2026. Haziran 19.
Türkinfo Blog Oldal 178

G.w.M – HELLO

Beş asırlık kitaplarıyla ‘tarih kokan kütüphane’

Türk Tarih Kurumu Kütüphanesi dünyanın dört bir tarafından toplanmış asırlık eserlerle Türk tarihine ışık tutuyor.

Ankara

Türk Tarih Kurumu (TTK) Kütüphanesi dünyanın dört bir tarafından toplanmış asırlık eserlerle Türk tarihine ışık tutuyor.

Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün hamiliğini üstlendiği, gelişmesi için girişimlerde bulunduğu, Macar Türkolog Zajti Ferencz’in koleksiyonunu satın alarak bağışladığı Türk Tarih Kurumu (TTK) Kütüphanesi, bugün 205 bin 875 esere ev sahipliği yapıyor.

Devamı

Bulgaristan, Türkiye dahil 10 ülkeyi kırmızı listeye aldı

Bulgaristan Sağlık Bakanlığı, Kovid-19 salgınıyla ilgili yaptığı son düzenlemeyle aralarında Türkiye’nin de olduğu bazı ülkeleri kırmızı listeye dahil etti.​​​​​​​

Bulgaristan Sağlık Bakanlığı‘nın internet sayfasında yayımlanan düzenlemeye göre, Türkiye‘nin yanı sıra Avusturya, Kuzey Makedonya, Sırbistan, Macaristan, Lüksemburg, İsrail, Kuveyt, Katar, Lübnan kırmızı listeye alındı.

Devamı

MACARİSTAN’DA TURANCILIĞIN GELİŞMESİ TARİHİ

​Macar efsanelerinde de 13.yüzyılın başından itibaren Hun-Macar köken birlikteliği dile getirilmeye başlanmıştı. “Hunor- Magor” veya “csodaszarvas” adı verilen efsanede Hunların ve Macarların Hunor ve Magor adlı iki kardeşten geldikleri hikaye edilmektedir. Simon Kézai’nin 1283 dolaylarında yazdığı tahmin edilen Gesta Hungarorum, 11. yüzyıl sonu 12. yüzyıl başlarına tarihlenen Anonymus’un Gesta Hungarium ve 14. yüzyıldaki Mark Kálti’nin Chronicon pictum vindobonense adlı eserlerinde, bu efsaneye Macarların kökenini açıklamak üzere yer verilmiştir .      1896 yılında yapılan Honfoglalás’ın 1000. yıl kutlamaları da Macar milliyetçiliğine yeni bir ivme kazandırmakla kalmamış, Macar kamuoyunun dikkatlerinin doğuya dönmesini de bir kez daha sağlamıştır. Kutlamalar anısına yapılan anıtta Árpád ve yedi Macar kabilesinin şefleri ön plana çıkmış, Macar tarihinin ulusal kahramanları da anıtta yer almışlardır . 

Macar soylularının ve üst orta sınıflarının gereksindiği milliyetçilik türüne zemin oluşturacak biçimde 20.yüzyılın ilk yıllarından başlayarak Turan kavramı Macaristan’da coğrafi anlamlandırmanın sınırlarını aşmaya başlamıştır. Turan terimine coğrafyanın ötesinde anlamlar yüklenmeye başlaması aynı zamanda siyasal bir hareket olarak Turancılığının doğuşuyla beraber yürüyen bir süreci de başlatmıştır. Aynı dönem içerisinde Osmanlı Türkleri ile Macar Türkologları arasındaki bağlar da kurumsal ilişkilere doğru evrilme yoluna girmiştir. 

