2026. Temmuz 31.
Türkinfo Blog Oldal 231

MADÁRTEJ együttes

‘Altın Ayı’ sahibini buldu

” GÜMÜŞ AYI MACAR AKTRİSİN OLDU “

Koronavirüs nedeniyle çevrim içi düzenlenen 71. Berlinale’de ‘Altın Ayı’ ödülü Romanyalı yönetmen Radu Jude’un ‘Bad Luck Banging or Loony Porn’ adlı filmine verildi.

Bu yıl yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını sebebiyle iki bölüm halinde düzenlenen  71. Berlinale’nin çevrim içi olarak 1-5 Mart arasında gerçekleştirilen ilk bölümü sona erdi. 15 filmin yarıştığı festivalde ödül kazanan filmler internet üzerinden Berlinale sayfasından açıklandı.

ALTIN AYI ROMANYALI YÖNETMENİN OLDU

Buna göre en iyi film kategorisinde ‘Altın Ayı’ ödülü, Romanyalı yönetmen Radu Jude’un ‘Bad Luck Banging or Loony Porn’ adlı filmine verildi.

Berlinale’de Jüri Büyük Ödülü’nü Japon yönetmen Ryusuke Hamaguchi’nin ‘Wheel of Fortune and Fantasy’ filmi alırken, en iyi yönetmen dalında ‘Gümüş Ayı’ ödülüne ‘Natural Light’ filmiyle Macar yönetmen Denes Nagy layık görüldü.

GÜMÜŞ AYI MACAR AKTRİSİN OLDU

​En İyi Başrol Oyuncu dalında ‘Gümüş Ayı’ ödülü ‘Ich bin dein Mensch’ filmindeki rolüyle Alman oyuncu Maren Eggert’e, En İyi Yardımcı Oyuncu dalında  ‘Gümüş Ayı’ ödülü de ‘Rengeteg-mindenhol latlak’ filminde gösterdiği performansla Macar aktris Lilla Kizlinger’e verildi.

En İyi Senaryo dalında ‘Gümüş Ayı’ ödülünü ‘Introduction’ filmiyle Güney Koreli Hong Sangsoo aldı.

71. Berlinale’nin ikinci bölümü ise 9-20 Haziran’da yapılacak. Festivalin bu bölümü seyircilere açık olacak ve ‘Altın Ayı’ ile ‘Gümüş Ayı’ ödüllerinin verileceği tören de bu bölümde yer alacak.

Jüri heyeti, daha önceki  Berlinale’de ‘Altın Ayı’ ödülünü kazanan filmlerin yönetmenlerinden oluştu.

71. Berlinale’de ödüllerin kategorileri ve kazananlar şöyle:

  • En İyi Film (Altın Ayı): Radu Jude / Bad Luck Banging or Loony Porn
  • Jüri Büyük Ödülü: Ryusuke Hamaguchi / Wheel of Fortune and Fantasy
  • En İyi Yönetmen: Denes Nagy / Natural Light
  • En iyi Başrol Oyuncu: Maren Eggert  / Ich bin dein Mensch
  • En İyi Yardımcı Oyuncu: Lilla Kizlinger /  Rengeteg-mindenhol latlak
  • En İyi Senaryo:  Hong Sangsoo / Introdaction
  • En İyi Sanatsal Performans: Yibran Asuad / Una pelicula de policias
  • En İyi Kısa Film (Altın Ayı) : Nanu Tudor / My Uncle Tudor

Covid: Macaristan tekrar en sert önlemlere başvurdu

Macar hükümeti Covid salgınında bir kaç gündür hızla yükselen vaka ve ölüm sayısını gerekçe göstererek olağanüstü önlemler paketini açıkladı.

Buna göre 8 Mart tarihinden başlamak üzere:

  • Ülkede tüm çocuk yuvası ve temel eğitim okulları kapatılacak Orta öğretim ve üniversitelerde dijital eğitime geçilecek.
  • Ülkede tüm dükkân, mağaza ve marketler 8-22 Mart tarihleri arasında kepenkleri indirecek. Gıda marketleri, eczaneler, temizlik malzemeleri satan mağazalar ve benzin istasyonları açık olacak.
  • Tüm hizmet sektörü işyerleri kapatılacak.
  • Ülkeye giriş çıkışlardaki denetlemeler ve sınır kontrolleri ağırlaştırılacak
  • İşyerleri faaliyetine devam edecek.
  • Açık alanlarda spor yapılabilecek

Türkinfo

Covid: Orta Avrupa ülkeleri AB’nin aşı politikasını neden eleştiriyor?

Covid salgınının üstesinden gelmenin tek çaresi olduğu artık kabul edilen koruyucu aşılama bugün artık dünyanın her yöresinde bir devlet politikası olarak birincil öneme sahip.

Ancak bilindiği gibi, onay ve ruhsat alan, kabul gören ve dünyanın değişik bölgelerinde uygulanan çok sayıda aşı var.

Virüse karşı geliştirilen aşıların Faz 3 sürecinin ardından etkili olduğunu anlaşılmasından sonra Avrupa Birliği (AB) karar organları, merkezi olarak aşı şirketleriyle ilişkiye geçilmesi ve aşı siparişlerinin merkezi olarak gerçekleşmesi konusunda anlaşmaya vardı.

