2026. Mart 28.
Türkinfo Blog

Türkinfo’da yeni dönem başlıyor

11rollup.2-121x300Değerli Okur!

Sitemiz bugünden itibaren tamamen yenileniyor.

Modern ve kolayca kullanılabilen bir site haritası ve daha kaliteli bir içerik Türkinfo’nun yayın hayatında yeni bir dönemin işareti. Yedi yıllık bir geçmişe sahip olan Türkinfo böylece “çocukluk dönemini” geride bırakmış oluyor ve çağdaş beklentilere daha da yanıt vererek Türk Macar ilişkileri alanında referans yayın organı olma işlevini yerine getirmeye devam ediyor. „Bir tutam Macaristan – Egy csipet Törökország” sloganımızın da kanıtladığı gibi bundan böyle de hem Türkiye’nin ve hem de Macaristan’ın toplum ve kültür hayatının her alanından size bilgiler ulaştırmaya devam edeceğiz.

Bundan yedi yıl önce Türkinfo Macarlara gerçek Türkiye’yi, Türklere de asıl Macaristan’ı anlatmak için yola çıktığında aslında bu alanda yalnız sayılırdık. Bugün artık “Türk Macar dostluğu” her iki ülke açısından hükümet düzeyinde de öne çıkarılan bir strateji haline geldi. Bu durum bizi memnun etmekle birlikte, yaptığımız işin ağırlığını daha iyi hissetmemize de neden oluyor. Çünkü bu ortam kısa vadeli politik etkilerden uzak durmayı öngören Türkinfo yayın ilkelerinin önemini daha da arttırıyor.

Türkinfo’nun yayın ilkelerini bir daha hatırlatmakta yarar var:

Bağımsızız, ancak tarafsız değiliz. Çünkü halklar ve kültürler arasındaki dostluğa ve uluslararası insan haklarına saygı gösterilmeden insanoğluna layık bir geleceğe ulaşamayacağımızı düşünüyoruz.

Çağdaş düşünce akımlarından ve teknik yeniliklerden yanayız, ancak geleneklere de saygı duyuyoruz, çünkü zorla kesintilere uğratılmamış ve barışçıl bir toplum arzuluyoruz.

Her alanda diyalog talep ediyoruz. Çünkü diyalogla çözülemeyecek toplumsal ve tarihsel sorun olmadığını düşünüyoruz, ancak diyalog sürecinde de adaletten taviz verilemeyeceği kanısındayız.

Ve son olarak da sivil toplumsal ilişkilerden ve kar amacı gütmeyen örgütlenmelerden yana olduğumuzu vurguluyoruz. Çünkü Türkinfo deneyiminin de kanıtladığı gibi insanların gönüllü katkılarla kendilerini ilgi duydukları alanda var etmelerinin inanılmaz enerjiler yaratacağını düşünüyoruz.

Değerli okur! Bizim açımızdan okurlar asla sıradan ve pasif bir kitle değildi. Türkinfo şimdiye kadar da siteyi ve tüm faaliyetlerini okurlarına dayanarak gerçekleştirdi. Çünkü okurlarımız hep yanımızdaydı ve aktif varlıklarıyla bize güç verdiler.

Umarız bu bundan sonra da böyle olur.

Okurlarımızın düşünce ve önerileri bizim için bundan sonra da yol gösterici olacaktır.

9 Nisan 2015, Budapeşte

Tarık Demirkan

Türkinfo Yayın Yönetmeni

Kütahya’nın kardeş şehri Avrupa’nın Kültür Başkenti

pecs4Peç, sakin, kargaşasız, trafiksiz ve sadece 150 bin nüfuslu bir şehir. Ama ne şehir! Bir peri sihirli çubuğu ile dokunup, bu şehirde zamanı dondurmuş. Hiç kimse (bir Türk’ün asla anlayamayacağı vatandaşlık terbiyesiyle) asırlar öncesinde inşa edilen binalara bir çivi olsun çakmamış, dokunmamış, yıkıp yerine yenisini yapmamış, üzerine kat çıkmamış. Böylece Batı Roma, Osmanlı, Gotik, Barok ve Rokoko üslupları doğa afetlerinin dışında hiçbir tahrifata uğramadan bu güne kadar gelebilmiş. Avuç içi kadar bir kent, her biri pırlanta taşı değerinde binalarıyla bir açık müze oluşturuyor, sokaklarında dolaşanlara bir insanlık ve medeniyet dersi veriyor. Peç’de gezerken ortaçağdan bu güne, tarihin içinde dolaşıyorsunuz.

