2026. Ağustos 1.
Türkinfo Blog Oldal 245

AB’den Macaristan ve Polonya’ya bütçe üzerindeki vetolarını kaldırmak için 24 saat mühlet

Avrupa Birliği bütçe üzerindeki vetolarını 24 saat içerisinde kaldırmadıkları takdirde 750 milyar euroluk Covid-19 kurtarma fonuna Macaristan ve Polonya olmadan devam edecek.

Covid-19 fonu ile birlikte toplamda 1,8 trilyon euro olan 7 yıllık bütçe ‘hukukun üstünlüğü’ koşuluna bağlanmak isteniyor ancak bu alanda ihlal prosedürleri işletilen Macaristan ve Polonya koşulun kaldırılması için veto kullanıyordu.

Budapeşte ve Varşova yönetimleri ülkelerinde yargı bağımsızlığı, hukukun üstünlüğü, basın özgürlüğü ve temel haklar alanlarında AB değerleri ile örtüşmeyen bir önde hareket ediyor.

Reuters’a konuşan bir üst düzey AB yetkilisi “Bu iki ülkeden bugün veya yarın konuya ilişkin artık net bir uzlaşma sinyali almak durumundayız, aksi halde B planına geçiş yapacağız” ifadelerini kullandı.

Her ne kadar Polonya geçtiğimiz hafta geri adım atma sinyali verdiyse de Macaristan’ın popülist sağ lideri Victor Orban vetoyu kaldırmayacağını yinelemişti.

Devamı

Macaristan ve Polonya’da şehirlerin isyanı

Budapeşte ve Varşova belediye başkanları, ülkelerindeki 249 şehir adına Avrupa Birliğine başvurdu. İki ülke başkent belediye başkanları, Avrupa Birliği ile Macaristan ve Polonya arasında süren veto gerginliği nedeniyle aksayacak olan yardımların ülkelere değil, doğrudan şehirlere yapılmasını öneriyorlar.

Soldan Rafal Trzaskowski ve Gergely Karacsony

İki başkent  belediye başkanları Macaristan ve Polonya hükümetlerinin Avrupa Birliği tarafından kural olarak uygulamaya konulmak istenen “hukuk devleti kurallarına uyma” zorunluluğunu reddetmesini ve bu uygulamayı durdurmak için AB bütçesini veto etmekle tehdit etmesini eleştiriyorlar.

Belediye başkanları Avrupa Birliği Komisyon başkanı Ursula von der Leyen’e gönderdikleri ortak mektupta “Macaristan ve Polonya’da milyonlarca insanın Avrupa hukuk normlarına, demokrasi ve hukuk devletine sadık, hükümetlerinin otoriter uygulamalarına karşı olduğunu” vurguluyorlar.

Varşova

Budapeşte Belediye başkanı Gergely Karacsony ve Polonya belediye başkanı Rafal Trzaskowski Avrupa Birliği’ne, Brüksel tarafından üye ülkelere yapılacak Covid yardımlarının, eğer bütçe tartışmaları nedeniyle ödemeler askıya alınacak olursa merkezi hükümetlere değil, doğrudan şehirlere yapılmasını da öneriyorlar.

Budapeşte

249 belediye başkanı tarafından desteklenen iki başkent belediye başkanı Avrupa Birliği’nin otoriter Macaristan ve Polonya hükümetiyle anlaşamaması halinde Brüksel tarafından yerel yönetimlere yardım amacıyla “Yeniden İmar Fonu” kurulmasını ve kaynakların merkezi hükümetlere değil, doğrudan belediyelere aktarılmasını öneriyorlar.

Budapeşte ve Varşova belediye başkanları ortak mektuplarını “Avrupa Birliği bazı otoriter üye ülke hükümetlerinin Avrupa’nın geleceğini ipotek altına almasına izin vermemeli” diye bitiriyorlar

Türkinfo

Avrupa’nın “En Belirleyici Şahsiyeti’ sıralamasında Orban 4. Erdoğan da 6. oldu

Merkezi Brüksel’de bulunan Politico internet portalı Avrupa’nın “en belirleyici” şahsiyetleri sıralamasını açıkladı.

Buna göre Avrupa Birliği’nin en yüksek oranda borçlanan ülkesi olan İtalya’ya ekonomisini kurtarmaya çalışan İtalyan başbakanı Guiseppe Conte listede ilk sırayı aldı. İkinci sırada Avrupa İlaç Birliği başkanı Emer Cooke geliyor. Üçüncü sırada Avrupa Merkez Bankası başkanı Christine Lagarde var. Gazete Avrupa’da “belirleyici olma” sıralamasında dördüncülüğü Macaristan başbakanı Viktor Orban’a veriyor.  

Orban’ı sırasıyla beşinci Emmanuel Macron ve altıncı olarak da recep Tayyip Erdoğan takip ediyor.

İngiltere başkbakanı Boris Johnson dokuzuncu sırada.

