Türkinfo’da yeni dönem başlıyor
Sitemiz bugünden itibaren tamamen yenileniyor.
Modern ve kolayca kullanılabilen bir site haritası ve daha kaliteli bir içerik Türkinfo’nun yayın hayatında yeni bir dönemin işareti. Yedi yıllık bir geçmişe sahip olan Türkinfo böylece “çocukluk dönemini” geride bırakmış oluyor ve çağdaş beklentilere daha da yanıt vererek Türk Macar ilişkileri alanında referans yayın organı olma işlevini yerine getirmeye devam ediyor. „Bir tutam Macaristan – Egy csipet Törökország” sloganımızın da kanıtladığı gibi bundan böyle de hem Türkiye’nin ve hem de Macaristan’ın toplum ve kültür hayatının her alanından size bilgiler ulaştırmaya devam edeceğiz.
Bundan yedi yıl önce Türkinfo Macarlara gerçek Türkiye’yi, Türklere de asıl Macaristan’ı anlatmak için yola çıktığında aslında bu alanda yalnız sayılırdık. Bugün artık “Türk Macar dostluğu” her iki ülke açısından hükümet düzeyinde de öne çıkarılan bir strateji haline geldi. Bu durum bizi memnun etmekle birlikte, yaptığımız işin ağırlığını daha iyi hissetmemize de neden oluyor. Çünkü bu ortam kısa vadeli politik etkilerden uzak durmayı öngören Türkinfo yayın ilkelerinin önemini daha da arttırıyor.
Türkinfo’nun yayın ilkelerini bir daha hatırlatmakta yarar var:
Bağımsızız, ancak tarafsız değiliz. Çünkü halklar ve kültürler arasındaki dostluğa ve uluslararası insan haklarına saygı gösterilmeden insanoğluna layık bir geleceğe ulaşamayacağımızı düşünüyoruz.
Çağdaş düşünce akımlarından ve teknik yeniliklerden yanayız, ancak geleneklere de saygı duyuyoruz, çünkü zorla kesintilere uğratılmamış ve barışçıl bir toplum arzuluyoruz.
Her alanda diyalog talep ediyoruz. Çünkü diyalogla çözülemeyecek toplumsal ve tarihsel sorun olmadığını düşünüyoruz, ancak diyalog sürecinde de adaletten taviz verilemeyeceği kanısındayız.
Ve son olarak da sivil toplumsal ilişkilerden ve kar amacı gütmeyen örgütlenmelerden yana olduğumuzu vurguluyoruz. Çünkü Türkinfo deneyiminin de kanıtladığı gibi insanların gönüllü katkılarla kendilerini ilgi duydukları alanda var etmelerinin inanılmaz enerjiler yaratacağını düşünüyoruz.
Değerli okur! Bizim açımızdan okurlar asla sıradan ve pasif bir kitle değildi. Türkinfo şimdiye kadar da siteyi ve tüm faaliyetlerini okurlarına dayanarak gerçekleştirdi. Çünkü okurlarımız hep yanımızdaydı ve aktif varlıklarıyla bize güç verdiler.
Umarız bu bundan sonra da böyle olur.
Okurlarımızın düşünce ve önerileri bizim için bundan sonra da yol gösterici olacaktır.
9 Nisan 2015, Budapeşte
Tarık Demirkan
Türkinfo Yayın Yönetmeni
Kütahya’nın kardeş şehri Avrupa’nın Kültür Başkenti
Peç, sakin, kargaşasız, trafiksiz ve sadece 150 bin nüfuslu bir şehir. Ama ne şehir! Bir peri sihirli çubuğu ile dokunup, bu şehirde zamanı dondurmuş. Hiç kimse (bir Türk’ün asla anlayamayacağı vatandaşlık terbiyesiyle) asırlar öncesinde inşa edilen binalara bir çivi olsun çakmamış, dokunmamış, yıkıp yerine yenisini yapmamış, üzerine kat çıkmamış. Böylece Batı Roma, Osmanlı, Gotik, Barok ve Rokoko üslupları doğa afetlerinin dışında hiçbir tahrifata uğramadan bu güne kadar gelebilmiş. Avuç içi kadar bir kent, her biri pırlanta taşı değerinde binalarıyla bir açık müze oluşturuyor, sokaklarında dolaşanlara bir insanlık ve medeniyet dersi veriyor. Peç’de gezerken ortaçağdan bu güne, tarihin içinde dolaşıyorsunuz.
BİRARADA YAŞAMA KÜLTÜRÜ KÖK SALMIŞ
Hayat Peç’de 6 bin yıl önce Keltler ve İliryalılarla başlamış. 2’nci yüzyılda Roma İmparatorluğu’nun sonra da sırasıyla Hun, Ostrogot nihayet Frankların eline geçmiş. Macarların burada resmen bir devlet kurmalarının belgeli tarihi, 23 Ağustos 1003, fakat ülke sonradan çok işgal görmüş. Sırbistan’la savaşmış, 16 – 17’inci yüzyıllarda, 150 sene boyunca Osmanlı İmparatorluğunun parçası olmuş. “Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik/ Bin atla o gün dev gibi bir orduyu yendik/ Geçtik Tuna’dan bir yaz günü kafilelerle”, diye mısralar döşenmiş Yahya Kemal, Mohaç seferi için ama 1780’de Avusturya- Macaristan İmparatorluğu’na devretmişiz aldığımız yerleri.