1908 yılında kurulan Türk Derneği’nin tek yabancı şubesi, Macar Türkolojisi’nin önemli isimlerinden Ignácz Kunós’un öncülüğünde Budapeşte’de açılır. Török Irodalmi Társaság Türk Edebiyat Cemiyeti]185 adıyla kurulan organın başkanlığına Kunós, onursal başkanlığına Armin H.Vámbéry getirilir. Turancılığa siyasal bir anlam yüklenilen ilk çalışma 1909 yılında yayınlanırsa da pek fazla bir yankı bulamamıştır.186 Öte yandan Budapeşte’de 1910 yılında yayınlanacak bir şiir kitabı Macar Turancılığının adeta bir erken-manifestosu olarak ün kazanırken; şairi Árpád Zempleni’yi de Turancılığın peygamberi mertebesine yükseltir. Turáni Dalok [Turan Şarkıları] adını taşıyan şiir kitabı, o kadar popüler olacaktır ki, daha sonraki yıllarda Almanca ve İngilizce’ye de tercüme edilecektir. Kitapta yer alan şiirler içerisinde özellikle “Keletre, Magyar”[Doğuya Macar] adlı şiir Macar Turancılarının önemli argümanlarını barındırması açısından dikkate değer özelliktedir. Zempleni şiirinde Batıya duyulan kırgınlık ve kızgınlığı, Macarların güvenlik kaygılarını dile getirerek bunlara çare olarak gerçek dostların olduğu yeri, yani Doğu’yu işaret etmektedir. Zempleni’nin çağrısı yanıtsız kalmayacak, aynı yılın sonunda Turan Cemiyeti’nin kurulması gerçekleştirilecektir. 

1905 yılında başarısız bir örgütlenme denemesinin ardından beş yıl geçtikten sonra Macar şarkiyatçıları sonunda, 1910 yılında Turan adlı bir örgüt çatısı altında toplanmayı başarmışlardır. Turáni Társaság Turan Cemiyeti] adıyla gerçekleştirilen bu örgütlenme, hepsi benzer biçimde düşünen, Turan ve Turancılık kavramlarını yakın tarzlarda yorumlayan kişilerin bir araya geldiği bir örgütlenme olmaktan daha çok, Doğu ülkeleri ve halklarıyla ilgilenme düzeyleri bilimsel alanla sınırlı olanlarla, Turan’a politik yaklaşıma sahip olanların platformu biçiminde oluşturulmuştur. Cemiyet bu niteliğinden kaynaklı olarak zaman zaman ayrılmalar ve bölünmelerle güç yitirmiş olmasına rağmen 1944 yılına kadar varlığını sürdürmeyi başaracaktır. 

TURAN CEMİYETİ’NİN KURULMASI 1910 yılının son günlerinde kurulan190 Cemiyet’in ortaya çıkmasında Alajos Paikert’in yoğun çabalarının olduğu anlaşılmaktadır.191 30 Aralık 1910 tarihinde Béla Erödi’nin başkanlığında Kurucu Genel Kurul gerçekleştirilir. Cemiyet’in onursal başkanlıklarına Kont Béla Széchenyi ve Ármin Vámbéry getirilir. Başkanlık görevi ise Kont Pál Teleki’nin olur.192 Jenő Cholnoky, Béla Erödi, Kont Mihályt Károlyi, Lajos Loczy ve Kont László Szapáry başkan yardımcıları olurlar. Alajos ise idari işlerden sorumlu başkan yardımcılığı görevine getirilir. Cemiyet’in yönetim kurulunu ise kısmen içlerinde Ignácz Goldziher, Gyula Mészáros, Bernat Munkácsi, Gyula Sebestyén, Ferenc Hopp ve Antal Velics gibi Macar bilim dünyasının saygın isimleri ile kısmen de soylular oluşturur. 30 kişilik yönetim kurulunun toplam beş kont unvanına sahip üyesi bulunmaktadır.

