2026. Temmuz 27.
Türkinfo Blog Oldal 135

Avrupa’nın Turan ülkesi: Macaristan

“Macarlar Avrupa’daki tek ve son Asyalı halktır. Macaristan Türk vizyonunu yaşama geçirmek için elinden geleni yapacaktır”

Bu sözler geçtiğimiz günlerde gerçekleşen 9. Türk Devletleri Zirvesi’ne bakanlarıyla ve 60 kişilik kalabalık bir delegasyonla katılan Macaristan başbakanı Viktor Orban’a ait.

Türkiye’nin liderliğini yaptığı, Asya’nın Türki devletlerini bir araya getiren, işbirliğine dayalı ve uzun vadeli ortak projeler temelinde uluslararası dengeleri etkileyebilecek bir teşkilat olmayı hedefleyen Türki devletler grubunda -bir konuk ülke olarak da olsa- Avrupa’nın merkezindeki Macaristan ne arıyor?

Bu sorunun yanıtı Macaristan’ın tarihinde ve Avrupa Birliği içindeki özel konumunda gizli.

MS 10. yüzyılda kavimler göçüyle Asya’dan Orta Avrupa’ya gelen ve bugün yaşadığı topraklara yerleşen Macar kavmi, lisan olarak, Türkçenin de dâhil olduğu Ural -Altay dil grubuna bağlı olmasa da tarihçiler tarafından köken olarak Türki halklarla akrabalık bağı olan bir halk olarak tanımlanıyor.

Orta Avrupa’daki bin yıllık tarihi süresince Osmanlı imparatorluğu ile yüz yıllarca süren savaşlar yaşamış olsa da, Macar tarih yazınında ve Macar ulusunun kolektif kültür hafızasında Hunlarla ve Türki halklarla olan bağlar pozitif etki bırakarak hala yaşamaya devam ediyor.

Macar Turancıları ne hedefliyordu?

Efsanelerden halk edebiyatına, müzikten toplumsal geleneklere, dildeki ortak kelimelerden ulusal kültürün Asya kökenli öğelerine kadar iki halk arasındaki bağların bilimsel olarak kökenlerine inme çabaları 19. yüzyılın sonlarında Macar siyasetinde bir ideoloji olarak Turancılığın geliştirilmesine neden olmuştu.

Türkiye’de yaygın olarak bilinmese de, Turancılığın Türkler tarafından değil Macarlar tarafından ve Macar ulusunun geleceği için yaratılan bir ülkü olduğu araştırmacıların malumudur.

Macar tarihçiler ve bilim adamları tarafından ortaya atılan bu tez, ağırlıklı olarak Asya Türki halklarının –ki buna Turan halkları adını vermişlerdi- Slav ve Germen halkları karşısında alternatif bir blok oluşturmasını ve ortak hareket etmesini hedeflemişti.

Bu teze göre Asya kökenli olan Macar halkı da Turan’ın bir parçasıydı ve Macar Turancıları, en batıdaki Turan ülkesi olarak tanımladıkları Macaristan’a daha 20. yüzyılın başında Turan ülkeleri lideri sıfatını layık da gördüler.

Macar Turan ideologlarına göre Macaristan, Turan halklarını bir araya getirerek, Doğu ve Batı dünyası arasında Slav ve Germen halkları dışında yeni bir birlikteliğin inşasına liderlik etmeliydi.

Turan ideolojisi, Macarlar tarafından geliştirildiği o dönemde, öncelikle coğrafi ve kültürel bir kavramdı. Bu ülkünün içeriğinin doldurulması ve birlikteliğin inşası ise siyasetin işiydi ve hedeflenen model de uluslararası dengeleri etkileyecek yeni bir birliktelikti.

Macar Turancıları dört bir koldan turan ülkeleri arasında Turan federasyonunu yaşama geçirmek için çalışmaya başladılar. Ancak büyük paylaşım kavgalarının neden olduğu I. Dünya Savaşının arifesinde söz konusu halkların birlikteliğinin yaratılabilmesinin bir ütopya olduğu kısa sürede anlaşıldı.

Pek çok ülkeye yayılan Turan ideolojisi de daha sonraları, özellikle de hemen II. Dünya savaşı öncesi ve sonrası yıllarda, ırkçı bir içerik üzerine inşa edilecek radikal sağın temel ideolojilerinden biri haline geldi.

