2026. Ağustos 2.
Türkinfo Blog Oldal 269

Földenyi’den Kafka ve Chirico üzerine bir inceleme

Kép: konyves.blog.hu

VakıfBank Kültür Yayınları, “Yaşayan Ölümün Mekânları”nı Türkçe’de ilk kez yayımlıyor. Macar edebiyat ve kültür eleştirmeni László F. Földényi, kitabında Kafka ve İtalyan ressam Giorgio de Chirico’nun mekân algılarındaki ortak noktaları analiz ediyor. Okuru Thomas More, Aziz Augustinus, Schopenhauer, Foucault ve Nietzsche gibi önemli isimlerin eserleriyle Avrupa zihin dünyasında yolculuğa çıkarıyor.

VakıfBank Kültür Yayınları (VBKY), László F. Földényi’nin kaleme aldığı “Yaşayan Ölümün Mekânları” kitabını Türkçe’de ilk kez okura sunuyor. Macar çevirmen, sanat tarihçisi, edebiyat ve kültür eleştirmeni Földényi kitapta, Kafka ve Giorgio de Chirico başta olmak üzere felsefe, edebiyat, mimari ve resim sanatına damga vuran önemli isimlerin mekân algılarındaki ortak noktaları inceliyor.

Schopenhauer, Bentham, Foucault, Nietzsche…

Földényi kitapta Giorgio Martini, Thomas More, Aziz Augustinus, Schopenhauer, Man Ray, Bentham, Foucault ve Nietzsche’nin eserlerinden detayları paylaşırken, okura, Avrupa’da mimarinin ve resim sanatının gerçek zaman ve mekânlarla nasıl bir ilişki içinde bulunduğunu, dahası, bunun arkasındaki düşünce yapısının detaylarını aktarıyor. Avrupa zihin dünyasına dair felsefi bir eleştiri niteliğindeki “Yaşayan Ölümün Mekânları”nın çevirisi Emre Güler’e ait.

Gerçeğe sırt çeviren insan

Kitapta, modern insanın kendi bütünsel görüşünü bilinçli biçimde körelttiğini söyleyen Földényi, şöyle devam ediyor: “İnsan kendini gönüllü olarak budatmıştır; görüşünü, hislerini ve düşüncelerini mümkün olduğunca dar bir akarsu yatağına yönlendirmeyi denemektedir.” Földényi’ye göre, insan bozulup parçalanmış hayat uğruna tüm yaşamdan feragat ediyor, gerçeğe sırt çevirip yönünü Kafka’nın ‘ölümcül yaşam’ diye adlandırdığı şeye çeviriyor.

Chirico’nun resimlerinde her şey nettir

Chirico’nun resim düşüncesi ve tekniği için “Resimlerindeki durumun bir öncesi, geçmişi yoktur. Fakat bir devamı, geleceği de yoktur. Her şey olabildiğince net resmedilmiştir. Resimlerdeki tüm unsurlar adlandırılabilir, nesne olarak tanımlanabilir. Fakat resimler ta en başından beri zamanın dışında oldukları için, resimler vasıtasıyla hiçbir tarih oluşturulamaz ve resimler hiçbir hikâyeye yerleştirilemez. Her şey mümkün olduğunca anlaşılır görünmektedir, fakat gündelik hayatın mantığından yoksundur” diyen Földényi, Chirico’nun I. Dünya Savaşı esnasında Ferrara ve Roma’da metafizik resimleri üzerinde çalışırken, Franz Kafka’nın günlüklerinde ve not defterlerinde adeta Chirico’nun resimlerinden etkilenerek ortaya konmuş gibi görünen çizimler yaptığının bilgisini veriyor.

İkisinde de aynı İtalya var

Földényi’ye göre Kafka’nın Chirico’nun çalışmalarını gördüğüne veya Chirico’dan yalnızca haberdar olduğuna dair hiçbir emare yok. Ancak Chirico için tipik olan metafizik melankoli ona da yabancı değil! Földényi, şöyle devam ediyor: “Algı ve tecrübelerini, bu sayede aralarında bir bağ kurmak amacıyla pratik açıdan değil, aksine, Chiricovâri ‘metafizik soyutlama’ yolunda birleştirdi. Bu yüzden de ne zaman onu okusam hep bir hayal dünyasına adım attığım hissine kapılırım. Her şey aynı anda hem gerçek hem gerçekdışıdır. Ayrıca Chirico’nun İtalyan meydan ve limanları Kafka’da somut biçimde ortaya çıkmaktadır.”

