Macaristan’da düzenlenen Dünya Gençler Yüzme Şampiyonası’nda milli sporcular, 3 kategoride final hakkı elde ederken, 2 de Türkiye rekoru kırdı.
Türkiye Yüzme Federasyonundan yapılan açıklamaya göre, Baturalp Ünlü, Bora Gülşen, Yiğit Aslan ve Berke Saka’dan oluşan 4×200 metre serbest bayrak takımı, 7.26.65’lik dereceyle yarışı 7. tamamladı ve final hakkı elde etti. Milliler, bu dereceleriyle 17-18 yaş Türkiye rekorunun sahibi oldu.
Şampiyonada 200 metre kurbağalamada Demirkan Demir, 2.13.63’lük derecesiyle 6., Beril Böcekler de 400 metre serbestte 4.10.55’lik derecesiyle 4. olarak finale kaldı.
Merve Tuncel ise 400 metre serbestte 4.15.43’lük derecesiyle 14 yaş yeni Türkiye rekorunun sahibi oldu.
Aleyna Özkan 50 metre kelebekte 27.04’lük derecesiyle 10., Baturalp Ünlü, Bora Gülşen, Gizem Güvenç ve Zehra Duru Bilgin‘den oluşan 4×100 metre serbest karışık bayrak takımı ise 3.33.07’lik dereceleriyle 8. sırayı aldı.
Agnes Heller bir tür anti-demokratik rejim içinde bıraktığı ülkesine döndükten hemen sonra kendini bir başka tür anti-demokratik rejimde buldu
Önce Agnés Varda’nın ölüm haberi geldi. Sinematek kurulup faaliyete geçtiği sıra “Yeni Dalga” filmlerini göstererek işe başlamıştı. İlk gördüğüm Varda’nın “Bonheur” (Mutluluk) filmi olmuştu. Sonra başkalarını da gördüm ama belleğimde “Bonheur”ün yeri ayrıdır.
Derken okudum ki Agnes Heller de ölmüş (Macarca “s”ler “ş” okunuyor, yani Anyeş). Bakın onu tanımıştım. Yetmişlerin sonlarında Oxford’daydım. Heller de kocasıyla Avustralya yolunu tutmuştu. Sağda solda dura dura gidiyorlardı. Benim Oxford’lu arkadaşlarıma da uğramışlardı. Öyle tanıştık. Kocası (doksanlarda öldü) Ferenc Feher ile birlikte.
Bundan kısa bir süre sonra bizim 12 Eylül olduğunda Agnes’ten usturuplu yazılmış bir “Ne var, ne yok?” mektubu almıştım.
Sonra yıllarca görüşmedik; bir ara Amerika’da olduğunu duydum. Derken beklenmedik işler oldu: Berlin’de duvar yıkıldı. Ardından daha birçok duvar yıkıldı. Macaristan’ın pro-Sovyet rejimi de göçünce Heller-Feher çifti “yurda döndü”. Agnes’i, sivil konuların tartışıldığı iki ayrı konferansta yeniden görebildim. Yaşlanmıştı tabii, ama dinçti; zihni çok berraktı.
Bazı insanlara şu dünyamız rahat huzur yaşatmıyor. Agnes Heller de bunun nasip olmadığı kişiler arasında.
Macaristan’da orta halli bir Yahudi ailenin çocuğu olarak doğmuş. Hele o yıllar için iyi bir başlangıç sayılmaz. Horty gelmiş, Hitler gelmiş. Bu durumda baba gitmiş Auschwitz’e. Tabii gidiş o gidiş. Her nasılsa Agnes’le annesi toplama kampına gönderilmekten kurtulmuş.
Agnes okuyor, üniversite çağına geliyor; savaş bitmiş, Macaristan “Sosyalist” blok içinde. Bir rastlantı sonucu Agnes Avrupa kültürü üstüne bir konferans dinliyor. Konferansı veren Lukacs. Evet, György Lukacs. Kendi anlatımına göre Heller onun anlattıklarından hiçbir şey anlamamış; yalnız, bundan böyle bu konular üstüne çalışmak istediğini anlamış. Eh, bu da az buz bir şey anlamak sayılmaz.
