2026. Ağustos 4.
Türkinfo Blog

Türkinfo’da yeni dönem başlıyor

11rollup.2-121x300Değerli Okur!

Sitemiz bugünden itibaren tamamen yenileniyor.

Modern ve kolayca kullanılabilen bir site haritası ve daha kaliteli bir içerik Türkinfo’nun yayın hayatında yeni bir dönemin işareti. Yedi yıllık bir geçmişe sahip olan Türkinfo böylece “çocukluk dönemini” geride bırakmış oluyor ve çağdaş beklentilere daha da yanıt vererek Türk Macar ilişkileri alanında referans yayın organı olma işlevini yerine getirmeye devam ediyor. „Bir tutam Macaristan – Egy csipet Törökország” sloganımızın da kanıtladığı gibi bundan böyle de hem Türkiye’nin ve hem de Macaristan’ın toplum ve kültür hayatının her alanından size bilgiler ulaştırmaya devam edeceğiz.

Bundan yedi yıl önce Türkinfo Macarlara gerçek Türkiye’yi, Türklere de asıl Macaristan’ı anlatmak için yola çıktığında aslında bu alanda yalnız sayılırdık. Bugün artık “Türk Macar dostluğu” her iki ülke açısından hükümet düzeyinde de öne çıkarılan bir strateji haline geldi. Bu durum bizi memnun etmekle birlikte, yaptığımız işin ağırlığını daha iyi hissetmemize de neden oluyor. Çünkü bu ortam kısa vadeli politik etkilerden uzak durmayı öngören Türkinfo yayın ilkelerinin önemini daha da arttırıyor.

Türkinfo’nun yayın ilkelerini bir daha hatırlatmakta yarar var:

Bağımsızız, ancak tarafsız değiliz. Çünkü halklar ve kültürler arasındaki dostluğa ve uluslararası insan haklarına saygı gösterilmeden insanoğluna layık bir geleceğe ulaşamayacağımızı düşünüyoruz.

Çağdaş düşünce akımlarından ve teknik yeniliklerden yanayız, ancak geleneklere de saygı duyuyoruz, çünkü zorla kesintilere uğratılmamış ve barışçıl bir toplum arzuluyoruz.

Her alanda diyalog talep ediyoruz. Çünkü diyalogla çözülemeyecek toplumsal ve tarihsel sorun olmadığını düşünüyoruz, ancak diyalog sürecinde de adaletten taviz verilemeyeceği kanısındayız.

Ve son olarak da sivil toplumsal ilişkilerden ve kar amacı gütmeyen örgütlenmelerden yana olduğumuzu vurguluyoruz. Çünkü Türkinfo deneyiminin de kanıtladığı gibi insanların gönüllü katkılarla kendilerini ilgi duydukları alanda var etmelerinin inanılmaz enerjiler yaratacağını düşünüyoruz.

Değerli okur! Bizim açımızdan okurlar asla sıradan ve pasif bir kitle değildi. Türkinfo şimdiye kadar da siteyi ve tüm faaliyetlerini okurlarına dayanarak gerçekleştirdi. Çünkü okurlarımız hep yanımızdaydı ve aktif varlıklarıyla bize güç verdiler.

Umarız bu bundan sonra da böyle olur.

Okurlarımızın düşünce ve önerileri bizim için bundan sonra da yol gösterici olacaktır.

9 Nisan 2015, Budapeşte

Tarık Demirkan

Türkinfo Yayın Yönetmeni

Kütahya’nın kardeş şehri Avrupa’nın Kültür Başkenti

pecs4Peç, sakin, kargaşasız, trafiksiz ve sadece 150 bin nüfuslu bir şehir. Ama ne şehir! Bir peri sihirli çubuğu ile dokunup, bu şehirde zamanı dondurmuş. Hiç kimse (bir Türk’ün asla anlayamayacağı vatandaşlık terbiyesiyle) asırlar öncesinde inşa edilen binalara bir çivi olsun çakmamış, dokunmamış, yıkıp yerine yenisini yapmamış, üzerine kat çıkmamış. Böylece Batı Roma, Osmanlı, Gotik, Barok ve Rokoko üslupları doğa afetlerinin dışında hiçbir tahrifata uğramadan bu güne kadar gelebilmiş. Avuç içi kadar bir kent, her biri pırlanta taşı değerinde binalarıyla bir açık müze oluşturuyor, sokaklarında dolaşanlara bir insanlık ve medeniyet dersi veriyor. Peç’de gezerken ortaçağdan bu güne, tarihin içinde dolaşıyorsunuz.