BİRARADA YAŞAMA KÜLTÜRÜ KÖK SALMIŞ

Hayat Peç’de 6 bin yıl önce Keltler ve İliryalılarla başlamış. 2’nci yüzyılda Roma İmparatorluğu’nun sonra da sırasıyla Hun, Ostrogot nihayet Frankların eline geçmiş. Macarların burada resmen bir devlet kurmalarının belgeli tarihi, 23 Ağustos 1003, fakat ülke sonradan çok işgal görmüş. Sırbistan’la savaşmış, 16 – 17’inci yüzyıllarda, 150 sene boyunca Osmanlı İmparatorluğunun parçası olmuş. “Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik/ Bin atla o gün dev gibi bir orduyu yendik/ Geçtik Tuna’dan bir yaz günü kafilelerle”, diye mısralar döşenmiş Yahya Kemal, Mohaç seferi için ama 1780’de Avusturya- Macaristan İmparatorluğu’na devretmişiz aldığımız yerleri.

1. Dünya Savaşı sonrasında, Avusturya- Macaristan İmparatorluğu’nun da çökmesiyle, Macaristan nihayet özgürlüğüne kavuşmuş. Peç’in geçmişinde böyle gamlı günleri var ama şehrin kültürel kaderi, tarihinden hep çok daha parlak olmuş. İlk üniversitesini 1367, ilk kütüphanesini 1774 yılında kurmuş. Bu gün 34 bin öğrencili, 10 fakülteli üniversitesi, sanatın tüm alanları kapsayan ve sürekli düzenlenen kültür etkinlikleriyle çağdaş ve hareketli bir şehir. Aynı zamanda, değişik etnik ve dini grupları hiç ayırım yapmadan kucaklamasıyla da ünlü. Çünkü çok işgal görmüş. Peç’de Macarların yanı sıra Şvaplar, Sırplar, Hırvatlar, Müslüman Boşnaklar ve Yahudiler yanyana ahenk içinde yaşayabiliyor. Yahudi veya Müslüman çocukların devam ettiği okulların önünde onları muhtemel saldırılara karşı korumak üzere bekleyen polis araçları olmadığı gibi, değişik inançlara sahip dini ibadet yerlerini de yüksek duvarlarla korumaya almaya gerek görmüyorlar. Çünkü kimse ötekinin inancına karşı husumet beslemiyor. İnsanlar huzurlu, mutlu ve özgür, bu şehirde.

İNANÇLARI BULUŞTURAN SZCEHENYI MEYDANI

Bizim Taksim Meydanı’mıza tekabül eden Szcehenyi Meydanı’ndaki Gazi Kasım Paşa Camii’nin damında İslamı sembolize eden yarım ayın üzerinde bir haç var, tam önünde de 1713’de yaptırılan Holy Trinity Meryem Ana heykeli. Meydanın bir başka köşesinde Macarları Türkler’in boyunduruğundan kurtaran milli kahramanları Janos Hunyadi’nin koskocaman bir heykelini dikmişler. Ama daracık sokakları ve cumbalı minik evleriyle Peç’in en romantik mahallesi olan Tetye’nin adının, Türklerin burada tekke olarak kullandıkları bir mekandan geldiğini de inkar etmiyorlar, tıpkı 16. Yüzyılın sonlarında, “aziz” olarak kabul ettikleri Baba İdris adlı Osmanlı âliminin türbesini hâlâ korudukları ve anısını saygıyla yâdettikleri gibi.

Peç’in sokakları ve meydanları kahvehanelerle, barlarla, lokantalarla dolu. Sokaklarda müzik yapan öğrenci grupları dolaşıyor. Özellikle hafta sonları bir üniversite şehri olduğu için, yollar eğlenen gençlerle dolup taşıyor. İstanbul’da nasıl adım başına bir banka varsa, Peç’de de adım başına bir kitapçıya rastlamak mümkün. Kitapçı bolluğu kültür eşikleri hakkında bir fikir verebiliyor. Marka satan dükkanlara hemen hemen hiç rastlanmıyor ama sokak satıcılarının kişisel ürünlerini sergiledikleri pazar yerleri çok revaçta. Macarların uzun süren Sovyet rejiminin etkisinden kurtulmaları belli ki bir zaman alacak, servis sektörü hâlâ çok yavaş işliyor. Bırakın bir yemeğin bir bardak içkinin dahi gelmesi için en az 15 dakika beklemek zorunda kalıyorsunuz. Sabırsız Türkler için dayanılması zor bir durum. Ayrıca Macarlar bizlere göre çok sakin ve mesafeli. Gençlerin doldurduğu kafeteryalarda dahi bağıra çağıra konuşan ya da kahkahayla gülen kimseye rastlamadık.