Bu karar uyarınca AB İlaç Ajansı (EMA) onayıyla bu aşılardan BioNTech-Pfizer aşısına 21 Aralık’ta, Moderna aşısına 6 Ocak’ta ve AstraZeneca aşısına da 29 Ocak’ta ruhsat verildi. Sanofi-GSK, Novavax ve CureVax aşıları ise Şubat ayında EMA tarafından ruhsat için incelemeye alındı.

Aslında AB’nin yeterli miktarda aşı siparişi verdiği konusunda herkes hemfikir. Çünkü bugüne kadar Brüksel tarafından üye ülkelere dağıtılmak üzere verilen aşı siparişlerinin miktarı toplamda 2,6 milyar adedi buluyor. (AstraZeneca:400 milyon adet, Sanofi-GSK 300 milyon adet, Johnson and Johnson: 400 milyon adet, BioNTech-Pfizer: 600 milyon adet, CureVac:405 milyon adet, Moderna: 460 milyon adet).

AB satın almada çok geç mi kaldı?

Ancak AB komisyonuna yönelik eleştiriler sipariş verilen aşının miktarı değil, zamanlaması üzerine.

Öncelikle Orta Avrupa ülkelerinden yükselen eleştiriler, AB komisyonunun siparişleri geç verdiği, dolayısıyla Brüksel tarafından üye ülkelere yönelik aşı tedarik ağının çok yavaş işlediği yönünde.

Bu eleştirilerde haklılık payı var. Çünkü aşılama hızının AB’de ABD, İngiltere ve İsrail gibi, aşılamayı çok hızlı başaran ülkelerin çok gerisinde kaldığı rakamlarla ortada.

AB’de aşılama oranı yüzde 6 dolayında iken, bu oran İsrail’de yüzde 50, İngiltere’de yüzde 25, ABD’de ise yüzde 18 dolayında. AB ise aşılamada dünyada en hızlı giden ülkelerin temposunu yakalayabilmiş değil.

Aşı tedarikinde geç kalındığı eleştirisine AB Komisyonu da hak veriyor, ancak bu yavaşlığın nedeninin üye ülkeler tarafından komisyon üzerinde kurulan, “aşıdan emin olalım ve en ucuz aşıyı alalım” baskısı olduğunu söylüyor.

Eleştirilerde V4 ülkeleri başı çekiyor

AB’ye yöneltilen aşı eleştirilerinde başı V4 ülkeleri (Çekya, Macaristan, Polonya ve Slovakya) çekiyor.

Üye ülkeler arasında ilk olarak Macaristan, Brüksel’in aşı dağıtımında yavaş olduğu gerekçesiyle farklı bir yol izleme kararı aldı ve bunu hayata da geçirdi.

Macaristan hem Rusya ile hem de Çin ile ilişkiye geçip bu ülkelere Covid aşısı siparişi verdi.

Bunu yaparken de AB mevzuatının üye ülkelere tanıdığı “kriz anında ulusal ilaç kurumları tarafından aşı ve ilaçlara onay verilebileceği maddesini gerekçe gösterdi.

Macaristan, Rusya’dan alınan Sputnik V ve Çin’den gelen SinoPharm aşılarıyla büyük bir aşı kampanyası başlattı.

Macaristan’ı son haftalarda vakalardaki artış nedeniyle sağlık sisteminin iflas noktasına geldiği Slovakya takip etti. Slovakya, Rusya ile anlaşarak 2 milyon adet Sputnik V aşısı satın aldı.

Çekya da Rus aşısı alabileceğini açıkladı. Ülkede tartışma yaratan kararın ardından, hükümet Rusya ile aşı siparişi konusunu görüşmeye başladıklarını bildirdi.

Polonya ise Rus aşısına karşı olduğunu, ancak Çin ile Covid aşısı konusunda görüştüklerini açıkladı.

Ve bu ülkelere dün da Avusturya ve Danimarka eklendi.

Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz tarafından yapılan açıklama ülkesinin aşı satın almayacağı, ancak Danimarka ve İsrail ile birlikte Covid’e karşı bir koruyucu aşı üretmek için acil bir program başlattıkları yönündeydi.

Kurz bu girişimin gerekçesi olarak da Brüksel’in aşı tedarikinde yaşanan gecikmeyi gösterdi.

AB’nin onay vermediği aşılar ve ‘aşı pasaportu’ tartışması

Orta Avrupa ülkeleri tarafından kullanılan, ancak şimdiye kadar EMA tarafından onay verilmemiş aşılar konusunun neden olabileceği bir başka tartışma konusu da AB’nin yakında uygulamaya koyacağı “aşı pasaportu” meselesi.

AB hareket ve seyahat serbestliğini sağlayabilmek için koruyucu aşı olanlara verilmek üzere özel bir kimlik belgesi hazırlanacağını açıklamıştı. Ancak şimdi bu belgenin kimlere verilebileceği de tartışma konusu haline geldi.

Sağlık uzmanı bürokratlar bu belgenin doğal olarak AB tarafından onaylanan aşıları olanlara verilebileceğini söylüyor.

Peki, bu durumda merkezi olarak henüz onay almamış diğer aşıları olan milyonlarca AB vatandaşı ne olacak?

Uzmanlar şimdilik önemli olanın virüse karşı bir an önce koruma sağlamak olduğunu, bu tür yasal mevzuatın ilerde düzeltilebileceğini söyleseler de Çin ve Rus aşısı olan milyonlarca AB vatandaşı tedirgin.

