2026. Temmuz 30.
Türkinfo Blog Oldal 205

Macaristan: Rusya ile yeni bir uzun vadeli doğalgaz anlaşması üzerinde anlaştık

Macaristan Dışişleri Bakanı Peter Szijjarto, ülkesinin Rusya ile gaz sevkiyatına ilişkin, 1 Ekim itibarıyla yürürlüğe girecek yeni bir uzun vadeli anlaşmanın şartları üzerinde anlaşıldığını bildirdi.Szijjarto’nun Facebook hesabından yaptığı açıklamaya göre Macaristan,

Rusya ile 1 Ekim itibarıyla yürürlüğe girecek uzun vadeli yeni bir gaz sevkiyatı anlaşmasının şartları üzerinde anlaştı.Rus gaz devi Gazprom’la anlaşmanın süresinin 15 yıl olduğunu, ancak 10 yıl sonra satın alınacak miktar üzerinde değişiklik yapma opsiyonunun bulunduğunu belirten Szijjarto, “Ayrıca fiyat üzerinde de anlaştık. Yeni fiyat 1995 yılında imzalanan ve şimdi süresi olacak olan anlaşma çerçevesinde ödediğimizden çok daha iyi”ifadelerini kullandı.

Szijjarto, anlaşmanın Eylül sonunda imzalanacağını, Gazprom’un bu çerçevede Macaristan’a yılda 4.5 milyar metreküp doğal gaz sevkiyatı yapacağını belirtti. Sevkiyatın 3.5 milyar metreküpü Sırbistan, 1 milyar metreküpü de Avusturya üzerinden gerçekleştirilecek.

Devamı

G.w.M – Mi titkunk

Geç Osmanlı’dan Erken Cumhuriyet Türkiye’sine Macar Mimarların Gerçekleştirilmemiş Projeleri

“Geç Osmanlı’dan Erken Cumhuriyet Türkiye’sine Macar Mimarların Gerçekleştirilmemiş Projeleri” sergisi; İstanbul, Ankara ve Budapeşte’den sonra Bodrum’a uğruyor. Oasis Bodrum’un ev sahipliğinde yapılacak olan sergi, 10-27 Eylül tarihleri arasında ziyaret edilebilir. Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarından Türkiye’nin ilk elli yılına kadar olan mimari dünyaya ışık tutuyor. Sergi aynı zamanda, eğer bu projeler gerçekleşmiş olsalardı nasıl dururlardı diye ziyaretçinin zihninde canlandırmasına imkan tanıyor.

Devamı

Avusturyalı Stephan 16 yıldır fındık hasadına yardım ediyor

Avusturyalı Stephan Klukon, 16 yılı aşkın süredir Perşembe’de fındık hasadına yardım ediyor. Perşembe’nin damadı olan Klukon ile Ordu, Perşembe ve fındık izlenimleri üzerine mini bir röportaj gerçekleştirdik.  

Soru: Sizi biraz tanıyabilir miyiz?  

Kasım 1973’te Almanya’da Avusturyalı olarak doğdum. Kanadalı bir annenin
ve Macar bir babanın tek oğluyum. Eşim Serpil ile Almanya’da tanıştım.
2005’teki nişanımızdan beri Altınordu ve eşimin Perşembe yakınlarındaki
Yumrutaş mahallesine geliyorum.

Devamı

Erasmus Öğrencileri ‘Medeniyetler Sofrası’ Projesinde buluştu.

HATAY Mustafa Kemal Üniversitesi (HMKÜ) Erasmus Ofisi tarafından hazırlanan ‘Medeniyetler Sofrası’ projesi ile Portekiz, Macaristan, Hırvatistan, Romanya ve Kuzey Makedonyalı öğrenciler, kentin yöresel lezzetlerini yakından tanıma, tatma ve yapma fırsatı buldu.

HATAY Mustafa Kemal Üniversitesi (HMKÜ) Erasmus Ofisi tarafından hazırlanan ‘Medeniyetler Sofrası’ projesi ile Portekiz , Macaristan, Hırvatistan, Romanya ve Kuzey Makedonyalı öğrenciler, kentin yöresel lezzetlerini yakından tanıma, tatma ve yapma fırsatı buldu. Çeşitli ülkelerden gelen öğrenciler, mutfak atölyesinde kendi yörelerine has olan yemekleri de yaptı.

Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi tarafından yürütülen, Erasmus Gençlik Değişimi Projesi kapsamında hazırlanan Medeniyetler Sofrası projesi, 20-28 Ağustos tarihlerinde Hatay’da uygulanıyor. Gastronomi içerikli projeye Türkiye, Portekiz, Macaristan, Hırvatistan, Romanya ve Kuzey Makedonya’dan toplam 38 genç katıldı. Proje kapsamında kentin kültürünü yakından tanıma fırsatı bulan öğrenciler ayrıca nefret söylemi, ırkçılık ve ayrımcılık konularına karşı düzenlenen konferansa da katılarak birlikte yaşama kültürü ile ilgili bilgiler aldı. Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Antakya Meslek Yüksekokulu’nda bulunan Hatay Mutfağı Ar-Ge Merkezi’nde bir araya gelen öğrenciler, burada kendi ülkelerindeki yöresel lezzetleri yaparak tanıtma fırsatı da buldu.

‘KÜLTÜRLERİ BİR ARAYA GETİRDİLER’

Medeniyetler Sofrası projesindeki ana amacın Türk kültürünü ve bunun yanında Hatay’ın birlikte yaşama hoşgörüsünü yansıtmak ve yemeklerini tanıtmak olduğunu belirten Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Medeniyetler Sofrası Proje Koordinatörü Melodi Çiftçi, şunları söyledi

Projede Hırvatistan, Macaristan, Makedonya, Portekiz, Romanya ve Türkiye’den katılımcılarımız var. Bu katılımcıların bir kısmı aşçılık bölümü öğrencileri, bir kısmı da farklı bölümlerden üniversitemize gelen katılımcılar. Bu katılımcılarımız projemiz kapsamında kendi kültürleri ile Hatay kültürünü bir araya getirdi. Bunu da mutfakta çalışarak, gastronomi yemek kültürü ile yaptılar. Projenin bir bölümünde, Hatay mutfak kültürümüzü yansıtan atölye çalışması yaptık. Bugün de katılımcılarımızın tamamı, kendi kültürlerini yansıtan yemekleri yapmaya devam ediyor. Bugün onların tatlarını deneyeceğiz.

Devamı

Mohaç, Semmelweis ve Pal Sokağı Çocukları

  •  Prof. Dr. Nadir Paksoy /

Mohaç savaşının (1526) geçtiği yere Macarlar “Mohaç Savaş Parkı/Anma Alanı” (Mohacz Nemzeti Emlekhely) yapmış. Park Mohaç kasabasının 10 km uzağında, Tuna’ya yakın bir yerde. Peç kentinden Mohaç kasabasına oradan da  taksi ya da seyrek işleyen belediye otobüsleriyle ulaşmak mümkün. Park 1976’da yapılmış.2011’de yenilenmiş bugünkü haline gelmiş. Girişte mermerden gül var.  Gül üç parçaya ayrılmış. Mohaç ‘tan sonra Macaristan’ın üçe ayrıldığını simgeliyor [Osmanlı, Habsburg/Avusturya, Erdel (Transilvanya)] . Meydanda savaşı temsil eden tahta heykeller var.İçinde kesik başlar bulunan file taşıyan Kanuni heykeli ile savaşın Macar komutanı II Lajos (II Louise)’i  temsil eden tahta heykel onarıma alınmış, göremedik. Tahta heykeller tam bir heykelden ziyade, simgesel uslupta yapılmış, eski Türklerdeki ‘balbal’ları andırıyor. Mohaç Savaşı’nın Macarların ulusal hafızasında önemli yeri var: Macaristan’da ortaçağı bitiren savaş olarak değerlendiriyorlar. Hatta, kötü bir şey yaşadıklarında “aldırma, Mohaç’ta daha kötüsü olmuştu” anlamında deyim varmış…

Parkın ortasında beyaz bir iş çadırı dikkatimizi çekti. Karton bardakta kahve ile yanımızdan geçen görevli izlenimi veren bir kadın “çadıra gelin, ilginç şeyler göreceksiniz” dedi. Gittik, bir de ne görelim! Ortada toplu mezar, bir yığın iskelet. Çevrede bilgisayarlarda çalışan, fotoğraf çeken, kemikleri temizleyen, numaralandıran genç görevliler. Sorumlu olduğunu sandığım kişi Türk olduğumuzu duyunca daha da heyecanla anlatmaya koyuldu:

“Parkın olduğu yerin Kanuni’nin otağı olduğunu düşünüyoruz. Macar ve Osmanlı belgelerindeki yer tanımına uyuyor. Kemikler Macar esirlere ait. Çünkü mezarda sadece iskelet bulduk. Hiçbir metal savaş aleti bulunmadı. Bu, parktaki dördüncü  toplu mezar. Diğerlerinde kemikler alındı temizlendi, incelenmek üzere Budapeşte’ye götürüldü. Bizler Peç şehri  Janus Pannonius Müzesi arkeologlarıyız. 2 aylık işimiz kaldı. Bu 2025 kadar sürecek proje. Aslında park 1976’da ilk yapıldığında toplu mezarlar bulunmuş ama üzerleri örtülerek parkın yapıma devam edilmiş.”

