2026. Nisan 12.
Türkinfo Blog Oldal 77

Erdoğan 4 ayda ikinci kez Budapeşte’de: Türkiye ve Macaristan ilişkilerini ‘genişletilmiş stratejik ortaklık’ düzeyine çıkarıyor

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Macaristan Başbakanı Victor Orban’ın davetiyle Ağustos ayından sonra bir kez daha Budapeşte’de. AB ile ilişkileri sorunlu olan Türkiye ve Macaristan, bugün imzalayacakları bir belgeyle ilişkilerini stratejik ortaklıktan genişletilmiş stratejik ortaklık düzeyine çıkaracaklar.

Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan açıklamada, Erdoğan’ın Macaristan ziyareti sırasında Türkiye-Macaristan Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi’nin altıncı toplantısının yapılacağı ve Türkiye-Macaristan Kültür Yılı’nın açılış töreninin gerçekleştirileceği açıklandı.

Ziyaret aynı zamanda Türkiye-Macaristan Dostluk Anlaşması’nın 100’üncü yılına denk gelmesi açısından sembolik önemde görülüyor. Erdoğan, 20 Ağustos’ta da Budapeşte’yi ziyaret etmiş ve Macaristan’ın en önemli resmi bayramı kutlamalarına katılmıştı. İki lider, Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) zirvelerinde de sık sık bir araya geliyorlar.

Diplomatik kaynakların verdiği bilgiye göre, Erdoğan ve Orban iki ülke ilişkilerini “genişletilmiş stratejik ortaklık” seviyesine çıkarmayı amaçlayan yeni bir bildiriye imza atacaklar. Bu imzayla iki ülke arasındaki ilişkilerin hem ikili ilişkiler açısından hem de enerji, güvenlik ve bölgesel ortaklıklar açısından önemli olacağı kaydediliyor.

Ziyaret kapsamında yapılacak stratejik işbirliği konsey toplantısında özellikle ekonomi, ticaret, savunma sanayisi, kültür ve enerji alanlarında işbirliğine odaklanılması ve çeşitli alanlarda 16 belgenin imzalanması bekleniyor.

Kép forrása: 444.hu

Macaristan için Türkiye kilit ülke

Diplomatik kaynaklara göre, TDT’ye gözlemci üyeliği bulunan Macaristan, dış politikasını çeşitlendirmek ve doğuya açılım politikası kapsamında Orta Asya ülkeleriyle ilişkilerini geliştirmek istiyor.

TDT içindeki rolü ve Doğu-Batı arasındaki bağlantı sağlıyor olması Türkiye’yi Macaristan açısından kilit bir role taşıyor.

Bu kapsamda, Türkiye’nin enerji nakil hatları aracılığıyla Rusya, Azerbaycan ve Orta Asya doğalgaz kaynaklarını Avrupa’ya taşıyor olması Macaristan’ın enerji güvenliği konusundaki önemini daha da artırıyor.

Türkiye de Macaristan ve hat üzerindeki diğer Balkan ve Avrupa ülkelerinin gaz tedariki açısından enerji dağıtım merkezi olması politikasını sürdürmeye devam ediyor.

Macaristan’ın doğal gazının yüzde 50’si Rusya ile Türkiye arasında Karadeniz’in altından geçen Türk Akımı boru hattı üzerinden geçiyor. Buna ek olarak Azerbaycan’dan aldığı doğal gaz da Türkiye üzerinden naklediliyor.

Tartışmalı AB zirvesi sonrası temas

Erdoğan ve Orban’ın Budapeşte görüşmesi, 14-15 Aralık günlerinde yapılan tartışmalı AB zirvesi sonrasına rastlaması açısından zamanlama olarak da dikkat çekiyor.

AB içerisinde 26 ülkenin üzerinde uzlaştığı birçok konuya muhalif kalan Orban, Ukrayna ile tam üyelik müzakerelerinin başlamasına “toplantı salonunda fiziken bulunmayarak” yeşil ışık yakmış ama 50 milyar euro’luk yardımı bloke etmişti.

Erdoğan ve Orban arasında yapılacak görüşmelerde, Türkiye-AB ilişkilerinin de gündemde olması öngörülüyor.

