2026. Temmuz 30.
Türkinfo Blog Oldal 202

Kentin kaosuna ünlem: Gör İhtarı

Kaynak: www.birgun.net

Nisan Erdem ilk kitabı Gör İhtarı ile içten içe yaşadığımız kaçış istediğine değiniyor. Erdem kitabının merkezine İstanbul’u yerleştirdiğini belirterek “Sanırım yaşanabilir şehir tanımım İstanbul’a hiç uymadı, ne üzücü…” diyor.

Rıfat Kırcı

Kentler yaşamları yutuyor. Binlerce yıllık tarihe sahip, birçok kültürün bir arada barındığı İstanbul da öyle. Gelir dağılımındaki eşitsizliğin, rantçı kentleşme politikalarının kitleleri daracık sokaklara sıkıştırdığı İstanbul’da, hal böyle olunca kaçış isteği duyan insanları da sık görmeye başladık. Yurt dışına çıkma fikriyle yanıp tutuşan gençler ya da doğaya saklanmak isteyen beyaz yakalılar… Mutsuz işçi yığınları… Genç yazar Nisan Erdem de ilk kitabındaki çoğu öyküsünde bu kaçış halini yazdı. Gitmek isteyip gidemeyeler, giden ama yalnızlık çekenler, evindeki pencerenin yandaki binanın duvarına hapsedildiği… Nisan Erdem’in bu ilk kitabı Gör İhtarı Everest yetiketiyle raflardaki yerini aldı. Biz de kendisiyle İstanbul’u ve kaçma isteğini konuştuk.

Öykülerinizde kentin yoğunluğunda sıkışmış, kaçış arayan karakterlere yer veriyorsunuz. Ancak şehirden de vazgeçememe durumu söz konusu. Bu çelişkiden biraz söz etmek ister misiniz?

Öykülerimdeki karakterlerin şehirlerle, özellikle de İstanbul’la ilişkisini yazarken kendimden esinlendim. Aynı gün içerisinde “İstanbul’u çok seviyorum!” da diyebilirim, “İstanbul’u hiç sevmiyorum!” da. İşin tuhafı birbiriyle zıt iki cümlenin de tamamen doğru olması. İstanbul çok yorucu ama çok güzel bir şehir. Bu şehrin kimi sokaklarında yürürken insan kendini aniden denizde bulacağını zannediyor. Kimi sokaklarının hem adı hem de manzarası gözü, gönlü kamaştırıyor. Dünyadaki herkes gibi her şehirden de bir tane var ama her şehrin bir tane olması İstanbul’un bir tane olması kadar anlamlı değil. Anlamlı ve önemli olan bu tekliğin içerisinde biricik olabilmek. İstanbul biricik ve böylesine eşsiz bir güzellikten hiçkimse vazgeçmek istemiyor elbette. İnsan Boğaz’ın bir Anadolu, bir de Avrupa kıyılarında durmaksızın yürümek; Fenerbahçe’den Bostancı’ya kadar kesintisiz hareket etmek, Adalar’ı seyrederek hayaller kurmak istiyor. Gelin görün ki İstanbul’u ne kadar yaşamak istersek isteyelim, şehrin şartları buna izin vermiyor. Herkesi sürekli hesap yapmak zorunda bırakıyor: “O yolda trafik var mıdır? Gideceğim yere vaktinde varmak için kaçta çıkmam gerekir? O semt kalabalık mıdır? Sevdiğim kafeye gitsem yer bulabilir miyim? Bu saatte metrobüse binersem nefes alabilir miyim? Falanca yerin onarımı artık bitmiş midir? Gökten üç yağmur damlası düştüğüne göre trafik aniden tıkanmış mıdır?” Bu şekilde yaptığımız hesapların hiçbiri İstanbul’a uymuyor. Gönlümüzce yaşamak istesek de şehrin kalabalığı, trafiği, gürültüsü bir sorun çıkarıyor. Ya bizi tamamen engelliyor ya da o günden aldığımız keyfi azaltıyor. Böyle bir şehri kim sevebilir ki? Bu yüzden pek çok kişinin İstanbul’u bir sevgili gibi karşısına alıp “E güzelsen güzelsin İstanbul ama seninle yaşanmıyor, zor birisin!” deyip sonra da kaçıp gitmek istediğini düşünüyorum. Ancak öykülerimde olduğu gibi yine de ondan bir türlü vazgeçemeyen; bu ayrılığı, kaçışı erteleyen, içinde zıt duygularla yaşayıp gidenler çoğunlukta.