1. Dünya Savaşı sonrasında, Avusturya- Macaristan İmparatorluğu’nun da çökmesiyle, Macaristan nihayet özgürlüğüne kavuşmuş. Peç’in geçmişinde böyle gamlı günleri var ama şehrin kültürel kaderi, tarihinden hep çok daha parlak olmuş. İlk üniversitesini 1367, ilk kütüphanesini 1774 yılında kurmuş. Bu gün 34 bin öğrencili, 10 fakülteli üniversitesi, sanatın tüm alanları kapsayan ve sürekli düzenlenen kültür etkinlikleriyle çağdaş ve hareketli bir şehir. Aynı zamanda, değişik etnik ve dini grupları hiç ayırım yapmadan kucaklamasıyla da ünlü. Çünkü çok işgal görmüş. Peç’de Macarların yanı sıra Şvaplar, Sırplar, Hırvatlar, Müslüman Boşnaklar ve Yahudiler yanyana ahenk içinde yaşayabiliyor. Yahudi veya Müslüman çocukların devam ettiği okulların önünde onları muhtemel saldırılara karşı korumak üzere bekleyen polis araçları olmadığı gibi, değişik inançlara sahip dini ibadet yerlerini de yüksek duvarlarla korumaya almaya gerek görmüyorlar. Çünkü kimse ötekinin inancına karşı husumet beslemiyor. İnsanlar huzurlu, mutlu ve özgür, bu şehirde.
İNANÇLARI BULUŞTURAN SZCEHENYI MEYDANI
Bizim Taksim Meydanı’mıza tekabül eden Szcehenyi Meydanı’ndaki Gazi Kasım Paşa Camii’nin damında İslamı sembolize eden yarım ayın üzerinde bir haç var, tam önünde de 1713’de yaptırılan Holy Trinity Meryem Ana heykeli. Meydanın bir başka köşesinde Macarları Türkler’in boyunduruğundan kurtaran milli kahramanları Janos Hunyadi’nin koskocaman bir heykelini dikmişler. Ama daracık sokakları ve cumbalı minik evleriyle Peç’in en romantik mahallesi olan Tetye’nin adının, Türklerin burada tekke olarak kullandıkları bir mekandan geldiğini de inkar etmiyorlar, tıpkı 16. Yüzyılın sonlarında, “aziz” olarak kabul ettikleri Baba İdris adlı Osmanlı âliminin türbesini hâlâ korudukları ve anısını saygıyla yâdettikleri gibi.
Peç’in sokakları ve meydanları kahvehanelerle, barlarla, lokantalarla dolu. Sokaklarda müzik yapan öğrenci grupları dolaşıyor. Özellikle hafta sonları bir üniversite şehri olduğu için, yollar eğlenen gençlerle dolup taşıyor. İstanbul’da nasıl adım başına bir banka varsa, Peç’de de adım başına bir kitapçıya rastlamak mümkün. Kitapçı bolluğu kültür eşikleri hakkında bir fikir verebiliyor. Marka satan dükkanlara hemen hemen hiç rastlanmıyor ama sokak satıcılarının kişisel ürünlerini sergiledikleri pazar yerleri çok revaçta. Macarların uzun süren Sovyet rejiminin etkisinden kurtulmaları belli ki bir zaman alacak, servis sektörü hâlâ çok yavaş işliyor. Bırakın bir yemeğin bir bardak içkinin dahi gelmesi için en az 15 dakika beklemek zorunda kalıyorsunuz. Sabırsız Türkler için dayanılması zor bir durum. Ayrıca Macarlar bizlere göre çok sakin ve mesafeli. Gençlerin doldurduğu kafeteryalarda dahi bağıra çağıra konuşan ya da kahkahayla gülen kimseye rastlamadık.
UNVANI HAK EDİYORLAR Macarlara eğlenmek, gülmek, alışveriş etmek ve hızlı servis vermek adına pek çok şey öğretebiliriz ama onlardan öğreneceğimiz çok önemli bir şey var. Onu da bir örnekle anlatmaya çalışayım: 2000’de UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne giren bir Necropolisleri var. 3’üncü yüzyıla ait bu çok katlı Hristiyan mezarlığını ilk kez 1780’de bulmuşlar. Erken devir freskolarını da ihtiva eden mezarlığın kazıları hâlâ sürüyor. Dönem eserlerinin bulunduğu bu mekan ilginç bir geçişle bizi bu günün eserlerinin sergilendiği bir başka mekana çıkarıyor. Ve işte o alanda bir heykel var ki, belki de tüm dünya halklarının etrafında dolaşıp ibret alması gerek! Yakında Vatikan’a taşınacak olan heykele bir yönünden baktığınız da Yahudi yıldızını, diğer yönünden baktığınızda Hristiyanlığın sembolü haçı, bir başka yönden baktığınızda ise İslamı sembolize eden ay yıldızı görüyorsunuz.
Sanatçı, üç semavi dinin sembolünü dahiyane bir uygulamayla bir bütün haline getirmiş. İşte Macar’ların en önemli özelliği bu bence, dinleri, görüşleri, fikirleri bir araya getirip bütünleştirebilme becerileri. Farklılıklardan çatışma değil, bütünleşme yaratabilmeleri. 6 bin yıllık geçmişlerini, tarihin akışı içinde uğradıkları işgalleri, ezaları filozoflara has bir bakış açısıyla, zerre kadar husumet duygusu barındırmadan değerlendirebilmeleri. 6 bin yıllık geçmişi olan bir şehrin birikimini ruhlarına sindirebilmiş insanların yaşadığı Peç, bir Dünya Kültür Başkenti olmayı hak etmiyor mu sizce? Ben kendi hesabıma bu ünvanı onlara helal ettim, gitti!