Öyle de yapıyor. Sosyolojiye yöneliyor. Bu sıralarda Macaristan’ın sosyalist önderi Rakosi bir Stalinist. Toplum konularında düşüncelerini dile getiren Agnes Heller, bunları Rakosi’ye beğendiremiyor: Heller’in Komünist Parti’den ilk atılışı!
Elliler Macaristan’ın fırtınalı yılları. 1953’te Stalin ölünce Rakosi’nin mutlak iktidarı bir sarsıntıya uğruyor ve bir süre sonra yerini Imre Nagy’ye bırakıyor. Ama arkasından dolap çevirmeyi bırakmıyor. Bu arada Sovyetler’de ise Kruşçev iktidarını pekiştirmiş. Onun sağlayacağı umulan görece liberal ortamda Nagy de Rakosi’den devraldığı rejimi yumuşatmaya çalışıyor ama Kruşçev’in liberalliği buraya kadarmış. Bildiğimiz olaylar. Nagy’nin idamına kadar uzanan süreç. Onun kültür bakanlığını yapan Lukacs bu kadar ağır muameleye uğramıyor ama bir “parya” olarak kenara itiliyor. Bir süre sonra, Kadar’ın başta olduğu dönemde, Agnes Heller de Lukacs’ın revizyonist v.b. olduğu üzerine kampanyaya katılmaya davet ediliyor ve reddettiği için yeniden partiden kovuluyor.
Altmışlarda onu, tersine, “Budapeşte Okulu” adıyla tanınan ve önemli ölçüde Lukacs’tan esinlenen toplumsal bilimciler arasında görüyoruz.
Sözün burasında bir parantez açıp Lukacs’ın düşünce tarzına da, eylem biçimine de hiç katılmadığımı söylemek gereğini duyuyorum. Ama tabii bu “Lukacs revizyoisttir” gibi kampanyalara varacak bir şey değil. Önemli ağırlığı olan bir kişilik ve elbette çevresindeki insanları etkiliyor. Bazılarını hatta kendi çizgisine de aykırı düşecek şekilde etkileyebiliyor. Lukacs aslında—ya da “bence”—Marksist olmaktan çok Hegelciydi. Bu çerçevede etkilerini gene Macaristan’dan yetişen Marksist teorisyenlerden Meszaros gibi düşünürlerde rahatça gözlemleriz. “Budapeşte Okulu” ise, “genel olarak” diyeyim, Lukacs’a göre daha liberal bir çizgide konuşlanmıştı.
Bu yıllarda Agnes Heller ilginç bir yöne yüzünü döndü: Marx’da “ihtiyaç” kavramı üstüne bir kitap yayımladı. “Kullanım değeri” ve dolayısıyla “mübadele değeri”nin “ihtiyaç”la ilişkilerini inceledi. Bu şekilde “teorize” ve “problematize” ettiği “ihtiyaç” kavramından Marksist teoride hemen hemen hiç yeri bulunmaya “günlük hayat” alanına da geçiş mümkün oluyordu. Heller’in bu özgün katkısı birçok toplumsal bilimciye verimli bir çalışma alanı açtı. Bu yaklaşımın, şüphesiz, klasik “Leninizm”den çok “Gramsci’ci bir Marksist analiz yöntemiyle alışverişi vardı.
Heller pek yerinde durur bir düşünür sayılmaz. Alanı hep geniş olmuştur. “İhtiyaç” kavramından sonra estetik alanına döndü. O alanda da birkaç eser verdi.