Tarık Demirkan – BBC

Fenerbahçe: Atilla Szalai kulüp efsanesi Lugano ile aynı mantalitede…

Fenerbahçe’nin Macar stoperi Attila Szalai, saha içerisinde sürekli savaşmayı seven bir oyuncu olduğunu söyledi. Fenerbahçe’de aile ortamı olduğunu söyleyen Macar oyuncu, şampiyon olmak istedikleri kaydederken, oyuncu kimliğiyle ilgili olarak da “Aklımda, mantalitemde her zaman savaşmak var” dedi.

FENERBAHÇE HABERLERİ

Ara transfer döneminde sarı-lacivertli takıma katılan ve geldiği günden bu yana gösterdiği mücadeleyle taraftarların sevgisini kazanan 23 yaşındaki savunmacı, AA muhabirine açıklamada bulundu.

Taraftarların kendisini savaşan bir oyuncu olarak görmesinden duyduğu memnuniyeti dile getiren Szalai, ”Benim aklımda, mantalitemde her zaman savaşmak var. Saha içerisinde sürekli savaşan bir oyuncuyum. Maçın her saniyesinde, sonuna kadar savaşmak mantalitemde var. Taraftarlarımızın bunu böyle görmüş ve fark etmiş olması beni çok mutlu ediyor. Ben de sürekli olarak kendimi geliştirmeye ve en iyisini yapmaya gayret göstereceğim.” ifadelerini kullandı.

Ligde son olarak oynadıkları Trabzonspor maçının kendileri açısından büyük önem taşıdığını vurgulayan Szalai, “Trabzonspor karşılaşması bizim için çok önemliydi. Önemli bir galibiyet aldığımızı düşünüyorum. İyi bir sonuç elde ettiğimiz için çok mutluyum. Takım olarak iyi maç çıkardık.” değerlendirmesinde bulundu.

“Fenerbahçe’ye geldiğim için gururluyum”

Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nin Apollon Limassol takımından Fenerbahçe’ye transfer olan Attila Szalai, sarı-lacivertli camiaya katılmaktan dolayı kendisiyle gurur duyduğunu belirtti.

Fenerbahçe’den ilk transfer teklifini aldığından çok mutlu olduğunu anlatan Szalai, ”Kariyerimde işler iyi gittikten sonra Fenerbahçe’ye transferim gerçekleşti. Bundan dolayı çok gururluyum” diye konuştu.

Ülkesinde Fenerbahçe’nin çok tanınan bir kulüp olduğunu da vurgulayan Macar stoper, “Fenerbahçe’ye transferim ülkemde de iyi bir reaksiyon almama sebep oldu. Ülkemde herkes Fenerbahçe’nin ne kadar büyük bir camia olduğunu çok iyi biliyor, transferimden dolayı çok gururluyum. Herkes Fenerbahçe’nin büyük geleneklere sahip olduğunu iyi biliyor. Tabii burada olmak harika bir şey benim için. Ülkemdeki insanlardan hem güzel mesajlar hem de güzel geri dönüşler aldım.” şeklinde görüş belirtti.

Devamı

Macar şair János Arany’in şiirleri ile Nasreddin Hoca fikralarinin yakinliği

Edit Tasnádi

Macar edebiyatında ortaçağdan bu yana Nasreddin Hoca fıkralarına rastlamak mümkün. Türk halk mizahının ölümsüz kahramanı Macaristan’a giden yolu çoktan buluyor, ancak Hoca’nın başına gelenler genellikle Macar fıkralarının geleneksel karakterlerinin adına bağlanarak, özbeöz Macar fıkraları olmuş gibi anlatıp yayılıyordu.

János Arany – ’arany’ kelimesi ’altın’ anlamında – Arany adı üstüne biz Macarların gizli servetidir. Dünya onu tanımaz, tanıyamaz, çünkü şiirlerinden çeviriler hemen hemen hiç yapılmamıştır. ’En Macar şairi’ deriz ona, çünkü en zengin kelime dağarcığını kullanan, dilimizin şiirsel olanaklarından en çok faydalanan ozanımızdır. Arany 1817’de doğup 1882’de hayata gözlerini yummuştur. Başka bir büyük Macar ozan, dünyaca tanınan Sándor Petőfi’nin can dostuydu. Aralarında Hun-Macar kardeşliğine ait efsanemizi işleyen güzelim bir destanı, ya da Ömer Seyfettin’in bir öyküsünün (Kütük) de konusu olan Drégely kalesi kuşatmasını anlatan baladı de olmak üzere, birbirinden güzel epik ve lirik şiirlerini yabancı dillere aktarabilecek çevirmenler yok gibi.

Arany, kendine özgü alçakgönüllülükle, bir yerde kendisinin hiç hayal gücü olmadığını, epik bir eser ortaya koyabilmek için mutlaka somut bir ipucuna, tanık olduğu bir olaya, okuduğu bir hikâyeye yoksa dinlediği bir efsanye vs. ihtiyacı olduğunu anlatır. Nasreddin Hoca fikralarından tanıdığımız motifler bulunduran üç şiirinin, ayrıca destansı bir eserinin bir parçasının çekirdeğini de kuşkusuz doğduğu yörede duyduğu anlatımlar oluşturmuştur.

Yukarıda hatırlattığımız gibi Nasreddin Hoca fıkraları Macaristan’da çoğu kere halkımızın tanıdığı tiplere bağlanarak anlatılıyor. İste Arany’ın bu şiirlerinde de tipik Macar köy hayatının sahneleri çiziliyor.

