2026. Ağustos 6.
Türkinfo Blog Oldal 383

Dünyanın en meşhur çatı katı barı Macaristan’da

 

Condé Nast Traveler dergisine göre dünyanın en iyi 10 çatı katı barlarından bir tanesi Macaristan’da bulunuyor ve en son çıkan makalesinde Budapeşte’de bulunan  High Note SkyBar birinci olarak seçildi.

Aria Hotel Budapeşte binasının çatı katında bulunan High Note SkyBar, Condé Nast Traveler tarafından yayınlanan dünyanın en iyi çatı katı barı listesinde ilk defa yer aldı. Bu prestijli uluslararası seyahat dergisi listeyi en son 2016’da yayınladı;  okurlarıyla yeni çıkan listeyi de 24 Nisan’da paylaştı.

Makaleye göre her mevsimde açık olan bu çatı katı barı Budapeşte’nin tarihi ve modern yüzünün en iyi kombinasyonudur.

Bu iki katlı, üstün kaliteye sahip teras, Budapeşte’nin muhteşem manzarasını önünüze seriyor ve özellikle Aziz İstvan Katedralini yakından merak edenlere  tavsiye ediliyor.

Listede High Note SkyBar’ın yanında Hong Kong’tan Chile’ye kadar 9 çatı katı barı daha yer alıyor. İkinci olarak Çin’deki Sir Elly’s Terrace Rooftop Bar, üçüncü olarak ise Tayland’taki Moon Bar.

 

Betty Gün

Kaynak: Origo.hu

Macaristan sınırında beklemek istemeyenler ne yapmalı?

Eğer Türkiye’ye gidiş veya dönüş yolculuğu yaparken Macaristan’dan geçecekseniz, sınır kapısındaki bekleme süresini kısaltabilirsiniz.

Bazı vatandaşlarımız gümrük kapılarındaki bekleme sürelerini önlemek için bize şu soruyu yöneltiyorlar: “Macaristan vinyetini nereden satın alabilirim?”

Türkiye’ye Macaristan üzerinden seyahat etmek isteyenler bu ülke için gerekli vinyeti hem internetten, hem gümrük kapısındaki satış noktalarından, hem de o bölgedeki benzin istasyonlarından satın alabilirler. Eğer vaktiniz varsa vinyeti önceden satın almanızda fayda var. Çünkü yaz aylarında yolculuk yapanların sayısının çok olması nedeniyle satış kulübelerinin önünde de bekleme süreleri olabiliyor. İnternetten almanız size önemli ölçüde vakit kazandıracaktır.

Ancak şuna lütfen dikkat edin: Vinyet satın alırken aracınızın ve kendi bilgilerinizi mutlaka doğru yazın. Vinyet sistemine yanlış girilecek bilgiler daha sonra başınızı ağrıtabilir.

Macaristan sınırında alırken dikkat edin

Vinyeti sınır kapısından alırken de aynı durum geçerli. Eğer memur bilgileri sisteme yanlış kaydederse daha sonra vinyetsiz yolculuk yapmış gibi ceza alabilirsiniz. Bu nedenle size verile fiş ve belgeleri bir kez daha gözden geçirin.

Vinyeti internetten satın almak için bir çok sayfa var. Örneğin bağlı bulunduğunuz otomobil kulübünün sayfasına bakabilirsiniz.

http://www.turizmavrupa.com

Seçim takvimi ve Budapeşte’de oy kullanma

 

Yüksek Seçim Kurulu (YSK), Cumhurbaşkanı ve 27’nci Dönem Milletvekili Genel Seçimine ilişkin seçim takvimini dün (26 Nisan) açıklamıştır.

Yurt dışı seçmenleri ilgilendiren önemli tarihler aşağıda sunulmaktadır.

30 Nisan 2018 Pazartesi:

– Oy kullanılacak gümrük kapılarının ve yurt dışı temsilciliklerin ilân edilmesi.

2 Mayıs 2018 Çarşamba:

-Yurt Dışı Seçmen Kütüğününwww.ysk.gov.tradresinden ilân edilmesi ve itirazların başlaması (Türkiye saati ile 08.00).

