Türkinfo’da yeni dönem başlıyor
Sitemiz bugünden itibaren tamamen yenileniyor.
Modern ve kolayca kullanılabilen bir site haritası ve daha kaliteli bir içerik Türkinfo’nun yayın hayatında yeni bir dönemin işareti. Yedi yıllık bir geçmişe sahip olan Türkinfo böylece “çocukluk dönemini” geride bırakmış oluyor ve çağdaş beklentilere daha da yanıt vererek Türk Macar ilişkileri alanında referans yayın organı olma işlevini yerine getirmeye devam ediyor. „Bir tutam Macaristan – Egy csipet Törökország” sloganımızın da kanıtladığı gibi bundan böyle de hem Türkiye’nin ve hem de Macaristan’ın toplum ve kültür hayatının her alanından size bilgiler ulaştırmaya devam edeceğiz.
Bundan yedi yıl önce Türkinfo Macarlara gerçek Türkiye’yi, Türklere de asıl Macaristan’ı anlatmak için yola çıktığında aslında bu alanda yalnız sayılırdık. Bugün artık “Türk Macar dostluğu” her iki ülke açısından hükümet düzeyinde de öne çıkarılan bir strateji haline geldi. Bu durum bizi memnun etmekle birlikte, yaptığımız işin ağırlığını daha iyi hissetmemize de neden oluyor. Çünkü bu ortam kısa vadeli politik etkilerden uzak durmayı öngören Türkinfo yayın ilkelerinin önemini daha da arttırıyor.
Türkinfo’nun yayın ilkelerini bir daha hatırlatmakta yarar var:
Bağımsızız, ancak tarafsız değiliz. Çünkü halklar ve kültürler arasındaki dostluğa ve uluslararası insan haklarına saygı gösterilmeden insanoğluna layık bir geleceğe ulaşamayacağımızı düşünüyoruz.
Çağdaş düşünce akımlarından ve teknik yeniliklerden yanayız, ancak geleneklere de saygı duyuyoruz, çünkü zorla kesintilere uğratılmamış ve barışçıl bir toplum arzuluyoruz.
Her alanda diyalog talep ediyoruz. Çünkü diyalogla çözülemeyecek toplumsal ve tarihsel sorun olmadığını düşünüyoruz, ancak diyalog sürecinde de adaletten taviz verilemeyeceği kanısındayız.
Ve son olarak da sivil toplumsal ilişkilerden ve kar amacı gütmeyen örgütlenmelerden yana olduğumuzu vurguluyoruz. Çünkü Türkinfo deneyiminin de kanıtladığı gibi insanların gönüllü katkılarla kendilerini ilgi duydukları alanda var etmelerinin inanılmaz enerjiler yaratacağını düşünüyoruz.
Değerli okur! Bizim açımızdan okurlar asla sıradan ve pasif bir kitle değildi. Türkinfo şimdiye kadar da siteyi ve tüm faaliyetlerini okurlarına dayanarak gerçekleştirdi. Çünkü okurlarımız hep yanımızdaydı ve aktif varlıklarıyla bize güç verdiler.
Umarız bu bundan sonra da böyle olur.
Okurlarımızın düşünce ve önerileri bizim için bundan sonra da yol gösterici olacaktır.
9 Nisan 2015, Budapeşte
Tarık Demirkan
Türkinfo Yayın Yönetmeni
Kütahya’nın kardeş şehri Avrupa’nın Kültür Başkenti
Peç, sakin, kargaşasız, trafiksiz ve sadece 150 bin nüfuslu bir şehir. Ama ne şehir! Bir peri sihirli çubuğu ile dokunup, bu şehirde zamanı dondurmuş. Hiç kimse (bir Türk’ün asla anlayamayacağı vatandaşlık terbiyesiyle) asırlar öncesinde inşa edilen binalara bir çivi olsun çakmamış, dokunmamış, yıkıp yerine yenisini yapmamış, üzerine kat çıkmamış. Böylece Batı Roma, Osmanlı, Gotik, Barok ve Rokoko üslupları doğa afetlerinin dışında hiçbir tahrifata uğramadan bu güne kadar gelebilmiş. Avuç içi kadar bir kent, her biri pırlanta taşı değerinde binalarıyla bir açık müze oluşturuyor, sokaklarında dolaşanlara bir insanlık ve medeniyet dersi veriyor. Peç’de gezerken ortaçağdan bu güne, tarihin içinde dolaşıyorsunuz.