MACARİSTAN’A NÜKLER SANTRALİ GELİYOR

Rusya Devlet Atom Enerjisi Kurumu Rosatom’un Genel Müdürü Alexey Likhachev, Macaristan’ın başkenti Budapeşte’ye yaptığı çalışma ziyaretinde Macaristan Başbakanı Viktor Orban ile bir araya geldi. Toplantıya Rusya tarafından Rosatom Genel Müdürü Danışmanı Alexander Merten ve Rusya Federasyonu’nun Macaristan Büyükelçisi Vladimir Sergeev da katıldı. Macaristan tarafında ise, Dış Ekonomik İlişkiler ve Dışişleri Bakanı Peter Siyyarto ile Paks Nükleer Güç Santrali (NGS)’nin Geliştirilmesinden Sorumlu Portföysüz Bakan Janos Süli yer aldı. 

Devamı

Arşivcilik Tarihimizin Kıymetli İsmi «Lajos Fekete»

Türk-Macar tarihi arşivleri ve arşivcilik alanında yaptığı eşsiz katkıları ile bilinen Macar tarihçi, arşivci ve Türkolog Lajos Fekete‘nin (1891-1969) hikâyesi ve çalışmalarına yakından bir bakış…

Arşiv ve arşivcilik alanındaki çalışmalara yeri geldikçe değindiğimiz blogumuzda, Türk arşiv çalışmaları için çok önemli işlere imza atmış kıymetli bir ismi de -aşağıdaki paylaşım vesilesiyle- anmadan geçmek olmazdı.

Devamı


Macron’dan Erdoğan’ın ‘bela’ çıkışına yanıt: Hakaret iyi bir yöntem değil

” Biz Macaristan, Türkiye değiliz. Kimse bizim otoriter bir ülke olduğumuzu söyleyemez” diye konuştu. “

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘Fransa’nın başına’ bela dediği Emmanuel Macron, söz konusu açıklamalara yanıt verdi. Macron, “Ben saygıya inanıyorum. Siyasi liderler arasında hakaret iyi bir yöntem değil” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Dilerim Fransa ve Fransız halkı Macron’dan bir an evvel kurtulur” sözlerine yanıt gecikmedi. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, “Ben bir kişinin şahsına saldırmayı sevmiyorum. İkimizi ayıran önemli bir şey bu. Siyasetçiler arasında hakaret doğru bir yöntem değil” dedi.

“MACARİSTAN YA DA TÜRKİYE DEĞİLİZ”

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, ülkede son dönemde yaşanan polis şiddeti ve getirdiği tartışmalar sürerken, muhabirleri sık sık saldırıya uğrayan Brut adlı bağımsız internet haber sitesine konuk oldu. Brut muhabirlerinin sorularını yanıtlayan Macron, Fransa’daki islamcı ayrılıkçılık yasası çalışmaları nedeniyle sert eleştiriler aldığı Anglosakson gazetelerinin tavrı karşısında şaşırdığını söyledi.

“Kendisini otoriter sapmaya girmekle” suçlayan yabancı medya karşısındaki duygularının sorulması üzerine Macron, “Ruh halimi anlatmak için burada değilim. Benim için önemli değil. Militan gazetecilerin sunduklarından yola çıkarak yabancı gazeteciler de bizi yargılıyor. Ortaklaşa bu imajı yarattılar. Biz Macaristan, Türkiye değiliz. Kimse bizim otoriter bir ülke olduğumuzu söyleyemez” diye konuştu.

“HAKARET DOĞRU BİR YÖNTEM DEĞİL”

VOA Türkçe’de yer alan habere göre, Brut muhabirlerinin, “Türkiye demişken, en iyi arkadaşınız Recep Tayyip Erdoğan, bugün Fransızlar’ın sizden bir an evvel kurtulmasını dilediğini söyledi. Ne dersiniz?” sorusuna, “Ben bir kişinin şahsına saldırmayı sevmiyorum. İkimizi ayıran önemli bir şey bu. Saygıya inanıyorum. Toplumda giderek artan bir şiddet var. Çünkü liderler de şiddet örneği oluyorlar. Siyasetçiler arasında hakaret içeren sözler doğru bir yöntem değil” yanıtını verdi.

İngiliz medyasının da ciddi bir paradoks içinde olduğunu belirten Macron, “Bana çok ciddi saldırıda bulunuyorlar. Özgürlükler konusunda Fransa’ya saldırdılar. Yakın zamanda Fransa kadar özgürlüklere sahip çıkan başka bir ülke yok. Tarih öğretmeni Samuel Paty’nin uğradığı terör saldırısından sonra, ‘çok ileri gittiler, peygambere saygısızlık ettiler, hakaret ettiler’ diye her yerde bizi eleştirdiler. Çünkü biz ifade özgürlüğünü savunduk. Ben bu öğretmeni değil, dini eleştirme hakkını savundum. Çünkü biz her türlü görüşe katılmasak, şok olsak bile karşımızdakinin düşüncesini açıklamasına izin veririz. Ama yapayalnız kaldık. Çok az Fransız entellektüel ve gazeteci bana bu mücadelede katıldı. Çok şaşırdım, çok az destek vardı” dedi.

“ERDOĞAN VE TÜRK HALKINI AYIRIYORUM”

Macron, Hz. Muhammed’in karikatürlerini gösterdiği için öldürülen tarih öğretmeni Samuel Paty cinayetinden dolayı Anglosakson medyanın Fransa’yı da eleştirdiğine dikkat çekti.