Toprağın 70 cm -1 metre altında yığınla insan iskeleti ve 1526 ‘dan kalma. Savaş alanını gezerken o dönemden kalan  500 yıllık iskeletlerle karşılaşmak doğrusu içimi ürpertti.

Tuhaf duygularla Mohaç kasabasına döndük. “Busojaras” giysilerinin sergilendiği müzeye yöneldik. Mohaç’a özgü Pagan bir gelenek var.  Her yıl şubat sonunda kasaba meydanında devasa ateş yakıp, koç boynuzlu maskeler ve koyun postu giysilere bürünerek  danslar  eşliğinde  kışın bitimini kutlanıyor.Karnavalın   adı “Busojaras”.. Aslında kışın bitimini kutlayan pagan bir gelenek olmasına karşın bunu da Osmanlı’ya yakıştıran öyküler de yok değil. Osmanlı Mohaç’ı işgal ettiğinde geceleri orman içinden bu giysilerle ansızın ortaya çıkıp  Osmanlıyı korkutup , Mohaç’tan ayrılmalarını amaçladıklarına dair söylenti de var…

Yıl 1973-4. Cerraphapa Tıp Fakültesi 3 sınıf öğrenciyim. Ders ‘Cerrahiye Giriş’. Artık şimdi olmayan  Cerrahpaşa’nın simgesi saatli cerrahi kliniği (Bu bina 2. Dünya Savası öncesi Almanya’dan gelen bilim adamlarından dünyaca ünlü Cerrah Nissen’in planlarını çizdiği bina. Bana göre bu bina ve Burhanettin Toker Amfisi korunabilirdi ama Cerrahpaşa anıları bizim dönem gibi olmayan bir zihniyetin kurbanı oldu, yıkıldı). Dersi gür sesiyle Prof Ali Haydar Taşpınar veriyor. Konu “Asepsi –Antisepsi”. Hocamız ; “Cerrahinin ilk ilkesidir ‘asepsi-antisepsi’ bunu unutmayın gençler. Semmelweis el yıkamayla binlerce hayat kurtardı” demişti. Sonra kadın doğum dersinde  “Lohusalık Humması” dersini anlatan  Prof Şahap Karaaliler  de  Semmelweis’e değinmişti. Eskiden tıp da, tıp okumak da, hocalar da  ayrı güzeldi… (Bu satırların yazarı Cerrahpaşa 76 mezunudur)

Semmelweis ,1850 lerde Viyana’da çalışan Macar hekim. Kadın doğum servisinde çalışıyor. ‘Lohusalık humması”o yılların önemli bir sağlık sorunu. Doğum yapan annelerin çoğu doğum sonrası ateşlenip ölüyor.Neden? Nedenini bilen yok. Semmelweis otopsi salonundan çıkıp doğrudan doğumhaneye girerek doğum yaptıran hekimlerin doğumlarında, anne kaybının daha fazla olduğunu gözlemliyor. O yıllarda otopsi , doğum ve ameliyatlar  çıplak elle yapılıyor. Semmelweis ellerini sabunla  yıkayarak doğuma girenlerde “loğusalık hummasının” daha az olduğunu gözlemliyor.

Lohusalık humması ile el yıkama arasında bir bağlantı olduğunu savunuyor. Kendisine pek inanan olmuyor. Görüşünü mektuplarla tıp çevrelerine anlatıyor ama kabul görmüyor. Depresyona giriyor ve vefat ediyor (Mikrop kavramı yaklaşık 40 sene sonra 1880 lerde Pasteur ve Koch’un çalışmalarıyla ortaya konacaktı) . Bugün Semmelweis’ın adı Budapeşte Tıp Üniversitesinde yaşıyor  (Dünya tıp literatüründe tanımladığı hastalıkla anı anılan-Behçet Sendromu- tek Türk hekimi Hulusi Behçet’in adını taşıyan bir hastanemiz henüz yok!). Semmelweis’ın  doğduğu ev tıp tarihi müzesi .El yıkamanın önemi bugün de yeniden gündemde. Budapeşte Havalanının adı Franz List.  List ve Bela Bartok  Macarların övündüğü iki besteci. (Bela Bartok Atatürk’ün davetiyle 1936’da Devlet Konservatuvarı’nda Türk Halk Müziği arşivi oluşturmak için çalışmalarda bulunmuştur).

