Macar yönetmen István Szabó’nun “Taraf Tutmak” (Taking Sides) filmi, 20’nci yüzyılın en iyi orkestra şeflerinden biri olarak kabul edilen Wilhelm Furtwängler’in İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki sorgulama sürecini anlatır.
Kaynak: beyazperde
Amerikalı bir binbaşının (Harvey Keitel şahane canlandırır) liderlik ettiği bu süreçte sorgulanan şey, ünlü orkestra şefinin Nazi partisiyle geçmişte işbirliği yapıp yapmadığı meselesidir. Furtwängler yöneltilen suçlamalar üzerine savaş boyunca birçok Yahudi’yi himaye ettiğini söyler ama şunu da kabul eder: Nazilere karşı ödün vermek zorunda kalmıştır, muhalefet etmemiştir ama onlarla doğrudan bir işbirliği içine de girmemiştir. Amacının müziğin politikadan daha önemli olduğunu kanıtlamak olduğunu yineler Furtwängler. Ama birtakım belgeler ortaya çıktıkça da zor durumda kalır. Film zaten seyirciyi sürekli bir ikilemde bırakır: Furtwängler masum mudur yoksa suçlu mu?
Rusya ordusunun yüz binlerce askerle dört koldan Ukrayna topraklarına girişiyle Avrupa’da ve hatta dünyada yeni bir dönem başladığı konusunda küresel stratejistler ve uluslararası ilişkiler bilimi uzmanları genellikle hemfikirler.
Bu dönemin temel özellikleri Batı’nın önde gelen devletlerinin ortak bir tehdide karşı 2. Dünya savaşından bu yana görülmemiş bir hızla kenetlenmesi ve güçlerini harekete geçirmesi oldu.
Berlin duvarının yıkılmasının ardından, Avrupa’da pek çok ülkede artık atıl yapısı nedeniyle gereksiz görülen ve “beyin ölümü gerçekleşti” denilen NATO’ya da artık daha fazla değer verilmeye başladı.
Avrupa Birliği kenetlendi
Avrupa Birliği (AB) içindeki yapısal ve kurumsal işleyişle ilgili bitmez tükenmez tartışmalar da askıya alındı. AB üyesi ülkeler şimdiye kadar görülmemiş bir hızla kararlar alıp Rusya’ya karşı can alıcı yaptırımlar uygulamaya başladı.
Avrupa Birliği, Rusya üzerinden sadece kendi topraklarına yönelik potansiyel egemenlik tehdidine karşı değil, Batı uygarlığının temel değerlerini hedef alan yıkım tehdidine karşı kenetlendiğine dair açıklamalar yaptı.
Amerika Birleşik Devletleri’nin, NATO’nun Rusya tehdidi altında olduğu öne sürülen Doğu Avrupa ülkelerine yaptığı askeri yardımları gereksiz gören Almanya, Rusya’nın Ukrayna’ya açtığı savaşın ardından birkaç gün sonra Avrupa’nın şimdiye kadar gördüğü en büyük askeri yatırım bütçesini açıkladı.
Almanya’nın hamlesi önümüzdeki yıllarda Avrupa’ya sadece silah sanayindeki büyük yatırımlar nedeniyle, yani sadece ekonomik olarak değil; Almanya’nın AB liderliğini askeri anlamda da eline alması nedeniyle damga vuracak türden bir hamle.
Avrupa Birliği’nin yeniden ortak adımlar atmaya başlaması, AB içinde, birliğin yapısal özellikleri üzerine süren tartışmaları ve bazı ülkelerin kendi ulusal egemenliklerini tehlikede görmeleri nedeniyle gündeme gelen bölgesel ittifakları da silip atacak türden.
Doğu Avrupa ülkeleri yol ayrımında
Bu bölgesel ittifakların en kayda değeri V4 ülkeleri olarak anılan Orta ve Doğu Avrupa ülkeleriydi. Merkezi Avrupa’nın oluşmasını, mültecilerin kabul edilmesiyle etnik anlamda çok renkli bir Avrupa Birliği’nin ortaya çıkmasını uzun vadede kendi ulusal güvenlik stratejileri açısından kabul edilemez gibi gören V4 ülkeleri, yani Polonya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti ve Slovakya, kendi ulusal egemenlik alanlarına Brüksel’in AB’nin temel kurumları aracılığıyla müdahale etmesini hoş karşılamıyordu.