Fıkra gibi, sözlü anlatıma dayanan bir yazın türü söz konusu olduğunda anlatım tarzı olağanüstü önem kazanıyor. Fıkralar elbette çok kısa da anlatılabilir, bir iki hazırlayıcı cümleden sonra şimşek çakmasına benzer bir şekilde esprili bir sözle hemen sona erebilir. Fakat gerçek bir masalcının özel bir yeteneğe sahip olması gerektigi gibi, fıkralar da tatlı dille anlatmayı bilenlerden sanki bir öykü, bir masal olmuşcasına ayrıntılarla genişletirerek, süslenerek de izlenebilir.

Arany da bu şiirlerinde Macar dilinin zengin uyak olanaklarından ve hece veznine dayanan Macar halk şiirinin biçimlerinden yararlanarak adeta müzik gibi ezgili seslenmekle kalmayarak, olup bitenleri rahat rahat, canlandırıcı ayrıntılara geniş yer vererek, bazen iğneleyici sözlerden de kaçınmayarak, zevkle anlatıyor.

Her şeyi bilen şairimiz, ilk ele alacağımız şiirin tanıklığına göre, Türklerin, birini lânetlemek istedikleri zaman, ona kötü komşu dilediklerini de biliyor. Gerçi ben bunun ancak tersine, iyi komşunun önemini vurgulayan “Ev alma, komşu al” diyen Türk atasözüne rastlamıştıştım. Arany’ın Bülbül adlı şiirliyle hem kötü komşu motivi, hem de “ne birine düşer, ne ötekine” esprisi açışından ortak ögelere dayanan şu Nasreddin Hoca fıkrasını “akraba” gösterebiliriz:

            Ne sana düşer, ne bana

İki komşu birbirlerine bitişik evlerinin karşısındakı dükkânda oturuyormuş. Sokağa bir köpek gelmiş, ve iki evin arsasının hızasına pislemiş. Komşulardan biri ötekine: “Senin evine yakın, sen kaldır” demiş. Tartışma alevlenmiş, kadıya kadar gitmişler. O sırada Nasreddin Hoca kadının yanında oturuyormuş. Kadı, Hoca ile eğlenmek için, “Efendi, bu davayı sen gör”, demiş. Bunun üzerine Hoca adamlara dönmüş: “O sokak kamunun değil mi? Demek ki sokağın ortasına bırakılan da kimsenin malı olmaz. Öyleyse oradaki şeyi kaldırmak ne sana düşer, ne bana. Anlaşılıyor ki kadı efendiye düser.

Motifler aynı, ama mevzu Arany’da daha hoş: kuş sesidir. Hoşsohbet şair şiirin başında Macarların gereksiz yerde mahkemeye gitme huyuna atif yapmaktan kendini alamıyor. Olayı “en Macar nehri” dediğimiz Tisza (okunuşu: Tisa)’nın yöresine yerleştiriyor:

            Bülbül[1]

Vaktiyle Macar insanının

Davaysa dava!” dediği günlerde

(Bu aslında okadar eski de değil…)

Tisza bölgesinde bir yerde

Bir ağa yaşıyordu: dostum Pál

Ve onun bir komşusu: Péter.

Bu kıssadan hisse, bu ibret

Onlardan söz eder.

Pál ile Péter- biliyoruz – yazın

Tavkimimizde bile iki azizin adı

Aynı güne denk düşer.

Aynı yolun yolcusu olmak

 Onlar için mukadder.

Burada bir parantez açarak İsa’nın 12 Havarisinden Péter ile Pál, yani Aziz Piyer ve Aziz Pol’un Hıristiyan takvimindeki yerinin aynı gün olduğunu hatırlatalım: yani her ikisi 29 Haziran günü kutlanır. Bu gün Macar köylüleri için zaten kutsal bir gündü: buğday hasatı geleneksel olarak o gün başlıyordu. Biz şimdi dönelim kahramanlarımızın tanıtımına:

Fakat bizim Pál ile Péter

Takvimde azizse de komşulukta iş başka,

Biri kara dese, diğeri hep ak der

Hep kargaşa, hep kavga

Avluyu altüst eder,

İste giriş bölümünün görevi yerine getirildi: mekân ve kahramanlar tanıtıldı. Şimdi sıra olaylara yol açan durum tespitinde. Ozan anlatmaya devam ediyor:

Şimdi meseleye gelelim:

Cok, çok eskiden beri

Pál’ın bahçesinin süsü

Koca bir ceviz vardı.

Kökü orda olsa da dalı komşuya uzardı.

Péter akıllı komşu tahammül ediyordu,

Ne güzel, o ağaçtan ceviz de düşüyordu,

Ne zararı olacak, dalı kestirmiyordu.

Bir pazar günü ise

Olanlar oldu yine

Kahramanımız bülbül, bu hikâye ismiyle

Tam orta dala konuverdi

Sabahın seher vakti öttü güzel sesiyle,

Başladı oracıkta Tanrıyı zikretmeye.

Bu noktada hiç acelesi olmayan şair kuşun ağzına ritmik dizelerle, zengin uyaklarla adeta öten bir ilahi veriyor:

İşte doğan güneşe,

O güzelim yeşile,

Melteme, amberine,

Eşinin yumurtayla

Can verirdi evine,

Küçüçük yüreğini

Dolduran sevince,

Vel hasılı vel kelam

İçindeki her şeye,

Çevrede gördüğüne,

Görkeme, güzelliğe,

Işığa ve renklere

Seslendi teşekkürle.

Biliyordu bülbül de

Şüphesiz güzelliği

Ve cümle âlemi Yüce Tanrı

Yarattı keremiyle!

