St. Antuan Konserleri – Cantemus Çocuk Korosu
Dénes Szabó tarafından 1975 yılında kurulan Cantemus Çocuk Korosu, Nyiregyháza, Macaristan’daki Kodály Zoltán İlkokulu’nun uluslararası ödüller kazanan kıdemli öğrenciler korosudur.
1975 yılında kurulmasından bu yana, koronun koro performansında en yüksek standartları başardığı ve Avrupa’nın geri kalanında, Avustralya, Kanada, Japonya, Kore, Güney Amerika ve Amerika Birleşik Devletleri’nde konserler vermek, yarışmak ve festivallere katılmak için geniş çapta seyahat ettiği bilinmektedir.

Koronun geniş repertuvarı, gregoryen şarkılardan Rönesans ve Romantik dönemlere kadar uzanan ve çağdaş eserlere odaklanan koro müziğinin güzelliğine odaklanmaktadır.
Bazı Macar repertuvarı, Bartók ve Kodály gibi geleneksel halk müziklerine dayanır ve bazıları önde gelen çağdaş Macar besteciler tarafından özellikle koroya uygun olarak yazılmıştır. Bu nedenle, koro, geleneksel ve çağdaş Macar müziğinin bir standart taşıyıcısı haline gelmiştir.
28 Nisan Cuma, 20:30
Yer: St Antuan Katolik Kilisesi
Dünyada En Çok Kitap Okunan Ülkeler Arasında Asya ve Avrupa’dan 10 Ülke
Hindistan, Tayland ve Çin’in ilk üç sırada yer aldığı dünyada en çok kitap okunan ülkeler listesinde Asya’dan 6 ve Avrupa’dan 4 ülke bulunuyor.
Türkiye ise 18. sırada yer alıyor. Dünya Kitap Günü, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ile aynı gün kutlanıyor ve 100’den fazla ülkede kitap okuma alışkanlığının kazandırılması hedefleniyor.
Dünyada en çok kitap okunan ilk 10 ülke arasında Asya’dan 6 ve Avrupa’dan 4 ülke yer alıyor, Hindistan liste başı olarak öne çıkıyor.
Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Örgütünün (UNESCO) 1995’te aldığı kararla 23 Nisan, “Dünya Kitap ve Telif Hakkı Günü” ilan edildi.
23 Nisan’ın, Miguel de Cervantes ve William Shakespeare gibi iki önemli yazarın ölüm tarihi olması, bugünün Dünya Kitap Günü belirlenmesinde etkili oldu.

Listede en çok kitap okunan diğer ülkeler, Filipinler (7 saat 36 dakika), Mısır (7 saat 30 dakika), Çekya (7 saat 24 dakika), İsveç (7 saat 6 dakika), Fransa (6 saat 54 dakika), Macaristan (6 saat 48 dakika) ve Suudi Arabistan (6 saat 48 dakika) şeklinde sıralanıyor.
Türkiye, haftada ortalama 5 saat 54 dakika kitap okunma süresiyle listenin 18’inci sırasında yer alıyor.
Çocuk Treni
Yirmi üç nisan yaklaşıyor. Bu yazım yeğenim Mert’e, hala tanışıp oynayamadığım Doğa’ya ve henüz doğmamış yeğenim Elmas’a armağan olsun.
Çocuk treni yollarındayım.
Yerel adıyla Gyermekvasút. Lunapark treni, oyuncak tren ya da sadece çocukların binebildiği bir tren değil. Aksine 11.2 km boyunca Buda tepelerinde giden, 75 seneden beri (1948) çocuklar tarafından yönetilen bir tren.
Dünyada çocukların kontrolündeki en uzun tren yolu. Guinness rekorlar kitabına bile girmiş.
Çocuklar makinistlik dışında her şeyi yapıyorlar.
Hareket memurluğu, hediyelik eşya ve bilet satışı, kontrolü. Çalışanları 4. -5. -6. sınıf öğrencileri.
Bu projeyi ortaya atan dönemin Macar Komünist Partisi. Amaçları o tarihte kurulan ve Batı dünyasındaki „İzci” hareketine benzeyen Macar sosyalist „ Úttörő (Piyoner)” hareketini desteklemek.
Yoksul ve işçi kesimlerin çocukları için yapılan Úttörő (Piyoner) tatil kampı da işte bu trenin son durağı civarındaydı.
Nazım Hikmet Macaristan’a ilk 1952 yılında gelmiş. Sosyalist çocuk kampını, ve çocuk trenini ziyaret etmiş. Çok etkilendiği için de Çocuklar şiirinde diğer adıyla Macaristan Notlarında da yazmış. Buradaki çocuklardan övgüyle bahsediyor. Onların yaşantısını bizim çocukların kaderiyle kıyaslıyor.
…