UNVANI HAK EDİYORLAR Macarlara eğlenmek, gülmek, alışveriş etmek ve hızlı servis vermek adına pek çok şey öğretebiliriz ama onlardan öğreneceğimiz çok önemli bir şey var. Onu da bir örnekle anlatmaya çalışayım: 2000’de UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne giren bir Necropolisleri var. 3’üncü yüzyıla ait bu çok katlı Hristiyan mezarlığını ilk kez 1780’de bulmuşlar. Erken devir freskolarını da ihtiva eden mezarlığın kazıları hâlâ sürüyor. Dönem eserlerinin bulunduğu bu mekan ilginç bir geçişle bizi bu günün eserlerinin sergilendiği bir başka mekana çıkarıyor. Ve işte o alanda bir heykel var ki, belki de tüm dünya halklarının etrafında dolaşıp ibret alması gerek! Yakında Vatikan’a taşınacak olan heykele bir yönünden baktığınız da Yahudi yıldızını, diğer yönünden baktığınızda Hristiyanlığın sembolü haçı, bir başka yönden baktığınızda ise İslamı sembolize eden ay yıldızı görüyorsunuz.

Sanatçı, üç semavi dinin sembolünü dahiyane bir uygulamayla bir bütün haline getirmiş. İşte Macar’ların en önemli özelliği bu bence, dinleri, görüşleri, fikirleri bir araya getirip bütünleştirebilme becerileri. Farklılıklardan çatışma değil, bütünleşme yaratabilmeleri. 6 bin yıllık geçmişlerini, tarihin akışı içinde uğradıkları işgalleri, ezaları filozoflara has bir bakış açısıyla, zerre kadar husumet duygusu barındırmadan değerlendirebilmeleri. 6 bin yıllık geçmişi olan bir şehrin birikimini ruhlarına sindirebilmiş insanların yaşadığı Peç, bir Dünya Kültür Başkenti olmayı hak etmiyor mu sizce? Ben kendi hesabıma bu ünvanı onlara helal ettim, gitti!

Peç’te ikinci Türk istilası Peç sakinleri, 20 – 23 Mayıs’ta bir kez daha Türklerin istilasına uğradı. Bu sefer bin atlıyla değil, iki yazar, birer besteci, soprano, neyzen ve dansçıyla gittik. Yazarlardan söz edişim sadece Perihan Mağden’le iki ayrı okulda ve Belediye Salonunda yaptığımız okumalar yok sayılamayacağından. Yoksa ne okursak okuyalım, muhteşem bir konser ve dans gösterisi dururken, bizim okumalar ne yazar! Beslediği Mevlana-Simyacı senfonik şiiriyle ve piyanosuyla Tuluğ Tırpan, neyiyle Burcu Karadağ, sesiyle Sertap Erener ve dansıyla Su Güneş Mıhladız, Macarları resmen büyüledi, esir aldı, gönüllerinde taht kurdu. Bu konsere katılan Peçliler, bundan böyle Türkleri, Burcu’nun ruhlarına üflediği neyle, Sertap’ın Mevlana’nın, Yunus’un, Abdülkadir Meragi’nin mısralarını seslendirdiği kristal sesiyle, Tuluğ’un bestesiyle hatırlayacak. 45 dakika boyunca, üst üste giydiği tennureleriyle hiç duraksamadan dönerek, egosundan arınıp, yeniden doğmayı sembolize eden Su Güneş’i ise hiç unutmayacak. Keşke tüm ülkeleri fethe hep aynı ekiple çıksak! Hiç elimiz boş dönmezdik!

Boynumuzda bardakla köyü gezdik Perihan Mağden’le üç gün boyunca, Goethe Enstitüsü’nün Yollarda projesinin kapsamında üzerimize düşenleri hiç itiraz etmeden yerine getirdik, okumalarımızı yaptık, soruları yanıtladık, video çekimleri yaptık. Pazar günü organizatörler ekibi ödüllendirmek için yakınlarda bir köydeki şarap festivaline götürdü. Akdeniz iklimini andıran güneşli bölgenin zengin toprağında yetişen üzümlerden çok güzel beyaz şarap üretiliyormuş. Hem 630 hektarlık bağlarda yetişen Chardonnay ve Cirfandli şaplarından tadacağız, hem de Villany bölgesinin kırmızılarını. Köyün girişinde boynumuza birer şarap bardağı astılar, elimize şarap kuponlarımızı ve değerlendirme karnelerimizi tutuşturdular. 14 değişik şarap evinin şarabından tadıp, şaraplara not vereceğiz.