Fransa Cumhurbaşkanı, “Bizim için ‘İslam’ı sevmiyorlar, peygambere hakaret ettiler, şu Fransızlar çok garip’ dediler. Bir şeyler değişim geçiriyor. Yeni ahlaki kurallar geliyor. Bana kalırsa 24’üncü madde tartışması (Fransa’da polisin yüzünün yayınlanmasını yasaklayan yasa maddesi) yanlış bir tartışma. Çünkü biz koymasak o görüntüleri Belçika’da koyacaklardı, yine yayılacaktı. En azından uygulanamayacak bir düzenleme. Asıl ifade özgürlüğü mücadelesinin Erdoğan’ın Türkiye’sine karşı verilmesi gerekir. Türk hükümeti ile halkını her zaman ayırıyorum. Türk halkı özgürlüğü seven, özgür bir halk. Ama asıl mücadele Erdoğan ve onun hükümetine karşı verilecek mücadeledir” ifadelerini kulandı.

Eşcinsellik karşıtı görüşleriyle bilinen Macar parlamenter eşcinsel seks partisinde yakalandıktan sonra istifa etti

Macaristan anayasasında eşcinsel evlilikleri yasaklayan değişikliğin mimarı olan, Avrupa Parlamentosu (AP) Milletvekili Jozsef Szajer, Brüksel’deki bir eşcinsel barın üzerinde düzenlenen yasa dışı seks partisinde basıldı.

Polisin yaptığı aramada, çantasında uyuşturucu bulunduğu belirtilen muhafazakar siyasetçi, görevinden istifa etti.

Belçika medyasına göre, 22.00 – 06.00 saatleri arasında sokağa çıkma yasağı uygulanan Brüksel’de polis, geçen Cuma akşamı, yasağa rağmen, kent merkezindeki Steenstraat’ta bir izinsiz parti düzenlendiği ihbarını aldı.

Polis merkezine yakın konumdaki bir eşcinsel barın birinci katında düzenlenen yasa dışı etkinliği sonlandırmak için binaya giren polis, eşcinsel seks partisi düzenleyen ve büyük bölümü çıplak olan 25 kişiyle karılaştı.

Eşcinsel seks partisine katılanlar arasında, son dönemde LGBT karşıtı görüşleri nedeniyle eleştirilen Macaristan Başbakanı Viktor Orban’ın partisine mensup Avrupa parlamenteri Jozsef Szajer ile 2 üst düzey Avrupa Birliği (AB) diplomatının da bulunduğu ortaya çıktı.

Seks partisine düzenlenen baskın üzerine pencereden atlayarak, yakındaki bir kanalizasyon borusundan kaçmaya çalışan Macar politikacı, polis tarafından yakalandı.

Kaçtığı sırada elinden hafif şekilde yaralanan Szajer’in sırt çantasında, uyuşturucu bulunduğu belirtildi.

Üzerinden kimlik olmadığını söyleyen Jozsef Szajer, polis tarafından gözaltına alınınca, diplomatik dokunulmazlığı bulunduğunu belirterek karara itiraz etti.

AP’de çoğunluğa sahip olan muhafazakar Avrupa Halk Partisi (MEP) üyesi olan Macar politikacı, Salı günü bir açıklama yaparak, Brüksel’deki “özel partiye katıldığını” kabul etti.

Szajer, “Partideydim. Polis kimlik sordu. Yanımda kimliğim olmadığı için AP üyesi olduğumu söyledim. Polis sözlü uyarıda bulundu ve beni evime götürdü” dedi.

Brüksel Savcılığı, AP üyesi Szajer’in çantasında uyuşturucu hap da bulunduğunu bildirdi. Macar milletvekili hakkında uyuşturucu bulundurduğu ve koronavirüs önlemlerini ihlal ettiği gerekçesiyle soruşturma başlatıldı.

Szajer, uyuşturucunun kendisine ait olmadığını savundu. Olaydan sonra polise, test yapılması önerisinde bulunduğunu söyleyen Sazjer, uyuşturucu hapı kimin koyduğunu bilmediğin öne sürdü.

Eşi, ailesi ve seçmenlerinden özür dileyen Macar siyasetçi, AP üyeliğinden istifa ettiğini açıkladı.

‘Covid-19 kısıtlamalarını ihlal ettiğim için pişmanım’

Davranışının sorumsuzluk olduğunu kaydeden Szajer, “Covid-19 kısıtlamalarını ihlal ettiğim için pişmanlık duyuyorum. Cezam neyse razıyım. Milletvekilliğinden istifa ederek, siyasi ve kişisel sonuçları üstlendim” dedi.

Avrupa Parlamentosu’ndan bir yetkili, “Herhangi bir seks partisine katılmanın yanlış bir tarafı yok ancak bu tür etkinlikler koronavirüs önlemleri kapsamında yasaktır. Milletvekili dokunulmazlığı olması, hiçkimseye yasalara aykırı davranma hakkı vermez” görüşünü dile getirdi.

Başbakan Orban’ın liderliğindeki sağcı Fidezs Partisi’nin önde gelen isimlerinden biri olan 57 yaşındaki siyasetçi, Macaristan anayasasında eşcinsel evlilikleri sınırlayan ve evliliği sadece kadın ile erkek arasında tanımlayan değişikliklerin de mimarı.