İşte hemen bu mutlu ötüş ardından yıldırım düşer, ve görüleceği gibi fıkranın bir iki kelimeyle geçtiği kavga büyük bir tantana ile anlatılıyor:

Öyle etkiliydi ki

Pál efendi bile zevk ile dinliyordu,

Sevinciyle haykırdı birden:

Yüce Tanrım,

Ne güzel ötüyor

Benim kuşum!” diyordu.

 

Bağırdı bir ses, öte çitten beriye:

Kuşun gölgesi sizindir, kesinlikle!

Aksi halde size öyle bir şey derim ki. ..!

Ama sorarım, benim ağaca konunca

Kimin olur sizce?”

Pál söylendi hiddetle:

Benim bahçemde ötüyor ya hu,

Ait olsun o güzel ötüsüyle?!”

Pál bırakmazsa: „Vallahi, billahi!”,

O da bırakmaz, bağırır Péter.

Bu noktada adalete başvurma olayı başlar − gene eski bir seyyar fıkra motiviyle, günümüze kadar kurtulamadığımız bir olgu olan rüşvet verme rüşvet yeme ile…

Pál imtikan ister,

Öyle olduğu gibi, kan revan burunla şikâyete gider,

Kan lekesi delil anlatır onca suçu,

Hâkim beyi de üzer.

Hakkından vazgeçmez. Söyler:

Bu iş Krala gider”

Diz çöker: fakat ille de ceviz ağacı. Eski terane,

Eski ses. „Hayır, vaz geçmem” der

Ölünceye dek!

Adaleti bırakır iş görür rüşvet,

Hâkim alır cukkayı sağdan cebellezi der.

 

Masum adaletten

Péter’e de rahat yok,

Derdini demek için

Üşenmez, hemen hâkime gider,

Anlatır olanları, „Şöyle, şöyle” oldu, der,

Ceviz teranesini bu sefer o tutturur, bunla kafa doldurur:

.

Söze gelmez orda kırdığı burun, kafa.

Rüşvetin hikmetine kanuna para öder

Hâkim alır cukkayı soldan cebellezi der.

Kalbı orda hâkimin hemence sol yanında

Bu iş böyle gider.

Şiirimizde karar veren, Türk fıkrasından farklı olarak hâkim kendisidir, ama işi hiç te kolay değildir:

Bülbül davasının artık en son günüydü

Zaman gelip çatmıştı.

Kimden yana olacak

Talih denen hak

Fakat bilemiyordu hâkim,

Onca ilim irfanla

Haksız olan kim? Kim haktan yana?

..

Kuşcağız ne buraya öter ne oraya,

Sağ cebine vurur − Bana ötüyor der,

Sol cebine vurur − Bana ötüyor der,

Artık gidebilirsiniz,

Dava burada biter.”

İşte adalet yerini buldu, ama Arany kavgacıları bir daha iğnelemek ister:

Bugün artık yok böyle bülbülün teranesi,

Ne güzel söylemesi,

Komşu, ahbap kavga etmez,

İyilikten vazgeçmez,

Korkar Macar insanı

Boş dava, haset bilmez,

Güzel söz, iyi niyet hangı düğümü çözmez.

Kuş ötüşü, ayrıca hâkime/kadıya rüşvet verme açışından bakarsak, bir varyant Julien Dumoret’nin Paris’te bulunan bir yazmaya dayanarak yayımladığı bir Nasreddin Hoca fıkrasında önümüze çıkar (Nouveau Journal Asiatique, Paris, 1834. tom. XIII. s. 488-90).

Bu varyantta bir ağaç altında dinlenen iki yolcu, ağaca konup öten bir kuş ve kavga eden iki yolcunun piyasterlerini cebine koyan bir kadı rol oynuyor. Kavgacılardan biri davanın konusunu özetledikten sonra kadı – artık tipik diyebileceğimiz kararla işe nokta koyuyor: “Le cadi levant alors la tete, articula ces mots d’une voix forte: Messieurs, il n’a chanté ni pour toi ni pour lui, il a chanté pur moi. Aprés avoir prononcé ce jugement, il les congédia.” -“Kadı başını kaldırıp güçlü bir sesle şunları söylemiş: “Beyler, kuş ne sana ne ona öttü, bana öttü.” Bu kararı belirttikten sonra ise onlara yol göstermiş…”

Ne var ki Dumoret’nin, hakkında fazla bilgi vermediği bu fıkra Avrupa’da bilinen Nasreddin antolojilerinde yer almıyor; Wesselski bile geniş Der Nasreddin I-II. (Weimar, 1911.) başlıklı külliyatına almamıştır. Türkçesini de bulamadığımı vurgulamak isterim. Bir gün bulunursa, fıkranın aslı ortaya çıkmış olacak. (Macar fıkra araştırıcısı Lajos György’ün Világjáró anekdoták [Dünyayı Gezen Fıkralar], Győr, 1996) başlıklı seçkisinde Fülemülefütty [Bülbül Islığı] başlıklı fıkranın ardından birkaç Macar ve yabancı varyantı daha zikreder. Diğerleri arasında Nagyenyed’de rektör-profesör olan Sámuel Hegedüs’ün 1837’te yazdığı şiirde bülbüİ ötüşünün kavgasıyla İzmir’de kadıya başvuran bir Yunan ve bir Yahudi tüccarıdır.