12 Mayıs 2018 Cumartesi:

-Yurt Dışı Seçmen Kütüğünün,www.ysk.gov.tradresinden yapılan ilânının sonlandırılarak bu durumun tutanak altına alınması ve Yurt Dışı Seçmen Kütüğüne yapılacakitirazların son günü(Türkiye saati ile 17.00).

13 Mayıs 2018 Pazar:

– Yurt Dışı Seçmen Kütüğüne ilişkin askı listelerine yapılacakitirazların karara bağlanmasının son günü.

22 Mayıs 2018 Salı:

– Yurt içi ve yurt dışı seçmen kütüklerinin kesinleştirilmesi,

– Yurt dışı seçmenlerin oy kullanacakları tarih aralığı ve yer bilgilerininwww.ysk.gov.tradresinden ilânı (Türkiye saati ile 08.00).

24 Mayıs 2018 Perşembe:

– Yurt dışı sandık kurullarının, saklama ve ulaştırma kurulları ile sayım ve döküm kurullarının oluşturulması çalışmalarının tamamlanması.

7 Haziran 2018 Perşembe:

– Gümrük kapılarında ve yurt dışında oy verme işlemine başlanması.

17 Haziran 2018 Pazar:

– T.C. BUDAPEŞTE BÜYÜKELÇİLİĞİ’NDE OY VERME GÜNÜ (Tek gün).

19 Haziran 2018 Salı:

– Yurt dışında oy verme işleminin sona ermesi.

İLK OYLAMADA GEÇERLİ OYLARIN SALT ÇOĞUNLUĞU SAĞLANAMADIĞI TAKDİRDE YAPILACAK İKİNCİ OYLAMA:

30 Haziran 2018 Cumartesi:

– Gümrük kapılarında ve yurt dışında oy verme işlemine başlanması.

1 Temmuz 2018 Pazar:

– T.C. BUDAPEŞTE BÜYÜKELÇİLİĞİ’NDE OY VERME GÜNÜ (Tek gün).

4 Temmuz 2018 Çarşamba:

Yurt dışında oy verme işleminin sona ermesi.

Sözkonusu takvimin incelenmesinden de görüleceği üzere, Büyükelçiliğimizde her iki tur için de oy verme süresi birer gün olarak belirlenmiştir. Bu bağlamda, vatandaşlarımızbirinci tur için 17 Haziran 2018 Pazar günü, gerek olması hâlindeikinci tur için1 Temmuz 2018 Pazar günüBüyükelçiliğimizde oylarını kullanabileceklerdir.

Oy verme saat aralığıyla ilgili bilgiler ayrıca duyurulacaktır.

Saygıyla duyurulur.

T.C. Budapeşte Büyükelçiliği

Neşet Ertaş Budapeşte’de anıldı

Halk ozanı Neşet Ertaş, Macaristan’ın başkenti Budapeşte’de düzenlenen ”Tuna’dan Karadeniz’e” isimli konserde anıldı.

 

 

Budapeşte Yunus Emre Enstitüsü’nde düzenlenen etkinlikte, “Bozkırın Tezenesi” olarak anılan bozlak ustası ve Abdal geleneğinin önemli temsilcilerinden biri sayılan halk ozanı Neşet Ertaş, vefatının 6. yılında türküleriyle anıldı.

”Tuna’dan Karadeniz’e” isimli anma programında, bağlama sanatçısı Mansur Bildik ve Fas kökenli Macar sanatçı Guessous Majda Maria, Ertaş’ın eserlerini seslendirdi.

Mansur Bildik, konser öncesi yaptığı konuşmada, Anadolu’da Yunus Emre gibi binlerce sanatçının çok değerli eserler ürettiğini söyledi.

Devamı

Kisvasutak magyarországon 1.rész Szilvásvárad-2013

Ferencz Mari és zenekara – Az volt a kérdés

İnşaat işçisi olarak çalıştığı müzede Türkiye ile Macaristan arasında köprü oldu

Tekirdağ’da 36 sene önce Rakoczi Müzesi’nin restorasyonunda inşaat işçisi olarak çalışan Ali Kabul, restorasyon çalışmaları sırasında öğrendiği Macarca ile Türkiye ve Macaristan arasında bir köprü oldu.