László F. Földényi kimdir?

Macaristan doğumlu edebiyat ve kültür eleştirmeni László F. Földényi, İngiliz edebiyatı ve Hungaroloji eğitimi aldı, 1982’den itibaren Budapeşte Üniversitesi’nde estetik dersleri verdi. Budapeşte’deki Eötvös Loránd Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat Enstitüsü’nde öğretim görevlisi olarak çalışan Földényi, Edward Bond, Max Frisch ve Heiner Müller de dâhil olmak üzere, birçok çağdaş oyun yazarının eserlerini Macarca’ya çevirdi. Földényi, çağımızın önemli edebiyat ve kültür eleştirmenleri arasında kabul ediliyor.

Kaynak: www.milliyet.com.tr

Şampiyon Honved ve taraftarları sosyal mesafeyi hiçe saydı

Avrupa’da futbola geri dönüşte statlara seyirci alınmasını onaylayan ilk ülke olan Macaristan’da kupa finali oynandı. Karşılaşmayı yaklaşık 10 bin kişi izledi. Kupayı kazanan Honved ve taraftarları, sevinçleri sırasında sosyal mesafeyi hiçe saydı.

Tüm dünyayı saran koronavirüs salgını sebebiyle futbola kaldığı yerden başlayan ve başlamayı planlayan birçok ülkede seyirci yasağı konulmuştu. Maçların daha sağlıklı bir şekilde oynanması hedeflenirken, Macaristan ise Avrupa’da bir ilki yaptı.

Futbola geri dönüşte taraftarların maçlar sırasında stada alınmasına onay veren ilk ülke olan Macaristan’dan iki gün önce Macaristan Kupası Finali oynandı. Budapeşte kentindeki 67 bin kişi kapasiteli Puskas Arena’da oynanan mücadeleyi Budapest HonvedMezokovesd-Zsory karşısında 2-1 kazandı.

Devamı

Prof. Dr. Melek Çolak Armağanı

Akademik hayatta alanına değerli katkı ve hizmetlerde bulunmuş olan akademisyenler için “Armağan” niteliğinde bir kitap çıkarma geleneği vardır. Bu vesileyle hem akademisyenlere olan vefa borcu ödenir hem de alana önemli bir eser kazandırılmış olur. İbni Sina’nın ifadesiyle “Bilim ve sanat itibar görmediği ülkeyi terk eder” sözünden aldığımız ilhamla bilim insanını emekli olmadan ve hayattayken ödüllendirmenin daha iyi çalışmalar yapmasına teşvik olacağı kanaatindeyiz. Bu amaçla hazırlanan elinizdeki eserde Türk ve Macar akademisyenlerin alanlarında uzmanı olduğu konularda hazırladıkları yazılar bulunmaktadır. Ayrıca eserde ilk dönem, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi Türk-Macar ilişkileri üzerine ilk defa yayınlanan yazılar yer almaktadır. Bu yönüyle elinizdeki eser armağan kitaptan daha ziyade Türk-Macar ilişkileri üzerine yapılacak çalışmalar için başucu kitabı niteliği kazanmıştır. Türk-Macar ilişkilerinin bilinmeyen yönlerini açıklayan bu çalışma, konunun meraklılarına ilginç bilgiler sunarken aynı zamanda akademik araştırma yapanlara da önemli katkılar sağlayacaktır.

Devamı

Macar tarihinde matem günü: Trianon Sözleşmesi

Müttefiki Almanya ve Osmanlı İmparatorluğu ile birlikte I. Dünya Savaşının mağlup devletlerinden biri olan Macaristan açısından savaşa son veren Trianon sözleşmesinin 100. yıldönümü 4 haziran tarihinde Macaristan’da bir matem günü olarak anılıyor.

Bugün Macaristan parlamentosu Trianon konulu bir oturum düzenleyecek ve Trianon sözleşmesi ülkede pek çok etkinlikle anılacak.

Savaşın galip devletlerinin zorla dikte ettiği Trianon sözleşmesi, tarihte karşılaşılan en ağır “barış sözleşmelerinden” biriydi. 4 Haziran 1920 tarihli sözleşme, Macaristan açısından çok trajik sonuçlar yaratmıştı.