Cemiyet 1912 yılından başlayarak beş araştırma- inceleme gezisi düzenlemiştir.196 Bu gezilerden ilki 1912 yaz aylarında Gyula Mészaros- Rezső Milleker ikilisinin başkanlığında yapılan Tuz Gölü inceleme gezisidir. Her ikisi de Turan Cemiyeti üyesi olan bu kişilerin yaptıkları gezinin temel amacı Ankara ve Konya çevresinin coğrafi, jeolojik ve ekonomik yapısının araştırılmasıdır. İkinci gezi jeolog Imre Timkó başkanlığında Aral Gölü ve Hazar Denizi çevresine yapılmıştır.Timkó Turan Cemiyeti ortak üyelerindendir.197 Üçüncü gezi Milleker başkanlığında 1913 yılında Anadolu’ya yapılan , Konya ve Kayseri arasındaki bölgenin bilimsel ve ekonomik açılardan incelendiği gezidir. Bu bölgenin önemi Bağdat Demiryolu’nun alanı içerisinde kalması ve “komşu Monarşi”[Prusya] için hayati değerdeki Kilikya bölgesi ile komşu olmasıdır . 

1912 yılının bir başka gelişmesi Cemiyet’in yurt içi ve dışında bağlantılar kurma çabası içerisine girmesidir. Cemiyet maddi zorluklarını aşmak için Hükümete başvurarak maddi destek isteminde bulunur. Benzer bir istek Uluslararası Orta ve Doğu Asya Cemiyeti Macar Komitesi’ne iletilir. Macar hükümeti, Din ve Eğitim Bakanlığı aracılığıyla Turan Cemiyeti’ne 2000 korona yardım vermeyi kabul eder.201 Uluslararası Orta ve Doğu Asya Cemiyeti Macar Komitesi ise, ancak arkeolojik çalışmalara destek verebileceğini Cemiyet’e iletir.202 Macar Tarih Kurumu Macar Turan Cemiyeti’nin kuruluşunu memnuniyetle karşıladığını bildirerek tarih alanında her türlü desteği vermeyi vaat eder .

Aynı yıl Turan Cemiyeti Osmanlı ülkesindeki Türkçü aydınlarla da bağlantı kurma çabası içerisine girer. Osmanlı Devleti’nin Budapeşte konsolosu ve tanınmış Türkçü aydınlardan Ahmed Hikmed [Müftüoğlu] ile Cemiyet arasında ilişkilerin geliştiği, Ahmed Hikmed Bey’in girişimleriyle Macar Turancıları ile Osmanlı Türkçü aydınları arasında bir takım bağların kurulduğu düşünülebilir. Bu çabalar sonucunda Türk Yurdu’nun 1912 Şubat sayısında Budapeşte’de Turan adıyla bir cemiyetin kurulduğu haberi, Turan Cemiyeti üzerine kısa bilgiyle beraber verilir.205 Cemiyet’in önemli isimlerinden ve gelecekteki başkanı Gyula Pekár’ın yazdığı bir mektupta da “Türk Turan Cemiyeti” başkanının kendilerine gönderdiği kutlama mesajından söz edilmektedir 

Macaristanda  Turancılığa yöneliş’teki etken Macarcanın hangi dillerle akraba olduğu konusu Macarların hangi kavimlerle akraba olduğu meselesidir.  Müslüman Türklere  büyük bir sempati duyuluyordu,Katolik Hristiyan  Macarlar tarafından Türklerin en yakın temsilcisi olan Osmanlılar, Macaristan’ın bağımsızlığına Mohaç Meydan Savaşı ile son vermişlerdi, bu da doğruydu. Ama, bu gerçekler Türklere duyulan yakınlığı engellemeye yetmiyordu. Macarlar, kökeni Asya olan bir halktı ve Türklerle akrabaydı. Fakat sadece Türklerle değil, Ural-Altay, Fin-Ugor ve Uzak asya halkları da, Turan kavramının çerçevesi içine sokuluyordu: Macarlar, Finler, Estonyalılar, İslâvlaşmamış Bulgarlar, Türkler, Tatarlar, Türkmenler, Kırgızlar, Özbekler, Başkurtlar. Fakat bazıları “Turan”ı daha geniş kapsamlı düşünüyorlar, bu saydıklarımıza ilâveten Japonları, Korelileri, MoğollarıTuran’ın diğer ortakları olarak düşünüyorlardı.