AB liderleri, son zirvede Türkiye ile ilişkilerin geleceğini belirleyecek bir raporu konuşmayı erteleme kararı almışlar ve bu da Ankara’nın tepkisine neden olmuştu.

İsveç’in NATO üyeliğini bekleten iki ülke

Türkiye ve Macaristan’ı birleştiren diğer bir unsur ise her iki ülkenin İsveç’in NATO’ya katılımını sağlayacak katılım protokollerini henüz onaylamamış olmaları. Erdoğan ve Orban’ın bu konuda da değerlendirme yapmaları bekleniyor.

Macaristan daha önce yaptığı açıklamalarda Türkiye’nin onay sürecine paralel adım atabileceği mesajını vermişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, katılım protokolünü TBMM’ye Ekim ayı sonunda sevk etmişti. Protokol, Dışişleri Komisyonu’ndan onay aldıktan sonra Genel Kurula gelecek.

Türkiye, ABD ile yaptığı temaslarda satın almak istediği F-16 savaş uçaklarına ilişkin sürecin başlatılmasına eş zamanlı olarak adım atacağını kaydetmişti.

BBC

Macar Kültür Merkezi 10. yılını kutluyor

Liszt Enstitüsü – İstanbul Macar Kültür Merkezi, Macaristan Devleti’nin kültür alanında bir misyon birimi olarak 17 Aralık 2013 tarihinde İstiklal Caddesi’nde açıldı. 2017 yılında taşındığı Kağıthane semtinde faaliyetlerini sürdürmeye devam eden merkez bu ay itibariyle 10. yılını kutluyor. 

Kültür ve İnovasyon Bakanlığı’na bağlı kurum, Macar kültürünü her yönüyle Türkiye’de tanıtmak için modern teknolojilere sahip sergi salonları, oditoryum, kütüphane ve sınıf odalarıyla ziyaretçilerini ağırlamaya devam ediyor. Merkez, 10 yıl içerisinde film gösteriminden konsere, tiyatrodan Macarca kursa, gastronomiden çocuk atölyesine yüzlerce etkinliğe hem ev sahipliği yaptı hem de merkez dışında gerçekleşen etkinliklerde diğer kurumlara destek sundu. 

Fotoğraf: Liszt Enstitüsü Macar Kültür Merkezi Facebook sayfası

Merkez aynı zamanda, Macaristan’ın kültürel ve bilimsel araştırmaları hayata geçirmek için 21 Kasım 1916’da İstanbul’da açtığı ve bu alanda yurt dışındaki ilk devlet kurumu olan Macar Bilim Enstitüsü’nün mirasını sürdürüyor. Macar kültür diplomasisinin doğuşunu temsil eden bu tarihin İstanbul’da başlaması ve burada devam etmesi ise Macaristan için büyük bir önem taşıyor. 

Merkez bu yıl ayrıca, Macaristan ve Türkiye arasında, 18 Aralık 1923 tarihinde imzalanan “Dostluk Antlaşması”nın 100. yıl dönümü olması sebebiyle, her iki ülkede kutlanacak “2024 Macar-Türk Kültür Yılı”nın yürütücülüğünü de üstleniyor. 

Kaynak

Macar yönetmen Kristof Deak, 11. Boğaziçi Film Festivali’nde ustalık dersi verdi

Anadolu Ajansının Global İletişim Ortağı olduğu 11. Boğaziçi Film Festivali kapsamında Macar yapımcı, yönetmen ve senarist Kristof Deak, “Oscar Ödüllü Kısa Film Nasıl Yapılır” konulu ustalık dersi verdi.

Atlas 1948 Sinema’da yapılan etkinlik öncesinde yönetmen Deak’ın Oscar ödüllü “Sing” adlı kısa filmi gösterildi.

Gösterimin ardından konuşan Deak, filmin arka planına ilişkin, “Daha iyi bir dünya istiyoruz. Benim filmimde olduğu gibi. Bazı hikayeler aklınızda daha çok kalır. Bugün bununla ilgili biraz konuşacağız. Çünkü, dramatik hikayeler sizinle kalıyor. Bu filmde izleyenlere bir etki bırakmak istemiştim aslında.” dedi.