Macaristan’a döndüklerini söylemiştim. Dönmesine döndü. Bu gibi durumlarda, yani siyasi diktatörlüklerin dayattığı zorunlu sürgünlerde, “vatana dönüş” mutlu bir olaydır. Ama yukarıda Heller’in bu bakımdan “nasipsizler” kategorisine girdiğini söylemiştim. Evet, onun “vatana” dönüşünden bir süre sonra, sağa doğru istikrarlı bir gidiş tutturmuş olan Fidesc bu yürüyüşünün en dikkate değer elemanı Orban’ı ortaya çıkardı. Belli ki kırsal Macaristan Orban’ı pek sevdi ve bağrına bastı.
Sovyet anlayışının baskısı altında sosyalizmin de ancak baskıcı aygıtlar kurabildiği Doğu Avrupa ülkelerinde, Berlin sonrası “özgürleşme”nin pek derinlere inemediğini biliyoruz. Koşullar bu toplumların gerçekten “demokratik” denecek açılımlar yapmasını engelliyor. Üstelik bu dönemde engeller “dışsal” (yani Sovyet baskısı sonucu) değil, düpedüz içsel. Bütün bu toplumların kendi özgül tarihleri tarafından şekillendirilen demokratik sorunları var. Ama hiçbiri, Heller’in tespit ettiği gibi, demokrasiyi düşman ilan etmiş değil. İşlerin hiç de parlak olmadığı Polonya’da bile, Macaristan’da Orban’ın yarattığı gibi bir “demokrasi husumeti” yok.
Dolayısıyla Agnes Heller bir tür anti-demokratik rejim içinde bıraktığı ülkesine döndükten hemen sonra kendini bir başka tür anti-demokratik rejimde buldu.
Agnes Heller geçtiğimiz temmuz ayı içinde tatile çıkmış ve Macaristan’ın ünlü Balaton Gölü’ne gitmiş. Yüzmeyi çok seviyormuş. Yaşı doksanı bulduğu halde uzun uzun yüzmekten geri kalmıyormuş. Bu sefer de göle girmiş, ama gölden çıkmamış. Cesedini bulmuşlar. Polis bunun bir cinayet falan olmadığını söylüyor ki herhalde öyledir. Herhalde yüzerken geçirdiği bir şey, araştırılıyormuş.
Almanya Başbakanı Angela Merkel, Soğuk Savaş’ın son döneminde Doğu Bloku’nun Batı’ya açılmasında önemli bir dönüm noktası kabul edilen ‘Pan-Avrupa Pikniği’nin 30’uncu yıldönümünde Macaristan’ın Sopron kentinde, bu ülkenin başbakanı Victor Orban ile görüştü.
2015’teki mülteci krizi sonrasında Orban ile fikir çatışması yaşayan Merkel, konuşmasında ‘Avrupa’nın birlik ve bütünlüğüne’ vurgu yaparak, Demir Perde’nin sona erdirilmesindeki rolü nedeniyle Macaristan’a teşekkür etti. Alman lider, mülteci krizi konusunda “Bazen, dünya ve Avrupa adına sorumluluklarımızı yerine getirmek için olağandışı bir şey yapmak gerekebiliyor” dedi. Bu konuda Merkel ile ters düşen Orban, “Biz, Avrupa’nın dış sınırlarını korurken Almanların da kale koruyucusuyuz” dedi. Merkel, 2015’teki mültecilere açık kapı politikası nedeniyle Avrupa’daki ‘aşırı sağcı’ hareketlerin güçlenmesi gibi siyasi dönüşümlerden sorumlu tutuluyor. 19 Ağustos 1989’da, Sopron yakınlarında sınır kapısının bir saatliğine sembolik olarak açılmasıyla yüzlerce Doğu Almanya vatandaşı Komünist bloktan ayrılarak Macaristan’a geçmişti. Bu olayın üç ay sonrasında Berlin Duvarı’nın yıkılmasının yolunu hazırladığı kabul ediliyor. Eski Almanya Başbakanı Helmut Kohl de “Berlin Duvarı’nın ilk taşı Macaristan’da kaldırıldı” demişti.