Peç’te ikinci Türk istilası Peç sakinleri, 20 – 23 Mayıs’ta bir kez daha Türklerin istilasına uğradı. Bu sefer bin atlıyla değil, iki yazar, birer besteci, soprano, neyzen ve dansçıyla gittik. Yazarlardan söz edişim sadece Perihan Mağden’le iki ayrı okulda ve Belediye Salonunda yaptığımız okumalar yok sayılamayacağından. Yoksa ne okursak okuyalım, muhteşem bir konser ve dans gösterisi dururken, bizim okumalar ne yazar! Beslediği Mevlana-Simyacı senfonik şiiriyle ve piyanosuyla Tuluğ Tırpan, neyiyle Burcu Karadağ, sesiyle Sertap Erener ve dansıyla Su Güneş Mıhladız, Macarları resmen büyüledi, esir aldı, gönüllerinde taht kurdu. Bu konsere katılan Peçliler, bundan böyle Türkleri, Burcu’nun ruhlarına üflediği neyle, Sertap’ın Mevlana’nın, Yunus’un, Abdülkadir Meragi’nin mısralarını seslendirdiği kristal sesiyle, Tuluğ’un bestesiyle hatırlayacak. 45 dakika boyunca, üst üste giydiği tennureleriyle hiç duraksamadan dönerek, egosundan arınıp, yeniden doğmayı sembolize eden Su Güneş’i ise hiç unutmayacak. Keşke tüm ülkeleri fethe hep aynı ekiple çıksak! Hiç elimiz boş dönmezdik!
Boynumuzda bardakla köyü gezdik Perihan Mağden’le üç gün boyunca, Goethe Enstitüsü’nün Yollarda projesinin kapsamında üzerimize düşenleri hiç itiraz etmeden yerine getirdik, okumalarımızı yaptık, soruları yanıtladık, video çekimleri yaptık. Pazar günü organizatörler ekibi ödüllendirmek için yakınlarda bir köydeki şarap festivaline götürdü. Akdeniz iklimini andıran güneşli bölgenin zengin toprağında yetişen üzümlerden çok güzel beyaz şarap üretiliyormuş. Hem 630 hektarlık bağlarda yetişen Chardonnay ve Cirfandli şaplarından tadacağız, hem de Villany bölgesinin kırmızılarını. Köyün girişinde boynumuza birer şarap bardağı astılar, elimize şarap kuponlarımızı ve değerlendirme karnelerimizi tutuşturdular. 14 değişik şarap evinin şarabından tadıp, şaraplara not vereceğiz.
Saat 16.00’da aracımız bizi bıraktığı noktadan alacak. Goethe Enstitüsü’nden çifte Claudia’larla önümüze çıkan ilk eve daldık. Dördüncü evden sonrası pek net değil ama galiba Claudialardan birini arı soktu, ben yerden çamur alıp yanağına yapıştırdım. Perihan çiğnenmiş ekmek uygulamasını sağlık verdi. Son hatırladığım, ani bastıran yağmurun altında araç beklerken sırılsıklam olmamızdı. Akşam konserde Viyana Orkestrası Tuluğ’un eserini yorumlarken gözümden durmadan akan yaşları, tattığım şaraplara yorduğum oldu ama yanımda oturan Alman çiftle arkamda oturan Macarlar da en az benim kadar heyecanlıydı. Sanatın ve şarabın iyisi sınır filan tanımıyor arkadaşlar. Bizde ikisi de var ama her ikisini de dünyaya kendimizi tanıtmak için kullanmasını bir türlü öğrenemiyoruz.
2010-09-27
Ayşe KULİN – Hürriyet
Macaristan’dan öğrencilerin Balıkesir gezisi
Estonya, Romanya ve Macaristan’dan gelen öğrenciler, Balıkesir’in Havran Belediye Başkanı Hasan Lofçalıoğlu’nu makamında ziyaret ederek, küresel ısınma için resim yarışması düzenleyeceklerini belirttiler. Estonya, Romanya ve Macaristan’dan gelen öğrenciler, Balıkesir’in Havran Belediye Başkanı Hasan Lofçalıoğlu’nu makamında ziyaret ederek, küresel ısınma için resim yarışması düzenleyeceklerini belirttiler. Küresel ısınma konusunda Türk Milletini uyarmak dostluk, arkadaşlık ve dayanışma duygularını pekiştirmek amacıyla Havran’a geldiklerini söyleyen Avrupalı öğrenciler, Küresel Isınma’ konulu ödüllü resim yarışması düzenleyeceklerini söylediler. Havran Kaymakamlığı ve Havran Belediyesi’nin misafiri olarak Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu binasında misafir edilen öğrenciler, rehberleri öncülüğünde Havran ı inceleyip tanımaya çalışıyorlar. Öğrencilerin, 11 Ağustos 2009 Salı günü Saat 20.00 de küresel ısınma ile ilgili resim yarışması ve toplantı yapacakları öğrenildi.