BİRARADA YAŞAMA KÜLTÜRÜ KÖK SALMIŞ

Hayat Peç’de 6 bin yıl önce Keltler ve İliryalılarla başlamış. 2’nci yüzyılda Roma İmparatorluğu’nun sonra da sırasıyla Hun, Ostrogot nihayet Frankların eline geçmiş. Macarların burada resmen bir devlet kurmalarının belgeli tarihi, 23 Ağustos 1003, fakat ülke sonradan çok işgal görmüş. Sırbistan’la savaşmış, 16 – 17’inci yüzyıllarda, 150 sene boyunca Osmanlı İmparatorluğunun parçası olmuş. “Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik/ Bin atla o gün dev gibi bir orduyu yendik/ Geçtik Tuna’dan bir yaz günü kafilelerle”, diye mısralar döşenmiş Yahya Kemal, Mohaç seferi için ama 1780’de Avusturya- Macaristan İmparatorluğu’na devretmişiz aldığımız yerleri.

1. Dünya Savaşı sonrasında, Avusturya- Macaristan İmparatorluğu’nun da çökmesiyle, Macaristan nihayet özgürlüğüne kavuşmuş. Peç’in geçmişinde böyle gamlı günleri var ama şehrin kültürel kaderi, tarihinden hep çok daha parlak olmuş. İlk üniversitesini 1367, ilk kütüphanesini 1774 yılında kurmuş. Bu gün 34 bin öğrencili, 10 fakülteli üniversitesi, sanatın tüm alanları kapsayan ve sürekli düzenlenen kültür etkinlikleriyle çağdaş ve hareketli bir şehir. Aynı zamanda, değişik etnik ve dini grupları hiç ayırım yapmadan kucaklamasıyla da ünlü. Çünkü çok işgal görmüş. Peç’de Macarların yanı sıra Şvaplar, Sırplar, Hırvatlar, Müslüman Boşnaklar ve Yahudiler yanyana ahenk içinde yaşayabiliyor. Yahudi veya Müslüman çocukların devam ettiği okulların önünde onları muhtemel saldırılara karşı korumak üzere bekleyen polis araçları olmadığı gibi, değişik inançlara sahip dini ibadet yerlerini de yüksek duvarlarla korumaya almaya gerek görmüyorlar. Çünkü kimse ötekinin inancına karşı husumet beslemiyor. İnsanlar huzurlu, mutlu ve özgür, bu şehirde.

İNANÇLARI BULUŞTURAN SZCEHENYI MEYDANI

Bizim Taksim Meydanı’mıza tekabül eden Szcehenyi Meydanı’ndaki Gazi Kasım Paşa Camii’nin damında İslamı sembolize eden yarım ayın üzerinde bir haç var, tam önünde de 1713’de yaptırılan Holy Trinity Meryem Ana heykeli. Meydanın bir başka köşesinde Macarları Türkler’in boyunduruğundan kurtaran milli kahramanları Janos Hunyadi’nin koskocaman bir heykelini dikmişler. Ama daracık sokakları ve cumbalı minik evleriyle Peç’in en romantik mahallesi olan Tetye’nin adının, Türklerin burada tekke olarak kullandıkları bir mekandan geldiğini de inkar etmiyorlar, tıpkı 16. Yüzyılın sonlarında, “aziz” olarak kabul ettikleri Baba İdris adlı Osmanlı âliminin türbesini hâlâ korudukları ve anısını saygıyla yâdettikleri gibi.

Peç’in sokakları ve meydanları kahvehanelerle, barlarla, lokantalarla dolu. Sokaklarda müzik yapan öğrenci grupları dolaşıyor. Özellikle hafta sonları bir üniversite şehri olduğu için, yollar eğlenen gençlerle dolup taşıyor. İstanbul’da nasıl adım başına bir banka varsa, Peç’de de adım başına bir kitapçıya rastlamak mümkün. Kitapçı bolluğu kültür eşikleri hakkında bir fikir verebiliyor. Marka satan dükkanlara hemen hemen hiç rastlanmıyor ama sokak satıcılarının kişisel ürünlerini sergiledikleri pazar yerleri çok revaçta. Macarların uzun süren Sovyet rejiminin etkisinden kurtulmaları belli ki bir zaman alacak, servis sektörü hâlâ çok yavaş işliyor. Bırakın bir yemeğin bir bardak içkinin dahi gelmesi için en az 15 dakika beklemek zorunda kalıyorsunuz. Sabırsız Türkler için dayanılması zor bir durum. Ayrıca Macarlar bizlere göre çok sakin ve mesafeli. Gençlerin doldurduğu kafeteryalarda dahi bağıra çağıra konuşan ya da kahkahayla gülen kimseye rastlamadık.