BİRARADA YAŞAMA KÜLTÜRÜ KÖK SALMIŞ
Hayat Peç’de 6 bin yıl önce Keltler ve İliryalılarla başlamış. 2’nci yüzyılda Roma İmparatorluğu’nun sonra da sırasıyla Hun, Ostrogot nihayet Frankların eline geçmiş. Macarların burada resmen bir devlet kurmalarının belgeli tarihi, 23 Ağustos 1003, fakat ülke sonradan çok işgal görmüş. Sırbistan’la savaşmış, 16 – 17’inci yüzyıllarda, 150 sene boyunca Osmanlı İmparatorluğunun parçası olmuş. “Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik/ Bin atla o gün dev gibi bir orduyu yendik/ Geçtik Tuna’dan bir yaz günü kafilelerle”, diye mısralar döşenmiş Yahya Kemal, Mohaç seferi için ama 1780’de Avusturya- Macaristan İmparatorluğu’na devretmişiz aldığımız yerleri.
1. Dünya Savaşı sonrasında, Avusturya- Macaristan İmparatorluğu’nun da çökmesiyle, Macaristan nihayet özgürlüğüne kavuşmuş. Peç’in geçmişinde böyle gamlı günleri var ama şehrin kültürel kaderi, tarihinden hep çok daha parlak olmuş. İlk üniversitesini 1367, ilk kütüphanesini 1774 yılında kurmuş. Bu gün 34 bin öğrencili, 10 fakülteli üniversitesi, sanatın tüm alanları kapsayan ve sürekli düzenlenen kültür etkinlikleriyle çağdaş ve hareketli bir şehir. Aynı zamanda, değişik etnik ve dini grupları hiç ayırım yapmadan kucaklamasıyla da ünlü. Çünkü çok işgal görmüş. Peç’de Macarların yanı sıra Şvaplar, Sırplar, Hırvatlar, Müslüman Boşnaklar ve Yahudiler yanyana ahenk içinde yaşayabiliyor. Yahudi veya Müslüman çocukların devam ettiği okulların önünde onları muhtemel saldırılara karşı korumak üzere bekleyen polis araçları olmadığı gibi, değişik inançlara sahip dini ibadet yerlerini de yüksek duvarlarla korumaya almaya gerek görmüyorlar. Çünkü kimse ötekinin inancına karşı husumet beslemiyor. İnsanlar huzurlu, mutlu ve özgür, bu şehirde.
İNANÇLARI BULUŞTURAN SZCEHENYI MEYDANI
Bizim Taksim Meydanı’mıza tekabül eden Szcehenyi Meydanı’ndaki Gazi Kasım Paşa Camii’nin damında İslamı sembolize eden yarım ayın üzerinde bir haç var, tam önünde de 1713’de yaptırılan Holy Trinity Meryem Ana heykeli. Meydanın bir başka köşesinde Macarları Türkler’in boyunduruğundan kurtaran milli kahramanları Janos Hunyadi’nin koskocaman bir heykelini dikmişler. Ama daracık sokakları ve cumbalı minik evleriyle Peç’in en romantik mahallesi olan Tetye’nin adının, Türklerin burada tekke olarak kullandıkları bir mekandan geldiğini de inkar etmiyorlar, tıpkı 16. Yüzyılın sonlarında, “aziz” olarak kabul ettikleri Baba İdris adlı Osmanlı âliminin türbesini hâlâ korudukları ve anısını saygıyla yâdettikleri gibi.
Peç’in sokakları ve meydanları kahvehanelerle, barlarla, lokantalarla dolu. Sokaklarda müzik yapan öğrenci grupları dolaşıyor. Özellikle hafta sonları bir üniversite şehri olduğu için, yollar eğlenen gençlerle dolup taşıyor. İstanbul’da nasıl adım başına bir banka varsa, Peç’de de adım başına bir kitapçıya rastlamak mümkün. Kitapçı bolluğu kültür eşikleri hakkında bir fikir verebiliyor. Marka satan dükkanlara hemen hemen hiç rastlanmıyor ama sokak satıcılarının kişisel ürünlerini sergiledikleri pazar yerleri çok revaçta. Macarların uzun süren Sovyet rejiminin etkisinden kurtulmaları belli ki bir zaman alacak, servis sektörü hâlâ çok yavaş işliyor. Bırakın bir yemeğin bir bardak içkinin dahi gelmesi için en az 15 dakika beklemek zorunda kalıyorsunuz. Sabırsız Türkler için dayanılması zor bir durum. Ayrıca Macarlar bizlere göre çok sakin ve mesafeli. Gençlerin doldurduğu kafeteryalarda dahi bağıra çağıra konuşan ya da kahkahayla gülen kimseye rastlamadık.