1982 yılında Tekirdağ’daki Rakoczi Müzesi’nin restorasyonunda inşaat işçisi olarak çalışan Ali Kabul, restorasyon çalışmaları sırasında Macarca öğrenmeye merak saldı. Restorasyon sırasında gayreti ve çalışkanlığı ile Macaristan görevlileri tarafından fark edilen Kabul, 36 senedir Rakoczi Müzesi’ne sahip çıkıyor. Gelen turistlere müze rehberliğinin yanında Türkiye’yi ve Tekirdağ’ı tanıtan Kabul, Macaristan’a giden Türklere de Macaristan hakkında bilgi verip, yeri geldiğinde tercümanlık yapıyor.

22 yaşındayken müzenin restorasyon işinde çalışmaya başladığını anlatan Ali Kabul, “1982 yılında Macar Müze Müdürlüğü elemanları bu müzeyi restore etti. O restorasyonda ben de burada işçi olarak çalışmaya başladım. Sekiz, dokuz aylık bir restorasyon çalışması oldu. Bu restorasyon süresince ben biraz meraklıydım. Bir yabancı dil öğrenme isteği vardı. Bunu bir nevi fırsat sayıp burada çabalayıp Macarca’yı öğrendim. Sekiz ay sonunda restorasyon bitince burada çalışır mısın diye sordular bana. Sürekli bir iş teklif ettiler. Ben de çalışırım dedim. Başladık, işte 1982 yılından bu yana ve 36 senedir burası bana emanet. Türk-Macar ilişkisi için önemli olan bu binayı, Macaristan Başkonsolosluğu adına korumaya gayret ediyorum” dedi.

Macar halk kurtuluş kahramanı II.Rakoczi Frençh’in yaşadığı ev olan müzenin Macarlar için önemine değinen Kabul, “Burası iki ülke ilişkileri açısından çok önemli. Bizim için Atatürk ne ise Macarlar için de Rakoczi öyle diyebiliriz. Macar tarihinin son 500 yıldır yetiştirdiği en önemli liderlerden bir tanesi. Bugün Macaristan’da her şehirde, her kasabada, her yerleşim yerinde bir büstü vardır ya da caddelere, okullara adı verilmiştir. Onun için Macarlar burayı çok önemsiyorlar, hatta bu yeri kutsal bir yer sayıyorlar. O nedenle burayı layıkıyla korumaya çalışıyorum” diye konuştu.

Müzenin iki ülke arasında kültürel bir köprü vaziyeti gördüğünü belirten Kabul, “Burada tek çalışıyorum. Bunun zorlukları var ama güzel tarafları da var. Burası bir köprü vaziyeti görüyor. Kültürel köprü en azından. Buraya birçok Macar büyüğü gelmiştir; başbakanlar, cumhurbaşkanları, onlara da Rakoczi buraya nasıl geldi, nerede, nasıl yaşadı anlatıyoruz. Ayrıca buradan da, Tekirdağ’dan da belediye başkanlarımız, valilerimiz zaman zaman Macaristan’a gitmiştir. Onlara da elimizden geldiği kadar ya rehberlik yapmışızdır ya da gittiklerinde nereleri görmeleri, nereleri gezmeleri gerektiğine dair yardımcı olmuşuzdur” dedi.

İsmail Denizhan . IHA

Basketbol: Fıba Kadınlar Avrupa Ligi Dörtlü Finali

Basketbol FIBA Kadınlar Avrupa Ligi Dörtlü Final organizasyonunun final maçında ev sahibi Macar ekibi Sopron Basket’i 72-53 yenen Rusya temsilcisi UMMC Ekaterinburg, sezonu şampiyon tamamladı.

Basketbol FIBA Kadınlar Avrupa Ligi Dörtlü Final organizasyonunun final maçında ev sahibi Macar ekibi Sopron Basket’i 72-53 yenen Rusya temsilcisi UMMC Ekaterinburg, sezonu şampiyon tamamladı.

Macaristan‘ın Sopron kentindeki Novomatic Arena’da oynanan final maçının ilk periyodunu 22-15, devresini 42-30, üçüncü çeyreğini ise 53-42 önde geçen UMMC Ekaterinburg, müsabakadan 19 sayı farkla galip ayrılmayı başardı.