UNVANI HAK EDİYORLAR Macarlara eğlenmek, gülmek, alışveriş etmek ve hızlı servis vermek adına pek çok şey öğretebiliriz ama onlardan öğreneceğimiz çok önemli bir şey var. Onu da bir örnekle anlatmaya çalışayım: 2000’de UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne giren bir Necropolisleri var. 3’üncü yüzyıla ait bu çok katlı Hristiyan mezarlığını ilk kez 1780’de bulmuşlar. Erken devir freskolarını da ihtiva eden mezarlığın kazıları hâlâ sürüyor. Dönem eserlerinin bulunduğu bu mekan ilginç bir geçişle bizi bu günün eserlerinin sergilendiği bir başka mekana çıkarıyor. Ve işte o alanda bir heykel var ki, belki de tüm dünya halklarının etrafında dolaşıp ibret alması gerek! Yakında Vatikan’a taşınacak olan heykele bir yönünden baktığınız da Yahudi yıldızını, diğer yönünden baktığınızda Hristiyanlığın sembolü haçı, bir başka yönden baktığınızda ise İslamı sembolize eden ay yıldızı görüyorsunuz.

Sanatçı, üç semavi dinin sembolünü dahiyane bir uygulamayla bir bütün haline getirmiş. İşte Macar’ların en önemli özelliği bu bence, dinleri, görüşleri, fikirleri bir araya getirip bütünleştirebilme becerileri. Farklılıklardan çatışma değil, bütünleşme yaratabilmeleri. 6 bin yıllık geçmişlerini, tarihin akışı içinde uğradıkları işgalleri, ezaları filozoflara has bir bakış açısıyla, zerre kadar husumet duygusu barındırmadan değerlendirebilmeleri. 6 bin yıllık geçmişi olan bir şehrin birikimini ruhlarına sindirebilmiş insanların yaşadığı Peç, bir Dünya Kültür Başkenti olmayı hak etmiyor mu sizce? Ben kendi hesabıma bu ünvanı onlara helal ettim, gitti!

Peç’te ikinci Türk istilası Peç sakinleri, 20 – 23 Mayıs’ta bir kez daha Türklerin istilasına uğradı. Bu sefer bin atlıyla değil, iki yazar, birer besteci, soprano, neyzen ve dansçıyla gittik. Yazarlardan söz edişim sadece Perihan Mağden’le iki ayrı okulda ve Belediye Salonunda yaptığımız okumalar yok sayılamayacağından. Yoksa ne okursak okuyalım, muhteşem bir konser ve dans gösterisi dururken, bizim okumalar ne yazar! Beslediği Mevlana-Simyacı senfonik şiiriyle ve piyanosuyla Tuluğ Tırpan, neyiyle Burcu Karadağ, sesiyle Sertap Erener ve dansıyla Su Güneş Mıhladız, Macarları resmen büyüledi, esir aldı, gönüllerinde taht kurdu. Bu konsere katılan Peçliler, bundan böyle Türkleri, Burcu’nun ruhlarına üflediği neyle, Sertap’ın Mevlana’nın, Yunus’un, Abdülkadir Meragi’nin mısralarını seslendirdiği kristal sesiyle, Tuluğ’un bestesiyle hatırlayacak. 45 dakika boyunca, üst üste giydiği tennureleriyle hiç duraksamadan dönerek, egosundan arınıp, yeniden doğmayı sembolize eden Su Güneş’i ise hiç unutmayacak. Keşke tüm ülkeleri fethe hep aynı ekiple çıksak! Hiç elimiz boş dönmezdik!

Boynumuzda bardakla köyü gezdik Perihan Mağden’le üç gün boyunca, Goethe Enstitüsü’nün Yollarda projesinin kapsamında üzerimize düşenleri hiç itiraz etmeden yerine getirdik, okumalarımızı yaptık, soruları yanıtladık, video çekimleri yaptık. Pazar günü organizatörler ekibi ödüllendirmek için yakınlarda bir köydeki şarap festivaline götürdü. Akdeniz iklimini andıran güneşli bölgenin zengin toprağında yetişen üzümlerden çok güzel beyaz şarap üretiliyormuş. Hem 630 hektarlık bağlarda yetişen Chardonnay ve Cirfandli şaplarından tadacağız, hem de Villany bölgesinin kırmızılarını. Köyün girişinde boynumuza birer şarap bardağı astılar, elimize şarap kuponlarımızı ve değerlendirme karnelerimizi tutuşturdular. 14 değişik şarap evinin şarabından tadıp, şaraplara not vereceğiz.