UNVANI HAK EDİYORLAR Macarlara eğlenmek, gülmek, alışveriş etmek ve hızlı servis vermek adına pek çok şey öğretebiliriz ama onlardan öğreneceğimiz çok önemli bir şey var. Onu da bir örnekle anlatmaya çalışayım: 2000’de UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne giren bir Necropolisleri var. 3’üncü yüzyıla ait bu çok katlı Hristiyan mezarlığını ilk kez 1780’de bulmuşlar. Erken devir freskolarını da ihtiva eden mezarlığın kazıları hâlâ sürüyor. Dönem eserlerinin bulunduğu bu mekan ilginç bir geçişle bizi bu günün eserlerinin sergilendiği bir başka mekana çıkarıyor. Ve işte o alanda bir heykel var ki, belki de tüm dünya halklarının etrafında dolaşıp ibret alması gerek! Yakında Vatikan’a taşınacak olan heykele bir yönünden baktığınız da Yahudi yıldızını, diğer yönünden baktığınızda Hristiyanlığın sembolü haçı, bir başka yönden baktığınızda ise İslamı sembolize eden ay yıldızı görüyorsunuz.
Sanatçı, üç semavi dinin sembolünü dahiyane bir uygulamayla bir bütün haline getirmiş. İşte Macar’ların en önemli özelliği bu bence, dinleri, görüşleri, fikirleri bir araya getirip bütünleştirebilme becerileri. Farklılıklardan çatışma değil, bütünleşme yaratabilmeleri. 6 bin yıllık geçmişlerini, tarihin akışı içinde uğradıkları işgalleri, ezaları filozoflara has bir bakış açısıyla, zerre kadar husumet duygusu barındırmadan değerlendirebilmeleri. 6 bin yıllık geçmişi olan bir şehrin birikimini ruhlarına sindirebilmiş insanların yaşadığı Peç, bir Dünya Kültür Başkenti olmayı hak etmiyor mu sizce? Ben kendi hesabıma bu ünvanı onlara helal ettim, gitti!
Peç’te ikinci Türk istilası Peç sakinleri, 20 – 23 Mayıs’ta bir kez daha Türklerin istilasına uğradı. Bu sefer bin atlıyla değil, iki yazar, birer besteci, soprano, neyzen ve dansçıyla gittik. Yazarlardan söz edişim sadece Perihan Mağden’le iki ayrı okulda ve Belediye Salonunda yaptığımız okumalar yok sayılamayacağından. Yoksa ne okursak okuyalım, muhteşem bir konser ve dans gösterisi dururken, bizim okumalar ne yazar! Beslediği Mevlana-Simyacı senfonik şiiriyle ve piyanosuyla Tuluğ Tırpan, neyiyle Burcu Karadağ, sesiyle Sertap Erener ve dansıyla Su Güneş Mıhladız, Macarları resmen büyüledi, esir aldı, gönüllerinde taht kurdu. Bu konsere katılan Peçliler, bundan böyle Türkleri, Burcu’nun ruhlarına üflediği neyle, Sertap’ın Mevlana’nın, Yunus’un, Abdülkadir Meragi’nin mısralarını seslendirdiği kristal sesiyle, Tuluğ’un bestesiyle hatırlayacak. 45 dakika boyunca, üst üste giydiği tennureleriyle hiç duraksamadan dönerek, egosundan arınıp, yeniden doğmayı sembolize eden Su Güneş’i ise hiç unutmayacak. Keşke tüm ülkeleri fethe hep aynı ekiple çıksak! Hiç elimiz boş dönmezdik!
