküsü

Avusturya’da yaşayan, ama Macaristan’da bağı bahçesi olan Hasan Şimşek Covid salgınından en yakından etkilenenlerden biri. Yok, hastalığa yakalandığı için değil,  salgın nedeniyle sınırlar kapatıldığı, çok alıştığımız özgürlüklerimiz hoyratça, ama zorunlu bir şekilde elimizden alındığı için.  Çünkü Macaristan sınırlarını kapatınca Hasan Şimşek de çok sevdiği bahçesine gelemez oldu.

Bu öykü bir yandan sevdiği topraktan mahrum olan bir insanı anlatıyor. Ama bir yandan da Avrupa Birliği’nde sınırların nasıl ortadan kalktığını, kıtanın nasıl usulca tek bir ülkeye, ülkelerin de birer şehre dönüştüğünü gösteriyor. İnsanlar komşu ülkelerden mülk satın alabiliyor, günü birlik seyahat edebiliyorlar. Sınırların işlevlerini kaybettiği bir dünyanın ortaya çıktığını, Covid nedeniyle sınırlar tekrar kapatılınca fark ediyoruz.

Nâzım Hikmet’in Macar Toprağı şiirinde dediği gibi “bir bahçeden bir bahçeye geçer gibi…”  Avusturya’daki evinden Macaristan’daki bahçesine gidip gelirken salgın yasaklarıyla karşılaşan Hasan Şimşek’le röportaj yaptık.

Nerede doğdunuz ve nerelerde yaşadınız?

Yozgat Şefaatli’de doğrum, Avusturya’dayım şu an Viyana’da, bir dönem Macaristan’da yaşadım. Eşim iki kızım ve eşimin iki kızı Viyana’da yaşıyoruz, bir kızım da İstanbul’da veteriner.

Yurtdışında çalışmaya ne zaman başladınız, hangi şartlar altında çalıştınız?

1979 yılında Avusturya’ya geldim sonra 2000 yılında Macaristan’a gittim biraz tekstille uğraştım ve ilk Türk marketini açtım. Macaristan ekonomik krizinden sonra 2011 yılında Viyana geri geldim. Macaristan dışında hep çatı ustası olarak çalıştım.

Macaristan’da bir arazi alıp tarım yapmak nasıl aklınıza geldi?

Budapeşte’de yanımda çalışan bir kız vardı, o bir bağ evi satın aldı, ben de oradan heves ettim, hafta sonları gidebileceğim bir yerim olsun istedim 2011 yılında Bicske’den bir bağ evi satın aldım, hatta emekli olduğumda belki oraya yerleşirim diye de düşündüm.

Bahçenizde neler yetiştiriyorsunuz?

Bahçemi alır almaz tarım yapmaya başladım, arazim 6600 metrekare, aldığım zaman meyve ağaçları vardı elma, armut, erik, kiraz, fındık, ceviz ve üzüm bağlarım var, sonra sebze olarak işte biber, patlıcan, domates, salatalık her şeyi yetiştirdim. Küçük bir traktörüm var bir dönüm civarında tarım yapabiliyorum, ekiyorum biçiyorum, her sabah kalkıp acaba çiçek açmış mı, meyve vermiş mi diye bakıyorum insan çok mutlu oluyor, çok güzel vakit geçiriyorum.

Çocukluğunuzda aileniz meyve sebze yetiştiriyor muydu? Şimdi yetiştirdiklerinizle bir benzerlik gösteriyor mu?

Evet, köylü çocuğuyum ben, 17 yaşında Avusturya’ya geldim, zaten o yaşa kadar okuduğum için bizzat meyve sebze yetiştirmedim ama ailem yetiştiriyordu, ben de aynı sebzeleri yetiştiriyorum şimdi, fasulye de ekerim, çok güzel fasulyelerim vardı bu sene ama olmadı, kısmet.

Macaristan sınırları kapatıldığında ne hissettiniz?

Çok üzüldüm çok, cuma günü bahçeme gitmiştim, kızım aradı “baba haber geçti, sınırları kapatıyorlarmış 1 Eylül itibariyle” dedi. Çok üzüldüm, her şeyi bırakıp gelmek zorunda kaldım.

Sınırlar kapatıldığında ekilmiş meyve sebzeniz var mıydı? Varsa ekinlere ne oldu?

Tabii her şey kaldı orda, 10 ağaca yakın elmam vardı, erikleri falan toplamıştım ama kışlık elmalarım kaldı sonra üzümlerim kaldı, her yıl kardeşimle gidip pekmez yaparız sonra bütün aile paylaşırız pekmezleri ama bu sene ziyan oldu. Tarlayı çok geç ektim zaten, en geç Mayıs’ın birinde ekmek lazım, sınırlar kapalı diye Haziran’ın ortasında ekebildim. Biraz geç kalmıştım ama her şey sebze verdi. Komşularımla da çok güzel arkadaşlığımız var, ben onlara ot veriyorum onlar bana gübre getiriyor. Dönmem gerekince de onlara emanet ettim “Kendi malınız gibi alın, yiyin, satın burası artık sizin.” Dedim.

Neden Macaristan?

Macaristan’ı seviyorum ben, toprağı seviyorum, hanım da Macar zaten, babası Macar, annesi Moğol, arsamı satın aldığım zaman Macaristan’da yaşıyordum.

Viyana’da da yaşayıp Macaristan’a gidip gelmek zor değil mi?

Zor değil ama biraz yorucu, 200 km Viyana’dan, 2 saat civarında sürüyor. Avusturya’da arazi almak isterdim ama burada çok pahalı.

Neden hep Macaristan’da yaşamıyorsunuz?

Valla gideceğim de hanım çalışıyor, o emekli değil yoksa döneceğim arsama. Artık emekli oldum bir şeyle uğraşmak istiyorum, Viyana’da eve kapanıp kalıyoruz, koyun, tavuk güvercin alıp arsama yerleşmek istiyorum.

Covid salgını devam ederse bahçenizin hali ne olacak?

Valla bilemiyorum, alarm sistemi var hırsızlık falan olacağını sanmıyorum ama bahçeyle ilgilenen olmayacak, çürüyecek. Umarım bir an önce bu salgın biter, bahçeme kavuşurum.

Senhür Yüksel – Türkinfo

7 érv Sopron mellett

16,474FansLike
639FollowersFollow