Turan kavramını ilk kullananlardan biri de Macar araştırmacı Miksa Müller’di. Müller, Hind-Avrupa ve Sami ırkından olmayan Asya kavimlerini ‘Turan halkları’ adı altında tek bir topluluk olarak kabul ediyordu. Müller’e göre, Turan kavimleri kuzey ve güney olmak üzere iki kola ayrılıyordu. Kuzey kolu (Ural-Altay grubu) Tunguz, Moğol, Türk-Tatar, Fin-Ugor ve Samoyed  gibi gruplara ayırıyordu.

Tabiî ki, dil, tarih, etnoğrafya ve kültür araştırmalarının henüz emekleme döneminde bulunduğu bu sıralarda, sözünü ettiğimiz gruplamaları gerçekmiş gibi kabul eden çevreler hayli genişti. Ama, ilmî çalışmalar ilerledikçe bu tür sınıflamaların bir anlam ifade etmediği ortaya çıkacaktı. O dönemde, Macarların, kendi kimliklerini geniş bir topluluğun mensubu olmakla daha yüksek değerde ortaya çıkarma eğilimleri de önemli rol oynuyordu.

Macar Turancılığının en önde gelen simalarından Pal Teleki, sonraları yaptığı bir açıklamada, bu duruma şöyle bir yorum getirecekti:

“Siyasî hareketlerin ve ülkülerin haklılığının ölçüsü hiçbir zaman ilmî gerçek olmamıştır. İlmî gerçek doğrulasın veya yalanlasın fark etmez. Siyasî hareketlerin ve ülkülerin haklılığının ölçüsü, ülküye olan inancın güçlü olması ve başarıdır”.

Macar Turancılığı, çeşitli safhalardan geçerek İkinci Dünya Savaşı yıllarına kadar devam etmiştir. Bu arada siyasî boyutu gittikçe genişlemiş, Turancılığın önde gelen şahsiyeti Pal Teleki, artık bağımsızlığına kavuşmuş olan Macaristan’ın başbakanlığına kadar yükselmiştir.

Macarların kökeni  hakkında  1938’de şu görüşler hâkim olmuştur:

“Bizler de Türkler de Hunların çocuklarıyız. Tarihî kayıtlarda biz ‘Türk’ olarak adlandırılmışız. Bulgarlar da Hun soyundandır. Bizim ilk kralımız olan Ellák Attila’nın oğludur. Kutsal tacımızın alt bölümü Bizans İmparatoru tarafından ‘Türkiye’nin kralı Géza’ya’ ibaresiyle gönderilmiştir.”

Bu, doğru bir tesbitti. Eski Bizans, Arap ve İran kaynakları Macarlardan “Türk” olarak söz ediyordu. Macarları Orta Avrupa’ya getirerek yerleştiren Türk Arpad soyundan Géza, bütün Macarların kralı olup da Hristiyanlığı kabul edince, Bizans İmparatoru, onu Türkiye’nin kralı olarak tanımıştı. Bu tarih, yaklaşık olarak 970’lere tesadüf etmektedir. Bizans, o tarihte Macar devletini bir Türk devleti olarak kabul ediyordu. Daha sonraki araştırmalar da, Macarların, özellikle Sabar Devleti’nin bünyesinde uzun zaman birlikte yaşadıkları Türklerin geniş ölçüde etkisi altında kaldıklarını göstermektedir. Birçok âdet, gelenek, savaş biçimi, yaşayış tarzı Türklerle aynıdır. Macarcada bugün bile yaşayan yüzlerce kelime Türkçe kökenlidir,

Macarlar  komünizm dönemini gördüler büyük acılar çektiler, komünizmin yıkılmasıyla  Macaristan’da  Turancılık tekrar yükselişe  geçip Macar Turancılarının partisi Jobbik  Macar meclisinde 3.üncü  büyük siyası parti olma hüviyetini kazandı.