Boynumuzda bardakla köyü gezdik Perihan Mağden’le üç gün boyunca, Goethe Enstitüsü’nün Yollarda projesinin kapsamında üzerimize düşenleri hiç itiraz etmeden yerine getirdik, okumalarımızı yaptık, soruları yanıtladık, video çekimleri yaptık. Pazar günü organizatörler ekibi ödüllendirmek için yakınlarda bir köydeki şarap festivaline götürdü. Akdeniz iklimini andıran güneşli bölgenin zengin toprağında yetişen üzümlerden çok güzel beyaz şarap üretiliyormuş. Hem 630 hektarlık bağlarda yetişen Chardonnay ve Cirfandli şaplarından tadacağız, hem de Villany bölgesinin kırmızılarını. Köyün girişinde boynumuza birer şarap bardağı astılar, elimize şarap kuponlarımızı ve değerlendirme karnelerimizi tutuşturdular. 14 değişik şarap evinin şarabından tadıp, şaraplara not vereceğiz.
Saat 16.00’da aracımız bizi bıraktığı noktadan alacak. Goethe Enstitüsü’nden çifte Claudia’larla önümüze çıkan ilk eve daldık. Dördüncü evden sonrası pek net değil ama galiba Claudialardan birini arı soktu, ben yerden çamur alıp yanağına yapıştırdım. Perihan çiğnenmiş ekmek uygulamasını sağlık verdi. Son hatırladığım, ani bastıran yağmurun altında araç beklerken sırılsıklam olmamızdı. Akşam konserde Viyana Orkestrası Tuluğ’un eserini yorumlarken gözümden durmadan akan yaşları, tattığım şaraplara yorduğum oldu ama yanımda oturan Alman çiftle arkamda oturan Macarlar da en az benim kadar heyecanlıydı. Sanatın ve şarabın iyisi sınır filan tanımıyor arkadaşlar. Bizde ikisi de var ama her ikisini de dünyaya kendimizi tanıtmak için kullanmasını bir türlü öğrenemiyoruz.
2010-09-27
Ayşe KULİN – Hürriyet
Macaristan’dan öğrencilerin Balıkesir gezisi
Estonya, Romanya ve Macaristan’dan gelen öğrenciler, Balıkesir’in Havran Belediye Başkanı Hasan Lofçalıoğlu’nu makamında ziyaret ederek, küresel ısınma için resim yarışması düzenleyeceklerini belirttiler. Estonya, Romanya ve Macaristan’dan gelen öğrenciler, Balıkesir’in Havran Belediye Başkanı Hasan Lofçalıoğlu’nu makamında ziyaret ederek, küresel ısınma için resim yarışması düzenleyeceklerini belirttiler. Küresel ısınma konusunda Türk Milletini uyarmak dostluk, arkadaşlık ve dayanışma duygularını pekiştirmek amacıyla Havran’a geldiklerini söyleyen Avrupalı öğrenciler, Küresel Isınma’ konulu ödüllü resim yarışması düzenleyeceklerini söylediler. Havran Kaymakamlığı ve Havran Belediyesi’nin misafiri olarak Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu binasında misafir edilen öğrenciler, rehberleri öncülüğünde Havran ı inceleyip tanımaya çalışıyorlar. Öğrencilerin, 11 Ağustos 2009 Salı günü Saat 20.00 de küresel ısınma ile ilgili resim yarışması ve toplantı yapacakları öğrenildi.
Macaristan’dan öğrencilerin Maraş gezisi
Afşin Eshab-ı Kehf Külliyesi Macaristan, Finlandiya ve Slovakya’dan gelen yaklaşık 80 öğrenciyi ağırladı. Kahramanmaraş Süleyman Demirel Fen Lisesi tarafından hazırlanan Avrupa Birliği Enerji Maksimizasyonu Projesi kapsamında İlçemize gelen Macaristan, Finlandiya ve Slovakyalı öğrenciler Afşin Eshab-ı Kehf Külliyesini ziyaret etti. Macaristan dan 3 öğretmen 7 öğrenci, Slovakya’dan 4 öğretmen 9 öğrenci, Finlandiya’dan 2 öğretmen 11 öğrenci toplam 9 öğretmen 27 öğrenciden oluşan proje ekibi İMKB Kahramanmaraş Süleyman Demirel Fen Lisesi tarafından Afşin’e gezi düzenlendi. Öğrenciler ilk olarak Kahramanmaraş’ın tarihi ve kültürel yönden öneme sahip olan Afşin Eshabı- Kehf Külliyesi’ni ziyaret etti. Ziyarette öğrencilere tercümanlar tarafından külliyenin tarihi anlatıldı. Gezinin amacını anlatan Fen Lisesi Müdürü Fehmi Paksoy, şunları söyledi: ”Avrupa Birliği Proje kapsamında 3 ülkeyle enerji verimliliği ve en az enerji harcayarak çok verimli hale getire biliriz diye bir proje hazırladık. Bu proje kapsamında şuanda Macaristan, Finlandiya ve Slovakya’dan öğrencilerimiz geldi.