Türk Devletleri Topluluğu ve Turan ülküsü

İşte bu tarihsel perspektiften bakıldığında 21. yüzyılda Türk Devletleri Topluluğu olarak bir araya gelen Türki devletler grubunun aslında ortak paydası coğrafi ve kültürel özellikler olan ve uluslararası çıkar birlikteliğine dayanan Macar turan ideolojisini anımsattığı kolayca anlaşılır.

Bu model Macar siyasetçileri için yabancı değil. Yani burada söz konusu olan birliktelik Macar siyaset ve ideoloji dünyasında tarihsel olarak yeri olan bir modeldir. Bu anlamda Macar başbakanı Viktor Orban’ın Türk devletleri topluluğu içinde bir şekilde yer almayı kendi vizyonuyla kolayca özdeşleştirmesinin gerisinde yatan nedenlerden biri bu.

Ancak Macar başbakanının Türk Devletler zirvesinde kendine yer bulmaya çalışmasının gerisinde önemli başka bir neden daha var. Son 12 yılda Macaristan’da şekillenen siyasi rejimin mimarı olan Orban, Avrupa Birliği yönetiminin üye ülkeler arasında merkezileşmeyi körükleyen politikasına karşı şiddetli bir direniş de organize etmeye çalışıyor.

Macar başbakanı ulusal devletlerin güçlü özerkliğe sahip olacağı, üye ülkelerin egemenlik haklarının asla kısıtlanmadığı bir Avrupa Birliği modelini hayata geçirmeye gayret ediyor.

Bu ise Orban’a göre Almanya ve Fransa gibi AB içinde karşı konulması zor, büyük ekonomilere karşı direnebilmek için “bağımsız” kanalların ve alanların yaratılmasını zorunlu kılıyor.

Türk devletler coğrafyası ise bir kıta gibi uzanan uçsuz bucaksız yüzölçümü ve nüfusuyla muazzam bir pazar. Doğal gaz ve petrol rezervleri nedeniyle de paha biçilmez bir enerji kaynakları bölgesi.

İşte Orban’ın savaşa rağmen hem Rusya ile olan özel ilişkilerini korumaya çalışmasının, hem de Türki devletler birlikteliğine bu kadar önem vermesinin gerisinde yatan en önemli nedenler bunlar.

Bir koltuğa iki karpuz sığar mı?

Peki ama, hem AB içinde olup, ve hem de bağımsız çıkarlar doğrultusunda “kaçak iş tutmak”, AB temel yönelimleriyle çelişen bağımsız stratejileri yaşama geçirmeye çalışmak nereye kadar başarılı olabilir? Bu iki süreç birlikte ne kadar taşınabilir?

Üzerinde düşülmesi gereken ikinci husus da şu: Orban’ın muhafazakâr Avrupa tezlerinin temelinde “Hıristiyan gelenekler” üzerinde yükselen bir Avrupa modeli var. Avrupa’daki Müslümanlara karşı son derece ihtiyatlı yaklaşıyor. Bosna’ya karşı Sırpları desteklediğini saklamıyor. Hristiyan kökenlere dayalı bir Avrupa Birliği önermek ve öte yandan Hıristiyanlıkla hiç bir ilgisi olmayan Türki devletler birliğiyle böylesine sıkı bağlar örmek ne kadar inandırıcı?

Ve asla göz ardı edilmemesi gereken ve hatta giderek birbiriyle çelişen, bu süreçlerin kırılma noktası olarak kendini hissettiren son husus: hukuk devleti ve temel haklara saygı meselesi…

Macaristan’ın üyesi olduğu Avrupa Birliği ile artık açıkça sırtını yasladığı Rusya ve Türki devletler arasındaki en büyük fark, hukuk devletine gösterilen özen konusunda somutlanıyor.

Avrupa Birliği, Macaristan’ın hukuk devleti uygulamalarında ve temel vatandaşlık haklarına yaklaşımında AB mevzuatından çok, işbirliği yaptığı bu ülkelerdeki rejimlere yakın olduğunu iddia ediyor.

Bu iddialar bilindiği gibi Macaristan’a verilen AB yardımlarının ve fonlarının ödenmesinin geçici olarak durdurulmasına kadar da vardı. Bu ise Macaristan’da ciddi ekonomik ve mali zorluklara yol açtı. Macaristan, % 21,5 enflasyonla AB’nin en kötü ekonomiye sahip üyesi haline geldi.