Kaynakça;

1)Tarık Demirkan, Macar Turancıları, Tarih Vakfı yayını, İstanbul, 2000.

2)-Nizam Önen, İki Turan, İletişim yayınları, İstanbul, 2005.

tahtapod.com/blog/macaristan-da-turanciligin-gelismesi-tarihi

Erzurum Devlet Tiyatrosu Ferenc Karinthy’nin”Peynirli Yumurta” oyununu sahneleyecek

Erzurum Devlet Tiyatrosu (EDT), “Peynirli Yumurta” oyununu yarın seyirciyle buluşturacak.

Erzurum Devlet Tiyatrosu (EDT), “Peynirli Yumurta” oyununu yarın seyirciyle buluşturacak.

Ferenc Karinthy’nin yazdığı Çiğdem Aydın’ın çevirdiği ve Eray Eserol’un yönettiği tek perdelik oyunda, Macaristan’da yaşamak zorunda olan bireyin özgürlük özlemi, var olma çabası ve yaşadıkları sorunlar, bar sandalyesinde oturan bir kişinin kendisi ve çevresiyle hesaplaşması üzerinden anlatılıyor.

Dekoru Sinan Yardımedici, kostümleri Esra Selah, ışık tasarımını Rahmi Özan’ın yaptığı oyunda, Bayram Atila Karagöz ve Merve Gül rol alıyor.

Oyunun yönetmeni Eray Eserol gazetecilere yaptığı konuşmada, salgın nedeniyle kasım ayında internet üzerinden oyunun çalışmalarına başladıklarını söyledi.

Eserol, 3 farklı kentte çalışma yaptıklarını belirterek, “Dramatik tarafları ve karakterlerin değişimlerini Erzurum, İzmir ve Ankara’da yaptık. İnternette oyunun temelini attık ve Ankara’da ise provalarına başladık. Biz ortaya bir fotoğraf koyuyoruz sonra içini duygu, gerilim ve çatışma ile dolduruyoruz. Çatışma ve gerilim bizde bir şeylerin eksiklik duygusunu yaratıyor. Metne dayalı bir tiyatro yapıyoruz.* diye konuştu.

EDT Müdürü Sezai Yılmaz da ikinci oyunlarını yarın sahneleyeceklerini belirterek, Erzurum ekibi olarak Türkiye’nin dört bir yanında turnelerin devam ettiğini aktardı.

Son Dakika.com

Macarca öğrenmek isteyenler için işte fırsat!

Türkinfo Vakfı  sizi “Macarca pratik” yapmaya çağırıyor.

Macaristan’da yaşayan, çalışan Türkler için en ciddi sorunlardan biri Macarcayı yeteri kadar konuşamamak.

Bilindiği gibi üniversite öğrencileri okulda “İngilizce” ya da “Almanca” eğitim görüyorlar.

Macaristan’a çalışmak için gelen Türkler ise iş lisanı olarak İngilizceyi kullanıyor, ya da Türk şirketlerinde, Türkler arasında yaşıyor ve dolayısıyla günlük hayatta Türkçe konuşuyorlar.

Oysa bir ülkeyi, bir kültürü en iyi tanımanın yolu, o ülkenin dilini konuşabilmekten geçer.

İşte kurulduğu tarihten bu yana kültürel kamu hizmeti veren Türkinfo Vakfı bu temel gerçekten yola çıkarak, Macarcasını pratik yaparak geliştirmek isteyen Türklere bir fırsat sunuyor.

“Nyelvklub” sizin için kuruldu!

Macarcasını geliştirmek isteyenler için haftada bir kez olmak üzere, Macar öğretmenler  eşliğinde size pratik yapma olanağı sunuyoruz.

Gyere beszéljünk magyarul!

Katılım ücretsizdir!

İlk toplantımızın tarihi: 28 Ocak 2022, Cuma.

