Macaristan Dışişleri ve Dış Ticaret Bakanı Peter Szijjarto, düzenlediği basın toplantısında, ”Romanya’nın halihazırdaki başbakanının açıklaması, bir ulusal topluluğu, onların temsilcilerini idamla tehdit etti. Bu kesinlikle kabul edilemez. Avrupa’ya, Avrupa’nın değerlerine ve 21. yüzyıla kesinlikle uygun değil.” ifadelerini kullandı.
Szijjarto, Macar hükümetinin Romanya’da yaşayan Macar azınlıkla ilgili karşılıklı saygıya dayanan bir iş birliği kurmak istediğini kaydetti.
Konu ile ilgili Romanya’nın Budapeşte Büyükelçisinin bakanlığa çağrıldığını da belirten Szijjarto, olayın açıklığa kavuşturulması için Romanya Başbakanı ve hükümetinin adım atması gerektiğini söyledi.
Romanya Başbakanı Mihai Tudose, Romanya’da yaşayan Macar azınlığın özerlik girişimlerine cevaben yaptığı açıklamada, ”Daha önce bayrak asılmak istendiğinde de aynı cevabı vermiştim. O zaman da söylediğim gibi, eğer o bayrak rüzgarda dalgalanırsa hemen yanında yerel sorumluları da sallanacaktır.” ifadelerini kullanmıştı.
Macaristan, 1920 tarihli Triyanon Anlaşması ile topraklarının büyük bir bölümünü kaybetmiş ve Romanya, Ukrayna, Slovakya ve Sırbistan’da Macar azınlık bırakmıştı.
Romanya’da yaklaşık 1 milyon Macar azınlığın yaşadığı tahmin ediliyor.
Romanya hükümeti ise Macarların özeklik ve bağımsızlık yolunu açacak adımlara karşı çıkıyor.
Erdel Beyi ve Macaristan Kralı 2. Ferenc Rakoczi’nin 1720-1735’te Osmanlı’nın misafiri olarak kaldığı ve müzeye dönüştürülerek Türk-Macar dostluğunun kültürel simgesi haline gelen Rakoczi Müzesi’ni, bin 200 kişi ziyaret etti.
Rakoczi Müzesi Müdürü Ali Kabul, AA muhabirine yaptığı açıklamada, geçen yıl müzeyi ziyaret eden bin 200 kişinin önemli bölümünün yerli turist olduğunu söyledi.
Kabul, Avusturya’nın Macaristan’ı işgal ettiği sırada bağımsızlık savaşı başlatan Rakoczi’nin, vadedilen yardımların gelmemesi üzerine, 250 kişilik maiyetiyle Osmanlı topraklarına geldiğini ve Tekirdağ’da 15 yılı aşkın süre kaldığını aktardı. Devamı
aMacar devlet bursları lisans, lisansüstü, doktora ve uzmanlık (specialisation) kursları için dünyanın birçok ülkesinden gelen öğrenci adayları için burslar sunmaktadır.
Başvurular sadece elektronik ortamda yapılmak üzere, bütün belgelerin eksiksiz gönderilmesinin son tarihi 16 Şubat 2018 olarak belirlenmiştir.
Temel bilgiler:
– Burs, ücretsiz yüksek eğitim bedeli, aylık burs, konaklama desteği ve sağlık sigortası içermektedir. Net meblağları burs başvuru detaylarında bulabilirsiniz.
– Her aday en fazla 3 yer seçme hakkına sahiptir. Bu yerler öncelik sırasıyla belirlenmelidir. Başvuru koşulları kurum ve fakültelere göre değişkenlik gösterir. Başvurular seçilen bölümlere, belirtilen koşullara göre ulaştırılmalıdır.
– Birinci lisans (BA, one-tier master) için başvuran adayların lise mezuniyet belgelerini takdim etmeleri yeterlidir. Diğer seviyeler için gerçekleşen başvurularda bir önceki seviyenin mezuniyet belgesi takdim edilmelidir.
– Talep edilen herhangi bir belgenin başvuru bitiş tarihine kadar tedarik edilememesi durumunda (örneğin devam eden eğitim süreci veya hazır olmayan dil sınav belgesi vb.) aday 1 Ağustos 2018 tarihine kadar söz konusu eksik belgeleri temin edilmesi konusunda beyannamede bulunabilecektir.
– Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının başvuruları Türkiye Milli Eğitim Bakanlığı’nın onayıyla gönderilecektir. Bu onay süreci dahilinde adaylar 2018 ilkbahar döneminde bir mülakata katılacaklardır.
aAmsterdam kadar olmasa da, Budapeşte’de günlük hayatta bisiklet kullanımı oldukça yaygın. Özellikle yaz aylarında Budapeştelilerin hatırı sayılır bir oranı bisikleti ulaşım aracı olarak kullanıyor. Hal böyle olunca Budapeşte’ye 200 kilometrenin üzerinde bisiklet yolu yapılmış (2015 verileri).
Hatta devlet bisiklet yollarının turizm gelirlerini arttırmadaki rolünü keşfetmiş ve bisiklet yolu yapımı ile ilgili yatırımlarını hızlandırmaya karar vermiş. Aşağıdaki haritada gördüğünüz gibi, Budapeşte yüzölçümüne göre hiç de fena sayılmayacak bir bisiklet yolu ağına sahip ve yeri geldiği zaman (özellikle şehir merkezinde) bisiklet, en hızlı ve konforlu ulaşım aracı oluyor. Ancak burada yaşamayanlar için bisiklet yollarının akışı biraz kafa karıştırıcı olabiliyor (burada yaşayanlar için de ilk başlarda kafa karıştırıcı aslında:). Boyalı bisiklet yolundan giderken kendinizi bir anda trafiğin ortasında veya yayaların arasında ilerlemeye çalışırken bulabiliyorsunuz.
Budapeşte’de; özel bisiklet yolu (yanında yaya veya araba yolu olmayan), araba yolunda boyalı bisiklet yolu, kaldırımda boyalı bisiklet yolu, araba yolu ile paylaşımlı bisiklet yolu ve yaya yolu ile paylaşımlı bisiklet yolu olmak üzere 5 farklı türde bisiklet yolu şekli mevcut. Çoğu zaman ulaşımınızı bir kaç farklı bisiklet yolunu kullanarak yapmanız gerekiyor; bunu yapabilmek için de sürekli trafik levhalarına ve boyalı yer işaretlerine dikkat etmeniz gerekiyor. Dikkat etmediğiniz zaman bisiklet yolundan ayrılıp kendinizi başka bir yerde bulmanız mümkün. Aslında bisiklet yolunda olmamak Türkiye’deki kadar tedirgin olmanızı gerektirecek bir durum olmasa da, rahat rahat gidebilmek için bisiklet yollarını takip edebilmek önemli. Macaristan’da bisikletler ve yayalar trafikte öncelikli, yaya geçitlerinde yayalarla birlikte bisikletlilerin de geçiş üstünlüğü bulunuyor.
Macaristan’ın göçmen karşıtı Başbakanı Viktor Orban futbolu çok seviyor. Ancak Orban’ın ülkenin birçok sorunu dururken futbol stadyumlarına devlet bütçesinden harcadığı para muhaliflerin tepkisini çekiyor.
Macaristan’ın milliyetçi muhafazakâr ve göçmen karşıtı Başbakanı Viktor Orban, tam bir futbol tutkunu. Orban bir zamanlar dünyada söz sahibi olan Macar futbolunu yeniden ayağa kaldırmaya çalıştığını söylüyor. Muhalifler ise ülkede pek çok sorun varken stadyum yapımı gibi spor faaliyetlerine büyük paralar harcanmasına karşı.
KÖYÜN TAMAMI STADIN YARISI ETMİYOR
En büyük tartışma konularından biri de Orban’ın büyüdüğü Felcsut köyüne yaptırdığı stadyum ve burada kurdurduğu futbol takımı. Köyün nüfusu bin 800. 2014 yılında inşa edilen Pancho Arena adı verilen stadyum ise 3 bin 800 seyirci kapasiteli. Bir diğer deyişle tüm köy halkı işi gücü bırakıp maça gitse bile stadyumun yarısından çoğu boş kalıyor.Köyün futbol takımının adı ise Macar futbolunun efsane ismi Ferenc Puskas’tan geliyor. 2007’de kurulan Puskas Academia adlı takım bugün Macaristan’ın en üst liginde mücadele ediyor. Aslında takıma adını veren Puskas’ın bu köyle hiçbir bağlantısı yok.
