2026. Nisan 7.
Türkinfo Blog Oldal 634

Macar atletten dünya rekoru

kosuUluslararası Ultra Koşu Federasyonu (IAU) tarafından Macaristan’ın Veszprem kentinde düzenlenen 6 saatlik ultra maraton koşusunda, 92 bin 613 metre koşan Macar Gabor Muharai’nin bu alanda yeni bir dünya rekoru kırdığı açıklandı.

Bu alanda eski rekorun, 89 bin 451 metre ile Polonyalı Tomas Chawawko’ya ait olduğu bildirildi.

2012-04-03
trtspor.com.tr

Macar milli futbol takımı yükseliyor

valogatott1993 yılında FIFA tarafından başlatılan kıyaslamalı ölçümlerde Macar futbolu ilk kez bu kadar önemli bir pozisyon yakaladı. Sándor Egervári’nin teknik direktörlüğündeki Macar milli takımı ağustos ayında 45. sıradaydı. Son üç maçını da kazanan Macarlar 2012 Avrupa şampiyonasındaki İsveç’i de sıralamada yakalamak üzereler. İsveç FIFA sıralamasında 27. durumda.

2011-09-22
Turkinfo/Budapeşte

Macar futbol kulübü Ferençvaroş, satışa sunuldu

Fradi-emblemaMacaristan lig tarihi boyunca 28 lig, 20 kupa şampiyonluğu ile ülkede en fazla kupa kazanan, 1965 yılında Juventus’u yenerek Fuar Şehirleri Kupası Şampiyonu olan, Kupa Galipleri Kupası’nda final oynayan Macaristan’ın dünyaca ünlü futbol kulübü Ferençvaroş’un sahibi İngiliz işadamı Kevin McCabe kulübüyle ipleri tamamen koparttı. 2008 yılı başında Ferençvaroş’u satın alan Sheffield United’ın da sahibi olan İngiliz işadamı Kevin McCabe, kendisine ait hisselerinin yüzde 95’ni satılığa çıkardı. Ferençvaroş’u 2. ligde oynarken satın alan İngiliz işadamı McCabe’nin bu kararı taraftarların büyük öfkesine neden oldu. Bini aşkın Ferençvaroş taraftarı kulübe ait olan Albert Florian Stadı önünde protesto gösterisi düzenleyerek, Macar devletinden kulübün kurtarılmasını istedi. Kevin McCabe, Ferençvaroş’a daha fazla yatırım yapmayacağını, Macaristan’da devletin ve sponsorların verdikleri sözleri tutmadığını, açıkladı.

2011-02-19

Macaristan futbol federasyonu 110 yaşında

puskas_labdavalDünyanın en eski futbol federasyonlarının başında gelen Macaristan Futbol Federasyonu, 110 yaşına girdi. Macaristan Futbol Federasyonu’ndan yapılan açıklamada, 19 Ocak 1901 tarihinde 13 kulüp ile kurulan federasyonun, dünyanın en eski futbol federasyonlarının başında geldiği belirtildi. Macar futbolu, tarihinin en büyük başarısını, 1938 ve 1954 yıllarında Dünya Kupası’nda iki kez adını finale yazdırarak kazandı. 1938 yılında İtalya’ya karşı 4-2, 1954 yılında ise Batı Almanya’ya karşı 3-2 kaybederek ikinci olan Macaristan, bazılarına göre dünyanın ilk total futbol oynayan ekibidir. O yıllarda “Altın Takım” olarak da adlandırılan ve adeta efsane olarak kabul edilen Macaristan Milli Takımı, İngilizlerle yapılan maçlarda aldıkları farklı galibiyetlerle adını tüm dünyaya duyurdu. 1950’li yılların Macaristan Milli Takımı, futbolda büyük devrimlere imza attı. En korkunç ve etkili takım olarak nitelendirilen Macaristan, o yıllarda Brezilya, Arjantin, Almanya ve İngiltere gibi ülkeleri dize getirerek, büyük bir sükse yaptı.

2011-01-24

Özel Röportaj: Géza M. Tóth

gezatothYorumlarınızın, beğenilerinizin, paylaşımlarınızın ve eleştirilerinizin bizim için çok değerli olduğunu unutmayın ve lütfen bizden esirgemeyin.