**************

Tam açlığa alıştırmıştım

Nasreddin Hoca yoksullaştıkça yoksullaşmış… Her şeyden kıstığı gibi eşeğinin yemini de azaltmış. Bakmış ki eşekte bir şey yok, yemi her gün biraz azaltır olmuş. Günün birinde eşek ölüvermiş. Hoca pek üzülmüş, “Tüh, eşeği tam alıştırmıştım ölüverdi!” demiş.

Macar şair Arany bu sefer de ayrıntılara giderek – ve gene müzikli bir dille – anlatıyor yavaş yavaş yemeği azaltılan hayvanın acı sonunu. Hoca yerine – nerde olursa olsun yoksul kalanlardan olan meslekdaşımız bilginle karşı karşıyız, sevilen hayvan ise bir kedikciktir.

            Alim Adamin Kedisi[2]

Âlimdi, allameydi

İlmi bile anlattı yazdığı bir kitapta,

Fakat neye yarar ki

Kendine hayrı yoksa.

Tam işte o zamanlar

vah topraklar başına!

Şu musibet, ibretlik hal

Çıktı geldi başına.

 

Âlim adamdı, ama hiç bir şeyi

Sevmezdi bu koskoca dünyada

İster dört ayak gezsin

İster uçsun havada:

Benekli kediciği, bir tek oydu müstesna

vah topraklar başına! −

Bir sevme seviyor ki

Tapıyordu adeta.

Sevimli kedinin hali

Farklıydı, tabii ki müstesnaydı,

Sahibiyle bölüşürdü kahvaltıyı,

Uşak üzgün üzgün bakardı,

vah topraklar başına! −

 Yarım ekmek, bir bardak süt

Ahlanırdı olana.

 

Kediyle kahvaltıyı

Bu Allame etse de

Kedinin nevalesi

Uşağın hissesinde.

Pisiğimiz keyf-keka öylece yaşıyordu

vah topraklar başına! −

Ne var ki bu durum halinden, ahvalinden

Pek anlaşılmazdı da.

.

Zavallı benekli kedicik yatak-döşek hep yattı,

Bir sonbahar akşamı

Elini, eteğini çekti dünya nimetlerinden

Merhum” adını aldı,

vah topraklar başına! −

Allame ağlayıp döktü:

Yemeğimi paylaşmıştım onunla

Buna rağmen öldü!”

 ******************

Macar edebiyatında, 18. yüzyılda Erdel’de yeni başlayan kent yaşamına uygun düşen kısa öykü, fıkra türü öne çıkmıştı. (Bu tür, aynı zamanda modern öykünün de öncüsü olacak.) Nagyenyed kentinde yaşayan Kalvinist papazı József Hermányi Dienes Nagyenyed’li Demokritus [Nagyenyedi Demokritus] adlı eserinde, tanık olduğu ya da duyduğu beş yüz kadar ilgi çekici olay anlatıyor, böylelikle 18. yüzyıl Erdel yaşamının canlı bir tablosunu çiziyor. Bu öykücüklerde Nasreddin Hoca’nın şakalarını anımsatan pek çok fıkrayı okumak mümkün. Şimdi 1759’da yayımlanan bu eserden bir öykücüğü aktaralım:

Dés kasabasında sakalı ve bıyığı çıkmayan bir adam yaşarmış. Köse olduğundan utanır, sokağa çıkmak bile pek istemezmiş. Günlerden bir gün kapısını bir büyücü Çingene çalmış. Kapıyı açınca, kadın demiş ki “Ne yazık ki, böyle yakışıklı bir adamın güzel ve sarı bıyığı yok.” İs pazarlığa dökülmüş. İyi bir para karşılığında adama isterse sarı isterse kara bıyık çıkartacağını vaad etmiş. Biraz pazarlıktan sonra iki taraf anlaşmışlar. Çingene kadın adamın tüm giysilerini çıkartmış. Gömleği ve kundurasyla kalan adamı bir taşın üzerine oturtup, kocaman bir fıçıyı da başaşağı tepesinden indirmiş. “Sakın korkma ha!” diye de dışarda kalmış giysilerindeki eski gümüş düğmeleri kumaşıyla birlikte kesmiş. Arada bir fıçının açık deliğinden sesleniyormuş: ”Çenede bir kaşıntı oluyor mu?” Böylelikle sakalının yavaş yavaş uç vereceğini duyurmak istiyormuş kadın. Sonra Çingenece, Macarca ve Romence bir şeyler söyleyerek fıçının üzerine taşları yığmaya devam ediyormuş. Sonunda bir sessizlik, büyücü kadın, sakalsız ve akılsız adamı fıçının dibinde bırakarak gitmiş. Adamcağız, nice çabalardan sonra çıkabilmiş. Olan biteni anlamış ama iş işten geçmiştir.”

Bu fıkranın bir benzerini Hırvat dilindeki Nasreddin Hoca fıkralarında da okuyabiliriz: Porsu rice i sale Nasreddin 103 (Wesselski: Nasreddin, II. 136, 455.), aynı zamanda veriler bütün Balkalarda tanındığını gösteriyor.

Verilere göre bu şaka bütün Balkanlarda tanınıyor ve anlaşıldığına göre bize Çingeneler tanıttı. Edebiyat olarak değil, pratik olarak, köseleri aldatmakla… Bunun Macar edebiyatında en ünlü versiyonu János Arany’ın şiiridir (1854.). Şiirin zavallı kahramanı György Szücs, Arany’ın doğduğu Szalonta köyünde aynı yöntemle soyulmuş:

            Bıyık[3]

Nerde olduğunu bilmem − Bir yerde bir köy vardı,

Orada biri yaşardı − kim mi diyeceksiniz?

