Mohaç Meydan Muharebesi 500 yıl sonra Macaristan’ı neden karıştırdı?

1526’daki Mohaç yenilgisi Macar tarihinin en büyük travmalarından biri olsa da Zigetvar’daki Dostluk Parkı’nda Kanuni Sultan Süleyman’ın heykeli yükseliyor. Heykel 30 yıldan fazla süredir orada ama tartışmalar yeni: Bir ülke, kendi sonunu getiren imparatorun heykelini, kendi topraklarına dikmeli mi?

Bir ülke, egemen devletini Ortaçağ’da sona erdiren bir başka ülkenin imparatorunun heykelini, hangi amaçla olursa olsun, özgür iradesiyle kendi topraklarında dikebilir mi? Ya da dikmeli mi? 

İşte Mohaç Meydan Muharebesi’nin 500. yıldönümünde Macaristan’da tartışılmaya başlanan konu bu.

Çünkü 1526’da Osmanlı ordularının önündeki yolu Viyana kapılarına kadar açan Mohaç Meydan Muharebesi’nin muzaffer komutanı, dönemin padişahı Kanuni Sultan Süleyman’ın büstü 1994 yılından bu yana Macaristan’ın Zigetvar şehrindeki Macar Türk Dostluk Parkı’nda ziyaretçilerini selamlıyor.

Peki neden 30 yılı aşkın süredir parkta bulunan heykel şimdilerde yeniden gündemde?

Sebep, hem bazı tarihçilerin birtakım yeni iddiaları hem de Orban sonrası Macaristan’da yön değiştiren siyasi rüzgarın yeni tarih anlayışı… 

Bu büst neden dikildi?

Avrupa’yı ikiye bölen Demir Perde’nin yıkılmasının, Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinde serbest seçimlerle kendi ulusal iradelerini temsil eden hükümetlerin işbaşına gelmesinin ardından Macaristan ve Türkiye arasındaki ilişkiler hızla düzelmeye başladı.

Ansızın tekrar bağımsızlığına kavuşan Macaristan, özellikle NATO’ya katılabilmek için uluslararası platformlarda kendine destek olabilecek bir dost ülke arıyordu.

Türkiye’de ise sağ siyasetin güçlü ismi Süleyman Demirel cumhurbaşkanıydı ve Tansu Çiller başbakanlığında bir koalisyon hükümeti de ülkeyi yönetiyordu. Yani Macaristan’la bu yakınlaşma siyasi olarak da denk düşmüştü.

Heykel fikrinin kim tarafından ve ne zaman ortaya atıldığını tarihin sis perdesinin gerisinde kaldığı için artık bilemiyoruz. Ama bilinen gerçek şu: 1994 yılında, yani Kanuni Sultan Süleyman’ın doğumunun 500. yıldönümünde, Güney Macaristan’daki Zigetvar şehrine çok yakın Csertö mezrasında oluşturulan Macar Türk Dostluk Parkı, söz konusu heykelle  birlikte Macar Cumhurbaşkanı Arpad Göncz ile Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından barış ve dostluk mesajlarıyla açıldı.

Bu parkın kurulduğu alan iki ülke arasındaki sözleşmeler gereği sembolik bir bedelle 99 yıllığına Türkiye’nin Budapeşte Büyükelçiliği’ne tahsis edilmişti. Dostluk Parkı’nın oluşturulması için söz konusu olan giderler Türkiye Cumhuriyeti tarafından karşılanmış ve Kanuni’nin büst heykeli de ünlü Türk heykeltıraş Metin Yurdanur tarafından hazırlanmıştı.

Heybetli Sultan Süleyman heykelini de içeren parkın yeri de önemliydi: Macar tarihçilerin, daha sonraki yıllarda doğru olmadığı anlaşılan araştırmalarına göre, 1566’da Zigetvar kalesini kuşatan Kanuni’nin  karargahı ve bizzat otağı burada bulunuyordu. 