Aşağıdaki oynatma listesinde önce kendisiyle yaptığımız röportajı, ardından da çektiği kısa filmleri bulabilirsiniz. Röportajın Türkçe altyazı seçeneği olduğunu unutmayın.

İyi seyirler!

Detaylar: ( video ) >>>

2014-11-07

Dünyaca Ünlü Macar Dans Topluluğu Gebze’de Sahne Alıyor

macar_dansGebze Belediyesi ve Macaristan’ın Kocaeli Fahri Konsolosluğu’nun ortaklaşa düzenlediği etkinlikle Kent Meydanı’ndaki Gebze Kültür Merkezi’nde özel bir gösteri sunacak.

Macaristan’ın milli bayramı dolayısıyla düzenlenen ve Gebze Belediye Başkanı Adnan Köşker’in destek verdiği gösteri, 25 Ekim günü Gebze Kültür Merkezi’nde saat 19.00’da verilecek kokteylin ardından başlayacak.

Gebze Kültür Merkezi’ndeki etkinliğe Kocaeli Valisi Hasan Basri Güzeloğlu, Macaristan Büyükelçisi Gabor Kiss, Gebze Kaymakamı Mehmet Arslan ve Macaristan İstanbul Başkonsolosu Hendrich Balazsşeref de katılacak.

MACARİSTAN FOLK DANSLARININ EN GÜZEL ÖRNEKLERİ SUNULACAK

Macaristan’ın Milli Bayramı dolayısıyla Türkiye’de üç farklı ilde yapılan Macar halk dansları gösterilerinin üçüncüsü Gebze’de gerçekleştirilecek. Gebze Belediyesi ve Macaristan’ın Kocaeli Fahri Başkonsolosluğu’nun ortaklaşa organize ettiği gösteride sahne alacak olan dans grubu, Macaristan folk danslarının en güzel örneklerini sunacak. Yaklaşık 40 kişiden oluşan grup, dünyanın birçok ülkesinde yaptığı özel şovlarla üne kavuştu. Türkiye’de ilk defa sahne alan Macaristan Ulusal Dans Topluluğu’nun GKM’de sunacağı özel gösteriye sanatsever tüm Gebzeliler davet edildi.

2014-10-25
sondakika.com

Hayatın tadı – Macar müziği

nepzeneMacar müziği denince, tek bir ulusal müzik türünden değil, insanları adeta dans etmeye zorlayan canlı bir folklor müziğinden; dünyanın her tarafında keyifle dinlenen çigan müziğinden; ve Lizst gibi, Kodaly gibi, Bartok gibi dünya devlerinin renk kattığı klâsik müzikten söz etmek gerekiyor.

Macar toplumunda müzik ve dans her zaman çok önemli bir yere sahip olmuş, hani deyim yerindeyse, Macarların ruhu asırlardan beri hep müzikle beslenmiş. Araştırmacılar, bundan yüzyıllar önce Asya’dan Avrupa’nın merkezine göç etmiş olan Macar toplumunun, geçtiği yerlerdeki diğer toplumların müziğinden bir şeyler alarak geldiklerini ve bunu Avrupa müziği ile harmanlayıp bugünkü kendi özgün ve muhteşem müziklerini oluşturduklarını söylüyorlar. Gerçekten de, bugün dinlediğiniz bir Macar halk müziğinde, doğu’dan esintiler, ya da slav, yahudi veya roman ezgilerinden parçalar bulabirsiniz.

Macar Folklor Müziği

Geleneksel Macar halk müziğini 100,000’den fazla müzik parçası oluşturuyor. Bu konuda bir çok araştırma yapılmış, ama ünlü besteciler Bela Bartok ve Zoltan Kodaly’in bütün ülkeyi tarayarak yaptıkları araştırma belki de en kapsamlı olanı. Bartok ve Kodaly’nin duydukları her melodiyi kaydederek bu zengin müzikal mirası unutulmaktan kurtardıkları kesin.

Macar folklor müziğinin en büyük özelliklerinden biri, genellikle halk danslarının da bu müziğe eşlik etmesi. Geleneksel danslar bugün de Macaristan’da bütün popülerliğini koruyor. Aslında, çoğu zaman Macar folklor müziği insanı zaten dansa eden bir müzik. Ülkenin her yerinde bulunan ve “Tanchaz”, yani “Dans evi” denilen mekânlarda sabahlara kadar geleneksel müzik eşliğinde dans etmek mümkün. Tanchaz metodu, 2011 yılından bu yana,UNESCO’nun somut olmayan miras listesinde yer alıyor.