Asıl projenin en önemli amacı öğrencilerin birbirlerini ve kültürlerini tanımalarını sağlamak. Ülkemizi tanıtmak. Projenin ortak dili İngilizce misafir öğrenciler aileler tarafından misafir ediliyorlar. Bir hafta boyunca şehrimizi her yönüyle, tanıtılacak proje çalışmalarını 2 yıl sürecek. Ülkeler birbirlerine karşılıklı olarak gidip gelecek. Proje çalışmalarının dışında misafirler İlimizin tarihi, kültürel ve turistik mekânları gezdirilerek tanıtım yapılmakta. Ayrıca yöresel halk oyunlarımıza iştirak edip öğrencilerimizle kaynaşan konuk ekiplerin sevinçleri ve ilgileri görülmeyi değerdi.” Bu arada, Afşin Eshab-ı Kehf Külliyesi’ne gelen kız öğrenciler saclarını kapayarak külliye içerisinde dolaştılar. Öğrencilere buradan çok etkilendiklerini belirterek, ”Biz Türkiye’ye gelmeden önce ülke hakkında bilgi edindik. Buradaki kadınlarında bu tür yerlerde inançları gereği saçlarını kapatıyorlar. Bizde bu yüzden saçlarımızı üzerimizde bulunan ceketlerle kapadık” diye konuştular.
Macaristan kritik oylamada, eski lider Orban dünya şampiyonasında
Macar Parlamentosu, Viktor Orban döneminin mirasını silmeyi hedefleyen 17. anayasa değişikliğini kabul etti. Eski başbakan Orban ise “demokrasinin sonu” olarak nitelediği bu değişikliğin yapıldığı gün, Dünya Kupası finalini izlemek için ABD’ye gitti. Peki bu yeni değişiklikler ne anlama geliyor?
“Herkesin yası farklıdır: Orban da Dünya Şampiyonası’nda finali seyrederek yas tutuyor.”
Seçimlerden bu yana en kritik günlerini yaşayan Macaristan’daki durumu ifade eden bu alaycı cümleler, ülkenin önemli mizahçılarından Edina Pottyondy’ye ait.
Haftalardır beklenen ve Péter Magyar’ın vaatlerini gerçekleştirebilmesi için zorunlu ön adım sayılan ünlü 17. anayasa değişikliği teklifi 13 Temmuz Pazartesi günü Macar parlamentosunda oylanarak kabul edildi.
Ve aynı gün sosyal medyada “Macaristan’da demokrasi 2026’da sona ermiştir” paylaşımı yapan eski başbakan Viktor Orban, “Dünya Kupası finallerini seyredeceğim” açıklamasıyla Macaristan’ı terk etti, New York’a uçtu.
Oysa Orban’ın lideri olduğu FIDESZ grubu, “demokrasinin sonu” diye tanımladıkları bu anayasa değişikliğini protesto etmek için neler yapmamıştı: Tüm muhalif parlamenterlerin istifa etmesi alternatifi değerlendirilmiş ama bu adımdan sonra vazgeçilmişti.
Parlamentonun önünde mumlar yakılmış, anlamlı demokrasi nöbetleri tutulmuştu.
Tüm FİDESZ’li parlamenterlere o gün siyah matem kıyafetleriyle meclise gelmeleri talimatı verilmiş ve herkes de buna uymuştu.
İşte tüm bunlar olurken, son yirmi yıla damga vuran büyük şef “Viktor Orban” ki Peter Magyar onu parlamentoda naklen yayınlanan konuşmalarında kürsüde hep “mafya lideri” olarak anıyordu, ülkeyi terk etmişti.
Çünkü Dünya Kupası yarı final ve final maçlarını yerinde, canlı izlemesi gerekiyordu!
