Macar bilim insanları: Koronavirüs lastik bir top kadar esnek
Budapeşte Semmelweis Üniversitesi bilim insanlarının canlı koronavirüs üzerinde gerçekleştirdikleri araştırmalar bu virüsün şimdiye kadar bilinmeyen bir dizi özelliğini ortaya çıkardı. Özel bir teknik kullanılarak ve elekton mikroskopları yardımıyla gerçekleştirilen araştırmaların sonuçları bugün yayınlandı. Bu sonuçlar bu virüsün bugüne kadar görülen en dayanıklı virüslerden biri olduğunu ortaya koyuyor.

1.Virüs hücresini bir taç gibi çevreleyen ince diken türü uzantılar nedeniyle hücre son derece hızlı manevra yapma yeteneğine sahip. 80 nanometre çapındaki virüse (bir saç teli 70 000 nanometre!) mikroskop altında çok daha ince ve iğneye benzeyen keskin uca sahip bir araç batırılmaya çalışıldığında virüs çok büyük bir hızla bu iğneden kaçabiliyor. Virüsün hareket yeteneği o kadar hızlı ki, bu kaçış, saniyede 300 fotoğraf çeken mikroskopla bile net bir şekilde tespit edilemiyor. Resim bulanık bir süreç olarak görülebiliyor.
2. Bu virüsün bugüne kadar karşılaşılan, basınca ve fiziki etkiye karşı en dayanıklı canlı olduğu düşünülüyor. Yukarıdaki deneyin devamında, virüsün kaçması engellenip iğne virüs hücresine bir uçtan bir uca bastırıldığında bile hücre lastik bir top gibi tepki veriyor, cisim çıkarıldığında eski haline dönüyor. Hücrenin iç kısmında da bir zedelenme tespit edilemiyor.
3.Virüsün çevresini kuşatan minik dikenlerin virüsün bir şeylerin üzerine tutunup uzun süre orada kalmasını sağladığı düşünülüyor. Bilinen virüslerin çoğu, yaşayıp çoğaldıkları ana canlı üzerinden uzaklaştıklarında yok olurken Koronavirüs’ün uzun süre bir yere tutunup yaşayabilmesinin nedeninin bu dikenler olduğu sanılıyor.
4. Koronavirüs bulunduğu ortamdaki ısının çok uç noktalarda değişmesi durumunda da hayatta kalabiliyor. On dakika 90 derece ısı etkisinde bırakılan koronavirüs bir zarar görmeden varlığını sürdürebiliyor.
5. Koronavirüsün sanıldığından çok daha hızlı bir şekilde yapısını değiştirebildiği sanılıyor. Cambridge Üniversitesi araştırmacıları virüs üzerinde 24, Alman Max Planck Enstitüsü araştırmacıları 40 diken tespit etmişken, Macar araştırmacıların inceledikleri virüsler 61 diken taşıyor. Bu da virüsüm yapısının sanıldığından çok daha çeşitli olabileceği varsayımını güçlendiriyor.
Türkinfo
Altın Portakal’da Uluslararası Yarışma Heyecanı Başladı!

“Çoğunluğu Venedik Film Festivali’nde dünya prömiyerini yapan yılın en yeni yapımları, Türkiye’de ilk kez Antalya’da izleyici karşısına çıkacak.Macar yönetmen Lili Horvát’ın, aşk ve delilik arasındaki ince sınırı mercek altına aldığı “Belirsiz Bir Süre İçin Birlikteliğe Hazırlık/ Preparations to be Together for an Unknown Period of Time” yarışmanın merakla beklenen yapımları arasında yer alıyor. “
Antalya Büyükşehir Belediyesi tarafından T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla gerçekleşecek 57. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin Uluslararası Uzun Metraj Film Yarışması jüri üyeleri ve filmleri belli oldu.