Saat 16.00’da aracımız bizi bıraktığı noktadan alacak. Goethe Enstitüsü’nden çifte Claudia’larla önümüze çıkan ilk eve daldık. Dördüncü evden sonrası pek net değil ama galiba Claudialardan birini arı soktu, ben yerden çamur alıp yanağına yapıştırdım. Perihan çiğnenmiş ekmek uygulamasını sağlık verdi. Son hatırladığım, ani bastıran yağmurun altında araç beklerken sırılsıklam olmamızdı. Akşam konserde Viyana Orkestrası Tuluğ’un eserini yorumlarken gözümden durmadan akan yaşları, tattığım şaraplara yorduğum oldu ama yanımda oturan Alman çiftle arkamda oturan Macarlar da en az benim kadar heyecanlıydı. Sanatın ve şarabın iyisi sınır filan tanımıyor arkadaşlar. Bizde ikisi de var ama her ikisini de dünyaya kendimizi tanıtmak için kullanmasını bir türlü öğrenemiyoruz.

2010-09-27
Ayşe KULİN – Hürriyet

Macaristan’dan öğrencilerin Balıkesir gezisi

1340199232_ba2Estonya, Romanya ve Macaristan’dan gelen öğrenciler, Balıkesir’in Havran Belediye Başkanı Hasan Lofçalıoğlu’nu makamında ziyaret ederek, küresel ısınma için resim yarışması düzenleyeceklerini belirttiler. Estonya, Romanya ve Macaristan’dan gelen öğrenciler, Balıkesir’in Havran Belediye Başkanı Hasan Lofçalıoğlu’nu makamında ziyaret ederek, küresel ısınma için resim yarışması düzenleyeceklerini belirttiler. Küresel ısınma konusunda Türk Milletini uyarmak dostluk, arkadaşlık ve dayanışma duygularını pekiştirmek amacıyla Havran’a geldiklerini söyleyen Avrupalı öğrenciler, Küresel Isınma’ konulu ödüllü resim yarışması düzenleyeceklerini söylediler. Havran Kaymakamlığı ve Havran Belediyesi’nin misafiri olarak Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu binasında misafir edilen öğrenciler, rehberleri öncülüğünde Havran ı inceleyip tanımaya çalışıyorlar. Öğrencilerin, 11 Ağustos 2009 Salı günü Saat 20.00 de küresel ısınma ile ilgili resim yarışması ve toplantı yapacakları öğrenildi.

Macaristan’dan öğrencilerin Maraş gezisi

6501Afşin Eshab-ı Kehf Külliyesi Macaristan, Finlandiya ve Slovakya’dan gelen yaklaşık 80 öğrenciyi ağırladı. Kahramanmaraş Süleyman Demirel Fen Lisesi tarafından hazırlanan Avrupa Birliği Enerji Maksimizasyonu Projesi kapsamında İlçemize gelen Macaristan, Finlandiya ve Slovakyalı öğrenciler Afşin Eshab-ı Kehf Külliyesini ziyaret etti. Macaristan dan 3 öğretmen 7 öğrenci, Slovakya’dan 4 öğretmen 9 öğrenci, Finlandiya’dan 2 öğretmen 11 öğrenci toplam 9 öğretmen 27 öğrenciden oluşan proje ekibi İMKB Kahramanmaraş Süleyman Demirel Fen Lisesi tarafından Afşin’e gezi düzenlendi. Öğrenciler ilk olarak Kahramanmaraş’ın tarihi ve kültürel yönden öneme sahip olan Afşin Eshabı- Kehf Külliyesi’ni ziyaret etti. Ziyarette öğrencilere tercümanlar tarafından külliyenin tarihi anlatıldı. Gezinin amacını anlatan Fen Lisesi Müdürü Fehmi Paksoy, şunları söyledi: ”Avrupa Birliği Proje kapsamında 3 ülkeyle enerji verimliliği ve en az enerji harcayarak çok verimli hale getire biliriz diye bir proje hazırladık. Bu proje kapsamında şuanda Macaristan, Finlandiya ve Slovakya’dan öğrencilerimiz geldi.

