Durmaksızın yağan yağmurun etkisiyle sokakları çamura bulanmış küçük Macaristan kasabalarından ibaret siyah-beyaz bir dünya. Sinema tarihinde çok az yönetmen, Béla Tarr’ın yaptığı gibi kendine özgü, bütünlüklü bir evren yaratabilmiş ve bu evrenin özelliklerini filmografisinin büyük bir kısmına doğru genişletebilmiştir. Görsel anlamda böylesi puslu bir dünya yaratan Tarr, bu dünyayı çok belirgin, neredeyse imzasına dönüşen teknik tercihlerle filme alır. Bunların başında gelen de elbette uzun planlar. Yönetmen bu tercihini, plan uzunluğunun şiddeti, gerilimi, titreşimi, derinliği üzerinden açıklar. Genele bakacak olursak da Tarr’ın sineması tam olarak şiddet, gerilim ve derinlik üzerine kuruludur. Bu duygular da kökenini, yönetmenin kariyer seyrini göz önünde bulundurup söylersek, önce sosyal ve toplumsal sorunlardan, devamında ise bu sorunların ontolojik kavramlarla harmanlanmasından alır.
Béla Tarr’ın en ayrıksı temsilcilerinden biri olduğu Macar sinemasının, o döneme kadar da bu ülkeden usta yönetmenler çıkmış olsa da, güçlü bir gelenek yaratmasının önü 1961’de kurulan ve adını önemli sinema kuramcısı Béla Balázs’dan alan, Béla Balázs Stüdyosu’nun kurulmasıyla açılmıştır. Sinema eğitimini bu kurumda alan Tarr, kariyerinin ilk döneminde belgesel-kurmaca hareketinin etkisindeki Budapeşte Okuluyla da temas hâlindedir. Ve bu ekolün etkisinin sonucu olarak olarak ortaya çıkan erken dönem filmleri, yönetmenin kariyerinin üslup açısından bariz bir şekilde ikiye ayrılmasına neden olur. Zira Béla Tarr’ın ilk üç sinema filmi, belgeselvari bir üsluba dayanan sosyal gerçekçi anlatılardır. Bu filmlerin ilki olan, 1977 yapımı Aile Yuvası – Családi tüzfészek, mevcut iktidarın konut politikalarını, tek bir ailenin yaşadıkları üzerinden eleştirirken, biçimsel olarak belgesele yakın bir yerde konumlanır. İkinci film Dışarıdaki – Szabadgyalog, yetenekli ama hayatında bir düzen tutturmakta zorlanan bir müzisyenin yaşadığı geçim sıkıntısı ve bunun doğurduğu sonuçlara benzer bir üslupla odaklanır. 1982 tarihli, üçüncü filmi Prefabrik İnsanları – Panelkapcsolat ise Tarr’ın üslubundaki değişim ilk emarelerini taşıması sebebiyle önemlidir. Tematik olarak önceki filmlerine benzerlikler taşısa da, özellikle uzun diyaloglar içeren plan sekanslar, Prefabrik İnsanları ile birlikte yönetmenin sinemasına giriş yapar. Bu film yönetmene Locarno Film Festivali’nde Özel Mansiyon Ödülü kazandırarak, uluslararası sinema camiasında da karşılığını bulur. Béla Tarr’ın sonraki eseri Sonbahar Almanağı – Öszi almanach ile sinemasındaki tematik dönüşümün de sinyallerini verir. Toplumsal ve ahlaki çöküşe vurgu yapan bir Puşkin alıntısıyla açılan film, tabiri caizse yıkık dökük, klostrofobik bir apartman dairesinde geçen bir “oda draması”dır. Bu evde yaşayan, sürekli çatışma hâlindeki beş kişiye odaklanırken, başta ekonomik sorunlar olmak üzere yaşanan koşulların tetiklediği varoluşsal kaygıları, adeta bir mikroskop altına alır ve uzun planlar, uzun diyaloglar vasıtasıyla inceler. Yönetmenin renkli çektiği son film olması itibarıyla da önem taşıyan Sonbahar Almanağı, girişte özelliklerini saydığımız “gerçek” Béla Tarr sinemasının ilk eseri olan Lanet – Kárhozat öncesi gelen sağlam bir atlama tahtasıdır.