“FUTBOLDAN NEFRET ETSENİZ BİLE…”
Takımın maçlarına ortalama 400 kişi gidiyor. Bunların da yarısı Macaristan’ın oligarkları ve siyasileri. Macaristan’ın güçlü isimleri stadyumdaki maçlarda kendilerini daha yukarılara taşıyacak kişilerle bağlantı kurmaya çalışıyor. Macaristan’da yolsuzlukla mücadele eden bir isim olan Gyula Mucsi, bu durumu şöyle anlatıyor: “Futboldan nefret etseniz bile, bu maçlara gitmek zorundasınız. Çok para gerektiren büyük inşaat ve altyapı projeleri gibi işlerle ilgili kararlar burada veriliyor”.
Macaristan Cumhurbaşkanı Janos Ader, ülkede genel seçimlerin 8 Nisan’da düzenleneceğini açıkladı.
Macaristan Cumhurbaşkanı Janos Ader, ülkede genel seçimlerin 8 Nisan’da düzenleneceğini açıkladı.
Cumhurbaşkanı Ader, yaptığı açıklamada, Macar halkının 1990 yılından beri 8’inci kez özgür iradeleri ile ülkeyi kimin yöneteceğine karar vereceğini belirtti.
Macaristan’ın 5’inci Cumhurbaşkanı Ader, anayasanın kendisine verdiği yetki kapsamında “2018 genel parlamento seçimlerinin tarihini 8 Nisan olarak belirlediğini” bildirdi.
Ülkede seçim kampanyasının resmi olarak 17 Şubat’ta başlaması bekleniyor.
Yaklaşık 10 milyon nüfuslu ülkede 8 milyona yakın seçmen bulunuyor.
Türkinfo’da 2017’de en çok okunan haber ve makalelerimizi sizin için derledik. İşte TOP 10 listesinde 1.: Onuru olan biri asla yoksul değildir
Macaristan birkaç gündür, ölümünün ardından, Budapeşte’de sokakta yaşadığı bir belediye bankının üzerine kitabesi dikilen bir evsizi konuşuyor.
Kitabede şunlar yazıyor: “hayatının son iki yılını SÁNDOR ÁBRAHAM burada geçirdi. Emekli bir madenciydi. Gururlu ve edebiyat aşığı bir insandı! Onuru olan biri asla yoksul değildir”.
Budapeşte’nin zengin semtlerinden birinde sokaktaki bu sıradan bank o günlerde, onun anısına yakılan mumlarla doldu.
Ve ardından yine kimin hazırlattığı bilinmeyen bir kitabe, onun anısını yaşatmak için banka iliştirildi.
Çevre sakinleri, son iki yılını bu bankın üzerinde yaşayarak geçiren bu “evsizde” ne bulmuşlardı?
Edebiyat aşığı bir evsiz
Görgü tanıklarının, çevre sakinlerinin anlattıkları gazetelere, televizyon programlarına yansımaya başladı:
“İki yıl kadar önceydi. Bir gün ansızın bu bankın üzerinde gördük onu. Kimsesizdi, konuşmadan, gelip geçene laf atmadan, dilenmeden orada öylece oturuyordu. Orayı mekân edinmişti yani”.
“Yakında oturuyorum, gelip geçerken bakardım. Farklıydı. Boş şişeleri topluyor, onları geri götürüp eline geçen parayla karnını doyuruyordu. Boş zamanlarında sürekli kitap okuyordu.
“Tam karşıdaki evde oturuyorum. Çok düzenliydi. Geceleri orada uyuyordu. Ama akşam, üzerine örttüğü battaniyesini sabah hep toplar, katlar, bankın altında eşyalarını tuttuğu valize koyardı. Bir gün elinde bir süpürgeyle gördük onu. Bankın çevresini süpürdü, temizledi. Sonra da bu temizlik işini her gün yapmaya başladı. Yakınlardaki dükkânların önünü, karşıdaki bankanın çevresini de süpürüyordu. Sanırım ona bu nedenle dükkân sahipleri birkaç kuruş veriyorlardı.”