Osmanlı İmparatorluğuna dikte ettirilmeye çalışılan Sevr benzeri bir antlaşma olan Trianon sözleşmesiyle Macaristan topraklarının ve nüfusunun yaklaşık üçte ikisini kaybediyordu. I Dünya Savaşı yıllarında yüzölçümü 320 bin kilometre kare, nüfusu 20 milyon olan Orta Avrupa’nın büyük devleti Macaristan, Trianon Barış Sözleşmesi sonrasında toprakları 90 bin kilometre kareye, nüfusu ise 6 milyona indirilen küçük bir devlet haline gelmişti. Etnik olarak da Macar olan nüfusun önemli bir kısmı bu sözleşmeyle komşu ülkelerde yaşar hale gelmişti.

Trianon sözleşmesi Macaristan için başka ağır yaptırımlar da içeriyordu. Macar devleti savaşın sorumlularından biri olarak tanımlanıyor ve ağır tazminatlar ödemeye mahkûm ediliyordu. Ayrıca Macaristan, ordusu en fazla 35 bin asker içerebilen, hava güçlerine de sahip olmayan bir ordu haline geliyordu.

Galip devletler açısından Trianon sözleşmesi, Macar krallığı sınırları dahilinde yaşayan farklı  uluslara kaderlerini tayin hakkı tanıma ilkesini hayata geçiren bir anlaşma olarak açıklanmaya çalışılsa da, aslında bu hedefin çok daha uzağına geçilmişti. Son derece adaletsiz olan bu anlaşmayla ağırlıklı olarak ve tarihsel anlamda yüzyıllardır etnik olarak da Macar nüfusun yaşadığı pek çok bölge Sırbistan, Çekoslavakya, Polonya, hatta İtalya ve özellikle de Romanya topraklarına dahil edilmişti.

Türkinfo

Bir güvercin sevincinde Nâzım Hikmet

BERFİN ŞENGİL

Tepeden tırnağa özgürlüktür kuşlar. Kimi zaman bir hapishanenin penceresinde kimi zaman bir ormanın derinliğinde bir kuş gelir konar bakışınıza. Girilmeyen yerlere girer. Aşılmayan denizleri aşar. Bizim ele varır da haber götürür nazlı yare…

Peki ya özgürlük deyince yâdınıza ilk hangi şair düşer?

Anadolu’da birinin ölümünün ardından “Kuş olup uçtu.” denir. Ruh bedenin içinde kafestedir. Ölümle çıkar o kafesten. Uçar gider bir bilinmeze. İşte tepeden tırnağa hasret, baştan ayağa özgürlükten ibaret Nâzım Hikmet’in kuş olup uçmasının ardından 57 yıl geçti.

Vera Tulyakova Hikmet, Nâzım’ın ölümünün ardından evlerinin çeşitli yerlerinde kendisi için hazırlanmış doğum günü armağanları bulur. Bu yıl da ölümü öldüren şair Nâzım Hikmet’in biz memleketlilerine bir armağanı var:

Türkiye’de varlığı bilinmeyen ‘Posta Güvercini’ isimli bir çocuk şiiri…

1954 yılının 16 Nisan’ında Budapeşte’de, Tuna Nehri’ndeki Margit adasında kalan Nâzım’ı ziyarete, okullarının seçmiş olduğu birkaç öğrenci gelir. Öğrenciler oradan ayrılırken Moskova’daki çocuklara iletmesi için Nâzım’a mektuplar bırakırlar.

Bu ziyaret sırasında çocuk dostlarıyla dertleşen Nâzım’ın “Bazı şehirler mutludur. İçinde mutlu çocuklar yaşadığı için. Budapeşte de böyle mutlu bir şehir… Çünkü içinde sizin gibi mutlu çocuklar yaşıyor. Fakat bazı şehirler de hüzünlüdür. Orada hüzünlü çocuklar yaşarlar. Benim şehrim, İstanbul öyle bir şehir.’’ ifadeleri üzerine küçüklerden biri bir soru yöneltir. Nâzım da gelecekte mutlu bir şehir olacağını düşündüğü İstanbul’daki göremediği üç yaşındaki oğlu Mehmet’ten bahseder. Hatta çocuk dostlarından Julika, oğlu Mehmet’e göndermesi için şaire bir mektup verir.

Çocukların mektupları daha sonra Nâzım’ın “Postacı’’ şiirine

“Moskova’da mektupları birer birer
kendim dağıtırım adreslerine.
Yalnız Memedimin mektubunu götüremem yerine,
hattâ yollıyamam.
Nâzım’ın oğlu,
haramiler kesmiş yolu,
mektubumu vermezler.”

dizeleriyle yansır.

