2026. Ağustos 4.
Türkinfo Blog Oldal 337

Ayşe Özali, Macaristan’daki bir hastaya umut oldu

Donör Ayşe Özali, Macaristan’da tedavi gören, kanser hastası bir genç erkeğe yardım eli uzatarak umut oldu.

 

 

Kemal Saraçoğlu Lösemili Çocuklar Kanserle Savaş vakfı tarafından yapılan açıklamaya göre Özali, dün, Macaristan’da tedavi gören hasta için gönüllü olarak kök hücre bağışında bulundu.
Özali, Kemal Saraçoğlu Lösemili Çocuklar ve Kanserle Savaş Vakfı donör arşivine geçtiğimiz yıllarda örnek vererek kayıt yaptırmıştı.

Kemal Saraçoğlu Lösemili Çocuklar ve Kanserle Savaş Vakfı kurulduğu günden bu yana yürüttüğü gönüllü donör bağış kampanyalarıyla yaklaşık 45.000 kişiden ücretsiz olarak kan ve tükürük örneği aldı.

Bu kayıtlar Dünya İlik Bankası’nda tutuluyor ve dünya üzerinde ilik nakline ihtiyaç duyan hastalara umut oluyor. KKTC’de alınan bu örneklerden, bugüne kadar 63 kişi kök hücre bağışında bulundu.

Kemik iliği donör kaydı yaptırmak için 18-45 yaş arası, KKTC Kimlik Kartı’na sahip, daha önce bu amaç için örnek vermemiş sağlıklı bir birey olmak yeterli.
Dünya İlik Bankası için kayıtlar KKTC’de, Lefkoşa Mahkemeler Karşısı’nda bulunan Kemal Saraçoğlu Lösemili Çocuklar ve Kanserle Savaş Vakfı’ndan alınıyor.
Daha detaylı bilgi, www.kemalsaracoglu.org adresi ile (392) 227 0616-17 numaralı telefondan elde edilebiliyor (BRT/TAK)

Devamı

Slovakya’da gazeteci cinayetinin zanlısı eski asker ‘suçunu itiraf etti’

Slovakya’da araştırmacı gazeteci Jan Kuciak ve nişanlısının öldürülmesine ilişkin soruşturmada zanlının ‘suçunu itiraf ettiği’ bildirildi.

Zanlı Miroslav Marcek daha önce Slovakya ordusunda görev yapan eski bir asker.

Marcek cinayette yer aldığı düşünülen üç kişiyle birlikte sorgulanıyordu. Slovakya makamları zanlının suçunu itiraf ettiğini bildirdiler.

Slovakya’nın tanınmış bir gazetecisi olan Jan Kuciak ve nişanlısı arkeolog Martina Kusnirova evlerinde kurşunlanarak öldürülmüşlerdi.

Slovakya basını, 27 yaşındaki araştırmacı gazeteci Jan Kuciak’ın devlet ve mafya ilişkilerini sorgulayan haberleri nedeniyle bir suikasta kurban gittiğini ileri sürmüştü.

Basın özellikle Avrupa Birliği fonlarının dağıtılması esnasında yaşanan yolsuzlukların ve siyasetçilerin yakınlarına dağıttıkları ihalelerin Kuciak tarafından araştırılmasının cinayete neden olduğunu iddia ediyordu.

Siyaset mafya bağlantıları

Slovakya makamları tutuklanan zanlılar arasında işadamı Marian Kocner’in de olduğunu açıkladı. Kocner araştırmacı gazetecinin yolsuzluk haberlerinde adı geçen işadamlarından biriydi.

İşadamı Marian Kocner’in cinayetle ilgisinin olduğu iddiası daha önce de birkaç kez ortaya atılsa da, Kocner hakkında ilk kez geçtiğimiz Mart ayında ciddi araştırma başlatıldı.