“Bir yandan ülkede demokrasinin sonunu ilan ederken bir yandan da maç izlemeye ta ABD’ye gidemezsiniz,” diyen siyaset bilimci Gabor Török’e göre bu hareket sona eren şeyin aslında demokrasi değil, bizzat Victor Orban’ın siyasi kariyeri olduğunu gösteriyor.

Ünlü “17. anayasa değişikliği” nedir?
Yeni hükümet, ülkede Orban rejiminin iskeletini oluşturan kurumsal çerçevenin bu düzenlemelerle değiştirileceğini ve de Orban hükümetinin devletin değişik mevkilerine özenle yerleştirdiği “mayınların” bu şekilde temizleneceğini söylüyor.
Şimdi bunların neler olduğuna bakalım:
Parlamento’da kabul edilen 17. anayasa değişikliği metninin belki de en önemli maddesi, teklifin yasalaşmasıyla birlikte cumhurbaşkanının görevinin sona ereceği hükmü.
Yani bu değişiklikle Peter Magyar devlet mekanizmasının işlerliğinin sağlanmasında en önemli engel olarak gördüğü ve Viktor Orban’ın kuklası diye tanımladığı cumhurbaşkanı Tamas Sulyok’u görevden almış oluyor.
Cumhurbaşkanı parlamentoda kabul edilen anayasa değişikliği metnini imzalayarak aslında kendi idam hükmünü imzalamış oluyor. Ama elinde karşı çıkmak için başka bir imkân da yok. En fazla görüş istemek için değişiklik metnini Anayasa Mahkemesi’ne gönderebilir.
Ancak bu da durumu değiştirmiyor, çünkü eğer beş gün içinde anayasa değişikliği yasası imzalanmaz ise hükümet Cumhurbaşkanı hakkında görevi kötüye kullanma soruşturması açacak ve Meclis, cumhurbaşkanını görevden azledip yetkilerini parlamento başkanına devredecek.
Anayasa değişikliğinin ikinci önemli kısmı parlamenter olabilme hakkı ile ilgili. Değişiklik bu süreyi 12 yılla, yani üç seçim dönemiyle kısıtlıyor. Eğer bir Macar vatandaşı üç seçim döneminde parlamentoda görev yapmışsa, dördüncü dönem için artık aday gösterilemiyor.
Kabul edilen değişiklik metnine göre bu on iki yıllık sınırlama geriye dönük olarak da uygulanıyor. Muhalefet bu yasağın doğrudan Viktor Orban’ı ve 1990 yılından bu yana parlamentoda görev yapan FİDESZ’in ağır toplarını siyaset dışına itmekten başka amacının olmadığını iddia ediyor.
Bu iddiada doğruluk payı var çünkü yasanın yürürlüğe girmesiyle hem FİDESZ’in hem de radikal sağcı Bizim Vatan partisinin lider kadrosu bir sonraki seçimde aday olamayacak pozisyona itilmiş oluyor. Magyar’ın lideri olduğu TİSZA partisi ise tüm kadrolarıyla 2026 seçimlerine kadar siyaset dışında kalan insanlardan oluştuğundan bu risk onlar için geçerli değil.
Mayınlar temizleniyor
Macaristan’da yeniden düzenlenen sadece siyaset sahnesi değil. Anayasa değişikliği on altı yıl boyunca hukuk devletinin “yargının bağımsızlığı ve kuvvetler ayrılığı” ilkesini alttan alta oyan Orban hükümetinin uygulamalarını da düzeltmeyi amaçlıyor.
Bu on altı yıl boyunca, Viktor Orban parlamentodaki üçte ikilik çoğunluk sayesinde tam 16 anayasa değişikliği yapmış ve devletin temel kurumlarının başına uzun görev süreleriyle FIDESZ kadroları yerleştirilmişti.
Yeni değişiklikle Anayasa Mahkemesi üyeliğine yaş haddi getiriliyor, üyelik 70 yaşla sınırlandırılıyor. Böylece bu kurumlara Orban tarafından tayinle dokuz yıllığına atanan dört Anayasa Mahkemesi üyesi devre dışı bırakılmış oluyor.
Anayasa Mahkemesi’ne, Orban rejim döneminde elinden alınan bütçe ve vergi ihlalleri konusunda soruşturma izni geri veriliyor.