Her kent önceki hayatın leşleriyle doludur ve bunlar ölü noktalar oluşturur. Miskolc’da bunların sayısı birden çoktur. Bu ölçüde bir kent için şaşılacak derecede çok.
Zsarnai Piac’a giden yol, şehrin terk edilmiş tarafındadır. Burada otların uzadığı bahçelerin içinde geniş devlet binaları, demiryollarının ardiyeleri yer alır. Solunuzda kalan tren yolunun öteki tarafındaki tepecikte ve onun hinterlandında, yeni ve modern bir kent kurmaya girişen insanlar, buraya sırtlarını dönmüşlerdir. Kentin bu bölgesi hantal devlet aygıtına terk edilmiştir ve ancak o aygır, tanrının kutsal emriyle tatile çıktığında, canlılık belirtisi gösterir.
Top sahası büyüklüğündeki alanda kurulan pazarı, uzaktan bir otopark yığını olarak görürsünüz öncelikle. Yaklaştıkça insanlar da kadraja girmeye başlar ve içine girdiğinizde bir ses ve insan duvarına çarparsınız. Her hafta kurulan bir panayırdır burası. Yemek yiyenler, beğendikleri müziği herkese dinletmek için birbirleriyle yarışanlar, bir şey satmaktan da önce bir bağırma-çağırma terapisi peşine düşmüş olanlar, pazarlıkla sohbeti harmanlamaya/harlamaya düşkün olanlar. Pazarın sırrına vakıf olmadan, kapitalizmin ruhunu anlamak mümkün değildir.
Halk -ondan her ne anlıyor olursanız olun- buradadır. Her şeyi ve bazen mağazada satılanlardan daha kalitelisini, çok daha ucuza alabilirsiniz; ikinci el çim biçme makineleri, şahane eski bisikletler, saksılar, bardak çanaklar, eski mobilyalar, yeni kıyafetler, bilgisayarlar, oyuncaklar, kondisyon aletleri, çelik tencereler, avizeler ve aklınıza gelebilecek her şey… Her milliyetten satıcı vardır ve alışveriş sırasında da milliyetin hissedilir bir rolü olur.
Pazara giden herkesin bildiği gibi, insan bir süre sonra orada kendi şaşmaz güzergâhını oluşturur: İhtiyaç ve arzu. Bu sizi belli tezgâhlarla daha derin bir bağlantıya sokar. Pazar yerindeki tezgâhlar, konup göçenlerden oluşur çoğunluk. Bir de pazarın yerleşikleri vardır, büyük girişin orada, tenekeden yapılmış sabit barakadan dükkanları yan yana sıralanır. Bunların ne mal taşıma ne de her hafta yeni mallar bulma kaygıları vardır.
Bu demirbaşların deyim yerindeyse en iştahsızı, dünya yıkılsa… modunda takılan o abidir: Her zaman sebatla kepengi önüne kurduğu portatif bir masanın arkasında oturur ve bir Buda heykeli kadar kımıltısızdır. Yaşını kestirmek kolay değil 50 ile 70 arasında bir yerde olabilir. Ama konum alışı onun daha yaşlı olabileceğine işaret eder. Tezgahına yaklaştığımda – ki her hafta bir dini ritüel gibi yerine getiririm bunu- gözlerini hafifçe kırparak selamlar, neden sonra ayırdına varılacak bir detaydır bu ve ayırdına vardığınızda da anonim kişi olmaktan kurtulmuş olmazsınız. Dükkândaki malları üç dört sıra halinde dışarı çıkartarak elinden gelenin hepsini yapmış ve bütün enerjisini tüketmiştir. Mallarının hepsi kutular içinde ve herhangi bir tasnife uğramadan dururlar. Çoğunlukla 100 ile 300 Forint arasında fiyatlandırdığı kutular arasında döner durur ve alacak bir şey bulmak için zorlarım kendimi. Zorlarım çünkü, onun bu pazarın teminatı olduğunu hissederim derinden. Onun, o saçma mallarla dolu, bütünüyle saçma tezgahın ardındaki taburede oturuyor olduğunu bilmeye ihtiyacım vardır. Pazarın çoktan unutulmaya yüz tutmuş ruhunu, o birada tutuyordur.