Kocner’in cinayeti perde arkasında organize ve finanse etmek suçlamasıyla 8 Mart’ta savcılık tarafından ifadesi alınmıştı. Tutuklular arasında Slovakya magazin dünyasının tanınmış ismi Alena Zsuzsava da var.

Cinayet Slovak toplumunu sarstı

2018 yılının Şubat ayında gerçekleşen gazeteci cinayeti Slovakya siyaset dünyasını kökten değiştirdiği gibi, toplumu da ciddi bir şekilde sarsmıştı.

Siyaset ve mafya dünyasının bağlantıları ve bunları ortaya çıkarmaya yönelik soruşturmalar dönemin Başbakanı Robert Fico’nun ve İçişleri Bakanı Robert Kalinak’ın istifasına neden olmuştu.

Ülkenin büyük şehirleri başta olmak üzere yüz binlerce Slovak cinayetin aydınlatılması için sokaklara dökülmüştü. Hükümetin değişmesine rağmen soruşturmanın hantal bir şekilde ilerlemesi üzerine gösteriler yeniden başlamış ve bunun ardından da yeni İçişleri Bakanı Tomas Drucker ve Emniyet Müdürü Tibor Gaspar istifa etmişti.

Bir aktivist devlet başkanı seçildi

Gözlemciler 31 Mart 2019 tarihinde gerçekleşen başkanlık seçimlerinde 45 yaşındaki Zuzana Caputova’nın sürpriz bir şekilde seçimi kazanmasının gerisinde de halkın gazeteci cinayetine duyduğu tepkinin olduğunu vurguluyorlar.

Slovakya’nın ilk kadın başkanı olan Zuzana Caputova liberal görüşlere sahip bir hukukçu, çevre ve insan hakları konusunda son derece duyarlı bir aktivist.

Caputova’nın başkanlık yarışını kazanmasının ardından ilk işi cinayete kurban giden gazeteci Jan Kuciak ve nişanlısı Martina Kusnirova’nın anısına dikilen kitabeyi ziyaret etmek olmuştu.

Caputova ziyaret esnasında gazetecilere “Bir süre birlikte çalışmıştık. Benim için birilerinin suçlarının ortaya çıkmaması için gazetecilerin öldürülüyor olması anlaşılabilir bir şey değil” demişti.

2019 İstanbul Uluslararası Edebiyat Festivali’nde bir Macar: Gábor T. Szántó

Çağın ötesinde iki yazar: Gábor T. Szántó ve Fuat Sevimay İTEF 2019 İstanbul Uluslararası Edebiyat Festivali’nde!

Bir yanda Kafka’nın aslında 1921 yılında ölmediğine dair duyum alan ve bunun peşine düşen bir akademisyenin yolculuğunu anlatan Kafka’nın Kedileri (Kafka, 2018) romanının sahibi Macar yazar Gábor T. Szántó, öte yandan Kapalıçarşı (Hep Kitap, 2017) romanıyla, Kapalıçarşı’nın resmi tarihini tersyüz edip yepyeni, masalsı bir forma dönüştüren Fuat Sevimay. Dinlerin ve düşünce tarihinin sosyolojik boyutuyla hayatımızda nasıl dalgakıran etkisi yarattığını irdeleyen ve yeni bir dalga, farklı bir algı yaratmak isteyen bu iki roman, “Dalgalarla Tarihin Kalıplarını Yıkmak” adı altında, Elif Tanrıyar moderatörlüğünde konuşulacak. Metne yabancılaşma, yakın tarih ve yurtsuzluk gibi çeşitli konuları bu iki yazardan dinleyeceğiz.

Etkinlik detayları:
Tarih: 20 Nisan Cumartesi
Yer: Yapıkredi Bomontiada
Saat: 16:00 – 17:30
Konuşmacılar: Gábor T. Szántó & Fuat Sevimay
Moderatör: Elif Tanrıyar

İşte bira!