Fidezs’in kurucularından olan ve Başbakan Orban’ın “sırdaşı” olarak bilinen Szajer, 16 yıldır AP üyesi olarak görev yapıyordu. Macar siyasetçi, 11 yıldır da MEP başkan yardımcılığı görevini yürütüyordu.

Szajer’in eşcinsel seks partisinde basılması, geleneksel aile değerleri için kampanya yürüten ve eşcinsellerin evlat edinmesininin yasaklanması önerisinde bulunan Fidezs Partisi için ağır bir darbe olarak değerlendiriliyor.

Orban hükümeti, 2011 yılında yapılan anayasa değişikliğinden sonra sık sık eşcinsel karşıtı söylemleri öne çıkararak, aile değerlerini esas alan bir politika izliyor.

Szajer, Hükümetin muhafazakar uygulamalarında katkısı bulunduğunu ve anayasa değişikliği önerisini kendisinin yazdığını dile getiriyor.

BBC – Yusuf Özkan

Polonya ve Macaristan AB bütçesi için yeni teklif bekliyor

Polonya Hükümet Sözcüsü Piotr Müller, Polonya ve Macaristan’ın, Avrupa Birliği (AB) bütçesi ve kurtarma programıyla ilgili AB Konseyi Dönem Başkanı Almanya’dan yeni teklif beklediğini söyledi.

Hükümet Sözcüsü Müller, Polonya Başbakanı Mateusz Morawiecki ve Macaristan Başbakanı Viktor Orban’ın başkent Varşova’da görüşmesi sonrası basına açıklamalarda bulundu.

Müller, Polonya ve Macaristan’ın, AB’nin toplam 1,8 trilyon euroluk bütçesi ve COVID-19 ekonomik sonuçlarına karşı hazırlanan kurtarma programının, hukukun üstünlüğü mekanizmasına bağlanmak istenmesinden dolayı veto ettiğini hatırlattı.

Müller, “Bugün olası anlaşmaya yönelik çeşitli seçenekler değerlendirildi ama hala AB Konseyi Dönem Başkanı Almanya’dan teklif bekliyoruz.” dedi.

Hazırlanacak yeni bütçenin AB Anayasası ile uyumlu olması gerektiğini kaydeden Müller, harcamalar ve olası yolsuzluk vakalarıyla ilgili meşru bir mekanizmanın oluşturulmasının gerektiğini ve ülkesinin bunu destekleyeceğini belirtti.

Devamı

Budapeşte’de ışıklı „Noel tramvayı” 2020

Eğer yolunuz Budapeşte’ye düşerse, Noel Bayramı – Yeni Yıl günlerinde , Budapeşte’de LED ışıklarla süslenmiş tramvaylardan birine binebilirsiniz.

Kırk bin ışıkla süslenen ve büyülü bir görüntü sergileyen bu tramvaylar, 11 yıldan beri Noel bayramı günlerinde Budapeşte’nin en büyük sürprizlerinden ve eğlencelerinden biri.

Elektrik kabloları üzerine yerleştirilmiş tam  40.000 beyaz ve mavi LED lambası ile aydınlatılmış tramvay Noel günlerine yakışan şenlikli bir hava yaratıyor.

Bu yıl, “ışıklı tramvaylar” 26 Kasım 2019’dan, 6 Ocak 2020’a kadar yolcuların hizmetinde olacak.

– Pazartesi ve Çarşamba: 2. numaralı tramvay hattında ;

– Salı, 49. numaralı tramvay hattında;

– Perşembe 19. numaralı tramvay hattında;

– Cuma 47. numaralı tramvay hattında;

Cumartesi ve Pazar günlerinde ise şu hatlarda olacak:

28 Kasım Cumartesi, 42. numaralı tramvay hattında;

29 Kasım Pazar 56A numaralı tramvay hattında;

5 Aralık Cumartesi, 59. numaralı tramvay hattında;

6 Aralık Pazar 69. numaralı tramvay hattında;

12 Aralık Cumartesi 62A numaralı tramvay hattında;

13 Aralık Pazar 50. numaralı tramvay hattında;

19 Aralık Cumartesi, 42. numaralı tramvay hattında;

20 Aralık Pazar 56A numaralı tramvay hattında;

26 Aralık Cumartesi saat 59. numaralı tramvay hattında;

27 Aralık Pazar 69. numaralı tramvay hattında;

2 Ocak 2021 Cumartesi 50. numaralı tramvay hattında;

3 Ocak 2021 Pazar 56A numaralı tramvay hattında.

Noel tramvayının en sevilen rotası 2 numaralı hat: Bu hatta tramvay Tuna nehri boyunca Közvágóhíd ve Jászai Mari tér durakları arasında Peşte kıyısında seyahat ediyor.

Dünyanın en güzel tramvay hattı da seçilen 2 numaralı tramvay Tuna nehri boyunca Dünya Mirası listesinde yer alan bir Budapeşte panoramasını gözler önüne sunuyor.