Uluslararası Uzun Metraj Film Yarışması’nda Türkiye’den senarist ve yönetmen Emin Alper, Romanyalı yapımcı Ada Solomon, Les Arcs Avrupa Film Festivali ve Tribeca Film Festivali’nin Sanat Yönetmeni Frederic Boyer, İranlı oyuncu, yönetmen Niki Karimi ile Brezilyalı video sanatçısı, yönetmen ve senarist Sandra Kogut festivalde yarışacak on filmi değerlendirecek jüriyi oluşturuyor.
Jüride Türkiye’den Emin Alper Var!
Avrupa Sinema Akademisi yönetim kurulu başkan yardımcısı, Berlin’de Altın Ayı Ödülü’nü kazanan “Pozitia Copilului / Çocuk Pozu”, Oscar’a aday gösterilen ve birçok dalda Avrupa Sinema Akademisi Ödülü kazanan “Toni Erdmann” başta olmak üzere Cannes, Locarno, Sundance gibi festivallerde 200’e yakın ödül kazanan altmıştan fazla filmin Romanyalı yapımcısı Ada Solomon; ilk filmi “Tepenin Ardı” ile Berlin Film Festivali Forum Bölümü’nde Caligari Ödülü’nü, ikinci filmi “Abluka” ile 72. Venedik Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü’nü kazanan, kısa sürede sinemamızda kendine sağlam bir yer edinmeyi başaran, geçen yıl Berlin Film Festivali’nde prömiyerini yapan, ulusal ve uluslararası festivalleri dolaşan “Kız Kardeşler” filmiyle pek çok ödüle layık görülen Emin Alper; Tribeca ve Les Arcs Avrupa Film Festivalleri’nin Sanat Yönetmeni, Reykjavik Film Festivali Program Direktörü Frederic Boyer; Behrooz Afkhami, Masoud Kimiai, Dairush Mehrjui, Tahmineh Milani gibi sinemacılarla çalışan, dünyaca ünlü festivallerde ödülleri bulunan, yönetmenliğini yaptığı ilk filmi “One Night” ile Cannes Film Festivali’ne seçildikten sonra kariyerine kamera arkasında da devam eden İranlı oyuncu, yönetmen ve senarist Niki Karimi ile yapıtları New York Modern Sanat Müzesi (MoMA), Lincoln Center, Guggenheim Müzesi, Harvard Film Archive ve Forum des Images gibi kurumlarda yer alan, Toronto Film Festivali’nde dünya prömiyerini yapan ve geçen yıl Antalya izleyicisiyle buluşan “Three Summers / Üç Yaz” ile Antalyalıların hatırlayacağı film ve video sanatçısı Sandra Kogut, bu seneki Uluslararası Uzun Metraj Film Yarışma ödüllerine karar verecek isimler.
Budapeşte’de direniş: Öğrenciler, Victor Orban’ın kültür savaşına meydan okuyor

Hükümetin akademik özgürlükleri, milliyetçilikle kısıtlamasına ve kayyım atamasına karşı öğrenciler, SZFE Üniversitesini işgal etti. Irkçı-dinci egemenlik kurmak isteyen Başbakan sıkıntılı.
ARTI GERÇEK – Geçtiğimiz Pazar günü, yaklaşık on bin gösterici, Başbakan Orban’ın Tiyatro ve Film Sanatları Üniversitesi SZFE’ye el koymasını protesto etmek, rejime karşı çıkan fakülte ve öğrencileri desteklemek için bir insan zinciri oluşturdu. Göstericiler, Üniversite binası ile Parlamento arasındaki yolda insan zinciri oluştururken, bu prestijli üniversitenin özerkliğinin iade edilmesini talep etti. SZFE, son dönemde iktidarın el koyduğu yedinci büyük kurum oluyor. Orban rejimi, üniversiteyi, Yönetim Kurulu hükümet tarafından atanan özel bir vakfa devretti.