Şehirde yürürken birçok kez önünden geçmiş, bazen durup, üzerinde Otto Herman Müzesi yazan binayı hayranlıkla seyretmiştim; ama o cumartesi gününe kadar her nedense içine girmeye yeltenmemiştim. İsabet olmuş, çünkü yan tarafındaki bahçeden geçip, gövdeyle orantısız küçük kapıyı açtığımda, hoş bir sürprizle karşılaştım: Bira sergisi.

 

Fuayedeki, yağlıboya Miskolc tablolarına göz gezdirdim. Sonra iki orta yaşlı hanımın sevimli gayretleriyle paltomu ve çantamı vestiyere bırakıp, bilet alarak sergi mekanına geçtim. İki küçük oda gibi gözüktü başta gözüme meğer içi dolu turşucukmuş: Bira bardakları, rengarenk afişler, duvar tabakları, vitraylar, şişeleme makineleri, porselen musluklar, lingo lingo şişeler, bardak altlıkları, ayna üzerine boyanmış reklamlar, oyuncaklar, açacaklar, etiketler, metal levhalar, fıçılar, tabelalar, kara kalem çizimler, gravürler, seramik heykeller, eski kitaplar, faturalar, broşürler, peçeteler, menüler… Üstelik müzeyi terkederken elimde, Macarca ve İngilizce olarak basılmış, şahane bir kitap da vardı: Ez sör! (İşte Bira!)

İnsan bir şeyden haz almaya başlayınca, devamı kendiliğinden geliyor. Eve dönüşte, hanidir ihmal ettiğim Otto Herman hikayesine odaklandım. 1835-1914 yılları arasında yaşamış Macar zoolog, etnograf, arkeolog ve politikacı. Bir otodidakt (kendi kendini yetiştiren), ama ne otodidakt! Örümcekler üzerine yazdığı  kitapta 328 örümcek türünü tanımlamakla kalmamış bunların 36’sı ilk kez onun tarafından saptanıp, literatüre kazandırılmış. Balıklarla ilgili bir araştırması yayımlanmış. Kuşlarla ilgili kitabını aynı zamanda kendi kuş çizimleriyle desteklemiş ve bu coğrafyada “Kuşların Babası” lakabıyla anılır olmuş. Miskolc yakınlarında, mağara döneminde yaşam olduğuna dair izleri ilk ortaya çıkaran da o. Ne zaman böyle sekiz kollu canavarı andıran insanlarla karşılaşsam, bir süre durup kendi hayatımı sorgularım. Bu kez de öyle oldu ve sonra yavaş yavaş, kimi zaman çok zevk alarak içtiğim birayla ilgili bildiklerimi eşelemeye, bilmediklerimi araştırmaya başladım.

“İlk biranın, yaklaşık 10 bin yıl önce, bir parça ekmeğin ıslanıp mayalanmaya başlamasıyla tesadüfen ortaya çıktığı tahmin ediliyor” diye yazıyordu okuduğum bir metinde. Öyledir kuşkusuz. Rastlantıların hep rolü vardır hayatta. Ama biranın rastlantıyla oluştuğunu düşünmek ahmaklık olur. O rastlantıyı işleyen bir ya da birkaç kendi kendini yetiştirmiş, merak sahibi insanın titiz, sabırlı dikkati olmadan, ekmeğin ıslanması bir işe yaramazdı. İnsanlığın yerleşik hayata geçişinde bu keşfin, yani biranın, ekmekten de önemli bir rolü olduğunu ileri sürenlerin sayısı da küçümsenecek gibi değil. Neden olmasın, kafayı tütsülemek ekmek kadar önemli bir ihtiyaç sonuçta.