“İş fırsatı yaratan yeni yatırım projeleri sayesinde Macaristan krizden güçlü bir şekilde çıkacak…” Bu sözler Macaristan’ın Dışişleri ve Ticaret Bakanı Peter Szijjarto’ya ait.
Macar Bakan’a bu sözleri söyleten ise bir Türk şirketi: Yarış Kabin. 1977 yılında Yarış Ailesi tarafından kurulan traktör kabini üreticisi Yarış Kabin, Macaristan’da yatırım kararı aldı. Dışişleri ve Ticaret Bakanı Peter Szijjarto, Macar basınına yaptığı açıklamada Türk şirketi Yarış Kabin’in ülkenin orta kesiminde bulunan Fejer kentindeki Ivancsa Endüstri Parkı’nda 18.5 milyon Euro’luk bir bütçe ile yeni bir tesis kuracağını söyledi. Tesise Budapeşte Hükümeti’nin ise 1.5 milyon Euro’luk destekte bulunacağını dile getiren Szijjarto, fabrikada 150 kişinin istihdam edileceğini belirtti. Tarım ekipmanlarının üretileceği tesiste Yarış Kabin ayrıca bir Ar-Ge merkezi de kuracak.
2021’de üretime başlayacak
Son 1 ay içerisinde Macaristan’ın 5 önemli yatırım aldığını, Türk şirketinin ise bunlar arasında en dikkat çeken olduğunu kaydeden Szijjarto, “Bu aynı zamanda Macaristan’ın bölgedeki en cazip yatırım hedefi olmaya devam edebileceği ve kriz yönetiminin en azından 2010’u takip ettiği kadar başarılı olacağı anlamına geliyor” dedi. Tesis ile Yarış Kabin, ek olarak 15 milyon Euro’luk yıllık ciro hedefliyor. Ivancsa’da kurulacak tesis, başta Alman ve İtalyan pazarları olmak üzere Avrupa Birliği ülkelerine yönelik üretim gerçekleştirecek. Fabrika, 2021 yılının başlarında üretime başlayacak.
Avrupa’da %25 ile ilk 3’te
43 yıl önce Hüseyin Yarış, Hasan Yarış ve Nazmi Yarış kardeşler tarafından Balıkesir Ağır Sanayi Bölgesi’nde temeli atılan şirket, 1986 yılında Zirai Donatım Kurumları’na Steyr projesi ile ilk üretimini gerçekleştirdi. 1993 yılında Yunanistan’a yapılan ilk ihracatla Türkiye dışına açılan Yarış Kabin, 2000 yılında Türk Traktör Fabrikası’na, 2004 yılında ise İtalya CNH’e üretim yapmaya başladı. Toplamda bin 600 kişiye istihdam sağlayan şirket, İSO Türkiye’nin ilk 500 Büyük Sanayi Kuruluşu listesinde 2016 yılında 322. sırada, “Fortune-500 İstihdamı En Çok Arttıran Firma” listesinde ise 405’inci sırada yer aldı. Balıkesir Organize Sanayi Bölgesi’nde 300 bin metrekarelik alanda üretim yapan şirket, alanında yüzde 25’lik pazar payıyla Avrupa’da en büyük üç şirket içerisinde yer alıyor. 2017 yılında Türkiye dışında ilk tesisini kurmaya karar veren Yarış, 2018’de Macaristan’da şirket kurmuştu.
19. yüzyılın sonlarında, Budapeşte’de bir eğlence bölgesi olarak İstanbul’un kocaman bir modelinin kurulduğunu duymuş muydunuz? Aslında adı İstanbul değil elbette, o dönemlerde Avrupa’da İstanbul şehri Konstantinopolis olarak biliniyordu! Budapeşte’de kurulan bu merkezin adı da Macarcasıyla: “Konstantinapoly Budapesten”, yani “Budapeşte’deki İstanbul” idi.
İçinde Bâb–ı Âli “Ayasofya”, “İstanbul Sokağı”, “Çarşı”, “Yeniçeri Meydanı”, “Galata Meydanı” “Kervansaraylar”, “Boğaziçi” bulunan, kafeler, restoranlar, temsil ve sergi salonları da içeren “Budapeşte’deki İstanbul” aynı anda 40 bin ziyaretçiyi kabul edebilecek muazzam bir alana yayılmıştı.