“Gelip geçerken onu süzerdim. Bir gün göz göze geldik. Bakışlarında ne bir yakarış, ne de bir alttan alış vardı. Eşit insanlar birbirine nasıl bakarsa o da öyle bakıyordu. O bakışın etkisinden kurtulamadım. Bu adamda ne olabilirdi ki, öyle bakıyordu. Eninde sonunda sokakta yaşayan bir dilenci değil miydi? Tabii dilendiğini görmedim, ama nihayetinde sokakta yaşayan bir evsizdi”.
“Karşıdaki dükkânda çalışıyorum. Kitap okuduğunu görüyordum sürekli. Önceleri başkalarına kendini kültürlü göstermek için elinde kitap tuttuğunu düşündüm. Ama gelip geçene aldırmadan okuduğunu da ayırt edebiliyordum. Nasıl böyle kaygısızca kitap okuyabilirdi? Başının üzerinde bir çatı bile yokken? Bir gün yanına gittim. Kitabı ben de severim. Elinde bildiğim bir kitap vardı. Selam verip yanına oturdum ve bir buçuk saat kitap üzerine konuştuk.”
Şu yukarıdaki şirkette çalışıyorum. Her gün buradan geçerken onu görürdüm. Havalar soğumuştu. Bir gün evden gelirken, kocamın zaten artık giymediği sıcak bir paltosunu getirdim. Ona uzattım, “bunu ister misiniz” dedim. Bana baktı, gülümsedi, teşekkür etti. Samimiydi, ama bir dilencinin şükranı yoktu gözlerinde. Şaşırdım”.
Hoş sohbet bir insan
“Bir sokak yukarıda yaşıyorum. Emekliyim. Onu bir süredir takip ediyorum. Havalar iyice soğuyunca ona gün aşırı yemek getirmeye başladım. Onunla olan sohbetlerimin tadını unutamıyorum. Hayatı hakkında konuşmak istemezdi. Taşradan geldiğini, emekli olduğunu biliyorum sadece. Evi yoktu. Neden evsiz kaldığını kimseye anlatmadı. Bu onun sırrıydı ve kendisine kimsenin acımasını istemiyordu.”
“Liseye gidiyorum. Bir gün elinde, edebiyat dersimizde zorunlu olarak okutulan bir kitap gördüm. Zaten selamlaşırdık. Yahu bunda ne buluyorsun da okuyorsun? Bizim için okunması zorunlu, ona rağmen okumuyoruz, dedim. Eliyle bankını işaret etti. Oturdum. Bana o kitabın hiç görmediğim bir yönünü anlattı. Bir edebiyat hocası gibiydi.”
“Evsizlerin zorunlu olarak belediye tarafından toplandığı belediye pansiyonlarına gitmek istemezdi. Bir kez orada uyudum, her şeyimi çaldılar demişti. Soğuk kış gecelerinde karşıdaki iş merkezinin havalandırmasının çıkışına gider, orada ısınırdı. Sonra geri dönerdi. Bir gün elinde yüzünde şişlikler morluklar gördüm, ne oldu dediğimde, ıstırapla gülümsedi, önemli değil dedi.”
Evsiz ama onursuz değil
“Son günlerde neşesini kaybetmişti. Zamanının çoğu kısmını bankın üzerinde yatarak geçiriyordu. Bir gün C vitamini falan götürdüm. Kalktı, oturdu, teşekkür etti. Acı çekiyordu belliydi, ama yakınmadı”.
“Aşağıdaki manavın orada çalışıyorum. Bir gün ansızın geldiği gibi kayboldu. Kimse nereye gittiğini anlamadı. Varlığıyla olduğu gibi yokluğuyla da bizi etkiledi. Eksikliğini duymaya başladık. Sonra da bir gece işte bu kitabeyi biri bu banka iliştirmiş. Ölmüştü. Nasıl yaşadıysa, öyle yani gururla aramızdan ayrıldı.”
Sándor Ábraham’ın öyküsü sıradan sokak öyküsü mü?
Evet, bir yanıyla sıradan bir sokak öyküsü.
Ama diğer yandan da Budapeşte’de ve hatta Avrupa’nın pek çok başkentinde, evsizlerin, birer vebalı gibi şehir merkezlerinden sürüldüğü bir ortamda bizlere çok temel bir gerçeği anlattığı için sanırım çok önemli bir ders.
Sokağa düşmenin, kişinin gururunu ve insan olma onurunu terk etmesi için yeterli olmadığını gösteren bir öykü.