Deak, Sing’in evrensel bir deneyim filmi olduğuna dikkati çekerek, “İki küçük tatlı kızın hikayesinden çok daha geniş bir kitleye ulaşmak istedik. İnsanların bir araya gelebileceği bir dünya düşündüm. Sing çocuk filmi değil, toplumsal bir konuyu ele alan bir film.” diye konuştu.

bogaziciff Instagram sayfasi



Filminin ortaya çıkışına dair Deak, şunları kaydetti:

“İsveçli bir arkadaşım bana hikayesini anlatmıştı. Okul korosundayken tek başına şarkı söylememesi istenmiş, oradaki tek kötü sesin kendisinin olduğunu düşünmesi istenmiş. Oradaki çocukların hepsi bu şekilde düşünüyormuş. Bana anlatılan bu hikayeyi film yapmak istedim. Çocuklar bu filmde küçük tatlı bir intikam alıyorlar. Film de böyle ortaya çıktı.”

Macar yönetmen ayrıca “Best Game Ever”, “Captives” ve “The Grandson” filmleri üzerine de konuşarak bu yapımların senaryolarının ortaya çıkışıyla ilgili detayları aktardı.

Devamı

Ankara’da “Eğitimden Diplomasiye Türkiye-Macaristan İlişkileri” paneli düzenlendi

Hacettepe Üniversitesi ve Macaristan’da özel eğitim kurumu Mathias Corvinus Collegium (MCC) işbirliğinde “Eğitimden Diplomasiye Türkiye-Macaristan İlişkileri” başlıklı panel düzenlendi.

Fotoğraf: Enes Sözen: https://www.pexels.com/tr-tr/fotograf/insanlar-bina-iceride-yuvarlak-10455842/

Hacettepe Üniversitesi ve Macaristan’da özel eğitim kurumu Mathias Corvinus Collegium (MCC) işbirliğinde “Eğitimden Diplomasiye Türkiye-Macaristan İlişkileri” başlıklı panel düzenlendi.

Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi (AHBVÜ) Dekanı Prof. Dr. Fırat Purtaş, Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi’ndeki panelde yaptığı konuşmada, Ukrayna- Rusya savaşının başlamasının ardından bölgede ve Avrasya’daki jeopolitik durumun önemli derecede değiştiğini belirtti.

Purtaş, Avrupa Birliği’nin (AB) bunun ardından Rusya’ya yaptırım uygulanması nedeniyle farklı enerji kaynakları aramaya yöneldiğini anlattı.

Bu durumda Türk Devletleri Teşkilatının (TDT) AB için daha çekici bir ortak haline geldiğini kaydeden Purtaş, AB ile Orta Asya ülkeleri arasında da görüşmeler olduğunu ifade etti.

Purtaş, son 2 yılda bağlantı açısından Asya ile AB arasında enerji, ulaşım ve insan hareketliliği gibi konularda artan girişimlere işaret ederek, “Türkiye, AB için, bu bağlantı için, önemli bir ortak.” dedi.

Devamı

Macaristan, Ukrayna’ya 50 milyar dolarlık AB yardımını veto etti

Macaristan, Avrupa Birliği (AB) liderlerinin Ukrayna’yla üyelik müzakerelerinin başlatılması için anlaşmalarından saatler sonra Kiev’e yönelik 50 milyar euroluk AB yardım fonunu bloke etti.

Macaristan Başbakanı Viktor Orban, Brüksel’deki AB zrivesinin ilk günü sonrası sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Gece mesaisinin özeti: Ukrayna’ya ekstra paraya veto” ifadelerini kullandı.

AB liderleri, Ukrayna’ya yardım görüşmelerinin 2024 başlarında yeniden başlayacağını söyledi.

Ukrayna’nın, Rusya ile sürdürdüğü savaşta AB ve ABD fonları Kiev yönetimi için kritik öneme sahip.

Maddi yardımın engellendiğini, AB liderlerinin Ukrayna ve Moldova ile üyelik müzakerelerini başlatma ve Gürcistan’a adaylık statüsü verme kararından kısa süre sonra Orban duyurdu.

Macaristan uzun süredir Ukrayna’nın üyeliğine karşı çıkıyordu ancak bunu veto etmedi.