Sopron Basket adına 21 sayı üreterek maçın en skorer ismi olan Yvonne Turner’ın çabası takımı için yeterli olmazken, UMMC Ekaterinburg’da Emma Meesseman 19, Maya Moore 17 ve Britney Griner ise 16 sayıyla şampiyonluğa önemli katkı sağladı.

sondakika.com

Troya’dan çıktı dünyanın 44 müzesine dağıldı

Çanakkale Belediyesi ve MÜSİAD, 2018 Truva yılı etkinliği kapsamında Macaristan’ın başkenti Budapeşte’de karma sergi açtı.

BUDAPEŞTE Yunus Emre Enstitüsü binasında düzenlenen programda, gazeteci Haluk Şahin davetlilere Çanakkale tarihi hakkında bilgi verdi.

Belgin Şahin, Hale Gökhan ve Vahit Novruzov’un karma resim ve heykel sergisinin sanatseverlerle buluştuğu etkinliğe Türkiye’nin Budapeşte Büyükelçisi Ahmet Akif Oktay da katıldı.
Truva kahramanlarının heykellerinin ve Çanakkale’de yapılan resimlerin yer aldığı serginin açılışından önce Haluk Şahin, davetlilere Troya ile ilgili küçük bir bilgilendirme konferans verdi. Troya’nın dünyanın en iyi kazılmış en ünlü arkeolojik kazı yerlerinden biri olduğunu belirten Şahin, “Troya’dan çıkan eserler, dünyanın 44 müzesine dağılmış durumda. Bunlardan en önemlisini içinizden görenler vardır, Moskova’da Puşkin Müzesi’nde olan Priamos hazinesi olarak sunulan Troya hazinesidir. Uzun yıllardır hayalini kurduğumuz Troya Müzesi, yani kazı yerinin hemen yanındaki ‘Büyük Troya Müzesi’ bu yaz gerçek oluyor” dedi.

Folytatás >>>

Forrás: hurriyet.com.tr

Budapeşte’den sıra dışı bir pazaryeri cümbüşü

Birazdan Peşte’nin Merkez Pazar Yeri’ni anlatacağım.

Baştan belirteyim: Zerzavatı az bir pazar yeri yazısı olacak!

Belki “1984 yılında Margaret Thatcher’in buraya gelip salam yediği” gibi şeyleri yazabilirim. Henüz kestiremiyorum.

Fakat 1897 yılında mimar Pecz Samu tarafından Eyfel’in o yıllarda pek moda olan mimari çizimlerine öykünerek yapıldığını…

Ya da Özgürlük Köprüsü’nün ayağının dibinde konumlandığını…

Ya da  ne bileyim… mesela…çatısının seramik kaplı (seramik de değil aslında pirogranit) olduğunu…

Bunların da Zsolnay fabrikasında üretildiğini falan yazmayacağım. Benzeri bilgilerin en tafsilatlısı en alası bir tık uzaklıkta, Vikipedi’de.

Peki nelerden bahsedeceğim? Hemen söylüyorum:  canımın istediğinden! Açlıktan yanan mideme kahvaltı sözü vermiştim. Mesela bundan bahsedebilirim: Midem ve ben arada bir konuşuruz. Sorarım: “Canın ne istiyor?” diye.

Bu sabah da öyle oldu. Patatesli börek istiyormuş ama sıcak sıcak olacakmış…

Ayağıma üşenmem giderim. Sorun şu ki;  patatesli sadece Perşembe ve Cuma günleri çıkıyor… Cep telefonu takvimi patatesli için uygunluğu tasdikledi. Tamam gidiyoruz…

Her şey aynen böyle, “açlık belasına” başladı:

Merkez Pazar’a girdiğimde camlardan süzülen uhrevi ışık her yeri kaplamıştı.

Kutsanmış alışveriş kalabalığı deviniyordu. Bazıları durmuş ortalık yerde kurulu sergiye bakıyordu. Fotoğraf sergisinin fotoğrafını çekenler: yüzleri gözükmüyor ama Japonlar!

Çünkü; Japonlar her yere vizörlerin arkasından bakan minik adamlardır.