Yine tarihi bilgilerimizi tazeleyecek olursak, Kanuni Sultan Süleyman bu kale kuşatması esnasında hayatını kaybetmiş ancak bu haber savaş tamamlanmadan askere duyurulmamıştı. Kanuni’nin cansız bedeni bu süre içinde otağında tutulmuş ve iç organları da otağın altında kazılan bir mezara gömülmüştü. Macar tarihçilere göre o yer işte şimdi dostluk parkının kurulduğu bu yerdi! Yani aslında dostluk parkı adı altında kurulan bir nevi türbeydi.

Dostluk Parkı ve heykel tartışmaları

Aslında Macar kamuoyunda bu parkın oluşturulmasıyla birlikte tartışmalar da başlamıştı.

Projenin muhaliflerine göre ülke topraklarına böyle bir heykel dikmek ulusa ihanetti: “Hangi dostluktan bahsediliyordu? Ortaçağ’ın gelecek vadeden güçlü Macar Krallığı’nı yıkıp ülkeyi 150 yıl boyunca işgal altında tutan Osmanlı değil miydi? Ya esirler, 150 yıl boyunca köle olarak götürülen kadınlar? İstanbul’a taşınan devşirme Macar çocukları? Bunlar unutulmuş muydu? Macar tarihi açısından en büyük trajedi kaybedilen Mohaç savaşıydı. Bu savaş Macar devletine son vermiş, savaşta 20 yaşındaki Macar kralı da içlerinde olmak üzere neredeyse bütün devlet ve ordu kademesi hayatını yitirmişti.”

Parka ve özellikle de heykele karşı olanların tezleri bunlardı.

Parkı savunanlar ise şunları söylüyorlardı: “Osmanlı sıradan bir düşman devlet sayılmazdı. Macarlar ve Türkler tarih boyunca, ta Asya bozkırlarından bu yana aralarında tarihi bir ilişki, bir tür akrabalık bulunan kavimlerdi. Birçok ortak tarihi ve kültürel değere sahiplerdi. Ayrıca şu da unutulmamalıydı ki Osmanlı Macaristan topraklarını terk ettikten sonra ülkeyi Avusturya egemenlik altına alınca, Avusturya’ya karşı çıkan isyanlarda, Macar isyancılarına kim destek vermişti? 17. yüzyılda İmre Tököly, 18. yüzyılda Ferenc Rakoczi, 19. yüzyılda ise Lajos Kossuth, Macar bağımsızlık savaşlarını Avusturya (Habsburg) orduları karşısında kaybedince Osmanlı’ya sığınmamışlar mıydı? Yüz yıllar sonra olumsuzluklar unutulmalı, dostluk temelinde yeni dünya inşa edilmeliydi.”

Parkın açıldığı 1994 yılında Macar toplumu henüz bugünkü kadar açık bir toplum değildi. Sosyalizm döneminde 45 yıl süren suskunluk ve “Devlet ne yaparsa iyi yapar, konuşmayalım başımıza bir bela gelmesin” temkinliliği nedeniyle o yıllarda bu tartışmalar kamuoyuna mal olmadı, daha çok aydınlar arasında sürdü. Ancak yine de bu tartışmalar etkili olmuş olmalı ki Kanuni’nin heykelinin yanına üç yıl sonra yine masrafları Türkiye tarafından karşılanmak üzere, Osmanlı ordusunun kuşattığı kaleyi savunan Miklos Zrinyi’nin de heykeli dikildi.

Macar ve Türk tarihinin kesişme noktaları 

Macar kavminin bugün Macaristan olarak adlandırılan topraklara gelişi yaklaşık 1200 yıl öncesine dayanıyor. Macarlar da o yüzyılların olağan sayılan kavimler göçünün bir parçası olarak Asya bozkırlarından kopup gelmişlerdi.

Nereden, hangi bölgeden geldiği bilinmeyen ve geçmişi yazılı tarih kayıtlarında mevcut olmayan Macar kavminin kültürel, dinsel ve yaşam tarzı özellikleri nedeniyle Asya bozkırlarının göçebe kavimlerine çok benzediğini tarihçiler ve arkeologlar tespit ediyorlar. Bu özellikler Türk kavimlerinin karakterleriyle de uyum gösteriyor. Ancak dilleri olan Macarca, dilbilgisi anlamında Türkçe ile bazı ortak özellikler gösterse de aynı dil ailesine mensup değil. 