Saat 16.00’da aracımız bizi bıraktığı noktadan alacak. Goethe Enstitüsü’nden çifte Claudia’larla önümüze çıkan ilk eve daldık. Dördüncü evden sonrası pek net değil ama galiba Claudialardan birini arı soktu, ben yerden çamur alıp yanağına yapıştırdım. Perihan çiğnenmiş ekmek uygulamasını sağlık verdi. Son hatırladığım, ani bastıran yağmurun altında araç beklerken sırılsıklam olmamızdı. Akşam konserde Viyana Orkestrası Tuluğ’un eserini yorumlarken gözümden durmadan akan yaşları, tattığım şaraplara yorduğum oldu ama yanımda oturan Alman çiftle arkamda oturan Macarlar da en az benim kadar heyecanlıydı. Sanatın ve şarabın iyisi sınır filan tanımıyor arkadaşlar. Bizde ikisi de var ama her ikisini de dünyaya kendimizi tanıtmak için kullanmasını bir türlü öğrenemiyoruz.

2010-09-27
Ayşe KULİN – Hürriyet

Macaristan’dan öğrencilerin Balıkesir gezisi

1340199232_ba2Estonya, Romanya ve Macaristan’dan gelen öğrenciler, Balıkesir’in Havran Belediye Başkanı Hasan Lofçalıoğlu’nu makamında ziyaret ederek, küresel ısınma için resim yarışması düzenleyeceklerini belirttiler. Estonya, Romanya ve Macaristan’dan gelen öğrenciler, Balıkesir’in Havran Belediye Başkanı Hasan Lofçalıoğlu’nu makamında ziyaret ederek, küresel ısınma için resim yarışması düzenleyeceklerini belirttiler. Küresel ısınma konusunda Türk Milletini uyarmak dostluk, arkadaşlık ve dayanışma duygularını pekiştirmek amacıyla Havran’a geldiklerini söyleyen Avrupalı öğrenciler, Küresel Isınma’ konulu ödüllü resim yarışması düzenleyeceklerini söylediler. Havran Kaymakamlığı ve Havran Belediyesi’nin misafiri olarak Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu binasında misafir edilen öğrenciler, rehberleri öncülüğünde Havran ı inceleyip tanımaya çalışıyorlar. Öğrencilerin, 11 Ağustos 2009 Salı günü Saat 20.00 de küresel ısınma ile ilgili resim yarışması ve toplantı yapacakları öğrenildi.

Macaristan’dan öğrencilerin Maraş gezisi

6501Afşin Eshab-ı Kehf Külliyesi Macaristan, Finlandiya ve Slovakya’dan gelen yaklaşık 80 öğrenciyi ağırladı. Kahramanmaraş Süleyman Demirel Fen Lisesi tarafından hazırlanan Avrupa Birliği Enerji Maksimizasyonu Projesi kapsamında İlçemize gelen Macaristan, Finlandiya ve Slovakyalı öğrenciler Afşin Eshab-ı Kehf Külliyesini ziyaret etti. Macaristan dan 3 öğretmen 7 öğrenci, Slovakya’dan 4 öğretmen 9 öğrenci, Finlandiya’dan 2 öğretmen 11 öğrenci toplam 9 öğretmen 27 öğrenciden oluşan proje ekibi İMKB Kahramanmaraş Süleyman Demirel Fen Lisesi tarafından Afşin’e gezi düzenlendi. Öğrenciler ilk olarak Kahramanmaraş’ın tarihi ve kültürel yönden öneme sahip olan Afşin Eshabı- Kehf Külliyesi’ni ziyaret etti. Ziyarette öğrencilere tercümanlar tarafından külliyenin tarihi anlatıldı. Gezinin amacını anlatan Fen Lisesi Müdürü Fehmi Paksoy, şunları söyledi: ”Avrupa Birliği Proje kapsamında 3 ülkeyle enerji verimliliği ve en az enerji harcayarak çok verimli hale getire biliriz diye bir proje hazırladık. Bu proje kapsamında şuanda Macaristan, Finlandiya ve Slovakya’dan öğrencilerimiz geldi.

Asıl projenin en önemli amacı öğrencilerin birbirlerini ve kültürlerini tanımalarını sağlamak. Ülkemizi tanıtmak. Projenin ortak dili İngilizce misafir öğrenciler aileler tarafından misafir ediliyorlar. Bir hafta boyunca şehrimizi her yönüyle, tanıtılacak proje çalışmalarını 2 yıl sürecek. Ülkeler birbirlerine karşılıklı olarak gidip gelecek. Proje çalışmalarının dışında misafirler İlimizin tarihi, kültürel ve turistik mekânları gezdirilerek tanıtım yapılmakta. Ayrıca yöresel halk oyunlarımıza iştirak edip öğrencilerimizle kaynaşan konuk ekiplerin sevinçleri ve ilgileri görülmeyi değerdi.” Bu arada, Afşin Eshab-ı Kehf Külliyesi’ne gelen kız öğrenciler saclarını kapayarak külliye içerisinde dolaştılar. Öğrencilere buradan çok etkilendiklerini belirterek, ”Biz Türkiye’ye gelmeden önce ülke hakkında bilgi edindik. Buradaki kadınlarında bu tür yerlerde inançları gereği saçlarını kapatıyorlar. Bizde bu yüzden saçlarımızı üzerimizde bulunan ceketlerle kapadık” diye konuştular.