Her şeye rağmen bir bayrak gibi taşınan bu onurun çevredeki insanların değer yargılarını değiştirebileceğinin de bir kanıtı.
Türkinfo’da 2017’de en çok okunan haber ve makalelerimizi sizin için derledik. İşte TOP 10 listesinde 2.: 17 Ağustosta bir çocuğun ve bir köpeğin kaderi de kesişti
“habersizce usulcacık çıktı gardan ekspres…”
Saat 8.30. Miskolc trenindeyim. Bedava Wi-Fi, penceremde bol manzara ve bu satırları yazıyor olduğum küçük bir masam var…
Miskolc, Macaristan’ın üçüncü büyük şehri. Budapeşte’ye iki saat uzaklıkta. Tam olarak 182 kilometre gidecekmişiz. Sanayi ve üniversite şehri. Havalimanı mevcut. Bir de Mancs’ı meşhur!
Bedava wifi ile Google da yuvarlanmayı bırakıp manzarayı seyre koyuluyorum. Hava puslu…
Marmara depreminin yıldönümü için yollardayım. Depremden bu yana onsekiz yıl olmuş… 17 Ağustos 1999’da, saat 03.02’de, 7.5 şiddetindeki o korkunç sarsıntıda yaşadıklarımı yazmayacağım. Başkalarının acılarına saygısızlık olmasın. Rakamların soğuk yüzü yardım etsin anlatmaya.
– Resmi raporlara göre 17.480 ölüm. 23.781 yaralı (resmi olmayan verilere göre ise 50.000 ölüm. 100 bine yakın yaralı) .
– 133.683 çöken bina ile yaklaşık 600.000 kişi evsiz kaldı. 16 Milyon insan depremden değişik düzeylerde etkilendi…
Yüreğim bu kadarını kaldırıyor. Gözümün önünde canlanan görüntüleri trenin penceresinden akıp giden yeşille yıkamaya çalışıyorum.
“Vefa” sadece İstanbul’da bir semt adı değilse eğer: Gidilecek
Macar kurtarma ekibi ile yardıma gelen kahraman köpeğin anıtına çiçek koymaya gidiyorum. “Vefa” sadece İstanbul’da bir semt adı değilse eğer: Gidilecek. Mancs’ın ayaklarının altına çiçekler serilecek. Bu yolculuk boynumuzun borcu!
Efsane arama kurtarma köpeği Mancs’ın heykeli
Mancs efsane bir köpek. Türkçe okunuşu; Manç. Anlamı; pençe… Macaristan’ın Miskolc şehrinden gelen Spider Kurtarma ekibi ile Mancs, depremden 82 saat sonra dört yaşındaki Hatıra’yı enkazdan sağ salim çıkarmıştı…
Tren yine durdu. İstasyonları not ettiğim listeye ekliyorum: Karácsond. Ne işime yarayacaksa? Pencerede farklı bir faaliyet yok. Yine yeşil, yine yeşil… Başka tonlar olsa da bir süre sonra sıkıyor. Yeşil yorgunu oldum. Sandviçimi yiyeyim. Basmışım kıvırcığı içine. O da yeşil. Elime sağlık güzel olmuş ama. Karşı koltuktaki ihtiyar bana heves etti, karnını doyuracak sanırken, meğer şarabını çıkartırmış. Ortalığı ucuz şarap kokuttu. Dişsiz ağzıyla güldü. Ben de gülümsedim. Eh bu gülümseşme tanışıklığından sonra trene bakar gibi bakmayı hak bilirim: Şarabı vişne suyunun içine katıyor. Elinin ayarı da iyiymiş. Döküp saçmadan koydu.
Bak rengi ne güzel oldu!
Nedense, “Bravo” deyiverdim. Gerçekten de kışkırtıcı bir bordo. İhtiyar omuz silkiyor benim ‘bravo’ma. “Ben bunu hep yapıyorum” diyor. En iyi bordoyu yakalamak için yıllardır kırmızı şarap ve vişne suyunu karıştırıyor, öyle mi? Oysa en iyi bordo henüz yapılmamış olandır. Şairden biliriz biz bunu. Nazım’ın dizeleri, Zülfü’nün sesi yolculuğa eşlik etsin:
En güzel deniz:
Henüz gidilmemiş olandır.
En güzel çocuk henüz büyümedi.
En güzel günlerimiz:
Henüz yaşamadıklarımız.