Gurlama! Japonlarla uğraşmayı bırakıyorum. Patatesliye ilerliyorum. Tamam.

Kahvaltıda sıcak patatesli börek candır…

Macarcası Rétes. Almanlar Strudel diyor. Ben, börek. İnce bir hamur. İçine konulan harcı çeşitli. Meyve, peynir, haşhaş, patates hatta lahana bile olabiliyor. Börekçi pazarın girişinde. Orta yolda ilerlerken sol kolda;  B-II numaralı köşe dükkan.

Usta hemen oracıkta hamuru hazırlıyor. Tezgahtakiler o yüzden hep sıcak. Satıcı kız şimdi “bliblibli..” birşeyler soracak,” burada mı yiyeceksiniz?” bâbından.

Götürecekse kese kağıdına koyup verecek. Müşteri orada yemeyi tercih ediyorsa kağıttan bir tabağa koyacak.

Esasen börek büfesinin hemen önündeki yıllanmış mermer tezgahta yemeyi isterim. Ama bu defa kese kağıdında olsun. Amaç ortalık yerdeki o sergiye dönmek olunca….

Kuru kuruya olmaz tabii… B-I deki kahveciden de yanına bir “My Lady” alayım.

Şekersiz, bol kremalı Capuccino. Budapeşte’deki en ucuz, en güzel kahve. 1 taşla 2 kuş:  Hem midem, hem ruhum  doysun.

 

 

Diorama sergisi ile kültürleneyim biraz

Kameralı, minik adamlara gözümle kahvemi işaret edip “sorry” diyerek ilerliyorum. Ansızın yok oldular.

Döke saça börek yiyip kahve höpürdeterek sergi gezmenin önündeki Japon engeli üç sorry ile halloldu. Kimse üstüne kahve dökülsün istemez, tabii.

Diorama sanatçısı Péter Csákvári’nin işleri çok güzel. “Diorama” nedir, yazalım hemen: Gerçek ve kurgu bir olayın, anın veya hikayenin ışık oyunlarının da yardımıyla üç boyutlu olarak modellenmesi. Her tanım gibi pek bir şey ifade etmiyor. Direkt fotoğrafları anlatayım daha iyi.

Sanatçı, bir fotoğrafta minicik adamları, hayvanları dev bir sardalya konservesi içinde yüzdürmüş.

Önümdeki bir başka fotoğrafta; sünger, çatal, bulaşık tası arasında detarjanlı suda giden bir kayık var. Şapkalı adam asılmış küreklere, kadın da karşısında… oh sefaya bak. Sanırsın Kalamış’talar. Şarkıları da benden olsun: “Bir tatlı huzur almaya geeeldik bulaşık suyundaaan, ah bulaşık suyundan!”.

Péter Csákvári aslında aşçıymış. Kurguladığı bu fotoğrafları hep Pazar yerinde sergilemeyi hayal etmiş, sanatı sosislerin sebzelerin aromaları arasında sergilensin istemiş. Sanatçı aşçı, konu yiyecek-içecek olunca, sergi mekana yakışmış. Ben de bir gün geç gelsem göremeyecekmişim, son anda yakalamışım. (Budapeşte Bahar Festivali kapsamındaki diorama sergisi Rákóczi meydanındaki II numaralı Pazar yerinde 30 Nisan’a kadar görülebilir. )

Mantar kontrol noktası

Pazarda saat 08-17.00 arasında mantar kontrolü yapılıyor. Şapkalı şapkasız, benekli beneksiz, güzelliğini zehrinden alanı, hepsi burada yenilebilir ve yenilemez diye ayrılıyor. Her pazar yerinde var, bir çeşit kamu hizmeti, bedavaya… Mantar kontrol noktaları hayranlık uyandırıyor bende. Bu tuhaf hayranlık duygumun temeli  genç bir gazeteciyken yaptığım bir mantar haberine dayanıyor…

Yıllar evveldi… Şişli Etfal’e mantar vak’ası bulmaya  gitmiştim.

Görevli ; “4. Kat, Falan ailesinden 8 kişi… İntaniyede, Filan’lardan beşi var: Ana,baba,üç amca. Bebek ayrı yerde…” diyerek saymaya başlamıştı.