Gelişmeler, işbirliği yaptığı Asya ülkelerine kaderini giderek daha sıkı bağlayan Macaristan açısından manevra imkânlarının süratle azaldığını gösteriyor.

Bu ise sadece Macaristan’ı değil, Macaristan’la stratejik işbirliği içindeki Türkiye’yi de çok yakından ilgilendiriyor.

Tarık Demirkan

Uğur Kobaş, Macaristan’da şef hakem

Avrupa, Dünya Karate Federasyonları Hakem Kurul Üyesi Uğur Kobaş, Macaristan federasyonu tarafından yapılacak uluslararası turnuvada şef hakemlik yapacak….

SAKARYA – 10.11.2022 – HİBYA – Cumartesi günü yapılacak turnuva için perşembe günü Budapeşte’ye giden Kobaş, cuma günü turnuvaya katılan hakemlere seminer verecek.

Devamı

Harranlı öğrenciler Macaristan’da staj görecek

Harran’da Süleyman Demirel Çok Programlı Lisesi öğrencileri güneş enerjisi sistemleri üzerine staj yapmak için Macaristan’ın başkenti Budapeşte’ye gidecek….

Harran’da Süleyman Demirel Çok Programlı Lisesi öğrencileri Şanlıurfa İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nce yürütülen Mesleki Eğitim Akreditasyonu kapsamında güneş enerjisi sistemleri üzerine staj yapmak için Macaristan’ın başkenti Budapeşte’ye gidecek.

Lisenin elektrik-elektronik bölümü öğrencileri Budapeşte’de 1 ay staj eğitimi alacak.

Harran Kaymakamı İbrahim Gültekin de Macaristan’a gidecek öğrencileri kabul etti.

Kaymakam Gültekin, öğrencileri ve proje koordinatörü öğretmeni tebrik etti.

Devamı

Macaristan vatandaşı Türkiye’ye vizesiz girebilecek, Türk vatandaşı vize kuyruğunda kalacak

Bugün Resmi Gazete’de yayınlanan karar ile birlikte Macaristan vatandaşlarının kimlik kartı ile Türkiye’ye girmesine onay çıktı. Fakat Dışişleri Bakanlığı’nın resmi internet sitesinde Macaristan’a gidecek Türk vatandaşlarına uygulanan vize kararında bir değişiklik olmadığı görüldü.

Macaristan vatandaşlarına Türkiye’ye yapacakları her 180 gün içinde azami 90 gün ikamet süreli turistik amaçlı seyahatlerinde ve transit geçişlerinde vize muafiyeti uygulanacak.

Macaristan’ın kimlik kartı hamili vatandaşlarının Türkiye’ye yapacakları her 180 gün içinde azami 90 gün ikamet süreli turistik amaçlı seyahatlerinde ve transit geçişlerinde vize muafiyeti sağlanmasına, 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun 18’inci maddesi gereğince karar verildi.

Konuya ilişkin Cumhurbaşkanı Kararı, Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yayımlandı.

Kaynak

4 Okuldan 12 öğretmen Budapeşte’de

Mengen İlçe Millli Eğitim Müdürlüğü koordinesinde il genelinden 4 okulda görev yapan 12 öğretmen hindi yemekleri marinasyonu ve pişirme teknikleri ile ilgili eğitim için Budapeşte’ye gitti.

Mengen İlçe Millli Eğitim Müdürlüğü koordinesinde, Mengen Aşçılar Mesleki Teknik Anadolu Lisesi, Yeniçağa Aşçılar Mesleki Teknik Anadolu Lisesi, Gerede Esentepe Aşçılar Mesleki Teknik Anadolu Lisesi ve İzzet Baysal Abant Mesleki Teknik Anadolu Lisesi’nden toplam 12 Yiyecek ve İçecek Hizmetleri Alanı Öğretmeni Macaristan- Budapeşte’de 12 gün süreli hindi yemekleri marinasyonu ve pişirme teknikleri ile ilgili eğitime katılacaklar.

Mesleki gelişimlerine katkı sağlayacak projede öğretmenler Bolu’nun aşçılık bilgisini ve görgüsünü sergileyecekler. Gastronomi hareketliliği açısından son derece önemli olan proje Türk Mutfağının tanıtımı açısından da son derece önemli.