Orta Avrupa’nın yükselen yıldızı: Budapeşte
1900 yılı Macarların Orta Avrupa’daki bu topraklara yerleşmesinin 1000. yıldönümüydü. Bu nedenle “milenyum” adı altında büyük kutlama törenlerine hazırlanılıyordu. “Buda”, “Peşte” ve “Obuda” adı altında birbirinden idari olarak bağımsız konumda olan şehirler 1873’de Budapeşte adıyla birleştirilmişti. Milenyum kapsamında da şehrin çehresinin bir İmparatorluğun başkentine layık olabilmesi için yeniden şekillenmesi amacıyla dev projelere başlanmıştı. Kahramanlar Meydanının, Andrassy Caddesinin, Kıta Avrupasının ilk metrosunun temelleri atılıyordu. Şehrin her köşesinde bir villa, bir köşk inşa ediliyor, sonraki yüz yıl boyunca şehrin mimari karakterini belirleyecek müzeler, saraylar projelendiriliyordu.
Andrassy Caddesi inşaası
O yıllar Macaristan’da ekonominin de hızla geliştiği yıllardı. Ülke Osmanlı egemenliğinin ardından Avusturya’nın hegemonyası altına girmişti. Bu bağımlılık yüzyıllardır bitmeyen gerginlikleri ve çok kez isyanlarla patlayan bağımsızlık savaşlarını beraberinde getirmiş, ancak Macar ulusal isyancıları sonunda hep kaybetmişlerdi. 1848’deki son bağımsızlık savaşının ardından neredeyse yirmi yıl devam eden gerginlik dönemine 1867’de imzalanan anlaşmayla nihai olarak son verilmişti. Habsburg hanedanı yeni bir savaşın önünü alabilmek için Macarlara “ortaklık” önermişti. Macarlar da bunu kabul etmiş, Avusturya ve Macaristan, iki başkentli bir imparatorluk olma konusunda anlaşmışlardı. Artık bu devlet Avusturya Macaristan İmparatorluğu olarak anılacaktı.
Toplumsal barış Macaristan ekonomisine büyük
bir ivme kazandırmıştı. İmparatorluğun Avusturya merkezi öncelikle Kuzey, Batı yönünde
bağlarını güçlendirirken, Macaristan da Güney ve Doğu yönünde, yani Balkanlar
ve Osmanlı İmparatorluğu istikametinde imtiyazlarını genişletiyordu. Ülkede
refah da, gelişen ticari ilişikler nedeniyle gözle görülür şekilde artıyordu. Önem
kazanan ticaret ve ülkede yenliklere açık liberal yapı Orta ve Doğu Avrupa’nın
değişik ülkelerinde yaşayan ancak baskılardan bunalan Musevi kesimin de Budapeşte’ye
yerleşmesi fırsatını yaratmıştı. Bu ise çok büyük bir sermayenin Budapeşte
hayatına girmesi anlamına geliyordu.
Budapeşte’deki ünlü New York kafe
Ancak kalkınan sadece ekonomi değildi.
Kültürel hayat da, Orta Avrupa’nın bu küçük başkentinin, benzerlerini fersah
fersah geride bırakan bir hızla geliştiğinin işaretlerini veriyordu. Şehirdeki
özgürlük ortamı, bölgedeki diğer ülkelerle kıyaslanamayacak kadar zengindi. Bu
da kendini, sanat ve edebiyatta gösteriyordu. Tiyatro ve eğlence merkezleri Budapeşte’nin
en dinamik bir şekilde gelişen kültür sektörünü oluşturuyordu. Sürekli yeni
kafeler ve eğlence merkezleri açılıyor, insanlar gece gündüz buraları ziyaret
ediyordu. Yazarların daimi çalışma mekânlarını da oluşturan bu kafeler sosyal
hayatın merkezleri olmuşlardı.
Orfeum
Şehirdeki parıltılı gece hayatı
İşte bu elverişli ortam Budapeşte’de yüzlerce görkemli kafe ve eğlence yerinin kurulmasının temelini oluşturmuştu. Bu sektörün en tanınmış isimlerinden biri de Karoly Somossy’di. Küçük bir sokak satısının oğlu olarak dünyaya gelen Somossy tipik bir maceraperestti. Avusturya’ya karşı ulusal orduya yazılıp bağımsızlık savaşına katılmaktan, Hollanda’da bir sirk yönetmeye kadar çok değişik işlere girmiş çıkmış ve sonunda kendini Peşte Broadway’i olarak da bilinen eğlence merkezlerini kurma işine vermişti. Yeni boy veren gece hayatının mimarıydı. Onun kuruluşunda ön ayak olduğu ünlü mekân, Budapeşte’ye damgasını vuran, müzik, şarkı ve dans, yani eğlence merkezi Orfeum idi.