Piyoner kamplarından birine gittim,
hemen o gün, şehrin dolayında.
Burda işçilerin,
köylülerin
aydınların çocukları,
halkın yani,
yani sahici insanların,
yani Macaristan’ı Macaristan yapanların
Etraf yemyeşil,
…
Bu tren bugün bile çocukların pedagojik gelişimi için önemli. İletişim kurmayı, toplum içinde konuşmayı ve para yönetimini burada öğreniyorlar.
Görevli olabilmenin ön şartı not ortalamasının beş üzerinden en az dört olması. Ortalaması düşük tembel tenekeler de “ekmek musaf çarpsın ki bir sonraki dönem çalışacağım hocam” türü ikna edici bir söz verirlerse şartlı olarak alınıyorlar.
İş bitti mi? Bitmedi. Seçilen öğrenciler haftada iki gün eğitim görüyor. Teorik, yazılı- sözlü sınavlar, staj gibi çeşitli aşamalardan oluşan bu süreç aşağı yukarı altı ay sürüyor.
Çocuk trenine gitmek için önce Çarklı tren:
Çocuk trenine gidebilmek için Széll Kálmán meydanına gidiyorum. Oradan 56A numaralı tramvaya aktarma yapıp iki durak sonra Városmajor’da iniyorum. Çarklı Trenin istasyonu durağın hemen yanında.
Hedefe ulaşmanın başka yolları da var tabii. Bu yolu tercih etmemin sebebi: “Fogaskerekű” yani Çarklı Tren. En sevdiğim toplu ulaşım aracı.

Çarklı dediysem de esasen bu teknik terimin Türkçede kullanılan karşılığı “kremayerli demir yolu”. Sistemi şöyle: Tren için bir çift ray ve ortasında trendeki pinyonun(dairesel dişli) gidebilmesi için kramayer (doğrusal dişli çark) var. Bu kadar basit.
Bizim çarklı trenin kısa tarihçesi de şöyle: Ondokuzuncu yüzyıla kadar Svábhegy- dağına kışın eşekle, atla dahi çıkılamıyor. O dönemde dağın eğimine, kötü hava koşullarına dayanabilecek tek araç ise Fogaskerekű (Dişli Çarklı Tren). Böylelikle 1872’den itibaren toplu ulaşım mümkün hale geliyor ve dağlardaki yerleşimin gelişmesine doğrudan katkı sağlıyor. Çocuk treninin yapılmasında büyük rolü var. İnsanları, sporcuları ve bisikletlerini, avcıları taşıdığı gibi, inşaat malzemeleri gibi yükleri de dağa ulaştırıyor. İkinci Dünya savaşına kadar dişli tren dağların tek hakimi, sonrasında dağa çıkış otobüs, teleferik gibi alternatif ulaşım araçları ile de mümkün.
Çocuk trenine ulaşmak için artık ”Çarklı”ya binme vakti. Şehir içinde kullandığım BKK biletim burada da geçerli. Benimki sağdan kalkacak. Meseleyi şuradan çözdüm: İstasyonun tam önünde büyük bir tabela var. Sağ veya sol okla hareket edecek tren yönünü gösteriyor.
On altı yolcuyuz. Dördü benim gibi bisikletsiz, on ikisi bisikletli. Aslında normal. Gittiğimiz tepede pek çok bisiklet rotası var. Bisikletsizlerden biri turist, haydi kendimi yerli sayayım, kaldı iki. Camın yanındaki doğa yürüyüşçüsüne benziyor, diğeri de bölge sakini herhalde. Bizim emektar tren yaz kış demeden sabahtan akşama takada, tukada sefer yapıyor. İki vagonu var. İlk vagonun önündeki ufak kısım makiniste ait.
Daha üç durak gitmişken hoop tren duruyor. Neyi beklediğimizi anlamaya çalışıyorum. Meğer karşıdan gelen çarklı trene yol veriyormuşuz. Gelen tren de giden de aynı ray üzerinde hareket ediyor. Sadece bazı duraklarda tren rayı ikiye ayrılıyor. Bu sayede trenler karşılaştıklarında birbirlerine yol verebiliyorlar. İlk ayrımsa üçüncü durak olan Orgonás ’da. Uzun uzun bekleyişimiz diğer trenin gelişi ve bizim hareket etmemiz ile son buluyor. Aşağı yukarı on dakikada sonra yolculuğumuz bitiyor. Buradan da kısa bir yürüyüşle Gyermekvasút- Çocuk Treni’ndeyim.
Gyermekvasút- Çocuk Treni
Hemen girişte bilet gişesi ve bir de müze var. Gişede sarışın bir oğlan görevinin başında. Ancak ben ne gişeden bilet alabileceğim ne de müzeyi ziyaret edebileceğim. Son treni kaçırmak istemiyorum. Artık bileti de Çocuk Tren’inin içinden alırım.