Aynı değişiklikler en üst yargı organlarından olan Danıştay’ı ve Hâkimler Yüksek Kurulu’nu da ilgilendiriyor. 70 yaş sınırı orada da gençleşmenin yolunu açıyor. Hakimler Yüksek Kurulu üyeliği dokuz yıldan altı yıla indiriliyor ve başkanı seçme hakkı da siyasilerden alınıp mahkeme üyelerine hak olarak tanınıyor.
“Temizlik Ateşi” daha ne kadar körüklenecek?
Peter Magyar’ın geçen ay parlamentoda “Temizlik Ateşi Harekâtı başlamıştır” mesajıyla duyurduğu operasyon, şimdi işte bu değişikliklerle birlikte yasal bir temele de oturdu. Şimdi yasal mevzuatın değiştirilmesiyle, hükümet eski rejimin yolsuzluklarını bulup sorumlulardan hesap sormaya başlayacak.
Bu iş için Ulusal Varlıkları Geri Alma ve Koruma Kurumu gibi süper yetkilerle donatılmış bir devlet soruşturma organı kuruluyor.
Doğrudan başbakana bağlı çalışacak bu kurum, savcılık yetkilerine de sahip olacak. Yani savcılık makamı gibi resmî soruşturma hakkıyla istediği yerde, uygun gördüğü şekilde dosya açabilecek, evrakları inceleyebilecek.
Anayasa değişikliği ile yasalaşan mevzuata göre devletin tüm makamları, toplumun tüm özel ya da kamu kurumları bu yeni oluşturulan süper yetkili kurum müfettişlerinin istediği her bilgiyi vermek zorundalar.
Bu kurumun başkan ve başkan yardımcısı altı yıllığına parlamento tarafından, üçte ikilik çoğunlukla seçilebilecek. Kurumun başkan ve başkan yardımcısının siyasi bağımsız olması gerekiyor. Yani parti üyeliği ya da siyasi geçmişi olan bir kadro bu çok önemli soruşturma organında görev yapamayacak.
Süper yetkilerle donatılmış bu kurumun Orban’ın karşı çıktığı ama Magyar hükümeti döneminde Macaristan’ın resmen tanıdığı Avrupa Savcılığı kurumuyla eşgüdüm içinde çalışması bekleniyor. Bu iki kurum elbirliği ile son yıllarda toplumu bir ahtapot gibi saran yolsuzlukları ortaya çıkarıp, devlet varlıklarını geri alacak ve yolsuzlukların sorumlularından da hesap soracak.
Toplumun beklentileri çok yüksek
Şurası bir gerçek ki toplum, seçimlerden bu yana giderek artan bir oranda, Peter Magyar hükümetinden, artık bir an önce hesap sormaya başlamasını bekliyor.
Geçmişte yandaşlara oluk oluk akıtılan para musluklarının seçimlerle birlikte kapatılması artık kimse için yeterli değil. İnsanlar artık hesap sorulmasını, Orban yandaş elitinin kasalarına indirdiği kamu varlıklarının geri alınmasını talep ediyor ve birilerini demir parmaklıkların ardından görmek istiyor.
Toplumun beklentileri ve giderek artan “hesap sorulsun” talebi, bir yandan Peter Magyar hükümetine olan desteğin artması gibi algılanabilir. Fakat diğer yandan da kamuoyunun bu sabırsızlığı ve bir an önce sorumluların ortaya çıkarılması talebinin yarattığı baskı, hükümetin hatalar yapmasına ya da demokratik olmayan adımlar atmasına neden olabilir. Bunu zaman gösterecek.
Ancak şu an görünen, toplumun Peter Magyar hükümetine verdiği açık çekin hâlâ yürürlükte olduğu ve kredinin kolay kolay da tükenmeyeceği şeklinde.
Tarık Demirkan
Macaristan Başbakanı Magyar’dan Pakistan’ın mangolu jestine “Erdoğan’lı” gönderme: Herkes tabanca vermez
Macaristan Başbakanı Peter Magyar, Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’ten aldığı hediye üzerinden, Ankara’daki NATO Zirvesi’nde, Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından kendisine hediye edilen tabancaya atıfta bulundu. Sosyal medya hesabından nükteli bir paylaşım yapan Magyar, Pakistan Başbakanı Şerif’ten 90 adet mango hediyesini geldiğini belirterek, “Herkes hediye olarak tabanca vermez.” dedi. Magyar, hediye olarak gönderilen mangodan payına ise 4 adet düştüğünü esprili şekilde ifade etti.