Devamını oku

Kaynak: www.birgun.net

Eszter Jeles için Veliefendi Hipodromunda veda töreni düzenlendi

Kaynak: www.tjk.org

18 Eylül Cumartesi günü, verdiği yaşam savaşını kaybederek bizleri derinden üzen Macar Kadın binici Eszter Jeles için 19 Eylül Pazar günü İstanbul Veliefendi Hipodromunda veda töreni düzenlendi.

Winner Circle’da gerçekleştirilen tören öncesinde Türk ve Macar bayrakları ile birlikte Eszter Jeles’in fotoğrafının bulunduğu masaya kırmızı karanfiller bırakıldı, ardından tüm hipodrom merhum binici için bir dakikalık saygı duruşunda bulundu.

Duygusal anların yaşandığı törende bir konuşma yapan Eszter Jeles’in annesi Andrea Molnar Jelesne; “Yaşadığımız duyguları tarif etmek çok zor. Eszter Türkiye’yi at binmek için özellikle seçmişti. Yıllar önce sosyal medya hesabından yaptığı bir paylaşımda, ‘Eğer bir gün hız tutkumdan dolayı ölürsem sakın üzülmeyin çünkü ben o sırada gülüyor olacağım’ ifadelerine yer vermişti. Türkiye’de geçirmiş olduğumuz süre zarfında başta Türkiye Jokey Kulübü olmak üzere bizimle ilgilenen herkese minnettarız, desteklerinizi hiç unutmayacağız” şeklinde konuştu.

Hayatını kaybeden Macar binici Eszter Jeles’e Allah’tan rahmet, başta ailesi olmak üzere yakınlarına ve tüm sevenlerine başsağlığı ve sabır diliyoruz.

Kaynak: www.tjk.org

Macar Mimarların Projeleri Sergileniyor

Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminden Cumhuriyetin ilk dönemine, Türkiye’de Macar mimarların çoğunluğu gerçekleştirilmemiş projeleri Bodrum’da sergileniyor.

Oasis Toplantı Salonu’nda açılan sergi, Osmanlı İmparatorluğu’nun son ve Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk döneminde, ünlü Macar mimarlar tarafından yapılan, daha önce hiç bu formda bir arada bulunmamış ve birçoğu hayata geçmemiş bina planları ve projelerini birbiriyle iletişimli bir şekilde bir araya getiriyor.

Mimar Aysun Bilgi’nin girişimleri ile Mimarlar Odası Bodrum Temsilciliği ve Macar Kültür Merkezi işbirliği ile açılan sergi, ülkenin o dönemdeki mimarlık çevresinin önemli bir değişim geçirdiği döneme tanıklık ediyor.

Serginin açılışında bir konuşma yapan Mimarlar Odası Bodrum Temsilcisi Gamze Türk, “Macar mimarların Geç Osmanlı Dönemi ve Cumhuriyetin ilk yıllarında tasarladıkları ama birçoğu gerçekleşmemiş projelerin, hayata geçmemiş projelerin sergisi bu. Bir döneme tanıklık etmesi bakımından çok önemli. Türk mimarlığına katkısı olmuş, bakış açısı getirmiş çalışmalar diyebiliriz. İlk olarak İstanbul ve Ankara’da düzenlenen bu sergi üçüncü yer olarak Bodrum’da düzenleniyor. Daha sonra İzmir, Ordu gibi illerde devam edecek.” dedi. 

Onlarca projenin yer aldığı sergi, 21 Eylül tarihine kadar Oasis Toplantı Salonu’nda açık kalacak. 

Macar mimarlar ve sergilenen bazı projeleri:     
 1856 – Imre Henszlmann: Kırım Savaşları’nda şehit düşen İngiliz askerlerini anmak üzere İstanbul’da kurulacak bir kilisenin proje yarışmasına teslim edilmiş olan tasarımı, Soli Deo Gloria takma ismiyle – Beyoğlu, İstanbul
1937 – József Vágó: TBMM binası tasarım yarışması – Çankaya, Ankara
1937 – Alfréd Bardon ve Károly Dávid: Karaköy’deki Uluslararası Liman Ziyaretçi Salonu proje yarışması için teslim edilmiş olan, ‘Yelken’ isimli proje – Karaköy, İstanbul
1938 – Ferenc Hillinger: İstanbul Boğaziçi’nde bir konutun taslak krokisi – İstanbul
1956 – LAKÓTERV (István Janáky, József Körner, Péter Molnár, Antal Vass ve István Zilahy): Kavala Oteli projesi – Fenerbahçe, İstanbul
1957 – LAKÓTERV (István Janáky, György Jánossy, Olga Mináry, Lajos Zalaváry): İşhane (apartman ve ofis binası) – Ulus, Ankara

kenttv

Macaristan’da Bitcoin’in mucidi olduğuna inanılan Satoshi Nakamotu’nun heykeli dikildi

Macaristan’da kripto para birimi Bitcoin’in ‘mucidi’ olduğuna inanılan Satoshi Nakamoto anısına heykel dikildi. Başkent Budapeşte’de Tuna Nehri yakınlarındaki bir iş yerkeşkesinde açılan heykelin Bitcoin’in yaratıcıları için yapılan ilk eser olduğu tahmin ediliyor.