Devamı

Akdeniz kuşun kanadında

2. İzmir Uluslararası Akdeniz Sinemaları Buluşması’nda Akdeniz ülkelerinden 34 film gösterilecek ve bir Akdeniz ortak yapım projesi gündemiyle konuk yapımcılar ve sektör temsilcileri buluşacak.

Akdeniz bir sinema gölüdür desem abartmış olmam. Neden derseniz, bu bölgedeki kültürel çeşitliliği dünyanın başka bölgelerinde bulmak pek kolay değil. Bir yanda Fransa, İtalya, İspanya gibi gelişmiş bir sinema endüstrisine sahip, büyük yönetmenler yetiştirmiş ülkeler, öte yanda Türkiye, Yunanistan, Hırvatistan, Slovenya, Arnavutluk, İsrail, Lübnan, Ürdün, Suriye, Mısır, Cezayir, Tunus, Fas, Kıbrıs, Malta gibi gelişmekte olan, az sayıda da olsa ustalar yetiştirmiş ülkeler. Bu ülkelerin birbirinden alıp, vereceği çok şey var. Kültürlerarası buluşmalar bu anlamda önemli bir fırsat.
İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Kültürlerarası Sanat Derneği işbirliği ile tasarladığı ‘Uluslararası Akdeniz Sinemaları Buluşması’nın ilkini geçen yıl gerçekleştirmiştik. Etkinliğin bir ayağı film festivali, diğer ayağı ise Akdenizli yönetmen ve yapımcıların bir araya geldiği sektör içi bir buluşma. Geçen yıl, festivale katılan konuklarla yaptığımız ilk toplantıda bir Akdeniz Sinemaları ağı oluşturulması yönünde görüş birliğinevarılmış, bu ağın merkezinin İzmir olması benimsenmişti. Bu yıl bir adım daha atarak, ortak bir Akdeniz projesi oluşturmak için yola çıkıyoruz.

Devamı

İstanbul Org Festivali kiliselerde

MÁRTON BORSÁNYİ KİMDİR?

1984’te Macaristan’ın Budapeşte kentinde doğan Márton Borsányi, öncesinde Leipzig Müzik ve Tiyatro Yüksek Okulu’nda (Hochschule für Musik und Theater ‘Felix Mendelssohn Bartholdy’), sonrasında ise Nicholas Parle, Jesper Christensen ve Rudolf Lutz gibi isimlerle beraber Schola Cantorum Basiliensis müzik akademisinde klavsen, sürekli bas (basso continuo) ve tarihsel doğaçlama çalıştı.

Org Festivali üç yıl aradan sonra yeniden İstanbullularla buluşuyor. Festivalin organizatörü Mehmet Mesçi sorularımızı yanıtladı.

İstanbul Org Festivali 3. Yılında. Festivalin organizatörü Mehmet Mesçi ile konukları ve yapılacağı yerleri konuştuk.

– Opus Amadeus Org Festivali üçüncü yılına giriyor. Kilisede org dinlemek müzikseverler için ilginç bir deneyim olmalı. Festival nasıl başladı? En başından bu yana ne tür tepkiler aldınız? 

Org olağanüstü güzellikte, çok zarif ve aynı zamanda güçleri sınırsız, çoksesli çalgılar içinde en çokseslisi, tılsımlı bir enstrüman. Senelerdir, İstanbul’da böyle bir festival yapmayı, sanatseverleri org ile buluşturmayı düşleyip duruyorduk. Birkaç yıl evvel ülkemizin usta org teknisyeni ve restoratörü Tarkan Şendal Harbiye Saint Esprit Kilisesi org’unu tamir edip hayata döndürünce festivalimiz de başlamış oldu. 2018 ve 2019’daki org festivalleri çok başarılı geçti. Özellikle üniversiteli öğrencilerin ve gençlerin yoğun katılımı ve ilgisi bizleri mutlu etti. Her konserden sonra dinleyicileri müziğin doyumsuz gizemlerine ulaştırabilmek için yaptığımız çalışmaların ve sarf ettiğimiz emeğin boşa gitmediğini memnuniyetle fark ettik. 

Devamı

16,474FansLike
639FollowersFollow