İlk okulu bitirdiğimde öğretmenimin  armağan ettiği kitaptı; “Pal Sokağının Çocukları”. Kitabı roman kahramanlarıyla kendimi özdeşleştirerek okumuş ve çok sevmiştim. Pal sokağı,  romanın kahramanı Nemesçek ve arkadaşlarının nefes alanıydı. Okuldan çıkar çıkmaz oyun alanında buluşurlardı. Burası onların kalesiydi. Budapeşte’nın yoksul mahallelesi Josefvaroş’ta yer alan Pal sokağını dışarıdan gelen ve misketlerin çalan “kötü çocuklara” karşı savundular.

Ferenç Molnar’ın  bugün artık klasik haline gelen kitabı yakın zamanda  Tarık Demirkan’ın çevirisiyle (sanırım Budapeşte’de yaşıyor ve Macarcaya hakim bir çevirmen)  YKY yayınlarından yeniden basıldı. İlkini kaybetmiştim. Kitabı aldım. İyi ki de almışım. Pal sokağı gerçekmiş. Bugün hala yerinde duruyormuş ve Pal Sokağı çocuklarını temsil edem bronz bir heykel yapılmış (2009). Nemesçek ve arkadaşları okul sonrası çantayı bir köşeye fırlatmış hararetle misket oynuyor, “kötü çocuk” Paztor kardeşler geride sinsice bekliyor ,misketleri çalmak için fırsat kolluyor. Çocuk romanı gibi görünce de Pal Sokağının Çocukları, her şeye rağmen var olmanın, sevdiği şeyler-ilkeler uğruna mücadele etmenin, iyilik  ve dürüstlüğün  romanıydı…

Not:
Macaristan,  pandemiyi gerekçe gösterip   TC  vatandaşlarına, ziyaret amaçlı giriş izni vermeyen  AB’de , kapısını açan ( iki doz aşı olana –Sinovac dahil) ilk ülke oldu.Bu sayede geçtiğimiz kurban bayramı tatilinde  eşimle bu geziyi yapma fırsatı bulabildik.

Devamı

“Macar Müzik Evi” yakında ziyaretçilere açılıyor

Budapeşte’nin kalbinde, Kahramanlar Meydanının hemen yanındaki büyük Varosliget Parkında inşa edilen Macar Müzik Evi yakında tamamlanıp Macar kültür hayatının önemli bir merkezi olarak hizmet vermeye hazır hale geliyor.

Sergi ve konser salonlarıyla önemli bir boşluğu dolduracak olan Macar Müzik Evi ilginç mimari yapısıyla da dikkatleri çekiyor.

Üçlü işlevini mimari olarak da üç ayrı düzeyde gerçekleştirecek olan Macar Müzik Evi’nde konserler ve sahne eserleri salonları giriş katında, yani parkla aynı seviyede bulunuyor.

Sergi salonları alt katta oluşturulan yer altı salonlarında yer alıyor.

Eğitim ve konferans salonları ise, binanın “uçan kubbe” olarak adlandırılan ve on dört ton ağırlığında dönen merdivenlerle ulaşılabilen üst katında bulunuyor.

Macar Müzik Evi’nin tasarımı ünlü Japon mimar Sou Fujimoto’ya ait.

Türkinfo

Orkestra şefi konserde aşı oldu

Dünyaca ünlü Macar orkestra şefi İvan Fischer, covid aşı kampanyasına destek vermek amacıyla, Festival Orkestrasının konseri esnasında aşı oldu.

Orkestranın üyelerine de yine konser devam ederken covid testi yapıldı.

Macaristan Covid salgınının 4. dalgasına hazırlanıyor.

Ülkede hastalığa yakalananların sayısında artış görülse de ölüm vakalarında ve yoğun bakıma alınan hasta sayısında belirgin bir artış yok.

Macaristan’daki aşı kampanyası, henüz aşı olmayan ve olmak istemeyen insanların iknası ve 60. yaş üzeri ve kronik hastalığa sahip vatandaşların 3. doz aşıyı olmaları üzerine sürdürülüyor.

16,474FansLike
639FollowersFollow