Bir kaç hafta önce de, hükümetin müdahaleleri üzerine Genel Yayın Yönetmeninin istifa etmesinin ardından, bağımsız haber sitesi İndex’in 80 gazetecisi ve çalışanı topluca etmişti. SZFE yönetimi de, rejimi protesto etmek amacıyla, benzer bir şekilde, Orban’ın müdahalesinden sonra topluca istifa etti. Üniversitenin öğrencileri, binanın girişini kırmızı-beyaz bantlarla kapatarak, girişleri engelledi ve aşırı-sağcı Başbakan Orban’ın saldırısını kınadı.
Öğrenciler, yönetime atanan, Yönetim Kurulu başkanı kayyım, tiyatro yönetmeni Attila Vidnyanszky’nin, “yurtseverliği ve Hristiyanlığı ön planda tutan farklı bir eğitim ve düşünme yöntemi” önerdiği için istifa etmesini istedi. Öğrenciler, kayyımla ve “gayrı meşru yeni yönetimle” hiç bir zaman görüşmeyeceklerini, çünkü bu kişilerin ”anti-demokratik yöntemlerle göreve getirildiğini” ve onlarla temasa geçmeyeceklerini açıkladı.
Budapeşte şehir merkezinde, 8. mahallede dar bir sokakta bulunan Üniversite binasının önünde, çoğu zaman müzisyenler, şairler ve sanatçılar bir araya gelerek öğrencilerle dayanışma içinde olduklarını gösteriyor. Binanın birinci ve ikinci katındaki balkonlarda, öğrenciler, yüzlerinde sarı maskelerle, kollarını geniş bir şekilde açmış vaziyette sessiz bir şekilde duruyor. Avuç içlerinde FreeSZFE (ÖzgürSZFE) yazılı tag görülüyor. Bu arada, üniversitenin sokağında ve bir alt sokakta, tanınmış müzisyenler, tiyatro grupları ve korolar, öğrencileri desteklemek için şarkılar, marşlar söylüyor. Bu durum, rejimin ham, katı, sert ve gayri medeni yaklaşımını ve Orban’ın yenilmezliği efsanesini de büyük ölçüde yerle bir ediyor. Sokakta çalınan/söylenen şarkılar, okunan şiirler ve yapılan konuşmalar çoğu zaman “Szabad Orszah! Szabad Egyetem!” (Özgür Ülke! Özgür Üniversite!) sloganları ile son buluyor.
‘AVRUPALI VE HRİSTİYAN KİMLİĞİNİ MUHAFAZA ETMEK’ İÇİN VERDİKLERİ MÜCADELE
İşte bu manzara, rejimin, Macaristan’ın eşi benzeri olmayan ”Avrupalı ve Hristiyan Kimliğini” korumak için yürüttüğü kültür savaşının son perdesi. Devleti ele geçirdikten sonra neredeyse bütün kurumları yağmalayan rejim, artık çağı betimlemek için verilmesi gerektiğine inandığı hegemonya savaşının tam göbeğinde hissediyor kendini. 2018’deki seçimlerde oyların 2/3’sini aldıktan sonra, Orban’ın gayrı liberal özü iyice orta çıktı: ”Çağımız, kültürel eğilimlerin, kolektif inançların ve toplumsal geleneklerin damgasını vurduğu bir çağdır. Bizim şu anda yapmamız gereken, siyasi sistemi kültürel dönemin içine perçinlemek olmalıdır”.