İşte “Budapeşte’deki İstanbul” projesi kısa
sürede bu alanda kendini ispatlayan ve çok para kazanan bu dâhinin kafasında
şekillenmişti. Kıyafetlerini Londra ve Paris’ten getirten, bir akşam yemeği
için bir memurun 5 yıllık gelirini harcamakla övünen, kadın ve gösteriş düşkünü
Somossy büyük düşünüyor, büyük oynuyordu. “Budapeşte’deki İstanbul”u kurarak, doğu
dünyasının gizemli cazibesini yüz binlerce Budapeşte sakinine sunmayı ve büyük
paralar kazanmayı umuyordu.
O yıllarda Paris ve İstanbul arasında seferler yapan ve öncelikle dönemin aristokrat ve burjuvalarına, seçkin sanatçılarına hizmet veren Orient Express de Doğuya olan ilgiyi arttırmıştı. Ancak orta tabaka elbette Orient Express’le İstanbul’a yolculuk edebilmek lüksüne sahip değildi. Somossy’nin dehası burada ortaya çıktı: “İstanbul’a gidip doğuyu görmek isteyen ancak gelirinin azlığı nedeniyle için bunu asla yapamayacak olan insanlar için İstanbul’u onların ayağına taşırız!”
Bugün ünlü Gellert Otelinin bulunduğu noktadan güney istikametinde ve hemen Tuna nehri kıyısında o yıllarda eni 550 metreyi bulan bir göl vardı. Tuna nehrinin ıslah edilmesine bağlı olarak oluşturulan bu yapay bu gölün ortasında küçük bir ada da bulunuyordu. İşte bu göl ve çevresi böyle bir eğlence bölgesi oluşturmak için son derece ideal bir yerdi. Kısa sürede projeler hazırlandı. Cebinde beş kuruş yatırım sermayesi olmamasına rağmen gelecek vaat eden projesiyle ve ikna gücüyle Somossy sermaye de buldu. Ortaklarından biri de Osmanlı tebaasından Sadullah Levy idi. İki ay gibi olağanüstü kısa bir sürede inşaat tamamlandı ve 1886 yılının Mayıs ayında “Budapeşte’deki İstanbul” büyük bir havai fişek gösterisiyle hizmete açıldı.
Budapeşte’de ışıklar içindeki Boğaziçi
Gölü boydan boya kaplayan ve on metre genişliğindeki ahşap bir köprü inşa edilmişti. Bu köprüde süslü yüksek direkler üzerine yerleştirilmiş otuz kadar elektrik lambası gece tüm bölgeyi ışıltılar içinde aydınlatıyordu. İstanbul’da elektriğin ilk kez 1912’de Silahtar’da üretildiğini, cadde ve sokakların ise elektrikle ancak 1920’lerde aydınlatılmaya başlandığını düşünürsek, Budapeşte’de 1896’da kurulan ve elektrik lambalarıyla aydınlatılan “Budapeşte’deki İstanbul”un önemi daha iyi anlaşılır. Ziyaretçi “Boğaziçi” adı verilen bu köprüyü geçince Galata Meydanı’na ulaşıyordu. Bu meydanda Sadullah Levy tarafından işletilen dükkanlar vardı. Bu dükkânlarda kilim ve halılar, altın işlemeli kıyafetler, ince dokunmuş ipek tüller, gümüş ve değerli eşyalar, İstanbul işi, büyük bir ihtimalle Kapalıçarşı bağlantılı ürünler satılıyordu.
Biraz ilerde ziyaretçi başka bir binada Sultan
Mahmut’un gümüş yatağının ve padişah eşyalarının bulunduğu otağları
görebilirdi. Budapeşte’deki İstanbul’u tanıtan ve son derece profesyonel olduğu
bugün bile arşivlerden görülebilen reklamlara göre bu eşyalar 16. yüzyıldan
kalmaydı.