Her bölgenin kendine has yerel dansları olsa da, en yaygın olanlar “karikazo”, “legenyes” ve “czardas”. Karikazo sadece kadınlar, legenyes sadece erkekler tarafından yapılıyor, csardas ise çiftlerin dansı. Çiçeklerle bezeli elbiseler, kat kat ve kabarık etekler, süslü başlıklar, şapka, çizme ve yelekle yapılan halk dansları, bir renk bayramı gibi. 19. yüzyılda altın çağını yaşayan legenyes’in (“verbunkos” olarak da adlandırılıyor) simge ismi János Bihari. Zamanının en ünlü Çigan kemancısı olan Bihari nota bilmeyen bir dahi. Tekniği ve repertuarı Liszt’i de etkilemiş ve eserlerinde onun melodilerini kullanmasına neden olmuş.

Çigan müziği

Macaristan’ın yaygın sembollerinden biri olan Çigan müziği, kültürel bir karışıma ve müthiş bir enstrüman çeşitliliğine sahip. Aslında, 1000 yıl kadar önce, Hindistan’dan yola çıkıp, halâ göçebe olarak bir çok değişik ülkede varlığını sürdüren Roman topluluğuna mal edilen Çigan müziği, Macaristan’da çok farklı ve özgün bir karakter kazanmış. Gerçekten de, Balkanlarda duyulan Roman müziği, ya da İspanya’nın ünlü “Gypsy” melodileri, Macar Çigan müziğine hiç benzemiyor. Genellikle hiç bir akademik eğitim almamış olan müzisyenler tarafından yılların birikimi ve ailegelenekleriyle sürdürülen bu müzik türü, çok geniş bir repertuara sahip ve doğaçlama yapmaya da çok uygun.

Macar Çigan müziği yapanlar, klasik batı müziğinin ünlü melodilerine de repertuarlarında yer veriyorlar. Örneğin Brahms’tan veya Liszt’den parçalara her zaman rastlayabilirsiniz.

Dünya devleri

Macaristan, dünya klasik müziğinde çok önemli ve özel bir yere sahip. Ferenc Liszt Macar bestecilerin en büyüğü ve çağdaşları tarafından bütün zamanların en başarılı piyanisti olarak değerlendirilmiş. Orkestra şefi ve müzik öğretmeni de olan Liszt, günümüzde kendi adını taşıyan Macar Kraliyet Müzik Akademisi’nin de kurucusu. Senfonik şiiri hemen hemen bağımsız bir müzikal form haline getiren sanatçı, aralarında Wagner’in de olduğu pek çok ünlü besteciyi etkilemiş ama konservatuara girmek için geldiği Paris’te, yabancı olduğu gerekçesiyle okula alınmamış.

Piyano için “hayatım” diyen müzisyen, önceleri Chopin’i kendisine rakip olarak görse de sonradan çok iyi iki arkadaş olmuşlar. Chopin’in Paris’teki evinde, piyanonun yanındaki küçük bir masanın üzerinde duran tek resim Liszt’in fotoğrafıymış.

Wagner ise, Liszt ile ilk tanıştığında genç, henüz tanınmayan ve yoksul biriymiş. Zamanla bağları güçlenmiş ve iyi dost olmuşlar. Liszt’in büyük kızı Cosima, Wagner’le evlenmiş. 1847’de Padişah Abdülmecit’e Dolmabahçe Sarayı’nda bir konser vermiş olan Liszt, 1886 yılında Almanya’da ölmüş.

20.yüzyıl başlarında üç olağandışı Macar müzisyen daha görüyoruz: Ferenc Erkel, Zoltan Kodaly ve Bela Bartok. Macar milli operasının yaratıcısı Ferenc Erkel, Macar millî marşının da bestecisi.

Yakın arkadaş olan ve birlikte de çalışan Bartok ve Kodaly ise Karpat havzasının tamamında, geleneksel halk ezgilerini derlemek, kaydetmek, notaya dökmek için çalışıp durmuşlar; binlerce melodiyi ve türküyü gün yüzüne çıkarmışlar. Zoltan Kodaly, çocukların müzik eğitimi üzerine kendi adıyla anılan bir yöntem de geliştirmiş.