Bulgulara dayanan araştırmacılar, bundan on bin yıl kadar önce bira yapımının Mezopotamya’da başladığını öne sürüyorlar.  M.Ö. beş binli yıllarda Fırat ve Dicle ırmakları arasında kalan topraklarda arpa ve buğday yetiştirildiğini ve hem ekmek hem de bira yapıldığını kesin olarak biliyoruz. Sümer metinlerinde var bu. Irak’ta, Ninova’nın Gara Tepesi’ndeki kazılarda bulunan mühürde, bükülmüş bitki saplarıyla büyük bir kaptan bira içen iki adam görülüyor. Sümer mitolojisinin en önemli hikayesi Gılgamış Destanı’nda, Gılgamış’ın yakın dostu Enkidu’nun hikayesi de bira mitolojisinin ilk örneği bildiğimiz kadarıyla.

Kısaca özetlersek, Tanrılar pışpışladıkları Gılgamış’ın kontrolden çıktığını görünce ona arkadaş olarak hayvanlar tarafından büyütülmüş, vahşi Enkidu’yu yolluyorlar. Enkidu’yu, yani kırların “insanı”nı. Tapınak rahibesi/fahişesi Tehiptilla tarafından (bir kadın eliyle elbette) ehlileştiriliyor. Teatral sahne şöyle kurulmuş.

(Rahibe Enkidu’ya seslenir) :  Ekmek ye Enkidu. Bu yaşamın bir parçası. Ve toprağın geleneği olan biradan iç. Sen de bizden biri ol!

Enkidu ekmeği yemekle kalmıyor,  üzerine yedi testi birayı lüpletiyor yazara göre, kalbi neşeyle doluyor ve gözleri çakmak çakmak parlıyor.

Rahibe Enkidu’yu yıkıyor ve ona artık insan olduğunu bilirdiriyor. İnsanlık zor zanaat. Rahibenin peşi sıra şehre sürükleniyor kırların efendisi Enkidu ve orada dağılıyor.

Güzel hikaye. Enkidu, topu topu Gılgamış’ın gölgesi olsa bile.

Sandığımızın aksine, mitolojik hikayeler gündelik hayatımızdan hiç de uzakta değildir. Ben ne zaman Enkidu’yu anımsasam, aklıma derhal Kriko gelir.

Çıralı’da, Hippiler’in son dönemine yetişmiş, Münihli bir dostum vardı: Köylülerin ona taktığı adla Kriko. Genellikle sezon sonu, ortalıktan el ayak çekilmeye başladığında gelirdi köye. Sabah yedi civarı, bisikletle iki kilometre ötedeki bakkala ekmek almaya gittiğimde, kapının yanıbaşında sabah birasını içerken bulurdum onu. Şaşkın yüzüme gülümseyerek bakıp “Ekmek bu, ekmek!” derdi kırık Türkçesiyle.

Neden sonra, toksikolojinin kurucu babası, 50’sine gelmeden bir meyhane kavgasında hayata gözlerini yuman yarı-çatlak Paracelcius’un (1493-1591), hikayesini öğrendiğimde de aklıma gelmişti Kriko. Derler ki Paracelcius, biranın iyileştirici ve besleyici etkisinin, zamanın doktorlarının yazdığı reçetelerden çok daha önemli olduğunu söylermiş.

Enkidu’dan Paracelcius’a oradan Kriko’ya bir hat çizilebilir mi? Bira sözkonusuysa, 10 bin yıl o kadar da uzun değilmiş gibi geliyor insana. Öte yandan içtiğimiz birada gelinen kalite ve çeşitlilik göz önünde bulundurulduğunda, rahatlıkla “amma uzun yol gittik” de diyebiliriz.

Birayla ilgili bir başka mit de Mısır kökenlidir. Tanrı Ra’nın ortalığı kasıp kavursun diye yarattığı kızı Tanrıça Sekhmeti sonunda öyle gemi azıya alır ki, yaratıcısı da pişman olur. Ama nasıl durduracaktır kızını, sonunda çareyi Tanrıların bitmek bilmez hilelerinden birine başvurmakta bulur.