66 YIL SONRA NÂZIM’DAN HABER VAR

Nâzım Hikmet üzerine yaptığı çalışmalarıyla tanınan mimar M. Melih Güneş, “Nâzım Hikmet’in Ellerinin İzinde” isimli kitabı için çalışırken izine rastladığı ve peşine düştüğü “Posta Güvercini” adlı şiiri için şu ifadeleri kullanıyor: “Nâzım Hikmet’in Türkmenistan’da 1956 yılında yayımlanmış, biri “Postacı” adlı şiiri olmak üzere iki şiirlik kitabında “Posta Güvercini” adını verdiği hiç bilmediğimiz bir şiiriyle karşılaştım.’’

Bu karşılaşmanın ardından araştırmalarını genişleten Güneş, kayıplara karışmış “Posta Güvercini” adlı şiirin Rusça çevirisinin Moskova’da, 1 Haziran 1954 tarihli Pionerskaya Pravda gazetesinde, Türkçesinin ise Bulgaristan’da, 4 Ağustos 1954 tarihli Eylûlcu Cocuk adlı dergide yayımlandığı sonucuna varıyor.

66 yıl sonra gün ışığına çıkan şiire henüz başka yayımlarda rastlamadığını belirten Güneş, “Hece ölçüsüyle yazılmış, Türkçesi yirmi beş dörtlük olan şiirin yirmi altı dörtlükten oluşan Türkmence ve önemli Sovyet şairlerinden Samuel Marşak’ın yaptığı Rusça çevirilerinde, küçük de olsa önemli sayılabilecek farklılıklar bulunmakta.” ifadelerine yer veriyor.

Güneş, ayrıca şiirin bulunduğu aynı sayfada “En küçük okuyuculara” başlığı altında, Nâzım Hikmet’e aitliğini henüz kesinleştirmediği şairin külliyatında olmayan ve varlığı bugüne değin bilinmeyen “Bil Bakalım!” ve “Olur mu Bu?” adlı iki çocuk şiiri daha bulunduğunu belirtiyor.

Nâzım’ın son günlerinde Vera, Merkez Çocuk Tiyatrosu’nun isteğiyle bir oyun yazmaktadır. Oyunun adı “Turnalar”dır. Aslında ilk başta Nâzım’dan isterler bu oyunu. Ancak Nâzım bu işi Vera’ya bırakır. Vera, Hiroşima’da külü havaya savrulan kız çocuğunu okuya okuya yazmaya çalışır oyunu. Ve çocukların bin turnası bir çocuğu diriltecektir. İnanç bu… Kağıttan turnalar uçururlar, anka gibi küllerinden doğacak çocuklar için.

Acının alkışlarına bıraktığımız 3 Haziran’dan 20 gün sonra Hiroşima Kağıt Turnalar Derneği’nden Nâzım’ın mezarına bin tane turna kuşu uçar.

Bu 3 Haziran’da da Nâzım’dan bize bir güvercin kanatlanır. Yaşamak güzel şey be Nâzım Usta’m… Haberlerin tez ulaşsın.

İşte 1954’ün baharında Margaret adasındaki çocuklardan Nâzım’ın kanatlarına yansıyan ‘’Posta Güvercini’’ şiirinden bir kesit:

Uçan posta güvercininin
Gagası nar çiçeği alı,
Kanatları var, kuyruğu var
Ayakları sanki kınalı.

Eğer konarsa bu güvercin
Yol kenarında gül dalına,
Güller solup aşağı düşmez
Açarlar yine al alına.

Şüphesiz ki Nâzım Hikmet’in
Ne kanadı, ne kuyruğu var.
Ve üstelik ufak değilim
Gül dalına konacak kadar.

Ben değilim posta güvercini
Umudum yok uçacağımdan,
Lâkin duydum onun sevincini
Budapeşte’ye vardığım zaman.

Margit adasında, çocuklar-
Macaristan’ın kızı, oğlu,
Size mektuplar gönderdiler
Çantam bu mektuplarla dolu.

Elbette açmadım onları
Hakkım yoktu, yapmadım bunu,
Fakat bana her piyoner
Okudu kendi mektubunu.

Yoldaşlarım! Bu mektuplardan
Verdiğim parçacıklar yeter,
Daha fazla verecek olsam
Belki beni tenkit ederler.

Halbuki benim posta çantam
Mektup dolu ağzına kadar,
Fakat bunların hepsi için
Gazetenin sayfaları dar.

Fakat duyduğum saadeti
Mümkün değil anlatmak dilden
Çünkü onlar ve sizler için
Posta güvercini oldum ben!

Şüphesiz ki Nâzım Hikmet’in
Ne kanadı, ne kuyruğu var,
Ve üstelik ufak değilim
Gül dalına konacak kadar.