V4 ülkelerinin iki temel direği olan Polonya ve Macaristan’da hükümetler AB yatırım fonlarının kendi taraftarlarına dağıtılması yoluyla ulusal sermaye yaratma hedefini resmen de benimseyerek uyguluyorlardı. Bu ise yolsuzluk iddialarına yol açıyordu.
Her iki ülkede de hukuk devletinin bazı temel özelliklerinin “ihmal” edilmesiyle, ülkede taraflı bir basın yaratılmasıyla ve popülist uygulamalarla muhalefet üzerinde sonuç alıcı bir baskı ortamı yaratılmıştı.
Bu ortamda Avrupa’nın, hukuk devleti, bireyin hak ve özgürlükleri, yargının bağımsızlığı gibi bazı temel değerlerinin Avrupa Birliği tarafından söz konusu ülkelerde hayata geçirilmesi talebi, V4 ülkelerinin kendi “ulusal egemenliklerine müdahale” gerekçesiyle bu talebi reddine ve V4 ülkelerinin kendi aralarında kenetlenmesine neden oluyordu.
Polonya ve Macaristan ekseni dağılıyor
İşte Rusya’nın Ukrayna’ya karşı açtığı savaş bu birlikteliğin temellerini de yok etti. Polonya, ulusal güvenliği açısından tarihte en büyük tehlike olarak gördüğü Rusya’ya karşı batının tüm girişimlerini destekleyerek, hatta daha fazlasını talep ederek Rusya’ya karşı tavır aldı.
Macaristan ise Rusya’ya karşı AB yaptırımlarına karşı tek başına veto uygulamayı göze alamadı. İlk günlerde Rusya’yı Swift sisteminin dışına itmeye yönelik öneriye Almanya ve İtalya ile birlikte hayır dedi, ancak daha sonra bu ülkelerin değişen tavrına bağlı olarak öneriyi onayladı.
Ancak Macaristan hâlâ başbakanının deyimiyle “savaşta taraf olmama” çizgisini izlemeye devam ediyor. NATO’nun ya da Avrupa Birliği üyesi ülkelerin Ukrayna’ya Macaristan üzerinden silah sevkiyatına izin verilmeyeceğini açıkladı.
Macaristan başbakanı Viktor Orban “Rusya savaşın ardından da var olmaya devam edecek” diyerek ekonomik ilişkilerin tamamen koparılmamasından yana olduğunu bir radyo konuşmasında vurguladı. Orban, ülkede Rusya devlet kredisi ve teknolojisiyle inşa edilmesi planlanan Paks 2 nükleer santralinin de iptal edilmeyeceğini açıkladı.
V4 ülkelerinin savaşın getirdiği yeni koşullarda tek ortak yanları mülteciler konusundaki olumlu yaklaşımları. Ukrayna ile sınırı olan V4 ülkeleri mültecilere hemen yardım eli uzattı. Şimdiye kadar Polonya 505 bin, Macaristan 116 bin, Slovakya 131 bin mülteci kabul etti.
Savaş sonrasında nasıl bir Avrupa bekleniyor?
Savaşın gidişatı üzerine henüz çok değişik varsayımlar seslendirilse de, Avrupa’nın geleceği Rusya-Ukrayna savaşının sonucuna çok derinden bağlı değil.
Avrupa Birliği açısından Rusya’nın Ukrayna’ya müdahalesi başlı başına Berlin duvarının çöküşü kadar önemli bir dönemeç.
Avrupa Birliği, tarihinde ilk kez bu kadar büyük krizle ve varlık koşullarını tehdit eden bu kadar büyük bir tehlikeyle karşılaştı. Şimdiye kadar enerji bağımlılığı ve ticari ilişkiler nedeniyle Rusya’nın müdahalelerine ve ilhaklarına ses çıkarmayan AB, bu kez Rusya üzerinden gelebilecek tehlikenin AB için ne kadar ölümcül olacağını idrak etti.
NATO ile ilişkilerin güçlendirilmesi, Avrupa Birliği’nin kendi ordusunun ve muharip silahlı güçlerinin oluşturulması, bağımsız enerji politikalarının acilen hayata geçirilmesi ve en önemlisi de Avrupa Birliği’nin “bir tartışma kulübü” olmakta çıkarılıp, kendi içinde dinamik ve hızla karar alıp uygulayabilen bir yapıya dönüştürülmesi önümüzdeki yılların en önemli hedefleri olacak.