Asıl projenin en önemli amacı öğrencilerin birbirlerini ve kültürlerini tanımalarını sağlamak. Ülkemizi tanıtmak. Projenin ortak dili İngilizce misafir öğrenciler aileler tarafından misafir ediliyorlar. Bir hafta boyunca şehrimizi her yönüyle, tanıtılacak proje çalışmalarını 2 yıl sürecek. Ülkeler birbirlerine karşılıklı olarak gidip gelecek. Proje çalışmalarının dışında misafirler İlimizin tarihi, kültürel ve turistik mekânları gezdirilerek tanıtım yapılmakta. Ayrıca yöresel halk oyunlarımıza iştirak edip öğrencilerimizle kaynaşan konuk ekiplerin sevinçleri ve ilgileri görülmeyi değerdi.” Bu arada, Afşin Eshab-ı Kehf Külliyesi’ne gelen kız öğrenciler saclarını kapayarak külliye içerisinde dolaştılar. Öğrencilere buradan çok etkilendiklerini belirterek, ”Biz Türkiye’ye gelmeden önce ülke hakkında bilgi edindik. Buradaki kadınlarında bu tür yerlerde inançları gereği saçlarını kapatıyorlar. Bizde bu yüzden saçlarımızı üzerimizde bulunan ceketlerle kapadık” diye konuştular.

Macaristan’ın tek nükleer santrali durdu

Macaristan, reaktörlerin soğutulmasında kullanılan Tuna Nehri’nin su seviyesinin ciddi biçimde alçalması üzerine ülkenin tek nükleer santrali Paks’ta elektrik üretimini tamamen durdurdu. Kapanma, 44 yıllık santralin tarihinde bir ilk olurken Macaristan önümüzdeki günlerde beklenen en sıcak günlere en büyük elektrik kaynağı olmadan giriyor.

Macaristan, reaktörlerin soğutulmasında kullanılan Tuna Nehri’nin su seviyesinin ciddi biçimde alçalması üzerine ülkenin tek nükleer santrali Paks’ta elektrik üretimini tamamen durdurdu. Ülkenin elektrik üretiminin yaklaşık yüzde 40’ını karşılayan yaklaşık 2 bin megavat kapasiteli tesisin devre dışı kalmasıyla hükümet, şebekenin kaldıramayacağı bir yük oluşması hâlinde büyük sanayi kuruluşlarının elektrik tüketimini zorunlu olarak sınırlandırabileceğini açıkladı. 

  • Kapanma, 44 yıllık santralin tarihinde bir ilk olurken Macaristan önümüzdeki günlerde beklenen en sıcak günlere en büyük elektrik kaynağı olmadan giriyor.

Macaristan’ın enerji krizinin merkezindeki sorun, ülkenin ortasından geçen ve yüzyıllardır ulaşımın, tarımın ve ticaretin omurgasını oluşturan Tuna Nehri’nde santralin pompalarının çekebileceği kadar su kalmaması.

Başkent Budapeşte’de nehir seviyesi Temmuz sonunda 23 santimetreye kadar düştü. Bu, 2018’de kaydedilen 33 santimetrelik önceki en düşük seviyenin de altındaydı. Macaristan Meteoroloji Servisi’ne göre ülkenin büyük bölümünde son 90 gündeki yağış miktarı uzun dönem ortalamasının 80-130 milimetre altında kaldı. 

Art arda gelen sıcak hava dalgaları buharlaşmayı hızlandırırken, önümüzdeki günlerde sıcaklığın 38-40 dereceye ulaşması bekleniyor. Bu koşullar altında Paks Nükleer Santrali önce üretimini kademeli olarak azalttı. Nehir seviyesi düştükçe reaktörlerin gücü sınırlandı, bloklardan biri tamamen devreden çıkarıldı ve tesis kapasitesinin yarısının altında çalışmaya başladı. Su çekme kanallarındaki seviye reaktörlerin güvenli biçimde soğutulmasını sağlayamayacak noktaya gelince dört ünitenin tamamının kapatılmasına karar verildi.

Paks neden Tuna’ya bağımlı?

Nükleer santraller elektrik üretirken büyük miktarda ısı açığa çıkarıyor. Reaktördeki nükleer tepkime suyu ısıtıyor, oluşan buhar türbinleri döndürüyor ve elektrik üretiliyor. Ancak sistemin güvenli ve verimli çalışabilmesi için fazla ısının sürekli olarak uzaklaştırılması gerekiyor.

Paks’ta bu görev Tuna’dan alınan suyla yerine getiriliyor. Nehirden çekilen su, santralin soğutma sisteminden geçirildikten sonra daha yüksek sıcaklıkta yeniden Tuna’ya bırakılıyor. Nehir seviyesi fazla düştüğünde ise iki sorun ortaya çıkıyor: Pompalar gerekli miktarda suyu çekemiyor ve azalan nehir debisi, santralden çıkan sıcak suyun çevresel sınırlar içinde seyrelmesini zorlaştırıyor.