Ulaklarına Elaphantine adasından kırmızı aşı boyası almalarını ve  kadınların bütün gün bira yapımında çalıştıkları Heliopolis kasabasına götürmelerini emreder. Kırmızı aşı boyası 70 bin kavanoz biranın içine karıştırılır ve Sekhmeti’nin bir sonraki saldırısını planladığı toprakların üzerine dökülür. Tanrıça, kızıl birayla kaplı toprakları gördüğünde bunun öldürdüklerinin kanı olduğu yanılsamasına kapılarak, içmeye başlar. O kadar çok içer ki, biranın etkisiyle gücü tükenir, bütün gün ve gece uyur ve ertesi gün sendeleyerek babasının yanına döner. Ra kulağına fısıldar, “Barış içinde gel tatlım!” ve Sekhmeti o günden sonra aşk kadar tatlı ve güçlü Tanrıça Hathor’a dönüşür. O günden sonra her yıl adına düzenlenen törenlerde (Sarhoşluk Bayramı) rahibeler, Elephantine’den gelen aşı boyası karıştırılmış kırmızı Heliopolis birası içerler.

Her iki mitolojik hikayede de tanrıların bira içtikten sonra geçirdikleri köklü dönüşüm teması çıkar karşımıza. Enkidu insanlaşır, Sekhmeti ise kıyıcılıktan kurtulur ve adaletin temsilcisi haline gelir. Biranın bir sağaltıcı gücü olduğu inancı kesindir.

Yine okuduklarım içinde vardı, sanki Antik dünyada yerleşik olan kültürler şaraba, göçerliğe yatkın olanlar ise biraya meyletmişler gibi bir anıştırma. Mısır’da şarabın biranın yerini alışı Büyük İskender’in fethinden sonra yavaş yavaş gerçekleşmiş. Yunanlılar için bira, barbar halklara özgü bir içecek ve kontrolsüz sarhoşluğun simgesiymiş. Kadim Doğu-Batı ayrımı bira ve şarap üzerinden de şekillenmiş, taaa o zamanlarda. Yapaydır tabii bu sınırlar, Keltler Avrupa’nın ilk bira üreticileri olarak devreye girmişler ve birayı fıçılarda dinlendirmeyi akıl etmişler. Roma imparatoru Diocletianus (284-305) döneminde,  tam olarak 301 yılına ait esnafın neyi kaça satacağına dair listede Keltlerin buğday birası 4, Mısırlıların arpa birası 2 denarius olarak fiyatlanmış. Bira üzerinden okunabilecek bir sınıfsal ayrım çoktan başlamış sizin anlayacağınız. Eminim birileri Batı birasının kalitesi ve Doğu’nun ikinci sınıflığından da dem vurmuştur.

Böyle böyle geliyoruz can alıcı soruya. Edip Bey’in dizesidir bu:

Ya alkol olmasaydı?

Mitolojideki gibi çalışmaz iş daima. İçki bir dönüştürücüdür tamam da, filmin sonu hep mutlu bitmez. Bunun için kışın, ikindi sonrası, şehrin mahalle aralarındaki, bir tür gecekondu olarak nitelenebilecek, otobüs duraklarının hemen arkasına konuşlanmış büfelerinden içeriye göz atmak yeter. Bunların çoğu aynı zamanda loto bayiidir ve içerisi zarları hepyek gelmiş insanlarla doludur. İşle ev arasına sıkıştırdıkları o kısa aralıkta bira ve hızlandırıcıyla, rutini devam ettirmenin yollarını araştırırlar.

Böyle böyle anladım, sergide ve kitapta eksik olan onların anonimleştirilmiş hayatlarıydı.

 

Serhat Öztürk – Türkinfo

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Michelangelo Budapeşte’de

Geçtiğimiz hafta Budapeşte Güzel Sanatlar Müzesinde “Michelangelo ve 16. yüzyıl İtalyan Çizimi” sergisi açıldı.