Satoshi Nakamoto lakabıyla tanınan Bitcoin’in kurucusunun gerçek kimliği bilinmiyor. Bronz büstün altındaki taşa da Satoshi’nin adı yazıldı.

Projeyi başlatan Bitcoin gazetecisi Andras Gyorfi “Satoshi’nin bütün kripto para endüstrisini yarattığını düünüyoruz. O Bitcoin’i yarattı, blok zincir teknolojisini yarattı, o bu pazarın Tanrısı” diye konuştu.

Gyorfi heykel projesini Nakamoto’nun anısına saygı göstermek ve blok teknoloji ve kripto para birimlerine olan farkındalığı arttırmak amacıyla geliştirdiklerini belirtti.

Proje kapsamında büstün yapılması için kripto para birimi olarak 10 bin dolar toplandı. Ancak heykeltraşların kripto para kabul etmemesi nedeniyle bu para Macar forintine çevrildi.

tr.euronews.com

Prof. Dr. Nermin Abadan Unat: Yılmak yok, direnin

İlk kadın siyaset bilimci, Türkiye’nin ilk kadın akademisyen ve gazetecilerinden, hocaların hocası Prof. Dr. Nermin Abadan Unat, Cumhuriyet’e konuştu. Unat, son olarak Boğaziçi’nde gerçekleşen ‘Kayyum Rektör’ protestolarına ilerleyen yaşına rağmen katılarak destek vermişti.

İlk kadın siyaset bilimci, Türkiye’nin ilk kadın akademisyen ve gazetecilerinden, hocaların hocası Prof. Dr. Nermin Abadan Unat, 18 Eylül’de tam 100 yaşına basacak. Asırlık bir çınar gibi hiç eğilmeden, ömrü mücadeleyle geçen Unat, son olarak “kayyum rektör” protestolarının sürdüğü Boğaziçi Üniversitesi’nde dik duruşuyla bir kez daha karşımızdaydı. “Ben iyimser ölmek istiyorum” diyen Unat, “Atatürk’ün açtığı yollardan hiçbiri kapanmadı. Bazı insanlar kötümser. Ben bardağın yarı dolu olduğunu görüyorum. Ne yaparsanız yapın Türkiye, bir kralın oturtulduğu Ortadoğu ülkeleri gibi değil, olmaz” diyor. Unat, gençlere ve kadınlara da “Yılmak yok, dayanın, gitmeyin!” diye sesleniyor.

Devamı

Yunus Emre’nin ismi Macaristan’da bir meydana verildi AA / Mehmet Yılmaz – Haberler | Güncel

Budapeşte Yunus Emre Türk Kültür Merkezi’nin (YEE) girişimiyle, Yunus Emre’nin ismi Macaristan’ın Zigetvar kentinde bir meydana verildi.

Budapeşte Yunus Emre Türk Kültür Merkezi’nin (YEE) girişimiyle, Yunus Emre’nin ismi Macaristan‘ın Zigetvar kentinde bir meydana verildi.

Zigetvar kentinde Yunus Emre’nin isminin verildiği meydanda düzenlenen törene, YEE Başkanı Prof. Dr. Şeref Ateş, Zigetvar Belediye Başkanı Dr. Peter Vass, Türk Konseyi Macaristan Temsilcilik Ofisi Direktörü Büyükelçi Prof. Dr. Janos Hovari, YEE Budapeşte Müdürü Mustafa Aydoğdu ve çok sayıda davetli katıldı.

Törende konuşan Ateş, 2021’in hem UNESCO hem de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Yunus Emre’nin vefatının 700. yıl dönümü münasebetiyle anma ve Türkçe yılı ilan edildiğini söyledi.

Yunus Emre’nin vefatının üzerinden 700 yıl geçmesine rağmen Yunus Emre’nin düşüncelerinin ve kullandığı Türkçe’nin bütün dünyada yeniden ilgi gördüğünü belirten Ateş, şöyle konuştu:

Devamı

Papa Francesco’nun Macaristan ziyaretinin ‘güneşli’ ve ‘gölgede kalan’ yüzü

Katolik dünyasının ruhani lideri Papa Francesco’nun Macaristan ziyareti beklendiği gibi on binleri harekete geçirdi.