“HERKES HEDİYE OLARAK TABANCA VERMEZ”
Macaristan Başbakanı Magyar ise, aldığı hediye ile ilgili esprili bir paylaşıma imza attı. Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif tarafından kendisine 90 adet mango hediye edildiğini duyuran Magyar, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, NATO Zirvesi’nde hediye edilen tabancayı paylaştığı gönderiye atıfta bulunarak, “Herkes hediye olarak tabanca vermez.” ifadelerini kullandı.

Macar devlet kanalından Orban dönemindeki yalanlar için özür
Macaristan’ın kamu yayıncısı M1, eski Başbakan Viktor Orban döneminde, yıllar boyunca söylediği yalanlar için özür diledi.
Macaristan’da eski Başbakan Viktor Orban döneminde hükümetin sözcüsü olarak görülen kamu yayın kuruluşu M1, Salı günü saatlerce yayınını durdurdu. Bu saatlerde, ekranda bir özür mesajı yayınlandı.
Kamu televizyonu M1’de, öğleden sonra ekran karardı ve hem internet yayını hem de televizyon yayınında beyaz harflerle şu ifadeler yer aldı:
“Kamu yayın kuruluşları yalan söyleyemez. Uzun yıllar boyunca bunu yapmış olmamız nedeniyle özür diliyoruz! Kamu yayın kuruluşları, gelecekte bağımsız ve güvenilir olabilmeleri için şimdi yeniden yapılandırılıyor. Haber yayını geçici olarak durduruldu. Lütfen bizimle kalın!”
Devlet televizyonu hangi “yalanları” söyledi?
Macar devlet televizyonunda “suçlu Arap ve Afrikalı göçmenlerin savunmasız Macar kızlarına tecavüz ettiği,” “Yahudi-Macar kökenli bir ABD’li borsa milyarderinin Macaristan’ın Hristiyan kimliğini yok ettiği,” Avrupa Birliği’nin ‘LGBTİ+ propagandasıyla’ çocukların beyinlerini yıkadığı,” “mafya devleti Ukrayna’nın Macaristan’ın genç nesillerini savaşta feda etmek ve milyonlarca Macar emekliyi soymak istediği” anlatılarına yer verilmişti.
Fotoğraf / Fotoğraf: Erik Mclean: https://www.pexels.com/tr-tr/fotograf/isik-parlak-acik-hafif-7476604/
Mihaly Nagy: Güneş Batıdan Doğdu
İnsan, dünyayı neden sürekli düzeltmek ister?
Neden geçmişin tortusunu eşeleyip durur, neden unutamaz, neden yeniden ve yeniden aynı
soruları sorar? Güneş Batıdan Doğdu, çöküşün eşiğindeki Roma İmparatorluğu’nda geçen bir
tarih anlatısından çok, insanın hakikat, iktidar ve kurtuluş fikriyle kurduğu huzursuz ilişkinin
romanı. Burada imparatorluk yalnızca bir devlet değil; hafızanın, korkunun ve umudun
bedenidir.
Güneşin batıdan doğduğu bir çağda herkes yeni bir düzenin yaklaşmakta olduğunu hisseder.
İmparatorlar, piskoposlar, askerler ve düşünürler aynı sorunun çevresinde dolaşırlar: Dünyayı
kim kurtaracak? Mihály Nagy, tarihsel ayrıntılarla felsefi derinliği iç içe geçirerek, okuru
yalnızca geçmişe değil, insanlığın hiç bitmeyen “neden” arayışına doğru çağırıyor.
| Liste Fiyatı: | 774,00 |
| Çevirmen: | Erdal Şalikoğlu |
| Yayın Tarihi: | 22.06.2026 |
| ISBN: | 9786259359069 |
| Dil: | TÜRKÇE |
| Sayfa Sayısı: | 631 |
| Cilt Tipi: | Karton Kapak |
| Kağıt Cinsi: | Kitap Kağıdı |
| Boyut: | 13.5 x 21 cm |






