Orta Avrupa’ya yerleşen Asya kökenli ve çok tanrılı dine inanan Macarlar önce çevre ülkelere ganimet seferleri düzenleyerek ve doğudan gelen ticaret yardımıyla ayakta kalmaya çalışıyorlar. Ancak birleşen Hıristiyan dünyasının baskısı karşısında zor durumda kalıyor ve tarihi bir karar alıyorlar. Milattan sonra 1000 yılında Hıristiyanlığı kabul ediyor ve bu topraklarda ancak Avrupai bir Hıristiyan kraliyet modelini hayata geçirerek ayakta kalabileceklerini fark ediyorlar.

“Biz de artık düşman değil, sizden biriyiz” mesajı dönemin büyük Hıristiyan devletleri tarafından kabul görüyor ve hem Roma hem de Bizans, Avrupa’da ortaya çıkan bu yeni Hıristiyan krallığa, onu aralarına kabul ettiklerinin bir jesti olarak birer taç gönderiyor.

Bu iki taç zamanla birleştirilip bugün hâlâ Macaristan’da devletin sürekliliğini temsil eden en büyük simge, yani “kutsal taç” olarak ulusal bayramlarda sembol olarak kullanılıyor.

Konumuz itibariyle en önemli tarihi kayıt, işte tam da bu “Kutsal Taç’ın” üzerinde yazılı.

Bizans’tan gönderilen tacın üzerinde kabartma olarak şu satır işlenmiş: “Geobitzasz pisztosz kralesz Turkiasz”. Yani “Türkiye’nin İnançlı Kralı Geza’ya”.

Tarihte ilk kez “Türkiya” tanımlaması Bizans tarafından M.S.1000’de kurulan Macar devleti için kullanılmış.

Yani Anadolu’yu Türk boyları önünde açan Malazgirt Savaşı’ndan 71, Osmanlı beyliğinin kuruluşundan da yaklaşık 300 yıl önce.

Tartışmalar neden şimdi alevlendi?

Bu tartışmaların tekrar alevlenmesinin ve bu kez sadece tarihçiler ve uzmanlar arasında değil, sosyal medya üzerinden de halka mal olarak sürmesinin birkaç nedeni var.

Belki bunlardan en önemlisi, Mohaç Savaşı’ndan çok sonra, arkeologlar tarafından 1970’li yıllarda ortaya çıkarılan toplu mezarlarla ilgili iddialar. Şimdiye kadar bu toplu mezarların savaş esnasında hayatını kaybeden ve bir salgın hastalığa neden olmamaları için bir an önce defnedilen, Osmanlı ve Macar ordusuna mensup askerlere ait olduğu düşünülüyordu.

Mohaç’ın 500. yıldönümü nedeniyle tekrarlanan araştırma ve analizlerin sonuçlarına göre bazı tarihçiler şimdi yeni bir iddiayla ortaya çıktılar. Bu iddiaya göre bu toplu mezarlar savaşta hayatını kaybeden askerlere ait değil. Bu mezarlardaki kalıntılar savaş sonrası Osmanlı’ya esir düşen ve hemen savaş meydanında ölen Macar karargâhındaki binlerce askere ve sivile ait. 

Ve elbette her zaman olduğu gibi bu tür tartışmalara ülkedeki siyasi dalgalanmalar da etki yapıyor.

Orban döneminde Macaristan’da egemen olan “yüzünü doğuya dönme” politikası çerçevesinde, sadece Çin’e ve Rusya’ya yakınlaşmakla kalınmamış Türkiye ile de olağanüstü ilişkiler kurulmuştu.

Uygulanan stratejinin halkın gözünde kolayca kabul ettirilmesinin bir aracı olarak da tarihi ve kültürel ilişkiler abartılı bir şekilde kullanılmıştı.

İşte şimdi bir anlamda dalga tersine dönüyor, “abartılı pozitif” değerlendirmeler yerini “abartılı negatif” değerlendirmelere bırakıyor.

Tarık Demirkan – FAYN

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here