20.yüzyıl müzik dünyasının en büyüklerinden olan Bela Bartok, etno-müzikolojinin de kurucularından. Tamamen millî şeyler yaratmayı ve geleneksel müzik belleğini korumayı çok önemsemiş. 1936 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ün davetlisi olarak Türkiye’ye gelen Bartok, Adnan Saygun ile birlikte Çukurova’da yerel müzikleri kaydetmiş, notaya dökmüş, Ankara Devlet Konservatuarı’nda Türk Halk Müziği arşivi oluşturulmasına da katkıda bulunmuş. Bugün, Osmaniye’de onun adını yaşatan bir sergi salonu ve müze bulunuyor. Ankara’da ise, Macaristan Büyükelçisinin İkâmetgâhında kendi piyanosu halâ duruyor ve kullanılıyor.

2014-10-22
http://www.diplomat.com.tr

Kına yakma sanatı

kınaKına ismini bitkisinden almaktadır. Kınanın ilk ilk olarak, süsleme amacından önce çöl insanları tarafından serinlemek için kullanılmaktaydı. Çöl insanları bu bitki yaprağını ezerek çamurla karıştırdılar ve elde ettikleri karşıma ayaklarını ve ellerini batırdılar. Bu şekilde cild üzerinde koruyucu bir tabaka oluşturan çöl sıcaklığı karşısında cilde daha bir dayanıklılık sağlamaktaydı. Ancak ellerin her tarafına kına yapılması yerine sadece avuç içine kına yapılması ve bunun da kişiye bir serinlik duygusu vermesi sayesinde, daha farklı bir amaçla da kullanılmaya başlanmıştır. Avuç içinde bir kırmızı nokta şeklinde kına yapmayı keşfeden keşfeden kadınlar, bu merkez etrafında da kınayla küçük noktalar koyarak estetik bir görüntü yakaladılar. Kına sayesinde yakalanan bu zerafet kınanın bir estetik araç olarak da kullanılmasına yol açtı.

Hindistan’da gümüş veya fildişinden yapılmış ince bir alet,Fas’ta sürme için kullanılan bir tahta , kına uygulamaları için malzeme oldu. Ve bugün de çöl köylerinde kullanılan stil budur. Ancak Hint kınasının bu kadar popüler olması ise sadece son yılda olan bir şeydir. Özellikle kınanın son on yılda kazandığı popülerlik sayesinde, sanatçılarının çoğalmasına ve kına ile ilgili uygulamaların klasik kullanılış biçiminin dışında denemelere yol açtı.

Kadın vücudunun özellikle bir bütün olarak kına uygulamaları için kullanılması bu denemelerin bir sonucu oldu. Elbette bu kına ile ilgili daha yeni tekniklerin de kullanılmasının da bir sonucuydu. Çeşitli ülkelerdeki sanatçıları, kınayı farklı malzemeler eşliğinde kullanarak estetik açıdan son derece başarılı çalışmalar yaptılar. Bu başarılı çalışmalar aynı zamanda, dövme sanatına soğuk bakan ve vücut için zararlı olmayan ve bilakis faydalı da olabilecek ama aynı zamanda süsleme açısından da en az dövme kadar vurgulayıcı bir alternatif arayan insanlar için iyi bir örnek oldu.

Kınanın dövme sanatının aksine uygulamalarındaki basitlik ve malzemelerindeki ekonomiklik de kınanın popüleritesini arttıran nedenlerden biri oldu. Ancak başarılı bir uygulaması için, kınanın doğru tanınması gerekmekte ve yanlış malzemelerden kaçınmak gerekir. İşte da kullanılabilecek yada kullanılmayacak malzemeler: Taş Kınası: Özellikle ortadoğu ülkelerinde kullanılan ve siyah bir taşın öğütülmesinden elde edilen tai kınas, kına ile aynı özelliklere sahip değildir. Her ne kadar kına olarak da bilinse de. Ve cilde olan etkisi açısından da gerçek kına gibi bir faydası da yoktur. Bu bakımdan ülkemizde taş kınası olarak da bilinen bu kınanın gerçek ile bir alakası yoktur.