Orban, sürekli olarak, beyaz ırkın üstünlüğünü savunanlar tarafından gündeme getirilen yapay komplo teorilerini tekrar edip, ”Yerine Geçme” teorisi olarak adlandırılan, Avrupalı Hristiyan beyazların azalıp onların yerine Arap, Müslüman ya da diğer gayrı hristiyan nufusun çoğalmasına ve Hristiyanların yerine geçmesine karşı, Macaristan halkını yok olmaktan kurtarmaktan ve Batı Medeniyetini korumak için verilen savaşın bir parçasından söz ediyor. Orban’a göre, bu savaşta, sadece ”biyolojik olarak kendi kendilerine ayakta kalabilecek topluluklar”, yani göçmenlerin olmadığı topluluklar varlıklarını sürdürebilecek. İşte bu Medeniyet Seferinde, ”kendi ülkemizde, kararlı bir şekilde ayağa kalkan, kim olduğumuzu, Tanrı, vatan ve aile konusunda ne düşündüğümüzü yüksek sesle ifade eden” bir kimliğe ihtiyacımız var.
RIA RIA HUNGARIA! YERLİCİLİK, ULUSALCI ÖZGÜVEN VE ‘TARAFSIZ EĞİTİM DİYE BİR ŞEY OLMAZ’CILIK
Tanrı, vatan ve aile hakkında ne düşündükleri belli olanlar, bazı heykelleri yıktı, sokak ve meydan isimlerini değiştirdi, Nazi yanlısı savaş suçlusu bir takım insanları Komünizme karşı mücadele etmiş kahramanlar haline getirdi, hayasız bir şekilde tarihi değiştirdi, özel olarak da Macaristan’ın holokost konusundaki suçlarını gizledi. Orban’a göre, ‘’İlerlemenin anahtarı, ulusalcı özgüvenin yeniden tesis edilmesindedir. Bizim geçmişimizde bin yıllık bir Hristiyan geleneği var. Biz Macarız. Futbol taraftarlarının sloganı gibi söylemek gerekirse: Ria ria, Hungaria (İstan istan, Macaristan!)
Rejim, sanat, medya ya da kozmopolit ve liberal kokusu aldığı her şeye ve onun da ötesinde çocukların okulda öğrendiklerine takmış durumda. ’’Siyasi sistemi kültürel dönemin içine perçinlemek’’ için yürüttükleri mücadelede, ilk, orta ve lise düzeyinde eğitim önemli bir savaş alanı. Bu nedenle de Macaristan’da okulların müfredatını değiştirdiler, ulusal gurur ruhunu her alana sokuşturdular. Hükümetin propagandacılarından Zoltan Kovacs’a göre, ‘’Tarafsız eğitim, nötr eğitim diye bir şey yoktur. Eğitim sistemleri değerler üzerine kurulmuştur. Eğitim sistemimizde, Macar toplumunun değerleri öğretilmelidir. Bu değerler arasında da, bizim hayran olduğumuz, geçmişimizde asırlar boyu bizim hayatta kalmamızı sağlayan kahramanlardır’’.
Bu saçma sapan ulus söyleminde, zaferle sonuçlanan savaşlar parlatılır, en ön plana çıkarılır. Yenilgiler ise önemsenmez. Rejim karşıtları, okullardaki tarih kitaplarında yapılan değişikliklerin ve tahrifatların çıkarılmasını talep etti. Bu çarpıtmalar, ulusal kültüre zarar verir, öğrenci ve öğretmenleri rahatsız eder ve kamusal alanda düşünceyi zehirler, görüşünü savundu.
DOĞRU HEDEFE VURMAK
SZFE’nin işgali, halen devam eden mücadeleye sunduğu katkının yanısıra, yaygın/egemen anlayışlara da bir darbe vurdu, rejimin aptalca görüşlerine, iktidarın yalanlarına bir şamar gibiydi. Bir tür seçilmiş diktatörlük sürerken, demokrasinin konsolide edilmesi açısından önemliydi.
Öğrenciler, yeni akademik yıl açılış töreni düzenleyip, işgali sürdürme kararı aldı, geleneksel eğitim kalıplarını red ettiler. “Biz bir Cumhuriyet kuruyoruz, en önemli aracımız da işgal” dediler. Böylelikle öğrenciler, akademik özgürlük ortamında birlikte rahatça çalışma isteklerini beyan ettiler. Kurumsal, yönetsel ve sınıfsal kısıtlamaları da böylece devre dışı bırakmış oldular. “Biz yaratıcı bir topluluğuz. Bu nedenle takvime filan ihtiyacımız yok. Biz buradayız bu nedenle de yoklama kağıdına filan gerek yok” dediler.