Macaristan’dan öğrencilerin Maraş gezisi
Afşin Eshab-ı Kehf Külliyesi Macaristan, Finlandiya ve Slovakya’dan gelen yaklaşık 80 öğrenciyi ağırladı. Kahramanmaraş Süleyman Demirel Fen Lisesi tarafından hazırlanan Avrupa Birliği Enerji Maksimizasyonu Projesi kapsamında İlçemize gelen Macaristan, Finlandiya ve Slovakyalı öğrenciler Afşin Eshab-ı Kehf Külliyesini ziyaret etti. Macaristan dan 3 öğretmen 7 öğrenci, Slovakya’dan 4 öğretmen 9 öğrenci, Finlandiya’dan 2 öğretmen 11 öğrenci toplam 9 öğretmen 27 öğrenciden oluşan proje ekibi İMKB Kahramanmaraş Süleyman Demirel Fen Lisesi tarafından Afşin’e gezi düzenlendi. Öğrenciler ilk olarak Kahramanmaraş’ın tarihi ve kültürel yönden öneme sahip olan Afşin Eshabı- Kehf Külliyesi’ni ziyaret etti. Ziyarette öğrencilere tercümanlar tarafından külliyenin tarihi anlatıldı. Gezinin amacını anlatan Fen Lisesi Müdürü Fehmi Paksoy, şunları söyledi: ”Avrupa Birliği Proje kapsamında 3 ülkeyle enerji verimliliği ve en az enerji harcayarak çok verimli hale getire biliriz diye bir proje hazırladık. Bu proje kapsamında şuanda Macaristan, Finlandiya ve Slovakya’dan öğrencilerimiz geldi.
Asıl projenin en önemli amacı öğrencilerin birbirlerini ve kültürlerini tanımalarını sağlamak. Ülkemizi tanıtmak. Projenin ortak dili İngilizce misafir öğrenciler aileler tarafından misafir ediliyorlar. Bir hafta boyunca şehrimizi her yönüyle, tanıtılacak proje çalışmalarını 2 yıl sürecek. Ülkeler birbirlerine karşılıklı olarak gidip gelecek. Proje çalışmalarının dışında misafirler İlimizin tarihi, kültürel ve turistik mekânları gezdirilerek tanıtım yapılmakta. Ayrıca yöresel halk oyunlarımıza iştirak edip öğrencilerimizle kaynaşan konuk ekiplerin sevinçleri ve ilgileri görülmeyi değerdi.” Bu arada, Afşin Eshab-ı Kehf Külliyesi’ne gelen kız öğrenciler saclarını kapayarak külliye içerisinde dolaştılar. Öğrencilere buradan çok etkilendiklerini belirterek, ”Biz Türkiye’ye gelmeden önce ülke hakkında bilgi edindik. Buradaki kadınlarında bu tür yerlerde inançları gereği saçlarını kapatıyorlar. Bizde bu yüzden saçlarımızı üzerimizde bulunan ceketlerle kapadık” diye konuştular.
Bu Romanya’nın ilk ‘’krizi’’ değil
Mayıs’ın ilk günlerinde 4 parrtişen oluşan Ilie Bolojan Hükümeti 281 oyla ‘’ Güvensizlik’’ oyu aldı ve devrildi. Oysa Bolojan Hükümeti Haziran 2025’de ‘’ güven oyu’’ almasının üstünden henüz 10 ay geçmişti.
‘’Şimdi ne olur?’’ bizim sorunumuz değil…
Konu daha derin.
Türk İNFO’ya yakın günlerde yaptığım bir yorumda 1989 sonrası Doğu Avrupa’nın konumunu şöyle yorumladım:
– Her şey ‘’piyasa’’ manivelasına bağlandı. Gölge fiyatlar bir anda ‘’ gerçek fiyata’’ dönüşüverdi. Freiburg Okulu olarak anılan Ordo Liberallerin ‘’piyasa özgürlüğü, sosyal eşitlik gerektirir’’ tesbiti unutuldu.
‘’Unutturuldu’’ demek daha doğru olacak…
Zira, batılı daha doğrusu Anglo-Sakson düşünceye egemen olan ‘’pragmatizm’’ piyasayı ve fiyatların varlığını ‘’yeterli’’ olarak kabul etti.
Başta Merkez Bankası gibi gerekli olan kurumlar ‘’şeklen’’ var edildi. Kamusal mülkiyetin yeni sahipleri ya ‘’besleme aparatçikler’’ ya da yabancı sermaye oldu. Yoğun bir ‘’ işten çıkarma ‘’ uygulandı.
Bu ‘’demokrasi anarşisi’’ döneminde, önce Polonya, Macaristan, sonra da Romanya, Bulgaristan AB üyesi yapıldı. AB siyasetinin fiili lideri Bayan Merkel’in Bulgaristan ve Romanya için ‘’ Onlar bizim arka bahçemiz, üyeliklerine mecburuz ‘’ sözleri akıldadır.
Bu 35 yıl boyunca kendisini ‘’ortada kalmış’’ hisseden halkın ‘’deli fişek’’ gibi ne idüğü belirsizlere oy vermesine hiç şaşırmamak gerek…
Romanya’nın ekonomik çukuru çok büyük… Üstelik Bolojan Hükümeti’nin koalisyon ortağı sosyal demokratlar (PDS) aslında eski komünistler. Burada şaşırtıcı olan, PDS’nin radikal aşırı sağcılarla işbirliği yaparak hükümeti devirmeleri.
Gerekçe?
Romanya’da bütçe açığı %9. Büyüme var(% 0.9) ama yetersiz ve oran düşüşte Devlet makinesi çok büyük ve çok pahalı çalışıyor.