Santralin bu ölçekte kullanılabilecek yedek bir su kaynağı bulunmuyor. Bu nedenle Tuna’nın debisi belirli bir eşiğin altına düştüğünde üretimin azaltılması, daha da düşmesi hâlinde ise reaktörlerin kapatılması gerekiyor. Hükümet, kapanmanın bir nükleer güvenlik tehdidi oluşturmadığını, tesisin önceden belirlenen güvenlik prosedürleri uyarınca kontrollü biçimde durdurulduğunu açıkladı.

Reaktörlerin kapatılması, soğutma ihtiyacını hemen ortadan kaldırmıyor. Nükleer yakıt, zincirleme tepkime durdurulduktan sonra da bir süre ısı üretmeye devam ediyor. Bu nedenle sistemlerin ve kullanılmış yakıt havuzlarının soğutulması sürdürülüyor ancak elektrik üretimi sırasındaki su ihtiyacı önemli ölçüde azalıyor.

Macaristan elektriğinin ne kadarı Paks’tan geliyor?

Budapeşte’nin yaklaşık 90 kilometre güneyindeki Paks santrali, Macaristan’ın tek nükleer tesisi ve ülkenin en büyük elektrik üretim kaynağı. Tesiste Sovyet tasarımı dört VVER-440 basınçlı su reaktörü bulunuyor. İlk reaktör 1982’de, diğer üçü 1984, 1986 ve 1987’de devreye alındı. Sonraki modernizasyonlarla her ünitenin kapasitesi yaklaşık 500 megavata çıkarıldı ve santralin toplam kurulu gücü 2 bin megavata yaklaştı.

Paks’ın elektrik üretimindeki payı yıldan yıla değişiyor. 2024’te nükleer enerji Macaristan’ın toplam elektrik üretiminin yaklaşık yüzde 42’sini sağladı. Santral bu nedenle sıklıkla ülkenin elektriğinin “yaklaşık yüzde 40’ını” ya da “neredeyse yarısını” üreten tesis olarak tanımlanıyor.

Santralin kapatılmasının sonuçları ne olabilir?

Hükümet şimdilik haneler için genel bir elektrik kesintisi kararı açıklamadı. Ancak şebekedeki arz ile tüketimin her an dengede tutulması gerekiyor. Üretim talebin altına düşerse frekans bozulabiliyor ve kontrolsüz, geniş çaplı kesintiler yaşanabiliyor.

Macaristan Başbakanı Péter Magyar, ülkenin “en kritik beş güne” girdiğini söyledi. Hükümet, öncelikle büyük sanayi tüketicilerinden akşam 17.00-22.00 arasındaki yoğun saatlerde elektrik kullanımını gönüllü olarak azaltmalarını istedi. Petrol ve enerji grubu MOL, tüketimini yüzde 40’a kadar düşürmeyi kabul eden şirketler arasında yer aldı.

Hazırlanan acil durum düzenlemesi, gönüllü önlemler yetersiz kalırsa en büyük sanayi kuruluşlarına verilen elektriğin geçici olarak sınırlandırılmasına izin veriyor. Batarya fabrikaları, otomobil üreticileri, çimento, kimya ve gübre tesisleri ile yüksek tüketimli diğer fabrikalar olası kesintilerden ilk etkilenecek gruplar arasında bulunuyor.

Hükümet ayrıca yoğun saatlerde yük taşımacılığının azaltılması, bazı trenlerin daha yavaş işletilmesi ve kamu binalarındaki dekoratif aydınlatmaların kapatılması gibi seçenekleri de değerlendirdi. Parlamento çalışmalarına ara verilmesi ve devlet kurumlarında gereksiz elektrik tüketiminin durdurulması da tasarruf önlemleri arasında yer aldı.

Hanelerden ise klima kullanımını ve elektrikli araç şarjını mümkün olduğunca akşam yoğunluğunun dışına kaydırmaları istendi. Yetkililerin amacı, günlük toplam tüketimi tamamen ortadan kaldırmak değil, güneş enerjisi üretiminin düştüğü akşam saatlerinde oluşan ani talep zirvesini yumuşatmak.

Güneş enerjisi açığı kapatamaz mı?

Macaristan son yıllarda güneş enerjisinde hızlı bir büyüme yaşadı. Güneş santralleri açık ve sıcak günlerde öğle saatlerinde ülkenin elektrik talebinin çok büyük bölümünü karşılayabiliyor.