Orban’ın yozlaşmış kültür savaşına karşı gelişen bu yeni kolektif direniş ruhu, önümüzdeki dönemde yaygınlaşıp genişleyecek mi yoksa eriyip bitecek mi? Bu sorunun yanıtını henüz kimse bilmiyor. Eskiden de benzeri bir dizi karşı çıkış olmuş ve olumlu sonuçlanmamıştı. Ne var ki, yaşadığımız dönem Avrupa’daki otoriter liderler açısından da belirsiz bir dönem. Geçtiğimiz aylar içinde, Belgrad, Sofya ve Minsk’de on binlerce insan, kendi ülkelerindeki cani yönetici elitlere karşı sokaklara döküldü. Yozlaşmış güçlü liderlere karşı büyük bir memnuniyetsizlik var ve yaklaşmakta olan ekonomik bunalımla bu memnuniyetsizlik daha da büyüyeceğe benzer. SZFE işgalinin sonucu ne olursa olsun, hiç kuşku yok ki, bu öğrenciler, kendiliklerinden derin bir direniş hareketi gerçekleştirdi. Bu öğrencilerin yaptığı, bir yandan da, uzun zamandan bu yana, bir çok insan için, kadere teslim olma anlayışından kurtulmak anlamına geldi. Ve geniş kesimlere esin kaynağı oldu.
artigercek.com/haberler/budapesteVarhelyi’den Ankara’ya “geri adım” suçlaması

AB’nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Varhelyi, Türkiye ile üyelik müzakerelerinin pratikte durduğunu belirterek, buna Türkiye’nin geri adımlar atmasının yol açtığını kaydetti.
Avrupa Birliği’nin (AB) Genişlemeden Sorumlu Komiseri Oliver Varhelyi, Türkiye’nin AB’ye tam üyelik süreciyle ilgili Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesine verdiği demeçte, “Türkiye ile üyelik müzakereleri pratikte durmuş vaziyette. Zira son zamanlarda bir ilerleme kaydedilmediği gibi geri adım atıldı” dedi.
Üyelik müzakerelerinde gelinen noktadan büyük ölçüde Türkiye’nin sorumlu olduğunu savunan Varhelyi, gazetenin, “Türkiye’nin geri adım atması mı üyelik müzakerelerini gerçek olmayan bir hale getirdi, yoksa gerçek olmayan bir hale gelen üyelik müzakereleri mi Türkiye’nin geri adımlar atmasına yol açtı?” şeklindeki sorusuna ise, “Sanırım ikisi de. Ama bu öncelikle Türkiye’nin yapması gerekenleri yapmaması ve geri adımlar atmasına bağlı” yanıtını verdi.
Üye olmak isteyen ülkenin “dönüştürücü gücünü geliştirmesi” gerektiğini ifade eden Macar siyasetçi Varhelyi, “Üyelik sürecinin kendisinin dönüştürücü bir doğası yoktur, bir üçüncü ülkenin AB’ye üye olma azmi dönüştürücü gücü geliştirmelidir. Böylece ülkeyi değiştirecek reformlar meydana gelir” diye konuştu.
Karantina süresi azaltıldı
Mevcut önlemlere göre yurtdışından Macaristan’a giriş yapanlar için eğer hastalık belirtisi taşımıyorlarsa gösterecekleri bir adreste 14 gün karantina altında kalma zorunluluğu getiriliyordu. Bu süre 21 Eylül Pazartesi gününden itibaren 10 güne düşürüldü.