Sergide aralarında Michelangelo, Da Vinci ve Raphael’in eserlerinin de bulunduğu seksen çizim bulunuyor.

Michelangelo’nun eserleri Budapeşte’de ilk kez sergileniyor.

Bu eserlerin bir kısmı Louvre, Uffizi, Ashmolean gibi ünlü müzelerden Budapeşte’deki dönemsel sergi amacıyla getirildi.

Sergi 30 Hazirana kadar devam edecek.

günleri haricinde saat 10:00-17:00 arasında ziyaretçilere açık.

Daha fazla bilgi ve bilet için >>>

Senhür Yüksel – Türkinfo

Avusturya Sınır Kontrollerini Bir Kez Daha Uzatıyor

Avusturya, düzensiz göç ve terör tehlikesi gerekçesiyle Avrupa Birliği (AB) üyesi iki komşu ülke Slovenya ve Macaristan sınırlarında süren sınır kontrollerini 6 ay daha uzatacak.

 

 

Avusturya, düzensiz göç ve terör tehlikesi gerekçesiyle Avrupa Birliği (AB) üyesi iki komşu ülke Slovenya ve Macaristan sınırlarında süren sınır kontrollerini 6 ay daha uzatacak.

Avusturya Haber Ajansına (APA) konuşan İçişleri Bakanı Herbert Kickl, 12 Mayıs’ta sona erecek sınır kontrollerinin bu yılın kasım ayına kadar uzatılması için Brüksel’e mektup yazdığını söyledi.

Devamı

Slovakya’da yabancı ülkelerin milli marşlarına yasak

Slovakya’da aşırı milliyetçi çizgideki koalisyon ortağı SNS Partisi tarafından parlamentoya sunulan ve ülke içerisinde herhangi bir toplantı ya da mecliste, yabancı ülkelerin milli marşlarının okunmasını yasaklayan yasa tasarısı kabul edildi.

 

 

Henüz cumhurbaşkanı tarafından onaylanmayan tasarıya göre, herhangi bir ülkenin milli marşı ancak o ülkeden diplomatlarının ya da resmi delegasyonun bulunması halinde okunabilecek.

Cumhurbaşkanı Andrej Kiska ise ‘Ulusal Sembolleri Koruma Yasası’ olarak adlandırılan söz konusu tasarıyı veto edeceğini duyurdu.

Mecliste kabul edilen tasarıya göre, yabancı bir ülkenin milli marşını okuyanlar 7 bin Euro para cezası ile cezalandırılacak.

Ancak milletvekillerinden bir kısımı, onay verdikleri tasarının yabancı ulusal marşların okunmasının yasaklanmasını içerdiğini bilmediklerini belirtti.

Yasaya en sert tepki ise Slovakya’nın en büyük etnik azınlığını oluşturan Macarlardan geldi. Ülke nüfusunun yüzde 10’unu oluşturan Macar azınlık, özellikle futbol maçları ve diğer aktivitelerde sık sık Macar milli marşını okuyor.

Devamı

Uluslararası Sziget Festivali’ne Türkiye’den The Ringo Jets katılıyor

Tüm dünyadan yüzbinlerce müzikseveri “aşkın devrimi” sloganıyla kucaklayan Sziget Festivali’nin merakla beklenen Europe Stage kadrosu açıklandı.

 

Europe Stage’e bu yıl Türkiye’den katılacak ilk isim köklerindeki güçlü blues mayasını, gümbür gümbür bir garage rock tınısıyla harmanlayan The Ringo Jets oldu.

Sziget Festivali, Macaristan’ın Budapeşte kentinde 7-13 Ağustos tarihlerinde yapılacak.

Tüm dünyadan yüzbinlerce müzikseveri “aşkın devrimi” sloganıyla kucaklayan Sziget Festivali’nin merakla beklenen Europe Stage kadrosu açıklandı. Europe Stage’e bu yıl Türkiye’den katılacak ilk isim köklerindeki güçlü blues mayasını, gümbür gümbür bir garage rock tınısıyla harmanlayan The Ringo Jets oldu.