Ne bıyığı, ne sakalı, ne de tek bir kılı vardı:

Bunun için köyünde adı

Köse György Szücs kalmıştı,

Başka ad demezlerdi.

Bu onun lakabıydı.

.

Köse György Efendi

Yeri boş diye, bıyıklı olmak için

Her duyduğunu denedi.

Davul tozu, minare gölgesi her merhemi sürderdi.

Hayalinde bıyığı her gece uzuyordu,

Uyanınca bir heves hemencek okşuyordu,

 

György Szücs’ün bıyıksızlığı onun başkalarını da kıskanmasına neden olmaktadır:

Birinde bıyık çıksa,

Bir çocuk fındık kabuğu sürse

Burnunun dibine

Hemen öfkelendi.

Hatta bu yüzden

Tahammül edemezdi

Avludaki kediye.

Melek gibi karıyı bir gün kovdu evinden

Yaşlanıp zavallının bıyığı çıktı diye.

György Szücs’ün köyünün yakınlarına yerleşen Çingenelerin köylülerin zaaflarını öğrenip onları nasıl istismar etteklerini, bu konuda yaşlı liderlerine nasıl bilgi verip ondan akıl aldıklarını şiirinde ifade eden Arany onların durumu şöyle anlatır:

Günlerden bir gün

 (Namı haydutluğa çıkmış) Vlah Çingeneler

Başıboş gezerlerken, köyün kenarında öylece eyleştiler,

.

Kim zengin olmayı ister,

Kolay yoldan para, kimin rüyası?

Bir şey koymadan bir yeren hep almak istiyenler.

Bunları bileceksin. Eger bir şey koymuşsa

Servetini o anda cebellezi edeceksin.

Bütün bunları bilir o yaşlı voyvoda,

Macarları aldatır

Hemencecik kolayca.

Arany, köselikten muzdarip olan György Szücs ile çingene voyvodasını karşılaştırır. Voyvada ona bir banyo suyu hazırlar ve üstünü bir tente ile örterek bıyığının çıkasını beklemesi gerektiğini söyler.

Köse György’ün derdi gözünden kaçmıyordu.

Şöyle bir tıraş etse ne çok para alırdı,

..

György Efendi yalnız.

 Bir Allah’ın kulu yok, ne evde ne avluda.

Verandadan yetiştirir selamı

Bizi, kurnaz voyvoda:

“Nasıl olur efendimiz,

Nasıl beceriyorsunuz böyle bir ince tıraş?

Bıyığın sinekkaydı!

Macar erkeği misiniz?”

Gayri düşünün: György Efendiyi

György onun dediğine uyar, ancak uyandığında evnin soyulmuş olduğunu ve tabii ki bıyığının çıkmadığnı üzüntüyle anlar.

.

Sevinir György bugün yarın bıyık biteceğine,

Sanki kaytan bıyığına yer buldu bile.

…….

“György Efendide kaytan bıyık olacak,

..

Öyle zavallı sanma!”

Çivi üstüne çivi tente sağlamlaşıyor,

Çingeneler yeniden o türküye başlyor:

György Efendinin artık bir bıyığı var,

Zavallıyı kıskanma!”

 

Bu temaşa sürerken para dolu maşrapa eve veda eder,

Etın kızartmış tarafı, jambon ve pastırma

Hemen ardından gider,

Onca çarşaf, çamaşır,

Demir, bakır eşyalar,

Kısacası, ne var ise her şeye „kalk gidelim” ederler.

Tente çakan çekiç şöyle tak tuk ederken

Bizim György duymaz ki eve girdiklerini

* ****

Bütün dünyayı geçip dolaşan fıkralardan „masum” at hırsızı hikayesi Nasreddin Hoca’nın eşeği ile ilgili olarak bilinirken, Macar edebiyat verilerine göre 1792’den bu yana sayısız yerde ortaya çıkmış bulunuyor. Hikâyecik Macaristan’da o kadar tanınmış idi ki 1899’de dönemin mizah dergisi Üstökös’te politikacılarımızdan Dezső Bánffy ile Kálmán Széll’e uyarlanarak politik karikatür haline bile geldi. İstemeden at çalma motivi aslında evrensel fıkra motiflerinden biridir. Eski bir İtalyan komedisinde, mesela Scapin Arlequin’e hırsızlık yapmadığını, niye at üzerine oturmak zorunda kaldığını alnlatıyor. Nasreddin Hoca da, fikranın bir Yunan varyantında önden ısıran, arkadan tekme atan eşeğinden kurtulmak istiyor. (Lajos György, age.)

Bütün Macar varyantlarında  „masum kahraman” rolündeki Çingene, olayı hemen hemen aynı sözlerle anlatıyor. János Arany, komik destanı Nagyida Çingeneleri’nde rol alan Csimaz’ın kurnazlığını  aynı hikaye ile gösterir:

            Dedi, ”… Haddim değil, ben çalmadım, bağışlayın,

            Dar yolda yatıyordu tam da geçtiğim yerde −

            Böyle şaşılası şey görmedim daha önce.