Renkli kına : Kına, asla mavi, sarı, yeşil, mor veya siyah değildir. Eğer bir cilte bu tür çeşitlilikte renklerden oluşan süslemeler varsa o kına değildir. Cilteki bu farklı renkler boyadan ileri gelir. Böyle bir durumda kullanılan boyanın niteliği önemlidir. Kullanılan kınanın içinde boya maddesinin varolup olmadığının en önemli belirtisi ise en kaba biçimde kınanın kokusundan anlaşılabilmektedir.

Ceviz ve Kına: Bir çok halkta hazırlanırken karşımın içine ceviz kabuğunun tozu veya kaynatılmış ceviz kabuğunun suyu karıştırılır. Bundaki amaç kınanın daha yoğun ve koyu bir renk tonu vermesi içindir. Ancak pek çok insan cildinin de cevize karşı alerjik reaksiyonlar gösterdiği de bilinmektedir. O yüzden ceviz kullanılırken dikkat edilmelidir.

Limon ve Kına: Limon kabuğu veya suyu kınayı karartabilir. Ancak ciltte de kaşıntıya da sebep olabilir.

Siyah Kına: Siyah veya Hint kınası olarak da bilinen ve çoğunlukla aktarlarda rahatça bulunan kınaların hiçbiri gerçek değildir. Ana olarak boya katkılı maddelerdir.

Petrol, Parafin gibi akışkanlar ve Kına: Bazı ülkelerde ve özellikle Arap yarımadası, başta olmak üzere yı daha da karartmak için petrol, parafin veya temizlik maddeleri olarak da kullanılan sıvı deterjanlar da kullanılmaktadır. Bu son derece tehlikeli bir yöntemdir. İthal edilen pek çok kına bu kimyevi maddeleri barındırabilmektedir. Kına kullanıcısının özellikle paket hazır kına kullanıyorsa içindeki katkı maddelerinin ne olduğundan emin olması gerekir.

Kafur ve Kına: Genelde Hint ustaları tarafından kullanılan kafur, kınayı daha da karartmak için kullanılır. Ancak kafur özelliğinden kaynaklı olarak, sarhoş edici, midde bulandırıcı, baş döndürücü ve daha ağır rahatsızlıklara da neden olabildiğinden, hem uygulayan hem de kınayı cildine yaptıran için oldukça zahmetlidir. Kafur kullanmak bu anlamda pek tavsiye edilmez ve uygulayacılarının da çok bilinçi olması gerekir. Uygulamadanın standart bir yapılış biçimi olduğunu söylemek mümkün değildir. Çünkü en başta halktan halka hatta kişiden kişiye göre bile cilt yapısı, vücut ısısı ve ve kişinin stresli olup olmaması nın istenilen sonucu vermesinde etkilidir. Kınayı uygulayan kişi için en iyi yöntemi yine deneme yanılma yoluyla kendisi yine bulacaktır. Ve bu yüzden en iyi tarifi deneydir. Kına: Süs mü, gelenek mi? İnsanlar binlerce yıldır bedenlerini boyuyorlar. İlk örtünme, giysi dönemi başladığında bile, insanoğlu bedenini kuru bitki yapraklarıyla boyamaya girişiyordu. Bu boyama kimi zaman süs, kimi zaman da bir ifade tarzıydı. Bitkisel boyalar bugün de revaçta. Ama artık hedef açık: Süslenmek. Madonna, Erykah Badu gibi pek çok ünlü mistik imgesi bakımından dövmeden çok kınayı tercih ediyor. Hani, bizde daha çok gelinlere yakılan kınayı.. Kınanın çağlar boyunca süren öyküsü, etkisi kadar ilginç…

Aynı zamanda bir tedavi aracı Günümüzde daha çok Ortadoğu, Orta Asya, Afrika ve Avustralya’da kullanılan kınanın yapımında pek çok farklı bitki türü kullanılıyor. Kullanılan bitkiler yakılan kınanın amacına ve bulunulan bölgenin özelliklerine göre değişiyor. Kına yapımında kullanılan bitkilerin büyük çoğunluğu sıcak iklimlerde yetişiyor. Hindistan’da Mehandi, Mısır’da Khenna, Arabistan’da Al-Khanna adıyla bilinen kına, Ortadoğu ve Asya’da yaygın olan lawsonia inermis adlı bir bitkiden üretiliyor, en çok. Kırmızı ya da beyaz çiçekler veren bu bitki güzel kokusuyla fark ediliyor.