Ancak güneş battığında tablo değişiyor. Klimaların ve sanayi tesislerinin elektrik talebi yüksek kalırken güneş üretimi kısa sürede sıfıra yaklaşıyor. Paks gibi günün her saati çalışan bir santralin yokluğunda bu açığın doğalgaz santralleri, ithalat ve tüketim kısıtlamalarıyla kapatılması gerekiyor.

Üstelik Macaristan’ın önemli gaz santrallerinden birindeki arıza, sistemdeki yedek kapasiteyi daha da azalttı. Hükümet; Slovakya, Avusturya, Hırvatistan, Sırbistan, Romanya ve Ukrayna dahil komşu ülkelerden mümkün olan en yüksek düzeyde elektrik ithal etmeye çalışıyor. Ülkenin teorik ithalat kapasitesinin yaklaşık 3.600-3.800 megavat olduğu belirtiliyor.

Fakat sıcak hava ve kuraklık yalnızca Macaristan’ı etkilemiyor. Komşu ülkelerde de klima kullanımı yükselirken hidroelektrik ve termik üretim üzerinde baskı oluşuyor. Bu nedenle piyasada satın alınabilecek elektriğin miktarı azalabilir, fiyatı ise hızla yükselebilir.

devamı

Abdülhamit’in gelininin hayat mücadelesi

II. Abdülhamit’in gelini Macide Mustafa’nın 1927’de Macaristan’da yayımlanan anıları yıllar sonra yeniden kitaplaştı. Kitap bir kadının mücadelesini Osmanlı saray hayatına içeriden bakarak anlatıyor.

Osmanlı tarihine damga vuran birçok kadının yanı sıra sarayda yaşamış, mücadele etmiş ancak adı bugün pek bilinmeyen isimler de var. II. Abdülhamit’in gelini Macide Mustafa da onlardan biri. 

İlk kez 1927’de Ádám Parsian tarafından hazırlanarak Macaristan’da yayımlanan “Macide – II. Abdülhamit’in Gelininin Anıları”, Mundi Kitap tarafından yayımlandı. Kitap, yalnızca Osmanlı sarayının ‘kapalı’ dünyasına içeriden tanıklık sunmuyor; aynı zamanda bir kadının yaşam mücadelesini de hatırlatıyor. 

Sarayda mücadele 

Macide Mustafa’nın hayatı, daha çocuk yaşta yönü belirlenen kaderiyle başlıyor. Henüz 13 yaşındayken, kendisinden 24 yaş büyük olan II. Abdülhamit’in oğlu Şehzade Abdülkadir Efendi ile evlendiriliyor. Saraya gelin olarak girse de bu evlilik onun için bir peri masalı değil, uzun yıllar sürecek mücadelenin başlangıcı oluyor. Abdülkadir Efendi’nin bitmeyen çapkınlıkları, aşkları, hanedan mensuplarının sürgün serüveni, boşanma protokolleri başta olmak üzere yaşanan tüm zorluklar, Macide Hanım’ı pes ettirmiyor.

Güzellik salonu açmış

Dönemin koşulları düşünüldüğünde attığı adımlar son derece sıra dışı. Kocasından ayrılabilmek için mahkemeye başvuruyor, çocuklarının velayeti için mücadele ediyor, ekonomik özgürlüğünü kazanıyor, ticarete atılıyor ve hatta Budapeşte’de güzellik salonu açıyor. Tüm bunlar, 20. yüzyılın başlarında bir Osmanlı hanedan kadını için alışılmışın ötesinde bir yaşam öyküsü demek… Kitabın en dikkat çekici yönlerinden biri ise sarayın gündelik yaşamına dair içeriden gözlemler. II. Abdülhamit’in ailesi, hanedanın günlük düzeni, saray protokolleri ve dönemin sosyal hayatı, tarihe ‘içeriden’ bakış sunuyor.

Aradan yaklaşık bir asır geçtikten sonra yeniden yayımlanan “Macide – II. Abdülhamit’in Gelininin Anıları”, Osmanlı’nın özel yaşamına ilgi duyan okurlar için de önemli bir kaynak niteliğinde.

Film yıldızı olmuş

Budapeşte’de tanınan bir şahıs hâline gelen ve gazetelere röportajlar veren Macide Mustafa, zamanla film yıldızı da olmuş. Macide Hanım, maddi bağımsızlığını elde etme girişimlerinin ardından, gelen bir teklifi kabul ederek, Osmanlı’da saray hayatını anlatan “Doğu’nun Prensesi” filminde başrol oynamış. Kitabın çevirmeni Tarık Demirkan, “Macide Hanım aslında kendi hayatını anlatır. Sultan II. Abdülhamit’in gelini Budapeşte’de film yıldızı olmuştur” ifadelerin kullanıyor.