Hükümet bunun için önce 141 no’lu yasayla Tüketim Vergi oranını(KDV) arttırdı, gene loran %19’dan 21’e çıktı. Ama başta gıda bir çok ürünün KDV oranı sabit kaldı. Devlet makinesini ‘’reforme etmeye’’ başladı. Özel emeklilikleri budadı. Ortalama emekli maaşı 500-600 Euro arasında değişirken, yargı mensupları 5,000 Euro alabiliyordu, bunu önledi.

Bütün bunlar, 423 Milyar $’lık bir milli gelir büyüklüğüne ulaşmış bir ülkede bir hükümetin devrilmesi için yeterli neden değildi….
Ama ülkede fiyatlar almış yürümüş ve nerdeyse % 10’a ulaşmıştı ( %9.6). Bununla ‘’AB’nin En Yükseği ‘’ konumundaydı. İşte bu konumda ülkenin yönetimi spekülasyona ve olumsuz bilgilenmeye( dezenformasyon) açıktı..
Bitmedi: Romanya’da Meclis’de temsilcisi olan 9 siyasi parti var. 4’ü hükümeti oluşturuyor. 4’ü ise muhafette. Hükümet sadece küçük bir partinin (PUSL) dış desteği ile ayakta duruyor.
Bu yıl 20.yaşına basan anlamlı edebiyat dergisi Sözcükler ‘de Prof. Cevat Çapan hocanın anlamlı bir kavramıyla karşılaştım: Yalnız Kalabalık… Hoca bu kavramı Prof.D.Riesman’ın kitabından uyarlamış. Buna göre 2 türlü insan var: Kendi içinden yönlenebilen insan, bir de dıştan yönlendirilen insan. Çapan hoca buradan hareketle ‘’Denebilir ki,dünya nüfusunun büyük bir çoğunluğunun, hep başkalarının yönlendirdiği , başkasının değerlerine, başkasının değerlerine, başkalarının kalıplarına göre düşünen, değer yargıları kendi öznel değer yargıları olmayan insanlar.
Cevat hoca çok yaşa… Bu kavram, günümüz insanını o denli iyi anlatıyor ki…
Böylesi bir durumda ‘’iletişim siyaseti’’ nin yeri büyük. Hükümeti oluşturan güç (erk) ne yapıp / ne yapmadığını açıklıkla ve bıkmadan anlatmak zorunda.
Bu da kuşkusuz siyasetçinin hem donanımlı / hem de ahlaken yeterli olmasını gerektiriyor.
Bunlar bir yana itilip, o veya bu çıkar grubuyla ‘’kliantelist’’ ( çıkar esaslı ) siyaset yaparsa, işin beklenen ‘’son’’ u bu oluyor.
Romanya Cumhurbaşkanı Dan’ın ‘’Romanya er-geç bir Batı yanlısı hükümet kuracaktır ‘’ sözlerini bir yeni siyasete ‘’davetiye’’ olarak anlamak istiyorum.
Benzeri bir tehlikenin Macaristan için de geçerli olduğunu ‘’ Adalet Bakan Adayı’’ için anladık.
Doğu Avrupa hükümet oluşturmadan önce, demokrasinin temel değerlerinde buluşmuş bir siyaset sistemi kurmaları gerekiyor.
Kenan Mortan
Budapeşte Orban rejiminin sonunu şenlikle kutluyor
9 Mayıs Avrupa Birliği tarafından resmen ilan edilen Birlik ve Barış günü. Avrupa’nın Hitler Faşizminin neden olduğu büyük savaştan ve felaketten kurtulduğu günün yıldönümü.
9 Mayıs şimdi ilginç bir şekilde Macaristan’da Viktor Orban hükümetinin seçimlerle iktidarı kaybettiği ve muhalefetin lideri Peter Magyar’ın, “FİDESZ iktidarını değil, Orban rejimini bitiriyoruz” sloganıyla yeni hükümeti kurduğu gün olarak anılacak.

Ülke yüzünü Avrupa’ya ve temel hak ve özgürlüklere dönüyor
Seçimlerden sonra Viktor Orban’ın katılmadığı 9 Mayıs Cumartesi gün gerçekleşen yeni parlamentonun ilk oturumunun, cumhurbaşkanının çoğunluk lideri olarak Peter Magyar’a görev vermesinin, hükümetin açıklanmasının ve törenlerin büyük bir özenle hazırlandığı anlaşılıyor. Her adım bir mesaj, her ayrıntı toplumsal anlamda verilen bir güvence içeriyor.
Macar parlamentosunda yeni hükümetin and içme töreninde Macar Ulusal marşını, Transilvanya etnik Macarlarının ulusal marşı takip ediyor. Bu milli değerleri tekeline almaya çalışan Orban’a net bir yanıt. Yeni hükümet komşu ülkelerde yaşayan ve etnik azınlık oluşturan Macarların haklarını korumaya devam edecek.
Ardından Avrupa Birliği marşı geliyor. Orban hükümetinin Budapeşte ve Brüksel arasında yarattığı gerginlikten sonra Avrupa Birliği marşı ve Parlamento gönderine AB bayrağının tekrar çekilecek olması da çok önemli bir mesaj: tartışmasız Avrupalıyız, demek istiyor yeni hükümet.
Ve törenlerdeki son mesaj da, Macaristan’da hep el altta kalan, kısıtlamalardan ve kemer sıkmalardan hep en önce payına düşeni alan Çingenelere yönelik: Bu etnik azınlığın ulusal sembolü olarak bilinen bir türkü de törenlerde okunuyor! Bununla “yeni dönemde sizin de özel bir yeriniz olacak” deniyor.