Dünyada milliyetçi, sağ, otoriter rejimler ve sağ popülist hareketlerle beraber yükselen toplumsal cinsiyet karşıtlığını İstanbul Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Dr. Gizem Bilgin Aytaç ve araştırmacı Ayda Sezgin ile konuştuk.
2021 yılının kadınlar, çocuklar ve LGBTİQ’ların hak mücadeleleri ve pandemi koşulları açısından zorlu geçen bir yıl olduğunu söyleyebiliriz. Toplumsal cinsiyet temelli şiddetin Türkiye, Ortadoğu, Asya, Latin Amerika gibi bölgelerde de yoğun olarak görülmesi, Orta Avrupa ve Balkanlar’da yapısal şiddetin bir parçası haline gelmesi vahim sonuçlar doğurmaktadır. Oysa, küresel ve bölgesel düzlemde çoğunlukla “aileyi koruma adına” feminist ve queer muhalefeti bastırmaya yönelik ana akımlaşan-toplumsal cinsiyet karşıtı hareketleri (anti-gender) görmekteyiz. Corredor (2019) ve Kuhar ve Paternotte (2017), toplumsal cinsiyet karşıtı hareketleri, kullandıkları benzer stratejiler ve ortak söylemler sebebiyle ulusal eğilimler taşıyan, münferit hareketler olarak görülemeyeceğini, aksine giderek ulus üstü bir görünüm sergilediğini ileri sürmektedirler.
Bu incelemede 2021’e damgasını vuran söz konusu hareketleri Polonya, Macaristan ve Türkiye örnekleri üzerinden karşılaştıracak, bu küresel akımı yükselen neoliberalizm ve sağ popülizm olgularıyla inceleyeceğiz.
Aytaç ve Sezgin’in bu hareketlerin yükselişte olduğu Türkiye, Polonya ve Macaristan’ı karşılaştırdıkları, programımızda konu ettiğimiz makalesine buradan ulaşabilirsiniz.
Orban, Macaristan ekonomisine ilk darbenin Rus bankası Sberbank’ın Avrupa’daki operasyonlarını durdurma kararı olduğunu söyledi.
Pexels
Rusya lideri Vladimir Putin’le yakın olduğu bilinen Macaristan Başbakanı Viktor Orban, Ukrayna işgali karşısında Avrupa Birliği yaptırımlarını desteklediklerini ancak yaptırımların kaçınılmaz bir şekilde Macaristan ekonomisini de etkileyeceğini söyledi.
Reuters’ın aktardığı habere göre, Macaristan ekonomisine ilk darbenin Rus bankası Sberbank’ın Avrupa’daki operasyonlarını durdurma kararı olduğunu, çok sayıda şirketin parasını kaybettiğini söyledi.
Wizz Air, Ukrayna sınır ülkelerinden kalkacak uçaklarında 100 bin ücretsiz koltuk sunarak Ukraynalı mültecileri taşımaya yardım edeceğini duyurdu.
Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesinin sekizinci gününde Ukrayna vatandaşları ülkeyi karayolu ve trenlerle terk etmeye başladı. Hava sahasının kapalı olduğu ülkeye uçuşlar yapılamazken Wizz Air’den ülkeyi terk edecek mültecilere destek açıklaması geldi.
Wizz Air Facebook
Macar taşıyıcı Wizz Air, Ukrayna’nın komşu ülkeleri Polonya, Slovakya, Macaristan ve Romanya’dan kalkan uçuşlarda Ukraynalı mültecilere ücretsiz bilet sağlayacağını açıkladı. Havayolu, mültecileri Ukrayna’ya komşu ülkelerden tüm kıta Avrupası’na taşıyacak.
Düşük maliyetli Macar taşıyıcı, Ukrayna’nın sınır ülkelerinden Avrupa’daki diğer noktalara uçuşlar ekleyerek mültecilerin nihai varış noktalarına ulaşmalarına da yardımcı olacak.
Wizz Air CEO’su József Váradi; “Bu kriz sırasında kalbimiz Ukrayna halkıyla birlikte. Mümkün olduğunca çok sayıda Ukraynalı mültecinin güvenli bir yere gitmelerine yardım etmeye kararlıyız, bu nedenle onlara sınır ülkelerinden 100 bin ücretsiz koltuk ve diğer tüm uçuşlarda özel kurtarma ücretleri sunacağız.” dedi. József Váradi; “Ağ genelindeki çalışanlarımız tarafından sahada büyük insani çabalar gördük ve bir şirket olarak bu çabalarda üzerimize düşeni yapmak istedik. Bu mülteciler için güvenli ve sıcak bir yolculuk sağlamaktan mutluluk duyarız” ifadelerini kullandı.