Döküntüler arasında yeteri kadar zaman geçirmişsem, Virginia Wolf’un, Mrs. Dalloway ile karşılaştığında zihninde uyanan o tuhaf meydan okumayı hatırlarım, ona baktığımda: Yakala bakalım, yakalayabilirsen!
40 yıl öncesinin eski turistik Miskolc haritasını, 100 Forint’i bastırarak(!) böyle bir halet-i ruhiye içinde mi aldım, yoksa ona gerçekten ihtiyacım olduğunu mu düşündüm? Hatırlamıyorum. Zamanla ilgili daha eski hikayeleri varın siz hesaplayın. Eve döndüğümde, kahvaltı sonrası haritayı masaya yayıp, herhangi bir şeye şaşmak için almışımdır belki de. Nitekim şimdi oturmakta olduğumuz Soltész Nagy Kálmán sokağının, haritada Kun Bela sokağı olarak gösterildiğinin farkına varınca evimizin mutfağı bir şaşkınlık nidasıyla doldu. Sonra harita kalkıp yerine i-pad tablet kondu.
Kimdi ki bu Bela Kun?
Kohn soyadını, Macarca Kun olarak düzeltmiş komünist bir Yahudi, öncelikle. Avrupa’nın 20. yüzyıldaki ilk yarısını düşündüğümde, olabilecek en kötü ikili. Zerre kadar inanmadığı 1. Dünya Savaşı’nda çarpışıyor ve Ruslara esir düşüyor. Bolşevik ihtilaliyle özgürlüğüne kavuşup o hengâmede kurduğu dostluklarla, Birinci Dünya Savaşı’ndan mağlup çıkmış darmadağın bir ülkede, Macaristan’da devrim yapmaya girişiyor.
Ne arıyor? Bu soruyu soruyorum kendime. 33 yaşında dünyanın ve kendi yaşamının altüst olduğunu görmüş bir adam…
Yanıt basit görünüyor: Adalet olmalı!
1919’da Sovyet Macaristan’ını kurduğunda, sadece dört ay içinde, neredeyse bir ebabil kuşunun kanat çırpışlarına denk bir süratle, Macaristan’ı ve belki de var olan dünyayı, kararnamelerle dönüştürmeye çalışmasından belli bu: Bankaları, büyük tarım ve sanayi işletmelerini devletleştirdiğini duyuruyor, aristokrat unvanları kaldırıyor, din ve devlet işlerini ayırıyor, konuşma özgürlüğünü yasalaştırıyor, bedava eğitim ve azınlıklara dil ve kültür hakkını ilan ediyor.
Bela Kun
Eyvallah! Ama bir yandan da matbu vaatler bunlar.
Sonrası, Oktay Rıfat’ın dizesindeki gibi,
“Nasıl biterse başlayan gülümseme”
Kısa sürede ortaklık kurduğu sosyal demokratları tasfiye ederek iktidarı tek elde toplayıp, muhaliflerini, Sovyet Devrimi döneminden yoldaşı Tibor Szamuely’e kurdurduğu “Lenin Gençliği” örgütüyle sindiren ve “kızıl terör” olarak nitelenen bir döneme imza atan da aynı adam.
Bugünden geriye bakmanın kolaylığını inkar edemem. Öte yandan inkar edilemeyecek bir diğer şey, sağdan-soldan toplanmış olguların varlığıdır.
Yüksek sesle gözden geçirirsek: Sovyetler Birliği’nde iç savaş sürüyor. Habsburg İmparatorluğu dağılmış ve Macaristan boşlukta kalmış, üstelik savaş mağlubu bir ülke ve belli ki dayatılan şartları kabul etmek zorunda kalacak. Bir Avrupa devrimini tetiklemesi beklenen Almanya’daki Spartakist hareket göçertilmiş. 1919 yazı başlangıcında, kafası kopmuş ama yine de koşmaya devam eden horozu andırıyor Kun Bela.