Uzman doktorla görüştüğümde ise; mantar zehirlenmesinden kurtulmanın neredeyse imkansız olduğunu, sonbaharda fakir ailelerin protein alabilmek umuduyla mantar toplayıp handiyse topluca imha olduklarını öğrenmiştim.

Çoluk, çocuk mantardan ölüyorlardı. Her sonbaharda.

Aradan otuz yıl geçti. Vaziyet aynı. Velhasıl mantar kontrolü mühim mesele.

Savruk savruk dolaşıyorken Mantar Kontrol Noktası karşıma çıkınca durdum. “Lütfen sadece bir defa basın ve bekleyin” yazısını okuyunca da tereddütsüz zile bastım. Aklımdan geçti ama kaçmadım, bekledim. Saçları rastalı biri geldi, anahtarla kapıyı açtı. “Sizi çağıran bendim” dedim. Rastalı suratını sallandırdı. Devam ettim:

–  Bir mantarım bile yok, anlıyor musun?

Rastalı gülümsedi. Sezen Aksu’dan, minik serçeliğinden, mantarının olmayışına değil kedisinin olmayışına üzüldüğünden ve daha hatırlayamadığım bir dolu şeyden bahsettim. O da bana rastaların nasıl yapıldığını, adının Attila’nın babasından geldiğini, toprakaltı mantarlarını anlattı. Mantarlar hakkında şimdi hiç biri aklımda olmayan bir sürü bilgi verdi. Bendegúz Nagy, Ziraat fakültesi’nde mantar işinin ilmini almış. Mantar bilirkişisi olmuş. Peşte’nin ilk mantar dükkânı Triffla’nın sahibiymiş. Yeri Merkez Pazarın giriş katında. Dükkândaki bütün mantar çeşitlerini gösterdi. En sonunda da en nadide trüf mantarından bir adet Kara Elmas’ı kese kağıdına koyarak zarifçe bana uzattı: ve şöyle dedi:

“Artık bir adet mantarım bile yok diyemezsin!”

Bodrum kattaki Hungarikum sokağı

Elimde kese kağıdı. İçinde Bendegúz’un hediyesi. Kara Elmas’ımı sallaya sallaya  dolaşmaya devam ettim. Daha önce defalarca gördüğüm için ve Bendegúz’la yeterince mantar sohbeti yaptığımızdan olsa gerek daimi mantar sergisine bu defa  yüz vermedim. Doğrudan bodrum kat merdivenlerine yöneldim. En üst kattaki örtü pırtı ve karın doyurma  bölümlerinde turistler ışığa çekilen pervaneler gibi dolanıyor. Benim için sessiz, sakin bodrum kat daha makbul. Üstelik bodrumda Hungarikumlar var…

Kısaca “kültürel miras” diyebileceğim Hungarikumlar sekiz ayrı kategoride toplanmış. Macaristan’ı Macaristan yapan, akla hayale gelebilecek/gelemeyecek Macarlara özgü herşey. Gıdadan tasarıma değin uzanabilen farklı alanlardaki pek çok özel değer. Türkinfo sayfalarında hungarikumlara ait ayrıntılı bilgi bulmak mümkün. Konu ile ilgili internetteki en doğru ve en detaylı Türkçe kaynağın türkinfo sayfalarında olduğunu söyleyeyim. Araya aldığımız reklamdan sonra devam…

Bodrum katta silindir şeklindeki vitrinlerde hungarikumlar sergileniyor. Fondaki; balık, turşu, av eti, sepet hatta tencere satıcılarını izlemek de müessese ikramı… Büyük bir süper marketle, Macaristan’daki şarapçılık bölgelerini ve üzüm türlerini tanıtan daimi bir sergi yine bu katta yer alanlar arasında.

Bütün Hungarikum vitrinlerini dolaşıyorum: Makó sarımsağı- Kışlık salam (Pick ve Herz marka)- Csaba ve Gyula sucuğu- Zsolnay porselenleri- Kalocsa nakışları- Tokaj şarabı-  Pálinka (meyve rakısı)- Unicum (likör)- Tihany lavantası-  Akasya balı- Acı tatlı kırmızı biber- Rubik küpü- Kaz ciğeri- Szikvíz (soda)- Béres csepp (bağışıklık sistemini güçlendirici damla) ve gömböc.