Orban’ın maddi yardımı veto etme kararını yorumlayan Hollanda Başbakanı Mark Rutte, “Hala biraz zamanımız var, Ukrayna’nın parası önümüzdeki birkaç hafta içinde bitmeyecek” dedi.

Macaristan dışında 26 ülkeyle anlaşmaya vardıklarını belirten Rutte, “Viktor Orban, Macaristan, henüz bunu yapamadı. Önümüzdeki yılın başlarında bir anlaşma yapabileceğimizden oldukça eminim. Ocak ayının sonlarını düşünüyoruz” diye konuştu.

Ukrayna ABD’nin 61 milyar dolarlık savunma yardımı paketinin de onaylamasını istiyor. Ama Washington’da Demokrat ve Cumhuriyetçi senatörler arasındaki büyük anlaşmazlıklar nedeniyle bu karar da erteleniyor.

Öte yandan Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy, ülkesinin AB’yle üyelik müzakerelerine başlanması kararını ülkesi ve Avrupa için “zafer” olarak niteledi.

Moldova Cumhurbaşkanı Maia Sandu, AB’ye katılım yolunu Ukrayna ile paylaşmanın bir onur olduğunu söyledi. “Ukrayna’nın Rusya’nın acımasız işgaline karşı cesur direnişi olmasaydı bugün burada olamazdık” dedi.

AB’yle tam üyelk müzakereleri yıllar alabiliyor, dolayısıyla birliğin son kararı Ukrayna’nın üyeliğinin garanti olduğu anlamına gelmiyor.

Iza’nın Şarkısı: Kentin İçinde Bir Anlam ve Amaç Arama Öyküsü

Yazan: Eylül Görmüş

Szabó’nun 1963’te yayımlanan kitabı, İza adlı bir genç kadının, babası ölünce köyde yaşayan annesini yalnız kalmaması için yanına almasının öyküsünü anlatıyor. Her ne kadar son derece iyi bir niyetle yapılmış bir teklif olsa da, yaşanılan deneyimin her ikisi için de pek de mutluluk verici olmayacağını kitap ilerledikçe keşfetmeye başlıyoruz.

Kent Dergisi benden “kentte yaşlılık” perspektifi üzerinden bir kitabı incelememi istediğinde henüz 6 Şubat 2023’deki depremler yaşanmamıştı. Depremden birinci derecede etkilenmeyenlerin dahi hayatında bir paradigma kaymasına sebebiyet veren bu hadiseden evvel 1917 doğumlu Macar yazar Magda Szabó’nun “İza’nın Şarkısı”nı (Yapı Kredi Kültür Yayınları, 9. Baskı, Ekim 2020, çev. Hakan Tansel) seçmiş ancak yazmaya henüz başlamamıştım. Deprem sonrasında yazıya hazırlanmak üzere kitabı elime aldığımda metne bambaşka bir gözle baktığımı, dikkatimin daha önce ilgimi çekmeyen bölümlere kaydığını fark ettim. Şüphesiz ki yaşananlar, kentle ilişkimizi bir daha eskisi gibi olamayacak biçimde değiştirdi: kente yabancılaşmamıza, içinde yaşadığımız koca yapıları her an bir sarsıntı neticesinde bizi öldürmeye muktedir canavarlar olarak görmemize sebebiyet verdi. Bu kırılmanın daha sağlam, daha güvenilir, içinde daha iyi hissedeceğimiz kentler inşa etmemize vesile olacağı umuduyla başlamak istiyorum bu yazıya. Ve tabii ki hayatını kaybeden herkese rahmet; geride kalan, yaşama yeniden tutunmaya çalışan herkese baş sağlığı ve güç dileyerek.

Depremle yaşanan kırılma ve beraberinde gelen kente yabancılaşma hissi, aslında bu kitap incelemesinden bağımsız değil; zira İza’nın Şarkısı’na “kentte yaşlılık” perspektifinden bakma fikri tam olarak kitapta sezinlediğim bu aynı hissin hafızama düşmesiyle doğmuştu. Szabó’nun ilk olarak 1963’te yayımlanan kitabı, İza adlı bir genç kadının, babası ölünce köyde yaşayan annesini yalnız kalmaması için yanına almasının öyküsünü anlatıyor. Her ne kadar son derece iyi bir niyetle yapılmış bir teklif olsa da, yaşanılan deneyimin her ikisi için de pek de mutluluk verici olmayacağını kitap ilerledikçe keşfetmeye başlıyoruz. Doktor kızıyla çok gururlanan ve onunla köydeki hayatını bırakarak başkent Budapeşte’de yaşamayı mutlulukla kabul eden anne Etelka ile savaş sonrası büyük bir hızla değişen Macar toplumunun yeni yüzünü temsil eden İza arasındaki kuşak çatışması, ikili aynı evde yaşamaya başlayınca çok daha görünür ve hissedilir hâle geliyor ve her ikisini de mutsuz eden bir dinamiğe dönüşüyor.