Yeniçeri Meydanı
Yola devam edildiğinde ziyaretçi kendini
İstanbul Sokağında buluyordu. Doğunun heyecan veren düzensizliğini,
Budapeştelilerin çok sevdiği doğal karmaşıklığını içeren bu sokakta arzu
edenler develerle ve merkeplerle tur atabilirdi. Elbette develerin ve
merkeplerin yularları Türk kıyafetli çalışanların elindeydi.
İstanbul sokağı geçildiğinde Yeniçeri meydanına
ulaşılıyordu. Küçük İstanbul’u anlatan
1896 tarihli Vasarnapi Ujsag, bu meydanı bu bölgenin en güzel köşesi olarak
tanımlıyor. İki yanda dizilen dükkân ve kafeleriyle bu meydan ziyaretçilere tam
bir doğu atmosferi sunuyordu. Yeniçeri meydanı ve Galata Meydanı açık alanda
şarkıların söylendiği, sokak gösterilerinin yapıldığı bir alanlar olarak
tasarlanmıştı. Yeniçeri meydanında bir bina Türk kahvehanesi olarak hizmet
veriyordu. Yaşlı kadınlar kahve falına bakıyordu. Bu kafede Türkçe şarkı ve
türkülerin söylenmesinin yanı sıra dansözler de sahne alıyordu. Elbette
dansözler doğunun gizemli kıyafetleri ve şeffaf tülleri arkasına gizlenmiş
Macar sanatçılardı.
Somossy’nin ortağı Sadullah Bey, dönemin
gazetelerinde çıkan haberlere göre sadece Osmanlı’dan deve ve merkep
getirtmekle kalmamış, gölde gezinti yapmak için İstanbul’un Sadabad kayıklarını
da edinmişti. Dönemin Macar gazeteleri Osmanlı kayıklarıyla göl gezintisinin
“unutulmaz” olduğunu vurguluyorlardı. Elbette kayıkçılar da başları fesli Macar
çalışanlardı.
Galata Meydanı
Gazetelerde Budapeştelileri eğlence merkezine çekmek için olsa gerek “Küçük İstanbul’da gerçek harem de var” ilanları veriliyordu. Harem düşüncesi batılı erkeklerde elbette yürek hoplatan çağrışımlar yapacaktı. Ancak bunun Budapeşteli kadınları da ürkütmemesi gerekiyordu. Sonuçta bu büyük mekân “aile eğlencesi” sunan mazbut bir alandı. Pesti Hirlap gazetesinde 24 Mayıs 1896’da yayınlanan şu satırlar bunu kanıtlamaya çalışıyordu:
“Şu hususu vurgulamamız lazım ki, burada Türk hayat tarzı, her yönüyle ve orijinal olarak tanıtılmaya çalışılıyor. Yani islam din ve gelenekleri ve bu temelde yükselen hayattan bahsediyoruz. Harem derken burada sahte haremi, yani bir aile babasının çoluk çocuğuyla gitmekten imtina edeceği yerleri kastetmiyoruz.”
Temsil salonlarında Ulusal Tiyatro üyeleri
Macar-Osmanlı tarihinin önemli dönüm noktalarını anlatan temsiller veriliyordu.
Elbette dönemin en önde gelen tiyatro sanatçıların da yer aldığı bu temsillerde
kullanılan kostümler de dönemin Osmanlı kıyafetleriyle tam bir uyum
içindeydi.
Hiç akla gelmeyen bir engel Budapeşte’deki İstanbul’un
sonu oldu
Eğlence bölgesinin açılışı inanılmaz büyük bir
kalabalığı çekmeyi başarmıştı. Giriş ücreti çok düşüktü. Daha sonra eğlence
alanındaki harcamalar için ayrıca ödemeler yapılması gerekiyordu. İlk haftalar
o kadar başarılı olmuştu ki, şehir yönetimi “Budapeşte’deki İstanbul” eğlence merkezi için Tuna üzerinden Peşte’den
Buda yakasına özel vapur seferleri de koydu, hatta bölgeye özel tramvay hattı
çekilmesi konusu şehir belediye meclisinin gündem maddelerinden biri de oldu.