Bu yolculuk boyunca Tuna’nın üzerinde bir gerdanlık gibi uzanan Budapeşte köprülerini, Gellért Tepesini, Kraliyet Sarayını, Matthias Kilisesini, Parlamento binasını ve Budin Kalesi’ni görebilirsiniz.

Önemli!

Covid nedeniyle uygulanan kısıtlamalar nedeniyle, bu yıl tramvaylar saat 15: 00’ten itibaren çalışmaya başlayacak ve son seferleri de 19 ile 19:30 arasında gerçekleşecek. Saat 20:00’den sonra tramvaylar yolcu taşımıyorlar! Tramvayda maske kullanılması zorunludur.

Katalin Kollár – Türkinfo

Seyahatnamelerde Macaristan hatıraları

Seyahatlerin insanları değiştireceğine, toplumları birbirine yakınlaştırıp, ön yargıları ortadan kaldıracağına dair çok şey söylendi. Turizmin vardığı boyutlarla dünyadaki yabancı düşmanlığının geldiği noktayı birlikte düşünürsek, artık o kadar iyimser olmamız kolay değil.

Bir aydır, kabaca 19. yüzyılın ortalarından itibaren günümüze kadar yazılmış, içinde Macaristan’ın geçtiği Osmanlıca-Türkçe seyahatnameleri elden geçiriyorum. Yazılanların çoğu içe dönük bir bakışın eseri. Mohaç ve geçmişin şanlı günleri, onlarda olup da bizde olmayan ne var merakı, Tuna güzellemeleri ve Doğu nerede bitiyor Batı nerede başlıyor soruları arasına sıkışıp kalmış şeyler. Empatiden hayli uzak olduklarını bilmem söylemeye gerek var mı? Sanki karşı taraf binalardan, ışıklardan, ovalardan ve garlardan ibaretmiş gibi.

Hayrullah Efendi’nin 1863’te Avrupa’yı dolaştıktan sonra 1864’te sıcağı sıcağına kaleme alıp, yayımlanması izni için padişaha sunduğu “Avrupa Seyahatnamesi” ile açılıyor perde. Hekimbaşı, bilim tarihçisi ve devlet adamı olan Hayrullah Efendi’nin yazdıklarının temelini şu sorgulama oluşturuyor: Niçin ve hangi alanlarda gerideyiz? Ne yapmamız lazım? İnsanlarla tanışıyor, eğitimi inceliyor,  sosyal yapıyı etüt ediyor. Kitap asıl olarak Paris üzerine kurulu olsa da, seyahati sırasında Batı’yla ilk karşılaşması Peşte garında oluyor ve garın devasa boyutları karşısında hayrete düşüyor. O güne dek böyle büyük bina görmemiştir. Sonra istasyonunun restoranını görünce şaşkınlığı bir misli daha artıyor:

“Yüzlerce eşhas-ı zukür ü inas (kadınlı-erkekli şahıslar) takım takım oturup yemekle meşguller idi. Saatime baktım yediye gelmiş olmakla o zaman Avrupa’da gecelerin ihya olduğunu anladım. Zira o saatte bizim İstanbulumuzda umumen ahali birinci uykuyu bitirip, ikinci uykuya varmışlar idi.”

Hayrullah Efendi’yi şaşırtan bir başka husus da Macaristan kızlarının güzelliği olur. “İstanbul’da Macar delikanlısı meşhur olduğu gibi, karıları da burada makbuldür” diye not düşer.

Kentte kaldığı kısa süre içinde yaptığı tek şey hamamları ve Gül baba türbesini ziyaret etmektir. Tıpkı kendisinden sonra gelen birçoklarının yapacağı gibi.

Hayrullah Efendi’nin Batı’da gördüklerini memlekete getirme sevdasıyla yazdığı bu kitap ne yazık ki yayınlanmamıştır. Bir nüshası oğlu şair Abdülhak Hamit Tarhan’ın 1937’deki ölümünden sonra, evrak-i metrukesi arasında bulunmuş. Oradan Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi kütüphanesine intikal etmiş. Bir 65 yıl kadar da orada istirahat eyledikten sonra, yazılmasının üzerinden 138 yıl geçince, Kültür Bakanlığı tarafından nihayet basılmıştır.

1891’de, bu kez henüz 23 yaşındaki Ahmet İhsan (Tokgöz) çıkar sahneye: “Avrupa’da Neler Gördüm?” Neredeyse bir Phileas Fogg temposudur onunki. 15 Mayıs’ta İstanbul’dan hareket eder, İngiltere dahil on Avrupa ülkesinde çeşitli şehirleri gezer;  9 Ağustos’ta İstanbul’a dönmüştür bile. Peşte’ye ancak iki gün ayırmıştır. İlk günü serbest dolaşarak geçirir ve Buda tarafındaki bir hamamda yıkanır. Sonra bir bahçede oturup askeri mızıka dinler.  İkinci gün Margit adasını gezmek istiyordur ama treni kalkacaktır. Hayıflanarak yola koyulur ama Nyugati ile Keleti istasyonlarını karıştırdığı için treni kaçırır ve adayı görme şansı bulur.