Viktor Orban ne yapacak?
Seçimlerin ardından birkaç gün ortada görünmeyen Fidesz liderinin ülkeden kaçacağı, kızının ve birkaç yıl içinde ülkenin en zenginlerinden biri haline gelen damadının seçimlerden önce taşındığı Amerika Birleşik Devletleri’ne yerleşeceği dedikoduları almış yürümüştü.
Ancak Orban’a yakın çevreler, ülkede son on altı yılın kaderini tartışmasız bir şekilde belirleyen FIDESZ’in popülist ve otoriter liderinin ABD yolculuğu planlarını yalanlamamakla birlikte, Orban’ın sadece bir süreliğine, dünya kupası maçlarını izlemek için Amerika’da olacağını açıklamışlardı.
Bunun ardından ise Orban’ın parlamentoya girmeyeceği, ancak partisinin yeniden örgütlenmesi sürecine sahada destek vereceği haberleri gelmişti.
Orban’ın geri çekilmesi FİDESZ çevresinde de endişe yaratmadı değil. Çünkü küçük bir parlamenter grupla meclise girecek olan Fidesz üzerinde, ortaya çıkacak yolsuzluk dosyaları nedeniyle büyük bir baskı oluşacağı kesin.
Seçim yenilgisinden hala kalıcı dersler çıkaramayan FİDESZ yöneticilerinin şaşkınlığı, seçmenler arasında da etkisini göstermişe benziyor: seçimden iki hafta sonra yapılan anketlerde bu partiye verilen desteğin % 21’lere indiği ortaya çıktı.
Daha da önemlisi, yine anketlere göre halkın % 64’ü Viktor Orban’ın yargı önünde hesap vermesinin doğru olacağını düşünüyor.
Bu iki veri, seçimlerde “hesap soracağız!” vaadini her fırsatta dile getirerek seçmenden destek isteyen ve alan Peter Magyar’ın icraatlarında da kararlı bir şekilde bu vaadinin arkasında durabileceğini gösteriyor.
Yani önümüzdeki dönemde Orban’ı, FİDESZ yöneticilerini ve Oligarkları zorlu günler bekliyor.

Devletin kilit noktalarını tutan Bürokratlar ne yapacak?
Bilindiği gibi Peter Magyar, seçim zaferinin ardından cumhurbaşkanı da dahil olmak üzere devletin kilit noktalarındaki bürokratlara 31 Mayıs tarihine kadar istifa etmeleri çağrısında bulunmuştu. Eğer görevlerini bırakmayacak olurlarsa, gerekirse anayasayı da değiştirerek azledileceklerini açıklamıştı.
Gelinen noktada, FİDESZ’in son yıllardaki özel operasyonlarıyla devletin kilit noktalarına, hem de sekiz on yıllığına beton gibi çakılan FİDESZ’e yakın bu kadroların görevlerini bırakmayacakları anlaşılıyor.
Ülkede yıllardır tozlu raflarda bekletilen yolsuzluk dosyalarının hemen işleme konulması, Avrupa Birliği ile olan anlaşmazlık konularında yeni hükümetin işine gelecek adımların atılması, devletin bu kilit noktalarındaki bürokratların liyakat ilkesini hatırladıklarını ve Peter Magyar’a ve onun hükümet politikasına sadık kalacakları mesajlarını verdiklerini hissettiriyor.
Ancak Peter Magyar’ın bununla yetinmeyeceği açık! Hızla yeni hükümetin yeni politikasına uyum yapacakları mesajı veren Orban döneminin en üst düzey bürokratlarına güvenmediğini ve görevlerinden azledileceğini açıkça söylüyor.
Oligarklar panik içinde
Araştırmacılara göre Orban rejiminin bu kadar hızlı bir şekilde çökmesinin gerisinde devlet kaynaklarının çok da gizli kapaklı olmasına özen gösterilmeden yandaşlara dağıtılması yatıyordu.
On altı yıllık iktidar döneminde giderek daha cüretkâr bir hal alan ve de “ulusal girişimciler yaratıyoruz” sloganıyla yasallaştırılmaya çalışılan bu süreç, milli servetin çok önemli bir kısmının eş, dost, akraba, yandaştan oluşan çok küçük bir azınlığın elinde toplanmasına neden olmuştu.
İşte oligark adı verilen, ve sadece Macaristan ölçülerinde değil, Avrupa düzeyinde de en zenginlerle yarışan bu zümre şimdi bir panik yaşıyor.
Orban hükümetin propaganda işlerini yürüten şirketler grubunun son on yıl içinde Euro üzerinden milyarder olan sahibi geçtiğimiz günlerde muhalif bir kanalda gözyaşları içinde kameraların karşısına çıktı.
Kırklı yaşlarındaki Gyula Balasy ülkeyi terk etmek istemediğini, şirketlerini ve servetinin bir kısmını da devlete bağışladığını, elindeki noter belgesini sallayarak ilan etti.
Ancak oligarkın gözyaşları kimseyi ikna etmedi. Kendi cephesinden çok eleştiri alırken, muhalefet kampı ise, dile getirilen pişmanlık için geç kalındığını söylüyordu.
Yine Forbes listelerine göre ülkenin en zenginleri arasında ilk ona giren ve tam seçimler öncesinde muhalif TISZA partisini destekleyen açıklamalarıyla Orban taraftarları arasında şaşkınlık yaratan György Waberer’e karşı Magyar’ın takındığı tavır da oligarkları endişeye sevk ediyor.