Ve sana söylemek istediğim en güzel söz:
Henüz söylememiş olduğum sözdür…
Saat 10.20 Miskolc’e az kalmış… Önce çiçekçiyi bulmalı. F.Zsuzsa çiçek işinden iyi anlar. İyi ki ona danıştım. Sayesinde, son kalan iki flamingo çiçeğini dün akşam kapattırdım. Yoksa hayatta akıl edemezdim internet üzerinden çiçek ayırtmayı. Flamingoyu bir çeşit pembe kuş diye bilirdim, meğer çiçeği de varmış… Yazı molası, devamı uygun bir mahal bulunca…
Saat 11.30. Uygun mahal bulundu: Forintsöröző. Mancs heykelinin tam karşı köşesindeki biracı. Bu saatte Macarlara uyup bira içecek halim yok, kahve içiyorum tabii ki. Nerede kalmıştık? Miskolc…
“Miskolc enteresan, nev’i şahsına münhasır bir kent. Ben sevdim”
Geniş caddeleri var. Her yer tramvay rayları ile örülü. Trafik ışıkları sesli. Tramvay geliyor, yayaya kırmızı… şuracık… geçiversek…olmaazzz, dıııııııt… Öyle böyle değil, habire ötüyor! Pastaneleri bol. Binalar güzel. Fakat anlaşılan o ki, Avrupa Birliği’nin fonlarından henüz nasiplerini almamışlar. Tamire muhtaç. Vitrinlerdeki giysiler, ayakkabılar demode. O vatkalı elbiselere sevinçten delirecek tek kadın; saçında mandalı ile seksenli yılların Serpil Çakmaklı’sıdır herhalde. Zaman durmuş gibi. Ömer Kavur, “ Anayurt Oteli 2’”yi burada çekebilir mesela. Sanki Anadolu kasabalarının havası var . Enteresan, nev’i şahsına münhasır bir kent. Ben sevdim.
Heykelin karşısındaki durağın otuz metre ilerisinde çiçekçiyi kolayca buluverdim…
Forintsöröző’de olduğumu unutmuşum. Sağolsun hatırlattı masa komşum. Birasını ve çantasını bana emanet ederek tuvalete gitti. Dağıttı beni. Ne güzel anlatıyordum oysa. Güvenilir insan bir ben mi varım koca barda… Niye ben? Neyse soluklanmış olayım… Teşekkür… Bir şey değil…Çanta teslim. Yazıya devam. Nerdeyiz? Hah…
Mancs’ın çiçekleri hazırlanıyor
Nostalgia çiçekçisi… “İyi günler! Dün biz iki flamingo çiçeği ayırtmıştık” la başlayan diyalogun ardından satıcıyla birlikte flamingoların yanına konulacak beyaz çiçekleri, kurdeleyi seçtik. Üzerine altın rengi kalemle benim söylediğim sözcükleri yazdı: a turkinfo nevében (türkinfo adına) köszönettel (teşekkürle)…Özenle yaptı buketi. Çiçeklerin saplarına üç küçük tüp yerleştirdi. Bu tüpler sıcakta bile birkaç gün idare edermiş. Son olarak çiçeklerin canlı duruşunu muhafaza etmesi için bir ilaç sıktı ve beni sokağa kadar yolculadı.
Açık söyleyeyim; heykelin önünde bir miktar heyecanlandım. Heykeltraş Szanyi Borbóla’nın bronzdan yaptığı Mancs heykeli kentin en merkezi noktasında, köprünün başında. (Szemere u. Szinva híd) 18 Aralık 2004 tarihinde dikilmiş. Mancs, kıymeti hayattayken bilinenlerden… Ölümü iki yıl sonra (2006’da) akciğer embolisinden. Ondört yaş yaşamış. Köpek için kısa bir ömür değil.