Batı Garı, XX.yüzyıın ortalarımda

1911’de bir kez daha geçer Budapeşte’den. Aradan 20 yıl geçmiş Türk milliyetçiliği almış yürümüştür. “Tuna Üzerinde Bir Hafta” kitabında, Passau’dan başlayıp Çernavoda Romanya’da nihayet bulan Tuna gezisini anlatır. Budapeşte’den geçerken şehrin ışıklarına hayran kalır. Mohaç’da ataların zaferlerini yad eder. Daha sonra Türk edebiyatında başlı başına bir ırmağa dönüşecek Tuna nehri güzellemelerinin ilk örneklerinden birine de bu kitapta rastlarız -ama belli ki evveliyatı vardır: “Tuna denilince ben son derece heyecana giriftar olurum; çocukluk hatıraları tazelenir. (…) “Tuna’nın gitmesine ağlıyorlar, çünkü Tuna’nın gitmesi Rumeli’nin gitmesi demektir.”

Doğu nerede biter, Batı nerede başlar sorusuna takılanlardan biridir o da. Anlattığına göre Viyana’dan sonra yolcu kalitesi de personelin yolculara davranışı da değişir. Peşte’den hele Belgrad’dan sonra bu durum tahammül edilmez bir hal alır.  “O zarif ve latif gemi salonu 24 saat içinde süprüntü kefesine” dönüşür. Baedeker hayranıdır. Şehirlerle ilgili anlattıkları Baedeker’den alınmadır. 1911’de bir Budapeşte gezi rehberi yayınladığı söyleniyor. Türkçe’ye çevrilmemiş.

Servet-i Fünun edebiyatının önemli kalemlerinden hekim ve şair Cenab Şahabettin, Birinci Dünya Savaşı’nın son demlerinde 1917-18’deki gezi izlenimlerine dayanarak  yazmıştır “Avrupa Mektupları”nı. Hayrullah Efendi gibi onunki de, Avrupa’da bizde olmayan ne var’ın çetelesini tutmak üzerinedir. Bakışı genel meseleler üzerine yoğunlaşmıştır: İktisat, eğitim, ziraat…

Dili lezzetlidir, ama bir süre sonra bezdirir insanı. Bir belagat ormanında kaybolursunuz. Sisten sıyrılmış ikindi güneşinde geçer Macar ovasından. Tarlaların bereketinden etkilenir ve şöyle der: “Macarlar bizim sayemizde istiklal kazandılar.” Sonra sürdürür: “Macarlar her zaman bugünkü medeni ve umranperver Macarlar değildi. Öyle olsaydılar, şüphe yok ki, aramızda yarım asır kadar devam eden kanlı müsademeler vuku bulmazdı.” Budapeşte’ye gelince ilk iş Budin’i görmek üzere Tuna kıyısına koşar ve kenti kutsar: Tuna incisi!

Sayıklamalar ve şuursuzluk tarihi bundan sonra hız kazanarak sürecektir. Tuna’yla yolu kesişen seyyahlarımız, Sava ve Tisza nehirleri üzerinden de geçerler ama onlar kimsenin umurunda değildir. Tıpkı Anadolu’daki Kızılırmak, Yeşilırmak, Fırat ve Menderes nehirlerinin de kimsenin umurunda olmaması gibi. Nehrin nehir olarak bir önemi yoktur, onu anlarız bir süre sonra. Tuna diye bazen haykırarak, bazen fısıldayarak, bazen sayıklayarak anlatılan şey kapısından dönülen Avrupa’dır. İşte tam o kavşakta devreye girer Yahya Kemal. “Büyük maziyi” neredeyse çocukça bir çoşkuyla kestirmeden bugüne aktaracak, yenilmişlerin ağzına bir parmak bal çalacak “Akıncı” şiirini 1919’da yayımlar:

“Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik

Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik!

Ak tolgalı beylerbeyi haykırdı: İlerle!

Bir yaz güne geçtik Tuna’dan kafilelerle.”

1921’de bu kez “Balkana Yolculuk” kitabında 1919’da attığı temelin çatısını kapatacaktır: “Bir Türk gönlünde nehir varsa Tuna’dır, dağ varsa Balkan’dır.” Yahya Kemal’in bir Balkan göçmeni olduğu düşünülürse, bu satırlarda şaşılacak bir şey yoktur. Ama yazının devamı öyle gelmez:

“Gerçi Tuna’nın kıyılarından ayrılalı kırk üç yıl oluyor. Ama bilmem uzun yüzyıllar bile o sularla, o karlı tepeleri gönlümüzden silebilecek mi?” Kim bilir, belki de haklı olan odur. Yüzyıllar sonra bile unutulmayacağı savlanan o düşüşün son kalelerinden biri olan Plevne hikayesini ve marşını Cumhuriyet’in 50. yılında hala okulda hepimize ezberletirlerdi: “Tuna nehri akmam diyor…”