Ancak bu çok parlak başlangıç umulduğu gibi
yükselen bir grafik çizemedi. Büyük umutlarla ve çok büyük kaynaklar
yatırılarak hayata geçirilen proje ancak altı ay dayanabildi. Bunun nedeni ise hiç
hesaba katılmayan bir faktördü: bölgeyi sivrisinekler istila etmişti! Göl çevresindeki sazlık ve bataklıklarda bir
türlü kurutulamayan sivrisinekler, o yıl hiç ara vermeden yağan yağmurun da
etkisiyle bütün eğlence merkezini istila etmişlerdi. Sivrisinekler nedeniyle
ziyaretler kesilince de eğlence merkezi, 1896 yılının sonbaharında, yani
açılmasının üzerinden ancak 6 ay geçtikten sonra kapılarını kapatmak zorunda
kaldı. Projeyi finanse eden yatırımcıların başvurusu sonucunda 1 Ekim 1896
tarihinde resmen iflas ilan edildi.
Karoly Somossy’ye gelince. Budapeşte’nin gece ve eğlence hayatına damgasını vuran bu unutulmaz maceraperest, Budapeşte’deki İstanbul projesinin iflasından sonra bir daha kendine gelemedi. 1902 yılında yoksulluk içinde kendisini himayesine alan eski temizlikçisinin küçük evinde hayata gözlerini yumdu.
Aradan geçen yüz yıl içinde Tuna nehri tekrar ıslah edildi, yapay göl ortadan kalktı ve ne yazık ki bu büyük kültür eserinden bugüne artık hiç bir iz kalmadı.
Macaristan Başbakanı Viktor Orban, Avrupa’da bazı güçlerin ulus devletler yerine “Avrupa Birleşik Devletleri” kurmak istediğini ancak kendilerinin bunun bir parçası olmak istemediğini söyledi.
Avrupa’da bazı güçlerin Avrupa ülkelerini içinde barındıran bir imparatorluk kurmak istediğini ve Macar hükümetinin ise bunu kabul etmemesinden dolayı eleştirildiğini iddia etti.
Ülkesinin hiçbir şekilde söz konusu imparatorluğun bir parçası olmayacağının altını çizen Orban: ”Avrupa’da imparatorluk inşa etmek isteyenler ulus devletler yerine imparatorluk düzenini, yani ‘Avrupa Birleşik Devletleri’ istiyor. Biz bunun bir parçası olmak istemiyoruz. Biz, Macaristan’ın Macaristan olarak kalmasını istiyoruz.” dedi.
BUDAPEŞTE (AA) – Macaristan Dışişleri ve Dış Ticaret Bakanı Peter Szijjarto, Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyinin (Türk Konseyi) ortak yatırım fonu kurma kararı aldığını ve buna ülkesinin de katılacağını açıkladı.
Bakan Szijjarto, Türk Konseyi üye ülkelerinin ekonomi ve ticaret bakanlarıyla video konferans yöntemiyle gerçekleştirdiği toplantı sonrası Facebook hesabından açıklamalarda bulundu.
Söz konusu yatırım fonunun öncelikle gıda, tarım ve altyapı yatırımlarını finanse edeceğini belirten Szijjarto, şu ifadeleri kullandı:
”Türk Konseyi üye ülkeleri, Türk yatırım fonu kurma kararı aldılar ve bu oluşuma biz de katılacağız. Türkiye’nin de söz konusu yatırım fonuna katılımı bunun önemini arttırıyor. Türkiye’nin hedefi kısa bir süre içinde dünyanın en güçlü 10 ekonomisi arasına girmek.”
Türk Konseyi ülkeleri ile Macaristan arasındaki ticaret hacminin son 10 yılda iki katına çıktığına değinen Szijjarto, Macar Eximbank’ın Türk Konseyi ülkelerinde yatırım yapmak isteyen Macar şirketlere 707 milyon dolarlık kredi imkanı sunduğunu kaydetti.
Türk Konseyi ülkelerinin, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınıyla mücadelede Macaristan’a ciddi yardımlarda bulunduğunu ve bundan dolayı müteşekkir olduklarını vurgulayan Szijjarto, Türkiye’nin ülkesine maske yapımında kullanılması için 8 ton tekstil ihracatına izin verdiğini, Özbekistan’ın 650 bin, Kazakistan’ın 100 bin ve Azerbaycan’ın ise 40 bin maske yolladığını sözlerine ekledi.