Waberer bir soru üzerine seçimden bir yıl önce TİSZA partisini maddi olarak da desteklediğini açıklamıştı. Bunun üzerine Peter Magyar da, bağış kayıtlarını incelediğini, gerçekten de Waberer’in partisine bağış yaptığını, ancak bunun seçimlerden bir yıl önce değil, dört gün önce gerçekleştiğini ve bu yardımın kendisine iade edileceğini söyledi. Peter Magyar “biz halkın partisiyiz, oligarklarla anılmak istemiyoruz” dedi

Macaristan Orta ve Doğu Avrupa’daki fabrika ayarlarına dönüyor
Yeni hükümet ülke içinde yurttaşların temel hak ve özgürlüklerini garanti altına alan hukuk devleti kurumlarını tekrar yapılandırmayı hedefliyor. Uluslararası öncelikler arasında ise Avrupa Birliği ile olan dostane ilişkileri ve Batı ülkeleri ile olan kader birliğini kırmızı çizgi olarak ilan etmek var.
Bunun bir gereği olarak da Peter Magyar daha resmen başbakan olarak göreve başlamadan Brüksel’i ziyaret etti ve yetkililerle görüştü. Bu görüşmelerden çıkan sonuç, Macaristan’ın hakkı olan, ancak Orban dönemindeki bazı uygulamalar nedeniyle kesilen fon ve yardımların hepsini değilse de önemli br kısmını geri alabileceği yolunda. Çünkü Avrupa Birliği Macaristan’daki yeni rejimin güçlenmesi için elinden gelen yapacak.
Viktor Orban AB yönetimi ile olan ilişkisini anlatırken bir benzetme yapmış kendisini “Brüksel’in tekerlerine çomak sokan siyasetçi” olarak tanımlamıştı. Brüksel elbette onu uzaklaştıran Peter Magyar’dan memnun.
Ama Peter Magyar’ın Brüksel’in her dileğine onay verip baş sallayan bir lider olmayacağı da açık. Magyar, Ukrayna’nın hızlandırılmış AB üyeliği için görüşmelere açık olacağını, ancak Macaristan’ının onayının alınabilmesi için Kiev’in Ukrayna’da yaşayan Macarlar için çok önemli reformlar gündeme getirmesinin gerekli olacağını söyledi. Bu ise Budapeşte’deki yeni yönetimin de ancak önemli müzakerelerden sonra Ukrayna’ya onay verebileceğini ortaya koyuyor.
Tarık Demirkan – Türkinfo
DOĞU AVRUPA’YA BAKMAK-3
Macaristan’ın doğusunda 3 ülke Romanya, Moldova ve Bulgaristan konumlanıyor. Polonya kuzeyine düşüyor.
Bu ülkeler, Moldova hariç, AB ve NATO üyesi. Hepsinde istikrarlı bir büyüme ve iktisadi bir canlılık var.
Ama seçimlerde hepsi bir ‘’sıkıntı’’ yaşıyor.
Kendisini ‘’halkın sesi’’ olarak kabul eden bir kişi, tüm demokratik değerleri ayaklar alarak Batı dünyasına meydan okuyor.
Bu ‘’neden’’ böyle?
Öncelikle ‘’nasıl’’ sorusunu sormak daha anlamlı…
Bütün bu ülkeler bir ‘’sosyalist tatbikat’’ yaşadı,bilerek ‘’ sosyalizm’’ demiyorum.
Kitaba uygun bir merkezi planlama,tüm işletmelerin kamu mülkiyetine geçmesi, tarımı saymaz isek içinde ‘’ özel’’ sözcüğünün geçtiği her olgunun yasaklanması.
Bu uygulama kuşkusuz ‘’yeknesak’’ değildi. Bulgaristan gibi saatleri ayarlama konusunu bile Moskova’ya soran yönetim anlayışıyla, Romanya gibi Moskova’ya çok mesafeli duruş gösteren örnekler yaşandı.
Ama bir ‘’ortak payda’’ kesindi: Piyasa denilen olgu, merkezden parti yönetimiyle güdülüyordu. Fiyatlar sistemi ‘’gölge’’ olarak oluşmuştu.
Eğitim öyle şekillenmişti ki ‘’kimin nasıl düşüneceği ‘’ konusu parti yönetiminin kararıyla oldu.
Bunun sonucu ‘’demokratik kurumlar’’ oluşmadı. Tek kurum, KP örgütü ve üretilen değerin bölüşümüne karar veren bir ‘’aparatçik’’ (besleme partililer) sınıfıydı.
Sonra 1989’daki ‘’sel’’ hepsinde baraj kapaklarını patlattı, her şey yeniden başladı. Bu ‘’sel’’ in ‘’kendiliğinci’’ bir hareket değildi.Bulgaristan ve Moldova dışındaki 3 ülkenin insanı ‘’sokakta’’, rejimlerin devrilmesinde rol oynadı.

Sonrasında varsayıldı ki, ortada bir ‘’dikotomi’’ hali vardır, ‘’merkez’’in karşıtı ‘’piyasa’’ dır. Nişanyan Sözlüğü ‘’dikotomi’’ için ’’ikiye bölme’’ olarak veriyor, bunlar birbirini dışlayan iki seçenektir.