Komünizm vaadiyle toplayamadığı desteği, Çekoslovakya, Slovakya ve en son Romanya’ya karşı giriştiği askeri harekâtlarla, yani milliyetçilere göz kırparak sağlamaya çalışıyor. Fransa desteğindeki Romanya ordusunun Budapeşte’ye girmesiyle iktidarını yitiriyor.
Sonrası hep yokuş aşağı. Önce Avusturya’ya, sonra S. Birliği’ne kaçıyor. 1921’de Almanya’daki başarısız Mart ayaklanmasında görülüyor, 1928’de Viyana’yı mesken tutup, oradan Macaristan’da bir devrim örgütlemeye çalışıyor. Stalin Sovyetlerine döndükten sonra Yahudi olmanın dayanılmaz ağırlığıyla karşılaşıyor bir kez daha, Troçkist olmakla suçlanıp, idam ediliyor.
yüzyılın kalan kısmı, hatta 21. yüzyılın önemli bir bölümü için bile -şimdilik kaydıyla- esin kaynağı olabilecek bir siyasi karakter.
Ondan iktidarı devralan ve “beyaz terörü” başlatıp, Kun’a yardım eden, komünizme sempati duyan, Yahudi olan herkesi öldüren; Nazilerle işbirliği yaparak, 2. Dünya Savaşı’nın sonuna kadar ülkeyi diktatörlükle yöneten Amiral Miklos Horthy’yle kıyaslayabilir miyiz peki Bela Kun’u?
Macaristan o 25 yılı Kun’la geçirse muazzam olmaz mıydı?
Yanıtlamak isteyene mani olmayayım.
Hangi meşrepten olursa olsun, bütün ideolojiler kahramanlara ihtiyaç duyar. Milliyetçilik kök saldıktan sonra dünyadaki bütün yer adları, iktidarın halet-i ruhiyesine rehin bırakılmıştır. Nitekim, Macaristan’da 2. Dünya Savaşı’ndan sonra uluslararası antlaşmalarla yeni bir Sovyet kurulduğunda, Bela Kun’u idama götüren “hainliği/Yahudiliği” unutulacak -çünkü Yahudi düşmanlığı artık sadece Nazilerle ilişkilendiriliyordu- ve Szamuely’nin “kızıl terörü” yeniden baş tacı edilecek ve o dönem yönetimdeki sacayağını tamamlayan arkadaşları Jenö Landler ile birlikte, Budapeşte’ye üçü bir arada anıtları dikilecektir.
Miskolc’daki Kun Bela sokağı ne zaman var oldu, ne zaman yok oldu, bilmiyorum; tıpkı Budapeşte’deki anıtın akıbetini bilmediğim gibi. Araştırsam bulurum elbette, ama siz de bulabilirsiniz, merak ediyorsanız.
Bela Kun’un bir zamanlar Budapeşte Vermezö parkında bulunan anıt heykeli
Şimdi, Macar Sovyet’inin yıkılışından yüz yıl sonra, Lesvos Molivos’ta, kocaman yıldızların altında limandan çarşıya doğru yürürken, yanımdaki arkadaşlarımdan çok uzakta, Bela Kun’un hikayesini eğip büküyorum zihnimin içinde.
Tür olarak, günün birinde, ideologlardan paçamızı kurtarabilecek miyiz?
İkinci Dünya Savaşı’nın ardından doğu ve batı olarak Almanya’yı adeta bölen Berlin Duvarı’nın yıkılışının üzerinden tam 30 yıl geçti. Macaristan ile Avusturya arasında düzenlenen “Pan-Avrupa Pikniği” tarihin akışını değiştirdi. Piknik nedeniyle geçici olarak açılan Macaristan sınırı büyük bir kaçışa ve Demir Perde olarak da bilinen Berlin Duvarı’nın yıkılışına neden oldu.