Saat: 18.00

Yer: Trap Cafe, Budapest, Erzsébet krt. 41, 1073

Macaristan’da hükümet altı temel gıda maddesinin fiyatını dondurdu

Bundan böyle şeker, un, sıvıyağ, domuz eti, tavuk ve süt fiyatları arttırılamayacak.

Başbakan Viktor Orban tarafından açıklanan bu önlem ile son zamanlarda enflasyon nedeniyle artan hayat pahallılığının dar gelirliler üzerindeki etkisinin azaltılmasına çalışılıyor.

Bu altı ürünün fiyatı geçtiğimiz ekim ayındaki düzeyde olmak üzere sabitlenecek.

Son zamanlarda Avrupa Birliği içinde tüm ülkelerde olmak üzere enflasyonda yavaş da olsa bir artış söz konusuydu.

Macaristan’da 2021 yılı enflasyonu % 7,4 olarak açıklandı.

 2021 sonbaharında hükümet enflasyonla mücadele kapsamında akaryakıt fiyatlarını da sabitlemişti.

Macaristan’ın nüfusunda son 145 yılın en sert düşüşü kaydedildi

Macaristan Merkezi İstatistik Ofisi, Macaristan’da 1876’dan bu yana en sert nüfus düşüşünün kaydedildiğini bildirdi. Ülkede ayrıca 1945’ten bu yana en yüksek ölüm sayısı kaydedildi.

Macaristan’ın nüfusunda 1876’dan bu yana en sert düşüşün kaydedildiği bildirildi.

Yerel basının Macaristan Merkezi İstatistik Ofisi (KHS) verilerine dayandırdığı haberine göre, Macaristan’da 2021’de 150 bin kişi hayatını kaybetti. Böylelikle ülkede 1945’ten bu yana en yüksek ölüm sayısı kaydedildi.Ülkede 2021’de 93 bin bebeğin dünyaya geldiği, bunun da son 10 yılda kaydedilen en yüksek doğum sayısı oldu.

MACARİSTAN’DA NÜFUS 145 YILDAN SONRA İLK KEZ 57 BİN AZALDI

Son 10 yılda nüfusun yaklaşık 350 bin azaldığı Macaristan’da, düşüş bu şekilde veya hızlanarak devam ederse nüfusun 2040’ta 8,5, 2070’te de 6 milyona düşmesi öngörülüyor.

COVID-19 KAYNAKLI CAN KAYBI 40 BİNİ AŞTI

Macaristan Covid-19 salgınında, 1 milyon kişi başına düşen ölü sayısı sıralamasında 4. sırada yer alıyor. Nüfusu 9 milyon 730 binin üstünde olan ülkede, Covid-19 kaynaklı toplam can kaybı sayısı da 40 bini aştı. Ülkede Nisan 2021 sonuna kadar 5 milyondan fazla kişiye iki doz, şimdiye kadar da 3,3 milyon kişiye hatırlatma dozu uygulandı.

MACARİSTAN’DA DOĞUM POLİTİKASI

Ülkede 2020’de erkeklerin ortalama yaşam süresi 72,5’ti. Budapeşte yönetimi, nüfustaki düşüşle baş edebilmek için “göç yerine doğum” yaklaşımını benimsiyor.

Macaristan Başbakanı Viktor Orban, 23 Eylül 2021’de yaptığı açıklamada, nüfus azalmasına karşı devletin ailelere destek vermesi gerektiğini belirtmişti.

Demografi sorununu göçle değil nüfusu artırarak çözmek istediğini söyleyen Orban, şunları kaydetmişti:

“Göç bizim için bir kimlik meselesidir. Avrupa’da bir ülke ancak orada yaşayan insanların temel konularda aşağı yukarı aynı değerleri paylaşması durumunda hayatta kalabilir. Aksi takdirde bu ülke, bu millet dağılacaktır.”

AA/Birgün

Snow in Budapest

16,474FansLike
639FollowersFollow