Macaristan’da gazeteciye casusluk suçlaması

Macaristan’da hükümet, Dışişleri Bakanı Péter Szijjártó’nun Moskova ile temaslarına ilişkin haber yapan gazeteci Szabolcs Panyi’ye casusluk suçlaması yöneltti.

Krizin merkezinde, Macaristan Dışişleri Bakanı Péter Szijjártó’nun Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile Avrupa Birliği toplantıları sırasında düzenli temas kurduğu iddiaları yer aldı.

İddialara göre Szijjártó, Brüksel’de yapılan kritik AB toplantılarının içeriğini Lavrov ile paylaşmış olabilecekti. Bu durum, AB içinde “gizlilik ihlali” ve “güven krizi” tartışmalarını beraberinde getirdi.

Başlangıçta bu iddialar Macar hükümeti tarafından “asılsız” olarak nitelendirildi. Ancak daha sonra Szijjártó, Lavrov ile görüşmeler yaptığını kabul etti. Buna karşın, paylaşılan bilgilerin gizli olmadığını ve bunun “diplomasinin doğası” gereği olduğunu savundu.

Gazeteciye yönelik ağır suçlama

Bu iddiaları araştıran ve kamuoyuna taşıyan gazeteci Szabolcs Panyi hakkında hükümet tarafından casusluk suçlaması yöneltildi.

Başbakan Viktor Orbán’a yakın isimler, Panyi’nin “yabancı istihbarat servisleriyle iş birliği yaptığı” ve “ülke güvenliğini tehlikeye attığı” iddiasını ortaya attı.

Szabolcs Panyi 

Hükümet yetkilileri ayrıca, Macaristan’da “Ukrayna bağlantılı casusluk faaliyetlerinin arttığını” öne sürerek, bu dosyanın daha geniş bir güvenlik soruşturmasının parçası olduğunu ima etti.

Panyi ise suçlamaları sert şekilde reddetti. Gazeteci, yaptığı açıklamada herhangi bir istihbarat faaliyetine katılmadığını, yalnızca kamu yararı doğrultusunda araştırma yaptığını ve elde ettiği bilgileri doğrulamak için çalıştığını belirtti.

Ayrıca bu tür suçlamaların, Avrupa Birliği üyesi bir ülkede gazetecilere yöneltilmesinin “son derece tehlikeli bir emsal” oluşturduğunu vurguladı.

Seçim öncesi siyasi gerilim tırmanıyor

Krizin zamanlaması dikkat çekici. Macaristan, 12 Nisan’da yapılacak parlamento seçimlerine hazırlanırken, kamuoyu yoklamaları Başbakan Viktor Orbán’ın partisi Fidesz’in ciddi bir rekabetle karşı karşıya olduğunu gösteriyor.

Ana muhalefet lideri Péter Magyar, iddiaların doğru olması halinde bunun “vatana ihanet” anlamına gelebileceğini söyledi.

Magyar ayrıca hükümeti devlet kurumlarını siyasi amaçlarla kullanmak, muhalefeti baskı altına almak ve seçim sürecine müdahale etmek ile suçladı.

Seçim kampanyası sürecinde ise kişisel saldırılar, dış müdahale iddiaları ve medya üzerindeki baskılar ön plana çıkmış durumda.

AB ile ilişkilerde yeni gerilim

Szijjártó’nun Lavrov ile temasları ve bu temasların zamanlaması, Avrupa Birliği içinde ciddi rahatsızlık yarattı.

AB üyesi ülkeler, özellikle dış politika ve güvenlik konularında yürütülen toplantıların gizliliğine büyük önem veriyor. Bu nedenle, toplantı içeriklerinin üçüncü taraflarla paylaşılması ihtimali “kritik ihlal” olarak değerlendiriliyor.