İlk çatlağı oluşturan piknik
Macar ve Avusturya hükümetleri, Avusturya’daki Sankt Margarethen im Burgenland’ı Macaristan’daki Sopronkohida’dan ayıran bölgede sınır kapısını bir kaç saatliğine açma konusunda anlaştı.
Avusturya ile Macaristan sınırındaki Şopron kasabasında düzenlenen piknik büyük kaçış ile birlikte Demir Perde’de ilk çatlağın oluşmasına neden oldu. Macaristan’a tatile giden Doğu Alman turistlerden 600’ü Demir Perde’de açılan sembolik delikten Batı’ya kaçtı. Bu eylem barış isteğinin bir göstergesiydi.
15 bin kişinin katıldığı piknik dönemin Avrupa Parlamentosu üyesi Otto von Habsburg ve Macaristan’ın reformcu Komünist eski Devlet Başkanı Imre Poszgay himayesinde yapıldı.
Etkinlik, Alman Pan-Avrupa Birliği grubu ve muhalefet partisi ‘Macar Demokrat Forumu’ tarafından düzenlendi.
Macaristan, sınır kapısında güvenlik önemlerini azalttı
Ekonomik ve siyasi durumunun kötüleşmesi üzerine Macaristan sınır kapılarında güvenlik önlemlerini azalttı.
Doğu Almanya’dan tatil için Macaristan’a gelen yüzlerce vatandaş bu imkanı Batı’da bulunan Avusturya’ya kaçış için kullandı. Macar polisi, kaçma girişiminde bulunan Doğu Almanlara müdahale etmedi.
Bu olayın hemen ardından Macar hükümeti sınır kapısında yeniden kontrolleri artırdı. Ancak gün geçtikçe Macaristan’dan Avusturya’ya kaçmaya çalışanların sayısı arttı. 21 Ağustos’u 22 Ağustos’a bağlayan gece Doğu Alman Kurt-Werner Schulz sınırı geçmeye çalışırken öldürüldü.
Daha fazla kişinin ölümüne sebep olacaklarını anlayan dönemin Macar Başbakanı Miklos Nemeth ertesi gün Batı Almanya’ya geçerek yetkililer ile görüştü. Nemeth Eylül’den itibaren sınırın açılacağı, Doğu’daki Almanların Batı’ya geçebileceğini belirtti.
Sovyetler Birliği nasıl yıkıldı?
Sınır kapılarının yeniden kapatılması ayaklanmaya neden oldu. 11 Eylül 1989’dan itibaren sınır kapısı açıldı ve 30 bin Doğu Alman Batı’ya geçti. BU süreç Sovyetler Birliği’ni de dağılmaya götürdü. Süreç 9 Kasım 1989’da binlerce kişinin önce Berlin Duvarı’nı aşması daha sonra ise onu yerle bir etmesiyle başladı.
Demir Perde’nin bulunduğu ülkelerde seçimler düzenlendi, bu durum Komünist hükümetlerin düşmesine neden oldu. Bununla birlikte Çekoslovakya, Yugoslavya ve Sovyetler Birliği de dağıldı.
Doğu Almanya’dakilerin Batı Almanya’ya kaçmasını önlemek amacıyla 1961’de örülen”utanç duvarının” ömrü 28 yıl oldu. Berlin Duvarı’nın yıkılması ile birlikte 9 Kasım 1989 gecesi Demir Perde tarihe karıştı. Duvarın yıkılması dünya düzenini değiştirdi.
Almanya’yı Doğu ve Batı olarak ikiye ayıran Berlin Duvarı 250 kişiye mezar oldu.
Lezzeti efsane olmuş Macar mutfağından Makara çöreğini Lokma’da ağırlıyoruz. Makara nasıl yapılır? Makara tarifinin malzemeleri, hazırlık aşamaları ve süresi tarifin püf noktaları besin ve kalori değerleriyle dünya mutfağının misafir olduğu tarifler Lokma’da! . Uzun uzun düşünüp ince ince araştırarak seçtiğimiz tarifimiz Makara Balkan ülkelerinde oldukça meşhur. Mayalı hamurun etrafına şeker bulanıp bir rulo etrafına sarılarak pişiriliyor.