Zaman içinde, özellikle Hindistan gibi ülkelerde bu bitkiden çeşitli kremler elde edilirmiş. Güneş yanığı gibi çeşitli rahatsızlıkların tedavisinde kullanılmış. Bu arada bitkinin boya gücü de keşfedilmiş. Kınanın genel özelliği mürekkep gibi geçici ama deri üzerinde derin bir boya bırakabilmesi. Yaklaşık dört hafta kalabiliyor. Kına, saç, tırnak gibi bölgelerin boyanmasında da etkili. Yer yer kumaş boyası olarak da kullanılıyor.

Kınanın kullanıldığı deri üzerinde yarattığı bazı avantajlar var. Birincisi derinin sertleşmesi ve de kolay kolay terlememesi. İkincisi, kınalı el ya da ayağın dışardan gelen ısıya karşı serinletici bir özelik taşıması. Erkekler de kullanıyor Kına, Ortadoğu, Orta Asya, Afrika ve Avustralya’da binlerce yıldır kullanılıyor, Batıda popülerleşmesi ise 1990’ların başında gerçekleşti. Bir zamanlar sadece bir gelenek olan ve uğur getirdiğine inanılan kına, bugün Batıda bireyselliğin ve dışavurumculuğun simgesi sayılan bir sanat. Dövmenin geçmişi 5000 yıl öncesine dayanıyor, Eski Mısırlıların dövmeyi kültürel olarak içine aldığı kanıtlanmış durumda. Kınanın gelişim dövmeden biraz daha farklı.

Dövme daha çok bir güzelleştirme aracıyken, kına daha tinsel değerlere denk düşüyor. Hintliler, kınanın terapisel bir deneyim olduğuna ve kendi içine dokunmak isteyenler için bir araç olarak değerlendirilebileceğine inanmışlar. İnsanoğlunun en eski sanatlarından biri olduğu düşünülen kına, kullanıldığı hemen her kültürde, evlilik, doğum ve ölüm ile ilişkilendirilmiş. Kına, kolay bulunduğu ve ucuz olduğu için yoksul ülkelerde rahatça kullanılıyor.

Orta Asyalı kadınlar için kendisini başkalarından ayırma ve egzotik bir biçimde süsleme yolu, kına. Özel kadın arkadaşların birbirlerini boyamaları bir tören şeklinde gelişiyor. Türkiye’de gördüğümüz gelinlere kına yakılması, Hindistan’da çok yaygın. Hintli gelinin elleri ve ayakları düğünden bir gün önce güzel, menhdi tasarımlarına uygun bir biçimde boyanıyor. Hintli gelin, evlendikten sonra, kına tamamen yok olana dek çalıştırılmıyor. Arabistan’da da kına yaygın bir gelenek. Irak gibi ülkelerde kınanın bol şans getirdiğine inanılıyor. Fas’ta durum biraz daha farklı.

Kına ile bedende oluşturulan figürler farklı olgulara işaret ediyor. Hamile kadınların ayak bilekleri boyanıyor, bu boyanın onları doğuma kadar koruduğu düşünülüyor. Ailelerin kendi özel süslemeleri var, bunlar geleneksel bir biçimde kuşaktan kuşağa aktarılıyor ve gizli simgeler olarak taşınıyor. Afrikalılar belli geometrik şekillerde kına yakıyorlar. Çiçeksi Hint figürlerinden çok daha farklı, onların boyama biçimleri. Keltler ise kınayla bedenlerine çeşitli düğüm biçimleri çiziyorlar. Figürler çok karmaşık ve kolayca çizilmiyor. Her figür, Anglo Sakson kültüründe derin anlamları olan büyülü ya da tinsel simgelere işaret ediyor. Kına, hippi kültürüyle birlikte Batı’ya tanıtıldı. 1970’lerde Ossie Clarke, Zandra Rhodes gibi modacıların defilelerinin bir parçası oldu. Pek çok sanatçı kınanın kullanımından etkilendi. Kına aslında tarih boyunca erkeklerce de kullanılmış. Mısır firavunlarının da kınayla eller ve ayaklarını boyadığı biliniyor. Kimi Ortadoğu ülkelerinde erkeklerin sakallarını kınayla boyayabildiği görünüyor.

Kalyi Jag – Mori Shej, Sabina

István, a király – Oly távol vagy tőlem

16,474FansLike
639FollowersFollow