“Doğduğunda on bir kardeşi ile birlikte çöplükteymiş”
Alman kurdu yavruyu László Lehóczki sahiplenmiş. Altı aylık olduğunda arka ayaklarından birini doğru dürüst kullanamıyormuş. Veteriner kemiklerinin düzgün gelişmemiş olduğunu kafa yapısında da şekilsel bozukluk olduğunu tespit etmiş. Lehóczki László köpeğinin yapabileceklerine odaklanmış. Onun çok iyi bir arama kurtarma köpeği olacağını hissetmiş. Bu doğrultuda eğitim alan Mancs, Miskolc Spider Kurtarma ekibinin elemanı olmuş. Mancs’ın hikayesinin bizlerle ilgili kısmı ise özetle şöyle:
Mancs ve sahibi László Lehóczki
Ağustos 1999’da 45 saniye süren deprem İzmit’in Bekirpaşa beldesinde dört katlı bir evi yerle bir etmişti. Enkaz altında çocuğun olduğu söylendi. Mancs’a küçük çocuğun yorganını koklattılar. Mancs heyecanla yerini gösteriyor, kuyruğunu sallıyor, eşeleniyordu. Ekibin çalışmaları sonucunda küçük çocuğun hala canlı olduğu tespit edildi. Ancak ulaşılması zor bir yerde sıkışıp kalmıştı. Kurtarma çalışmaları uzadı. Çalışmalar devam ederken Mancs çocuğun hayatta kalabilmesi için daracık bir yerden geçerek ona su taşıdı. Yıkıntıdan her çıkışında kuyruğunu sallıyor, yaşadığını haber veriyordu. Macar kurtarma ekibi ve köpekleri Mancs, dört yaşındaki Hatıra’yı 82 saat sonra enkaz altından canlı çıkarmayı başardılar.
Depremden bir sene sonra Köseköy beldesindeki prefabrik konutlarda buluştular. Manç’ın Hatırası sarı saçlı renkli gözlü sevimli bir kız çocuğuydu…
Manç’tan ağzındaki buketi usulca çocuğun önüne koyması beklenirken, Hatıranın sesini duyar duymaz fırlattı attı. Sevinçten çılgına dönmüş bir halde Hatıra’sına koşuyordu. Kavuşma anında kuyruğunu sallıyor, yalıyor, neşeyle havlıyordu… Bu onların son buluşması oldu.
Hatıra, annesi ve László Lehóczki Mancs’ın heykelini ziyaret ediyor
Hatıra Mancs’ın ölümünden sonra, 2015 yılında Miskolc’de düzenlenen törene katıldığında artık büyümüş 19 yaşında çok güzel bir genç kız olmuştu. Bu törende Miskolc Spidert Özel Kurtarma Ekibi’ne Avrupa Parlamento’su Vatandaşlık ödülü verildi. Aynı yıl kahraman köpeğin yaşamını konu alan “Mancs” filmi Budapeşte sinemalarında vizyona girdi.
Forintsöröző’deyim hala… Yan masa komşum fena halde hatırlattı yine… Bu defa bana benim taklidimi yapıyor. Yazarken durup kafamı kaldırıyor, bir süre tavanı seyrediyor sonra tekrar son hızla yazmaya devam ediyormuşum. Çok komik… Bıraktım yazmayı:
“Gazeteciyim. Mancs yazısı yazıyorum… Istanbul’dan geldim… Tamam sizi de yazarım yazıda… Biliyorum Miskolc’de çok güzel yerler var. Lillafüred milli parkın içinde, doğa harikası… Evet. Yazıyı bitirirsem, vakit de kalırsa, Tapolca’ya, mağaralardaki termal banyolara gitmeyi düşünüyorum… Tapolca otobüsünün nerden kalktığını biliyor muyum? Sanırım biliyorum. Hepi topu iki cadde var, ya bu caddeden ya ötekindendir…
Benim masa komşusu, bardakilere “Türk…” le başlayan izahatlara girişmişken yazıyı bağlayalım:
Evet. Mancs ve sahibi 27 ülkede deprem ve diğer doğal felaketlerde kurtarma çalışmalarına katıldılar. Birlikte yüzden fazla insanı kurtardılar. Lehóczki László Mancs’sız da olsa “Spider Özel Kurtarma Ekibi ile bu dünyadaki faaliyetlerine devam ediyor. Öteki dünya hakkındaki fikirleri gayet net: “Cennet köpeksiz bir yerse gitmek istemem !”
Saat 13.10. Sabahı geride bıraktık. Tamam. Bu bira Mancs’ın şerefine olsun!
A weboldalon cookie-kat használunk, amik segítenek minket a lehető legjobb szolgáltatások nyújtásában. Weboldalunk további használatával jóváhagyja, hogy cookie-kat használjunk.