Fortepan / Mészáros Zoltán Budapest 1963

“Kent, yaşlı kadının kendi bedeniyle, uzuvlarıyla ilişkisini de değiştiriyor, kente yabancılaşırken Etelka kendisine de yabancılaşıyor, her bir yolculuk onu daha dalgın, daha ilgisiz, daha uzak kılıyor.”

1956’daki Macar Devrimi her ne kadar Sovyet güçleri tarafından bastırılmış ve ülke komünizmle yönetilmeye 1989’a dek devam etmiş olsa da, bu tarihin ardından toplumdaki değişim ve dönüşüm talebinin önlenemez şekilde yüzeye çıktığını; yaşamın ve kentlerin dönüşmeye başladığını göz önünde tutarak okumalı kitabı. İza yüzünü şehre dönen bu yeni kuşağın temsilcisiyken, annesi Etelka toprakla ilişkisi çok daha derin başka bir yaşam biçiminin bir örneği olarak beliriyor kitapta. İza her ne kadar toplumun daha “makbul” bir kesimine ait olsa da (okumuş, eğitimli, şehirli), kendisinin bu sosyo-ekonomik pozisyonu elde etmek için bir tür öz-disiplinle kendini katılaştırdığını, kabuk bağladığını, hayatın küçük zevklerinden uzaklaşarak aslında sadece başarıyı ve rutini odağına alan bir dünya kurduğunu, bu süreçte de soğuk, mesafeli birine dönüştüğünü ve empati duygusunu büyük ölçüde yitirdiğini görüyoruz. Aslında İza gri betonlarıyla asık yüzlü bir kentin insanlaşmış haliyken, Etelka’nın düzensiz ancak rengarenk yüzüyle bir köyü / kasabayı sembolize ettiğini düşünmek mümkün.

Kentte yaşamanın sunduğu büyük vaatler

İza, annesini yanına alma kararını bir tür kahramanlık itkisiyle alıyor. Yalnızlığından, kendine kurduğu düzenden, bağımsızlığından vazgeçmeyi göze alışının ardında yaşayacağını düşündüğü manevi tatmin ve kahramanlık arzusu var. Ancak yaptığı “fedakarlığın” annesini mutlu etmek bir yana kadını mutsuz ettiğini, günden güne soldurduğunu izleyip, beklediği şükran ve tatmini elde edemedikçe kendisi de mutsuzlaşıyor ve hatta hırçınlaşıyor. Annesine sunduğu “imkan” ve “ayrıcalık”ların ihtiyar kadını tatmin etmemesi, İza’nın büyük bir hayal kırıklığı yaşamasına sebebiyet veriyor.

İmkanlar ve ayrıcalıklar: kentte yaşamanın bize sunduğu o büyük vaatler. Özellikle bu “ayrıcalık” sözcüğü, malumunuz, lüks dairelerin, sitelerin reklamlarında sıkça karşımıza çıkar: “şehrin en prestijli bölgesinde ayrıcalıklı bir yaşam deneyimi”. Yahut şu ifade tanıdık değil mi: “her bölgeye ulaşım olanağı sunan; spordan kültüre pek çok farklı imkânla çevrelenmiş bir konut projesi”. Ancak tüm hayatını köyün imkanları kısıtlı, ayrıcalıksız ancak özgür evreninde geçirmiş Etelka için sunulan bu olanaklar, belirli bir düzen ve kurallar bütününü de temsil etmeleri itibariyle kısa sürede keyif verici ve hayatı kolaylaştırıcı olmaktan çıkıp kısıtlayıcı dinamikler haline dönüşüyorlar.