Sarayın muhbir kadınları

Macide Mustafa’nın, kayınpederi II. Abdülhamit ile son görüşmesini anlattığı bölüm de dikkat çekici ayrıntılar içeriyor. Tahttan indirildikten sonra Beylerbeyi Sarayı’nda gözetim altında tutulan II. Abdülhamit’in, maiyetindeki yaklaşık 100 kişiyle birlikte burada yaşadığını aktaran Macide Hanım, bayram günlerinde aile fertlerinin kendisini ziyaret etmesine izin verildiğini belirtiyor. Ancak bu ziyaretlerin de sıkı bir denetim altında gerçekleştiğini vurgulayan Macide Hanım, görüşmeler sırasında hükümet tarafından güvenilir görülen bazı kadınların da odada bulunduğunu anlatıyor. Anılarında bu kadınların gerçek görevini ise şu sözlerle açıklıyor: “Daha sonra öğreneceğim gibi, bu kadınların görevi, konuşmaları hafızalarına iyice kaydetmek ve siyasetle ilgili hususları bağlı oldukları makama bildirmekti.” II. Abdülhamit için ise “70 yaşına giren sultan ancak ‘50’lerinde görünüyordu” ifadelerini kullanıyor. 

Nyíregyháza

Tuna Nehri’nin Budapeşte’deki su seviyesi rekor düzeyde düştü

Avrupa’nın en uzun ikinci nehri olan ve 10 ülkenin sınırlarından geçerek Karadeniz’e dökülen Tuna Nehri’nin su seviyesi, Macaristan’ın başkenti Budapeşte’de 30 santimetreye düşerek şehirde şimdiye kadar ölçülen en düşük seviyeye geriledi.

viyesi, Macaristan’ın başkenti Budapeşte’de 30 santimetreye düşerek şehirde şimdiye kadar ölçülen en düşük seviyeye geriledi.Macaristan basınındaki haberlere göre, Ulusal Su İdaresi, Budapeşte’de su seviyesinin yerel saatle 09.00’da 30 santimetreye düştüğünü bildirdi.Böylece Budapeşte’de 25 Ekim 2018’de kaydedilen 33 santimetrelik önceki en düşük seviye geride bırakıldı.Düşük su seviyesi nedeniyle nehrin bazı kesimlerinde yük ve yolcu gemilerinin seyri mümkün olmazken, Budapeşte’deki kesiminde de kısıtlamalar uygulanıyor.
Tuna Havzası’nda gelecek günlerde önemli yağış beklenmediği için su seviyesinde de yükseliş beklenmiyor.Rekor düzeyde düşük su seviyesi nedeniyle Macaristan’daki Paks Nükleer Santrali’nin üretim kapasitesi de çevre koruma kurallarına uyulması amacıyla azaltıldı.Ulusal basındaki haberlerde, Velence Gölü’nde de su seviyesinde peş peşe negatif rekorlar kırıldığı, birkaç hafta önce gölün üzerinden yürüyerek geçmenin mümkün olduğu belirtildi.Haberlerde ayrıca yeni bir sıcak hava dalgasının yaklaşmasıyla gelecek haftalarda Orta Avrupa’da en yüksek sıcaklıkların Macaristan’da görülmesinin beklendiği, önceki sıcak hava dalgası sırasında da içme suyu tedarikinde sorunlar yaşandığı aktarıldı.

Devlet işlerine F1 molası: Çek Cumhurbaşkanı, Macaristan GP’sine foto muhabiri olarak katıldı

Motor sporlarına olan ilgisiyle tanınan Çek Cumhurbaşkanı Petr Pavel, geçtiğimiz hafta sonu düzenlenen Macaristan Grand Prix’sine protokol konuğu olarak değil, FIA akreditasyonuna sahip bir foto muhabiri olarak katıldı.

26 Temmuz Pazar günü gerçekleştirilen ve 2026 Forumla 1 sezonunun yaz arasından önceki son yarışı olan Macaristan Grand Prix, üç farklı takımdan pilotun podyumu paylaşmasıyla sonlanan mücadelelere sahne oldu. Motor sporlarına yönelik tutkusuyla ve fotoğrafçılık hobisiyle tanınan Çek Cumhurbaşkanı Petr Pavel, Macaristan GP heyecanını yerinde takip etti.

Veszprém

Garbo – So Insane

16,474FansLike
639FollowersFollow