Sabah erken saatlerde Budapeşte’ye gelen Papa Francesco daha sonra başbakan Viktor Orban ve cumhurbaşkanı Janos Ader ile kısa süren bir görüşme yaptı. Ardından da günün en önemli programı olan şehrin merkezinde, Kahramanlar Meydanında açık havada düzenlenen ayine katıldı.

Papa Francesco tarafından yönetilen ayine ilgi çok büyüktü. Sabah saatlerinden itibaren meydanda ve meydanı çevreleyen ana yollarda bekleşen on binlerce dini bütün hristiyan arasında komşu ülkelerden gelen turistler de göze çarpıyordu.

Papa Francesco’nun Macaristan ziyaretinin nedeni, aslında Katoliklerin en büyük etkinliklerinden biri olan Eucharistik Dünya Kongresi’nin bir haftadır Budapeşte’de devam eden 52. toplantısının kapanış etkinliğiydi.

Ancak kongrenin kapanış ayinini bizzat üstlenen Papa’nın Budapeşte’ye gelip gelmeyeceği ve eğer gelirse Macar devlet yetkilileriyle görüşüp görüşmeyeceği üzerine 2021 yılının ilkbaharından itibaren spekülasyonlar yapılıyordu.

Önce ilkbaharda Papa’nın Budapeşte’ye geleceği haberleri yayıldı. Ancak yaz aylarında bu ziyaretinde Viktor Orban ile görüşmeyeceği ileri sürüldü. Ardından da Macar Katolik kilisesi yetkilileri bu haberleri yalanladılar. Papa Francesco Budapeşte’ye gelecek ve ziyaret esnasında Viktor Orban ile de görüşecekti.

Gerginliğin nedenleri neler?

Bilindiği gibi Papa Francesco pek çok konuda Vatikan’ın şimdiye dek alışılagelen katı muhafazakâr görüşlerinden farklı bir portre çiziyor.

Boşanmaların kilise açısından resmen kabul edilmesinden, uyuşturucu kullanımına, “zengin” ve “yoksul” dünyalar arasındaki tezatlardan, mültecilere olan yaklaşıma kadar pek çok konuda Papa Francesco’nun tavrı hristiyan dünyasındaki bazı kesimler tarafından fazla “liberal” bulunuyor.

Bunlar arasında Macaristan’da belki de en çok tepki toplayan Papa’nın mültecilere olan ılımlı yaklaşımıydı.

Papa Francesco mültecilere “kalbinin açık olduğunu, gerçek Hristiyanların da ayrım yapmadan tanrının yarattığı herkese karşı aynı toleransı göstermesi” gerektiğini savunuyor ve mültecilere karşı dile getirilen “nefreti” açıkça kınıyordu.

Mültecilere karşı tavizsiz tavır ise Macaristan’da Viktor Orban hükümetinin politikasının köşe taşlarından biriydi.

Bu nedenle Macaristan Katolik çevreleri Papa Francesco’nun bu görüşlerini kabul etmediklerini alttan alta pek çok kez dile getirmişlerdi. Ve elbette bu tavır da Vatikan ve Budapeşte arasında, açıkça üstlenilmese de gerginliklere neden olmuştu.

Diplomatik çözüm

Tüm bu gelişmelerin ardından sonuçta Papa Francesco Budapeşte’ye geldi ve hem Viktor Orban’la ve hem de cumhurbaşkanı Janos Ader ile çok kısa da olsa bir görüşme yaptı.

Ancak görünen o ki, bu diplomatik bir uzlaşmaydı ve arada var olan gerginlikler de devam ediyordu. Çünkü Papa Budapeşte ziyaretini sadece yarım günle sınırlı tutmuştu. Ayinden sonra Budapeşte’den ayrılacak ve tam 3 gün sürecek olan Slovakya ziyaretine başlayacaktı.

Gerginliklerin var olduğunun bir başka göstergesi de Papa’nın Budapeşte havalimanında sadece Hristiyan demokrat parti lideri ve başbakan yardımcısı Zsolt Semjen ve Macar Katolik kilisesi liderleri tarafından karşılanmasıydı.

Bu ziyaret resmen görevde olan bir Papa’nın Macar topraklarına yaptığı ikinci ziyaretti. Daha önce Polonya asıllı Papa II. Jean Paul Macaristan’ı, hem de iki kez ziyaret etmiş ve çok büyük törenlerle karşılanmıştı.

Sonuçta gerginliklere rağmen ziyaret ve halkın büyük ilgi gösterdiği ayin gerçekleşti ve Papa Francesco, Macar devlet yetkilileriyle de görüştü.

Ancak sorunların gerçek anlamda çözümü ise bir başka sonbahara kaldı.

Tarık Demirkan BBC

16,474FansLike
639FollowersFollow