KORONAVİRÜS tedbirleri kapsamında Macaristan’dan ülkeye dönüşleri sağlanan 123 Türk vatandaşı, Bingöl’deki karantina süresinin dolmasının ardından memleketlerine uğurlandı.
KORONAVİRÜS tedbirleri kapsamında Macaristan’dan ülkeye dönüşleri sağlanan 123 Türk vatandaşı, Bingöl’deki karantina süresinin dolmasının ardından memleketlerine uğurlandı.
Macaristan’dan 22 Nisan günü Türkiye’ye getirilen 123 kişi, koronavirüs tedbirleri nedeniyle Bingöl’deki Mürsel Paşa Öğrenci Yurdu’na yerleştirildi. 14 günlük karantina sürelerinin dolmasıyla 123 kişi, bu sabah son kontrolleri yapılarak, evlerine gitmek üzere yurttan ayrıldı.
Marmarisli Fahriye Polat, öğrenci yurdunda otel konforunda kaldıklarını belirterek, “Yurt dışına oğlumu ziyarete gitmiştim. Koronavirüs salgını nedeniyle Macaristan’da kaldık. Sağ olsun devletimiz bizleri uçakla Bingöl’e getirdi. Burada çok iyi karşılandık. Çok konforlu hijyenik bir yurda yerleştirdiler. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum” dedi.
Bingöl Orman İşletme Müdürlüğü tarafından memleketlerine uğurlananlara Bingöl hatırası olarak fidan verildi.
Reuters’ın haberine göre BMW CFO’su markanın finansal gücünü korumak için yatırımlarını durdurma kararı aldığını ve para biriktireceğini açıkladı. Açıklamayı yapan Nicolas Peter bu durumun sebebi olarakta corona virüsü salgını yüzünden düşen talepleri işaret etti.
Alman devi markanın finans sorumlusu Nicolas Peter, “Şu anki duruma ışık tuttuğumuzda Macaristan’daki projemiz gibi gerçekleştirmeyi planladığımız yatırımlarımızı geciktireceğiz. Diğer projeler ve yatırımlarımız ise dikkatlice yeniden düşünülecektir.” dedi.
Marka CFO’su bu durumu BMW AG’nin ilk çeyrek sonuçlarını açıklarken söyledi. BMW Grubu ilk çeyrekte 477 bin 111 araç teslimatı gerçekleştirdi. Grup gelirleri ise 23.25 milyar euroya ulaştı. Geçen yıla göre bu değer +%3.5 anlamına geliyor. Grubun vergilerden arındırılmış ilk çeyrek kârı ise 798 milyon euro olarak belirtildi.
Beşiktaş’ın genç oyuncularından Almos Kaan Kalafat,Macarisan’ın gelecek vaat eden futbolcuları arasında yer aldı.
Ajans Beşiktaş – Beşiktaş’tan yapılan açıklamada U19 takımının futbolcularından Almos Kaan Kalafat’ın, Macaristan’ın gelecek vaat eden ilk 10 futbolcusu içerisinde yer aldığı açıklandı.
Almos Kaan Kalafat kimdir?
Beşiktaş altyapısında top koşturan Almos Kaan Kalafat, Macaristan Milli Takımı formasıyla sahaya çıktığı son 3 maçta 3 gol attı. 4 Eylül 2001 doğumlu olan Almos Kaan Kalafat, Beşiktaş 19 Yaş Altı Futbol Takımı’nda orta saha pozisyonunda forma giyiyor. Aynı zamanda Macaristan U19 Milli Takım formasını terleten Almos Kaan Kalafat, Bakırköy doğumlu.
Almos Kaan Kalafat bu sezon Beşiktaş 19 Yaş Altı Futbol Takımı ile Türkiye U19 Elit Ligi A grubunda çıktığı 22 maçta 5 gol attı. 22 maçın 20’sinde ilk 11’de sahaya çıkan Almos Kaan Kalafat, 1765 dakika formasını terletti. Gol yollarında etkili olan Almos Kaan Kalafat, sezonu asistsiz tamamladı. Genç futbolcu bu sezonki gollerini sırasıyla Sivasspor, Kasımpaşa, BB Erzurumspor, Fenerbahçe ve Galatasaray’a attı.
A weboldalon cookie-kat használunk, amik segítenek minket a lehető legjobb szolgáltatások nyújtásában. Weboldalunk további használatával jóváhagyja, hogy cookie-kat használjunk.