Bu gelişme Macaristan’ın AB içindeki güvenilirliğini, ortak dış politika koordinasyonunu ve Rusya’ya yönelik yaptırım politikasını doğrudan etkileyebilecek bir risk olarak görülüyor.

gdh. haber

Kunsági borvidék

EGEDY – Létezel

Haritamdaki Budapeşte VII : Mester utca

Bazı sokaklar niye ötekilerden daha çok anlam ifade eder? Basit gibi görünen bu soru, hayatımıza ilişkin uzun soluklu ve hayli çetrefilli bir yolun başlangıcı olabilir. Mester utca’nın varlığıyla tanışmam, arabamı park edecek ucuz bir yer ararken oldu. Bin beş yüz kilometrelik yoldan sonra Suna’nın 7. bölgedeki akşam yemeğine yetişmek için park edecek bir yer ararken, ilk bulduğum otoparktan içeri dalmış ve tabeladaki günlüğü 30 bin forint yazısını ancak çıkarken göz ucuyla görmüştüm. Yemeğe oturduğumuzda, kafamın içinde matkap ucu gibi dönen soruyu sormadan edemedim; meğer hemen karşıda, New York Cafe’nin arkasındaki sokakta çok daha ucuz bir otopark varmış. Sofradan kalkıp bi koşu arabayı çektiğimi hatırlıyorum, günlük 22 bin forint kardaydım. Birkaç gün sonra, Mester utca’daki üç bin forintlik otoparka ulaşmıştım.

Yeni otoparkta her şeyi makinalar yapıyordu. Topu topu sekiz yıl sonra, şimdilerde hepimize normalmiş gibi gelen o zamanlar bir hayli tuhaftı, en azından benim için. Hatırlıyorum da, dönüş yoluna çıkmadan önce sabahın köründe arabayı almaya gittiğimde makine, ne kredi kartı ne de kağıt para kabul etmiş varsa yoksa bozukluk, diye tutturmuştu. Umutsuz adımlarla caddeye döndüğümde orada yardıma hazır Mester utca esnafıyla tanışmıştım. Devasa çınarlar da o sabahın koşuşturması içinde zihnime nakşolmuş olmalı. Ne de olsa bol çınarlı bir şehirden geliyordum ve burada hala varlığını koruyan kırmızı tuğla binalara da çocukluğumun Berlin yıllarından aşinaydım.

Mester utca’yı bir kere sevdim ya, Budapeşte’ye her gelip gittiğimde güzergahlarımdan biri olarak belledim diyeceğim ama hepsi bu kadar da değil. Şehirdeki daimi duraklarımdan Tarık ve Maria’nın evine varmak için de bu güzergahı kullanıyordum. Nedenini hala bilemesem de, bir yere zamanında gitme konusunda evvel ezel takıntılı olmuşumdur; bu yüzden onlara gideceğimde Mester utca’ya genellikle vaktinden önce geliyor, caddede oyalanıyor ve böylece daha önce görmediğim yerlerin farkına varıyordum. Sonraki Budapeşte ziyaretlerimde, haftanın bir-iki günü sokaktaki gözdelerimden Picnicseg’de kahvaltı eder ya da kahve içer oldum. Böyle böyle Mester’in insanları da radarıma girmeye başladı: sabah ve akşam orada olanlar orta sınıf aileler ve onların mektebe gidip gelen çocuklarıydı belki, ama sair zamanlarda çok farklı milletlerden insanlar, farklı amaçlarla burada zaman geçiriyorlardı. Köpek gezdirenler, işten kaytarmış gibi görünen Asyalılar, kafelere çöreklenip internette kaybolmuş Afrikalılar, aşağı yukarı piyasa yapanlar, benim gibi şehrin yabancısı olup çınarların gölgesine sığınanlar, firardaki yaşlılar…

Akşamları eve dönüp de rakısız çilingir soframı kurduğumda, bir yandan Mester utca’nın tarihine çalışmaya başladım doğal olarak. Zaman nasıl geçecek ki? Budapeşte’nin 23 semtinden IX.’su olarak bilinen Ferencváros’un sınırları içindeydi sokak. Bugünkü Kálvin Meydanı ile Ferenc Meydanı arasındaki alan, semtin çoğunlukla bahçeli evlerden oluşan ilk yerleşim yeriymiş. 18. yüzyılda her taraf mera, çiçek ve sebze bahçeleriymiş; halen Mester’i adımlarken gördüğümüz kimi sokak isimleri, Liliom (zambak), Viola (menekşe),  Bokréta (buket) o dönemden yadigar.

1799 ve 1838 sel felaketlerini yaşamış bir bölgeden söz ediyoruz. Bu yüzden 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren yapılan inşaatlarda kerpiç yerine taş ve tuğla kullanılmış. Bölgenin sanayileşmesi de bu dönemeçte gerçekleşmiş. 1870’lerde beş büyük değirmen faaliyet gösteriyormuş; 1902’de Macaristan’ın en büyük mezbahası burada kurulmuş, Yahudi gemi işletmecisi Herz Armin de İtalyanlardan öğrendiği salam yapma inceliklerini sergilediği, sonradan dünya çapında ünlenecek fabrikasını, 1888’de burada açmış.