Fortepan / Farnadi Zsolt 1962 Budapest Hungária körút a Salgótarjáni utcai kereszteződésnél, balra az út túloldalán, az MTK pálya látszik.

“İza gri betonlarıyla asık yüzlü bir kentin insanlaşmış haliyken, Etelka’nın düzensiz ancak rengarenk yüzüyle bir köyü / kasabayı sembolize ettiğini düşünmek mümkün.”

Etelka’nın kızının modern dünyasının sunduğu imkanlarla karşılaştığındaki temel duygusu “işe yaramazlık” oluyor. Evde yemekleri ve temizliği yapan bir yardımcı, otomatik çalışan makineler ve tüm bunlar karşısında elinde sınırsız bir boş zaman bulan bir yaşlı kadın. Szabó, kitabının bu bölümünde hayatı “kolaylaştıran” bazı olanakların Etelka gibi bir evi ve hayatı geleneksel yöntemlerle çekip çevirmeye alışmış bir yaşlı kadına kendisini nasıl amaçsız, anlamsız ve işlevsiz hissettirebileceğini çok çarpıcı biçimde ortaya koyuyor. Geleneksel ispirto ocağında yaptığı kahve kızı tarafından tüm evi ispirto kokuttuğu için eleştirilen, pişirdiği yerel yemekler tüm apartmanı kokuttuğu için problem yaşayan, yemek artıklarını atmayıp sakladığı için eve gelen yardımcı tarafından kızına şikayet edilen Etelka, çareyi kendini evin dışına, kente atmakta buluyor.

Kentin tekinsiz, riskli ve tehlikeli yüzü

Kentin trafiğinden, kurallarından, karmaşasından ürktüğü için ancak evin yakınlarındaki bir bankta oturup geleni geçeni seyreden Etelka, bir süre sonra bankta tanıştığı bir başka yaşlı kadınla arkadaş olup onu kızının evine davet ediyor. Ancak kendine sohbet edebileceği bir arkadaş bulduğu için çok sevinçli olan ihtiyar kadının mutluluğu kısa sürüyor zira İza, iki milyon nüfuslu bir şehirde yaşadıklarını, tanımadığı kimseyle ilişki kurmaması gerektiğini, herkesin pekala katil veya hırsız olabileceğini kafasında bu mefhumların hiçbiri olmayan annesine anlatarak yaşlı kadının bu defa kentin tekinsiz, riskli ve tehlikeli yüzüyle tanışmasına sebebiyet veriyor. Bu ihtimaller karşısında ürken yaşlı kadın kendini eve kapamak ve postacıya bile kapıyı açmamak biçiminde bir reaksiyon geliştiriyor.

Bu biçimde geçen bir sürecin ardından Etelka kendini şehirde iyi hissetmenin yollarını aramaya başlıyor ve bir biçimde cesaretini toplayıp sokağa çıkıyor. İnsanlara duyduğu güvensizlik ve korku bâki olsa da, ona çok karmaşık ve ürkütücü gelen tramvay ağını bir biçimde çözüp, tramvaylarda vakit geçirmeye başlıyor. Biniyor; yol gidiyor, o da gidiyor. Etrafına bile bakmadan, şehirle göz göze gelmeden, sadece hareket ediyor olmak için yapıyor bu yolculukları. Kızı tüm gün dışarıda ne yaptığını sorduğunda “dolaştım” diyor. Dolaşıyor hakikaten ama bildiği, alışık olduğu biçimde bacaklarını kullanarak değil, motorların ve tekerleklerin kuvvetiyle. Aslında kent, yaşlı kadının kendi bedeniyle, uzuvlarıyla ilişkisini de değiştiriyor, kente yabancılaşırken Etelka kendisine de yabancılaşıyor, her bir yolculuk onu daha dalgın, daha ilgisiz, daha uzak kılıyor.

Öykünün bundan sonrasını aktarmamayı tercih edeceğim, ancak Etelka’nın koca kentte kendini ait hissedebileceği bir köşe bulamadığını söylemek isterim. Nasılını aktarmadan şu kadarını ifade etmek kâfi olmalı: kent yaşlı kadını yutuyor. Şayet bu bir savaşsa, kazanan taraf Etelka değil, şehir oluyor. Çünkü modern şehrin kuralları katı, düzeni keskin; şehir kendini eğip bükmeyi, esnemeyi reddediyor: sen bana uyumlanacaksın diyor.