Türkçülüğün önde gelen simalarından İsmail Habib Sevük 1935’de yayımlanan “Tuna’dan Batıya” kitabında bu anlayışı ifradına vardıracaktır. “Madem ki her yerde kanımızı akıttık o zaman oralar bizimdir”, diye özetlenebilecek bir bakış açısıyla ilerleyen yazar, Doğu ile Batı’nın sınırını Buda ve Peşte arasına çizerek Osmanlı’yı yüceltmek için dolambaçlı bir teşbihe girişir ki, neresinden tutsanız elinizde kalır. Belki “teşbihte hata olmaz” lafı onun bu savrukluğu üzerine söylenmiştir. Ama o bunlara pabuç bırakacak adam değildir: “Mohaç bizim Avrupa ve Avrupa’nın biz oluşudur” der hemen sonrasında, çünkü Hıristiyanlar iki asır Türkün önünde eğilmişlerdir. Sonra iyice gemi azıya alır. Osmanlı’nın Buda kalesini kaybedişini şöyle anlatır: “Kale düşmüş, herkes ölmüş. Biz vermedik, verildiğini gören yoktur. Verilmeyen alınamaz; ölen vermeyendir; can verdik, kale değil: alamadılar, alınacak diri yoktu. Sadece girdiler.” Bugünkü Türk milliyetçilerinin abuklamaları nereden geliyor diye merak edenler için yazıyorum, yoksa üzerine konuşulacak şey değil.

Türkçüler böyleyken genç Cumhuriyetin sözcüsü Fatih Rıfkı Atay’da farklı mıdır durum? Hayır, o da tam gaz Tuna’nın şanlı tarihine abanır. 1937’de kaleme aldığı “Tuna Kıyıları” kitabında her ne kadar Macaristan’a uğramamış olsa da, Tuna üzerine yazdıkları burada zikredilmeye değer: “Osmanlı İmparatorluğu’nun derinliğine, genişliğine azametini tasavvur ediniz. Eğer bir gün Osmanlı Türklüğü’nün destanını yazmak isteyen bir şaire bu coğrafyanın içinden bir isim vermek isterseniz, Tuna’dan gayrısını seçebilir misiniz? Tuna Osmanlı Türklüğü’nün bağrından akar. Bu tarihi neresinden dinlerseniz, onun çağıltısını duyarsınız.”

Sonra, tam da bir süre önce Atatürk tarafından Balkan Paktı’nın imzalandığını hatırlar ve “Tuna’nın yeni kıymeti Balkan milletleri ile aramızda ebedi hatıra birliği olmaktır. Niçin onun suları üzerine eğilerek maziyi konuşmayalım” diye bitirir. Maziyi konuşma ihtiyacı imparatorluk bakiyesi Atay için anlamlı olsa bile, diğerlerine yapılan bu çağrı şuursuzluğun eşsiz örneklerinden biri değil midir?

1934 yılında “Avrupa’da Otomobil ile 9000 Kilometre” kitabının yazarı Ahmet Şükrü (Esmer) rol alır. Sıra dışı bir örnektir.  Colombia Üniversitesi’nden doktoralı bir hukukçu, öğretmen, gazeteci, yazar, milletvekili. Döneminin diğer yazarlardan farklı olarak geçip gittiği yerlerdeki gündelik hayata dikkat kesilir. Ama teması gereği, daha çok yollarla ilgilidir. Bir siyasi suikastin olduğu Viyana’dan geçerek gelir Budapeşte’ye. Kendi kaleminden dinleyelim: “Viyana’dan sonra Budapeşte bize çok şen şakrak bir şehir gibi gözüktü. Oteller ve lokantalar hıncahınç dolu. Her tarafta Çingene çalgısı. (…) Fakat bu şenliklerin arkasında gizli bir matem vardır. Her neden bahis açılsa, mükaleme (konuşma) döner dolaşır kaybedilen Macar topraklarına gelir. Bir lokantada içtiğiniz şarabı beğenseniz garson;

-En iyi Macar şarapları, bizden alınan topraklarda kaldı.

Romanya otellerinin nasıl olduğunu sorsanız.

-Bizim zamanımızdaki oteller daha duruyor, cevabını alırsınız.”

Ahmet Şükrü’ye göre Macaristan’da bir Budapeşte şehri vardır, geri kalan irili ufaklı bir takım köylerden ibarettir.  O da öncülleri gibi Batı’yla Doğu’nun sınırını Budapeşte’de, nehrin iki yakası olarak çizer ve elbette Tuna bahsi kaçınılmazdır. Almanya’da Tuna nehrinin doğduğu kaynağın başında dururken, nehrin büyüyerek katettiği bütün o yolu canlandırır hayalinde ve “Tuna alemi dolaştıktan ve Karadeniz’e döküldükten sonra, Boğazlardan geçip İstanbul’a da uğrayacaktır. Gözümüzün önünde kaynayan suya bizim kendi suyumuz nazariyle bakmağa başladık.” diye yazar.

Melih Cevdet Anday

Şair ve yazar Melih Cevdet Anday, Ahmet Şükrü’den 31 yıl sonra 1965’te varır Budapeşte’ye. Davetli olarak gittiği Sosyalist ülkelerde attığı turun son durağıdır Macaristan. Melih Cevdet de malum Doğu-Batı meselesiyle başlar Macaristan’ı anlatmaya: “Doğularına biraz küçümseyerek baktıkları söylenen Macarların, Batı karşısında kompleksli olduklarını anlayınca şaştım. Batıyı görmüş olmakla, Batıda bulunmuş olmakla övünmelerinden değil sadece; “Batıyı neden taklit etmeli efendim? Bizim benliğimiz yok mu?” diye tartışmalarından da çıkıyor bu.”