Bizim “Çocuk Treni”, Széchenyihegy-Hűvösvölgy arasında gidip geliyor, toplam sekiz durak. Budapeşte’nin en yüksek yeri Jánoshegy de duraklardan biri, yüksekliği 527 metre. Macarlar János Dağı diyorsa da bizim için dağ değil tepe.
Üç vagondan lokomotifin arkasındakini gözüme kestiriyorum. On bir on iki yaşlarında üniformalı bir çocuk kapıyı açıyor. “Köszönöm- teşekkür” diyorum. Günün son seferi olduğu çocuğun yorgun yüzünden belli.
İçerisi oldukça bakımlı. Ahşap oturma yerlerinin cilası bile aşınmamış.
Başka bir çocuk geliyor, biletimi soruyor, kondüktörmüş.
İngilizce bilet alabilir miyim diyerek cüzdanımı gösteriyorum. Çocuk anlamış olmanın sevinciyle “yes, 1000 forint” diyor.
Kameramı çıkarıp “foto?” diyorum. Biletçiyle kapıyı açan derhal vaziyet alıp yan yana geçiyorlar. Üniformaları içinde iki ciddi görevli. Kadrajıma yansıyan ise iki gülen çocuk yüzü… Ve tekrar ciddiyet.

Görevli (çocuk) devam anlamında elini dışarı çıkarıp işaret veriyor. Hareket ediyoruz.
Bir sonraki durakta üniformalı başka bir çocuk yanıma geliyor. Boynunda çantası, içindekileri gösteriyor. İzmit treninde değilim. Sattığı da pişmaniye değil. Hediyelik eşya. Gözüm 400 forint yazılı bir magnete ilişiyor.
Trenin seyyar satıcısından alışveriş yapıyorum:
- Six hundred please.
- Why? Ez négyszáz (dört yüz).
Oğlanın İngilizcesi tırt. İyi niyetle iki yüz forint kazıklayacaktı. Yanlış söylediğinin farkına varınca ana diline hızlıca dönüş yapıyor. Surat pancar:
- Igen, igen…“négyszáz” (evet, evet dört yüz).
Bir sonraki durakta da bir başka görevli çocuk, elinde 10.000 forint ile treninin önüne doğru koşturuyor. Makiniste bozdurmuş, parayı saya saya geri geliyor. O tatlı telaşın fotoğrafını çekiyorum.

Ardı sıra ben de kapalı vagondan açık vagona geçiyorum. Buranın görevlisi neredeyse benim kadar uzun bir kız. Her yerde durağın ismini anons ediyor. Hareket işaretini veriyor ve sonra deri çantasından çıkardığı kitabına gömülüyor. Yaşlı bir çift ve benim dışımdaki tüm yetişkin yolcular çocuklu. Ben de kendimi yaşlı çiftin torunuymuş sayarsam, düzeni bozmamış oluruz. Yolcuların çoğu Macar aileler.
Buda tepelerinde giden yolun neredeyse tamamı ormanın içinden geçiyor. Demiryolu hattının sadece 1/3 ü düzlük. Şehrin tozundan, dumanından yorulan ciğerlerim adeta bayram ediyor. Csilleberc durağında diğer trenle karşılaşıyoruz, çocuk görevliler birbirlerini selamlıyorlar, makinist devam işaretini alınca çuf çuf çuf.
Son
Bonus bilgiler.