Lâkin uçuruverdi beni
Çelik kanatlı motor, yaman,
Bir güvercin sevinci duydum
Ak Tuna’yı geçtiğim zaman.

MEZARI BAŞINDA ANILACAK

USTA şair ölümünün 57’nci yıl dönümünde Moskova’da kurulan ‘Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı’nın organizasyonu ile bugün online bir programla anılacak. Moskova’daki mezarı başında düzenlenecek törenin yanı sıra sanatçı ve edebiyatçıların da katıldığı bir program hazırlandı. Tören, http://www.nazimhikmet.com/ adresinde 20.30’dan itibaren canlı olarak izlenebilecek.

www.birgun.net


Macaristan’dan Türkiye’ye yardım teşekkürü

Macaristan Dışişleri ve Dış Ticaret Bakan Yardımcısı Levente Magyar, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) ile mücadelede ülkesine yardım eden ülkelerin başında Türkiye ve diğer Türk cumhuriyetlerinin olduğunu söyledi.

Budapeşte

Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Türkiye-Macaristan İş Konseyi üyesi şirketlerin, iki ülkenin dostluğunun göstergesi olarak, Macaristan’a gönderdiği yardım, düzenlenen etkinlikle Macar yetkililere teslim edildi.

Programa, Bakan Yardımcısı Magyar’ın yanı sıra, Türkiye’nin Budapeşte Büyükelçisi Ahmet Akif Oktay, DEİK Türkiye-Macaristan İş Konseyi Başkan Yardımcısı Suat Karakuş ve çok sayıda davetli katıldı.

Etkinlikte konuşan Magyar, ülkesinin almış olduğu önlemler ve adımlar neticesinde salgının ilk dalgasını başarıyla atlattığını ama salgının her an tekrar geri dönebileceğini söyledi.

Ülkesinin sağlık ekipmanlarının temini konusunda çalışmalarını sürdürdüğüne ve virüs ile mücadele konusunda Türkiye’nin de aralarında bulunduğu bazı ülkelerden Macaristan’a yardım geldiğine işaret eden Magyar, ”Macaristan’ın yardımına koşan ilk ülkeler istisnasız Türk dünyası ülkeleriydi. Gerçek dostluk zor zamanda belli olduğu için bize yapılan bu yardımları hiçbir zaman unutmayacağız. Türkiye’ye bugün yaptığı yardımlardan dolayı da teşekkür ederiz.” şeklinde konuştu.

Devamı

Macaristan’da 20 MW jeotermal enerji projesi için dört kuyu başarıyla açıldı

Geliştirici Geothermal Green Energy KfT., Macaristan’ın Tótkomlós kentinde planlanan 20 MW jeotermal enerji projesi için açılan dört kuyunun test sonuçlarının başarılı olduğunu bildirdi.

Macar şirket Geothermal Green Energy KfT. Macaristan’ın güneydoğusunda Tótkomlós yakınlarında 1.600-2.300 metre derinlikte dört jeotermal kuyu için sondaj çalışmalarının başarı ile tamamlandığını bildirdi.

Geothermal Green Energy KfT., Tótkomlós yakınlarında  jeotermal kaynaklardan elektrik üretmeyi amaçlayan bir jeotermal proje yürütüyor. Dört derin sondaj ile açılan jeotermal kuyularla, projenin arama aşaması tamamlandı. Dört sondajın tümü, karbonat rezervuarının yüksek geçirgenlikli karstik bölgesini pozitif olarak kanıtladı. Sondaj verilerine ve rezervuarın mevcut bilgisine göre, her biri 15-20 MW brüt çıkışlı iki jeotermal enerji santrali geliştirmek mümkün olacak. Geothermal Green Energy KfT. jeotermal kaynağa dayalı elektrik üretimi için rezervuarı kullanımına yönelik gerekli lisanslara ve haklara sahip.

Kuyu testleri, en düşük 668-756 m3/s debi ve 150 derecenin üzerinde kuyu tabanı sıcaklıkları gibi mükemmel hidrodinamik özellikler ve çok iyi verimler gösterdi. Kuyular, bu sabit verime ulaşmak için pompalarla çalışacak. Jeotermal akışkanın kimyası çerçevesinde elektriğe ek olarak önemli miktarda doğal CO2 elde edilebilecek. GGE Kft. 2021’in sonlarında çalışmaya başlamayı planladığından, ORC teknoloji tedarikçisi henüz seçilmedi.

Devamı

16,474FansLike
639FollowersFollow