Lüzumlu hissetmemek

İza’nın Şarkısı’nı “kentte yaşlılık” perspektifiyle yeniden karıştırdığımda karşıma pek çok yeni katman çıktı. Başlangıçta sadece pratik meseleler ekseninde (ulaşım ağlarının yaşlılar için karmaşık olabileceği, erişilebilirlik kapsamında yapılabilecek düzenlemeler vd.) bir şeyler yazacağımı düşünürken, aslında bunların tümünü kapsayan çok daha bütünlüklü bir yerden bakmak gerektiğini anladım. Sanırım İza’nın Şarkısı’ndan bu çerçevede öğrenilecek temel şey; kentin, yaşlılara her şeyden önce bir amaç, anlam, maksat sunması gerektiği olmalı. Özellikle kentte büyümemiş ve hayatının geç bir evresinde kente gelen yaşlıların şehirle ilişkilenmesinin, bağ kurmasının, şehirde kendilerine bir yer açabilmelerinin sağlanması için önce toplumsal mekanizmaların geliştirilmesinin, pratik çerçevedeki uygulamaların ise ortaya konulacak bu geniş perspektif çerçevesinde hayata geçirilmesinin çok daha gerçek ve işe yarar sonuçlar doğuracağı muhakkak.

“Kent yaşlı kadını yutuyor. Şayet bu bir savaşsa, kazanan taraf Etelka değil, şehir oluyor. Çünkü modern şehrin kuralları katı, düzeni keskin; şehir kendini eğip bükmeyi, esnemeyi reddediyor: sen bana uyumlanacaksın diyor.”

Bunları yazarken zihnimde çok sevdiğim Portekizli yazar Jose Saramago’nun şu cümleleri dolaşıyor: “Ben hep yalnız yaşadım ama yalnızlık yalnız yaşamak değildir, içimizdeki birine ya da bir şeye yoldaşlık edememektir. (…) Hatta öyle sanıyorum ki ilk yalnızlık işte bu; kendini lüzumlu hissetmemek.” Lüzumlu hissetmemek… İyi planlanmamış, kapsayıcı olmayan kentlerin sakinlerinin pek çoğuna, ama en çok da yaşlı nüfusuna hissettirdiği duygu bu olsa gerek. Şayet tüm sakinlerinin kendini anlamlı hissedeceği kentler yaratmayı başarırsak daha mutlu bir toplum olma yolunda önemli bir eşiği aşacağımıza içtenlikle inanıyorum.

Kitaptan bir alıntıyla bu yazıyı sonlandırmak isterim. “Pencerenin önünde dikilip Büyük Bulvar’ı seyre daldı. Mavi bir şimşeği andıran göz kamaştırıcı bir alev yüzünden gözlerini kırpmak zorunda kaldı; madeni maskeler ve kocaman eldivenler takmış adamlar bir kıvılcım yağmuru ortasında raylara eğilmişlerdi. Ateşe benziyordu ama sahici ateş değildi; işte Budapeşte’nin ateşi diye düşündü yaşlı kadın. Şaşkın, ürkek ve üzgündü.”

Yazan: Eylül Görmüş

Kaynak marmara.gov.tr

Iszkaszentgyörgy

MasterChef All Star’da Somer Şef yarışmacıyı stüdyodan kovdu

“İkinci etaba geçen kırmızı takım, İstanbul Macaristan Başkonsolosluğunda görevli konsolos  Zsuzsanna Palmai’nin konuk olduğu yarışmada Baca Kek yaptı. Yarışmacılar daha sonra tek tek tabaklarını şeflere sundu.”

Şef Somer Sivrioğlu, MasterChef All Star’ın son bölümünde, bu hafta ikinci kez tabağı çıkmayan Barbaros’u stüdyodan kovdu.

DUVAR – MasterChef All Star’ın dün akşam ekrana gelen bölümünde yarışmacılar ödül oyununu kazanmak için mücadele etti. Kırmızı ve mavi takım kestaneden çeşitli tabaklar yaptı. 

Devamı

16,474FansLike
639FollowersFollow