Türkiye dışından bir Türkologla yapılan ilk nehir söyleşi olma özelliğini taşıyan Tuna Kürsüsü’nde, ömrünü Türk-Macar dil ve kültürüne hasretmiş, gerek Türkçeden Macarcaya gerek Macarcadan Türkçeye çevirileriyle bu iki kardeş milletin edebiyatının karşılıklı tanıtımında gerçek bir kürsü görevi yüklenen Edit Tasnádi’nin İkinci Dünya Savaşı yıllarından günümüze bu ilişkilerin ağında şekillenen hayatını ve Türk-Macar ilişkileri tarihinin daha geniş çerçevesi içinde tarihimizin, dilimizin, edebiyatımızın, folklorumuzun ilgi çekici safahatını okuyacaksınız.
Kaynak: otuken.com.tr
“Edit Tasnádi; Gyula Németh, Lajos Ligeti, Zsuzsa Kakuk gibi ünlü Türkologların öğrencisi olmuş ve bir Türkolog olarak yetişmiştir. Ama hayat onu âdeta modern Türkçenin içine atmıştır. Budapeşte’deki Macar Radyosunun Türkçe servisinde yıllarca çalışmak, Türkiye’de ve Avrupa gurbetinde yaşayan Türklere Türkçe programlar hazırlamak, onlardan gelen mektupları okumak, sınıflandırmak, türkü isteklerine cevap vermek onun Türkçesini pişirmiştir. Bu pratiğin üstüne beş yıl boyunca Ankara’da DTCF’de okutmanlık yapmak da onun çalışma alanını belirleyen etkenlerden biri olmuştur. Edit Hanım, eski Bulgar Türkçesinden Macarcaya geçen kelimelerle meşgul olmuştur, Macarca-Türkçe ve Türkçe-Macarca Sözlük çalışmalarının içinde yer almıştır ama onun asıl çalışma alanı çeviri olmuştur. Özellikle Türkçeden Macarcaya. Onlarca romanımız, öykümüz, şiirimiz, deneme ve araştırma kitabımız onun emekleriyle, onun güzel ve mutlaka estetik diliyle Macarcaya kazandırılmıştır. Yaşar Kemal, Orhan Pamuk, İhsan Oktay Anar, Memet Baydur, Gül İrepoğlu, Buket Uzuner, Orhan Asena, Tarık Buğra, Turan Oflazoğlu, İlber Ortaylı ve daha pek çok yazar ve şairimiz onun kalemiyle Macarcada hayat bulmuştur. Edit Tasnádi Türk-Macar edebî ilişkilerinin her alanında söz söylemiş, kalem oynatmıştır. O, Türk-Macar edebî ilişkilerinin her yerde hazır olan sözcüsüdür.”
Basketbolda FIBA Kadınlar Avrupa Kupası çeyrek final eşleşmeleri belirlendi. Galatasaray ile Macaristan ekibi Szekszard, ÇBK Mersin Yenişehir Belediyesi ile Fransız temsilcisi LDLC ASVEL eşleşti.
Organizasyondan yapılan açıklamaya göre gerçekleştirilen kura çekimi sonucu Türk temsilcilerinden Galatasaray, Macaristan ekibi Szekszard ile eşleşirken, ÇBK Mersin Yenişehir Belediyesi’nin rakibi Fransız ekibi LDLC ASVEL oldu.
Çeyrek final ilk maçları 10 Mart, rövanşları ise 17 Mart’ta yapılacak. İki Türk ekibi de ilk karşılaşmalarına deplasmanda çıkacak. Kazanan takımlar, 5-7 Nisan’da oynanacak Dörtlü Final’e yükselecek.
Kupada eşleşmeler şu şekilde:
Tango Bourges (Fransa) – Basket Landes (Fransa)
Galatasaray (Türkiye) – Szekszard (Macaristan)
Valencia (İspanya) – Umana Reyer (İtalya)
ÇBK Mersin Yenişehir Belediyesi (Türkiye) – LDLC ASVEL (Fransa)
A weboldalon cookie-kat használunk, amik segítenek minket a lehető legjobb szolgáltatások nyújtásában. Weboldalunk további használatával jóváhagyja, hogy cookie-kat használjunk.