Sokak Habsburg krallığında Gottesacker Gasse (Mezarlık sokağı) olarak adlandırılıyormuş. O sıralar şehirde çok sayıda mezarlık sokağı olduğundan, 1874’te  buraya yeni bir ad verilmesi düşünüldüğünde bölge sakinleri, sokağa şair, yazar, tarihçi, Macaristan Bilimler Akademisi üyesi ve bölge milletvekili Kálmán Thaly’nin (1839-1909) adının verilmesini istemiş ama belediye yönetimi bunu kabul etmemiş. Sebebi siyasal çekişmeler midir, yoksa sonrasında Kálmán Thaly’nin adıyla birlikte anılan sahte tarih yazıcılığı daha o zamanlardan mı kuşku yaratmıştı bunu kestirmek zor.

19. Yüzyıl sonuda buranın Kálmán Thaly yerine, Almanca’da usta anlamına gelen mester adıyla anılması, kolayca tahmin edilebileceği gibi zaman içinde çok sayıda zanaatkar atölyesine ev sahipliği yapmasıyla ilgili. 

Bütün bu geçmiş zaman hikayelerini anlatıyorum çünkü bunlar benim gözümde sokağa başka boyutlar katıyor; örneğin bazen cadde boyunca yürürken, kanlı önlükleriyle mezbahanın önüne çıkmış, üstlerinden bir başka canlıyı boğazlamış olmanın efsunu tüterken, sigaralarını tellendiren iri yarı adamlar görür gibi oluyorum ve artık modernleştiğimize dair bütün o yeni zaman palavraları bir anda ıskartaya çıkıyor.

Sokağın ötelerine, Haller utca’ya uzanmam daha sonradır. Meydancığa doğru, sağda Dandar utca’nın girişindeki antikacıyla tanışmam da o döneme rastlar: Antik Odeon Recipiac Bazarruház. Dışardan çok şey vaat eden bir dükkandı ama içerisi efemera takıntılı benim gibi biri için neredeyse çöl manzarasıydı. Yine de Mester utca’ya her yolum düştüğünde kapısından içeri girmeye devam ettim, çünkü içerde çok farklı iki dünya dip dibe yaşıyordu ve bunun her hangi bir arızaya uğramadan sürüp gittiğini görmek beni hem şaşırtıyor hem de rahatlatıyordu. Kabaca kapıdan girince sağdaki genişçe bölüm tam karşıdaki tezgahın arkasında pinekleyen adamın kontrolündeydi. Aslında kontrol lafın gelişi, çünkü bu bölümde her şey karışık bir biçimde ve gelişigüzel yerlere, masaların üzerlerine ve raflara atılmış ya da yığılmıştı. Eşelenmek koleksiyoncuların ortak hastalığıdır, adam da bunu biliyor olmalıydı ama üstüne bundan zevk aldığını da fark ediyordunuz. Çünkü tozun toprağın içinden ne bulsanız, yüzünde o tuhaf sırıtışla, külçe altın bulmuşsuzunuz gibi bir fiyat söylüyordu. Buna mukabil soldaki daha ufarak oda, karısının kontrolündeydi. Burada her şey yerli yerindeydi. Güleryüzle karşılanıyor, bir tabureye buyur ediliyor ve önünüze yığılan mallarla baş başa bırakılıyordunuz; üstelik fiyatlar da üç on paraydı.

Şehri köyden ve kasabadan ayıran onun kozmopolit yapısıdır. Bu sadece insanlar için değil binalar, eşyalar, işyerleri için de geçerlidir. Zaman durmuyor malum, eski ile yeninin harmanını tutturmak önemli. Şehirlerde giderek daha çok bölgenin tek tipleşmeye başladığına tanıklık ediyoruz. Sanırım Budapeşte’de bu harmanın -şimdilik- iyi tuttuğu yerlerden biri Mester utca ve civarı. Ferenc Körút tarafından girilince yeni binaların çoğu ve dükkanlar daha çok caddenin sol tarafına yaslanmış durumdalar; berber, gözlükçü, pizzacı, dönerci, Çin marketi, uzak doğu fast food lokantaları, manavlar, çorbacı, kahvehaneler, pastaneler, lotocu, cep telefoncu vb.