Favori hungarikumum; gömböc

Ben bu garip cismi daha önce Budapeşte’nin Corvin mahallesinde görmüştüm. Geçen 2017 Aralık ayında. Dünyanın en büyük gömböc heykelinin Corvin’e dikileceğini duyunca merak edip gitmiştim. O günden beri ilgi alanımdadır.

Budapeşte teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nden iki bilim insanı;  Várkonyi Péter ve Domokos Gábor, 2007 yılında bulmuş.

Gömböc: Konveks (dışbükey), homojen, üç boyutlu, çokgen bir cisim. İki denge pozisyonu var; biri sabit, diğeri sabit olmayan… Yuvarlanıyor, oraya buraya gidiyor, sonunda hep aynı noktada dengesini bulup duruyor. Doğada var. Kaplumbağalar bu esasa göre dizayn edilmiş, ters dönseler bile kendilerini düzeltip eski hallerine dönebiliyorlar. Yine Mars’daki çakıl taşlarının şekil analizi üç boyutlu gömböc nesnelerinin yatay bir yüzeyde statik ve statik olmayan iki denge noktası sayesinde şeklin kendisini düzelteceğini belirten buluşa dayanıyor…

Aluminyum, bronz, porselen, plexiglassdan yapılmış gömböcler var. Materyaline, büyüklüğüne göre 250-600 Euro arasında satılıyorlar. Pahalı.

“Bir gömböcüm bile yok” diye ayaklanan içimdeki küçük serçeyi, bu kez; “Bak-yuvarla-dursun sonra yine bak yuvarla dursun. E-e? “ diyerek  derhal susturuyorum.

Goethe’nin prizması ve renk öğretisi ve yumurta

Hungarikum sokağı bitiminde ana rahmi gibi bir odacık. Sessiz, sakin, korunaklı. Sanki benim için konulmuş boş bir bank, derhal yayıldım. Yorulmuşum. Önümde camdan yatay bir prizma uzanıyor. Arkasındaki pencereden ışık geliyor. Prizmanın önündeki duvarda sürekli renk değiştiren dev bir yumurta var. Yumurtayla epey bir eğleştikten sonra nihayet fark ettim ki; Fotograf sanatçısı Szèlenyi Károly’un düzenlemesini yaptığı “Renkler Meydanı”ndaymışım. İlginç ötesi.  Ortalık yerdeki prizma Johann Wolfgang von Goethe’nin 1810 yılında yazdığı Renk Öğretisi (zur Farbenlehre) kitabından bir uygulama.

Odanın duvarları; “ışık ve renk konusuna Newton ile Goethe’nin yaklaşımları”, “ müzik ve renk ilişkisi “gibi hususlarda açıklamalarla dolu. Konu fizikçilerin olduğu kadar sanatçıların da ilgisini çekiyor. Newton, kırmızı do, turuncu re, sarı mi majör diyor… R.Korsakof günışığı do majör derken, Beethoven si minörün siyah rengi temsil ettiğini savunuyor. Bir duyuyu başka bir duyu ile algılama. Görülen renkler bu kafalarda duyulan seslere dönüşüyor; müzik patlıyor, havai fişek gösterisi yapıyor, öyle mi?

Nazım Hikmet olayı daha da ileri götürmüş ;“sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin” diyerek. O, bir hissin görüntüsünü istiyor, duygunun duyulara çevrilmesini… Bu türlü düşüncelerle Renkler Meydanı’ndaki renk değiştiren dev yumurtaya ne kadar süreyle baktım bilmiyorum. Sonra korktuğumdan  hemhal olduğum düşüncelerden ansızın sıyrılıverdim :

“Sinestezik mi olacaksın?” dedim kendime,” Sanat – manat bir yere kadar… Herşeyin fazlası zarar…  Duyularda karışıklık durumuna girip kafayı kimyasallamış hale getirmek de var… Zaten saat altıya geliyor, kalk kızım! Pazar yerinin önünden canımı 47 numaralı tramvaya attım. Mor salamlar hâlâ arkamdan el sallıyorlardı…

 Sunahan Develioğlu-Türkinfo

16,474FansLike
639FollowersFollow