Son yıllarda Türkiye’den çıkan en ilginç ve özgün topluluklardan biri olan The Ringo Jets, yaptığı müziğin özüne sadakati ve tavizsiz tavrıyla dikkat çekiyor. Ülkemizin yurtdışında en çok konser veren topluluklarının başında gelen The Ringo Jets, art arda Primavera Sound, Rencontres Transmusicales, Gutter Island, Rock ‘n’ Coke gibi festivallerde yer aldı. İskandinavya, Fransa, İtalya, İspanya gibi bölgelerde turneler yapan grup Pixies, The Battles, Portishead, The Sonics ve Gogol Bordello gibi gruplarla da aynı sahneyi paylaştı. Türkçe psychedelic rock kökenlerine atıfta bulundukları şarkılarıyla da dikkat çeken topluluk köşeli ve riff tabanlı şarkı yazımıyla da ön plana çıkıyor.

Devamı

SABINA – SZÉPIA

Macaristan Paks NGS’nin genişletilmesi için çalışmalara başladı

Enerji Günlüğü – Macaristan’ın tek faaliyette olan nükleer santrali Paks Nükleer Güç Santrali’nin genişletilmesi için hazırlık çalışmaları başladı.
Macaristan Dışişleri Bakanı Peter Szijjarto, Paks-2 Nükleer Güç Santrali’nin yapımı için hazırlık çalışmalarının başladığını, projenin gerçekleştirileceği yerde yardımcı altyapının inşa edildiğini açıkladı. Santrale Rosatom tarafından Rus teknolojisiyle iki nükleer reaktör daha eklenecek ve finansmanının %80’i de Rusya tarafından karşılanacak.
Bakan, ülkenin elektrik ihtiyacının yüzde 40’ının nükleer enerji sayesinde karşılandığını, Paks-2’nin açılmasıyla bu rakamın daha da artacağını kaydetti.
“PROJEYİ GEÇ DE OLSA TAMAMLAYACAĞIZ”
AB’nin resmi prosedürlerinin uzaması nedeniyle takvimin gerisinde olduklarını belirten Szijjarto, “Ancak takvimin gerisinde olmak, tamamen çalışmalardan vazgeçmek anlamına gelmez. Bu sadece santralin planlandığından daha geç tarihlerde açılacağı anlamına geliyor. Gecikmenin temel nedeni, AB’nin resmi prosedürlerinin uzaması. Bu prosedürler gerektiğinden daha fazla zaman aldı. Kesinlikle planladığımızdan daha fazla zaman aldı. Ama şimdi prosedürler tamamlandı ve AB yeşil ışık yaktı” dedi.
Rusya ve Macaristan, 2014 yılında Paks-2 nükleer santralinin yapımı için anlaşma imzalamıştı. Santralin 12.5 milyar euro olan toplam maliyetinin 10 milyarlık kısmı Rusya’nın açacağı krediyle karşılanacak.
1982 yılında elektrik üretimine başlayan 2000 MW kapasiteli santral dört nükleer reaktörden oluşuyor. Macaristan santrale 1200’er megavatlık iki nükleer reaktör daha eklemeyi planlıyor.
Avrupa Birliği, petrol ve doğalgazda olduğu kadar ülkenin elektrik ihtiyacının %40’ını karşılayan Paks Nükleer Enerji Santrali’nde de Rus teknolojisi kullanan Macaristan’ın Rusya’ya bağımlılığını iyice arttıracağı yönlü kaygılarını bir yana bırakarak nükleer santralin genişletilmesi planını 2017 yılında onaylamıştı. Kaynak: Macaristan Paks NGS’nin genişletilmesi için çalışmalara başladı.

Haber kaynağı: www.enerjigunlugu.net

16,474FansLike
639FollowersFollow