Sonra kendi kendine sorar: Bu Batı dedikleri yer neresidir? Sadece Fransa ile İngiltere olmasın?

Neyse ki bir süre önce Paris’ten dönen Pertev Naili Boratav ile karşılaşmıştır ve onun sözlerini anımsar. “Vallahi Fransa’da da değil. Orada da arıyoruz, bulamıyoruz.”

Belli bir program çerçevesinde, mihmandar eşliğinde dolaşır Melih Cevdet: Fabrika, işçi komünü, müze, artist atölyeleri, yetimhane gibi yerler vardır programda. Tutkulu bir sosyalist olarak her yerde bir güzellik bulmayı görev bellemiş gibidir. Sadece sanattaki realizm arzusu biraz gönlünü bulandırır. 1956 ayaklanmasının ise sözünü bile etmez.

Mina Urgan

Benzer bir tavrı ondan 23 yıl sonra, Berlin Duvarı yıkılmadan üç yıl önce Doğu Bloku ülkelerinde geziye çıkan Türkiye İşçi Partili İngiliz Edebiyatı Profesörü Mina Urgan’ın “Bir Dinazorun Gezileri” (1999) kitabında da görürüz. Yazık ki Budapeşte’de aldığı notlarını yitirmiştir yazar, bu yüzden hatırında kalan birkaç anekdotla yetinir şehri anlatırken. Konuştuğu Macarların, Sovyetler Birliği’ne karşı yoğun bir kin içinde olmalarına şaşar: “İşin ilginç yanı, Macaristan ekonomik açıdan en iyi gelişmiş, yaşanması en rahat ülke izlenimi veriyordu. Demir Perde’nin ortasında değil de Avrupa’daydık sanki. Yoksulluk izleri neredeyse hiç yoktu.”

Biraz uzun oldu biliyorum ama yol da bir hayli uzundu. Neyse ki nihayetine ererken hiç değilse Murat Belge’nin Macaristan ve Budapeşte üzerine yazdıklarından bahsetme şansına erişeceğiz. Belge’nin tavrı o güne kadar yazılanlardan epey farklıdır. Bunda Macarlarla ve Budapeşte’yle uzun yıllara dayanan bir ilişkisinin olmasının önemli payı vardır. Milliyetçilik ve sol muhafazakarlıktan uzak olmasının da. Ama en az bunlar kadar önemli olan kendi dışındakine bakma arzusu ve onu anlama merakıdır.

Kitabının isminden bile bellidir bu: “Başka Kentler, Başka Denizler” (2002). Yazdıklarının bir bölümü, turistik bir kent rehberi gibidir. Budapeşte’yi üç ana güzergaha böler ve bir tur rehberi gibi gezdirir okuyucuyu. Ama öte yandan anekdotlarla, resimden müziğe, sinemaya, siyasete anlattığı kültür tarihiyle katmanlı bir yolculuktur bu. İlk kez  Doğu Bloku’nun çöküşünden sonra gelir Macaristan’a. Kentin mimarlık tarihini ve kent sosyolojisini iyi bilen Yahudi arkadaşı Janos Ladanyi ile dolaşma şansına erişir. Mina Urgan gibi o da Macaristan’ın diğer Doğu Bloku ülkeleri kadar arkaik görünmediğini saptar. Etkileri bugün hala süren devlet dairelerinin vahametinden söz eder. Adını Viyana’daki Helden Platz’dan alan Kahramanlar Meydanı’ndan bahsederken “Viyana’daki ağırbaşlıdır. Macarlar her zamanki gibi çok daha denetimsiz duygusal” saptamasında bulunur. Mutfak kültürüne bakar, “Macar yemeği özünde doğal olarak bir köylü yemeğidir. Sulu, besleyici, doyurucu, oldukça kaba saba ve gayet lezzetli”. Sonra dönemin Başbakanı Kalman Tisza tarafından “dostun düşmanın gözünü kamaştırmalı” diye tarif edilen “Bu kocaman parlamento da neyin nesi?” diye sorar kendine. Zaman içinde bunun şehri anlamak için sorulması gereken temel sorulardan biri olduğunu kavrayacaktır:

Macaristan Parlamento binası

“Budapeşte, Macar halkının kendi tarihiyle sorunlu ilişkisini yansıtan bir kent. Bu kentte gördüğümüz hemen hemen her şey, aslında göründüğünden daha yeni ama göründüğünden daha eski olmaya çalışıyor. Bu yeni binalar (ki çoğu görkemli olma çabasında) bir nedenle orada olmayan bir eskinin yerine ikame edilmiş durumdalar. (…) Ama sanki eksik olan yalnızca bu eski binalar değil. Onların eksikliği daha önemli bir manevi eksikliği, bağımsızlığın eksikliğini anlatıyor. Sanki Macarlar, yüzyıl dönümünün bu Budapeşte’sini, o ana kadar bir türlü olmayan bir şeyin eksikliğini nihayet gidermek için yapmışlar.”

Serhat Öztürk – Türkinfo

serhatozturkyazilari.com

16,474FansLike
639FollowersFollow