ADIMLAR
Makara- Kürtőskalács Tarifi
Malzemeler:
1/4 (Çeyrek)Su Bardağı Un
1 Tatlı Kaşığı Toz Maya
2Çorba Kaşığı Toz Şeker
1 Çimdik Tuz
1 Adet Yumurta
45Gram EritilmişTereyağı
1/2 (Yarım)Su Bardağı IlıkSüt
Üzeri için:
Yeteri Kadar Sıvı Yağ
Yeteri Kadar Toz Şeker
1 / 5
Hamur malzemelerini karıştırın ve yoğurun. Ele yapışmayan bir hamur olmalı, gerekirse bir miktar daha un ilave edin. Hamuru 45 dakika ılık bir yerde mayalandırın.
1/4 (Çeyrek) su bardağı un 1 tatlı kaşığı toz maya 2 çorba kaşığı toz şeker 1 çimdik tuz 1 adet yumurta 45 gram eritilmiş tereyağı 1/2 (Yarım) su bardağı ılık süt
2 / 5
Evinizdeki merdaneyi alüminyum folyo ile kaplayın ve fırça ile her yerine sıvı yağ sürün. Hamurdan bezeler koparın ve 2-3 mm kalınlığında bir merdane ya da oklava yardımıyla yuvarlak açın.
Yeteri kadar sıvı yağ
3 / 5
Açtığınız hamurun ortasından bir bıçak yardımıyla başlayıp 1 cm kalınlığında dairesel şeritler kesin. Bu kestiğiniz şeritleri kapladığınız merdanenin ucundan başlayarak aralarında boşluk kalmayacak şekilde sarın
4 / 5
Üzerine sıvı yağ sürüp toz şeker serpin. Fırını önceden 190 dereceye ısıtın. Merdanenin iki ucu tepsinin kenarlarında duracak şekilde ve merdane tepsiye değmeyecek şekilde fırına yerleştirin.
Yeteri kadar sıvı yağ Yeteri kadar toz şeker
5 / 5
Üst kısmı kızardığında merdaneyi döndürün ki her tarafı eşit kızarsın. Fırından çıkartıp 5 dakika dinlendirdikten sonra merdaneden ittirerek halkaları çıkartıp servis edin.
MACARİSTAN (Enerji Portalı) – Macaristan İnovasyon ve Teknoloji Bakanlığı, METÁR (MEgújuló TÁmogatási Rendszer-Yenilenebilir Enerji Destek Programı) programı kapsamında yenilenebilir enerji ihalesi düzenliyor.
Bakanlık söz konusu program kapsamında yenilenebilir enerji sübvansiyonları için 1 milyar forintlik (yaklaşık 3,1 milyon euro) ihalenin muhtemelen Eylül ayında açıklanacağını belirtti.
İhale kapsamında başvuranlar için iki kategori söz konusu. Bunlardan biri 0,3-1 MW’lık kapasiteye sahip enerji üreticileri için ve diğerinin ise 1-20 MW’lık enerji üreten üreticiler için olacak.
Wizz Air’in Budapeşte-Rejkyavik seferini yapan uçağının bir yolcunu kokpite girmeye çalışması üzerine Norveç’e acil indiği açıklandı.
Budapeşte’den havalanan Airbus A321 tipi uçakta bulunan 60 yaşındaki İzlandalı yolcunun kokpite girmeye çalışması üzerine Norveç’in Stavanger Havalimanı’na acil indiği öğrenildi.
A weboldalon cookie-kat használunk, amik segítenek minket a lehető legjobb szolgáltatások nyújtásában. Weboldalunk további használatával jóváhagyja, hogy cookie-kat használjunk.