Bu uygulama 4 Eylül’de Avrupa Birliği sağlık bakanları zirvesinde önlemlerle ilgili olarak yapılan değişikliğin Macaristan’da da uygulanması anlamına geliyor. O tarihten itibaren pek çok AB üyesi ülkede zorunlu karantina süresi on güne indirilmişti.
Türkinfo
Sevilla taraftarları Budapeşte’deki Süper Kupa maçına ilgi göstermiyor
Haftaya Perşembe günü Budapeşte’de Sevilla ve Bayern München takımları arasında düzenlenecek olan UEFA Süper Kupa maçı, bilindiği gibi Corona salgının başlamasından bu yana UEFA tarafından seyircili oynanmasına izin verilen ilk önemli maç olacaktı.
Planlara göre iki takımın taraftarlarına 3000 bilet alabilme şansı tanınmıştı. Ancak salgın tehlikesinin artması ve Macaristan’a giriş yapabilmek için negatif test sonucu bildirme zorunluluğu nedeniyle Sevilla taraftarları maça ilgi göstermiyor. Bu nedenle Canal Sur tarafından verilen habere göre İspanyollar kendilerine tanınan 3000 biletlik kontenjan yerine sadece 500 bilet talep ettiklerini bildirdiler
Alman taraftarlar ise kendilerine ayrılan 3000 bileti satın aldılar. Bayern taraftarlarının maça yüksek ilgi göstermesinde Münih’in Budapeşte’ye oldukça yakın olmasının ve taraftarların yapmak zorunda oldukları Corona test ücretinin kulüp tarafından üstlenilecek olmasının da payı olduğu söyleniyor.
Öte yandan Macaristan’da son haftalarda salgının yoğunluğunun artması da endişe yaratıyor. Açıklanan resmi verilere göre özellikle son bir hafta içinde günlük ölüm vakaları ve hastalığa yakalananların sayısı yüksek seyrediyor
Türkinfo
Vanessa Kirby: Beni korkutan şeyleri seviyorum
“Başarılı oyuncu Kirby, Macar yönetmen Kornel Mundruczo’nun ‘Pieces of a Woman’ filmindeki performansıyla Venedik’te En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü kazandı”
İngiliz oyuncu Vanessa Kirby, Venedik Film Festivali’nde ‘En İyi Kadın Oyuncu’ ödülünü kazandığı ‘Pieces of a Woman’ adlı filmle gerçek bir doğumun nasıl olduğunu öğrendiğini söyledi.
Başarılı oyuncu Kirby, Macar yönetmen Kornel Mundruczo’nun ‘Pieces of a Woman’ filmindeki performansıyla Venedik’te En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü kazandı. 23 yaşındaki Kirby, doğum sahnesinin tek seferde çekmesi gerektiğini öğrendiğinde heyecanlandığını, çünkü kesintisiz bir şey yapma fikrinin heyecan verici olduğunu söyledi.
Tarihe tanıklık eden ailenin anıları sergileniyor
Osmanlı’nın bir dönemine tanıklık eden Köpe ailesinin kişisel arşivlerinde muhafaza edilen belgelerin bulunduğu ‘İmparatorluklar Arasında, Sınırlar Ötesinde’ sergisi SALT Beyoğlu’nda açıldı.
1830’lu yıllarda İstanbul’a gelen Köpe ailesinin kişisel arşivlerinden oluşan; 2. Meşrutiyet, 1. Dünya Savaşı ve mütareke dönemine ait görüntü, ses kayıtları ve fotoğrafların sergilendiği ‘İmparatorluklar Arasında, Sınırlar Ötesinde’ isimli sergi SALT Beyoğlu’nda açıldı. Sergide, Köpe ailesinin tarihin önemli olaylarına tanıklık ederek derlediği günümüze kadar muhafaza edilen fotoğraf, görüntü ve ses kayıtlarıyla bu arşivden ciltler dolusu anı ve karikatürler bulunuyor.






