Her şey ‘’piyasa’’ manivelasına bağlandı. Gölge fiyatlar bir anda ‘’ gerçek fiyata’’ dönüşüverdi. Freiburg Okulu olarak anılan Ordo Liberallerin ‘’piyasa özgürlüğü, sosyal eşitlik gerektirir’’ tesbiti unutuldu.
‘’Unutturuldu’’ demek daha doğru olacak…
Zira, batılı daha doğrusu Anglo-Sakson düşünceye egemen olan ‘’pragmatizm’’ piyasayı ve fiyatların varlığını ‘’yeterli’’ olarak kabul etti.
Başta Merkez Bankası gibi gerekli olan kurumlar ‘’şeklen’’ var edildi. Kamusal mülkiyetin yeni sahipleri ya ‘’besleme aparatçikler’’ ya da yabancı sermaye oldu. Yoğun bir ‘’ işten çıkarma ‘’ uygulandı.
Bu ‘’demokrasi anarşisi’’ döneminde, önce Polonya, Macaristan, sonra da Romanya, Bulgaristan AB üyesi yapıldı. AB siyasetinin fiili lideri Bayan Merkel’in Bulgaristan ve Romanya için ‘’ Onlar bizim arka bahçemiz, üyeliklerine mecburuz ‘’ sözleri akıldadır.
Bu 35 yıl boyunca kendisini ‘’ortada kalmış’’ hisseden halkın ‘’deli fişek’’ gibi ne idüğü belirsizlere oy vermesine hiç şaşırmamak gerek…
Bir Bulgaristan bu yolda 5 yıl boyunca 8 seçim yaptı. Nisan’da %45 oy alan Radev’in temel sloganı ’’rüşvet+çıkar karşıtlığı’’üstüne kuruluydu. Ağır da olsa yol alınıyordu…
‘’Demokrasi Takvimi’’ işliyor: Macaristan’da çeteci zenginlerin ülkeden kaçısı sürerken, seçimin galibi Magyar, AB yönetiminden 17 Milyar Euro’lık blokajı ‘’kaldırtma’’ sözünü aldı.
Doğu Avrupa, demokrasiyi inşa etmenin sancısız olmadığını anlatıyor, bu yönüyle izlenmeye çok değer.
Kenan Mortan
Ankara Esenboğa’dan Budapeşte’ye direkt uçuşlar başladı
Ankara Esenboğa Havalimanı’ndan Macaristan’nın başkenti Budapeşte’ye düzenlenen uçuşlar başladı. Wizz Air , iki başkent arasında haftanın üç günü karşılıklı direkt sefer gerçekleştirecek.
TAV Havalimanları tarafından işletilen Ankara Esenboğa Havalimanı’nda Wizz Air’in Budapeşte’den Ankara’ya düzenlediği ilk uçuş törenle karşılandı. Dün (29 Nisan) A321neo tipi uçakla gerçekleştirilen ilk seferle Ankara’ya gelen yolcular terminalde çiçeklerle karşılandı. Törene, Ankara Esenboğa Havalimanı Mülki İdare Amiri Cem Afşin Akbay, Macaristan’ın Ankara Büyükelçisi Viktor Matis, Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı Seyit Ardıç, Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Gürsel Baran, Devlet Hava Meydanları İşletmesi (DHMİ) Esenboğa Havalimanı Başmüdürü Yücel Karadavut, TAV Ankara Genel Müdür Yardımcısı Alp Karayalçın ve davetliler katıldı.
Ankara Esenboğa Havalimanı Genel Müdürü Nuray Demirer, “Wizz Air’in Ankara–Budapeşte hattını Ankara Esenboğa Havalimanı’nda ağırlamaktan memnuniyet duyuyoruz. Bu yeni direkt hattın, Ankara’nın uluslararası bağlantılarını güçlendirirken, Türkiye ile Macaristan arasındaki uzun yıllara dayanan turizm, ticaret ve kültürel ilişkilere daha da katkı sağlayacağına inanıyoruz. TAV Havalimanları olarak, havayolu iş ortaklarımızla birlikte yolcularımıza daha geniş bir uçuş ağı ve kesintisiz bir seyahat deneyimi sunmak için çalışmaya devam edeceğiz.” dedi.

Macar Ulusal Dans Topluluğu – Şişli, İstanbul
Macaristan’ın en büyük profesyonel halk dansı topluluğu Macar Ulusal Dans Topluluğu, izleyiciyi kalbin ritmiyle atan bir gösteriye davet ediyor. Efsanevi “Csárdás” (UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’nde yer alıyor), Transilvanya ve Macar çingenelerinin baş döndüren dansları, cam şişe dansı, el işçiliğiyle bezenmiş çiçekli Kalocsa kostümleri ve geleneksel Türk kökenli ayakkabılarla sahnelenen halk oyunları bu büyüleyici repertuvarda bir araya geliyor.
Sahnede estetik, enerji ve ustalık bir arada; halk geleneği, edebiyat ve klasik müzikle harmanlanarak izleyiciyi Karpat Havzası’nın zengin kültürel dokusunda büyülü bir yolculuğa çıkarıyor.
4 Mayıs 2026, Pazartesi 20.00
Mecidiyeköy Büyük Sahne (TORUN CENTER, Büyükdere Cad. A BLOK No:74A/15, Şişli, İstanbul)
Etkinlik ücretsiz kapasites sınırlıdır. Rezervasyon için: IDTTopluSatis@gmail.com






