Arkadan geçsem teper; önden geçsem kapacak,

            Hem çabuk, hem de kolay tam üstünden atlamak;

            Tam atlarken sıçradı, ben de sırtına düştüm…

            Beni durdurdunuz ya; işte buna çok şükrüm…”

Nagyida Çingeneleri Arany’ın belki en çok tartışılan eseridir (1851). Kimilere göre harfı harfına algılaması gereken bu hikaye bir tarihi olay bahanesiyle Çingelerin komik tasviridir; kimilerine göre de klasik kahramanlık epopelerinin parodisidir, fakat çağdaşların ve sonraki edebiyat tarihçilerinin görüşüne göre (Arany’ın yorumunca desteklenerek) şair, Macar özgürlük savaşının yenilgiye uğramasının nedenlerini ararken bu eseri ile Macar karakterinin zayıf noktalarını hicveder.

(Şiir çevirileri: Edit Tasnádi Dursun Ayan)

[1] Şiirin tamamı bu kitabın şiirler kısmında yer almaktadır. [edisyon]

[2]     Şiirin tamamı “Alim Adamın Kedisi” adıyla bu kitabın şiirler kısmında yer almaktadır.

[3]     Şiirin tamamı “Bıyık” adıyla bu kitabın şiirler kısmında yer almaktadır.

MEB, yurt dışındaki Türk çocuklar için ‘Seyyah’ isimli oyun hazırladı

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, yurt dışındaki Türk çocuklarının Türkçeyi ve Türk kültürünü öğrenebilmesi için “Seyyah” isimli oyun tasarlandığını bildirdi

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, “Evliya Çelebi’den esinlendik ‘Seyyah’ ile yurt dışındaki çocuklarımıza Türkçemizi ve kültürümüzü eğlenerek öğrenip pekiştirecekleri bir oyun hazırladık” ifadesini kullandı.

Bakanlık tarafından hazırlanan oyuna, EBA ve mobil uygulamalar üzerinden ulaşılıyor.

6-15 YAŞ ARALIĞINDAKİ ÇOCUKLAR İÇİN

Konuya ilişkin Milli Eğitim Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, MEB Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğünce 6-15 yaş aralığındaki çocuklar için özel olarak tasarlanan oyunda, farklı etkinlikler ile eğlenceli bir öğrenme ortamının oluşturulduğu belirtildi.

Oyunda 8 seviyenin bulunduğuna değinilen açıklamada, “El-göz koordinasyonunu sağlamak, temel Türkçe dil becerilerini geliştirmek, Türk kültürüne özgü yeni keşifler yapmak hedeflenmiştir” bilgisi paylaşıldı.

“OYUN CAPCANLI, KEYİFLİ ANCAK ZORLAYICI”

Açıklamada, çocukların renkli dünyalarına hitap eden oyunun capcanlı, keyifli ancak zorlayıcı olduğu vurgulanarak, şunlar belirtildi: “Haydi çocuklar koşmaya, zıplamaya, tırmanmaya var mısınız? Bu oyunda kültürümüze özgü kıyafetlerle karşına çıkan farklı karakterlerle özdeşleşecek, seyyah olup ülkemizin birçok bölgesine seyahat edecek ve yıldızları toplayarak puan tablosunda en üst sıralarda yer almaya hak kazanacaksın. Oyun sonunda süper seyyah rozetini almayı unutma. Sevgili aileler, sizler de çocuklarınızla birlikte öğrenmeye hazır mısınız? Çocuğunuzla keyifli vakitler geçireceğiniz bu oyunda engelleri aşmak o kadar da kolay değil. Haydi birlikte oynayalım, öğrenelim. Oyun çevrim dışı kullanılabilir ve reklam içermez. Bu oyunu telefonunda, tabletinde bilgisayarında istediğin zaman oynayabilirsin.”

Devamı

Macaristan Modern Pentatlon Salon Şampiyonası sona erdi

Macaristan Modern Pentatlon Salon Şampiyonası sona erdi. Türkiye, organizasyonu 1 gümüş madalyayla tamamladı.

Macaristan Modern Pentatlon Salon Şampiyonası sona erdi. Türkiye Modern Pentatlon Federasyonu’ndan yapılan açıklamaya göre, milli sporcu İlke Özyüksel’in Laser Run’da 11.20.29’luk derecesiyle kendisine ait dünya rekorunu geliştirdiği ve gümüş madalya kazandığı şampiyonanın son gününde, erkekler finalinde Buğra Ünal yarıştı.

Milli sporcu, finalde 1448 puan toplayarak yarışı 19. sırada tamamladı.

Başkent Budapeşte’deki 20 ülkeden 74 erkek 57 kadın sporcunun katıldığı şampiyonada Türkiye’yi kadınlarda İlke Özyüksel, İpek Akşin, Sesim Alpuğan ve Yaren Nur Polat, erkeklerde ise Buğra Ünal, Arda Selçuk ve Canberk Hulusi Ekin temsil etti.

Şampiyonanın kadınlar finali, dün yapıldı. Toplam 36 kadın sporcunun yarıştığı kadınlar finalinde Türkiye’yi İlke Özyüksel ve Sesim Alpuğan temsil etti. Kadınlar kategorisi finalinde Macaristanlı sporcu Michelle Gulyas 1402 puanla altın madalya alırken; İlke Özyüksel, yüzme, eskrim, binicilik ve laser run yarışlarında 1400 puan toplayarak ikinci oldu. Milli sporcu, aynı zamanda Laser Run’da 11.20.29’luk derecesiyle kendisine ait dünya rekorunu geliştirdi.

Şampiyonada Fransız sporcu Marie Oteiza, kadınlar kategorisinde 1399 puanla üçüncü oldu. Sesim Alpuğan ise 1253 puan topladı ve şampiyonayı 31’inci sırada tamamladı. (AA)

www.fanatik.com.tr

16,474FansLike
639FollowersFollow