Bütün bu cümbüşün karşı sırasında, 51 numaralı tramvayın başlangıç durağı olan sağ koldan ilerlendiğinde eski apartmanlar ve onların zarif balkonlarının vakur sessizliği ağır basıyor. Bir zamanlar can simidim olan otopark şimdi sokağın bağrına saplanmış hançer gibi, ama bundan kaçış yok. Büyük ölçekli konut yenileme ve ardından gelen “soylulaştırma çalışmaları”yla -ne laf ama!-, işçi sınıfının yaşadığı Ferencváros, son 15 yılda orta sınıf çekirdek ailelere uygun bir yer haline geldi. Civardaki öğrenci kafeleri ve turistik alanlar da cabası.

Haller Meydanı benim için yolun sonu olsa da Mester utca bu kadarla bitmez. Bir keresinde meraktan ve birazda ayaklarımı açmak için sonuna kadar gitmiştim, o kadarı yetti. Saint Vincent de Paul Kilisesi’ni geçince sol tarafta uzun bir park başlar. Sağ taraf, eski ve yeni binaların harmanıyla oluşturulmuş konutlardan ibarettir. Buralar artık, Kós Károly’un cümleleriyle söylecek olursak, insanların konduğu kafesler, olarak nitelenebilecek yapı bloklarıdır. Obi sapağını geçtiğinizde ise doğrudan toplu konutlara ve yenilerini bekleyen boş arsalara varırsınız. Yolun sonu devasa Praktiker ve Lurdy Ház binalarının öpücükleri arasında boğulur.

Yine de bitmez Mester utca biraz daha yürüyüp, tren alt geçidine de batıp çıkmanız ve Külsó Mester utca’nın neredeyse kırsal peyzajına yüz sürmeniz gerekir.

Serhat Öztürk – Türkinfo

Macar fotoğrafçı Milan Radisics’in ‘Water.Shapes.Earth’ sergisi İstanbul’da

Macar fotoğraf sanatçısı Milan Radisics, dünya üzerindeki su yollarının evrimini belgeleyen ödüllü projesi ‘Water.Shapes.Earth’ ile Türkiye’nin Anadolu platosundan İstanbul’a uzanan bir görsel yolculuğa çıkarıyor.

Liszt Enstitüsü Macar Kültür Merkezi, Macar fotoğraf sanatçısı Milan Radisics’in, dünya üzerindeki su yollarının evrimini belgeleyen kapsamlı fotoğraf ve multimedya projesi “Water.Shapes.Earth”in Türkiye çekimlerine ev sahipliği yapıyor.

Kaynak

*****

Központunk Milán Radisics fotóművész időben elnyúló és különböző földrajzi területeket felölelő Water.Shapes.Earth projektjének Törökországban készült részét, „Lábnyomaink – Az ember hatása a környezetre” című kiállítást látja vendégül.

A világ vízfolyásainak evolúcióját vizsgáló, díjnyertes projekt célja, hogy bemutassa a víz forrását, terjedésének módját, azt, ahogyan bolygónkat elegánsan formálja, valamint azt is, mi várhat ránk, amikor a víz végül visszahúzódik.

A Magyar–Török Kulturális Év keretében 2024 nyarán a művész az Anatóliai-fennsíkot járta be a projekt egy másik állomásaként, és dokumentálta azt a földrajzi területet, amelyet néhány millió évvel ezelőtt még tenger borított, ma pedig már csak nyomai láthatók.

Kaynak

Kertész Erzsi: Merhabalar Majesteleri! ve Mucizeye Tanık Olun!

Tümbekli Geçit Okulunda her zaman adı kadar ilginç şeyler olur! Üçüncü sınıfa giden Arya, okuldaki diğer kızlar gibi dünyanın en güzel renginin muhtemelen pembe olduğunu düşünmeye başlar ve pembe dünyaya ilk adımlarını atar. Arya, âdeta lunapark gibi bir şatoda yaşayan İsviçreli akrabalarından bahseder ve okulda onunla arkadaş olmak için büyük bir rekabet başlar. Peki, bu muhteşem İsviçre hikâyesinin ardındaki gerçek ne acaba?

“Sözde” sorunlara odaklanan bu seride; çocukların karşılaştıkları her sorun, yollarına çıkan bir tümbek gibidir. Sorunları aştıkça biraz daha büyürler, yollarına devam ederler.

Çizer Metzing Eszter

Çevirmen Éva Aktürk

Kaynak: https://www.erdemyayinlari.com.tr/

Potanın Perileri, Macaristan’a kaybetti

A Milli Kadın Basketbol Takımı, 2026 FIBA Dünya Kupası Elemeleri’ndeki 5. ve son maçında Macaristan’a 89-74 mağlup oldu. Bu sonuçla Türkiye, 2 galibiyet ve 3 yenilgi sonucunda C Grubu’nu 3. sırada tamamlayarak Dünya Kupası bileti aldı.

Kaynak

Türkiye Basketbol Federasyonu
16,474FansLike
639FollowersFollow