Biraz da teknik bilgi:
Lokomotif Polonya üretimi. Markası; FAUR- Modeli; Mk45-Motor çeşidi; dizel hidrolik. Lokomotifin dış görünüşü biraz değişik. Orta tamamen kapalı. İki tarafında da birer ufak cam var. Dolayısıyla lokomotifi kullanabilmek için sağda ve solda birer makinist gerekiyor. Azami hızı 40km/s olmasına rağmen, kapasitesinin yarısını kullanıyor, bu rota için belirlenen hız azami 20 km/s. Çocuk treninin ilk kez belirlenen hızı saatte 35 kilometreymiş fakat kısa sürede bu hızın kıvrımlı ve dik tepeler için tehlikeli olduğunu anlamışlar. Tren ray açıklığı dünya standartı olan 143.5 santimetrenin aksine sadece 76cm. Bunun başlıca sebebi; Buda tepelerinde rahat ve güvenli bir şekilde manevra yapabilmek. Haftanın belirli günleri nostaljik tren seferleri var, bu turların farkı MÁV-490 serisi buharlı lokomotif kullanılması, tabii ufak bir ücret farkı ödemek gerekiyor.
Senhür Yüksel – Türkinfo
İstanbul’daki Şampiyonlar Ligi finalinin bilet fiyatları açıklandı
UEFA, İstanbul’da oynanacak olan Şampiyonlar Ligi finali ile birlikte Avrupa Ligi finali ve Konferans Ligi finalinin bilet fiyatlarıyla ilgili açıklama yaptı. İşte satışa çıkan biletleri fiyatları…
UEFA Avrupa Ligi, Şampiyonlar Ligi ve Konferans Ligi’nde heyecan giderek artıyor. Avrupa futbolunun patronu UEFA biletlerle ilgili bir açıklama yayınladı.
Büyümenin ve özgürleşmenin hikâyesi
Dünya çapında tanınan ve sevilen Macar yazar Magda Szabó’nun en çok okunan romanı, hem diziye hem de müzikale uyarlanan ‘Abigail’ bir genç kızın kendi ayakları üzerinde durma öyküsü. Savaşın içindeki bir genç kızın dünyasından sesleniyor roman bize…

Modern Macar edebiyatının usta yazarı Magda Szabó’nun kaleminden çıkanlar tüm dünyada 30’dan fazla dile çevrildi ve yazar, önemli yapıtlarıyla Türkçede de kendine yer buldu. Akabinde nitelikli bir okur çevresi tarafından takibe de alındı ve bugün Szabó dendiğinde edebiyat çevrelerinin aklına hemen ‘Yavru Ceylan’, ‘Iza’nın Şarkısı’, ‘Kapı’ gibi romanları gelebiliyor. Ancak Szabó’nun Türkçede ve dünyada yayımlanmış hiçbir romanı yakın zamanda okur karşısına çıkan ‘Abigail’ kadar ilgi görmedi.
İlkin 1970’te basılan ‘Abigail’in hem bir diziye hem de bir müzikale uyarlandığını da eklemekte fayda var. Dünyaca en popüler romanı ‘Kapı’dan bile fazla okunmuştur. Ünlü yazarın ülkesinde ve dünyada en çok okunan romanı denebilir ‘Abigail’ için. Bunun nedenini ‘Abigail’in bir gençlik romanı diyebileceğimiz formda yazılmasına ve okullarda okutulmasına bağlayabiliriz ama romanın sayfaları arasında dolaşmaya başladıkça göreceğiz ki elimizdeki metin bundan çok daha fazlası.

Szabó ‘Abigail’de, İkinci Dünya Savaşı’nın içinde Budapeşte’nin önemli ailelerinden birinin çocuğu olan Gina Vitay’ın ailesinden kopup büyümeye doğru ilk adımını anlatıyor.
Bir sonla başlar aslında tüm hikâye. Bu son, romanın kahramanı Gina’nın çok sevdiği, annesinin yerine koyduğu mürebbiyesinin aniden görevden alınmasıdır. Çünkü ülke bir savaşın içindedir artık ve mürebbiyesi savaşın taraflarından biri olan Fransızdır.
Devamı hurriyet.com.tr
Macaristan, Ukrayna’dan bazı gıda ve tarım ürünlerinin ithalatını yasakladı; AB’den destek istedi
Macaristan, Ukrayna’nın tahılının Orta Avrupa ülkeleri üzerinden taşınmasına yardımcı olması için AB’den “aşamalı” yardım talep etti.

Macaristan Devlet Bakanı Gergely Gulyas, Macar çiftçiler üzerindeki piyasa baskısını hafifletmek amacıyla Ukrayna’dan ithal edilmesi geçici olarak yasaklanan gıda maddeleri listesine bal, tahıl ve bazı et ürünlerinin ekleneceğini bildirdi.
Bakan Gulyas, yaptığı açıklamada, Macaristan hükümetinin bal ve etin yanı sıra tahıllar, yağlı tohumlar, un ve yemeklik yağ da dahil olmak üzere 25 Ukrayna ürününün ithalatını 30 Haziran’a kadar yasakladığını söyledi.
Devamı euronews.com
ABD: Türkiye ve Macaristan’dan İsveç’in NATO üyeliğini zirve öncesi onaylamalarını bekliyoruz
ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, temmuz ayındaki zirveden önce Türkiye ve Macaristan’a İsveç’in NATO üyeliğini “en kısa zamanda” onaylamaları çağrısında bulundu.
İsveç’in donanmasının Muskö’deki deniz üssünü ziyaret eden Austin burada yaptığı konuşmada, “İsveç’i 32. üye olarak kabul etmek için dört gözle bekliyoruz. Bunun (üyeliğin) temmuz ayındaki zirveden önce gerçekleşmesini arzu ediyoruz.” dedi.
Austin, Türkiye ve Macaristan’ı “İsveç’in üyeliğini en kısa zamanda onaylamaları için teşvik ettiklerini” bildirdi.
Polonya ve Macaristan, Ukrayna’dan tahıl ithalatını durdurdu
Polonya ve Macaristan Tarım Bakanlıkları, Ukrayna’dan tahıl ithalatının durdurulduğunu açıkladı. Polonya Tarım Bakanlığı, ülkedeki çiftleri koruma amaçlı bu kararın alındığını, Ukrayna’ya desteğin süreceğini vurguladı.
Macaristan Tarım Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Macaristan, Ukrayna menşeli veya Ukrayna’dan gelen tahıl ve yağlı tohumların yanı sıra diğer bazı tarım ürünlerinin ithalatını geçici olarak yasaklayacaktır. Mevcut piyasa süreçlerinin devam etmesi Macar tarımına o kadar ciddi zarar verecektir ki bunları durdurmak için olağanüstü tedbirler alınmalıdır” denildi.
Köy Enstitülerinin gizli kahramanları: Usta öğreticiler
Türk eğitim tarihine damgasını vuran, üretimi ve aydınlanmayı esas alan köy enstitülerinde elde edilen başarıda usta öğreticilerin payı çoktur. Henüz ilkokulu yeni bitirmiş, köyden gelmiş 11-12 yaşlarındaki çocuklara sabırla yaklaşmak, meslek öğretmek, onları üretici yapmak kolay bir iş değildir
Usta öğreticiler, tarım, sanat ve teknik işlerden birinde kendi kendini yetiştirmiş kimselerdir. Bunlar, genelde bir meslek üzerine okul bitirmemiş, ancak mesleğe küçük yaşta girmiş, çırak-usta ilişkisiyle yetişmiş “alaylı” dediğimiz kişilerdir. Çoğu kez usta öğreticilerin soyadlarını kimse bilmez. Onlar çevrelerinde “usta”, “hanım”, “reis”, “kaptan” “efe”, “çavuş”, “ağa”, “dayı” gibi sıfatlarla çağrılır, bilinir, anılırlar.
































